Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Cesaret

Kapsül Haber Ajansı - Cesaret haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Cesaret haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

“Kazanan Şirket, Denemiş Olan Şirkettir”  Haber

“Kazanan Şirket, Denemiş Olan Şirkettir” 

Cenk Çiğdemli, “Bir pazaryerine ürün koymak ya da web sitesini İngilizceye çevirmek e-ihracat yapmak anlamına gelmiyor” diyen Çiğdemli, şirketlere önce hedef pazara uygun iş modelini kurmalarını, ardından teknolojiyi seçmelerini önerdi. Çiğdemli’nin büyümek isteyen şirketlere bir diğer mesajı ise “Kazanan şirket, denemiş olan şirkettir” oldu. Toplam 6,1 trilyon dolarlık ticaret hacmini yöneten dünyanın önde gelen e-ticaret pazaryerleri, 3-5 Eylül tarihlerinde Haliç Kongre Merkezi’nde düzenlenen İstanbul Küresel E-İhracat Zirvesi’nde (IGEXX 2026) buluştu. Ticaret Bakanlığı koordinasyonunda, Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) ve Elektronik Ticaret İşletmecileri Derneği (ETİD) iş birliğiyle gerçekleştirilen zirve; Amazon, Alibaba, Walmart Marketplace, eBay, TikTok Shop, SHEIN, Tmall ve JD.com’un da aralarında bulunduğu 50’ye yakın küresel e-ticaret platformunu İstanbul’da bir araya getirdi. Zirve kapsamında düzenlenen panelde konuşan TOBB E-ticaret Meclis Üyesi ve Ticimax Kurucu CEO’su Cenk Çiğdemli, Türkiye’den dünyaya açılmak isteyen şirketlerin yaptığı hataları ve sürdürülebilir büyümenin kritik noktalarını anlattı. “Web sitesini İngilizce yapmak e-ihracat için yeterli değil” Ticimax olarak sahada yüzlerce şirketle çalıştıklarını ve binlerce şirketin ihtiyaçlarını dinlediklerini belirten Çiğdemli, e-ihracatta karşılaştığı en büyük yanılgının teknolojiyle işe başlamak olduğunu söyledi. “Benim gördüğüm en büyük hata, bir işletmenin iş modelinden önce teknolojiyi seçmesi” diyen Çiğdemli, Türkiye’de başarıyla çalışan bir e-ticaret modelinin aynı şekilde başka bir ülkeye taşınmasının sonuç vermeyebileceğine dikkat çekti. Çiğdemli, “Bir işletme yurt dışındaki bir pazaryerine ürünlerini koyduğunda ‘Ben e-ihracat yapıyorum’ zannediyor. Veya kendi web sitesini açıp dilini İngilizce yaptığında, döviz kurunu eklediğinde tamamen e-ihracata hazır olduğunu düşünüyor. Oysa Almanya’daki kullanıcının beklediği teslim süresi ve iade koşullarıyla Körfez ülkelerindeki tüketicinin alışkanlıkları ve ödeme yöntemleri birbirinden farklı” dedi. E-ihracata başlamadan önce bu 5 soruya cevap verin Şirketlerin teknoloji yatırımından önce hedef pazarın dinamiklerini çözmesi gerektiğini vurgulayan Çiğdemli’ye göre e-ihracata çıkmadan önce beş temel sorunun yanıtlanması gerekiyor: Hangi ülkeye satış yapacağım? Kime satacağım? Hangi ödeme yöntemiyle satacağım? Ürünü kaç günde teslim edeceğim? İade sürecini kaç günde tamamlayacağım? Bu soruların cevaplarının kullanılacak teknolojiyi de büyük ölçüde belirleyeceğini ifade eden Çiğdemli, “Eğer bu soruların cevabını verebiliyorsak, cevaplar zaten hangi teknolojiyi kullanmamız gerektiğini söylüyor. Veremiyorsak sorun teknoloji değil, iş modelinin henüz belirlenmemiş olmasıdır” diye konuştu. “Yarın olmak istediğiniz şirket hangi altyapıyı kullanıyor?” E-ticaret şirketlerinin teknoloji altyapısını yalnızca bugünkü ihtiyaçlarına göre seçmemesi gerektiğini belirten Çiğdemli, şirketlere üç-beş yıl sonrasını düşünerek hareket etmelerini önerdi. “Ben üç yıl sonra olmak istediğim yerde bulunan, benden beş kat büyük bir şirketi kendime örnek alıyorsam, ‘O şirket hangi altyapıyı kullanıyor?’ diye bakmam lazım” diyen Çiğdemli, teknoloji sağlayıcılarının sunduğu uzun özellik listelerinden çok, bu özelliklerin gerçek şirketler tarafından nasıl kullanıldığına bakılması gerektiğini söyledi. Yaklaşık 21 yıldır e-ticaret teknolojileri geliştirdiklerini belirten Çiğdemli, “Size yüzlerce özellik gösterebilirim. Broşürlerde veya web sitesinde ‘Bizde şu özellikler var’ diyebilirsiniz. Ama asıl soru şu; Müşteri bunları gerçekten kullanıyor mu ve o altyapıyla hedeflediği büyüklüğe ulaşabiliyor mu? Bence en iyi kriterlerden biri bu” dedi. İkinci ülkeyle birlikte e-ihracat “mühendislik işine” dönüşüyor Tek bir ülkeye satış yapmanın görece daha kolay olduğunu ifade eden Çiğdemli’ye göre asıl sınav ikinci ve üçüncü pazara açılırken başlıyor. “Birinci ülke pazarlama, ikincisi artık mühendislik işi” diyen Çiğdemli, her yeni pazarın farklı sipariş, ödeme, lojistik, depo ve iade sistemleri anlamına geldiğine dikkat çekti. Çiğdemli, “Amerika’ya satış yapacağım, Amazon depolarını kullanacağım. Bunlara entegre olabiliyor muyum? Fransa’ya gireceğim; oranın kültürüne ve farklı ödeme sistemlerine uyum sağlayabiliyor muyum? Bunların hepsini sorgulamak gerekiyor” ifadelerini kullandı. Büyüme sürecinde gözden kaçırılan konulardan birinin teknoloji maliyetleri olduğunu söyleyen Çiğdemli, şirket hacmi büyüdükçe toplam teknoloji maliyetinin artmasının doğal olduğunu ancak birim maliyetin düşmesi gerektiğini vurguladı. Çiğdemli, “Bu altyapıda büyüdükçe, satışım arttıkça maliyetim ne olacak? İşletmenin hacmi büyüdükçe birim fiyatının düşmesi lazım. Toplam maliyet elbette artacaktır ama birim fiyatları düşerek artmalı” dedi. Altyapınızı değiştirmeniz gerektiğini gösteren 3 sinyal Çiğdemli’ye göre şirketlerin mevcut e-ticaret altyapılarının büyümelerine artık yetişemediğini gösteren üç temel sinyal bulunuyor: Operasyonu yönetebilmek için sürekli daha fazla insana ihtiyaç duyulması, ihtiyaç duyulan özelleştirmelerin yapılamaması ve dönüşüm oranlarının yükselmemesi. “Belirli bir hacme geldiniz ve kendinizi artık bir kalıbın içinde hissediyorsunuz. Bazı özelleştirmelere ihtiyacınız var ve altyapı sağlayıcınız ‘Ben bu kadarım’ diyorsa artık değiştirmeniz gerekiyor” diyen Çiğdemli, buna karşılık şirketin büyüme hızına ayak uydurabilen ve yeni ihtiyaçlara çözüm geliştirebilen altyapıların değiştirilmesine gerek olmadığını söyledi. “Kazanan şirket, denemiş olan şirkettir” E-ihracatta teknolojinin ve doğru iş modelinin yanında üçüncü bir unsurun daha kritik olduğuna dikkat çeken Çiğdemli, bunu “cesaret” olarak tanımladı. Ancak cesaretin kontrolsüz yatırım anlamına gelmediğinin altını çizen Çiğdemli, “Hiçbir fizibilite yapmadan, pazarı araştırmadan, ürün gerçekten uygun fiyata satılabilecek hale gelmeden para yakmaya başlarsanız çok sayıda başarısız işletme örneği görürsünüz. Fizibilitenin düzgün yapıldığı ve ürünlerin gerçekten kârlı biçimde satılabildiği noktada ise cesaretle gelen çok büyük başarılar gördük” dedi. Türkiye’de şirketlerin artık e-ticarete girme konusunda önemli bir çekince yaşamadığını ancak aynı cesaretin e-ihracatta henüz oluşmadığını söyleyen Çiğdemli, şirketlere küçük ölçekli denemelerle yeni pazarlara açılma çağrısında bulundu: “Kazanan şirket, denemiş olan şirkettir. Çok fazla para yakmadan deneyin, test edin, farklı stratejiler uygulayın. Olmuyorsa geri dönersiniz. Ucuza geri dönmek başka bir şeydir; hiç cesaret etmemek başka bir şey. E-ihracatta başlamak, cesaret etmek ve ilerlemek değerli.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor Haber

Tezyapı İnşaat Kurucu Ortağı Kamber Tezik: Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? 1977 Tunceli doğumluyum. Kalabalık bir ailede büyüdüm. Zorluklarının yanında bana kattıkları da değerli.10 kişi aynı tencereden yemek yerseniz, paylaşmayı öğrenirsiniz. Öyle bir yoksulluk vardı ki, bir kaşığı ya da bardağı iki kardeş sırasıyla kullanırdık. Bir yudum o alırdı, bir yudum ben. Bu imkansız gelebilir, ama böyleydi. Böyle olunca başkasının hakkına saygı duymayı öğreniyorsunuz. Ya da hakkı yenilen, buna karşı bir direnç gösteriyor. Bu da esasen bir mücadele ruhu veriyor ???? Babam, bütün bu imkânsızlıklara rağmen eğitime çok önem veren biriydi. Şartlarımız kolay değildi, ama çocuklarını okutmaktan hiçbir zaman vazgeçmedi, başardı da. Çoğumuz okuduk. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? Hayatımın en önemli dönüm noktalarından biri kesinlikle gazeteciliğe başladığım gündür. Aslında oraya gelene kadar da kolay bir yolculuğum olmadı. Ailemin bizi okutacak maddi imkânı yoktu. Bu nedenle hem çalıştım hem okudum. Gazeteciliğe başlangıcım da biraz böyle oldu. Düşünün; 1988 yılında televizyonla tanıştım, 1996 yılında kalkıp gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Üstelik beni oraya gönderen, aracı olan ya da referans veren hiç kimse de yok. Bir gün kendi başıma, çat kapı gazeteye gittim ve “Ben köşe yazarlığı ya da muhabirlik için başvurmak istiyorum” dedim. Tabii hemen, “Dur bakalım, köşe yazarlığı için ciddi bir birikim gerekir. Sen önce muhabirlikten başla” dediler. İşin ilginç tarafı, o gün muhabirlik yapabilecek birikime de sahip değilim. Ama öyle bir cesaret ve özgüven var. Biraz da öğrenciliğin verdiği rahatlık var. Çünkü bir şekilde anketörlük yaparak bile hayatımı idame ettiriyorum. Daha sonra haber müdürümüz bana, “Bugüne kadar buraya kendi başına gelip bu şekilde başvuran ilk kişisin” demişti. Sanırım benim o cesaretim onun da hoşuna gitmişti ve böylece gazetecilik serüvenim başladı. Gazetecilik benim için sadece bir meslek olmadı, adeta ikinci bir okul oldu. Çok farklı insanları, kurumları ve sektörleri tanıma fırsatı buldum. Araştırmayı, soru sormayı, gözlemlemeyi ve en önemlisi insanı anlamayı orada öğrendim. Bugün iş hayatında aldığım kararlarda, insanlarla kurduğum ilişkilerde ve yöneticilik anlayışımda gazeteciliğin bana kazandırdığı o bakış açısının çok büyük payı olduğunu düşünüyorum. Sizin için 'başarı'yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Aslında hayat bir koşudur. Burada başarı da esasında başladığın ile geldiğin nokta arasındaki mesafedir. Dikkat edilecek esas şudur: Kimisi hazır bir yolda ilerlerken, kimi bir yol bulmaya ya da bir yol açmaya çalışıyor. Emin olun, inanırsanız başarırsınız. Sadece hazır bir yolda ilerleyene karşı, bir yol bulmanız gerekiyorsa, ona göre biraz daha fazla çalışacaksınız. Zorlukla karşılaştığınız her an Hannibal’e atfedilen şu sözü hatırlayın: Ya bir yol bulacağız ya bir yol yapacağız. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Size şartlardan şikâyet etmek yerine, o şartlardan bir fikir, bir fırsat çıkarmanın güzel bir hikayesini anlatacağım: Gazetecilikten sonra bir kafe açmaya karar vermiştik. Bir miktar paramız vardı ama hayal ettiğimiz kafeyi kurmaya yetecek kadar değildi. Bütçeyi yaptığımızda en büyük maliyetlerden birinin oturma grupları olduğunu gördük. O zaman kendi kendimize, “Madem yeni mobilya alacak paramız yok, bunu neden dezavantaj olarak görelim?” dedik. Kafenin adını “Eskici” koymaya karar verdik. Evlerimizdeki eski koltukları, sandalyeleri topladık, getirdik. Artık eski koltuklar fakirlikten değil, konseptten oradaydı. İnsanlar da yadırgamadı; tam tersine mekânın ruhunun bir parçası olarak gördüler. Fakat başka bir problemimiz daha vardı. Kafe ara sokaktaydı. İnsanların bizi bulması kolay olmayacaktı. Gazeteci refleksi ile bunun için de küçük bir fikir geliştirdik. Gelen müşterilerimizin siyah-beyaz fotoğraflarını çekiyor ve onlara hediye ediyorduk. Bir hafta sonra gelip alabiliyorlardı. Gelince de genellikle farklı kişilerle geliyorlar. Tekrar çekiyoruz, tekrar geliyorlar. Bu şekilde müşteri bağlanmış oldu. Ekonomik durumu iyi olmayan müşterilerimiz için de “askıda fiş” uygulamamız vardı. Parası olmayan biri gelip askıdan fişi alıyor, hesap öder gibi kasaya gidip fişi veriyor. Bu da insanların hoşuna gidiyor. Bir yıl sonra Eskici Kafe adres tariflerinde kullanılıyordu. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Başkasının yolunu bire bir takip etmeye çalışmayın. İlham alın ama kendi yolunuzu yapın. Başkasıyla aynı işi yaparsanız sadece mevcut pastadan pay alırsınız, ki bu kolay değil. Başarmak için ya yeni bir iş yapacaksınız ya da herkesin yaptığı bir işe fark katacaksınız. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Esasında lider, timini iyi kuran bir komutandır. Bu komutan, ekibini doğru kişilerden seçmişse başarılı olma şansı yüksektir. Dolaysıyla ben liderliği her şeyi bilen, her işe müdahale eden kişi olmak olarak görmüyorum. Bana göre liderin en önemli görevi doğru insanları bir araya getirmek ve doğru işe doğru kişiyi vermektir. Liderin işi de bu yapının doğru çalışmasını sağlamaktır. İki şey çok önemserim ahlak ve şeffaflık. Bu insanların size güvenmesini sağlayacaktır. Güvenin olmadığı yerde, ekibi uzun süre bir arada tutmanız mümkün değildir. Ekibe sürekli ne yapmaları gerektiğini söylemek yerine onlara güvenmeli ve sorumluluk vermelisiniz. Başarıyı takdir etmeli, ödüllendirmeli ve kutlamalısınız. Bu motivasyonu arttırdığı gibi ekibe aidiyet duygusu da kazandırır. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Esasında temel faaliyet alanımız inşaat. Dijital medya alanında bir şirketimiz var. Çok aktif değil. İnşaat tarafında hedefimiz sadece daha fazla proje yapmak değil. Daha nitelikli, teknolojiyi kullanan, çevreye ve insana karşı sorumluluğunu bilen işler ortaya koymak istiyoruz. Kendi enerji ve su ihtiyacının önemli bölümünü karşılayan deprem dayanıklılığı yüksek binalar yapmak istiyoruz. Maalesef ki mevzuat, kamu ve yerel yönetimler bu alanlarda çok geriden geliyor. Dijital medya tarafında ise dünya çok hızlı değişiyor. Özellikle yapay zekâ ile birlikte önümüzde bambaşka bir dönem açılıyor. Biz bu değişimi uzaktan izleyen değil, mümkün olduğunca erken anlayan ve işine adapte eden tarafta olmak istiyoruz. İçerik üretiminden iletişime, marka yönetiminden yeni dijital projelere kadar bu alanda ciddi bir büyüme potansiyeli görüyoruz. Tezyapı İnşaat olarak hangi alanlarda faaliyet gösteriyorsunuz? Hayata geçirdiğiniz projelerden, çalışma modelinizden ve sizi sektörde farklılaştıran yaklaşımınızdan bahseder misiniz? Tezyapı İnşaat olarak sektördeki faaliyetlerimizin iki temel ayağı var. Birincisi nitelikli tadilat ve renovasyon projeleri, ikincisi ise konut üretimi. Nitelikli tadilat tarafında Türkiye’nin iyi firmalarıyla iş ortaklığımız var. Anahtar teslim üstlendiğimiz taahhütlü işlerde, mimari, inşaat, elektrik ve mekanik süreçleri bir bütün olarak yönetiyoruz. İnşaat sektöründe işi yapacak insan bulabilirsiniz; fakat işi doğru planlayacak, farklı ekipleri aynı hedef doğrultusunda yönetecek, sahada ortaya çıkan sorunlara hızlı çözüm üretecek ve başladığı işi aynı kalite standardıyla teslim edecek profesyonel bir organizasyon bulmak o kadar kolay değil. Biz yıllar içerisinde bu açığı fark ettik ve tam olarak bunu oluşturmaya çalıştık. Bugün en büyük gücümüzün profesyonel ekiplerimiz, iş disiplinimiz ve oluşturduğumuz çalışma ahlak ve kültürü olduğunu düşünüyorum. Ekiplerimiz işini yaparken, “kendi işini yapıyormuş gibi” empati kurarak hareket ediyor. Yıllardır bu kültürü oluşturmaya çalıştık. Öte yandan kaliteyi ucuza satmıyoruz. Kalitenin bir bedeli varsa, bu işi yaptıran tarafından ödenmelidir. Zira, fiyatı aşağı çekmek istediğinizde, mutlaka bir yerden fedakârlık etmek zorundasınız. Malzemeden, işçilikten, zamandan, iş güvenliğinden ya da çalışanların çalışma koşullarından... Şunu biliyoruz: Bir yerde olağanüstü ucuz bir fiyat varsa, çoğu zaman görünmeyen bir bedel de vardır. O bedeli bazen kalitesiz malzemeyle yapı öder, bazen birkaç yıl sonra yeniden tadilat yaptırmak zorunda kalan işveren öder, bazen de emeğinin karşılığını alamayan çalışan öder. Biz Tezyapı olarak bu anlayışın dışında durmaya çalışıyoruz ve o bedeli başkasına ödetmek istemiyoruz. Nitelikli insanlarla çalışmanın, doğru malzeme kullanmanın, çalışanlarınıza insani çalışma koşulları sağlamanın, iş güvenliğinden taviz vermemenin ve işinizi zamanında teslim etmenin bir maliyeti var. Bunun da yapılan işin fiyatında bir karşılığı olması gerektiğine inanıyorum. Bu nedenle anahtar teslim projelerden en küçük tadilat işlerine kadar aynı anlayışla çalışıyoruz. Profesyonel ekiplerle, doğru malzemeyle, şeffaf teklif ve ihale süreçleriyle ilerliyoruz. Çalışanlarımızın insani koşullarda çalışmasını ve emeğinin karşılığını almasını da yaptığımız işin kalitesinden ayrı görmüyoruz. Faaliyetlerimizin ikinci ayağı olan konut üretiminde de aynı hassasiyeti gösteriyoruz… Ürettiğimiz konutlarda, özellikle statik anlamda, her zaman yerel yönetim standartlarının üzerinde durmaya çalıştık. Projede öngörülenin üzerinde, donatı ve beton kullandık, kullanıyoruz… Bunun yanında bir hayalimiz daha var: Kendi elektriğinin ve su ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayabilen, enerjiyi verimli kullanan akıllı yapılar üretmek. Bugün güneş enerjisinden yağmur suyunun geri kazanımına kadar bunun teknolojisi var. Bence burada yalnızca müteahhitlere değil, genel ve yerel yönetimlere de önemli bir sorumluluk düşüyor. Bazı standartların tercihe bırakılmaması, zaman içerisinde yapı mevzuatının doğal bir parçası haline getirilmesi gerekiyor. Öte yandan özellikle denetim süreçlerinde mevzuatın güncellenip saha gerçekleriyle uyumlu hale getirilmesi lazım. Aslında kağıt üzerinde baktığınızda, mevzuatın öngördüğü sistem doğru ve eksiksiz çalışsa, bir müteahhidin standartların dışında bir yapı üretmesi son derece zordur. Çünkü yapı ruhsatını belediye veriyor, projeler onaylanıyor, şantiye şefi atanıyor, yapı denetim kuruluşu sürece dahil oluyor. İnşaatın çeşitli aşamalarında kontroller yapılıyor, beton ve donatıyla ilgili test ve numune süreçleri yürütülüyor. Yapı tamamlandığında da gerekli şartları sağlaması halinde yapı kullanma izin belgesi veriliyor. Dolayısıyla aslında müteahhidin bu süreçlerde hiçbir dahli yok. O halde soru şu: Bütün bu mekanizmalara rağmen standart dışı yapılar nasıl ortaya çıkabiliyor? İşte gerçekte durum böyle değil. Şöyle ki paydaşları dahil edilmeden hazırlanan mevzuat sahanın gerçekleri pek uyuşmuyor. İstanbul'dan basit bir örnek vereyim. Şantiye Avcılar'da, o şantiyeyi denetlemesi gereken yapı denetim kuruluşu şehrin diğer ucunda, Tuzla'da olabiliyor. İstanbul trafiğini bilen herkes bunun pratikte ne anlama geldiğini bilir. Bu durumda, sahada denetim yapmayan yapı denetim elamanı, müteahhidi arıyor: “Abi, birkaç fotoğraf çekip gönder.” Bu durumda iş sadece müteahhidin insafına kalıyor…. Bir yapının güvenliği hiçbir zaman bu cümleye teslim edilmemeli Maraş depreminden sonra denetimler biraz daha sıkılaştırıldı, sistem daha sağlıklı hale geldi. Ama hala alınması gereken çok yol var. Örneğin şantiye şefi ataması: Bir şantiye şefi mühendis ya da mimar aynı zamanda beş şantiyede görevlendirme alabiliyor. İşin garip tarafı, bu şantiye şefi aynı zamanda tam zamanlı olarak bir firmada çalışabiliyor. Tam zamanlı bir firmada çalışan bir mimar ya da mühendisin, şefliğini yaptığı şantiyeyi denetleme şansı var mı? Bence kamunun artık kâğıt üzerinde doğru görünen sistemlerden çok, sahada uygulanabilir sistemler kurmaya odaklanması gerekiyor. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Ekonomik belirsizlik, krizler aslında bizim gibi ülkelerde iş dünyasının yabancı olduğu bir durum değil. Yıllardır değişen ekonomik koşulların içerisinde iş yapmayı, gerektiğinde hızlı karar almayı ve şartlara uyum sağlamayı öğrendik. Belirsizlik dönemlerinde en büyük hatanın paniğe kapılmak olduğunu düşünüyorum. Böyle dönemlerde daha dikkatli olacaksınız ama hareket kabiliyetinizi de kaybetmeyeceksiniz. Krizler aslında bir tsunami ya da fırtına gibidir. Bu dönemde kendinizi korumaya alıp tehlikenin geçmesini beklemeniz gerekir. Rekabette fark yaratmanın sadece fiyatla mümkün olduğuna da inanmıyorum. Her zaman sizden daha düşük fiyat veren biri çıkabilir. Ama güven, kalite ve verdiğiniz sözün arkasında durmak kolay taklit edilebilen şeyler değil. Biz özellikle bu noktada farklılaşmak istiyoruz. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? İş dünyasının bu konudaki sorumluluğunu nasıl görüyorsunuz? Ben sürdürülebilirliği sadece çevreyle ilgili bir kavram olarak görmüyorum. Elbette ki faaliyetlerimizde doğaya karşı olan sorumluluğumuzun bilincindeyiz. Ama bana göre sürdürülebilirliğin bir de insani ve toplumsal tarafı var. Belki kendi hayat hikâyem nedeniyle bu konuya biraz daha hassas bakıyorum. İmkânları sınırlı bir aileden geldim. Hem çalışıp hem okumak zorunda kaldım. Dolayısıyla bazen bir insanın hayatının, karşısına çıkan küçücük bir fırsatla bile değişebileceğini biliyorum. Kafe işlettiğimiz yıllarda yaptığımız “askıda fiş” uygulaması aslında bunun çok küçük bir örneğiydi. Parası olmayan bir öğrenci gelip o fişle bir şey yiyip içebiliyordu. O zaman bunun adına sosyal sorumluluk demiyorduk. Sadece yapılması gereken doğru şeyin bu olduğunu düşünüyorduk. Bugün de bakışım çok değişmiş değil. Bir şirket para kazanacak, büyüyecek, istihdam yaratacak; bunlar zaten iş dünyasının doğasında var. Ama faaliyet gösterdiğiniz toplumdan kazanıyorsanız, o topluma karşı da bir sorumluluğunuz olduğunu düşünüyorum. Özellikle eğitim ve gençler konusunda iş dünyasının daha fazla sorumluluk alması gerektiğine inanıyorum. Çünkü her yetenekli genç hayata aynı imkânlarla başlamıyor. Bazen ihtiyacı olan şey para bile olmayabilir; bir eğitim fırsatı, bir staj, doğru bir insanla tanışmak ya da kendisine “Sen bunu yapabilirsin” denilmesidir. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Bu değişime adapte olmak için nasıl bir yol izliyorsunuz? Dün çarık giyen babam, bugün görüntülü telefon ile konuşuyor. Bu bir yüzyıl içinde, inanılmaz bir dönüşüm. Bunu durdurmanız mümkün değil. O zaman adapte olmanız gerekir. Direnirseniz, yok olursunuz. Dolayısıyla mesele yapay zekânın hayatımıza girip girmeyeceği değil; bizim onu ne kadar doğru anlayıp kullanabileceğimiz. Esasında yapay zeka, malzeme kullanımından ihale süreçlerine kadar inanılmaz bir kolaylık sağlıyor. Ama doğru kullanmak ve insan tecrübesiyle birleştirmek şartıyla. Doğru kullanılmadığı zaman ciddi tehlikeleri olan da bir alan. Beni en fazla düşündüren konulardan biri, özellikle genç kuşakların düşünme ve üretme yeteneği üzerindeki etkisi. Gençler artık CV’sini bile yapay zekaya hazırlatıyor. Danimarka Eğitim Bakanlığı, bu konuda tedbirler aldı. Çünkü yanlış kullanıldığında, yapay zekanın, nesli ciddi şekilde tembelleştiren ve düşünme yetisini kaybetmesine yol açabilecek riskleri de var. Ben bunu navigasyona benzetiyorum. Navigasyon hayatımıza girmeden önce gittiğimiz yolları, sokakları, yönleri öğrenirdik. Bugün navigasyon olmadan yıllardır yaşadığı şehirde yolunu bulmakta zorlanan insanlar var. Çünkü kullanmadığımız bir yeteneğimizi zaman içerisinde kaybetmeye başlıyoruz. Yapay zekâda bunun çok daha büyük ölçekte yaşanma ihtimali var. Dün Çarık Giyen Babam, Bugün Görüntülü Telefon ile Konuşuyor. Bu Bir Yüzyıl İçinde, İnanılmaz Bir Dönüşüm Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere, kariyerlerini sağlam temeller üzerine inşa etmeleri için hangi kritik tavsiyeleri verirsiniz? Başarısız olmaktan korkmayın. Hiçbir şey yapmayan insanın başarılı ya da başarısız olma şansı yok. Başarısızlık, bir şeyler deneyen insanların karşılaştığı bir sonuçtur. Deneyin, kaybedebilirsiniz. Tekrar deneyin, yine kaybedebilirsiniz. Ama her denemede bir şey öğrenirsiniz. Bazen ne yapmanız gerektiğini, bazen de neyi bir daha asla yapmamanız gerektiğini öğrenirsiniz. O tecrübe zamanla sizin en büyük sermayeniz haline gelir. Bir gün bir yerde bir şey okumuştum: Deneyin batabilirsiniz, tekrar deneyin, biraz daha batabilirsiniz, tekrar deneyin. Biraz daha batabilirsiniz. En son dipten destek alıp yüzeye fırlayacaksınız. Esasında bütün özet bu. Hayatta bazen şartları seçemiyorsunuz ama o şartlar karşısında ne yapacağınızı seçebiliyorsunuz. Bir insan kaynakları eğitiminde, eğitmenin anlattığı ve esasında bakış açısını anlatan bir hikayeyi hatırladığım kadarıyla, sizinle paylaşmak isterim: İki satıcı, bir ada kabilesine ayakkabı satmaya gidiyor. Bakıyorlar ki kimse ayakkabı giymiyor. Satıcının biri geri bildirim yapıyor: Üretimi durdurun, burada kimsenin ayakkabıya ihtiyacı yok. Diğeri de “Üretimi arttırın. Burada herkesin ayakkabıya ihtiyacı var” diye bildiriyor. İşte iki farklı bakış açısı. Elinizde olmayanlara bakarak hayatınızı ertelemeyin. Elinizde olanlarla ne yapabileceğinize bakın. Paranız olmayabilir, çevreniz olmayabilir, ilk denemenizde yeterli bilginiz de olmayabilir. Öğrenebilirsiniz. Ama merakınız, çalışma isteğiniz ve bir kapıyı çalma cesaretiniz yoksa, en büyük imkânlara sahip olmanız bile sizi bir yere taşımayabilir. Bugünün gençlerinin bizim kuşağımızdan çok daha güçlü teknolojik imkânları var. Yapay zekâ bunların başında geliyor. Mutlaka kullansınlar, öğrensinler, hatta bizden çok daha iyi kullansınlar. Ama düşünme işini yapay zekâya bırakmasınlar. Öte yandan çok okusunlar, araştırsınlar, sorgulasınlar. Özellikle felsefe ve sosyoloji hayatlarının bir parçası olsun. Bu şekilde hem sorgulamayı öğrenir, hem de yaşadıkları toplumun temel davranış nedenlerini kavrayabilir ve stratejilerinizi ona göre geliştirebilirler.

ING, Geleceğin Liderlerini Practica Camp'ta Bir Araya Getirdi Haber

ING, Geleceğin Liderlerini Practica Camp'ta Bir Araya Getirdi

ING Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen etkinlikte adaylar; ING liderleri, farklı iş kollarından ekipler ve programın mezunlarıyla bir araya geldi. Katılımcılar, ING kültürünü yakından tanırken geleceğin çalışma dünyasına dair deneyim odaklı içeriklerle buluştu. ING Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hale Ökmen Ataklı, Uluslararası Yetenek Programı'nı gençlerin potansiyellerini keşfedip kariyerlerine yön verme fırsatı buldukları önemli bir gelişim yolculuğu olarak gördüklerini vurguladı. ING Türkiye, genç yeteneklere global kariyer yolculuklarında güçlü bir başlangıç sunmayı hedefleyen Uluslararası Yetenek Programı’nın önemli aşamalarından biri olan Practica Camp etkinliğini bu yıl “Cesaret, Adaptasyon & Esneklik” temasıyla gerçekleştirdi. ING Genel Müdürlüğü’nde düzenlenen etkinlikte adaylar; ING liderleri, farklı iş kollarından ekipler ve programın mezunlarıyla bir araya geldi. Katılımcılar, ING kültürünü yakından tanırken geleceğin çalışma dünyasına dair deneyim odaklı içeriklerle buluştu. Practica Camp, bu yıl genç yeteneklerin değişen dünyaya uyum sağlayabilen, çevik düşünebilen ve potansiyellerini özgürce ortaya koyabilen profesyoneller olarak gelişimlerini desteklemeyi amaçladı. ING Türkiye, “Önce kendin olursun, sonra ING’li” yaklaşımı doğrultusunda katılımcılara kendi kariyer yolculuklarını cesaretle şekillendirebilecekleri bir deneyim alanı sundu. Program boyunca katılımcılar; ING’nin strateji ve dönüşüm yolculuğundan yapay zekâ uygulamalarına, sürdürülebilirlik yaklaşımından çevik çalışma kültürüne kadar farklı başlıklarda düzenlenen oturumlara katıldı. Geçmiş dönem Uluslararası Yetenek Programı katılımcılarının deneyim paylaşımlarının yanı sıra vaka çalışmaları ve interaktif uygulamalarla adayların analitik düşünme, problem çözme ve ekip çalışması becerileri desteklendi. Etkinlik kapsamında dünyanın ilk ve tek engelli kadın ralli pilotu Kübra Denizci Keskin de genç yeteneklerle ilham veren bir sohbet gerçekleştirdi. Kamptaki değerlendirme adımlarını başarıyla tamamlayan gençler ise ING’nin geleceğini şekillendiren yetenekler arasında yerlerini alacak. Hale Ökmen Ataklı: Uluslararası Yetenek Programı'nı gençlerin potansiyellerini keşfedip kariyerlerine yön verme fırsatı buldukları önemli bir gelişim yolculuğu olarak görüyoruz. Uluslararası Yetenek Programı’nı gençlerin potansiyellerini keşfedip kariyerlerine yön verme fırsatı buldukları önemli bir gelişim yolculuğu olarak gördüklerini belirten ING Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Hale Ökmen Ataklı, “Genç yeteneklere program boyunca sunduğumuz farklı deneyimlerle onların gelişimlerini desteklemeyi ve global kariyer yolculuklarına güçlü bir başlangıç yapmalarını önemsiyoruz. ING’nin insan odaklı kültürü ve ‘Önce kendin olursun, sonra ING’li’ anlayışımız doğrultusunda, gençlerin kariyerlerini cesaretle şekillendirebilecekleri bir çalışma ortamı sunmayı hedefliyoruz. Practica Camp da bu yaklaşımımızı genç yeteneklerle buluşturduğumuz önemli bir deneyim platformu niteliği taşıyor” dedi. ING Türkiye’nin 30 yılı aşkın süredir global ölçekte yürüttüğü Uluslararası Yetenek Programı bugün 14 ülkede uygulanıyor. 18 aylık gelişim yolculuğu sunan program kapsamında katılımcılar; yerel ve global rotasyon imkânlarının yanı sıra eğitim ve sertifika programları, mentorluk desteği ve farklı kariyer rotalarında deneyim kazanma fırsatı elde ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DFC Türkiye ile Çocuklar Geleceği Tasarlıyor Haber

DFC Türkiye ile Çocuklar Geleceği Tasarlıyor

Çocuk ve gençlere ilham veren DFC Türkiye’nin Antalya’daki etkinlikte birincilik kazanan ekibi de geliştirdiği proje ve vizyonuyla DFC modelinin etkisini ortaya koyan örneklerden biri oldu. Türkiye’de “Değişim İçin Tasarım” modelini daha geniş kitlelere ulaştırmayı amaçlayan DFC Türkiye; okul öncesinden ortaöğretime kadar farklı yaş gruplarındaki öğrencilerin potansiyellerini keşfetmelerini desteklemeye devam ediyor. Antalya’da düzenlenen ‘’National Challenge 2026’’ etkinliğinde elde edilen başarı, DFC’nin kazandırdığı özgüvenin ve “Ben değiştirebilirim” anlayışının güçlü bir yansıması oldu. İlkokuldan liseye uzanan takımlar, çevrelerinde fark ettikleri sorunlara yönelik geliştirdikleri çözüm önerilerini jüriye sundu. Etkinlikte rekabetten çok birlikte üretmenin ve ortak başarı duygusunun altı çizilirken; projeler yaratıcılık, takım çalışması ve paylaşım becerileri açısından da değerlendirildi. Organizasyonda; ilkokul kategorisinde “Değişimin Elçileri”, ortaokul kategorisinde “Değişimin Kıvılcımları” ve lise kategorisinde “Değişimin Yıldızları” seçilen takımlar ödüllendirildi. Yaratıcı düşünme, cesaret, empati ve harekete geçme odağındaki DFC yaklaşımı sayesinde öğrenciler yalnızca fikir üretmekle kalmadı; toplumsal fayda yaratmaya yönelik güçlü bir bakış açısı da geliştirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tasarım Artık Rekabetin Merkezinde Haber

Tasarım Artık Rekabetin Merkezinde

Koza Halı, yeni koleksiyonlarını tanıttığı lansman etkinliğinde sektörün geleceğine dair güçlü mesajlar verdi. İş ortakları ve basın mensuplarının katılımıyla gerçekleşen organizasyonda, markanın yalnızca ürün değil, aynı zamanda yön veren bir vizyon sunduğu vurgulandı. Lansmanda konuşan Koza Halı İcra Kurulu Başkanı İbrahim Cingisiz, markanın sektördeki yaklaşımını şu sözlerle ifade etti: “Biz hiçbir zaman sadece halı üretmedik. Biz fikir ürettik. Biz duruş ürettik. Ve en önemlisi cesaret ürettik.” Cingisiz, sektördeki rekabet ortamına da dikkat çekerek, gerçek gücün doğru stratejilerden geçtiğini vurguladı. Bayi yapısının markanın en önemli gücü olduğunu belirten İbrahim Cingisiz, bu yaklaşımı şu sözlerle dile getirdi: “Bayi güçlü değilse, marka sadece bir isimdir. Bayi güçlü ise, marka zaten liderdir.” Ayrıca etkinlikte söz alan Koza Halı Yönetim Kurulu Başkanı Seddar Cingisiz ise, Koza Halı’nın uzun vadeli vizyonuna dikkat çekerek şunları söyledi: “Koza Halı olarak sadece bugünü değil, yarını da inşa eden bir anlayışla hareket ediyoruz.” Zorlu ekonomik koşullara rağmen sürdürülebilir büyüme hedefinden ödün vermeyen Koza Halı, iş ortaklarıyla birlikte hareket eden yapısını güçlendirmeye devam ediyor. Lansmanda paylaşılan stratejiler, markanın yalnızca bugüne değil geleceğe yatırım yaptığını ortaya koydu. “Tasarım Güçtür” yaklaşımıyla yeni bir döneme giren Koza Halı, hem koleksiyonları hem de iş modeliyle sektörde kalıcı bir fark yaratmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Alternatif Bank, Mart Ayına Yayılan Etkinliklerle “Birlikte Daha Eşit” Dedi Haber

Alternatif Bank, Mart Ayına Yayılan Etkinliklerle “Birlikte Daha Eşit” Dedi

“Birlikte Daha Eşit” yaklaşımıyla kurgulanan etkinlik serisi, farklı perspektifleri bir araya getirerek eşitlik konusunda çok boyutlu bir diyalog zemini oluşturdu. “Berber Dükkanı Sohbetleri”nde Erkeklik Normları ve Eşitsizlik Verileri Tartışıldı Program kapsamında, Yanındayız Derneği iş birliğiyle düzenlenen “Berber Dükkanı Sohbetleri”, toplumsal cinsiyet eşitliğine erkek perspektifinden yaklaşan dikkat çekici bir buluşma oldu. Erkeklik normlarının sembolik olarak temsil edildiği bir berber dükkanı kurgusunda gerçekleşen söyleşiye BK Partnership Yönetim Kurulu Başkanı Burhan Karaçam, Esas Gayrimenkul CEO’su Cem Eriç ve Alternatif Bank Yapılandırma, Yasal Takip Genel Müdür Yardımcısı Seçkin Mutlubaş katıldı. Söyleşide toplumsal cinsiyet eşitliği, erkeklik kalıpları, iş hayatındaki görünmez engeller ve gündelik dile yerleşmiş önyargılar üzerinden ele alındı. Söyleşide paylaşılan veriler, eşitsizliğin boyutunu çarpıcı şekilde ortaya koydu. Kadınların iş gücüne katılım oranının erkeklerin yarısı seviyesinde kaldığı, üst yönetimlerde ise kadın temsilinin belirgin şekilde düştüğü vurgulandı. Ayrıca iş hayatında “cam tavan” olarak tanımlanan görünmez engellerin, kadınların kariyer yolculuğunu nasıl şekillendirdiği örneklerle ele alındı. Katılımcılar, eşitlik için erkeklerin üstlenmesi gereken rolün altını çizerek; dil kullanımından gündelik davranışlara kadar birçok alanda dönüşümün gerekliliğine dikkat çekti. Biz Bize Sohbetler, AppleTürkiye Ülke Müdürü Resan Yüner’i Ağırladı Etkinlik serisinin bir diğer buluşmasında, Alternatif Bank CEO’su Ozan Kırmızı’nın moderatörlüğünde AppleTürkiye Ülke Müdürü Resan Yüner ağırlandı. “Biz Bize Sohbetler” başlığıyla gerçekleşen buluşmada, Yüner’in bankacılıktan teknoloji sektörüne uzanan kariyer yolculuğu ve liderlik deneyimi katılımcılarla paylaşıldı. Yüner, kariyerinin erken dönemlerinde erkek egemen ortamlarda çalışmanın getirdiği zorluklara değinirken, kadınların iş hayatında daha talepkâr ve cesur olması gerektiğinin altını çizdi. Kadın liderlerin birbirini desteklemesinin önemine dikkat çeken Yüner, kapsayıcılık ve psikolojik güvenliğin güçlü kurum kültürlerinin temel unsurları arasında yer aldığını vurguladı. A’dan Z’ye Kadın Sağlığı Konuşuldu Alternatif Bank, farkındalık çalışmalarını yalnızca iş hayatıyla sınırlı tutmayarak kadın sağlığına da odaklandı. Acıbadem Hastanesi iş birliğiyle düzenlenen “A’dan Z’ye Kadın Sağlığı” webinarında, Dr. Ecem Eren kadınların yaşam döngüsü boyunca karşılaşabileceği sağlık konularını uzman bakış açısıyla ele aldı. “Daha eşit ve kapsayıcı bir kurum kültürünü güçlendirmeye devam edeceğiz.” Etkinliklerle ilgili bir değerlendirme yapan Alternatif Bank İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Bike Tarakcı şunları söyledi: “Alternatif Bank olarak eşitlik, çeşitlilik ve kapsayıcılığı kurum kültürümüzün ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Cinsiyet, yaş, deneyim ya da farklı bakış açıları gözetmeksizin herkesin kendini değerli hissettiği, potansiyelini ortaya koyabildiği ve eşit fırsatlara erişebildiği bir çalışma ortamı yaratmayı önemsiyoruz. Bizim için kapsayıcı bir kurum kültürü, yalnızca doğru politikalarla değil; çalışanların sesinin duyulduğu, farklılıkların zenginlik olarak görüldüğü ve herkesin kendini özgürce ifade edebildiği bir anlayışla mümkün. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü kapsamında çalışanlarımızla buluştuğumuz bu etkinlik serisini de bu yaklaşımın güçlü bir yansıması olarak görüyoruz. Toplumsal cinsiyet eşitliğini farklı boyutlarıyla ele alan, kadın liderliğine, iş hayatında kadın temsiline ve kadın esenliğine dikkat çeken bu buluşmalar, kurumumuz içinde farkındalığı artırırken daha kapsayıcı ve daha eşit bir gelecek için ortak bir diyalog alanı yarattı. Önümüzdeki dönemde de çeşitlilik ve kapsayıcılık alanında farkındalık yaratan çalışmalar hayata geçirmeye, daha eşit ve daha kapsayıcı bir kurum kültürünü güçlendirmeye devam edeceğiz.” Alternatif Bank Kadınları Eşitlik Mesajını Özel Bir Video ile Anlattı Alternatif Bank, Dünya Kadınlar Günü kapsamında gerçekleştirdiği etkinliklerin yanı sıra, kurum içindeki kadınların rolünü, katkısını ve gücünü görünür kılan özel bir video çalışmasına da imza attı. Banka çalışanlarının sesiyle hayat bulan video; cesaret, emek, karar alma ve dayanışma gibi değerler etrafında şekillenirken, kadınların iş hayatındaki çok boyutlu rolüne dikkat çekildi. Videoda, “Ben bir liderim”, “Ben bir bankacıyım”, “Ben bir anneyim” ve “Ben bir ekip arkadaşıyım” ifadeleriyle kadınların farklı kimlikleri bir arada taşıdığı vurgulanırken; strateji geliştirmeden dijital dönüşüme, risk yönetiminden satışa kadar bankanın tüm kritik fonksiyonlarında kadınların aktif rol aldığı güçlü bir anlatımla ortaya kondu. Alternatif Bank’ın kadın çalışan oranlarına da yer verilen videoda, çalışanların %52’sinin, satış ekiplerinin %57’sinin kadın olduğu; yönetim kademesinde ise kadın temsilinin %33, icra kurulunda ise %44 seviyesinde bulunduğu paylaşıldı. Video, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının eseridir” sözüyle son buldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çiğdem Arslan: Başarının Formülü Cesaret, Çalışmak ve Kalite Haber

Çiğdem Arslan: Başarının Formülü Cesaret, Çalışmak ve Kalite

Kapsül Haber Ajansı olarak, iş dünyasının önde gelen isimleriyle gerçekleştirdiğimiz röportaj serisinin yeni konuğu Nox Endüstri Kurucusu ve aynı zamanda SAPI Yüzey Teknolojileri Türkiye Kurucu Ortağı Çiğdem Arslan oldu. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Çiğdem Arslan. Nox Endüstri Kurucusu aynı zamanda SAPI Yüzey Teknolojileri Türkiye Kurucu Ortağıyım. Sanayi sektöründe büyüyen, üreten, ürettikçe daha çok öğrenen biriyim. Yüzey hazırlama, kumlama, boya teknolojileri derken kendimi hem Türkiye’de hem dünyada çözüm üreten bir marka yapısının başında buldum. Ben işimi sadece bir meslek olarak görmüyorum; bir yolculuk, bir emek, bir ispat aslında. Kendi gücünü kendi emeğiyle kuran bir kadının hikâyesi. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? En net kırılma noktası: “Ben kendi markamı kuracağım,” dediğim gündü. Korkuyordum ama daha çok heyecanlıydım. Sanayide kadın olmak zaten başlı başına bir hikâye… Ama o yolda ne kadar çok engel çıktıysa, hepsini kendime güç olarak yazdım. Almanya merkezli SAPI ile ortaklık kurmak ve global projelere imza atmak da diğer önemli dönüm noktalarım oldu. Bir de şu var: Ben hep sahada olmayı seçtim. Atölyede, tersanede, fabrikada… Orada öğrendiklerim beni ben yaptı. Sizin için ‘başarı’yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Başarı, bir gün geriye dönüp “Ben gerçekten elimden gelenin en iyisini yaptım,” diyebilmek bence. Benim farkım da şu: - Çok çalışırım - Hızlı karar veririm - Sözü değil, işi konuşurum -Bir işi yapıyorsam mutlaka en kalitelisini ve en iyisini yapmak isterim. Her zaman insanların ne dediğini değil, yaptığım işin nasıl olduğunu önemsedim. Başarıyı da biraz orada buldum. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Sektörde genç bir kadın olarak var olmak kolay değildi. Bazen kapılar suratınıza kapanıyor, bazen “Bu işi yapabilir misin?” bakışlarını görüyorsunuz. Ben bu zorluğu şöyle aştım: Her projede çıtayı yükselterek. İnsanlar bir süre sonra “İyi iş çıkarıyor” demeye başladığında hiçbir önyargı tutunamıyor. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Kimseye kendinizi ispat etmeye çalışmayın. İşiniz zaten sizin adınıza konuşacak. Cesur olun, hata yapmaktan korkmayın. Bazen herkesin gitmediği yoldan gitmek gerekir. Ve ne olursa olsun: Hedef koyun, çalışın ve sabırlı olun. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Ben kendimi hiçbir zaman “yönetici” olarak görmedim; daha çok yol açan, yanında yürüyen, gerektiğinde omuz veren bir lider olmayı seçtim. Ekibimi yönlendirirken şunlara çok önem veririm: - Güven ortamı kurmak - Söz hakkı ve fikir alanı tanımak - Yetki devretmek - Birlikte çözüm üretmek Değer gören insan, bulunduğu yeri değerli kılar. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Bundan sonraki yolculuğumuzda; sadece ürün veya sistem ihraç eden bir firma değil, kendi mühendislik kültürünü, kalite anlayışını ve teknoloji bakış açısını dünyaya taşıyan bir yapı olmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki yıllarda: - Daha büyük coğrafyalarda daha stratejik ortaklıklar kurmak - Sanayide verimliliği ve güvenliği artıran akıllı sistemlere ağırlık vermek - Dijitalleşmeyi ve otomasyonu merkezimize alan yeni çözümler geliştirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bizim için hedef sadece büyümek değil; dokunduğumuz her yerde iz bırakan, güven veren, sürdürülebilir bir dünya markası olmak. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Biz hiçbir zaman “en ucuzu biziz” diyenlerden olmadık. Tam tersine: En kaliteli, en güvenilir, en uzun ömürlü çözümleri geliştirmeyi seçtik. Bu da bizi otomatik olarak rakiplerden ayırdı. Uluslararası pazarda fark yaratma stratejimiz; Türk mühendisliğinin pratik zekâsı ile Alman disiplinini birleştirmek. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Bizim işimiz direkt olarak hava kalitesini, enerji tüketimini, çalışan sağlığını etkiliyor. O yüzden sürdürülebilirlik bizim için bir “etik çizgi”. Her sistemde daha az enerjiyle daha çok verim üretmeyi hedefliyoruz. Toplumsal fayda dediğim şey ise şu: İnsanlar daha güvenli, daha sağlıklı ortamlarda çalışsın. Benim için en büyük kazanım bu. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Dijitalleşme bizim sektörde bile artık merkezde. Sistemlerde otomatik kontrol, IoT izleme, uzaktan bakım, yapay zekâ destekli analizler… Bunlar hem maliyeti azaltıyor hem de müşterilerimize daha profesyonel bir hizmet sunmamızı sağlıyor. Ben yeniliğe kapalı biri değilim. Tam tersi: “Bu teknoloji beni nasıl ileri taşır?” kısmı beni hep heyecanlandırıyor. Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere hangi tavsiyeleri verirsiniz? Çok okuyun, çok araştırın, çok çalışın. Yabancı dil öğrenin. Bir konuda gerçekten iyi olun. Sabırlı olun, kendinize zaman tanıyın. Ve belki de en önemlisi: Cesur olun. Cesaret, sizi tahmin edemeyeceğiniz yerlere götürebilir.

Çiğdem Arslan: Başarının Formülü Cesaret, Çalışmak ve Kalite Haber

Çiğdem Arslan: Başarının Formülü Cesaret, Çalışmak ve Kalite

Kapsül Haber Ajansı olarak, iş dünyasının önde gelen isimleriyle gerçekleştirdiğimiz röportaj serisinin yeni konuğu Nox Endüstri Kurucusu ve aynı zamanda SAPI Yüzey Teknolojileri Türkiye Kurucu Ortağı Çiğdem Arslan oldu. Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz? Ben Çiğdem Arslan. Nox Endüstri Kurucusu aynı zamanda SAPI Yüzey Teknolojileri Türkiye Kurucu Ortağıyım. Sanayi sektöründe büyüyen, üreten, ürettikçe daha çok öğrenen biriyim. Yüzey hazırlama, kumlama, boya teknolojileri derken kendimi hem Türkiye’de hem dünyada çözüm üreten bir marka yapısının başında buldum. Ben işimi sadece bir meslek olarak görmüyorum; bir yolculuk, bir emek, bir ispat aslında. Kendi gücünü kendi emeğiyle kuran bir kadının hikâyesi. Kariyerinizde bugünlere gelene kadar hangi önemli dönüm noktalarını yaşadınız? En net kırılma noktası: “Ben kendi markamı kuracağım,” dediğim gündü. Korkuyordum ama daha çok heyecanlıydım. Sanayide kadın olmak zaten başlı başına bir hikâye… Ama o yolda ne kadar çok engel çıktıysa, hepsini kendime güç olarak yazdım. Almanya merkezli SAPI ile ortaklık kurmak ve global projelere imza atmak da diğer önemli dönüm noktalarım oldu. Bir de şu var: Ben hep sahada olmayı seçtim. Atölyede, tersanede, fabrikada… Orada öğrendiklerim beni ben yaptı. Sizin için ‘başarı’yı tanımlar mısınız? Sizi diğerlerinden farklı kılan ve başarınızı sağlayan kişisel stratejiler neler? Başarı, bir gün geriye dönüp “Ben gerçekten elimden gelenin en iyisini yaptım,” diyebilmek bence. Benim farkım da şu: - Çok çalışırım - Hızlı karar veririm - Sözü değil, işi konuşurum -Bir işi yapıyorsam mutlaka en kalitelisini ve en iyisini yapmak isterim. Her zaman insanların ne dediğini değil, yaptığım işin nasıl olduğunu önemsedim. Başarıyı da biraz orada buldum. Başarıya giden yolda karşılaştığınız en büyük zorluk neydi ve bunu nasıl aştınız? Sektörde genç bir kadın olarak var olmak kolay değildi. Bazen kapılar suratınıza kapanıyor, bazen “Bu işi yapabilir misin?” bakışlarını görüyorsunuz. Ben bu zorluğu şöyle aştım: Her projede çıtayı yükselterek. İnsanlar bir süre sonra “İyi iş çıkarıyor” demeye başladığında hiçbir önyargı tutunamıyor. Bugün, sizin konumunuza ulaşmak isteyen birisi için en kritik öneriniz ne olurdu? Kimseye kendinizi ispat etmeye çalışmayın. İşiniz zaten sizin adınıza konuşacak. Cesur olun, hata yapmaktan korkmayın. Bazen herkesin gitmediği yoldan gitmek gerekir. Ve ne olursa olsun: Hedef koyun, çalışın ve sabırlı olun. Liderlik anlayışınızı nasıl tanımlarsınız? Ekibinizi motive etmek ve yönlendirmek için hangi stratejileri benimsiyorsunuz? Ben kendimi hiçbir zaman “yönetici” olarak görmedim; daha çok yol açan, yanında yürüyen, gerektiğinde omuz veren bir lider olmayı seçtim. Ekibimi yönlendirirken şunlara çok önem veririm: - Güven ortamı kurmak - Söz hakkı ve fikir alanı tanımak - Yetki devretmek - Birlikte çözüm üretmek Değer gören insan, bulunduğu yeri değerli kılar. Şirketinizin vizyonu ve misyonu doğrultusunda önümüzdeki yıllara dair büyük hedefleriniz nelerdir? Bundan sonraki yolculuğumuzda; sadece ürün veya sistem ihraç eden bir firma değil, kendi mühendislik kültürünü, kalite anlayışını ve teknoloji bakış açısını dünyaya taşıyan bir yapı olmayı hedefliyoruz. Önümüzdeki yıllarda: - Daha büyük coğrafyalarda daha stratejik ortaklıklar kurmak - Sanayide verimliliği ve güvenliği artıran akıllı sistemlere ağırlık vermek - Dijitalleşmeyi ve otomasyonu merkezimize alan yeni çözümler geliştirmek önceliklerimiz arasında yer alıyor. Bizim için hedef sadece büyümek değil; dokunduğumuz her yerde iz bırakan, güven veren, sürdürülebilir bir dünya markası olmak. Küresel ekonomik belirsizlikler ve rekabet ortamında şirketinizi nasıl konumlandırıyorsunuz? Yerel ve uluslararası pazarda fark yaratmak için ne yapıyorsunuz? Biz hiçbir zaman “en ucuzu biziz” diyenlerden olmadık. Tam tersine: En kaliteli, en güvenilir, en uzun ömürlü çözümleri geliştirmeyi seçtik. Bu da bizi otomatik olarak rakiplerden ayırdı. Uluslararası pazarda fark yaratma stratejimiz; Türk mühendisliğinin pratik zekâsı ile Alman disiplinini birleştirmek. Sürdürülebilirlik ve toplumsal fayda konusunda nasıl bir yaklaşım benimsiyorsunuz? Bizim işimiz direkt olarak hava kalitesini, enerji tüketimini, çalışan sağlığını etkiliyor. O yüzden sürdürülebilirlik bizim için bir “etik çizgi”. Her sistemde daha az enerjiyle daha çok verim üretmeyi hedefliyoruz. Toplumsal fayda dediğim şey ise şu: İnsanlar daha güvenli, daha sağlıklı ortamlarda çalışsın. Benim için en büyük kazanım bu. Dijitalleşme ve yapay zekâ gibi teknolojiler, iş modellerinizi nasıl dönüştürüyor? Dijitalleşme bizim sektörde bile artık merkezde. Sistemlerde otomatik kontrol, IoT izleme, uzaktan bakım, yapay zekâ destekli analizler… Bunlar hem maliyeti azaltıyor hem de müşterilerimize daha profesyonel bir hizmet sunmamızı sağlıyor. Ben yeniliğe kapalı biri değilim. Tam tersi: “Bu teknoloji beni nasıl ileri taşır?” kısmı beni hep heyecanlandırıyor. Bugünün iş dünyasında başarılı olmak isteyen gençlere hangi tavsiyeleri verirsiniz? Çok okuyun, çok araştırın, çok çalışın. Yabancı dil öğrenin. Bir konuda gerçekten iyi olun. Sabırlı olun, kendinize zaman tanıyın. Ve belki de en önemlisi: Cesur olun. Cesaret, sizi tahmin edemeyeceğiniz yerlere götürebilir.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.