Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çevre Kirliliği

Kapsül Haber Ajansı - Çevre Kirliliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çevre Kirliliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çankaya Belediyesi’nden Dijital Dönüşüm Hamlesi Haber

Çankaya Belediyesi’nden Dijital Dönüşüm Hamlesi

Kamu hizmetlerini çağın gereklerine uygun hale getiren Çankaya Belediyesi, Dijital Çankaya Dijital Dönüşüm Projesi ile belediyecilik hizmetlerini uçtan uca dijitalleştirdi. İmar ve ruhsattan sosyal hizmetlere, başvuru ve randevu süreçlerinden iletişime kadar pek çok hizmet yeniden tasarlanarak vatandaşların çevrim içi ve mobil platformlar üzerinden hızlı ve kolay erişimi sağlandı. İMAR VE ŞEHİRCİLİK SÜREÇLERİ DİJİTAL ORTAMA TAŞINDI İmar ve Şehircilik Müdürlüğü bünyesindeki başvuru süreçleri Dijital Çankaya sistemi üzerinden çevrim içi olarak alınmaya ve yönetilmeye başlandı. İmar durumu, yol kotu, mimari proje, statik ve tesisat projeleri, yapı ruhsatı, yapı kullanma izin belgesi, yapı denetim ve eksper işlemleri dahil olmak üzere çok sayıda başvuru türü dijital ortama aktarıldı. E-imar süreci tasarlanırken her başvuru türü için ön inceleme ve analizler yapıldı, ilgili bürolarla koordinasyon sağlandı. Sistem devreye alındıktan sonra personele eğitimler verilerek vatandaşlar için teknik destek ve bilgilendirme çalışmaları da yürütüldü. ENTEGRE SİSTEMLERLE HIZLI VE GÜVENLİ İŞLEM Dijital Çankaya sistemi, EBYS ve Flexcity ile entegre çalışıyor. Vatandaşlar tarafından yapılan başvurular dilekçe niteliğinde otomatik olarak EBYS’ye aktarılırken, harç ve ödeme bilgileri Flexcity üzerinden kontrol edilerek sistem ekranlarında görüntüleniyor. Bugüne kadar sistem üzerinden 19 bin 504 başvuru alınırken, 12 bin 46 başvuru tamamlandı. Dijital süreçler sonucunda 507 yapı ruhsatı ile 53 yanan veya yıkılan yapı ruhsatı düzenlendi. RUHSAT VE DENETİM HİZMETLERİNDE DİJİTAL KOLAYLIK Ruhsat ve Denetim Müdürlüğü’ne bağlı işyeri ruhsatı, mesul müdür belgesi, 24 saat çalışma ruhsatı, mesafe uygunluk raporu ve ulusal bayram günlerinde çalışma ruhsatı başvuruları da Dijital Çankaya sistemi üzerinden yapılabiliyor. E-ruhsat sisteminde toplam 1.601 başvuru alınırken, 602 başvuru süreci tamamlandı. MOBİL BELEDİYECİLİK: ÇANKAPP Çankaya Belediyesi’nin Aralık ayı itibarıyla kullanıma sunduğu Çankapp mobil uygulaması, belediye hizmetlerini vatandaşların cebine taşıdı. Uygulama üzerinden başvuru ve işlemler yapılabiliyor, talep ve şikayetler fotoğraf eklenerek iletilebiliyor, başvuru süreçleri anlık olarak takip edilebiliyor. Sosyal destek, eğitim ve danışmanlık hizmetleri, öğrenci, genç ve engelli bireylere yönelik çalışmalar, sosyal tesisler, parklar, nöbetçi eczaneler ve duyurular tek platformda sunuluyor. Belediye borçları çevrim içi ödenebilirken, randevu ve hatırlatma bildirimleri de anlık olarak alınabiliyor. SOSYAL HİZMETLER TEK PLATFORMDA Çankapp içerisinde yer alan Çek Gönder özelliği sayesinde vatandaşlar çevre kirliliği, bozuk yol ve kaldırım gibi konuları fotoğrafla belediyeye iletebiliyor. Gündüz Bakım Evleri, Öğrenci Sofrası, Patili Dostlar ve Diş Hekimi hizmetleriyle sosyal belediyecilik uygulamaları da dijital ortamda erişilebilir hale getirildi. Öğrenciler QR kod ile ücretsiz akşam yemeğinden yararlanırken, sokak hayvanlarına yönelik hizmetler ve sağlık randevuları da uygulama üzerinden takip edilebiliyor. DİJİTAL RANDEVU VE YAPAY ZEKA Evlilik işlemleri için geliştirilen dijital randevu sistemi ile yeni yıldan itibaren başvurular Dijital Çankaya üzerinden alınmaya başladı. Bridge 360 Yapay Zeka Destekli Çağrı Merkezi ise vatandaşlara 7/24 bilgi sunarak sık sorulan sorulara hızlı yanıt veriyor ve başvuru süreçlerinde yönlendirme sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SÜT-D, İklim Değişikliğiyle Mücadelede 'Hızımızı Artıralım' Çağrısı Yaptı  Haber

SÜT-D, İklim Değişikliğiyle Mücadelede 'Hızımızı Artıralım' Çağrısı Yaptı 

Temiz enerjiye adil ve kapsayıcı bir geçiş için farkındalığı artırma ve harekete geçme çağrı günü olan 26 Ocak Uluslararası Temiz Enerji Günü’nde İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi ve Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu insan ve gezegen yararına temiz enerji için yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı, enerji verimliliği uygulamaları ve mevcut en temiz enerji teknolojileri ile iklim değişikliği mücadelemizde kimseyi geride bırakmadan temiz enerji lokomotifiyle hızımızı artıralım çağrısı yaptı. İklim Dostu, Erişilebilir ve Temiz Enerji 2015’te Birleşmiş Milletler(BM) 17 Sürdürülebilir Kalkınma Amacı(SKA) ile 2030’a dek Aşırı yoksulluğu sona erdirme; Eşitsizlik ve adaletsizlik ile mücadele; İklim değişikliğini düzeltme için “Harekete Geç” diyerek çıktığımız yolda küresel başarımız düşük. SKA7: Erişilebilir ve Temiz Enerji ile SKA13:İklim Eylemi bugün kritik önemli.BM verisine göre 750 milyon insanın enerjiye erişimi yokken, yılda pişirme kirletici emisyonlarıyla 3,2 milyon erken ölüme, fosil kökenli hava kirliliğiyle 6 milyon ölüme, küresel sera gazı salımlarının yüzde 75’inden fazlasına da fosil kökenli yakmayla sebep olunuyor. Diğer yanda yenilenebilir kaynaklı kurulu enerji yatırımları gelişmekte olan ülkelerde her yıl artarak kişi başına 155 Watt’tan 341 Watt değerine ulaşsa da yeterli değil. Bu yatırımlarda her 1 dolar, fosil kaynaklı yatırımlara göre 3 misli istihdam yaratsa da, kademeli iyileşmeler olsa da SKA 7’nin “Herkes için uygun fiyatlı, karşılanabilir, güvenilir, sürdürülebilir ve modern enerjiye erişimi sağlama” hedeflerine ulaşmak mümkün değil. 2030’a dek yatırımların yılda 4 trilyon dolar’a ulaşması gerekiyor bilgisini veren SÜT-D Başkanı Prof.Dr. Filiz Karaosmanoğlu iklim dostu temiz enerjiye insan ve gezegenin erişim hakkı var dedi. Ülkemizin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefi için Enerji Prof. Karaosmanoğlu “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı 2025 Kasım sonu verisine göre kurulu gücümüzde %26,5’i hidrolik enerji, %19,7’si doğal gaz, %18’i kömür, %11,9’u rüzgâr, %20,3’ü güneş, %1,4’ü jeotermal ve %2,1’i ise diğer kaynaklar yer alırken güneş ve rüzgârın payı üçte bir oranı ile yerli-temiz enerji için kazandığımız hızın ivmesinin artarak 2035’te dört katına çıkmasını bekliyoruz.Türkiye İstatistik Kurumu en son verisine göre ülkemizde 2023’te enerji:73,8; tarım:12,0; endüstriyel işlemler ve ürün kullanımı:11,0; atık:2,3 yüzde oranlarında emisyona neden olurken toplam karbondioksit emisyonunda enerjinin payı ise yüzde 87,4 idi” sayılarına dikkat çekerek ülkemizin ikliim değişikliği mücadelesi için en iyi enerji yönetimi şart vurgusu yaptı. Enerjisini En İyi Yöneten İklimini de En İyi Yönetir Türkiye Uzun Dönemli İklim Stratejisi ile yenilenebilir enerji kaynakları kullanımı, enerji verimliliği uygulamaları ve mevcut en temiz enerji teknolojileri tartışılamaz gereği ortaya konuyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve sürdürülebilirlik odaklı eğitim, araştırma, proje gücünü ortaya koyarak “2048 Karbon Nötr İTÜ” hedefiyle ilerleyen İTÜ ana desteğinde 4-5 Mayıs 2026 tarihlerinde“Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri” temalı 11. İstanbul Karbon Zirvesi’nde enerji masada olacak. Ev sahibi olduğumuz BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı(COP31; 9-20 Kasım 2026) öncesinde konusunun ilki ve teki paydaş platformu zirvemizde mevzuatı ilerleyen Ulusal Emisyon Ticaret Sistemi ile Karbon Piyasası öncelikli başlıklar olacağını, SKA7 ve SKA13’ün irdeleneceğini ifade eden Dr. Karaosmanoğlu SÜT-D Düşük Karbon Kahramanı Ödül başvurusu sürüyor dedi. Temiz Enerji Lokomotifi Dr. Karaosmanoğlu güzelim ülkemizin yeşili, mavisi, yenilenebilir kaynak yüksek teknik potansiyeli, iklim dostu temiz enerji yatırımları için bizimle. İklim değişikliği mücadelemizde temiz enerji lokomotifiyle hızımızı artıralım çağrısı yaparak Uluslararası Temiz Enerji Günü kutlamasını sundu. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği(SÜT-D): SÜT-D, sürdürülebilir üretim ve tüketim konusunda toplumda güçlü etki yaratmak için faaliyetler yaparak, en iyi enerji, su, atık yönetimi ile kaynak verimli, mevcut en iyi teknolojilerin kullanılması; çevre kirliliği,iklim değişikliği ve biyoçeşitlilik kaybı ile mücadele edilmesi; insan ve doğa dostu sürdürülebilir yaşam kültürü ile sürdürülebilir kalkınma farkındalığının artırılması için çalışarak bilgi ve kapasite oluşturmak hedefi ile 2013 yılında kamu, iş ve akademi temsilcilerince kuruldu. SÜT-D etkinliklerinde akademi, eğitim kurumları,iş dünyası, medya, resmi erk, sivil toplum örgütleri ve yerel yönetimler ile yakın iş birliğinde olma, “Sürdürülebilirlik Yönetimi” sosyal ve teknik yönleriyle uğraş vermeyi öncelikli görmekte, bugün ve yarında insanoğlunun refah ve konforu için sivil toplum yeşil ve mavi gücünü sunmaktadır.

Güzel Koku Hijyen Göstergesi Değil! Haber

Güzel Koku Hijyen Göstergesi Değil!

Solunan kimyasalların solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabileceğine dikkat çeken Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” dedi. Güçlü kokunun hijyen göstergesi olmadığına vurgu yapan Dr. Mamçu, çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu maddelerden daha fazla etkilendiğini ifade etti. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Dilek Leyla Mamçu, temizlik kimyasallarının yanlış ve gereksiz kullanımının insan sağlığına ve çevreye zararları ile doğru ve bilinçli temizlik alışkanlıklarının önemi hakkında bilgi verdi. Yanlış kullanılan temizlik kimyasalları sağlığa zarar veriyor! Ev temizliğinde sık kullanılan yüzey temizleyicileri ve dezenfektanların, çamaşır suyu (sodyum hipoklorit), amonyak, alkoller, kuaterner amonyum bileşikleri ve sentetik kokular gibi kimyasallar içerdiğini aktaran Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Bu maddeler mikropları öldürürken, yanlış veya sık kullanıldığında insan sağlığına da zarar verebilir.” dedi. Özellikle solunum yolu ile alınan zararlı maddelerin çeşitli sağlık sorunlarına yol açabildiğine işaret eden Dr. Mamçu, “Temizlik sırasında aerosol haline gelen kimyasallar, havada askıda kalan partiküller olarak solunabilir ve bu durum, solunum sisteminde irritasyona, alerjik reaksiyonlara ve hatta astım gibi nezle-boğaz hastalıklarına sebep olabilir. Ayrıca, temizlik kimyasallarının göz irritasyonu üzerindeki etkileri de araştırmalara konu olmuştur. Birçok kimyasal, doğrudan gözle temas ettiğinde yanma, sulanma veya kızarıklık gibi belirtilere neden olur.” şeklinde konuştu. Güzel koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez! Temizlik maddelerinin kokusunun genellikle parfüm ve uçucu kimyasallardan geldiğini hatırlatan Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Koku olması, yüzeyin daha hijyenik olduğu anlamına gelmez.” dedi. Bazı ürünlerin mikropları öldürmeden sadece kokuyu bastırdığını ifade eden Dr. Mamçu, şöyle devam etti: “Güçlü koku daha fazla kimyasal solunması demektir. Bu kimyasallar, cilt irritasyonlarından solunum problemlerine kadar geniş bir sağlık spektrumunda olumsuz etkilere neden olabilir. Özellikle çocukların ve hamile kadınların kimyasallara maruz kalma riski, bu maddelerin cinsiyet bazında farklı etkileri ve çevresel etkileri, bilinçli tüketim gerekliliğini daha da ön plana çıkarıyor. Özellikle çamaşır suyu, asitli ürünler gibi başka temizleyicilerle asla karıştırılmamalı. Zehirli gaz açığa çıkabilir. Gerçek hijyen; doğru ürünün doğru miktarda ve doğru süre uygulanması ile sağlanır.” Temizlik sırasında ortamın havalandırılması şart! Masalar, tezgâhlar ve çalışma yüzeylerinin temiz ve dezenfekte edilmiş olmasının bulaşıcı hastalıkların önlenmesi için son derece önemli olduğuna dikkat çeken Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Temizlik malzemelerinin kullanımı esnasında havaya salınan kimyasalların solunmaması ve sonrasında ortamın havalandırılması yararlı olacaktır.” dedi. Sprey formdaki ürünlerin kapalı alanlarda kullanımının ise daha tehlikeli olduğunu kaydeden Dr. Mamçu, “Temizlik yaparken daha az kimyasal madde solumak için uygun havalandırma yapmak büyük önem taşır. Bu amaçla pencerelerin ve kapıların mutlaka açılması gerekir. İyi bir havalandırma, odanın havasındaki toksik maddelerin en aza indirilmesine yardımcı olur.” açıklamasını yaptı. Temizlik kimyasalları hassas gruplarda sağlık sorunlarına neden olabiliyor! Çocuklar, hamileler, yaşlılar ve alerjik bünyelerin bu kimyasallardan nasıl etkilendiğine değinen Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Çocukların solunum yolları daha hassastır. Yüzeylere temas edip ellerini ağızlarına götürebilirler. Kimyasalların bazıları hamilelerde hormonal dengeyi etkileyebilir. Yaşlıların akciğer kapasitesi ve bağışıklık sistemi daha zayıf olabilir. Alerjik bünyeler ve astımlılarda burun akıntısı, hırıltılı solunum görülebilir.” uyarısında bulundu. Dr. Mamçu, Temizlik sonrası geçmeyen öksürük, nefes almakta zorlanma, baş dönmesi veya mide bulantısı, gözlerde şiddetli yanma, ciltte kızarıklık, kaşıntı veya yanma hissi, astım veya alerji belirtilerinde artış ortaya çıkmasının kullanılan ürüne bağlı olabileceğini hatırlattı. Gereksiz antibakteriyel ürün kullanımı, sağlık sorunlarına ve çevre kirliliğine yol açıyor! Antibakteriyel ürünlerin gereksiz kullanımının ne gibi sağlık ve çevre sorunları ortaya çıkarabileceği hakkında bilgi veren Dr. Dilek Leyla Mamçu, “Dirençli bakterilerin gelişmesi, bağışıklık sisteminin bozulması, cilt florasının bozulması gibi sağlık sorunlarına ve kimyasalların suya karışarak çevre kirliliği oluşturmasına neden olur.” dedi. Temizlik ürünlerinin içerisinde yer alan zararlı kimyasallardan korunmak için önerilerde bulunan Dr. Mamçu, sözlerini şöyle tamamladı: “Temizlik ürünlerinin etiketlerini doğru okumak çok önemlidir. Hangi ürünün hangi içeriklerle temas etmemesi gerektiği hakkında bilgi sahibi olmak kimyasal reaksiyonla ortaya çıkabilecek olumsuz etkileri minimize eder. Kimyasal içeriği azaltılmış veya tamamen doğal ürünler tercih edilebilir. Evde sirke, karbonat ve limon gibi malzemelerle doğal temizlik ürünleri yapılabilir.

Kadıköy’de Sahil Temizliği Haber

Kadıköy’de Sahil Temizliği

Kadıköy Belediyesi, İstanbul Kalkınma Vakfı (İKV), İstanbul Avrupa Birliği (AB) Bilgi Merkezi ve AB Türkiye Delegasyonu iş birliğiyle 1 Kasım Cumartesi günü Caddebostan Sahili’nde ‘AB Sahil Temizleme Etkinliği’ düzenlendi. Avrupa Birliği’nin İklim Diplomasisi Haftası kapsamında, dünyanın birçok ülkesinde eş zamanlı olarak gerçekleştirilen etkinlikte; iklim değişikliği, çevre kirliliği ve atıkların ayrıştırılması konularında farkındalık yaratmak hedeflendi. Etkinliğe; Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Soydan Alkan, İKV Genel Sekreter Yardımcısı M. Gökhan Kilit, İstanbul’daki AB üyesi ülkelerin başkonsolosluk ve misyon temsilcileri, üniversite öğrencileri ve sivil toplum kuruluşlarının üyeleri katıldı. ‘AB Sahil Temizleme’ kampanyasının bir parçası olarak Caddebostan Sahili’ndeki atıkları temizlemek için toplandıklarını belirten İKV Genel Sekreter Yardımcısı Gökhan Kilit, “Aslında bu AB’nin küresel bir etkinliği. Özellikle bugün sahillerin temizliğiyle çöplerin denizlerimize karışmaması için dikkat çekeceğiz. Geçtiğimiz yıl bu kampanya 53 ülkede düzenlendi, 13 bine yakın gönüllü katıldı ve yaklaşık 400’e yakın etkinlik düzenlendi.” dedi. ATIKSIZ YAŞAM MİSYONU Kadıköy Belediye Başkan Yardımcısı Soydan Alkan, “Bugün Caddebostan sahilinde, denizimizi ve çevremizi korumak için bir aradayız. Bu etkinlik, doğaya ve geleceğimize sahip çıkmanın güzel bir örneği. Kadıköy Belediyesi olarak uzun süredir ‘Atıksız Yaşam’ vizyonuyla, ilçemizde geri dönüştürülebilir atıkları topluyoruz. Ayrıca 334 geri dönüşüm kumbarası, 393 cam kumbarası, 182 atık pil kutusu ve her aile sağlığı merkezinde atik ilaç kutusu ile sistemli bir ayrıştırma sağlıyoruz.” şeklinde konuştu. 1. Sınıf Atık Getirme Merkezi’nin koordinasyonuyla her yıl yaklaşık 5 bin ton atığın çöp sahalarına gitmesini önleyip ekonomiye kazandırdıklarını kaydeden Alkan, “‘Temiz deniz ve suyumuza sahip çıkma’ mottosuyla özellikle tesislerimizde yağmur sularını topluyor, bunları süpürge araçlarımızla çevre temizliğinde kullanıyoruz.” diye konuştu. Kadıköy’ün nüfus yoğunluğu ve ziyaretçi trafiğine dikkat çeken Alkan, “Kadıköy’ün ilçe nüfusu yaklaşık 460 bin. Ancak biz bu bütçeyle, hafta sonları ortalama 2 buçuk ila 3 milyon, hafta içi ise 1 buçuk ila 2 milyon insanın nefes alıp gezdiği bir ilçe. Biz 400 bin nüfusun bütçesiyle her gün yaklaşık 2 milyon kişiye hizmet sunuyoruz. Bu kapsamda etkinlik bizim için çok değerli.” ifadelerini kullandı. AMAÇ FARKINDALIK YARATMAK Kadıköy Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü’nden Nihan Ayışık, “Bu etkinlikteki amacımız sahil ve denizlerimizdeki kirliliğe dikkat çekip, farkındalık yaratmak. Sahili temizlerken atıkların, ayrı ayrı toplanmasına dikkat ediyoruz. Sigara izmariti ve peçete gibi çöpleri siyah poşette toplayıp çöp olarak alıyoruz. Kâğıt, plastik gibi geri dönüştürülebilir malzemeleri mavi poşetlerde topluyoruz. Böylece ekonomiye geri kazandırıyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yanlış Atık Yönetimi, Gezegenin En Büyük Tehdidi Haline Geldi! Haber

Yanlış Atık Yönetimi, Gezegenin En Büyük Tehdidi Haline Geldi!

Üsküdar Üniversitesi Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, dünyayı bekleyen çevresel riskleri anlattı. Çevre sağlığı önemli ve hassas bir konu! Çevre sağlığının uzun yıllardır gündemde olması, pek çok bilimsel ve teknolojik gelişme sayesinde bu alandaki bilgimizin artmasına rağmen hala önemli ve hassas bir konu olma özelliğini koruduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde atık suların arıtılmasından, suyun dezenfeksiyonuna, atık yönetiminden kirlilik izleme teknolojilerine kadar pek çok gelişim gösteren alan maalesef nüfus artışı ve üretim süreçlerinden çıkan pek çok atıkla başa çıkmakta zorlanmaktadır.” dedi. Güncel sorunlar, hava, su ve toprak kirliliği… Günümüzde farklı bölgelerde farklı çevresel sorunların kendini gösterdiğine işaret eden Dr. Adiller, “Sanayi bölgeleri ve yoğun nüfusa sahip şehirlerde hava kirliliği, su kirliliği, yanlış atık yönetiminden kaynaklı toprak kirliliği yoğun bir şekilde görülürken, bir yandan da iklim değişikliği su ve toprak gibi doğal kaynakları baskı altına almaktadır.” diye konuştu. Çevre kirliliği ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor! Çevre kirliliğinin insan sağlığı üzerindeki etkilerini de değerlendiren Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şöyle devam etti: “Aslında çevresel anlamda her türlü kirliliğin kısa ve uzun vadeli etkileri bulunduğu gibi doğrudan ve dolaylı etkileri bulunmaktadır. Hava, su ya da toprakta bulunan kirleticilerin bazıları kısa süreli anlık sağlık sorunları yaratırken bazıları uzun sürede kendini göstermekte ve ciddi sağlık sorunlarına yol açmaktadır. Ayrıca bir çevre bileşeninde kendini gösteren kirlilik bir diğerinde bozulmaya yol açmakta ve beklenmedik sonuçlar doğurabilmektedir. Örneğin içerisinde zararlı maddeler bulunan bir su ile sulanan bitkiler gıda güvenliği riski oluşturabilmektedir.” Bir kot pantolon üretiminde 3 bin 781 litre su tüketiliyor Bireylerin günlük yaşamda alabileceği önlemlere de işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Bireyler günlük hayatlarında öncelikle çevre sağlığını koruma amaçlı önlemler almalıdırlar. Çünkü her ne kadar tüketiciler doğrudan çevreyi kirletmese de çevreyi kirleten üreticilerden aldıkları ürünlerle ya da fazla tüketimleri sonuçlarında ortaya çıkan atıklarla çevre kirliliğine ortak olmaktadırlar. Bu yüzdende her tüketici aldığı herhangi bir ürününün -ne kadar masum olursa olsun- üretim sürecinin çevreye zararı olduğunun bilincinde olmalıdır. Çünkü üretim sürecinde ortaya çıkan atıklar ne kadar doğru biçimde yönetilirse yönetilsin, her üretim sürecinde ortaya çıkan atık ya da kullanılan doğal kaynak çevrede bir iz bırakmaktadır. Bunun en önemli örneklerinden biri de su tüketimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Örneğin Birleşmiş Milletler Çevre Programı UNEP verilerine göre bir kot pantolon üretiminde 3 bin 781 litre su tüketilmektedir. Su sıkıntısı yaşadığımız bu günlerde bunun aslında hayatımız için ne kadar önemli olduğunu tahmin edebiliriz.” şeklinde konuştu. Türkiye hızla “su fakiri” ülke olmaya doğru gidiyor Su kıtlığına dikkat çeken Dr. Adiller, şöyle devam etti: “Su canlı hayatı için en temel ihtiyaçlardan biridir. Ve bu kadar önemli olan bir ihtiyaç maalesef ülkemizde ve içinde bulunduğumuz coğrafyada iklim değişikliği etkisiyle giderek azalmaktadır. Ortadoğu ve Akdeniz ülkeleri iklim değişikliğinden en çok etkilenen ülkeler arasında yer almaktadır. Ülkemiz su kaynakları açısından değerlendirildiğinde su stresi yaşayan ülkeler kategorisinde yer almakta ve hızla su fakiri ülke olma yolundadır. Bu noktada bizlere düşen doğrudan ve dolaylı olarak kullandığımız su miktarını azaltmaya çalışmaktır. Genellikle su tasarrufu denince akla diş fırçalarken musluğu kapatma önerisi gelmektedir. Ancak bu öneri çok kısıtlı bir tasarruf sağlamaktadır. Bireysel olarak kullandığımız su doğrudan ve dolaylı kullanım olarak 2 sınıfa ayrılır. Doğrudan kullandığımız su günlük ihtiyaçlarımız için musluğumuzdan tükettiğimiz suyu tarif etmektedir. Dolaylı kullandığımız su ise, tüm ihtiyaçlarımızın üretim süreçleri için harcanan su miktarını ifade etmektedir. Günümüzde büyük şehirde yaşayan bir kişinin doğrudan su tüketimi kabaca günlük 200 litre seviyesindedir. Ancak aynı kişinin ortalama günlük dolaylı su tüketimi 4 bin litrenin üzerinde olabilir. Örneğin satın aldığınız bir akıllı telefonun üretim süreçlerinde 12 bin litreden fazla su tüketilmektedir. Bu açıdan bakıldığında tüketim alışkanlığını değiştirmek yılda milyonlarca litre su tasarrufuna sebep olabilir.” Enerji tasarrufu da doğanın korunmasında önemli bir unsur Enerji tasarrufuna da değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, şunları söyledi: “Enerji tasarrufu da benzer şekilde doğanın korunmasında ve sürdürülebilirlik konusunda bir diğer önemli unsurdur. Dünyanın pek çok ülkesinde yenilenebilir enerji yatırımları yapılsa da günümüzde hala enerji önemli bir oranda doğalgaz ya da kömür gibi fosil kaynaklar yardımıyla gerçekleştirilmektedir. Fosil yakıtlar yardımıyla üretilen bu enerjinin bedeli ne kadar önlem alınıyor olsa da hava kirliliği, karbon emisyonları ve hatta asit yağmurları olmaktadır. Hava kirliliğine bağlı ortaya çıkan hastalıklar, karbon emisyonlarındaki artıştan etkisini arttıran iklim değişikliği ve asit yağmurlarından kaynaklanan tarımsal verim kaybının bedeli ekolojik açıdan ve halk sağlığı açısından büyük olmaktadır. Ayrıca bu durumun geri çevrilmesi için ekonomik bedeller de ödenmektedir.” Araştırmalar kanımızda bile mikro boyutta plastik kalıntıları olduğunu gösteriyor Atık yönetiminde bireylerin sorumluluğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Dünyamızda hiçbir madde sınırsız değildir. Bunun yanı sıra bir madde bir anda yok olmaz. Üretim süreçlerinde kullanılan pek çok hammadde doğadan farklı şekillerde elde edilir ve doğadan elde edilen bu maddelerin bir rezerv miktarı vardır. Bu noktada ürünlerin kullanım ömürlerini doldurduktan sonra geri dönüştürülerek doğadan alınan hammadde miktarının azaltılması hem bu rezervleri korumakta hem de bu rezervlerin doğadan elde edilme süreçlerinde ortaya çıkabilecek kirlilik risklerini ortadan kaldırmaktadır. Ayrıca bu ürünlerin geri dönüştürülmemesi ve atık haline dönüşmesi ciddi bir çevre sağlığı sorunu yaratmaktadır. Atıkların geri dönüştürülmediği her senaryoda bu atıklar ya yakılarak atmosfere karışarak ya da toprağın altında uzun yıllar boyunca bozulmadan kalacaklardır. Daha kötü şekilde yönetilmeleri bu atıkların sulara ve toprağa karışarak çevreye ve canlılara daha fazla zarar vermesine yol açacaktır. Örneklendirecek olursak günümüzde plastik tüketimi sonucunda ortaya çıkan atıkların doğru şekilde yönetilmemesi okyanuslarda ülkemiz yüzölçümünden daha büyük plastik atık adaları oluşmasına sebep olmuştur. Ayrıca yapılan araştırmalar kanımızda bile mikro boyutta plastik kalıntıları olduğunu göstermektedir.” diye konuştu. Devlet ve toplum el ele vermeli Çevre sağlığının korunmasında devletlerin ve yerel yönetimlerin öncelikli adımlarına da değinen Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Günümüzde eşiğinde bulunduğumuz çevresel felaket ancak devlet, yerel yönetim ve halkın tam katılımlı çevreci bir yaklaşım benimsemesiyle mümkündür. Öncelikle devlet ve yerel yönetimlere düşen ilk görev kamu ve özel kurumlarda tam çevreci bir yaklaşım sergilenmesini sağlamaktır. Bu çevreci yaklaşımı sağlarken alanın uzmanlarının gerektiği noktalarda istihdam edilmesi, özellikle kamu ve özel sektörde sürdürülebilirlik ve çevre koruma ile ilgili konumlarda çevre mühendisleri ve çevre sağlığı teknikerlerinin istihdamının arttırılması ülke genelinde bu konudaki bilinci ve işlevselliği arttıracaktır. Ayrıca vatandaşların çevre bilincini ve ekolojik okuryazarlık seviyelerinin yükseltilmesi konusunda da çalışmalar yapılmasını desteklemek gerekmektedir.” ifadesinde bulundu. Çözüm fırsatı için geleceği beklemeyelim! Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Hava, su ve toprak kirliliği temel çevresel sorunlar olarak görülse de bu sorunların hayatın her bölümüne yansıması pek çok ciddi çevresel, yaşamsal, ekonomik ve sosyolojik sorun yaratmaktadır. Su stresi yaşadığımız günlerde su kaynaklarımızı kirletmemiz bizi su fakiri haline getirir. Suyu ve toprağı kirletmemiz kısa vadede gıda güvenliğini riske atar, uzun vadede ise toprak kaynaklarımıza zarar vererek tarımsal verimliliği düşürür ve kıtlığa sebep olabilir. Dünyanın farklı ülkelerinde geçmişte yaşanan pek çok çevresel felaket ülkemiz ve içerisinde bulunduğumuz coğrafyada yaşanabilir. Çözüm fırsatı için geleceği beklemeyelim, gelecek nesiller için temiz bir çevre bırakmayı bile düşünmeye gerek yok. Günümüz nesli bile çok uzak olmayan bir gelecekte çevresel risklerle ciddi boyutta karşı karşıya gelebilir. O yüzden sorunun çözümü için yarını bile beklemeden bugünden çalışmaya başlamalıyız.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Başkan Bozbey: Marmara’nın çığlığını duymazdan gelemeyiz Haber

Başkan Bozbey: Marmara’nın çığlığını duymazdan gelemeyiz

Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Marmara Denizi’nin "Ben ölüyorum, can çekişiyorum. Bir şeyler yapın. Tedbirleri etkili bir şekilde alın" dediğini söyleyerek, “Marmara’nın çığlığını duymazdan gelemeyiz. Yerel ve genel idarenin kol kola girerek, yan yana durarak, çözüm ortağı olarak sorunları aşabileceğine inanıyorum. 'Marmara hepimizin!’ diyerek herkesi bu mücadelede daha aktif olmaya, duyarlı davranmaya ve kararlı adımlar atmaya davet ediyorum” dedi. Marmara Belediyeler Birliği, kuruluşunun 50. yıl dönümü kapsamında yıl boyunca Marmara Denizi’ni odağına alacak bir dizi etkinlik düzenleyecek. Etkinlik dizisinin ilki olan ‘50 Yıldır Marmara Denizi İçin Birlikte’ programı, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi’nde yapıldı. Programa, MBB ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Bilecik Belediye Başkanı Melek Mızrak Subaşı, ilçe belediye başkanları, Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Dr. Cemil Arslan, MBB Bilim Kurulu üyeleri, Büyükşehir Belediyesi genel sekreter yardımcıları, Büyükşehir Belediyesi bürokratları, kamu kurumlarının temsilcileri ve muhtarlar katıldı. “Kaybettiğimiz değer, hepimizin değeridir” MBB ve Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey, Marmara Bölgesi’nin ortak sorunlarına çözüm bulmak için kurulan Marmara Belediyeler Birliği’nin 50. kuruluş yıl dönümünü kutlamanın mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Birliğin kuruluşundan bu yana emeği geçenlere teşekkür eden Başkan Mustafa Bozbey, 50 yıl önceki sorunların artarak devam ettiğini hatırlattı. Onca çabaya, dayanışmaya ve öngörülere rağmen 2021 yılında müsilaj sorununun yaşandığını belirten Başkan Bozbey, “Müsilaj sorunu devam edecek gibi görünüyor. Bu yüzden yıl içerisinde yapılacak toplantıları önemsiyoruz. Marmara’ya yüklediğimiz bunca yük, bence artık yeter. Bu yükü Marmara ve Marmara Denizi kaldıramaz. Yerel ve genel tüm yetkililerin bu konuda acil önlem alması ve sorunun çözümü noktasında adımlar atması gerekiyor. Bu yıl yapılacak toplantılarda alınacak kararların uygulanmasını takip etmek hepimizin sorumluluğu olmalıdır. Kaybettiğimiz değer, hepimizin değeridir. Marmara Denizi, tabiri caizse ‘Ben ölüyorum, ben can çekişiyorum. Bir şeyler yapın. Tedbirleri etkili bir şekilde alın’ diyor. Ancak biz hala adım attığımızda karşımıza çıkan engelleri aşamıyoruz. Yerel ve genel idarenin kol kola girerek, yan yana durarak, çözüm ortağı olarak sorunları aşabileceğine inanıyorum” diye konuştu. “Denizimiz nefes alamaz hale geldi” Marmara’yı mavisi de temiz, yeşili de temiz istediklerinin altını çizen Başkan Bozbey, kirliliğe karşı mücadelede bilim ve iş birliğinden yararlanarak somut adımlar atacaklarını ve süreci kararlılıkla takip edeceklerini ifade etti. Marmara Denizi’nin bir yaşam kaynağı olduğunu dile getiren Başkan Bozbey, “Yıllardır süregelen ihmaller, yanlış politikalar ve denetimsizlikler yüzünden denizimiz nefes alamaz hale geldi. Marmara Denizi geri dönülemez bir felakete sürükleniyor. Bu krizi durdurmak bizim elimizde. Sorumluluk bilinciyle hareket ederek ortak akılla ve bilimsel yöntemlerle kalıcı çözümler üretmeliyiz. Marmara’nın çığlığını duymazdan gelemeyiz. Marmara Denizi olmadan bu bölgenin ekonomisi de kültürü de yaşam kalitesi de sürdürülemez. Marmara Denizi’ni korumak sadece çevresel bir mesele değil, insani bir sorumluluktur. 30 milyondan fazla insana ev sahipliği yapan bir bölgenin merkezinde yer alan Marmara Denizi’ni yok sayma veya görmezden gelme gibi bir seçeneğimiz yok. Amacımız yalnızca sorunları ve çözümleri konuşmak değil, aynı zamanda somut ve etkili yol haritaları oluşturarak harekete geçmektir” dedi. “Marmara Denizi’ne her gün 4.7 milyon metreküp atık su deşarj ediliyor” 2021 yılında herkesi etkileyen müsilaj sorunu ile karşı karşıya kaldıklarını hatırlatan Başkan Bozbey, bu sorunun denizin artık kirliliği kaldıramadığını, ekosisteminin yok olma noktasına geldiğini gösterdiğini dile getirdi. Müsilajın sadece bir sonuç ve büyük bir ekolojik çöküşün habercisi olduğunu söyleyen Başkan Bozbey, Marmara Denizi’nin kirlilikle, bilinçsiz sanayileşmeyle ve yetersiz atık yönetimiyle mücadele ettiğini söyledi. Marmara Denizi’nin "Beni daha fazla kirletmeyin!" dediğini belirten Başkan Bozbey, 2021’de yaşanan aşırı müsilaj vakasının ardından dönemin Marmara Belediyeler Birliği Başkanı ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın’a birlik adına attığı adımlardan dolayı teşekkür etti. Marmara Denizi Eylem Planı’nın bu süreçte önemli bir dönüm noktası olduğunu anlatan Başkan Bozbey, “Marmara Belediyeler Birliği bünyesinde kurulan bilim ve teknik kurulunun çalışmaları titizlikle sürmektedir. Toplamda 22 maddeden oluşan eylem planının, 19 maddesi gerçekleşti. 3 madde için ise hala adımların atılamadığını görüyoruz. Bunlar; kentsel atıksu arıtma tesislerinin tamamının ileri biyolojik tesislere dönüştürülmesi, tarımsal kirliliğin önüne geçmek üzere yapay sulak alanların oluşturulması, kamu-özel iş birliği modelinin atıksu altyapı projelerinde uygulanmasına yönelik idari hususlardır. Hepimize düşen en önemli görev, kalan üç maddenin uygulanması için kararlı ve etkili adımlar atmaktır. Aksi takdirde, bugünden harekete geçmezsek yarın çok geç olacak. Atık su yönetiminin etkili bir şekilde kontrol altına alınması gerekiyor. Akademik çalışmalardan elde edilen verilere göre Marmara Denizi’ne her gün 4.7 milyon metreküp atık su deşarj ediliyor. Bu atıkların sadece yarısı fiziksel arıtmadan geçirilerek denize bırakılıyor. Her gün milyonlarca metreküp kirli su, Marmara’nın oksijen seviyesini hızla düşürüyor. Bu gidişata dur demeliyiz. Süreci de sürdürülebilir hale getirmeliyiz” diye konuştu. “Marmara Denizi gelecek nesillerin de mirasıdır” İleri biyolojik arıtma tesislerinin kurulumuna, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın normları ve düzenlemeleri çerçevesinde büyük bir hızla devam edilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Bozbey, şunları söyledi; “Büyükşehirlerdeki ileri biyolojik atıksu arıtma tesislerinin gerekiyorsa kapasitelerinin artırılması, gerekirse de yenilerinin yapılması, deşarjların kontrol edilmesi ve tarımsal faaliyetlerin sürdürülebilir yönetimi büyük önem taşımaktadır. Hatta kimyasal arıtma tesislerinin de kurulması konuşulmalıdır. Bunları yapabilmek için önemli bir finansman yüküyle karşı karşıyayız. Bu finansman yükünü belediyelerin ve bağlı kuruluşları olan su ve kanalizasyon idarelerinin tek başına taşıyabilmesi mümkün değildir. Merkezi finansman kanallarının da bu önemli amaç uğruna işlevsel bir şekilde kullandırılması gerekmektedir. Marmara Denizi’ni koruma adına, faizsiz veya düşük faizli finansman seçeneklerinin İlbank ve kamu bankaları aracılığıyla sunulması şarttır. Dış kaynaklara erişim kolaylaştırılmalı ve tesisler için uygun alanlar belediyelere tahsis edilmelidir. Marmara Denizi’ni kurtarmanın yolu, bunlardan geçmektedir. Marmara Denizi yalnızca bizim değil, çocuklarımızın, torunlarımızın, gelecek nesillerin de mirasıdır. Bugün attığımız her adım, gelecek nesillere nasıl bir Marmara bırakacağımızı belirleyecek. Bu yüzden ‘Marmara hepimizin!’ diyerek herkesi bu mücadelede daha aktif olmaya, daha duyarlı davranmaya ve daha kararlı adımlar atmaya davet ediyorum”. Marmara Belediyeler Birliği Genel Sekreteri Dr. Cemil Arslan, Marmara Denizi odaklı çalışmalar hakkında bilgi verdi. 50. kuruluş yıl dönümünde Marmara Denizi meselesine yoğunlaştıklarını belirten Arslan, Marmara bölge çalışmaları konusunda özel çalışmalar yapılacağını ifade etti. Marmara Belediyeler Birliği’nin kuruluş amaçlarından da bahseden Arslan, “Bugün, 2021 yılında alınan Marmara Denizi Eylem Planı kararlarının neresinde olduğumuzu, ne yaptığımızı ve ne yapmamız gerektiğine ilişkin görüşmeler yapılacak. Bu iş sadece belediyelerin üzerine yüklenemeyecek kadar önemlidir. Aynı zamanda belediyelerin kaçamayacağı kadar önemli bir meseledir. Merkezi yönetim, belediyeler, su ve kanalizasyon idareleri, sanayi kuruluşları, özel sektör, tarımla ilgilenenler, balıkçılar... Herkesi ilgilendiren ve herkesin sorumluluğunu yerine getirmesi gereken bir meseledir. Bunun için bir araya toplandık. Başkanımız Mustafa Bozbey’e, 50 yılımızı hatırlamak ve nerede olduğumuzu değerlendirme konusunda destek verdiği için teşekkür ediyorum” dedi. Açılış konuşmalarının ardından Marmara Denizi Eylem Planı Bilim ve Teknik Kurulu üyesi Prof. Dr. Mustafa Sarı tarafından ‘Denizde müsilaj görmek ne demek? Ana hatlarıyla müsilaj, boyutları ve sektörel etkileri’ konularında sunum yapıldı. Ardından Prof. Dr. Mehmet Çakmakçı tarafından ‘Kentlerin atıksu yükü ile baş etmek ne demek? Atıksuyu geri kazanmak veya iyi arıtarak tekrar döngüye vermek’ konulu sunum gerçekleştirildi. Program, Marmara Denizi Eylem Planı’ndaki güncel gelişmelerin ve çözüm eylemlerinin belediyeler perspektifinden ele alınmasıyla devam etti.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.