Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çiftçilik

Kapsül Haber Ajansı - Çiftçilik haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çiftçilik haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Holstein mı Jersey mi? Süt Veriminde En Çok Tercih Edilen Sığır Irkları Arasındaki Fark Şaşırtıyor Haber

Holstein mı Jersey mi? Süt Veriminde En Çok Tercih Edilen Sığır Irkları Arasındaki Fark Şaşırtıyor

Özellikle artan süt üretim maliyetleri ve kaliteli süt arayışı, yetiştiricilerin “Holstein mı daha avantajlı, Jersey mi?” sorusuna yönelmesine neden oldu. Google aramalarında “en verimli süt ineği”, “Holstein özellikleri”, “Jersey sütü faydaları” ve “süt sığırı ırkları” anahtar kelimelerindeki yükseliş dikkat çekiyor. Hayvancılık sektöründe uzun yıllardır önemli yere sahip olan bu iki ırk, farklı avantajlarıyla üreticilerin tercihlerini doğrudan etkiliyor. Süt miktarı, yağ oranı, bakım maliyeti ve iklim dayanıklılığı gibi birçok faktör, Holstein ve Jersey arasındaki rekabeti daha da öne çıkarıyor. Holstein Sığırı Neden Dünyanın En Popüler Süt İneği? Siyah beyaz renk yapısıyla kolayca tanınan ve "siyah alaca" olarak da bilinen Holstein sığırı, dünyanın en yüksek süt verimine sahip sütçü sığır ırklarından biri olarak biliniyor. Özellikle büyük ölçekli süt çiftliklerinde tercih edilen Holstein, günlük süt üretim kapasitesiyle dikkat çekiyor. Uygun bakım ve beslenme koşullarında bir Holstein ineği oldukça yüksek miktarda süt verebiliyor. Bu nedenle ticari süt üretiminde en fazla kullanılan ırklar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Türkiye’de de modern süt çiftliklerinin önemli bölümünde Holstein cinsi sığırlar bulunuyor. Holstein ırkının en büyük avantajlarından biri hızlı adaptasyon yeteneği olarak gösteriliyor. Düzenli besleme programı ve kaliteli yem desteğiyle yüksek verim sağlayabilen bu sığırlar, profesyonel süt üreticileri için önemli bir ekonomik değer taşıyor. Jersey İnekleri Neden Daha Değerli Görülüyor? Küçük yapılı ve açık kahverengi tonlarıyla bilinen Jersey sığırı, özellikle süt kalitesiyle öne çıkıyor. Holstein’a göre daha az süt üretmesine rağmen, Jersey sütündeki yağ ve protein oranının yüksek olması büyük avantaj sağlıyor. Uzmanlara göre Jersey sütü; tereyağı, peynir ve yoğurt üretiminde daha verimli sonuçlar verdiği için birçok üretici tarafından tercih ediliyor. Özellikle doğal süt ürünleri üreticileri, yüksek yağ oranı nedeniyle Jersey sütüne yoğun ilgi gösteriyor. Jersey ineklerinin bir diğer önemli avantajı ise daha düşük yem tüketimiyle verimli üretim sağlayabilmesi. Bu özellik, son dönemde artan yem maliyetleri nedeniyle küçük ve orta ölçekli işletmelerin Jersey ırkına yönelmesini hızlandırdı. Holstein ve Jersey Arasındaki En Büyük Farklar Holstein ve Jersey arasındaki temel fark, süt miktarı ile süt kalitesi arasında ortaya çıkıyor. Holstein daha fazla süt verirken, Jersey daha yoğun ve yağlı süt üretimiyle öne çıkıyor. Holstein ırkı genellikle yüksek hacimli süt üretimi hedefleyen işletmelerde tercih edilirken, Jersey daha kaliteli süt üretimine odaklanan çiftliklerde yaygın olarak kullanılıyor. Ayrıca Jersey sığırlarının sıcak iklim koşullarına karşı daha dayanıklı olduğu da belirtiliyor. Fiziksel yapı açısından bakıldığında Holstein daha iri ve güçlü bir görünüme sahipken, Jersey daha küçük yapılı ve çevik bir ırk olarak dikkat çekiyor. Bu durum bakım maliyetleri ve barınak ihtiyaçları açısından da farklılık oluşturuyor. Süt Veriminde Hangi Irk Daha Avantajlı? Süt üretiminde hangi ırkın daha avantajlı olduğu, işletmenin hedeflerine göre değişiklik gösterebiliyor. Yüksek litre bazlı üretim yapmak isteyen çiftlikler çoğunlukla Holstein tercih ediyor. Çünkü bu ırk, günlük süt verimi açısından oldukça güçlü bir potansiyele sahip. Ancak süt yağ oranı ve süt kalitesinin önemli olduğu üretim modellerinde Jersey daha avantajlı hale geliyor. Özellikle butik süt ürünleri üreticileri, yüksek kaliteli süt nedeniyle Jersey cinsi sığırlara yöneliyor. Uzmanlar, doğru bakım ve besleme programı uygulandığında her iki ırkın da oldukça verimli sonuçlar verebildiğini belirtiyor. Bu nedenle seçim yapılırken yalnızca süt miktarı değil, işletmenin maliyet yapısı ve üretim hedefleri de dikkate alınmalı. Türkiye’de Süt Sığırı Yetiştiriciliği Değişiyor Son yıllarda Türkiye’de modern hayvancılık yatırımlarının artmasıyla birlikte süt sığırı tercihlerinde de önemli değişimler yaşanıyor. Büyük çiftliklerde Holstein ağırlığı sürerken, doğal ve katma değerli süt ürünlerine yönelen işletmelerde Jersey popülaritesi yükseliyor. Özellikle sosyal medyada yayılan doğal süt ve organik üretim içerikleri, Jersey sütüne olan ilgiyi artırmış durumda. Aynı zamanda yüksek verimli Holstein çiftlikleri de teknolojik yatırımlarla dikkat çekmeye devam ediyor. Hayvancılık sektöründeki uzmanlara göre gelecekte hem Holstein hem de Jersey ırklarının Türkiye süt üretiminde önemli rol oynamayı sürdüreceği belirtiliyor. Artan bilinçli üretim anlayışı ise doğru ırk seçiminin önemini daha da artırıyor.

Hantavirüsün Pandemiye Dönüşme Riski Var Mı? Haber

Hantavirüsün Pandemiye Dönüşme Riski Var Mı?

Yeditepe Üniversitesi Hastanelerinden Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, “Hantavirüsler, kemirgenler ve bazı böcekçil hayvanlar aracılığıyla taşınan, zarflı RNA yapısına sahip virüslerdir. Bunyaviridae ailesi içerisinde yer alan bu virüs grubu, farklı türleriyle insanlarda çeşitli hastalıklara yol açabilmektedir. Bugüne kadar en az 40 hantavirüs türü tanımlanmış olup bunların en az 22'sinin insanlarda hastalık yapabildiği biliniyor. Her hantavirüs tipi genellikle belirli bir kemirici türü ile ilişkilidir ve virüs doğada bu hayvanlar arasında dolaşımını sürdürür” diye konuştu. Prof. Dr. Sönmnezoğlu, "Virüs adını, ilk kez izole edildiği Hantaan Nehri'nden alıyor. 1978 yılında Ho Wang Lee tarafından Kore'de bu nehir çevresinde yaşayan bir kemiriciden izole edilerek bilim dünyasına kazandırılmıştır. Bu keşif, hastalığın nedeninin anlaşılmasında önemli bir dönüm noktası olmuştur. Hantavirüs yeni bir virüs değil. Hastalık ilk olarak Kore Savaşı sırasında dikkat çekiyor. O dönemde Amerikan askerleri arasında yüksek ateş, şiddetli kanamalar ve böbrek yetmezliği ile seyreden vakalar görülüyor ve hastalık 'Kore Kanamalı Ateşi' olarak adlandırılıyor. Amerikan ordusu 1951-1952 yılları arasında 3500'den fazla vaka ve yaklaşık 400 ölüm kaydetmiş. Savaş sonrası asker hareketliliği ve lojistik faaliyetler nedeniyle hastalığın belirtileri dünyanın farklı bölgelerinde de görülmeye başlanmış" dedi. ‘BÖBREK YETMEZLİĞİ GÖRÜLEBİLİR’ Prof. Dr. Sönmnezoğlu,"Hantavirüsler, coğrafi dağılımına ve virüs tipine bağlı olarak iki ana klinik tabloya neden olur; Hantavirüs Kardiyopulmoner Sendromu (HCPS). Daha çok Amerika kıtasında görülür. Akciğer tutulumu ön plandadır. Hastalık ani başlangıçlı olup hızla ağırlaşabilir. Öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi ve dolaşım yetmezliği gelişebilir. Bu formun ölüm oranı oldukça yüksektir. Renal Sendromla Seyreden Hemorajik Ateş (HFRS) ise Avrupa ve Asya'da yaygındır. Böbrek tutulumu ile karakterizedir. Hastalarda düşük tansiyon, kanama eğilimi ve böbrek yetmezliği görülebilir. Türkiye'de bildirilen vakalar genellikle bu klinik tablo ile uyumludur" diye konuştu. ‘ÇİFTÇİLİK VE ORMANCILIK GİBİ FAALİYETLER BULAŞ RİSKİNİ ARTIRIR’ Hantavirüslerin çoğunlukla kemirgenler aracılığıyla insanlara bulaştığını söyleyen Prof. Dr. Meral Sönmezoğlu, "Enfekte kemirgenlerin idrarı, dışkısı veya tükürüğü ile çevreye yayılan virüs, kuruyarak havaya karışabilir ve solunum yoluyla insanlara geçebilir. Kontamine partiküllerin solunması, kemirgen atıklarıyla temas, nadiren kemirgen ısırıkları ile bulaşabilir. Kapalı ve yetersiz havalandırılan alanların temizlenmesi, kemirgen istilasına uğramış ortamlarda bulunmak, çiftçilik ve ormancılık gibi faaliyetler bulaş riskini artırır. Genel olarak hantavirüsler insanlar arasında bulaşmaz. Ancak Amerika kıtasında görülen Andes virüsü için nadir de olsa insandan insana bulaş bildirilmiştir. Bu bulaşın genellikle aynı evde yaşayan kişiler veya yakın temaslılar arasında, uzun süreli temas sonucu gerçekleştiği belirtilmektedir" ifadelerini kullandı. 'BELİRTİLER 1 İLA 8 HAFTA İÇİNDE ORTAYA ÇIKAR' Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Belirtiler genellikle virüse maruz kalındıktan sonra 1 ila 8 hafta içinde ortaya çıkar. Erken dönem belirtileri; ateş, baş ağrısı, kas ağrıları, karın ağrısı, bulantı ve kusma. İleri dönem belirtileri; HCPS'de: öksürük, nefes darlığı, akciğer ödemi. HFRS'de: düşük tansiyon, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği. Hastalık bazı hastalarda hızla ağırlaşarak hayati risk oluşturabilir. Hantavirüs enfeksiyonunun erken tanısı, belirtilerin diğer birçok hastalıkla benzerlik göstermesi nedeniyle zor olabilir. Bu nedenle hastanın öyküsü büyük önem taşır. Özellikle kemirgen teması, mesleki riskler ve seyahat geçmişi sorgulanmalıdır. Tanı yöntemleri olarak serolojik testler (IgM ve IgG antikorlarının tespiti), PCR ile viral RNA'nın gösterilmesi kullanılır. Laboratuvar çalışmaları yüksek biyogüvenlik önlemleri gerektirir" dedi. 'DÜNYA GENELİNDE HER YIL BİNLERCE VAKAYA NEDEN OLUR' Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonu için onaylanmış spesifik bir antiviral tedavi veya aşı bulunmuyor. Tedavi tamamen destekleyicidir. Solunum desteği, sıvı ve elektrolit dengesi, böbrek fonksiyonlarının izlenmesi, gerekli durumlarda yoğun bakım desteği yapılır. Erken dönemde uygun tıbbi müdahale, özellikle ağır vakalarda hayatta kalma şansını artırır. Hantavirüs enfeksiyonları nadir görülmekle birlikte dünya genelinde her yıl binlerce vakaya neden olur. Yıllık tahmini vaka sayısı; 10.000 - 100.000 civarındadır. Vakaların büyük çoğunluğu Asya ve Avrupa'da görülür. Amerika kıtasında daha az vaka olmasına rağmen hastalık daha ağır seyreder. Ölüm oranları Avrupa ve Asya'da yüzde 1 - yüzde 15, Amerika kıtasında yüzde 20 - yüzde 50 arasındadır" diye konuştu. Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Hantavirüs enfeksiyonları dünya genelinde farklı bölgelerde görülüyor. Çin en yüksek vaka sayısına sahip ülke. Güney Kore düzenli olarak vaka bildiriliyor. Kuzey ve Orta Avrupa'da her yıl binlerce vaka görülüyor. Güney Amerika daha az vaka ancak daha yüksek ölüm oranına sahip. Türkiye'de hantavirüs vakaları 2009 yılından bu yana bildiriliyor. 2009-2025 yılları arasında yıllık vaka sayıları 4 ile 58 arasında değişmiş. Türkiye'de görülen vakalar genellikle böbrek tutulumu ile seyreden HFRS formundadır. Hantavirüs enfeksiyonu açısından risk altında olan gruplar; çiftçiler, orman işçileri, depo, ahır ve kapalı alan çalışanları, kemirgenlerle temas riski olanlardır. Ayrıca uzun süre kapalı kalmış alanları temizleyen kişiler de risk grubunda yer alır" ifadelerini kullandı. 'KORUNMANIN EN ETKİLİ YOLU KEMİRGENLERLE TEMASI AZALTMAKTIR' Prof. Dr. Sönmezoğlu, "Yaşam alanlarının temiz tutulmalıdır. Kemirgen girişleri engellenmelidir. Gıdalar güvenli şekilde saklanmalıdır. Temizlik sırasında toz oluşumu önlenmelidir. Kirli alanlar temizlenmeden önce nemlendirilmelidir. El hijyenine dikkat edilmelidir" dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Coğrafi İşaretli Kızılinler Bal Kabağında Hasat Zamanı Haber

Coğrafi İşaretli Kızılinler Bal Kabağında Hasat Zamanı

Tepebaşı Belediyesi, her mahallenin ürettiği ürünleri öne çıkarmak ve tanınırlığını artırmak amacıyla düzenlediği etkinliklere devam ediyor. Kızılinler Mahallesi’nde ata tohumu ile üretilen bal kabağının tanıtılması ve yaygınlaştırılması amacıyla düzenlediği Kızılinler Bal Kabağı Panayırı’nın da bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek. Kızılinler Mahallesi’nde kendi bahçe ve tarlalarında ata tohumundan üretilen bal kabaklarının tanıtılmasından mutlu olduklarını belirten üreticiler, Eskişehir Ticaret Borsası aracılığıyla aldıkları coğrafi işaretten dolayı da gururlu olduklarını söylüyor. “Birçok il bal kabağını gelip buradan alıyor” Kızılinler Mahallesinde ikamet eden emekli öğretmen Mustafa Aydın, Kızılinler Mahallesinin geçmişinden söz ederek, “1938 doğumluyum ve Kızılinler’de doğup büyüdüm. Bu köy 1881 yılında büyük dedemin başkanlığında Bulgaristan’dan gelmişler. Burayı seçmeleri büyük kazanç sağlamış merkeze yakın olmasından dolayı ürettikleri ürünleri satma imkanı bulmuşlar. Bu köy bal kabağında önemli bir merkez. Birçok ilden gelip buradan alırlar. 1949 yılında su tutmaya başlayan Porsuk Barajının su vermesi, bal kabağındaki kaliteyi artırdı. Bu bal kabağının tohumunu Bulgaristan’dan getirip burada geliştirmişler.” dedi. “Sofralarımızın olmazsa olmazı” Yurdanur Tuna, “Bal kabağının özelliği dayanıklı ve kestaneli olması. Pişirildiğinde kestane tadı alınır. Bunun çorbası, tatlısı yapılıyor. İç dolgu malzemesi yapılıyor. Bal kabağı sofralarımızın olmazsa olmazı. Benim de hayalim bunun cipsini yapıp denemek istiyorum. Sonra bunu ilerletmek istiyorum. Coğrafi işaret aldığımız için de çok mutluyum. Köyümün kabağının tescillenmesi onur verici.” ifadelerini kullandı. “Atalarımızdan gelen bir üründür” Aile boyu çiftçilikle uğraşan Emine Ünlüer: “Biz burada bal kabağı üreticiliği yapıyoruz. Coğrafi işaretimizi de aldık bu nedenle çok mutluyuz. Bizim bal kabağımız ata tohumudur. Başka tohum kullanmayız. Ekim ayında da hasat ederiz. Bizim kabağımız hem çok dayanıklıdır hem de çok lezzetlidir. Biz sofralarımızdan eksik etmeyiz. Atalarımızdan gelen bir üründür.” diye konuştu. “Bal kabağının dayanıklılığı toprağımızdan geliyor” İbrahim Gençtürk: “Neredeyse doğduğumdan beri bal kabağı üretiyoruz. Ata tohumu kullanıyoruz. Bal kabağının dayanıklılığı bizim toprağımızdan geliyor. Hem dayanıklı hem de lezzetli oluyor. ” ifadelerini kullandı. “Panayır bize çok şey kattı” Nermin Gençtürk: “Tepebaşı Belediyesi tarafından iki yıldır panayır düzenleniyor. Bu yıl üçüncüsü gerçekleştirilecek. Bize çok şey kattı. Ürünlerimizi tanıttık, ürünlerimizi sattık. Bal kabağının daha fazla tanınmasına neden oldu. Bu nedenle Tepebaşı belediye başkanımız Ahmet Ataç’a ve ekibine teşekkür ediyorum. Ürünlerimizi panayırda da satmamıza imkan sağladılar.” diye konuştu. “Bal kabağı bizim için ata sporu” Bal kabağının kendileri için ata sporu olduğunu belirten Semih Eken: “Eskiden bal kabağımızın tanıtımını yapmakta zorlanıyorduk. Ama Tepebaşı Belediyesi tarafından bu yıl üçüncüsü yapılacak panayır sayesinde daha fazla tanınmaya başladı. Bu sayede bana Eskişehir’in lüks restoranlarından ulaşıp bal kabağı talep ettiler. Bundan dolayı çok memnunum. Bal kabağının tanıtımında emeği olan başta Tepebaşı Belediye Başkanımız Ahmet Ataç olmak üzere tüm emeği geçenlere teşekkür ediyorum.” dedi. “Coğrafi işareti kısa sürede aldık” Kızılinler Muhtarı Halil İbrahim Can ise, “Bu sene bal kabağı panayırımızın üçüncüsünü düzenleniyor. Panayırımıza tüm Eskişehirlileri bekliyoruz. Bal kabağını birçok yerde tanırlar, bilirler. Her yıl olduğu gibi üretimimiz devam ediyor. Bu yıl da üretimimizi gerçekleştirdik. Coğrafi şartlar, iklim koşulları zayıf bir yıl geçirdik ama mahallemizin Porsuk vadisinde olması dolayısıyla güzel bir ürün elde ettik. Tepebaşı Belediye Başkanımız Ahmet Ataç’ın, belediye yetkililerinin ve Tepebaşı Kırsal Kalkınma Kurulu Başkanımız Mehmet Kızılinler’in de teşvikleriyle Eskişehir Ticaret Borsası aracılığıyla coğrafi işaret talebinde bulunduk. Coğrafi işareti kısa sürede aldık. Bunun da en önemli nedeni kabağımızın kendine özgü özellikleri olmasıydı. Bundan sonra bal kabağını çeşitli olarak farklı yerlerde göreceğiz. Zincir marketlerde ürünümüz olacak ve çiftçilerimizin isimlerini görecekler.” ifadelerini kullandı. Panayıra davet Mahalle sakinlerinden ve üreticilerden Fehmi Serhan, bal kabağı üzerine manisini okurken çiftçilik yapan Ömer Akkaş ve Mustafa Körpınar da 25 Ekim Cumartesi günü 12.00-16.00 saatleri arasında gerçekleşecek 3. Kızılinler Bal Kabağı Panayırı’na tüm Eskişehirlileri davet etti. Hasadı yapılan bal kabakları, bu yıl 3’üncüsü düzenlenecek Kızılinler Bal Kabağı Panayırı’nda sergilenmeyi bekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.