Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çocuk Gelişimi

Kapsül Haber Ajansı - Çocuk Gelişimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çocuk Gelişimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Yeni Dönem! Haber

Dijital Dünyada Çocuklar İçin Yeni Dönem!

Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Çocuk Gelişimi Uzmanı Dr. Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır.” dedi. Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Gülaldı, “Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir.” diye konuştu. ABD’de oyun bağımlısı olduğu öne sürülen 11 yaşındaki bir çocuğun babasını öldürmesi ve geçtiğimiz günlerde Trabzon’da 13 yaşındaki Abdulkadir Eymen Bilgin’in ölümü, dijital bağımlılık tartışmalarını yeniden gündeme taşıyarak “yasaklama mı, güçlendirme mi?” sorusunu kamuoyunun merkezine yerleştirdi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölümü’nden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, dijital bağımlılık konusunu “yasaklama mı, güçlendirme mi?” bağlamında ele aldı. Dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, ülkemizde 3 Şubat 2026 tarihli resmî gazete yayınlanan Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile “Dijital Dünyada Çocukların Güçlendirilmesine Yönelik Eylem Planı 2026-2030”nın Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı koordinasyonunda yürürlüğe girdiğini hatırlatarak, “Bu eylem planının stratejik amaçları; Farkındalık ve Bilinçlendirme, Koruyucu ve Önleyici Mekanizmaların Geliştirilmesi, Dijital Risklere Karşı Müdahale ve Destek Mekanizmalarının Güçlendirilmesi ve Yasal ve Kurumsal Düzenlemelerin Güçlendirilmesi başlıklarında belirlenmiştir. Özellikle hem çocukların hem de ailelerin dijital okuryazarlık becerilerinin geliştirilmesi, dijital platformlarda güvenli davranış biçimlerinin kazandırılması ve eleştirel düşünme, etik sorumluluk ve mahremiyet bilinci gibi becerilerin desteklenmesi hedeflenmektedir. Çocukların bilgiye erişim, çevrim içi öğrenme ve teknolojiyi etkin bir şekilde kullanmaları teşvik edilerek, dijital teknolojilerin yalnızca tüketim aracı değil aynı zamanda üretim ve gelişim alanı olarak görülmesi amaçlanmaktadır.” dedi. Avustralya öncü oldu 10 Aralık 2025 itibarıyla Avustralya’da 16 yaş altındaki çocuk ve ergenlerin TikTok, Instagram, YouTube, Snapchat, X ve Facebook gibi büyük sosyal medya platformlarında hesap açmaları ve mevcut hesaplarını sürdürmelerinin yasaklandığını kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “28 Kasım 2024’te kabul edilen ‘Online Safety Amendment (Social Media Minimum Age) Bill 2024’ ile sosyal medya kullanımında asgari yaş 16 olarak belirlenmiş; böylece bu kapsamda dünyada öncü bir düzenleme hayata geçirilmiştir. Yasa, yaptırımları çocuklara ya da ebeveynlere değil, doğrudan teknoloji şirketlerine yöneltmektedir. Düzenlemenin temel gerekçesi, çocuk ve ergenlerin ruh sağlığını, güvenliğini ve genel iyilik hâlini korumaktır. Siber zorbalık vakalarındaki artış, zararlı içeriklere maruz kalma, çevrim içi istismar riski, kötü niyetli yetişkinlerle temas olasılığı ve sürekli karşılaştırma kültürünün benlik saygısı üzerindeki olumsuz etkileri, yasanın dayanak noktaları arasında gösterilmektedir.” diye konuştu. Sosyal medya yasaklamaları küresel ölçekte hızlandı Avustralya’daki bu düzenlemenin, benzer tartışmaları küresel ölçekte hızlandırdığını söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Birleşik Krallık 16 yaş altına yönelik kısıtlamaları değerlendirmekte; Fransa’da 15 yaş altına sosyal medya yasağını öngören tasarı parlamentodan geçmiştir. Çin, ‘minor mode’ uygulamasıyla yaşa bağlı ekran süresi sınırlamaları getirmiştir. İspanya ve Danimarka’da da benzer düzenlemeler gündemdedir. Avrupa Parlamentosu ise bağlayıcı olmamakla birlikte 16 yaş sınırını öneren bir karar üzerinde uzlaşmıştır. Bu gelişmeler, sosyal medyanın çocuk gelişimi üzerindeki etkisinin pedagojik bir tartışmanın ötesine geçerek hukuki ve siyasal bir mesele hâline geldiğini göstermektedir.” ifadesinde bulundu. Yasaklama bir çözüm mü? 12–16 yaş aralığının kimlik gelişiminin hızlandığı, sosyal kabul ihtiyacının arttığı ve duygusal dalgalanmaların yoğunlaştığı kritik bir dönem olduğunu ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ergenlikte bireyin fiziksel değişimlere uyum sağlaması, kendilik algısını yapılandırması ve sosyal ilişkiler içinde konumunu belirlemesi beklenir. Ancak nörogelişimsel açıdan dürtü kontrolü ve uzun vadeli sonuçları değerlendirme kapasitesi henüz tam olarak olgunlaşmamıştır. Bu durum, sosyal medya ortamlarında karşılaşılan içeriklere karşı ergenleri daha kırılgan hâle getirebilmektedir.” şeklinde konuştu. Ergenlik kırılgan bir dönem Araştırmalar, sosyal medya platformlarında idealize edilmiş yaşam temsillerinin, mükemmel beden algısı ve popülerlik odaklı görünürlük kültürünün, ergenlerin benlik gelişimi üzerinde olumsuz etkiler yaratabildiğini ortaya koyduğunu da anlatan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Özellikle sosyal karşılaştırma süreçleri, özsaygı ve beden algısı üzerinde belirleyici olabilmektedir. Bununla birlikte sosyal medya, ergenlerin kendilerini ifade edebildikleri, akran ilişkilerini sürdürebildikleri ve toplumsal meselelere dair farkındalık geliştirebildikleri bir alan olarak da işlev görmektedir. Dolayısıyla sosyal medya hem risk hem de fırsat barındıran çift yönlü bir dijital ekosistem sunmaktadır.” dedi. Gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmanın da riski var Çocukların dijital ortamlarda karşılaşabilecekleri risklerden korunması gerekliliğine vurgu yapan Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Ancak çözümün yalnızca yasaklama üzerinden kurgulanması, sosyal medyanın eğitim, yaratıcılık, sosyal bağ kurma ve kamusal katılım gibi olumlu yönlerini göz ardı etme riskini taşımaktadır. Ayrıca gençleri 16 yaşına kadar dijital deneyimden bütünüyle uzak tutmak, sonrasında ani ve denetimsiz bir geçişe yol açabilir. Bu durum, dijital okuryazarlık ve öz düzenleme becerilerinin kademeli olarak gelişmesini engelleyebilir.” diye konuştu. Dijital okuryazarlık eğitimleri temel olmalı Bu bağlamda daha sürdürülebilir bir yaklaşımın, “yasaklama” yerine “güvenli tasarım” ve “çocuk hakları temelli düzenleme” ilkelerini merkeze alan politikalar geliştirmek olduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Demet Gülaldı, “Algoritmik şeffaflık, yaşa uygun içerik tasarımı, veri koruma önlemleri, etkili denetim mekanizmaları ve dijital okuryazarlık eğitimleri bu yaklaşımın temel bileşenleri olmalıdır. Amaç, gençleri dijital dünyadan izole etmek değil; onları bilinçli, eleştirel düşünebilen ve çevrim içi risklerle başa çıkabilecek dayanıklılığa sahip bireyler olarak güçlendirmektir. 16 yaş altı sosyal medya yasağı yalnızca hukuki bir düzenleme değil; dijital çağda çocukluk ve ergenlik kavramlarının yeniden tanımlandığı bir kırılma noktasına işaret etmektedir. Bu kırılmanın nasıl yönetileceği ise yasaklardan çok, bilimsel veriye dayalı, çok paydaşlı ve çocuk merkezli politikaların geliştirilmesine bağlıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeşilay’dan Çocuk Dostu Dijital Oyunlar İçin Önemli Adım Haber

Yeşilay’dan Çocuk Dostu Dijital Oyunlar İçin Önemli Adım

Yeşilay, alkol, tütün, madde ve kumar bağımlılığıyla mücadelenin yanı sıra dijital bağımlılıklar alanında yürüttüğü farkındalık ve politika geliştirme çalışmalarını kararlılıkla sürdürüyor. Bu kapsamda ilki 4 Aralık’ta düzenlenen Çocukluk ve Çocuk Dostu Dijital Oyunlar Çalıştayı’nın ikincisi, 17 Şubat 2026 tarihinde Yeşilay Genel Merkezi Sepetçiler Kasrı’nda gerçekleştirildi. Uygulanabilir ve sürdürülebilir bir “çocuk dostu oyun derecelendirme sistemi” geliştirilmesine katkı sunma hedefiyle düzenlenen ilk çalıştayda, farklı disiplinlerden akademisyenlerin katılımı ile ele alınan çocukluk anlayışları ve yaş evreleri tartışmaları, ikinci çalıştayda çocuklara hizmet veren kurumların katılımı ile daha somut bir zemine taşındı. Çocuklara hizmet veren kamu, sivil toplum ve özel sektörden 20’yi aşkın kurumun katılımı ile kurumların ve yayıncıların çocuklara yönelik yürüttüğü hizmetlere esas teşkil eden çocukluk kabulleri ve yaş evreleri ele alındı. Çalıştayda, çocukların dijital iyi olma hâlini esas alan, kültürel ve toplumsal farklılıkları gözeten, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir oyun derecelendirme sisteminin nasıl geliştirilebileceği çok boyutlu olarak müzakere edildi. Mevcut küresel derecelendirme sistemlerinin tek tip çocukluk anlayışına dayandığına dikkat çekilirken, Türkiye’nin kendi değer dünyasını ve çocuk gelişimi yaklaşımlarını merkeze alan bir model geliştirme ihtiyacı vurgulandı. Çalıştay süresince eğitim, televizyon yayıncılığı, sinema, dijital yayıncılık ve dijital oyun alanlarında kullanılan çocukluk yaş evreleri, içerik üretimi ve sınıflandırma kriterleri ile bu alanlarda karşılaşılan zorluklar değerlendirildi. Kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, akademisyenler ve içerik üreticileri, çocuklara yönelik hizmetlerin dayandığı yaş gruplarını, mevcut sınıflandırmaların sınırlarını ve yeni bir dönemlendirme ihtiyacını tartışmaya açtı. Oturumlarda ayrıca, yapay zekâ destekli içerik üretimiyle birlikte ortaya çıkan yeni risk alanları, algoritmaların çocuk davranışları üzerindeki etkileri, dijital platformlarda çocukların korunmasına yönelik mekanizmalar ve ebeveyn rehberliğinin güçlendirilmesi gibi başlıklar ele alındı. Dijital oyunların yalnızca riskler üzerinden değil, çocukların gelişimine katkı sunabilecek yönleriyle de değerlendirilmesi gerektiği ifade edildi. Çalıştay sonunda ortaya konan değerlendirme ve önerilerin, çocukların üstün yararını merkeze alan, önleyici ve koruyucu bir yaklaşımla geliştirilecek Çocuk Dostu Dijital Oyun Derecelendirme Sistemi için önemli bir zemin oluşturması hedefleniyor. Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin ev sahipliğinde, Medya Okuryazarlığı Araştırmaları Dergisi paydaşlığı ve editoryal ekibinin yürütücülüğünde başlatılan Dijital Oyun Araştırmaları Programı, Türkiye’de ve küresel ölçekte dijital oyun ekosistemini; üretim-dağıtım-iş modelleri, kullanıcı davranışları, düzenleyici çerçeve başlıklarıyla bütüncül olarak analiz etmek, elde edilen bulgularla çocukların üstün yararını önceleyen, uygulanabilir ve sürdürülebilir bir oyun derecelendirme sistemi tasarlamak ve yaygınlaştırmaya yönelik politika mekanizmaları geliştirmeyi amaçlıyor. Yeşilay, bu alandaki çok paydaşlı iş birlikleri ile Türkiye için olduğu kadar bölgesel ve küresel ölçekte de örnek teşkil edebilecek bir model geliştirme çalışmalarına devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Her 7 Çocuktan Biri Akran Zorbalığına Maruz Kalıyor! Haber

Türkiye’de Her 7 Çocuktan Biri Akran Zorbalığına Maruz Kalıyor!

Prof. Dr. Ülküer, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Çocuk Gelişimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Nurper Ülküer, 10-14 Kasım Dünya Akran Zorbalığıyla Mücadele Haftası kapsamında çocuğa karşı şiddet ve akran zorbalığı ilişkisini değerlendirerek, bu yılın teması olan “İyiliğin Gücü” ne dikkat çekti. Çocuğa karşı şiddetin her biçimi devam ediyor Prof. Dr. Ülküer, geçtiğimiz yıl Kolombiya’nın başkenti Bogota’da düzenlenen Çocuğa Karşı Şiddetin Önlenmesi Küresel Bakanlar Toplantısı’nın birinci yıl değerlendirmesine değinerek, ülkelerin bu alanda attıkları adımları şöyle değerlendirdi: “Bir yıl önce ülkeler, çocuğa karşı şiddeti tamamen ortadan kaldırmak için taahhütlerde bulunmuştu. Dünya Sağlık Örgütü ev sahipliğinde yapılan çevrim içi toplantıda, bu sözlerin ne kadar yerine getirildiği konuşuldu. Birçok ülke, özellikle ‘fiziksel ceza’ konusunda ciddi yasal yaptırımlar getirdi. Şiddetin önlenmesi, izlenmesi ve farkındalık oluşturulması konusunda güçlü adımlar atıldı. Çocuğa karşı şiddetin her biçimi —ihmal, istismar, örseleme— insanlığın acilen çözmesi gereken bir sorun olmaya devam ediyor.” Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti, akran zorbalığı Çocuğun çocuğa karşı olan şiddeti yani akran zorbalığının yalnızca fiziksel bir şiddet türü olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Zorbalık, bir bireyin kasıtlı olarak ve tekrar eden biçimde bir başka kişiye zarar vermesi ya da onu rahatsız etmesiyle ortaya çıkar. Bu yalnızca fiziksel temasla değil, sözel saldırılar, dışlama veya dijital zorbalık gibi eylemlerle de gerçekleşebilir. Genellikle üç temel unsurla tanımlanır; niyet, süreklilik ve güç dengesizliği.” dedi. Türkiye’de her 7 çocuktan biri zorbalığa maruz kalıyor UNICEF’in 2024 raporuna göre, zorbalık davranışlarının çocukların yaşam kalitesini derinden etkilediğini kaydeden Prof. Dr. Ülküer, “Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) 2024 verileri de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor. TÜİK’in 2024 araştırmalarına göre; 6-17 yaş arası her 7 çocuktan biri, birden fazla kez akran zorbalığına uğruyor. Özel gereksinimli çocuklar, akran zorbalığına maruz kalma açısından daha yüksek risk altında. Zorbalığa uğrayan çocukların okul devamsızlık oranları artıyor, akademik başarıları düşüyor ve yaşam boyu sürecek travmalar ortaya çıkabiliyor.” diye konuştu. Prof. Dr. Ülküer, bu tabloya dikkat çekerek, “Akran zorbalığı, çocuğa karşı şiddetin önemli bir parçasıdır. Şiddet gören çocuklar, ilerleyen süreçte şiddet uygulamaya daha eğilimli hale gelirler. Bu nedenle, çocuğa karşı şiddetin önlenmesi, akran zorbalığının da önlenmesi açısından kritik önemdedir.” ifadesinde bulundu. Güçlü ebeveynler zorbalığın önlenmesinde kilit rol oynuyor İngiltere merkezli Akran Zorbalığına Karşı Birliği (Anti Bullying Alliance-ABA) gibi kurumların çalışmalarına da değinen Prof. Dr. Ülküer, zorbalığın önlenmesinde en etkili stratejilerin başında ebeveynlerin güçlendirilmesinin geldiğini vurguladı. Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığının önlenmesinde en önemli faktörlerden birinin “güçlü ebeveyn-çocuk iletişimi” olduğunu ifade ederek, çocukların ilk öğretmenleri olan ebeveynlerin, bilinçli iletişim kurma becerilerini geliştirmelerinin, zorbalığın erken fark edilmesinde ve önlenmesinde hayati önem taşıdığını söyledi. Ebeveynlere akran zorbalığıyla mücadelede öneriler Ebeveynlere bu konuda bazı pratik öneriler sunan Prof. Dr. Ülküer, şöyle devam etti: “Çocuğunuzla sakin ve yargılamadan konuşabileceğiniz bir zaman ayırın. Açık uçlu sorular sorun; “Bana neler olduğunu anlatabilir misin?” gibi sorularla kendini ifade etmesini sağlayın. Duygusal değişimleri fark edin; okula gitmek istememesi, eşyalarının kaybolması gibi işaretlere dikkat edin. Zorbalığa uğrayan çocuğunuza bunun kendi suçu olmadığını, birlikte çözebileceğinizi hatırlatın. Zorbalığa tanık olan çocuğunuza iyiliğin önemini anlatın; yetişkine haber vermesini ve zorbalık görene destek olmasını teşvik edin. Zorbalığa karışan çocuğunuzla sakin konuşun; davranışının etkilerini anlamasına ve doğru davranışı öğrenmesine yardımcı olun. Okulla iş birliği yapın ve süreci birlikte takip edin. Empati ve saygı konusunda örnek olun; öfkelendiğinizde bile nazik ve anlayışlı davranarak model oluşturun.” Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı Prof. Dr. Ülküer, akran zorbalığını önlemede okul sistemlerinin ve eğitim politikalarının önemini dile getirerek, “Öğretmenlerin meslek öncesi ve hizmet içi eğitimlerinde akran zorbalığıyla mücadeleye yer verilmesi gerekiyor. Her okulda bir ‘zorbalık önleme sorumlusu’ bulunmalı. Zorbalık olayları kayıt altına alınmalı ve ilgili kurumlara hızla bildirilmelidir. Ayrıca okullar, ebeveynlerle güçlü bir iletişim içinde olmalıdır.” dedi. Zorbalık yapan çocukların çoğu da geçmişin mağdurları Zorbalık döngüsünün kırılabilmesi için mağdurların yanı sıra zorbalık yapan çocuklara da psikolojik destek verilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Ülküer, “Şiddet şiddeti doğurur. Zorbalık yapan çocukların çoğu, geçmişte başka türden şiddetlerin mağdurları olmuştur. Bu nedenle, davranışlarının ardındaki nedenlerin araştırılması ve gerekli psikososyal desteğin sağlanması çok önemlidir.” ifadesinde bulundu. Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı Prof. Dr. Ülküer, çözüm önerilerini ise şu şekilde sıraladı: “Politika odaklı araştırmalar yapılmalı; yalnızca “kim” ve “ne” değil, “neden” ve “nasıl” sorularına da yanıt aranmalı. İzleme ve değerlendirme çalışmaları, mevcut önleme programlarını bilimsel olarak gözden geçirmeli. Ulusal strateji planı ve bütçe, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları doğrultusunda hazırlanmalı. Akran Zorbalığını Önleme Fonu kurulmalı; farkındalık çalışmalarının sürdürülebilirliği için kaynak oluşturulmalı.” İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim Tüm bu gerekçelerden yola çıkarak, TBMM içinde başlatılan Çocuk Hareketi’nin Türkiye Büyük Millet Meclis’i bünyesinde Akran Zorbalığını Önleme Komisyonu kurduğunu ifade eden Prof. Dr. Ülküer, “Komisyon, katılımcı bir bakış açısıyla çalışmalarına başlamış bulunmaktadır. Bu önerilerin hayata geçirilmesinde önemli bir lokomotif olacaktır. Desteklenmesi gereken önemli bir adım. İyiliğin gücünü kullanalım ve akran zorbalığının önüne geçelim.” şeklinde sözlerini tamamladı.

Modüler Aile Eğitim Programı 61 İlde Yaygınlaşıyor Haber

Modüler Aile Eğitim Programı 61 İlde Yaygınlaşıyor

Bakanlık tarafından “Ailenin Korunması ve Güçlendirilmesi Vizyon Belgesi ve Eylem Planı” (2024-2028) hedefleri doğrultusunda hayata geçirilen program, anne babaların güçlü yönlerini keşfetmelerine, çocuklarıyla olan iletişimlerini güçlendirmelerine ve ebeveynlikle ilgili olumlu tutumlar geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlıyor. Anne Babalar İçin 12 Kapsamlı Eğitim Modülü Toplam 12 modülden oluşan eğitimler, kendini tanıma, çocuk gelişimi, çocuk yetiştirme tutumları, aile içi iletişim, dijital medya kullanımı, okul hayatı, kariyer planlama, olumlu ebeveynlik becerileri, aile ve çocuk yılmazlığı, risk farkındalığı gibi pek çok alanda anne babalara rehberlik ediyor. Dijitalleşmenin ve bireyselleşmenin hızla ilerlediği ve aile yapısını etkilediği günümüzde program, ebeveynler ile çocuklar arasında daha güçlü ve samimi bağların kurulmasını, toplumsal dayanışmanın artırılmasını ve sürdürülebilir sosyal ilişkilerin geliştirilmesini hedefliyor. Pilot Uygulamalardan Olumlu Geri Bildirim 2024 yılında 19 ilde pilot olarak başlatılan ve katılımcılardan yoğun ilgi gören program ile yapılan etki analizi çalışmaları, programın sadece bilgi aktarımıyla sınırlı kalmadığını aynı zamanda bireylerin iç dünyalarına dokunan, farkındalık yaratan ve yaşamlarına yön veren bir deneyim sunduğunu ortaya koyuyor. Farklı öğrenme yöntem ve teknikleriyle zenginleştirilen program, küçük gruplarla gerçekleştirilen etkileşimli ve yapılandırılmış oturumlar sayesinde ailelerin sürece aktif katılımını sağlıyor. Böylece ebeveynler, öğrendiklerini gündelik yaşamlarına daha kolay uyarlama imkânı buluyor. Pilot uygulamanın başarısı üzerine 42 yeni ilde daha başlatılan eğitimlerle birlikte program bugün itibarıyla 61 ilde anne babalara ulaşıyor. 2025 Aile Yılı Vizyonu Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, “2025 Aile Yılı” vizyonu çerçevesinde, aile kurumunun güçlendirilmesini, ebeveynlerin iyilik halinin artırılmasını ve Türkiye’nin dinamik nüfus yapısının korunmasını hedefliyor. Bu kapsamda Bakanlık tarafından Afyonkarahisar’dan Diyarbakır’a, Antalya’dan Rize’ye kadar geniş bir hizmet bölgesinde yetiştirilen yeni uygulayıcılar aracılığıyla, anne babaların yolculuğuna destek olunmaya devam edilecek.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.