Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Çocuk Sağlığı

Kapsül Haber Ajansı - Çocuk Sağlığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Çocuk Sağlığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer Sağlık Buluşmaları’nda Çocukluk Aşılarının Önemi Vurgulandı Haber

Nilüfer Sağlık Buluşmaları’nda Çocukluk Aşılarının Önemi Vurgulandı

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen seminerde, aşıların bağışıklık sistemini eğiten en önemli unsurlardan biri olduğunu açıklayan Dr. Dilara Yılmaz, toplum bağışıklığının korunması için aşılama oranının yüzde 85’in altına düşmemesi gerektiğini vurguladı. Türkiye’nin aşılama konusunda başarılı bir ülke olduğunu ifade eden Yılmaz, çiçek hastalığının dünya üzerinden silinmesi ve çocuk felcinin ülkemizde son bulmasının bu başarının kanıtı olduğunu dile getirdi. YANLIŞ BİLİNEN GERÇEKLER Sosyal medya spekülasyonları ve ebeveynlerin aşı kararsızlığına da değinen Dr. Yılmaz, aşıların otizm veya kısırlık yaptığına dair iddiaların hiçbir bilimsel temeli olmadığını açıkladı. Aşılardaki belli içeriklerin sanılanın aksine vücuda zarar verecek düzeyde olmadığını, hatta günlük hayatta maruz kalınan miktarlardan çok daha düşük olduğunu kaydeden Yılmaz, “Doğal yolla hastalık geçirmek daha iyidir inanışı yanlıştır. Aşısız geçirilen kızamık gibi hastalıkların yıllar sonra ölümle sonuçlanabilecek hasarlara yol açabileceğini unutmamak gerekir” dedi. AŞILANMAYAN HER ÇOCUK TOPLUMU TEHDİT EDİYOR Seminerin sonunda aşı takibinin hem aile hekimleri hem de çocuk doktorları tarafından titizlikle yapıldığını belirten Dr. Dilara Yılmaz, “Aşılanmayan her çocuk, toplumdaki diğer çocukların da sağlığını tehdit etmektedir. Aşılar hayat kurtarır” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pediatri Kongresi'nden Acil Çağrı Haber

Pediatri Kongresi'nden Acil Çağrı

Eğitim kurumlarında çocuklar tarafından gerçekleştirilen kanlı saldırılar, bu yıl 61.si düzenlenen Türk Pediatri Kongresine damgasını vurdu. Türk Pediatri Kurumu tarafından "Umudun adı: Çocuk" çağrısı ile düzenlenen kongreye katılan uzmanlar, şiddetten uzak bir dünya için okulların daha güvenli hale getirilmesini talep etti. Pediatri uzmanı bilim insanları "Ekranlardan boca edilen şiddet" için RTÜK'ü ve sosyal medyaya erişim kısıtlaması getirilmesi için yasa koyucuları ve çocuklarını kurtarıcı gibi gördükleri dijital ortamlara yönlendirmemesi için başta anneler olmak üzere aile bireylerini göreve çağırdılar. Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur ve Kongre Başkanı Prof. Dr. Bülent Karadağ'ın ev sahipliğinde gerçekleşen kongreye, yaklaşık 2200 pediatri doktoru katılım gösterdi. Dijital çağın getirdiği yeni tanımlanan çocuk hastalıkları, artan anemi, obezite ve yetersiz beslenme olguları, hekime danışılmadan kullanılan bilinçsiz takviyelerin yol açabileceği sorunlar ve özel durumlarda aşılama konularının tartışılacağı 61. Türk Pediatri Kongresi, Kahramanmaraş ve Siverek'te yaşanan acı saldırı haberlerinin gölgesinde başladı. Kongrenin başlaması nedeniyle Antalya'da düzenlenen basın toplantısında konuşan Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, yaşanan olayların yalnızca bireysel değil, toplumsal bir kırılmaya işaret ettiğini belirterek, "Bu saldırılar masum çocukları hayattan koparmanın ötesinde, toplumun geleceğine zarar veriyor. Şiddetin kökenini bilimsel olarak analiz etmek zorundayız" dedi. Çocuklar elde silahla değil kitapla dolaşmalı "Hepimizin acısı ortak, yüreğimiz yandı" diyen Prof. Dr. Kasapçopur konuyla ilgili değerlendirmesini şu sözlerle özetledi: "Gerçekten denetimsiz ortaya çıkan silahlanmanın durdurulmasını istiyoruz. Çocuklar elde silahla değil kitapla, sanatla dolaşmalılar. Bu tip mafyatik olayların özendirilmesi şiddeti körüklüyor. Burada RTÜK'ü göreve davet ediyoruz. Mafyanın kutsandığı dizilerin gözden geçirilmesi, bunların yaşamın dışına çıkarılması gerekiyor. Sadece fiziksel değil sözel şiddetten mutlaka kaçınarak yaşam sürdürmek istiyoruz. Dijitalleşen dünyada özellikle dijital oyunların çocuklara sadece şiddet aşıladığını görmekteyiz. Onlar can aldıkça oyun kazanıyorlar, bu tip oyunlarla ilgili sorunlar aslında evrensel. Bundan korunulması gerekiyor. Türk Pediatri Kurumu olarak iyi bir geleceğin kurulabilmesi için siber zorbalığın mutlaka önlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Çocuklara karşı işlenen suçların hiçbir affı olmamalı, gerçek cezalarla birlikte caydırıcılık artırılmalı. Yoksa hepimizi daha kötü senaryolar bekliyor." Çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları uzmanı Prof. Dr Burak Doğangün de bir soruya verdiği yanıtta şiddet içerikli dijital oyunların çocukları gerçeklikten uzaklaştırarak tehlikeli davranışlara yönlendirebildiğine dikkat çekti. Prof. Dr. Doğangün "İçimiz acıyor, hepimiz şoktayız. Yetişkinler olarak çocuk masumiyetiyle örtüşmeyen eylemler gördüğümüzde değer yargılarımız sarsılıyor" dedi. Bu tür katliamların Avrupa'da ilk olarak 2000'li yılların başında görüldüğünü hatırlatan Prof. Dr. Doğangün, saldırganın evinde yapılan aramada insanları öldürerek oynanan bir oyun oynadığının tespit edildiğini belirtti. Prof. Dr. Doğangün sözlerini şöyle sürdürdü: "Hepimiz suçluyuz hepimiz risk altındayız" "Oyunlar aslında onarıcı ve geliştiricidir ama hayal gücünü geliştiren oyunlar. Bahsi geçenler ise game. Game'de kişi oyuncu olduğunu sanıyor ama asıl oyuncu oyunu programlayanlar. Toplumsal anlamda değerlerin erimesi gibi bir durumla karşı karşıyayız. Çocuklar sorunlarla nasıl başa çıkacağını çevresinden öğrenir. Değerlerin eridiği bir toplumda/dönemde çocuklar yaşamanın ve yaşatmanın manasının olmadığını düşünüyor. Bu game'lerde eylemin sonunda öleceklerini biliyorlar, bu bir intihar saldırısı. Ölüme giderken öldürerek gitme davranışını benimsiyorlar. Bu konunda uzun vadede yapılacaklar var. Hepimiz suçluyuz ve hepimiz risk altındayız. Kimse bu benim çocuğum için geçerli değil demesin, böyle düşünmek tamamen inkardır." Prof. Dr. Haluk Çokuğraş da sorunun şiddetin artık olağanlaşması ile ilgili olduğuna dikkat çekti. "Biz de çocukken kovboyculuk oynardık ama kimse böyle bir süreci yaşamamıştı. Şimdi farklı olan ekranlarda şiddet üzerimize adeta boca oldu. Dünya başka bir yere evrildi. Çocukların sürekli öldürüldüğü bir süreç yaşıyoruz. Bunları çocuklar da görüyorlar. Maalesef bu topraklar şiddetin her zaman var olduğu topraklardı. Ama günümüzde hakikaten şiddeti yaşıyoruz. Ekranlarda şiddet sahneleri azaltılmalı, oyunlar kısıtlanmalı, sosyal medyaya erişimi kısıtlayan düzenleme hayata geçirilmeli." Prof. Dr. Fügen Çullu Çokuğraş da şiddeti kadınların durduracağını söyledi. Prof. Dr. Çokuğraş "Annelerin çocuklarla ilişkilerini gözden geçirmesi gerek. Çocuklar vakit geçirsin diye kurtarıcı olarak ellerinde telefon-tablet verilmemeli. Anneler her an her gün kendi çocuğunun da başına gelebileceğini fark ederek yaşarsa bu durumdan kurtulabiliriz. İşi kadınların-annelerin eğitimi ile çözebiliriz" önerisinde bulundu. Prof. Dr. Burak Doğangün evlerde deterjan alımına bile çocukların karar verdiğine dikkati çekerek "Her sınır özgürlüğü kısıtlamak anlamına gelmez. Anne babanın koruyucu rolü vardır. Çocuklar gelişirken bu sınırlara ihtiyaç duyar. Play-yani hayal gücünü geliştirecek oyunlara zaman bulması önemli faktör. Ama insan öldürmeye yönelten game'e maruz kalması farklı bir şey." uyarısında bulundu. Kongreye katılan Prof. Dr. Kenat Barut da çocuk sağlığı uzmanlığına ilginin azaldığını belirttiği konuşmasında "Bu ilgiyi yeniden canlandırmanın yolunu bulmalıyız çünkü biz aynı zamanda aileyi eğitiyoruz. Dijital yaşamın zararlarını önlemeye yönelik olarak 15 yaş altına sosyal medya kısıtlaması gelecek ama kısıtlama önce aileden başlar, eğitimi veren ailedir" dedi. "Vitamin zehirlenmeleri görüyoruz" Çocuk metabolizma hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Ertuğrul Kıykım ise çocuklarda beslenmeden kaynaklanan sorunlara ilişkin bir soruya verdiği yanıtta vitamin ve gıda takviyelerinin bilinçsizce kullanımına dikkat çekti. Prof. Dr. Kıykım: "Vitamin ve gıda takviyesini özendiren yorumlar var, kullanımı çok artı. Biz vitamin zehirlenmeleri görüyoruz. Özellikle ABD'de ilaca bağlı karaciğer yetersizliklerinde 10 kata varan artış var. Temel sebebi gıda takviyelerinin bilinçsiz kullanımı. Ayrıca merdiven altı ürünler var, üretimi hiçbir denetimden geçmemiş, sadece etiketlenerek piyasaya sürülen bu tür ürünler ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor" diye konuştu. Solo Event tarafından Antalya'da organize edilen kongrede pediatri alanındaki güncel gelişmeler ile yeni tedavi yaklaşımları tartışılacak. Geleceğin umudu olan çocuk sağlığını yakından ilgilendiren pek çok kritik konunun bilimsel oturumlarla gündeme taşınacağı kongre, 21 Nisan tarihine kadar devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuk Sağlığında Doğru Bilinen Yanlışlar Haber

Çocuk Sağlığında Doğru Bilinen Yanlışlar

Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Aysun Hacer Sarıtaş, çocuk sağlığında sık yapılan hatalara ve doğru bilinen yanlışlara dikkat çekerek ailelere önemli uyarılarda bulundu. “Yanlış Bilgiler Çocuk Sağlığını Tehdit Ediyor” Bağışıklık sisteminin vücudun mikroplara karşı savunma sistemi olduğunu belirten Sarıtaş, bebeklerin bu sistemi tam olgunlaşmış şekilde doğmadığını, ilk aylarda anneden geçen koruyucu antikorlarla korunduklarını ifade etti. Kendi bağışıklık sistemlerinin ise özellikle ilk iki üç yıl içinde mikroplarla karşılaştıkça öğrenerek ve güçlenerek geliştiğini vurgulayan Sarıtaş, bir çocuğun hastalanmasının çoğu zaman bağışıklık sisteminin çalıştığını gösterdiğini söyledi. “Sık Hastalanan Çocukların Bağışıklığı Zayıf mı?” Özellikle kreş ve okul çağındaki çocukların yılda altı ile sekiz kez üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmesinin normal kabul edildiğini belirten Sarıtaş, bunun bağışıklığın zayıf olduğu anlamına gelmediğini ifade etti. Ancak hastalıkların çok ağır seyretmesi, çok uzun sürmesi ya da çocuğun kilo alımı ve gelişiminin etkilenmesi durumunda mutlaka değerlendirme yapılması gerektiğinin altını çizdi. “Vitamin ve Takviyeler Her Çocuk İçin Gerekli mi?” Vitamin ve takviyeler konusunda da aileleri uyaran Sarıtaş, sağlıklı ve dengeli beslenen bir çocuk için rutin vitamin takviyesinin genellikle gerekli olmadığını söyledi. En sık gerçekten gerekli olan takviyenin D vitamini olduğunu belirten Sarıtaş, gelişigüzel kullanılan vitaminlerin bağışıklığı güçlendirmediğini, aksine bazen vücuda zarar verebildiğini ve takviye kararının mutlaka hekim tarafından verilmesi gerektiğini vurguladı. “Bağışıklığı Zayıflatan Anne Baba Hataları” Anne babaların en sık yaptığı bağışıklık hatalarına da değinen Sarıtaş, her hastalıkta antibiyotik istemenin, ateşi tek başına hastalık sanmanın, çocuğu aşırı steril bir ortamda büyütmenin, gereksiz vitamin ve şuruplar kullanmanın ve çocuğu hastalanmasın diye sosyal hayattan uzak tutmanın en sık yapılan hatalar arasında yer aldığını belirtti. “Bağışıklık sistemi fanusta değil, hayatın içinde güçlenir,” dedi. “Hangi Ateş Değerleri Dikkate Alınmalı?” Ateşin vücudun mikroplarla savaşırken verdiği doğal bir tepki olduğunu ifade eden Sarıtaş, her ateşi mutlaka düşürmek zorunda olmadığımızı söyledi. Çocuk oyun oynuyorsa, sıvı alabiliyorsa ve genel durumu iyiyse sadece ateşe değil çocuğun kendisine bakmak gerektiğini, ancak çocuk huzursuzsa ve ağrısı varsa ateş düşürücü verilebileceğini belirtti. Ateşin kaç derece olmasının tehlikeli olduğu sorusuna da değinen Sarıtaş, genel olarak otuz sekiz, otuz sekiz buçuk derecenin üzerindeki ateşin önemli olduğunu ancak tehlikeyi belirleyen tek şeyin rakam olmadığını vurguladı. Çocuğun yaşı ve genel durumunun çok daha önemli olduğunu söyleyen Sarıtaş, özellikle üç ay altı bebeklerde her ateşin mutlaka ciddiye alınması gerektiğini ifade etti. “Evde, Ateşe Doğru Müdahale Nasıl Olmalı?” Evde, ateşe ilk müdahalenin nasıl olması gerektiğini anlatan Sarıtaş, önce çocuğun genel durumuna bakılması gerektiğini, üzerindeki kalın giysilerin çıkarılmasını, ortamın çok sıcak tutulmamasını ve ılık sıvılar verilmesini önerdi. Gerekirse uygun dozda ateş düşürücü kullanılabileceğini belirten Sarıtaş; sirke, alkol ve buzlu duş gibi uygulamaların kesinlikle önerilmediğini söyledi. “Ateşli Havale Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar” Ateşli havalenin altı ay ile beş yaş arasında görülebilen bir durum olduğunu ifade eden Sarıtaş, genellikle ailede anne ya da babada çocuklukta ateşli nöbet öyküsü bulunduğunu ve genetik geçişli olduğunun düşünüldüğünü aktardı. Çoğu zaman kalıcı hasar bırakmadığını, özellikle kısa süreli ve tekrarlamayan nöbetlerin hasar bırakmadığını ve epilepsi anlamına gelmediğini vurguladı. Altta yatan demir eksikliği ve vitamin eksiklikleri gibi sebepler olabileceğini belirten Sarıtaş, bu durumun mutlaka bir hekim tarafından değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. “Ateşli Havale Anında Aileler Ne Yapmalı?” Evde tek başınayken ateşli havale durumu oluşursa ailelere önerilerde bulunan Sarıtaş, çocuğun yan çevrilmesini, ağzında görülen ve aspire etme riski olan bir şey varsa alınmasını ancak ağzı ve çeneyi açmaya çalışılmamasını, rahat soluk alabilecek şekilde boynuna pozisyon verilerek beklenmesini önerdi. Genelde nöbetlerin kısa sürdüğünü ve kendiliğinden sonlandığını, ancak üç beş dakikadan uzun süren nöbetlerde kendiliğinden durmanın zorlaştığını ve bu nedenle yardım çağrılması gerektiğini belirtti. “Hangi Durumlarda Acil Servise Başvurulmalı?” Acil servise ne zaman başvurulması gerektiğini de açıklayan Sarıtaş, üç ay altı bebekte ateş varsa, çocuk havale geçiriyorsa, nefes almakta zorlanıyorsa, morarma, bilinç değişikliği, sürekli kusma ya da sıvı alamama varsa beklemeden acile başvurulması gerektiğini söyledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zekâ, Nadir Hastalıklarla Mücadeleyi Yeniden Şekillendiriyor    Haber

Yapay Zekâ, Nadir Hastalıklarla Mücadeleyi Yeniden Şekillendiriyor  

AWS, şimdiye kadar sağlık sistemlerinin nadir hastalıkları doğru bir şekilde tanımlamak ve onları aciliyetle ele almak için gereken finansman, veri ve anlayıştan yoksun olmasının asıl nedeninin teknolojik sınırlamalar olduğunu belirtti. Yapay zekâ ve bulut bilişimin, nadir görülen hastalıklarla yaşama deneyimini önemli ölçüde değiştirebileceğini ve bu hastalıklara nihayet gereken ilginin gösterilebileceğini vurguladı. Nadir hastalıkların toplu olarak insan sağlığı üzerinde en büyük etkilerden birine sahip olması, tıbbın trajik paradokslarından biri olarak öne çıkıyor. Dünya Sağlık Örgütü, 2.000 kişide 1'den az kişiyi etkileyen durumları "nadir" olarak tanımlıyor ve dünya genelinde 300 milyondan fazla insanın şu anda bu şekilde sınıflandırılan 7.000 sağlık sorunundan biriyle yaşadığı tahmin ediliyor. Bu sayı, son beş yılda kanser teşhisi konanların sayısının altı katı. AWS Türkiye Genel Müdürü Berrin Özselçuk, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Kaynaklar, daha büyük hasta popülasyonuna sahip sağlık durumlarının araştırılmasına ve bakımına ayrıldığı için, nadir görülen hastalık teşhisi konan hastalar, finansman kararlarında uygulanan maliyet-fayda analizinde genellikle dezavantajlı durumda kalıyorlar. Toplumsal farkındalık düzeyinin düşük olması ve tıbbi çalışmaların yetersizliği, hastalıkların teşhis edilmesini zorlaştırarak sorunları daha da ağırlaştırıyor ve bu da hastaların tedaviden mahrum kalmasına yol açabiliyor. Bulut ve yapay zekânın sağlık hizmetlerinin sonuçlarına yapabileceği en büyük katkılardan biri, bu tabloyu dengelemek. Yapay zekâ, genomik ve DNA dizileme alanlarını dönüştürerek araştırmacıların çalışmalarını küresel ölçekte genişletmelerine, bulgularını bulut üzerinden paylaşmalarına ve hastaların deneyimlerini daha derinlemesine anlamak için yenilikçi yaklaşımlar geliştirmelerine olanak tanıyor.” Nadir hastalıkların teşhis ve tedavisinde karşılaşılan zorluklar Nadir görülen hastalıkların en bilinen örnekleri arasında Motor Nöron Hastalığı, Kistik Fibrozis, Duchenne Musküler Distrofi ve Hemofili sayılabilir. Birçok nadir hastalıkta olduğu gibi, bu dört hastalığın da ortak bir özelliği var. Bunlar, farklı aşamalarda çok çeşitli şekillerde kendini gösteren DNA hastalıkları. Toplamda, nadir hastalıkların yaklaşık %80'inin genetik bir bileşeni var ve bu hem neden nispeten nadir olduklarını hem de neden genellikle bu kadar az anlaşıldıklarını açıklamaya yardımcı oluyor. Dış patojenlerin ve çevresel maruziyetlerin vücudu nasıl etkilediğinden ziyade kendini ifade etme şekillerinin sonuçları olduğundan, genellikle geleneksel tanı yöntemlerinin dışında kalıyorlar. Tüm nadir hastalıklar kalıtsal değil ve nadir bakteriyel veya viral enfeksiyonlar, otoimmün tepkiler veya sporadik genetik mutasyonlardan kaynaklanan hastalıklar da benzer zorlukları beraberinde getiriyor. Nüfusu değil bireyleri etkilediği için daha az görünür oluyorlar. Salgın veya pandemi şeklinde ortaya çıkmadıkları için halkta aciliyet hissi yaratmıyorlar. Nadir hastalıkların çoğu çocukluk çağındaki kişileri etkilediği için, hastalar semptomlarını kolayca tarif edemiyorlar. Bu durum, tanıyı daha da karmaşık hale getirirken, hastalara ve destek ağlarına büyük sıkıntı yaratabiliyor. Genomik yoluyla nadir hastalıklara ayrıntılı bir bakış Bu konuda daha fazla anlayış ve devam eden araştırmalar, birçok nadir hastalığın teşhisinde genetik testlerin değerini ortaya koymaya yardımcı oluyor. Genomics England, AWS ve AWS iş ortağı Illumina ile birlikte çalışarak genomik analizi teşhis sürecine dahil ediyor ve nadir hastalık şüphesi olan vakaların teyit edilme hızını dönüştürüyor. Genomics England'ın 100.000 Genom Projesi, NHS Genomik Tıp Hizmeti (NHS Genomic Medicine Service) aracılığıyla nadir görülen hastalık şüphesi olan hastalar için tüm genom dizilemesinin temellerini attı. Genomics England tarafından desteklenen NHS GMS, 100.000'den fazla genom dizilemesi gerçekleştirerek NHS'yi rutin bakımın bir parçası olarak tüm genom dizilemesi sunan dünyadaki ilk ulusal sağlık sistemi haline getirdi. Doğru teşhisin yaratabileceği fark Nadir görülen hastalıklarla mücadele eden kişiler ve aileleri için, genomik yoluyla tanıya kolay erişimin etkisi çok büyük olabilir. Bir anne olan Mel için, NHS Genomik Tıp Hizmeti, daha önce otizm ve dispraksi teşhisi konulan iki çocuğunun aslında DHDDS genindeki bir varyantın neden olduğu ultra nadir bir nörodejeneratif hastalığa sahip olduğunu ortaya çıkardı. Dünya çapında bu durumla ilgili belgelenmiş yalnızca 59 vaka olmasına rağmen, Mel bu konuda çalışan uzmanlara ulaşarak titreme semptomlarına yardımcı olabilecek belirli vitaminler hakkında öneriler alabildi. Mel, Genomics England web sitesinde yer alan bir yazıda, o dönemde “ilacı almaya başladıklarından beri titremelerin %20-30 oranında azaldığını” açıkladı. Ancak, semptomların yönetilmesine yönelik desteğin sadece bir başlangıç olduğunu da açıkça belirtiyor. Cure DHDDS yardım kuruluşunun kurucusu olarak, araştırma için fon toplamaya, bilimsel konferanslar düzenlemeye ve uluslararası bir hasta kayıt sistemi oluşturmaya odaklanıyor. “Hızlı hareket etmemiz gerektiği için birçok işi aynı anda yürütüyoruz,” diyor. “Amaç, ASO veya RNA tedavileri gibi yarının tedavilerini beklerken hastalığı yavaşlatabilecek bir ilaç bulmak.” Tedavilerin gen ifadesini hedeflemesini sağlamak Antisens oligonükleotidler (ASO) ve ribonükleik asitler (RNA), genlerin ifade edilme şeklini değiştirerek hastalık nedenli genleri düzenlemek için belirli moleküller kullanan tedavilerdir. Bulut bilişim, bilgi işlem gücüne ve üretken yapay zekâ yeteneklerine erişimi demokratikleştirerek ve yeni tedavilerin geliştirilmesini sağlamak ve ilaç keşfini hızlandırmak için yüksek güvenlikli, birleştirilmiş veri setleri sağlayarak nadir hastalıklar için bu tedavilerin geliştirilmesindeki engelleri azaltıyor. Bu teknolojiler ayrıca nadir hastalık tedavilerinin ekonomisini de dönüştürerek, daha küçük popülasyonları etkileyen durumlar için bile tedavileri uygulanabilir kılıyor. Yapay zekâ ve bulut, nadir hastalıklarla mücadele girişimlerine başka ölçeklendirme avantajları da sağlıyor. AWS, Birleşik Devletler Ulusal Tıp Kütüphanesi'nin Ulusal Biyoteknoloji Bilgi Merkezi ile iş birliği yaparak, dünyanın en büyük genom dizileme veri depolarından biri olan Dizi Okuma Arşivi'ni (Sequence Read Archive, SRA), AWS Açık Veri Sponsorluk Programı (Open Data Sponsorship Program, ODP) aracılığıyla Amazon S3'ten ücretsiz olarak erişilebilir hale getirdi. SRA, AWS ODP'de hemen hemen 40 milyon çalıştırma erişimini kapsayan yaklaşık 40 PB veri içeriyor. ODP üzerinden erişim, dünya çapındaki araştırmacıların bu deneylerden elde edilen dizileme verilerini bulup almalarını sağlayarak daha sorunsuz küresel iş birliği sağlıyor ve oyunun kurallarını değiştiren içgörülerin daha hızlı üretilmesini mümkün kılıyor. Nadir sağlık durumlarının erken sinyallerini tespit etmek Nadir hastalıkların teşhis ve tedavisinde karşılaşılan en büyük zorluklardan biri, hastaların önemli bir bölümünü oluşturan çok küçük çocukların deneyimlerini analiz etmekte yaşanan güçlüktür. Pediatrik sağlık ve nadir hastalıklar alanındaki araştırmaları desteklemek için 10 milyon dolarlık yeni bir AWS fon programından ilk faydalananlardan biri olan Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Ulusal Çocuk Hastanesi (Children’s National Hospital), akıllı telefon kamera görüntülerini analiz ederek yenidoğanların yüz hatlarındaki ince değişiklikleri belirleyebilen ve nadir genetik bozuklukları tespit edebilen bir yapay zekâ teknolojisi geliştirdi. Çoğu durumda, bu belirtiler geç tespit ediliyor ve bu durumda önleyici bakımın etkinliği azalıyor. Ancak, yapay zekâ teknolojisiyle erken teşhis edildiğinde, çocuklar yıllarca süren yanlış teşhislerden kurtulabiliyor ve başından itibaren ihtiyaç duydukları tedavi ve desteği alabiliyor. Rady Çocuk Hastanesi ve Genomik Tıp Enstitüsü, gelişmiş bulut hizmetleri aracılığıyla çocuk sağlığı alanında yenilikleri hızlandıran kuruluşları destekleyen AWS Imagine Grant Çocuk Sağlığı İnovasyon Ödülü'nü (AWS Imagine Grant Children’s Health Innovation) alan ilk kuruluşlardan biri oldu. Hastane, tanıyı daha da hızlandırmak ve genomik testleri ihtiyaç duyan çocuklara mümkün olan en kısa sürede sunmak için Büyük Dil Modellerini (LLM) kullanıyor. San Diego Rady Çocuk Hastanesi bünyesindeki kâr amacı gütmeyen bir araştırma enstitüsü olan Rady Genomics'te Denetleyici Araştırma Bilimcisi Doktor Matthew Bainbridge, “Yapay zekâ ve bulut bilişimden yararlanmak, genetik testleri daha adil, ucuz ve yaygın olarak erişilebilir hale getirme yolunda çalışırken kritik bir adım. AWS ile çalışmak, yapay zekâ ve bulut bilişim alanındaki uzmanlıklarını kullanarak pediatrik genetik testlerin hızını ve erişilebilirliğini artırmamıza ve nihayetinde bir çocuğun teşhis serüvenini kısaltmamıza olanak tanıyor,” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tekirdağ'da HPV Aşısı Projesi Kamuoyuna Tanıtıldı Haber

Tekirdağ'da HPV Aşısı Projesi Kamuoyuna Tanıtıldı

Büyükşehir Belediyesi ile Rotary Kulübü işbirliğinde yürütülen HPV Aşısı Projesi’nin Tanıtım ve Lansman Programı kamuoyuna duyuruldu. Toplum sağlığını korumayı amaçlayan ve geçtiğimiz günlerde ilk doz uygulamaları tamamlanan çalışma kapsamında, ihtiyaç sahibi çocuk ve gençlere sunulan ücretsiz HPV aşısı desteğinin detayları paylaşıldı. Saygı duruşunda bulunulması ve İstiklal Marşı’nın okunmasıyla başlayan programda, projenin toplumsal dayanışma ayağına vurgu yapıldı. Protokol konuşmaları bölümünde söz alan Çorlu Rotary Kulübü Dönem Başkanı Av. Ayhan Civan ve Kırcaali Rotary Kulübü Geçmiş Dönem Başkanı Ömer Hüseyin, yerel yönetimle kurulan bu stratejik ortaklığın önemine değinerek projenin hayata geçmesindeki kararlılığı nedeniyle Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkürlerini sundular. Rotary 2420. Bölge Geçmiş Dönem Guvernörü Dr. İlter Ergürbüz de konuşmasında bu işbirliğinin sürdürülebilir bir halk sağlığı modeline dönüştüğünü belirtti. Programın bilimsel çerçevesini çizen Anne ve Çocuk Sağlığı Komite Başkanı Prof. Dr. Oya Gökmen ise HPV virüsünün sebep olduğu hastalıklar hakkında detaylı bilgiler paylaşarak, aşılama sürecinin hayati koruyuculuğunu verilerle aktardı. CANDAN BAŞKAN "SAĞLIĞIN DEĞERİ KAYBEDİLMEDEN ANLAŞILMALI" Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Candan Yüceer, bir hekim ve bir yerel yönetici olarak koruyucu sağlık hizmetlerinin hayati önemine dikkat çektiği konuşmasında şu ifadelere yer verdi: “Yerel yöneticiler olarak hayata geçirdiğimiz her proje bizim için çok kıymetli. Her açılışta, her hizmette bir sorunu daha çözmenin gururunu yaşıyoruz. Ancak konu sağlık olduğunda; özellikle kanser, gençler, çocuklar ve kadınlar söz konusuysa bu heyecan ve sorumluluk çok daha büyük hale geliyor. Bugün burada, işte bu anlayışla son derece önemli ve anlamlı bir adımı atmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Çünkü sağlığın değerini çoğu zaman kaybedince anlıyoruz. Oysa asıl olan, hastalanmadan önce önlem almak. Bir hekim olarak da koruyucu sağlık hizmetlerinin ne kadar hayati olduğunu çok iyi biliyorum. Önlemek, hem doğru, hem de en etkili yoldur." “NE MUTLU Kİ HPV’YE KARŞI KANSERİ ÖNLEYEBİLEN BİR AŞI MEVCUT” Projenin doğuş hikâyesini ve kapsamını anlatan Candan Başkan, "HPV, bazı kanser türlerine yol açabilen bir virüs. Ne mutlu ki HPV’ye karşı kanseri önleyebilen bir aşı mevcut. Bu yönüyle HPV aşısı son derece kıymetli. Bizler yol, altyapı, ulaşım gibi temel belediyecilik hizmetlerini yaparken, vatandaşlarımızın ihtiyaç duyduğu her alanda da ‘bu bizim görevimiz değil’ diyerek geri duramayız. Nerede bir ihtiyaç varsa, orada olmayı görev biliriz. Bu proje, geçen yıl Rotary Kulübü ile yapılan bir sohbet sırasında filizlendi. Ardından üniversitemiz, hastanemiz, hekimlerimiz ve paydaşlarımızla büyük bir dayanışma ortaya kondu. Hiç kimse ‘olur mu’ demedi; herkes taşın altına elini koydu. Bugün bu projenin hayata geçmiş olmasının mutluluğunu yaşıyoruz" dedi. "MADDİ İMKÂNSIZLIKLAR SAĞLIĞA ENGEL OLMAMALI" Kanserle mücadelede erken tanının önemine değinen Başkan Yüceer, kadın sağlığının toplumsal etkisine vurgu yaparak, "Ne yazık ki kanser vakalarında tanı çoğu zaman geç konuluyor. Bu da tedavi şansını azaltıyor. O nedenle önleyici sağlık hizmetleri ve erken tanı hayati öneme sahip. Özellikle kadın sağlığı konusunda bir aşı, bir kadının hayatını kurtarabiliyor. Bu da bir ailenin, hatta toplumun geleceğini korumak anlamına geliyor. Bu yola çıkarken şunu söyledik: Bir çocuğun, bir gencin, bir kadının sağlığı maddi imkânlarla sınırlı olmamalı. HPV aşısı pahalı bir aşı ve herkesin erişimi mümkün değil. İşte bu nedenle bu projeyi başlattık. Amacımız, maddi imkânsızlıklar nedeniyle kimsenin bu haktan mahrum kalmaması. 9-24 yaş aralığındaki gençlerimiz için başlattığımız bu uygulamaya sosyal.tekirdag.bel.tr adresinden başvuru yapılabiliyor. Aşılar, Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi’nde güvenli bir şekilde uygulanıyor" ifadelerini kullandı. Candan Başkan, konuşmasının sonunda kadınlara önemli bir çağrıda bulunarak, rahim ağzı kanseri başta olmak üzere birçok hastalıkta erken tanı ve düzenli sağlık taramalarının hayati öneme sahip olduğunu vurguladı. Aşıya yönelik tereddütlerin farkındalık ve doğru bilgilendirmeyle aşılabileceğini belirten Başkan Yüceer, bu kapsamda bilgilendirme ve eğitim çalışmalarının kararlılıkla sürdürüleceğini ifade ederek, “Kanser gibi ağır bir gerçekle karşı karşıyayız. Bu nedenle tüm kadınlarımızdan düzenli kontrollerini ihmal etmemelerini istiyorum. Erken tanı hayat kurtarır. Projeye katkı sunan Rotary Kulüpleri başta olmak üzere üniversiteye, hastaneye, hekimlere, sağlık emekçilerine ve tüm paydaşlara yürekten teşekkür ediyorum. Bu proje, ilk olsun ama son olmasın. Birlikte daha pek çok projeye imza atacağız” diye konuştu. Tanıtım ve lansman programı, katılımcıların projeye olan desteğini tescilleyen toplu fotoğraf çekimiyle sona ererken, belirlenen takvim doğrultusunda aşılamanın diğer dozlarının da titizlikle uygulanmaya devam edeceği belirtildi.

İklim İçin Bilim, Dayanışma Ve Sağlık Bir Arada! Haber

İklim İçin Bilim, Dayanışma Ve Sağlık Bir Arada!

Yuvam Dünya Derneği, Koç Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi ve Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi iş birliğinde; Viatris’in koşulsuz destekleriyle düzenlenen 3. İklim Kliniği Sempozyumu, 19 Aralık’ta Koç Üniversitesi Rumelifeneri Kampüsü’nde gerçekleştirildi. Sağlık profesyonellerini, akademisyenleri, gençleri ve sivil toplum temsilcilerini bir araya getiren sempozyumda; iklim değişikliğinin çevresel bir sorun olmanın ötesinde, giderek derinleşen bir halk sağlığı krizi olduğuna dikkat çekildi. İklim değişikliğinin ruh sağlığından bulaşıcı hastalıklara, çocuk sağlığından sağlık sistemlerinin karbon ayak izine uzanan geniş bir çerçeveye yayılan etkileri, güncel bilimsel veriler ve çözüm odaklı yaklaşımlar paylaşıldı. Bilim temelli ortak hareket vurgusu… Açılış konuşmaları; Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Başkanı Kıvılcım Pınar Kocabıyık, Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan ile Koç Üniversitesi Sürdürülebilirlik Ofisi’nden Dr. Behice Pehlivan tarafından yapıldı. Konuşmalarda, iklim krizi karşısında üniversitelerin, sivil toplumun ve sağlık alanının bilim temelli ve birlikte hareket etmesinin önemi vurgulandı. Kıvılcım Pınar Kocabıyık konuşmasında iklim krizinin çok katmanlı etkilerine dikkat çekerek şunları söyledi: “İklim krizinin sağlık üzerindeki etkileri çoğu zaman sessiz ilerliyor; ancak bugün artık hepimizin sağlığını ve günlük yaşamını doğrudan etkiliyor. İklim krizi yalnızca çevresel değil, aynı zamanda derinleşen bir halk sağlığı krizidir. Bu krizden en çok etkilenenler ise çocuklar, yaşlılar, kronik hastalığı olanlar ve sosyoekonomik olarak kırılgan gruplardır. İklim Kliniği ile tam da bu nedenle; bilimsel veriye dayanan, sahayla temas eden ve sağlık sistemlerini iklim krizine karşı daha dirençli hale getirmeyi amaçlayan çözümler üzerinde çalışıyoruz.” Görünmeyen yük: Ruh sağlığı Yuvam Dünya İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi, nörobilimci ve 2025 Grist50 Fixer seçilen Dr. Burçin İkiz, “Görünmeyen Etki: İklim Değişikliği ve Ruh Sağlığı Krizi” başlıklı konuşmasında, iklim krizinin bireylerin ruh sağlığı üzerindeki görünmez ancak giderek artan yüküne dikkat çekti. Bu yükle baş edebilmenin ancak umut, dayanışma ve bilim temelli yaklaşımlarla mümkün olduğunu vurguladı. COP süreci, biyolojik çeşitlilik ve sağlık… Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Aysel Madra moderasyonunda gerçekleşen “İklim Krizinde Güncel Durum ve COP30 Değerlendirmesi / COP31’e Doğru” başlıklı oturumda; İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Orman Fakültesi Başkanı ve Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Doğanay Tolunay ile İstanbul Politikalar Merkezi İklim Değişikliği Çalışmaları Koordinatörü ve İklim Kliniği Bilim Kurulu Üyesi Dr. Ümit Şahin, iklim krizi, biyolojik çeşitlilik kaybı ve sağlık arasındaki ilişkiyi küresel müzakere süreçleri ve Türkiye özelinde değerlendirdi. COP30’da kabul edilen sağlık eylem planlarının ancak şeffaflık ve uygulamayla anlam kazanabileceği; COP31 sürecinin ise Türkiye için iklim ve sağlık politikalarını somut ve hesap verebilir adımlarla hayata geçirmek açısından kritik bir fırsat sunduğunun altı çizildi. Sağlık sisteminin iklimle sınavı… Prof. Dr. Ceyda Açılan Ayhan moderasyonunda gerçekleşen oturumda; Koç Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hasan Bayram, Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İftihar Köksal ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Çocuk Romatoloji Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, iklim krizinin solunum yolu hastalıkları, bulaşıcı hastalıklar ve çocuk sağlığı üzerindeki etkilerini bilimsel veriler ışığında ele aldı. Değişen iklimin başta çocuklar olmak üzere farklı kırılgan gruplar yarattığı ve gittikçe büyüyen bir halk sağlığı tehdidi olduğu belirtildi. Türkiye’de iklim krizi ve sağlık çalışmaları Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi, Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi ve İklim Kliniği Baş Danışmanı Prof. Dr. Emine Didem Evci Kiraz, “Türkiye’de İklim Krizi ve Sağlık Çalışmaları” başlıklı konuşmasında, iklim değişikliğinin artık geleceğe ait bir tehdit değil, bugünün halk sağlığı sorunu olduğunu vurguladı. Sağlık sisteminin ayak izi ve sürdürülebilirlik Yuvam Dünya Bilim Kurulu Üyesi Dr. Zeynep Komesli moderasyonunda gerçekleşen “Sağlık Sisteminin Ayak İzi: Karbon, Tüketim, Atıklar” başlıklı oturumda, sağlık sektörünün çevresel etkisi ele alındı. Oturumda; Prof. Dr. Hasan Bayram, Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Aygin Ekincioğlu, Koç Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Özge Eda Karadağ Aytemiz ve Hacettepe Üniversitesi Toplumsal Katkı Koordinatörlüğü’nden İzgi Bayraktar, akılcı ilaç kullanımı, klinik uygulamalar, hemşirelik hizmetleri ve iyi uygulama örnekleri üzerinden sağlık sistemlerinin daha sürdürülebilir hâle gelmesi için atılabilecek adımları paylaştı. Gençlerin sesi ve iletişimin gücü Sempozyumda gençlerin iklim ve sağlık alanındaki rolü de özel bir oturumla ele alındı. WHO Europe Youth4Health Bölge Lideri Dr. Sıla Gürbüz moderasyonunda gerçekleşen oturumda; EMSA’dan İklim Doğa Savaş ve Kerem Esercan ile Yale Üniversitesi Carbon Containment Laboratuvarı’ndan Selin Gören, gençlerin bilimsel üretimden savunuculuğa uzanan alanlarda üstlenebileceği rolleri paylaştı. Günün son oturumu olan Yuvam Dünya İklim Kliniği İletişim Paneli, Yuvam Dünya Eğitim Direktörü Banu Binbaşaran Tüysüzoğlu moderasyonunda gerçekleştirildi. Panelde Yuvam Dünya Yönetim Kurulu Üyesi ve İletişim Kurulu Başkanı Emir Medina ile Koç Üniversitesi Medya ve Görsel Sanatlar Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suncem Koçer, iklim krizinin “bugün” ile bağ kuran bir dille anlatılmasının önemine dikkat çekti; sağlık profesyonellerinin yalnızca uzman değil, aynı zamanda güçlü anlatıcılar olduğunun altını çizdi. Bir gün artık bugün Üçüncü İklim Kliniği Sempozyumu, iklim kriziyle mücadelenin ancak bilimsel bilgi, toplumsal dayanışma ve sağlık perspektifi birlikte ele alındığında güçlenebileceğini bir kez daha ortaya koydu. Yuvam Dünya’nın “Bir gün artık bugün” çağrısı doğrultusunda düzenlenen sempozyum, katılımcıları kendi alanlarında harekete geçmeye davet etti. Sempozyumun tamamı, yakında Yuvam Dünya YouTube kanalında yayınlanacak. İklim Kliniği Nedir? İklim Kliniği, Yuvam Dünya Derneği liderliğinde, Hacettepe Üniversitesi ve Koç Üniversitesi iş birliğiyle yürütülen bir iklim krizi ve sağlık projesidir. Proje; iklim krizinin insan sağlığı üzerindeki etkilerine karşı farkındalığı ve bilgi düzeyini artırmayı, kanıta dayalı karar alma süreçlerini desteklemeyi ve sağlık alanında somut müdahaleleri hayata geçirmeyi amaçlar. Ulusal sağlık politikalarının iklim kriziyle uyumlu şekilde yeniden şekillenmesine katkı sunarken, sağlık sistemlerinin karbon ayak izinin azaltılmasını ve dayanıklılığının artırılmasını hedefler. İklim Kliniği; eğitim, araştırma, topluluk oluşturma, farkındalık çalışmaları ve savunuculuk başlıklarında çok disiplinli bir yaklaşımla ilerler.

İştahsız Çocuk Nedir? Aileler Nelere Dikkat Etmeli? Haber

İştahsız Çocuk Nedir? Aileler Nelere Dikkat Etmeli?

“Çocukta iştahsızlık, yeme isteğinin azalması ya da tamamen kaybolmasıdır” diyen Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Sinan Gültekin, “Ancak anne ya da babanın istediği kadar yemeyen her çocuk iştahsız değildir. Ailelerin yaklaşık yüzde 30–40’ı çocuklarının yeterince yemediğini düşünmektedir. İştahsızlık, çocuk polikliniklerinde en sık karşılaşılan şikâyetlerden biridir” dedi. “İştahsız çocukta nelere dikkat edilmeli?” Gültekin, “İştahsızlık çocuğun büyümesini etkileyebilir. Bu nedenle öncelikle çocuğun genel durumu değerlendirilmelidir. Kilo ve boyunun büyüme eğrisindeki yeri ile yıllık kilo ve boy artışı önemlidir. Ayrıca altta yatan bir hastalık belirtisi olup olmadığına bakılmalıdır. Sürekli kusma, ishal ya da kabızlık, aşırı su içme, halsizlik, karın ağrısı gibi bulgular varsa değerlendirme yapılmalıdır. Gerekli görülürse tetkikler yapılır, tanı konur ve tedavi planlanır. Ancak sağlık sorunu olmayan, büyüme eğrisinde sapma bulunmayan, boyu ve kilosu orantılı çocuklar için endişe edilmemelidir. Bu çocuklarda laboratuvar tetkikleri ya da vitamin kullanımı gereksiz ve yanlıştır” dedi. Çocukta iştahı etkileyen faktörler Çocukta iştahı etkileyen faktörlerini sıralayan Gültekin, “Çocuğun iştahı; çocuğun kendisi (bağımlılık, ayrılma ve bireysellik evreleri), aile ve çevre gibi faktörlerden etkilenir” dedi. “Anne ve babanın görevi nedir?” “Anne-babanın temel görevi, çocuğa çeşitli ve sağlıklı gıdaları sunmaktır” diyen Uzm. Dr. Sinan Gültekin, “Ne zaman ve ne yiyeceğine ebeveynler karar verir ne kadar yiyeceğine ise çocuk kendisi karar vermelidir. Ebeveynler anlayışlı, sabırlı ve sakin olmalı, belirli kurallar koymalıdır. Yemek sırasında göz teması kurulmalıdır” dedi. “Çocuğun yemek düzeni nasıl olmalı?” Gültekin, “Çocuk mümkünse aileyle birlikte ve mama sandalyesinde yemek yemelidir. Çocuk söyleneni değil, gördüğünü yapar; bu nedenle anne-babanın yemek davranışı tutarlı olmalıdır. Ne kadar yediğinden çok ne yediği önemlidir. Yemek saatleri düzenli olmalı, ara öğünlerde iştah kesici besinler verilmemeli, tatlılar ödül olarak sunulmamalıdır. Yemekten bir saat önce ve yemek sırasında sıvı tüketimi sınırlandırılmalıdır. Beslenme ortamı sessiz olmalı, televizyon açık olmamalıdır. Televizyon karşısında atıştırma, obezite riskini artırır. “Ağzına kuş uçtu”, “araba geldi” gibi oyunlarla zorla yedirme yapılmamalıdır. Yemek masasına oturulduktan sonra beslenme kısa sürede başlamalı, yemek çok uzatılmamalıdır” dedi. “Çocuk ne kadar yemeli?” Dr. Gültekin, “Yaşa uygun küçük porsiyonlar tercih edilmeli, çocuğa yemeği bitirme hissi verilmelidir. Porsiyon miktarı çocuğun kendi yumruğu kadar olmalıdır. Yaklaşık olarak ay başına 1–1,5 yemek kaşığı ya da 30 ml/kg hesabı yapılabilir. Araştırmalar, tabağın büyük olmasının çocuğun daha fazla yemesine neden olduğunu göstermektedir” diye konuştu. “Okul öncesi dönemde beslenme” “Okul öncesi çocuklar besin seçicidir, sevdikleri gıdalar sınırlıdır” diyen Gültekin, “Ancak görerek ve zamanla alışarak yeni besinleri sevebilirler. Sevmediği gıdayı ebeveynini yerken görmesi önemlidir. Çocuğa yemek yemesi için ısrar edilmemeli, yemek ödül olarak kullanılmamalıdır. Aksi halde çocuk kendi kendine yemeyi öğrenemez. Bu yaş grubunda çocuklar en az sebzeleri sever; ancak tekrar denemeye devam edilmelidir” açıklamalarında bulundu.

Sarılık Ne Zaman Tehlikelidir? Haber

Sarılık Ne Zaman Tehlikelidir?

Yenidoğan sarılığı, bebeklerde doğumdan sonraki ilk günlerde ciltte ve gözlerde sarı renk değişikliğiyle ortaya çıkan, oldukça sık görülen bir durumdur. Genellikle fizyolojik, yani doğal bir süreçtir ve çoğu zaman kendiliğinden düzelir. “Doğum sonrası dönemde bebeklerde alyuvar yıkımıyla ortaya çıkan bilirubin adlı madde, karaciğer tarafından vücuttan atılır. Ancak yenidoğan döneminde karaciğerin bu maddeyi işleme kapasitesi henüz tam gelişmediği için bilirubin kandaki düzeyi geçici olarak yükselebilir. Bu da ciltte ve göz aklarında sararma şeklinde kendini gösterir” diyen Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Onur Kaşlı, konuyla ilgili açıklamalarda bulundu. Ne zaman normaldir, ne zaman dikkat etmek gerekir? Kaşlı, “Fizyolojik sarılık genellikle doğumdan sonraki 2. veya 3. günde başlar, 4–5. gün civarında en yüksek düzeye ulaşır ve 1–2 hafta içinde kendiliğinden kaybolur. Bununla birlikte, bazı durumlarda sarılık normal sınırların üzerine çıkabilir ve tedavi gerektirebilir. Aşağıdaki durumlarda mutlaka bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanına başvurulmalıdır: Sarılığın ilk 24 saatte başlaması Sarılığın hızla artması veya tüm vücuda yayılması Bebeğin uyuşuk, emmeyi zayıf hale gelmesi ya da ateşinin yükselmesi Sarılığın 2 haftadan uzun sürmesi Anne ve bebek arasında kan grubu uyuşmazlığı bulunması” ifadelerinde bulundu. Tanı ve takip “Sarılığın derecesi yalnızca gözle değerlendirilemeyebilir” diyen Kaşlı, “Bu nedenle, gerek görüldüğünde kan testiyle bilirubin düzeyi ölçülür. Elde edilen değer, bebeğin doğumdan sonraki yaşıyla (saat olarak) birlikte değerlendirilir. Bu sayede tedavi gereksinimi objektif olarak belirlenir. Bazı durumlarda sadece emzirmenin sıklaştırılması yeterli olurken, bilirubin düzeyinin yüksek olduğu olgularda fototerapi (ışık tedavisi) uygulanabilir. Nadiren çok ağır sarılıklarda kan değişimi gerekebilir” dedi. Evde takip ve öneriler Uzm. Dr. Onur Kaşlı, evde takipte dikkat edilmesi gereken noktaları şöyle sıraladı: “Bebeğin sık ve etkili emzirilmesi, bilirubinin vücuttan atılmasını hızlandırır. Cilt renginin gün ışığında gözlemlenmesi, sarılığın seyri hakkında fikir verir. Bebeğin idrar ve dışkılama sıklığının izlenmesi önemlidir. Sarılığın ilerlemesi durumunda vakit kaybetmeden doktora başvurmak, olası komplikasyonların önlenmesi açısından büyük önem taşır. Yenidoğan sarılığı çoğu zaman geçici ve tedavi edilebilir bir durumdur. Düzenli doktor kontrolleri, doğru emzirme uygulamaları ve erken farkındalık sayesinde bebeklerin büyük çoğunluğu hiçbir sorun yaşamadan iyileşir.”

Türk Pediatri Kurumu ve Orzax’tan Kazakistan’da Güç Birliği Haber

Türk Pediatri Kurumu ve Orzax’tan Kazakistan’da Güç Birliği

Türk Pediatri Kurumu, Astana Pediatri Derneği ve S.D. Asfendiyarov Kazak Ulusal Tıp Üniversitesi iş birliğiyle ve Orzax’ın koşulsuz desteğiyle düzenlenen “Türk Pediatri Kurumu Kazakistan Toplantısı”, 300’den fazla hekimin katılımıyla 25-26 Ekim tarihlerinde Kazakistan’ın Almati şehrinde gerçekleştirildi. Sempozyumun bilimsel içeriği oldukça zengindi. Çocukluk çağında Omega-3 ve beyin gelişimi, akut gastroenteritlere yaklaşım, çocuklarda vitamin ve mineral kullanımı, D vitamini, alt solunum yolu hastalıkları, idrar yolu enfeksiyonları, demir eksikliği anemisi ve tedavisi, boy kısalığına yaklaşım ve romatolojik hastalıklarda beslenme gibi güncel ve önemli pediatrik konular masaya yatırıldı. 3 gün süren programın açılış konuşması Türk Pediatri Kurumu Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, Asfendiyarov Kazak Ulusal Tıp Üniversitesi, Pediatri Anabilim Dalı Başkanı Dr. Tashenova Gulnara Talipovna, Avrasya Pediatristler ve Neonatologlar Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Abdrakhmanova Sagıra Toksanbayevna ve Orzax Dış Ticaret Direktörü Neslihan Hotoğlu tarafından yapıldı. TPK Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Çiğdem Aktuğlu Zeybek, özellikle Omega-3'ün beyin gelişimi, dikkat ve öğrenme kapasitesi üzerindeki etkilerini gösteren güncel verilerin paylaşılmasının, pediatri pratiğine önemli katkı sağladığını belirtti. Toplantıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TPK Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, bilginin ancak uluslararası düzlemde paylaşılarak çoğaltılabileceğini vurgulayarak, toplantının iki ülke arasında köprüler kurduğunu ifade etti. Toplantıyla ilgili değerlendirmelerde bulunan TPK Başkanı Prof. Dr. Özgür Kasapçopur, bilginin ancak uluslararası düzlemde paylaşılarak çoğaltılabileceğini vurgulayarak, toplantının iki ülke arasında köprüler kurduğunu ifade etti. Orzax Pazarlama ve Kurumsal İletişim Direktörü Müge Turan ise, bu buluşmayı, iki ülkenin güçlü klinik deneyimlerini bir araya getiren değerli bir platform olarak nitelendirdi ve Orzax'ın Türk tıbbının gücünün Dünya'ya taşınmasına katkı sağladığını belirtti. Ayrıca “Orzax olarak, bilimi ve bilimsel gelişimi destekleyen bu tür çalışmalara ve geleceğin sağlığına yatırım yapmaya kararlılıkla devam edeceğiz” dedi. Orzax Dış Ticaret Direktörü Neslihan Hotoğlu da, bilimsel toplantılar ve iş birlikleriyle global sağlık ekosistemine katkı sunmayı en önemli görevleri arasında gördüklerini ekledi. Hotoğlu, “Orzax olarak Kazakistan'da bilime dayalı inovatif ürünlerimizi ve bilimsel etkinliklerimizi 50'den fazla ülkeye ulaştırarak, özellikle çocuk sağlığına odaklanarak global sağlık ekosistemine katkı sağlamayı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Bilimsel etkileşimi ve uluslararası iş birliğini güçlendiren bu nitelikli buluşma, pediatri alanında daha sağlıklı nesiller için ortak aklın ve çok yönlü yaklaşımın önemini bir kez daha ortaya koydu. Orzax, bilimsel toplantılarını sürdürerek çocuk sağlığı alanındaki katkılarını genişletmeye kararlılıkla devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.