Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Coface

Kapsül Haber Ajansı - Coface haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Coface haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kalay, Metal Piyasasındaki Son Yükselişle Birlikte Zirveye Çıkıyor Haber

Kalay, Metal Piyasasındaki Son Yükselişle Birlikte Zirveye Çıkıyor

Yıllık bazda yaklaşık yüzde 70 artış gösteren fiyatların, yılın ilk yarısında ortalama 45.000 ABD Doları/ton düzeyinde seyretmesi ve yıllık bazda yüzde 40 artış kaydetmesi bekleniyor. 2026 yılında üretimin yüzde 3 artacağı öngörülürken, talebin yüzde 3,5 büyümesi arz açığı riskini artırıyor. Küresel üretimin yaklaşık yüzde 50’sini karşılayan Çin, pazardaki ağırlığını korurken; SEMI verileri, silikon yonga sevkiyatlarının 13.500 MSI’ya ulaşacağını ortaya koyuyor. Ticari alacak sigortası ve ticari risk yönetimi alanında dünyada ve Türkiye’de lider konumda bulunan Coface, kalay piyasasına yönelik değerlendirmesinde güçlü talep, düşük stoklar ve arz kısıtlarının etkisiyle fiyatların hızla yükseldiğini, arz–talep dengesinin ise 2026 itibarıyla yeniden açık verebileceğini ortaya koydu. Elektronik endüstrisinde önemli bir metal olan ve küresel talebin tek başına yüzde 50'sini oluşturan kalay, yılın başından bu yana demir dışı metaller arasında en keskin fiyat artışını gördü. Yıllık bazda yaklaşık yüzde 70 artışla, ton başına 50 bin dolar seviyesine ulaşan fiyatlar, kısa vadede ana metal borsalarındaki (LME, SHFE) düşük stoklarla bağlantılı spekülatif baskılarla ilişkilendirildi.[1] Ancak dijital dönüşümden büyük ölçüde beslenen kalayın, özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ve Myanmar'da arz artışı sınırlı kalması, piyasanın dengesini zorluyor. Bu durum ise 2026 gibi erken bir tarihte, piyasanın 2021’den bu yana ilk kez yeniden arz açığıyla karşı karşıya kalabileceğine işaret ediyor. Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan Coface sektör ekonomisti Simon Lacoume ise fiyatlardaki yükselişin arkasında yapısal bir talep dinamiği olduğuna dikkat çekiyor. Lacoume, veri tabanlı teknolojilere yönelik artan ihtiyacın kalay tüketimini hızlandırdığını vurgulayarak, “Veri odaklı teknolojilere olan talebin son dönemde kalay fiyatlarındaki artışa neden olduğu şüphesiz. Yılın ilk yarısında ortalama fiyatların yaklaşık 45.000 ABD Doları/ton seviyesinde, yıllık bazda yüzde 40 artışla seyretmesini bekliyoruz” dedi. “Demir dışı metaller enerji ve dijital dönüşümün etkisiyle yükselişini hızlandırıyor” Kalaydaki bu sert yükselişin, aslında demir dışı metaller genelindeki daha geniş ölçekli toparlanmanın bir parçası olarak öne çıktığını belirten Simon Lacoume, değerlendirmelerine şu sözlerle devam etti: “Bakırdan alüminyuma, nikelden diğer baz metallere kadar birçok emtiada son aylarda güçlü bir fiyatlanma görülürken, özellikle ocak ayıyla birlikte yukarı yönlü ivme daha da belirginleşti. London Metal Exchange (LME) Endeksi 2025’te 2024’e kıyasla yalnızca yüzde 6 artış kaydetse de yıllık bazda bakıldığında yüzde 34’lük yükselişle sektör genelinde dikkat çekici bir performansa işaret ediyor. Bu tabloyu yalnızca enerji dönüşümüne yönelik yatırımlarla açıklamakta yetersiz kalıyor. Veri merkezleri ve yarı iletkenler gibi metal yoğunluğu yüksek alanlarda hız kazanan dijital dönüşüm ile birlikte artan spekülatif işlemler de fiyatları yukarı taşıyan temel faktörler arasında yer alıyor. Elektronik sanayinin ana girdilerinden biri olan kalay ise hem arz kısıtları hem de güçlü talep nedeniyle bu eğilimin en çarpıcı örneklerinden biri olarak ayrışıyor.” “Ortaya çıkan arz açığı büyürken, Çin'in hakimiyeti devam ediyor” Arz tarafındaki görünümün ise talep artışını karşılamakta zorlanan daha kırılgan bir tabloya işaret etiğini belirten Simon Lacoume, konuyla ilgili “Küresel rafine kalay üretiminin 2026’da yüzde 3 büyümesi beklenirken, aynı dönemde talebin yüzde 3,5 artacağı öngörülüyor. Bu dengesizlik, piyasanın daha bu yıl itibarıyla arz açığı vermeye başlamasına ve açığın önümüzdeki yıllarda da devam etmesine yol açabilecek bir risk oluşturuyor. Uzun vadede ise en kritik sorun, mevcut maden sahalarının giderek tükenmesi nedeniyle madencilik kapasitesinin genişletilmesinde yaşanacak zorluklar olarak öne çıkıyor; bu durum tüm değer zinciri için yapısal bir kırılganlık yaratıyor” dedi. Çin’in, küresel rafine kalay üretiminin yüzde 50'sini karşıladığını da sözlerine ekleyen Lacoume, şöyle devam etti: “Anti-involüsyon önlemlerine rağmen, Çin'in üretiminin 2026 yılında da güçlü kalacağını tahmin ediyoruz (+%5). Kalay, Çin'in veri yönetimi altyapısında kendi kendine yeterlilik arayışında stratejik bir varlık olmaya devam ediyor. Buna karşılık, komşu Endonezya'da düzenleyici kısıtlamalar ve madencilik projelerine karşı artan isteksizlik nedeniyle üretim düşebilir. Ülkede yurt içi üretimin 2026’da yüzde 2 daralması, önceki yıldaki gerilemenin ardından arz tarafındaki sıkışıklığı daha da derinleştirmesi bekleniyor. Arz zincirindeki kırılganlığın en belirgin halkası ise kalay cevheri tedarikinde yoğunlaşıyor. Özellikle Demokratik Kongo Cumhuriyeti (DRC) ve Myanmar kaynaklı sevkiyatlar, küresel arz güvenliği açısından kritik bir rol oynuyor. Bu iki ülke birlikte dünya kalay üretiminin yaklaşık yüzde 20’sini karşılarken, Çin’in kalay cevheri ithalatının da yüzde 60’ını sağlıyor. Dolayısıyla bu coğrafyalarda yaşanan her aksama, küresel fiyatlar üzerinde doğrudan ve hızlı bir baskı yaratıyor.” Konuyla ilgili değerlendirmelerine devam eden Lacoume, “Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde M23 isyancı güçleri ile düzenli ordu arasında süren çatışmalar, özellikle Kuzey Kivu bölgesindeki madencilik faaliyetlerini kesintiye uğratıyor. Bu durum, tek başına küresel üretimin yaklaşık yüzde 6’sını sağlayan Bisie Madeni’nde operasyonların sık sık durmasına ve arzın düzensizleşmesine yol açıyor. Benzer şekilde Myanmar’da devam eden operasyonel belirsizlikler ve yerel kısıtlar, kalay çıkarımının piyasa beklentilerinin altında kalmasına neden oluyor” diyerek bu gelişmelerin, küresel pazarda zaten sınırlı olan arzın daha da daralmasına yol açarak, kalay piyasasındaki açığın derinleşme riskini artırdığına dikkat çekiyor. “Sınırlı stoklar ve güçlenen talep kalay fiyatlarını yukarı taşımayı sürdürüyor” Kalay piyasasında kısa ve uzun vadeli dinamiklerin fiyatları birlikte yukarı taşıdığını ifade eden Lacoume, şu noktalara da dikkat çekti: “Çok kısa vadede, bakır fiyatlarındaki artışın ardından oluşan spekülatif yayılma etkileri kalay dahil diğer metallerdeki yükseliş eğilimini güçlendirdi. 2025 boyunca düşük seviyelerde kalan piyasa stokları da son aylardaki fiyat artışını destekledi. Fiyatlar yükselirken stokların yeniden inşa edilmesi özellikle ocak ayındaki ivmeyi artırdı. Spekülatif işlemlerin azalmasıyla birlikte ise fiyat oynaklığının kademeli olarak düşmesini bekliyoruz. Uzun vadede endüstriyel kalay talebinin artmaya devam edeceğini öngörüyoruz. Veri tabanlı teknolojiler metal yoğun altyapılar gerektirdiği için elektronik bileşenlere olan ihtiyaç daha da hızlanıyor. SEMI verilerine göre küresel silikon yonga levha sevkiyatlarının 2026’da yıllık bazda yüzde 5,2 artarak, 2025’teki yüzde 5,4’lük artışın ardından 13.500 milyon inç kare seviyesine ulaşması bekleniyor. İnovasyon verimliliği artırsa da dijitalleşmenin tetiklediği bu talep artışını tek başına karşılamaya yetmeyecek.” “Güçlü talep sınırlı stoklar nedeniyle arzı zorluyor” Piyasada kısa vadede fiyatları yukarı taşıyan temel unsurun stok yetersizliği ve talep baskısı olduğuna dikkat çeken Simon Lacoume, son olarak şu ifadelere yer verdi: “Çok kısa vadede bakır fiyatlarındaki artış kalay dahil diğer metallere de yayıldı. Ana borsalardaki görece düşük stok seviyeleri bu yükselişi destekledi. Fiyatların tırmandığı dönemde stokların yeniden oluşturulması da eğilimi daha da güçlendirdi. Ancak spekülatif hareketlerin azalmasıyla birlikte fiyat oynaklığının kademeli olarak düşmesini bekliyoruz. Uzun vadede ise talep tarafındaki yapısal artış öne çıkıyor. Yarı iletkenler ve veri depolama altyapısı gibi metallerin yoğun kullanıldığı sektörlerdeki büyüme, kalay tüketimini artırmaya devam edecek. SEMI'nin son raporuna göre, silikon yonga plakalarının küresel sevkiyatları 2025’te yüzde 5,4 arttıktan sonra bu yıl yüzde 5,2 artışla 13.500 MSI'ya ulaşması bekleniyor. İnovasyon, metal yoğunluğunu kesinlikle azaltacak ancak dijitalleşmeyle bağlantılı artan talebi dengelemek için yeterli olmayacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor Haber

Küresel Ölçekte Ticari İflasların 2026 Yılında Yüzde 2,8 Artması Bekleniyor

İşletme kredilerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir faiz artışı ise küresel iflas artışını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olarak öne çıkıyor. Ticari alacak sigortası ve ticari risk yönetimi alanında dünyada ve Türkiye’de lider konumda bulunan Coface, 2026 yılına ilişkin iflas görünümünde kalıcı bir toparlanmadan çok temkinli ve kırılgan bir dengeye işaret etti. Coface’in Kuzeybatı Avrupa (Birleşik Krallık ve İrlanda, Benelüks ve Nordik ülkeler) Ekonomisti Jonathan Steenberg’in değerlendirmelerine göre, 2026 yılında küresel ölçekte ticari iflasların yüzde 2,8 artması bekleniyor ancak bu tablo gerçek bir toparlanmadan çok geçici bir duraklamaya işaret ediyor. Steenberg’in değerlendirmelerine göre; Fransa ve Birleşik Krallık’ta iflas artışı yüzde 2 seviyesinde gerçekleşirken, ABD’de gümrük vergileri gibi son politika adımlarından etkilenen sektörlerin etkisiyle bu oran yüzde 4’e ulaşabilir. Almanya’da kamu teşviklerine rağmen özel sektör faaliyetlerindeki zayıflık nedeniyle artışın yüzde 1 ile sınırlı kalması öngörülürken, aktif şirket sayısındaki düşüşün etkisiyle İtalya’da yüzde 2 oranında artış, güçlenen makroekonomik ivmenin desteğiyle İspanya’da ise yüzde 3 oranında gerileme bekleniyor. “2026’da iflaslar azalmayacak, sadece artış hızı yavaşlayacak” 2026’nın bir iyileşme yılından ziyade, geçici bir nefes alma dönemi olacağını vurgulayan Coface’in Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, iflas sayısının düşmeyeceğini, sadece artış hızının duracağını, faizlerin beklenenden daha yavaş gevşemesi halinde ise bu istikrarın hızla ortadan kalkacağını belirtti. Üç yıl süren güçlü artışların ardından, 2026’nın bir sakinleşme dönemi olmasının beklendiğini söyleyen Jonathan Steenberg, şöyle devam etti: “İflaslar artmaya devam edecek, ancak daha yavaş bir hızda; bunu faiz oranları ve kredi koşullarındaki kademeli gevşeme destekleyecek. Ancak bu istikrar kırılganlığını koruyor, borç seviyeleri yüksek kalmaya devam ediyor, kâr marjları baskı altında ve en fazla risk altındaki sektörler gerilim belirtileri göstermeyi sürdürüyor” dedi. “Avrupa’da istikrar finansman maliyetlerine bağlı” Avrupa’da 2026 görünümünün ülkeden ülkeye farklılık gösterse de ortak noktada finansman maliyetlerine yüksek bağımlılık taşıdığını vurgulayan Jonathan Steenberg, Almanya’da iflasların yüzde 1 artmasının, Fransa ve Birleşik Krallık’ta bu oranın yüzde 2 seviyesinde kalmasının beklendiğini, İspanya’nın ise daha güçlü makroekonomik ivme sayesinde yüzde 3’lük bir gerilemeden faydalanacağını belirtti. İtalya’da yüzde 2’lik düşüşün ağırlıklı olarak usul reformlarının yarattığı istatistiksel etkilerden kaynaklandığını ifade eden Jonathan Steenberg, Hollanda’da beklenen yüzde 4’lük artışın pandemi öncesi seviyelere kademeli bir dönüşü yansıttığını söyledi. Kıtanın kredi maliyetine son derece duyarlı olmaya devam ettiğini vurgulayan Steenberg, 2026’daki gidişatın büyük ölçüde finansman koşulları tarafından belirleneceğini belirterek şöyle devam etti: “Bu tablo, Avrupa’nın kredi maliyetlerine ne kadar hassas olduğunu açık biçimde ortaya koyuyor. Finansman koşullarındaki en küçük değişim bile ülkeler ve sektörler arasındaki dengeleri kısa sürede yeniden şekillendirebilecek bir etkiye sahip.” “Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te tek bir tablo yok: İflas eğilimleri ayrışıyor” Kuzey Amerika ve Asya-Pasifik’te 2026 görünümünün yüzeyde bir rahatlama hissi yaratsa da bölgesel dinamiklerin belirgin biçimde ayrıştığını ifade eden Jonathan Steenberg, ABD’de iflasların yüzde 4 artmasının yavaşlayan ekonomi ve yükselen gümrük tarifelerinin şirketler üzerindeki baskısını yansıttığını, Kanada’da ise uzun süren büyüme döngüsünün ardından yüzde 5’lik bir gerilemeyle daha belirgin bir düşüş sürecine girileceğini belirtti. Asya-Pasifik tarafında Japonya’nın yüzde 7’lik artışla kalıcı biçimde yüksek seyreden faiz oranları ve kırılgan sektörlerin etkisini hissetmeye devam edeceğini, Avustralya’nın ise pandemi sonrası güçlü normalleşmenin ardından yüzde 0,5 ile daha yatay bir seyir izlemesinin beklendiğini söyleyen Steenberg, bu tabloyu şöyle değerlendirdi: “Bu dinamikler, 2026 yılında iflasların seyrinin küresel bir trendden çok, yerel şoklar tarafından belirleneceğini açıkça ortaya koyuyor. Parasal, sektörel ya da düzenleyici nitelikteki her gelişme, ülkelerin risk görünümünü farklı yönlerde şekillendirmeye devam edecek.” “25 baz puanlık bir artış, tüm dengeleri tersine çevirebilir” 2026 için öngörülen görece istikrarın, faiz oranlarında kesintisiz bir gevşemeye bağlı olduğunu vurgulayan Coface Kuzeybatı Avrupa Ekonomisti Jonathan Steenberg, şirketlerin uzun süredir devam eden yüksek borçluluk nedeniyle kredi maliyetlerine son derece hassas hale geldiğine dikkat çekti. Steenberg, borçlanma faizlerinde yalnızca 25 baz puanlık olası bir artışın küresel iflas oranlarını yeniden yüzde 4–5 bandına taşıyabilecek kritik bir eşik olduğunu belirterek şunları söyledi: “Bu tablo, 2026 yılında iflasların seyrinin büyümeden çok parasal uyumun hızına bağlı olacağını açıkça gösteriyor. Finansman maliyeti, gelecek yılın gerçek belirleyicisi olacak ve en küçük faiz hareketi bile küresel dengeleri hızla değiştirebilecek bir dinamiğe sahip olacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.