Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Danışmanlık

Kapsül Haber Ajansı - Danışmanlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Danışmanlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türk-İspanyol Dayanışması Vize Talebini Artırdı Haber

Türk-İspanyol Dayanışması Vize Talebini Artırdı

Son dönemde sosyal medyada Türk ve İspanyol kullanıcılar arasında gelişen samimi etkileşimler iki ülke arasındaki ilişkileri farklı bir boyuta taşıdı. Özellikle X platformunda başlayan esprili ve dostane paylaşımlar kısa sürede geniş bir kitleye yayıldı. İspanya’nın uluslararası krizler karşısında sergilediği savaş karşıtı tutumun da etkisiyle oluşan bu atmosfer, bazı İspanyol vatandaşların Türk vatandaşlarına yönelik vize kolaylığı sağlanması için imza kampanyası başlatmasına kadar uzandı. Bu gelişmeler, İspanya’da yaşamak veya Avrupa’da daha uzun süre bulunmak isteyen Türk vatandaşlarının alternatif oturum seçeneklerine olan ilgiyi de artırdı. Konuyla ilgili değerlendirmelerde bulunan Level Immigration& Properties Danışmanlık Hizmetleri CEO’su Haitham Ahmet Alamarioğlu, İspanya’da yaşamak isteyen Türk vatandaşları için yatırım gerektirmeyen bir oturum programının zaten mevcut olduğunu belirtti. “Yatırım gerektirmeden İspanya’da yaşamak mümkün” Alamarioğlu, İspanya’da yaşamak isteyen Türk vatandaşları için en erişilebilir yollardan birinin Dijital Göçebe Vizesi olduğunu ifade ederek, “İspanya Dijital Göçebe Vizesi yatırım gerektirmeyen, uzun bürokratik süreçler içermeyen modern bir oturum programıdır. Uzaktan çalışan profesyonellerin İspanya’da yasal olarak yaşamasına imkân tanıyor,” dedi. Uzaktan çalışanlar için tasarlanmış program Programın temel amacının, İspanya dışında faaliyet gösteren şirket veya müşteriler için çalışan profesyonellerin ülkede ikamet edebilmesini sağlamak olduğunu belirten Alamarioğlu, “Serbest çalışanlar, girişimciler ve kendi işini yöneten profesyoneller de bu program kapsamında başvuru yapabiliyor,” diye konuştu. Aylık gelir şartı 2.800 euro Programa başvurabilmek için bazı kriterler bulunduğunu aktaran Alamarioğlu, şu bilgileri paylaştı: “Başvuru sahibinin 18 yaşını doldurmuş olması, sabıka kaydının bulunmaması ve üniversite diplomasına ya da en az üç yıllık mesleki deneyime sahip olması gerekiyor. Ayrıca aylık net gelirin en az 2 bin 800 euro olması şartı aranıyor.” Aile bireyleri de oturum alabiliyor Programın aileler açısından da avantaj sunduğunu vurgulayan Alamarioğlu, ana başvuru sahibinin yakınlarının da oturum izni alabileceğini belirterek şunları söyledi: “Eş, 18 yaş altı çocuklar ve maddi bağımlılığı kanıtlanabilen 18-24 yaş arası çocuklar ana başvuru sahibinin dosyasına dahil edilebiliyor. Böylece aileler birlikte İspanya’da yaşam kurabiliyor.” Schengen içinde serbest dolaşım İspanya’da alınan oturum izninin Avrupa içinde hareket özgürlüğü sağladığını ifade eden Alamarioğlu, “İspanya oturum izni sayesinde 26 Schengen ülkesine vizesiz seyahat etmek mümkün. Bu da iş ve yaşam planlaması açısından önemli bir avantaj sunuyor,” dedi. Eğitim, sağlık ve yaşam kalitesi avantajı İspanya’da yaşamın sosyal avantajlarına da değinen Alamarioğlu, “Çocuklar devlet okullarında ücretsiz eğitim alabiliyor. Avrupa bankacılık sistemine erişim kolaylaşıyor ve dünyanın en güçlü kamu sağlık sistemlerinden birinden yararlanma imkânı doğuyor,” diye konuştu. Alamarioğlu, İspanya’da beş yıl kesintisiz ikamet eden kişilerin kalıcı oturum iznine başvurma hakkı elde ettiğini de sözlerine ekledi. Süreç yaklaşık üç ayda tamamlanabiliyor Başvuru sürecinin diğer birçok oturum programına kıyasla hızlı ilerlediğini belirten Alamarioğlu, “Belge hazırlığı yaklaşık üç hafta sürüyor. Şirket kuruluşu ortalama 20 gün içinde tamamlanıyor. Oturma izni kartının verilmesi ise yaklaşık 30-35 gün sürüyor. Doğru danışmanlıkla tüm süreç 2,5-3 ay içinde tamamlanabiliyor,” ifadelerini kullandı. Türkiye’den başvuru mümkün Türk vatandaşlarının Türkiye’den başvuru yapabildiğini belirten Alamarioğlu, en sık yaşanan zorlukların belge hazırlığı aşamasında ortaya çıktığını söyledi. “Belgelerin apostil ve noter onaylarının doğru hazırlanması ve gelir belgelerinin uygun formatta sunulması önemli. Bu adımlar yanlış atıldığında süreç uzayabiliyor,” dedi. Level Immigration süreci baştan sona yönetiyor Level Immigration & Properties’in başvuru sürecinin tüm aşamalarında danışmanlık sunduğunu belirten Alamarioğlu, “İlk danışmanlıktan oturma izni kartının teslim alınmasına kadar tüm süreci yönetiyoruz. Belgelerin hazırlanması, başvuru takibi ve resmi kurumlarla iletişim dahil kapsamlı bir destek sağlıyoruz,” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurumsal ve Ticari Bankacılıkta Alternatif Bank İmzası Haber

Kurumsal ve Ticari Bankacılıkta Alternatif Bank İmzası

Alternatif Bank, Kurumsal ve Ticari Bankacılık alanında 2025 yılında güçlü büyüme ivmesi yakaladı. Banka; danışmanlık odaklı hizmet modeli, dijital çözümleri ve ekosistem bankacılığı yaklaşımıyla şirketlerin yalnızca finansman ihtiyaçlarına değil, büyüme ve rekabet stratejilerine de katkı sunmayı hedefliyor. Küresel ticarette yaşanan dönüşümün bankacılık sektörünü de yeniden şekillendirdiğine dikkat çeken Alternatif Bank Kurumsal ve Ticari Bankacılıktan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Didem Şahin, bankanın yaklaşımını şu sözlerle açıkladı: “Bugün bankaların rolü yalnızca finansman sağlayan kurumlar olmakla sınırlı değil. Şirketlerin büyüme stratejilerine yön veren, öngörülebilirliği güçlendiren ve ticareti kolaylaştıran stratejik iş ortağı olma sorumluluğunu taşıyoruz.” “Büyümeyi, müşterilerimizin büyümesiyle birlikte okuyoruz” Kurumsal ve Ticari Bankacılıkta büyümeyi yalnızca bilanço göstergeleri üzerinden değerlendirmediklerini vurgulayan Didem Şahin, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim için anlamlı büyüme; müşterilerimizin ticaret hacmini, nakit akışını ve rekabet gücünü artırabildiğimiz ölçüde gerçekleşiyor. Kurumsal ve Ticari Bankacılık olarak 2025 yılında TL kredilerimizde %40, yabancı para nakdi kredilerimizde %26 büyüme kaydettik. Bu tablo, seçici büyüme anlayışımızın ve doğru segment odağımızın bir sonucu.” Dış ticarette danışmanlık temelli bankacılık modeli Alternatif Bank’ın dış ticarette standart işlem bankacılığının ötesine geçen bir konumlanma benimsediğini belirten Şahin, danışmanlık yaklaşımının sahadaki karşılığını şöyle değerlendirdi: “2025 yılında aracılık ettiğimiz dış ticaret hacminde %20 artış sağladık. Ancak bu büyümeyi anlamlı kılan, firmaların ihtiyaçlarına özel yapılandırılmış finansman çözümleriyle gerçekleşmiş olmasıdır. Çin Yuanı, Katar Riyali gibi ilgili ülkelerin lokalpara birimleri üzerinden dış ticaretin finansmanına imkan tanıyan, uygun maliyetli fonlama kaynaklarına erişimini kolaylaştıran, ticaret ve finansal risklerin daha etkin şekilde yönetilmesini sağlayan yenilikçi ürünlerinyanında; müşteri ve işlem özelinde çözüm ve danışmanlık odağı Alternatifbank’ın güçlü kası.” Şahin ayrıca, Alternatif Bank’ın bu alandaki farkını pekiştiren uygulamalardan biri olarak Dış Ticaret Danışman Hattı (444 00 55/7) ile Banka müşterisi olsun ya da olmasın dış ticaret yapan tüm firmalara uzman destek sağlandığını da sözlerine ekledi Ekosistem bankacılığı ve tedarik zincirlerinde derinleşme Kurumsal ve Ticari Bankacılıkta ekosistem yaklaşımının giderek daha kritik hale geldiğini vurgulayan Şahin, tedarik zincirini kapsayan finansal çözümlerde yakalanan büyümeye dikkat çekti: “Tedarik zinciri finansmanı çözümlerinde ölçeklenebilir ve sürdürülebilir bir model kurmayı önceliklendiriyoruz. 2025 yılında Tedarikçi Finansmanı Sisteminde işlem hacmimizi %229, keşide çeki hacmimizi ise %67 artırdık. Bu performans, ana firmalarla tedarikçileri aynı finansal ekosistem içinde buluşturan çözümlerimizin başarısını ortaya koyuyor.” Şahin, açık bankacılık perspektifiyle geliştirilen fintek iş birliklerinin DBS ve TFS gibi ürünleri daha entegre ve dijital bir yapıya taşıdığını da vurguladı Üçlü dönüşüm vurgusu: Dijital, sosyal ve çevresel etki birlikte ele alınıyor Bankacılıkta dönüşümün yalnızca dijitalleşmeden ibaret olmadığını belirten Şahin, finansmanın sosyal fayda ve çevresel sürdürülebilirlik kriterleriyle birlikte değerlendirildiği yeni döneme dikkat çekti: “Günümüzde finansman; hız, verimlilik ve kolay erişimin yanı sıra kapsayıcılık ve sürdürülebilirlik kriterleriyle birlikte ele alınıyor. Alternatif Bank olarak dijitalleşme odağımızı sosyal ve çevresel bakış açısıyla bütünlüyor; müşterilerimize değer yaratırken bu yaklaşımı iş modelimizin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nippon Paint – Betek'te Üst Düzey Atama Haber

Nippon Paint – Betek'te Üst Düzey Atama

Şirket bünyesinde Finans Direktörü olarak görev yapan Dilek Özdemir, Şubat 2026 itibarıyla Mali İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CFO) olarak atandı. Bu atamayla birlikte şirketin C-level yönetim kadrosunda kadın-erkek temsili eşitlenmiş oldu. Türkiye boya sektörünün öncü ismi Nippon Paint- Betek, finansal yönetimini deneyimli bir isme emanet etti. Şirket bünyesinde Finans Direktörlüğü görevini başarıyla yürüten Dilek Özdemir, 20 yılı aşkın tecrübesi ve stratejik yönetim vizyonuyla, Şubat 2026 itibarıyla Nippon Paint – Betek’in yeni Mali İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı (CFO) oldu. Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü’nden mezun olan ve profesyonel kariyerine uluslararası denetim ve danışmanlık sektöründe adım atan Özdemir, 20 yılı aşkın deneyimi boyunca raporlama, finansal kontrol ve stratejik bütçe yönetimi gibi kritik alanlarda uzmanlaştı. Finansal yönetim ve sürdürülebilir büyüme odaklı yaklaşımıyla tanınan Dilek Özdemir, yeni dönemde Nippon Paint – Betek’in finansal stratejilerinin yönetiminde ve şirketin gelecek hedeflerinde kilit rol oynayacak. Özdemir, bu yeni göreviyle aynı zamanda şirketin yönetim ekibinde yer alan güçlü kadın liderlerden biri olarak sorumluluk üstlenecek. Yönetimde Kadın Gücü ve Temsilde Eşitlik Pazarlama ve İnsan Kaynakları fonksiyonlarının ardından Mali İşler liderliğine de bir kadın yöneticinin atanmasıyla birlikte, şirketin üst yönetimindeki kadın ve erkek sayısı eşitlendi. Yönetim kademesindeki bu denge, Nippon Paint – Betek’in toplumsal cinsiyet eşitliği ve fırsat eşitliği konusundaki kararlı ve vizyoner yaklaşımını bir kez daha ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik Haber

Endüstriyel üretim yatırımlarında yapay zekâ en önemli öncelik

Küresel endüstriyel üretim sektörü, son yıllarda önemli bir dönüşüm sürecinden geçiyor. Jeopolitik gerilimler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler, enerji ve hammadde maliyetlerindeki oynaklık ile birlikte tedarik zincirlerinde yaşanan kırılganlıklar; üretim modellerini, yatırım kararlarını ve liderlik önceliklerini köklü biçimde yeniden şekillendiriyor. KPMG de bu dönüşüm ortamında endüstriyel üretim sektörünün karşı karşıya olduğu yapısal değişimleri, liderlerin gündemlerini ve stratejik önceliklerini ortaya koymak amacıyla “2025 Endüstriyel Üretim ve Otomotiv CEO Bakışı" raporunu hazırlandı. Sektör genelinde iyimserliğin hâkim olduğunu ortaya koyan rapora göre, endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i sektörün büyüme potansiyeline güven duyuyor. Bu güvene paralel olarak liderlerin yüzde 77'si de kendi şirketlerinin büyüme potansiyeli konusunda pozitif bir tablo çiziyor ki bu oran, 2024 yılındaki yüzde 73'lük güven seviyesine göre dikkate değer bir artışa işaret ediyor. Ayrıca, önümüzdeki üç yıl için yüzde 2,5'in üzerinde kazanç artışı öngören liderlerin oranı, 2024'te yüzde 52 iken 2025'te yüzde 61'e çıkarak dikkat çekici bir artış gösterdi. “Üretim ekosistemi ve süreçler yeni teknolojilerle entegre olacak şekilde yapılandırılıyor” Rapor hakkında değerlendirmede bulunan KPMG Türkiye Danışmanlık Hizmetleri Bölüm Başkanı ve Endüstriyel Üretim Sektör Lideri Hande Şenova, “Endüstriyel üretim artık yalnızca verimlilik ve ölçek kavramlarıyla tanımlanmıyor. Günümüzde üretim ortamları; ürünler, makineler ve hatta hizmetler; gelişmiş robotik sistemler, dijital ikizler ve yapay zekâ destekli öngörücü sistemlerle entegre olacak şekilde yeniden yapılandırılıyor. Bu değişimler daha fazla esneklik ve dayanıklılık sağlarken, aynı zamanda yeni yetkinlikler ve iş ortaklıklarını da gerektiriyor. Geleneksel sektörlerin ötesinde imalat sanayi; savunma, havacılık ve uzay teknolojileri gibi stratejik alanlara doğru genişliyor. Bu alanlar, ileri düzey inovasyonun yanı sıra güçlü düzenleyici uyum ve sağlam mevzuat altyapısını zorunlu kılıyor. CEO'ların, sektörler arasındaki sınırların giderek belirsizleştiği bu dünyada rekabetçiliği koruyabilmek için teknolojik mükemmeliyeti çeviklikle birleştiren ekosistemler geliştirmesi gerekiyor. Bu raporumuzda da bu konularda CEO'lara yol gösterecek çok önemli içgörüler sunuyoruz.” dedi. Operasyonel öncelikler ve yatırımlar Araştırmada görüşleri alınan CEO'ların yüzde 63'ü için tedarik zinciri dayanıklılığı en önemli operasyonel öncelik konumunda bulunuyor. Hatta CEO'larının yüzde 51'i tedarik zinciri dayanıklılığı ve operasyonel sürekliliğe yönelik yatırımlarını da artırıyor. CEO'ların yüzde 49'u da önümüzdeki 3 yıl içinde M&A (şirket alım satım) işlemlerinin sektöre etkisinin daha yüksek olacağını bekliyor; bu oran 2024 yılında yüzde 45 seviyesindeydi. Şirketler özellikle savunma ve enerji gibi hızlı büyüme potansiyeline sahip alanlara yönelerek faaliyetlerini çeşitlendirmeyi ve yeni dijital yetkinlikler edinmeyi amaçlıyor. Maliyetler açısından sektördeki en büyük zorluklar arasında ise yüzde 83 ile enflasyon baskısı yer alıyor. Ayrıca teknoloji altyapısına ilişkin maliyetlerin (yüzde 79) ve yapay zekâ için iş gücü hazırlığının (yüzde 74) sektöre önemli etkileri olacağı öngörülüyor. Teknoloji ve yapay zekâ Rapora göre endüstriyel üretim sektöründeki CEO'larının yüzde 68'i yapay zekâyı en önemli yatırım önceliği olarak görüyor; bu oran geçen yıl yüzde 57'ydi. Liderlerin yüzde 70'i de önümüzdeki bir yıl içinde bütçelerinin yüzde 10 ila yüzde 20'sini yapay zekâya ayırmayı planlıyor. Sektör liderlerinin yüzde 63'ü ise yapay zekâ yatırımlarının karşılığını 1 ila 3 yıl içinde almayı bekliyor. Katılımcıların yüzde 22'si, yapay zekâ uygulamalarının hayata geçirilmesinden elde edilecek en önemli faydanın verimlilik ve üretkenlik artışı olacağını düşünüyor. Sektördeki liderlerin yüzde 33'ü yapay zekâ yeteneklerini çekme ve elde tutmadaki en büyük zorluğun, mevcut beceriler ile ihtiyaç duyulan yetkinlikler arasındaki farkın kapatılması olduğunu belirtiyor. Liderlik ve gelecek vizyonu Günümüz iş dünyasının artan karmaşıklığı ve belirsizliği, yönetim fonksiyonlarının özellikle de CEO rolünün köklü bir dönüşüm geçirmesini kaçınılmaz kılıyor. CEO'luk artık sadece operasyonel ve finansal süreçleri yönetmekle sınırlı bir görev olmaktan çıkıyor; stratejik çeviklik, kurumsal dayanıklılık ve büyük ölçekli dönüşümlere liderlik etme yetkinliği gerektiren bir rol haline geliyor. Nitekim endüstriyel üretim sektöründeki CEO'ların yüzde 48'i de rollerinin son 5 yılda artan karmaşıklıkla birlikte önemli ölçüde değiştiğini ifade ediyor. Günümüzün öngörülemez ortamında en temel liderlik yetkinlikleri ise riskleri belirleme ve yönetme (yüzde 29), çeviklik ve hızlı karar verme (yüzde 24) ile stratejik öngörü (yüzde 23) olarak belirtiliyor. Endüstriyel üretimde sürdürülebilirlik ve döngüsel ekonomi stratejik öncelik haline geliyor Araştırmaya göre endüstriyel üretim sektöründe sürdürülebilirlik artık yalnızca bir regülasyon gerekliliği değil, uzun vadeli değer yaratımının temel unsurlarından biri olarak görülüyor. Endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 74'ü sürdürülebilirliğin iş stratejilerinin merkezine yerleştiğini ifade ederken, yüzde 36'sı sürdürülebilirlik maliyetlerini ve yatırım geri dönüşünü tüm büyük sermaye kararlarına entegre ettiklerini belirtiyor. Döngüsel ekonomi yaklaşımı; atık ve emisyonların azaltılması, ürün ve malzemelerin kullanım süresinin uzatılması ve kritik tedarik bağımlılıklarının azaltılması açısından sektör için önemli fırsatlar sunuyor. CEO'lar, enerji dönüşümü ve sürdürülebilir üretim modellerine geçiş sürecinde inovasyon ve iş birliklerini hızlandırırken, yapay zekânın da bu dönüşümde önemli bir rol üstleneceğini vurguluyor. Nitekim endüstriyel üretim CEO'larının yüzde 81'i yapay zekânın emisyonların azaltılması ve enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sağlayacağını düşünüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka-SOC Paradoksu: Yüksek Beklentiler Uygulama Zorluklarıyla Karşı Karşıya Haber

Yapay Zeka-SOC Paradoksu: Yüksek Beklentiler Uygulama Zorluklarıyla Karşı Karşıya

Yüksek kaliteli eğitim verisi eksikliği, YZ yetkinliğine sahip uzman açığı, yüksek entegrasyon maliyetleri ve YZ kaynaklı yeni tehditler bu zorlukların başında geliyor. Şirketlerin SOC süreçlerini nasıl inşa ettiğini ve sürdürdüğünü inceleyen Kaspersky, YZ’nin SOC performansını artırmadaki rolüne dair öncelikleri, beklentileri ve zorlukları mercek altına alan kapsamlı bir küresel araştırma gerçekleştirdi. Araştırma sonuçları, katılımcıların %99 gibi ezici bir çoğunluğunun güvenlik operasyonlarına yapay zekayı dahil etmeyi planladığını gösteriyor. Türkiye özelindeki verilere bakıldığında; katılımcıların %71'i yapay zekayı operasyonlarına "muhtemelen" dahil edeceğini söylerken, %29'u "kesinlikle" dahil edeceğini belirtiyor. Bu tablo, yapay zekanın tehdit tespitini güçlendirme, inceleme süreçlerini hızlandırma ve SOC verimliliğini artırmadaki rolünün yaygın biçimde kabul gördüğünü ortaya koyuyor. Pratik kullanım senaryolarına bakıldığında kurumlar, yapay zekadan öncelikle veri analizi süreçlerini otomatikleştirerek anormallikleri ve şüpheli faaliyetleri tespit etme kapasitesini güçlendirmesini (%57) ve önceden tanımlanmış olay müdahale senaryolarını hızlı şekilde devreye almayı mümkün kılan yanıt otomasyonunu desteklemesini (%50) bekliyor. Bu beklentiler, SOC’lerde yapay zekayı benimsemesini yönlendiren temel motivasyonlarla da örtüşüyor: genel tehdit tespit etkinliğini artırmak (%51), rutin görevleri otomatikleştirmek (%42) ve yanlış pozitifleri azaltarak doğruluğu yükseltmek (%43). Büyük ölçekli işletmelerin ise yapay zekayı SOC fonksiyonlarının daha geniş bir yelpazesinde ve daha iddialı kullanım senaryolarıyla konumlandırdığı görülüyor. Bununla birlikte, yapay zekanın uygulanması aşamasında belirgin bir yürütme açığı ortaya çıkıyor. En temel engel olarak kurumların %25’i, YZ modellerinin doğruluğunu ve bağlamsal uygunluğunu sınırlayan yüksek kaliteli eğitim verisi eksikliğine işaret ediyor. Buna ek olarak; kurum içi ekiplerde nitelikli yapay zeka uzmanı bulunmaması (%35), YZ kullanımına bağlı yeni tehdit ve zafiyetlerin ortaya çıkması (%24) ve YZ tabanlı çözümlerin geliştirilmesi ile sürdürülebilirliğine ilişkin yüksek maliyetler (%19) kritik risk başlıkları arasında yer alıyor. Tüm bu unsurlar, YZ stratejilerinin operasyonel başarıya dönüşmesini zorlaştırırken, daha yapılandırılmış ve güçlü şekilde desteklenen bir yaklaşımın gerekliliğini ortaya koyuyor. Kaspersky CTO’su Anton Ivanov konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söylüyor: “Kuruluşlar yapay zekanın SOC’lere sağlayabileceği değerin farkında. Ancak deneme aşamasından gerçek operasyonel etkiye geçiş hâlâ zorlu bir süreç. Siber güvenlik alanında yaşanan yetenek açığına ek olarak YZ uzmanlığının da sınırlı olması, SOC bünyesinde kurum içi YZ kabiliyetleri geliştirmeyi arzu edilen ancak ulaşılması güç bir hedef haline getiriyor. Bu nedenle siber güvenlik şirketleri, amiral gemisi ürünlerine YZ destekli özellikler entegre etmeye yatırım yapıyor. Kaspersky olarak geçtiğimiz yıl boyunca B2B portföyümüz genelinde kapsamlı bir YZ destekli çözümler setini devreye aldık. Amacımız, daha gelişmiş tehditlere karşı zamanında tespit kapasitesini artırmak ve çözümlerimizi daha verimli ve kullanıcı dostu hale getirmek.” Başarılı ve güvenilir bir SOC kurmak ve işletmek için Kaspersky şu önerilerde bulunuyor: SOC kurulumunun ilk aşamasında ya da mevcut güvenlik operasyonlarınızı geliştirme sürecinde Kaspersky SOC Consulting hizmetlerinden yararlanın. Kapsamlı danışmanlık hizmetlerimiz, sağlam bir SOC mimarisi oluşturmanıza ve süreçlerinizi optimize etmenize yardımcı olur.Gelişmiş YZ kabiliyetleriyle güçlendirilen Kaspersky SIEM çözümüyle güvenlik performansınızı artırın. Bu çözüm, BT altyapınız genelindeki log verilerini merkezi olarak toplar, analiz eder ve saklar; bağlamsal zenginleştirme ve aksiyona dönüştürülebilir tehdit istihbaratı içgörüleri sunar. Çözüm yakın zamanda, dinamik bağlantı kütüphanesi (DLL) hijacking belirtilerini tespit edebilen YZ yeteneğiyle daha da güçlendirilmiştir.Her ölçekten ve sektörden kuruma yönelik, gerçek zamanlı koruma, tehdit görünürlüğü ile YZ destekli EDR ve XDR araştırma ve yanıt kabiliyetleri sunan Kaspersky Next ürün ailesiyle şirketinizi geniş bir tehdit yelpazesine karşı koruyun.Siber güvenlik ekibinizi, kuruluşunuzu hedef alan tehditlere ilişkin derinlemesine görünürlükle donatın Kaspersky Threat Intelligence’ın en güncel versiyonu, olay yönetimi döngüsünün tamamında zengin ve bağlamsal içgörüler sunarak siber risklerin zamanında tespit edilmesini sağlar. Çözüm, yakın zamanda YZ destekli açık kaynak istihbaratı (OSINT) arama yetenekleriyle güçlendirilerek yeni ve gelişen tehditlerin daha hassas biçimde ortaya çıkarılmasına katkı sağlamıştır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA, Sürdürülebilir Finansmanda 1 Trilyon TL Eşiğini Aştı Haber

Garanti BBVA, Sürdürülebilir Finansmanda 1 Trilyon TL Eşiğini Aştı

Garanti BBVA, sürdürülebilir finansman alanında açıkladığı uzun vadeli taahhüt kapsamında önemli bir kilometre taşını daha geride bıraktı. Banka, 2018–2029 yıllarını kapsayan 3,5 trilyon TL’lik yeni sürdürülebilir finansman hedefi doğrultusunda, Ocak 2026 itibariyle 1 Trilyon TL'yi aştığını duyurdu. “Sürdürülebilirliği işimizin sebebi olarak görüyoruz” Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, konuya ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Biz Garanti BBVA olarak sürdürülebilirliği ulaşılması gereken bir hedef değil, işimizin sebebi olarak ele alıyoruz. Kaynak tahsisinden risk yönetimine kadar tüm süreçlerimizi iklim ve doğa pozitif bir bakış açısıyla yeniden şekillendirirken, yenilenebilir enerji yatırımlarından yeşil dönüşüm projelerine, kapsayıcı büyümeden toplumsal etkiye uzanan geniş bir alanda dönüşümün finansal altyapısını inşa etmeyi sürdürüyoruz. Geldiğimiz noktada sürdürülebilir finansmanda 1 trilyon TL eşiğini aşmamızı yatırımcılarımızın, müşterilerimizin ve diğer tüm paydaşlarımızın bize duyduğu güvenin somut bir göstergesi olarak görüyoruz. Amacımız bugünün ihtiyaçlarını en iyi şekilde karşılarken, gelecek nesiller için de daha yaşanabilir, daha dayanıklı ve daha sürdürülebilir bir dünya bırakılmasına katkı sağlamak. Bu doğrultuda, uzun vadeli taahhüdümüz kapsamında sürdürülebilir finansmanı Türkiye’de dönüşümün en önemli kaldıraçlarından biri olarak geliştirmeye devam edeceğiz.” Finansmanın yanı sıra danışmanlık ve rehberlik rolü Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, sürdürülebilir konut finansmanı, düşük karbonlu üretim, kadın girişimcilik ve sosyal altyapı projeleri gibi pek çok alanda sağlanan finansmanla Garanti BBVA, kaynakları çevresel ve toplumsal etki yaratacak alanlara yönlendirmeye devam ediyor. Banka, müşterilerine yalnızca finansman sunmakla kalmayıp, karbonsuzlaşma planlarının oluşturulmasından iklim risklerinin yönetilmesine kadar dönüşüm yolculuklarında danışmanlık ve rehberlik rolünü de üstleniyor. Garanti BBVA, sürdürülebilir finansman yaklaşımını uluslararası standartlarda şeffaflık ve ölçümleme esaslarıyla yürütüyor. Banka, CDP’nin 2025 değerlendirmesinde İklim Değişikliği, Su Güvenliği ve Orman temalarının tamamında “A” notu alarak küresel ölçekte “Üç A” derecesine ulaşan sayılı finansal kurumlardan biri olmuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KOBİ’lerin Finansman Erişimine Kolaylık Sağlayan TÜBİTAK ve KOSGEB Projelerinde Denetimler Arttı Haber

KOBİ’lerin Finansman Erişimine Kolaylık Sağlayan TÜBİTAK ve KOSGEB Projelerinde Denetimler Arttı

KOBİ’ler başta olmak üzere, katma değerli üretim hedefleyen her ölçekten şirkete büyüme odaklı iş servisleri ve danışmanlığı sunan Sistem Global, Ar-Ge ve yatırım alanındaki deneyimi ve uzmanlığıyla, şirketlerin teşvik ve hibe mekanizmalarından daha etkin yararlanmalarına destek oluyor. Şirketten yapılan açıklamaya göre, 2026 yılında açılan TÜBİTAK Ar-Ge çağrıları ve KOSGEB destekleri, teknoloji geliştirme, ürün ticarileştirme ve ölçeklenebilir büyüme hedefleyen şirketler için önemli finansman imkânları sunarken; bu dönemde teşvik süreçleri yalnızca finansal değil, aynı zamanda stratejik bir yönetim yaklaşımı gerektiriyor. “Başvurular arttı ama desteklerden yararlanan KOBİ sayısı beklenen oranda değil” Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Sistem Global Ar-Ge, İnovasyon ve Teknoloji Yönetimi Bölüm Başkan Yardımcısı Emre Sönmez, “Son yıllarda artan başvuru sayısına rağmen birçok KOBİ’nin hibe ve teşviklerden beklenen ölçüde yararlanamadığını gözlemliyoruz. Bu durumun temel nedeni, destek mekanizmalarının giderek daha teknik, çok katmanlı ve denetim odaklı bir yapıya evrilmesi. Bu destekler ancak doğru proje kurgusu, mevzuata hakimiyet ve stratejik yönlendirme ile gerçek bir avantaja dönüşebiliyor. Bu noktada Sistem Global olarak, bilgi birikimimiz ve deneyimimiz ile şirketlerin teşvik süreçlerini öngörülebilir, yönetilebilir ve katma değer üreten bir yapıya kavuşturmasına katkı sağlıyoruz” dedi. “Danışmanlık verdiğimiz her 100 şirketten 93’ünün başvurusu başarıyla sonuçlandı” “Bugüne dek TÜBİTAK ve KOSGEB kapsamında 3.000’in üzerinde proje başvurusuna imza attık, başarı oranımız ise yüzde 93. Bu oran yalnızca başvuru adedini değil; doğru fizibilite, güçlü teknik içerik ve mevzuata tam uyumla yönetilen süreçlerin önemini ortaya koyuyor. Sistem Global olarak, çağrı bazlı teknik gereklilikleri, sektör ve şirket özelinde Ar-Ge dinamiklerini, mali yapı ve denetim süreçlerini birlikte değerlendirerek, firmaların yalnızca desteklere erişmesini değil, destekleri sürdürülebilir bir büyüme aracına dönüştürmesini hedefliyoruz. Teşvikleri kısa vadeli bir finansmana erişim unsuru olarak değil, kurumsal büyümenin ve rekabet gücünün ayrılmaz bir parçası olarak ele alıyor, bu doğrultuda şirketlere stratejik yol arkadaşlığı yapıyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı Haber

‘Yaşama İlk Adım Projesi’ 4. Yılına Başladı

Projede yer alan depremzede kadınlar ve ebelik öğrencileriyle çok paydaşlı bir sosyal etki modeli oluşturuluyor. Türkiye’nin doğusundaki doğum oranı yüksek illerden Ağrı’da, anne ve yenidoğan sağlığını güçlendirmek amacıyla yürütülen “Yaşama İlk Adım” sosyal sorumluluk projesi, dördüncü yılına başladı. CCN Holding’in desteklediği, İbrahim Çeçen Vakfı, Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi ve Ağrı İl Sağlık Müdürlüğü iş birliğiyle hayata geçirilen proje kapsamında bugüne dek 550’den fazla anneye ulaşıldı. 2021 yılında Ağrı İbrahim Çeçen Üniversitesi (AİÇÜ) Ebelik Bölümü öğrencilerinin sahadaki gözlemleriyle şekillenen ve İbrahim Çeçen Vakfı’nın, öğrenci sosyal sorumluluk proje hibesiyle hayata geçen “Yaşama İlk Adım”, özellikle sağlık hizmetlerine erişimde güçlük yaşayan annelere yönelik bilgi, danışmanlık ve temel bakım desteği sunuyor. İlk eğitim Ağrı Merkez’de gerçekleşti 2026 yılının ilk oturumu, Ağrı Merkezde, 50 anneye yönelik olarak gerçekleşti. Proje kapsamında yeni anne ve anne adaylarına doğum öncesi ve sonrası komplikasyonlar, anne ve bebek bakımı ve aşıların önemine dair, AİÇÜ Ebelik Bölümü Başkanı ve Ebelik Öğrencileri tarafından eğitim verildi. Ayrıca, doğum öncesi ve sonrası süreçleri kapsayan birebir danışmanlıklarla birlikte, CCN Holding çalışanlarından oluşan CCN Gönüllülük Kulübü’nün kıymetli katkıları ile zenginleştirilen bakım setleri dağıtıldı. Projeye yönelik olarak 2025 yılında İbrahim Çeçen Vakfı ve AİÇÜ tarafından hazırlanan sosyal etki raporu ile revize edilen eğitim içerikleri ve bakım paketlerinde yer alan bazı ürünler, İbrahim Çeçen Vakfı’nın İskenderun’daki konteyner kentinde üretim yapan depremzede kadınlar tarafından hazırlandı. Bu sayede üretim süreciyle afet sonrası kalkınmaya destek sağlanıyor. Yaşama İlk Adım, Proje için aktif çalışan AİÇÜ Ebelik Bölümü Öğrencilerine, saha deneyimi sağlayarak nitelikli eğitime katkı sağlamaya devam ediyor. 2021 Yılında Öğrenci Kulübü Projesi olarak başlayan ve 2026 itibarıyla 4. yılına giren proje, öğrencilerin sosyal sorumluluk bilincini, toplumsal fayda ve gönüllülüğü destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurumların %88’i SOC Kurulumunda Dış Kaynak veya Hibrit Modelleri Tercih Ediyor Haber

Kurumların %88’i SOC Kurulumunda Dış Kaynak veya Hibrit Modelleri Tercih Ediyor

Bu stratejik hamle, kurumların 7/24 kesintisiz koruma sağlamasına, yasal düzenlemelere uyum göstermesine ve genellikle kurum içi imkanlarla karşılanması güç olan ileri düzey siber güvenlik çözümleri ile uzman iş gücüne erişmesine olanak tanıyor. Siber tehditlerin giderek daha karmaşık hale gelmesiyle birlikte, kurumlar Güvenlik Operasyon Merkezlerini nasıl yapılandıracaklarını ve yöneteceklerini yeniden değerlendiriyor. Bu doğrultuda Kaspersky, SOC planlama ve uygulama süreçlerine ilişkin temel motivasyonları, stratejik hedefleri ve potansiyel zorlukları ortaya koymak amacıyla kapsamlı bir küresel araştırma gerçekleştirdi. Araştırma sonuçları, Türkiye’deki şirketlerin %59’unun SOC yetkinliklerinin bir bölümünü dış kaynak kullanımıyla yürütmeyi planladığını ve kurum içi kabiliyetleri dış uzmanlıkla birleştiren hibrit modelleri benimsediğini gösteriyor. Katılımcıların %29’u ise SOC-as-a-Service (SOCaaS) modelini tamamen hayata geçirmeye hazır olduklarını belirtiyor. Buna karşılık, SOC’u tamamen kurum içinde kurmayı planlayanların oranı yalnızca %12 seviyesinde kalıyor. Bu tablo, 7/24 izleme gereksinimini karşılamanın ve nitelikli uzmanları bünyede tutmanın giderek daha zor hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor. SOC dış kaynak kullanımı, kuruluşların belirli SOC fonksiyonlarını veya tüm operasyonel döngüyü güvenilir bir üçüncü taraf sağlayıcıya devretmesini mümkün kılıyor. Bu kapsamda sunulan hizmetler arasında şunlar yer alıyor: SOC tasarımı ve mimarisinin oluşturulmasıSOC teknolojilerinin kurulumu ve bakımıHarici güvenlik analistleri tarafından izleme ve analizDanışmanlık ve eğitim hizmetleriTehditlerin tespiti, incelenmesi ve müdahalenin 7/24 esasına göre tamamen sağlayıcı tarafından yürütüldüğü uçtan uca SOCaaS hizmetleri Şirketler, stratejik sorumlulukları kurum içinde tutmayı tercih ederken; operasyonel ve ileri teknik iş yükleri için harici ekiplerden ve gelişmiş teknolojilerden yararlanmayı öne çıkarıyor. SOC fonksiyonlarını dış kaynakla yürütmeyi planlayan kuruluşlar arasında üçüncü taraflara en sık devredilen alanlar; çözüm kurulumu ve devreye alma (%63), çözüm geliştirme ve sağlama (%58) ile SOC tasarımı (%47) olarak öne çıkıyor. Harici SOC uzmanlarıyla çalışılırken, belirli rollerin güçlendirilmesine yönelik net bir tercih de dikkat çekiyor. Birinci seviye analistler (%77) ve ikinci seviye analistler (%68), dış uzmanlardan en fazla talep gören roller arasında yer alıyor. Bu veriler, şirketlerin tehdit izleme ve müdahale gibi ön saflarda yer alan operasyonel güvenlik görevlerine öncelik verdiğini gösteriyor. Kuruluşlar neden SOC dış kaynak kullanımını tercih ediyor? SOC dış kaynak kullanımının en önemli gerekçesi, %52 oranıyla 7/24 kesintisiz güvenlik ihtiyacı olarak öne çıkıyor. Bu gereksinim, çoğu kurum içi ekibin tek başına sürdürebilmesinin zor olduğu bir operasyonel yük oluşturuyor. İkinci önemli motivasyon ise, iç IT güvenlik ekiplerinin üzerindeki iş yükünü azaltmak (%48) ve bu ekiplerin daha stratejik alanlara odaklanabilmesini sağlamak. Bunun yanı sıra, ileri seviye çözümlere ve teknolojilere erişim (%37) ile regülasyonlara ve standartlara uyumun sağlanmasında harici uzman desteği (%49) de dış kaynak kullanımını teşvik eden önemli faktörler arasında yer alıyor. Bu durum, XDR, MDR, MXDR gibi gelişmiş güvenlik teknolojileri ve uzmanlık bilgisinin kurumlar açısından ne denli kritik olduğunu ortaya koyuyor. Bütçe optimizasyonu ise yalnızca %34’lük bir kesim için öncelikli bir unsur olarak öne çıkıyor; bu da SOC dış kaynak kullanımının temel değer önerisinin maliyet avantajından ziyade daha güçlü bir güvenlik seviyesi sunduğunu gösteriyor. Kaspersky Güvenlik Operasyon Merkezi Başkanı Sergey Soldatov konuyla ilgili şu değerlendirmede bulunuyor: “SOC fonksiyonlarının kısmen ya da tamamen dış kaynak kullanımıyla yürütülmesine yönelik eğilim, esas olarak operasyonel odağın güçlendirilmesi ve stratejik çevikliğin artırılması ihtiyacından kaynaklanıyor. Rutin ve teknik işlerin dış kaynaklara devredilmesi sayesinde kuruluşlar, stratejik karar alma ve karmaşık tehditlere yönelik yanıtların koordinasyonu gibi yüksek katma değerli faaliyetlere odaklanabiliyor. Bu yaklaşım aynı zamanda kaynakların daha verimli kullanılmasını sağlayarak önemli maliyet avantajları da yaratıyor. Sonuç olarak bu model, SOC’u iş sürekliliğine doğrudan katkı sunan stratejik bir yetkinliğe dönüştürüyor.” SOC kurmayı planlayan kuruluşlar için Kaspersky’nin önerileri ise şöyle: Güvenlik operasyonlarınızı ilk aşamadan itibaren doğru şekilde yapılandırmak veya mevcut yapınızı geliştirmek için Kaspersky SOC Consulting hizmetlerinden yararlanın. Kapsamlı danışmanlık hizmetlerimiz, sağlam bir SOC inşa etmenize ve süreçlerinizi optimize etmenize yardımcı olur.Gelişmiş yapay zekâ yetkinlikleriyle desteklenen Kaspersky SIEM ile güvenlik performansınızı artırın. Bu çözüm, tüm BT altyapınız genelindeki log verilerini toplayarak analiz eder ve saklar; bağlamsal zenginleştirme ve aksiyona dönüştürülebilir tehdit istihbaratı sunar.Her ölçekten ve sektörden kuruluş için EDR ve XDR yetkinlikleri sunan Kaspersky Next ürün ailesiyle, gerçek zamanlı koruma, tehdit görünürlüğü, inceleme ve müdahale kabiliyetleri elde edin.En güncel Kaspersky Threat Intelligence ile kurumunuzu hedef alan siber tehditlere ilişkin derinlemesine ve bağlamsal içgörüler edinin. Bu istihbarat, olay yönetimi döngüsünün tamamında risklerin zamanında tespit edilmesini sağlar.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.