Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dayanıklılık

Kapsül Haber Ajansı - Dayanıklılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dayanıklılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Castrol ve Komatsu’dan   Stratejik İş Birliği Haber

Castrol ve Komatsu’dan Stratejik İş Birliği

Castrol, Türkiye distribütörlüğü Marubeni Dağıtım ve Servis A.Ş. tarafından yürütülen dünyanın önde gelen iş ve maden makineleri üreticilerinden Komatsu ile madeni yağların geliştirilmesi ve üretimini kapsayan üç yıllık bir iş birliğine imza attı. Anlaşma kapsamında Komatsu markalı madeni yağlar, Castrol’ün Gemlik’teki üretim tesisi ve teknoloji merkezinin altyapısından yararlanılarak geliştirilecek ve üretilecek. İş birliği, madeni yağların üretim ve dolum süreçlerinin ötesine uzanıyor. Komatsu madeni yağlarının formülasyon, ürün geliştirme ve teknik onay süreçlerinde Castrol’ün mühendislik ve teknoloji alanındaki uzmanlığından yararlanılırken, ürünlerin geliştirilmesinde Komatsu’nun global kalite ve performans standartları esas alınıyor. Böylece iki markanın bilgi birikimi, zorlu çalışma koşullarında faaliyet gösteren müşterilere yönelik çözümlerde bir araya geliyor. Castrol’ün Gemlik’teki teknoloji gücü, Komatsu’nun mühendislik standartları ile buluşuyor Castrol’ün Türkiye’deki önemli yatırımlarından olan Gemlik üretim tesisi ve teknoloji merkezi, iş birliğinde önemli bir rol üstleniyor. Madeni yağların geliştirilmesinden üretimine kadar farklı süreçleri bir araya getiren bu altyapı, Komatsu markalı madeni yağların geliştirilmesi ve üretiminde kullanılacak. Üç yıl boyunca devam edecek iş birliğiyle Castrol, formülasyon, teknik onay, mühendislik ve üretim alanlarındaki bilgi birikimini projeye aktarırken, Komatsu'nun yüksek kalite ve performans beklentilerine uygun çözümler geliştirilmesine katkı sağlayacak. Marubeni Dağıtım ve Servis A.Ş. distribütörlüğünde Türkiye’deki faaliyetlerini sürdüren Komatsu ile gerçekleştirilen iş birliğinden duyduğu memnuniyeti dile getiren Castrol Türkiye, Ukrayna ve Orta Asya Genel Müdürü Nilay Tatlısöz, “Castrol olarak dünyanın önde gelen markalarıyla geliştirdiğimiz iş birliklerinde yalnızca üretim kapasitemizle değil, mühendislik ve teknoloji alanındaki uzmanlığımızla da değer yaratıyoruz. Komatsu ve Marubeni Dağıtım ve Servis ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Gemlik’teki üretim tesisi ve teknoloji merkezimizin yetkinliklerini dünyanın önde gelen iş makinesi markalarından biriyle buluşturuyor. Gemlik’teki üretim tesisimiz ve teknoloji merkezimiz, madeni yağların geliştirilmesinden formülasyon ve teknik onay süreçlerine, üretimden doluma kadar geniş bir yetkinliğe sahip. Bu bilgi birikimimizi ve teknolojik altyapımızı Komatsu madeni yağlarının geliştirilmesi ve üretiminde kullanacak olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Bu iş birliğinin uzun vadeli ve sürdürülebilir bir değer yaratacağına inanıyoruz” dedi. Komatsu’nun operasyonel verimliliğine katkı sağlayacak iş birliği Marubeni Dağıtım ve Servis A.Ş., Komatsu ile 1983 yılından bu yana sürdürdüğü güçlü iş ortaklığı kapsamında iş ortaklarına sunduğu ürün ve satış sonrası hizmetleri geliştirmeye devam ediyor. Castrol ile gerçekleştirilen stratejik iş birliği, Komatsu’nun yüksek kalite ve performans standartlarını madeni yağ teknolojileri alanındaki uzmanlıkla buluşturuyor. Bu iş birliğiyle zorlu çalışma koşullarında faaliyet gösteren Komatsu müşterilerinin makine performansı, dayanıklılık ve operasyonel süreklilik beklentilerinin desteklenmesi hedefleniyor. Castrol ile olan statejik iş birliği ile ilgili olarak Marubeni Dağıtım ve Servis CEO’su ve Yönetim Kurulu Üyesi Cevdet Alemdar, “Marubeni Dağıtım ve Servis olarak, Komatsu’nun global kalite ve mühendislik standartlarını güçlü satış sonrası hizmetlerimizle desteklemeyi önceliklerimiz arasında görüyoruz. Castrol ile gerçekleştirdiğimiz bu stratejik iş birliği, iki global markanın teknoloji ve mühendislik alanındaki uzmanlıklarını bir araya getirirken, müşterilerimizin operasyonel verimlilik ve yüksek performans beklentilerine yönelik çözümlerimizi de güçlendirecek. Amacımız yalnızca üstün nitelikli ürünler sunmak değil, iş ortaklarımızın operasyonlarının sürekliliğine ve uzun vadeli başarısına katkı sağlamak. Bu iş birliğinin, müşteri odaklı yaklaşımımızı daha ileri taşıyacağına inanıyoruz” dedi. İş ve maden makinelerinde yüksek performans ve dayanıklılık sunuluyor Türkiye’nin sektörde en uzun süreli distribütörlük ilişkilerinden birini Komatsu ile sürdüren Marubeni Dağıtım ve Servis A.Ş., paletli ekskavatörlerden lastikli yükleyicilere, dozerlerden greyderlere, kaya kamyonlarından kompakt iş makinelerine kadar uzanan geniş ürün gamıyla inşaat, madencilik, enerji ve altyapı sektörlerine hizmet veriyor. Yüksek mühendislik standartları, dayanıklılığı ve ileri teknolojileriyle öne çıkan Komatsu, dijital filo yönetimi çözümleri ve güçlü satış sonrası hizmet altyapısıyla müşterilerinin operasyonel verimlilik hedeflerini destekliyor. Akıllı makine teknolojileri, uzaktan izleme çözümleri ve verimlilik odaklı mühendislik yaklaşımıyla Komatsu, dünya genelinde iş ve maden makineleri sektörünün öncü markası olmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Royal Canin Türkiye, 10. Yılında Veteriner Hekimliğin Geleceğine CollectiVet ile Yatırım Yapıyor Haber

Royal Canin Türkiye, 10. Yılında Veteriner Hekimliğin Geleceğine CollectiVet ile Yatırım Yapıyor

Veteriner hekimlik bugün yalnızca klinik bilgi ve uygulama becerisiyle sınırlı olmayan, çok katmanlı bir mesleğe dönüşüyor. Bilimsel gelişmeleri takip etmek kadar doğru iletişim kurmak, klinik ve ekip yönetimini sürdürülebilir biçimde yürütmek, iyi oluşu korumak ve teknolojik dönüşüme ayak uydurmak da mesleki gelişimin önemli parçaları arasında yer alıyor. Türkiye’deki 10. yılını kutlayan Royal Canin, veteriner hekimlik ekosistemine yönelik çalışmalarını bu değişen ihtiyaçlardan hareketle CollectiVet çatısı altında bir araya getiriyor. Platform; veteriner profesyonellerinin farklı kariyer aşamalarındaki gelişim ihtiyaçlarına dokunmayı, bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendirmeyi ve mesleğin geleceğine uzun vadeli katkı sunmayı hedefliyor. Veteriner hekimleri geleceğe hazırlayan bütünsel gelişim yolculuğu CollectiVet’in veteriner profesyonellere yönelik temel yapı taşlarından Care for Care, hayvanların daha iyi bir dünyada yaşayabilmesinin güçlü ve geleceğe hazır bir veterinerlik dünyasıyla mümkün olduğu yaklaşımından hareket ediyor. Farklı deneyim sürelerine sahip veteriner hekimlerin ihtiyaçlarına göre şekillenen program, bilimsel bilginin ötesine geçen bütünsel bir mesleki gelişim deneyimi sunuyor. Programa katılan veteriner hekimler mesleki rolleri, deneyimleri ve gelişim ihtiyaçları doğrultusunda kişiselleştirilmiş içeriklere ulaşabiliyor. Care for Care; Mesleki İtibar ve Görünürlük, İyi Oluş ve Dayanıklılık, Klinik ve Kariyer Başarısı, Eğitim ve Klinik Mükemmeliyet ile Gelecek ve İnovasyon olmak üzere beş alana odaklanıyor. Hasta sahibi iletişiminden klinik ve finans yönetimine, bilimsel gelişimden teknoloji, yapay zekâ ve veri odaklı karar almaya uzanan içerikler sunuyor. “CollectiVet programdan çok, birlikte gelişme kültürü” Royal Canin Veteriner ve Profesyonel Kanal Satış ve Pazarlama Direktörü Hakan Can, CollectiVet’in veteriner hekimlerin değişen ihtiyaçlarını merkeze alan, mesleğin farklı aşamalarına dokunan ve önümüzdeki dönemde veteriner hekim adaylarından aktif klinisyenlere, akademisyenlerden kanaat önderlerine uzanan daha geniş bir gelişim yolculuğuna dönüşeceğini vurgulayarak şöyle devam etti: “Veteriner hekimliğin geleceğini yalnızca yeni bilimsel bilgiler ya da teknolojiler şekillendirmeyecek; bu bilgiyi hayata geçirebilen, değişime uyum sağlayan, güçlü bağlar kuran ve kendi gelişimine yatırım yapan veteriner hekimler şekillendirecek. Biz de Royal Canin olarak mesleğin geleceğine katkı sunmanın, veteriner hekimlerin potansiyelini güçlendirmekten geçtiğine inanıyoruz. CollectiVet’i bu nedenle bir programdan çok, birlikte gelişme kültürü olarak görüyoruz. Veteriner hekimlerin birbirinden öğrendiği, deneyimlerini paylaştığı, yeni fikirlerle karşılaştığı ve geleceğe daha güçlü hazırlandığı bir topluluk yaratmayı hedefliyoruz. CollectiVet, veteriner hekimler için tasarlandı; veteriner hekimlerle birlikte büyüyecek. Çünkü veteriner hekimliği ileri taşıyan her adımın, kedi ve köpeklerin yaşamında da karşılık bulacağına inanıyoruz.” Royal Canin UP: CollectiVet’in dijital merkezi CollectiVet, fiziksel etkinliklerle sınırlı kalmayan ve yıl boyunca devam eden bir gelişim deneyimi sunuyor. Bu yapının dijital merkezinde ise markanın resmi uygulaması olan Royal Canin UP yer alıyor. Veteriner profesyonellerinin kariyer aşamaları ve ihtiyaçları doğrultusunda kişiselleştirilmiş bir deneyim sunmayı hedefleyen Royal Canin UP; eğitim modüllerini, etkinlikleri, kişiye özel içerikleri, mentorluk ve topluluk olanaklarını, kişisel gelişim ve iyi oluş içeriklerini tek noktada buluşturuyor. Böylece CollectiVet kapsamında başlayan dijital deneyim veteriner hekimin mesleki yolculuğunun sürekli bir parçasına dönüşüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AKO Grup’tan Yeni Nesil Araçlara Özel Enerji Çözümü Haber

AKO Grup’tan Yeni Nesil Araçlara Özel Enerji Çözümü

Otomotiv sektöründe gelişen teknolojiler, araçların elektrik ve elektronik sistemlerine yönelik performans beklentisini artırırken, akülerin üstlendiği rolü de değiştiriyor. Özellikle motorun araç durduğunda otomatik olarak kapanıp yeniden çalıştığı Start-Stop sistemleri, akülerin gün boyunca daha sık şarj ve deşarj döngülerine maruz kalmasına neden oluyor. Bu durum nedeniyle akülerde çevrim ömrü, marş performansı ve enerji yönetimi gibi özellikler önem kazanıyor. AKO Grup, yeni nesil araçların bu ihtiyaçlarına yönelik AGM (Absorbent Glass Mat) teknolojili akü çözümlerini AKO Prestige Akü, Turbo Akü ve Petlas Akü markalarıyla tüketicilere sunuyor. Avrupa’da üretilen AGM aküler, özel cam elyaf separatör yapısı sayesinde elektroliti bünyesinde tutan tasarımıyla yüksek çevrim performansı ve gelişmiş dayanıklılık özellikleri sunuyor. Özellikle AGM teknolojisiyle çalışacak şekilde tasarlanmış araçlarda, üreticinin belirlediği akü teknolojisinin kullanılması büyük önem taşıyor. “Yeni nesil araçların ihtiyaçlarına erişilebilir çözümler sunuyoruz” AKO Grup Akü Fabrikası Genel Müdürü Hüseyin Koca, AGM teknolojisine ilişkin, “Otomotiv teknolojileri geliştikçe araçların enerji ihtiyacı da değişiyor. Özellikle Start-Stop sistemine sahip ve gelişmiş elektronik donanımlarla çalışan araçlarda, doğru akü teknolojisinin kullanılması performans ve güvenilirlik açısından kritik önem taşıyor. AKO Prestige Akü, Turbo Akü ve Petlas Akü markalarımızla Avrupa’da üretilen AGM teknolojisini kullanıcılarla buluşturuyoruz. Yüksek performans ve dayanıklılığı rekabetçi fiyat/performans yaklaşımıyla bir araya getirirken, serimizin tamamında sunduğumuz iki yıl garantiyle tüketicilerimize ve iş ortaklarımıza güven veriyoruz. Amacımız, yeni nesil araçların ihtiyaçlarına yanıt veren, kaliteli ve erişilebilir akü çözümleri sunarak sektördeki güçlü konumumuzu pekiştirmek” dedi. Yüksek çevrim performansı ve titreşim dayanımıyla öne çıkıyor AGM teknolojisi, geleneksel akülere kıyasla tekrarlanan şarj-deşarj döngülerinin yoğun olduğu kullanım koşullarına uygun yapısıyla öne çıkıyor. Bu özellik, özellikle Start-Stop sistemine sahip araçlarda akünün artan enerji taleplerini karşılamasına yardımcı oluyor. AKO Grup bünyesinde geliştirilen AGM ürün ailesinde, önceki ürün geliştirme çalışmalarında öne çıkan Matrix Press (Punch) ve Kaizen Tüneli teknolojileri de dikkat çekiyor. Bu teknolojik yaklaşım, değişen otomotiv standartları doğrultusunda daha yüksek enerji ihtiyacına sahip araçlara uygun çözümler geliştirilmesinin önemini ortaya koyuyor. 680 A’dan 950 A’ya uzanan marş gücü seçenekleri Farklı araçların enerji gereksinimlerine yanıt vermek üzere sunulan AGM ürün ailesinde, çeşitli kapasite ve soğuk marş akımı (CCA) değerleri, ürün seçimini belirleyen temel teknik göstergeler arasında yer alıyor. Soğuk marş akımı (CCA), akünün düşük sıcaklıklarda motoru çalıştırmaya yönelik marş performansını ifade ediyor. Ürün ailesindeki teknik seçenekler, 60 Ah kapasite ve 680 A CCA değerinden 105 Ah kapasite ve 950 A CCA değerine kadar uzanıyor. Bu çeşitlilik, araç üreticisinin belirlediği teknik gereksinimlere uygun akü seçimini destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

OGM’den Kuraklığa Karşı Türk Fındığı Hamlesi Haber

OGM’den Kuraklığa Karşı Türk Fındığı Hamlesi

İklim değişikliğiyle birlikte artan sıcaklıklar ve kuraklık, tarımsal üretimde dayanıklı tür ve çeşitlerin önemini artırırken, Orman Genel Müdürlüğü (OGM) Türkiye’nin doğal gen kaynaklarından Türk fındığının (Corylus colurna L.) korunması, çoğaltılması ve farklı alanlarda değerlendirilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor. Bolu Orman Bölge Müdürlüğü bünyesindeki Bolu Fidanlığında üretilen Türk fındığı fidanlarının; ağaçlandırma ve ekolojik restorasyon çalışmalarının yanı sıra kültür fındığı yetiştiriciliğinde de değerlendirilmesi planlanıyor. KURAKLIĞA DAYANIKLI GÜÇLÜ KÖK YAPISI Türkiye’nin doğal orman ağacı türlerinden biri olan ve yetiştiği yörelere göre “Seben fındığı” ve “Bolu fındığı” olarak da bilinen Türk fındığı, sahip olduğu kök yapısıyla dikkat çekiyor. Derinlere ulaşabilen kazık kök sistemi sayesinde kuraklığa ve zorlu yetişme koşullarına dayanıklılık gösterebilen Türk fındığı, kök boğazı ve dip sürgünü oluşturmamasıyla da kültür fındığı yetiştiriciliği açısından önemli avantajlar sunuyor. Bu özellikleri nedeniyle Türk fındığının, değişen iklim koşullarına karşı fındık yetiştiriciliğinde alternatif bir anaç olarak değerlendirilmesine yönelik çalışmalar yürütülüyor. ÇAKILDAK VE GİRESUN YAĞLISI TÜRK FINDIĞINA AŞILANACAK Bolu Fidanlığında yürütülecek çalışmalar kapsamında Türk fındığı üzerine Türkiye’nin önemli kültür fındığı çeşitlerinden Çakıldak ve Giresun Yağlısının aşılanması planlanıyor. Çalışmayla Türk fındığının güçlü kök yapısı ile kültür fındığı çeşitlerinin üretim özelliklerinin bir araya getirilmesi ve fındık üreticilerine alternatif bir anaç materyali sunulması hedefleniyor. Özellikle kuraklık ve değişen yetişme koşullarının tarımsal üretim üzerindeki etkilerinin giderek daha fazla hissedildiği süreçte, doğal olarak dayanıklı türlerin sahip olduğu özelliklerin üretime kazandırılması önem taşıyor. ORMANLARDAN PEYZAJA FARKLI ALANLARDA KULLANILACAK OGM’nin Türk fındığına yönelik çalışmaları yalnızca kültür fındığı yetiştiriciliğiyle sınırlı değil. Bolu Fidanlığında üretilecek fidanların; bozuk orman alanlarının rehabilitasyonu, ağaçlandırma çalışmaları, ekolojik restorasyon uygulamaları ve doğal türlerin korunmasına yönelik projelerde de kullanılması planlanıyor. Ayrıca estetik özellikleri yüksek, boylu Türk fındığı fidanlarının üretilerek peyzaj uygulamalarında değerlendirilmesi ve böylece türün doğal yayılış alanları dışındaki kullanımının da artırılması hedefleniyor. TÜRKİYE’NİN DOĞAL GEN KAYNAĞI KORUNUYOR Doğal yayılış alanlarında münferit veya küçük gruplar hâlinde bulunan Türk fındığı popülasyonlarının korunması ve gelecek nesillere aktarılması, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliği açısından da önem taşıyor. OGM tarafından Bolu Orman Bölge Müdürlüğü bünyesinde sürdürülen çalışmalarla Türk fındığının korunması ve yaygınlaştırılmasının yanı sıra; iklim değişikliğine uyum, ekolojik restorasyon, peyzaj ve kültür fındığı yetiştiriciliği gibi farklı alanlarda değerlendirilmesi amaçlanıyor. Böylece Türkiye’nin doğal gen kaynaklarından Türk fındığının sahip olduğu ekolojik özelliklerin korunarak üretime kazandırılması ve değişen iklim koşullarına karşı daha dirençli uygulamalara katkı sağlanması hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

NG Kütahya Seramik Cersaie 2026’da Yenilikçi Koleksiyonlarını Tanıttı Haber

NG Kütahya Seramik Cersaie 2026’da Yenilikçi Koleksiyonlarını Tanıttı

İtalya’nın Bolonya kentinde 21-25 Eylül 2026 tarihleri arasında düzenlenen Cersaie 2026; seramik ve mimari yüzey kaplamaları sektörünün yanı sıra mimarlar, iç mimarlar, tasarımcılar ve yapı profesyonellerini bir araya getirerek geleceğin yaşam alanlarını şekillendiren malzeme, tasarım ve teknoloji trendlerine ev sahipliği yaptı. Türkiye’nin lider global seramik markalarından NG Kütahya Seramik de fuarda geniş ürün gamı ve farklı tasarım anlayışlarını yansıtan koleksiyonlarıyla yer aldı. Markanın standında; büyük ebatlı porselen seramik yüzeylerden ultra ince çözümlere, doğal taş estetiğini yorumlayan koleksiyonlardan farklı yüzey ve renk seçeneklerine kadar geniş bir ürün seçkisi, sektör profesyonelleriyle buluştu. Cersaie’nin mimari yüzeylerin geleceğine ışık tutan uluslararası atmosferinde NG Kütahya Seramik, ürünlerinin yanı sıra tasarım, üstün teknoloji, fonksiyonellik ve üretim gücünü bir araya getiren yaklaşımını da ortaya koydu. NG Stone: Doğal Taşa Çağdaş Bir Bakış Fuarda NG Kütahya Seramik’in öne çıkan markalarından NG Stone, porselen tezgâh kategorisinde farklı doğal taş karakterlerini ve yüzey estetiklerini mimari tasarımlara taşıyan koleksiyonlarıyla ziyaretçilerin dikkatini çekti. Rosso Cardinale, Essential, Pierre de Corton ve Luce koleksiyonlarının farklı renk ve yüzey seçenekleriyle yer aldığı fuarda, doğal malzemelerin karakteristik görünümü seramik yüzeylerin teknik avantajlarıyla buluşturuldu. Özellikle Rosso Cardinale ve Essential koleksiyonlarının yeni renk seçenekleri, markanın mevcut ürün gamına sunduğu tasarım alternatiflerini zenginleştirirken; Pierre de Corton ve Luce gibi koleksiyonlar da farklı mimari stillere hitap eden yüzey çözümleriyle NG Stone’un geniş tasarım dünyasını ortaya koydu. Büyük ebatlı porselen yüzey teknolojisindeki yetkinliğiyle öne çıkan NG Kütahya Seramik, NG Stone’un 163x323 cm ve 83x323 cm gibi büyük ölçülerdeki çözümleriyle mimarlara ve tasarımcılara geniş ve kesintisiz yüzeyler tasarlama imkânı sunuyor. Büyük ebatların sağladığı tasarım özgürlüğü; mutfak, banyo, mobilya ve farklı mimari uygulamalarda estetik ve fonksiyonelliği bir arada sunarken, seramiği mekânın tasarım dilini belirleyen önemli bir yüzey çözümüne dönüştürüyor. NG Slim: 3 mm’lik Ultra İnce Yapısıyla Tasarım Özgürlüğü Sunuyor NG Kütahya Seramik’in mimari yüzeylerde farklı kullanım ihtiyaçlarına cevap veren çözümleri arasında yer alan NG Slim de Cersaie 2026’daki ürün seçkisinin önemli parçalarından biri oldu. Markanın yenilikçi vizyonuyla estetik ve mühendisliği birleştirdiği bir ileri teknoloji ürünü olan NG Slim, yalnızca 3 mm’lik ultra ince yapısıyla güçlülük ve yüksek dayanıklılık özellikleriyle sektörde bir ilke imza attı. Dayanıklılığının yanında esnekliği, kolay işlenebilirliği ve mevcut yüzeylerin üzerine uygulanabilirliğiyle dönüşümün yeni temsilcisi olan NG Slim; 120x300 cm büyük ebatı ile özellikle dış cephe kaplamalarında tasarımcılara daha hafif ve zarif yüzey çözümleri geliştirme imkânı sunuyor. Yüzey Teknolojileri Tasarıma Derinlik Katıyor NG Kütahya Seramik’in ürün yaklaşımında tasarım kadar yüzey teknolojileri de önemli bir yer tutuyor. Markanın ürün geliştirme çalışmalarında öne çıkan DDG (Deep Digital Glaze), SHP Mat (Dijital Rölyef), BLT Mat (Büyük Ebat Rölyef Yüzeyler) ve Yüksek Efektli Lappato (HG Lappato) gibi teknolojiler; seramik yüzeylere daha güçlü doku, derinlik ve görsel karakter kazandırıyor. Cersaie 2026’da da bu teknoloji altyapısıyla şekillenen farklı yüzey seçenekleri, doğal malzemelerin estetik özelliklerini çağdaş üretim teknolojileriyle yeniden yorumlayan NG Kütahya Seramik’in tasarım anlayışını yansıttı. Markanın Cersaie 2026 katılımı, NG Kütahya Seramik’in tasarım, teknoloji ve üretim gücünü bir arada geliştiren global marka vizyonunun önemli yansımalarından biri oldu. Fuar boyunca farklı koleksiyonlar üzerinden mimarların ve tasarımcıların değişen beklentilerine cevap veren NG Kütahya Seramik, doğal taş ve mermer estetiğinden modern yüzey yorumlarına kadar geniş bir tasarım dünyasını aynı çatı altında sundu. Geniş koleksiyon çeşitliliğini ileri üretim teknolojileriyle destekleyen NG Kütahya Seramik, mimari yüzeyleri yalnızca bir kaplama unsuru olarak değil, yaşam alanlarının estetik ve işlevsel karakterini şekillendiren temel tasarım bileşenlerinden biri olarak ele alan yaklaşımını Cersaie 2026 Bolonya’da ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İş Dünyası Liderleri New York’ta Küresel Sürdürülebilirlik Gündemine Katkı Sundu Haber

İş Dünyası Liderleri New York’ta Küresel Sürdürülebilirlik Gündemine Katkı Sundu

Birleşmiş Milletler 81. Genel Kurulu Haftası, dünya liderlerinin yanı sıra iş dünyası, kamu, Birleşmiş Milletler ve sivil toplum temsilcilerini New York’ta bir araya getirdi. Hafta boyunca sürdürülebilir büyüme, iklim eylemi, insan hakları, finansman ve teknolojik dönüşüm gibi küresel gündemin öncelikli başlıkları farklı platformlarda ele alındı. Bu gündemin iş dünyası boyutunun öne çıktığı buluşmalardan biri de UN Global Compact Liderler Zirvesi 2026 oldu. İki gün süren Zirve, 750’yi aşkın iş dünyası lideri, yatırımcı, politika yapıcı, Birleşmiş Milletler temsilcisi ve sürdürülebilirlik uzmanını bir araya getirdi. Liderler Zirvesi’nde sürdürülebilir büyüme ve dayanıklılık gündemdeydi “Sürdürülebilir Büyümeyi ve Dayanıklılığı Sağlamak” odağında gerçekleştirilen Liderler Zirvesi’nde, jeopolitik belirsizlikler, ekonomik dalgalanmalar ve hızlanan teknolojik dönüşüm karşısında şirketlerin dayanıklılığını nasıl güçlendirebileceği ve sürdürülebilirlik taahhütlerini nasıl ölçülebilir sonuçlara dönüştürebileceği tartışıldı. 20’yi aşkın oturum ve 175 konuşmacının yer aldığı Zirve; liderlik ve iş etiği, iklim ve doğa, insan hakları ve insana yakışır iş, sürdürülebilir finans ve sermaye, kolektif eylem ve sistem değişikliği ile politika, satın alma ve tedarik zincirleri olmak üzere altı ana başlık etrafında şekillendi. Zirve’nin ilk gününde şirketlerin sürdürülebilirliği risk yönetimi, iş stratejisi, yatırım kararları ve operasyonlarına nasıl entegre edebileceğine odaklanılırken; insan hakları durum tespiti, temiz enerji dönüşümü ve yapay zekânın sorumlu kullanımı da gündeme taşındı. İkinci gün ise şirketlerin kendi operasyonlarının ötesine geçilerek sürdürülebilir dönüşümü hızlandıran veya sınırlayan politika, finansman, piyasa yapıları ve tedarik zincirleri ele alındı. İklim ve doğa dönüşüm planlarından toplumsal cinsiyet eşitliği ve insana yakışır ücrete, sürdürülebilir finanstan satın alma ve tedarik zincirlerine kadar farklı alanlarda şirketlerin tek başına çözemeyeceği sorunlar karşısında kolektif eylem ve iş birliğinin önemi öne çıktı. Türkiye’den iş dünyası liderleri küresel gündeme katkı sundu Türkiye’den iş dünyası temsilcileri, UN Global Compact Liderler Zirvesi ve Birleşmiş Milletler Genel Kurulu Haftası boyunca farklı üst düzey toplantı ve oturumlarda yer aldı. Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, Liderler Zirvesi’nde risk yönetimi ve uzun vadeli değer yaratmaya odaklanan oturumda; Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige ise temiz enerji dönüşümünün hızlandırılmasının ele alındığı oturumda konuşmacı olarak yer aldı. Smart Güneş Teknolojileri CEO’su Halil Demirdağ, belirsizlik dönemlerinde iş dünyası liderliğinin ele alındığı oturuma; DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam ise tedarik zincirlerindeki zorlukların büyüme ve fırsata dönüştürülmesine odaklanan oturuma konuşmacı olarak katıldı. BM Genel Merkezi’nde davete özel olarak düzenlenen Private Sector Forum’a ise Türkiye’den Aydem Enerji CEO’su Serdar Marangoz, Borusan Holding CEO’su Özgür Günaydın ve Smart Güneş Teknolojileri CEO’su Halil Demirdağ katıldı. İş dünyası, kamu ve Birleşmiş Milletler’den üst düzey liderlerin yer aldığı forumda küresel gelişmeler karşısında özel sektörün rolü ele alındı. BM İş Dünyası ve İnsan Hakları Rehber İlkeleri’nin 15. yılı kapsamında ILO Ofisi’nde gerçekleştirilen CEO to Executive Roundtable on Human Rights toplantısına Borusan Holding CEO’su Özgür Günaydın ve Zurich Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız katıldı. Toplantıda insan haklarının şirketlerin dayanıklılığı ve uzun vadeli değer yaratımındaki rolü ile insan hakları taahhütlerinin iş stratejilerine ve operasyonlara yansıtılması değerlendirildi. UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele ve DeFacto Küresel Tedarik, Sürdürülebilirlik ve KSS Başkanı Elif Çam da BM Genel Merkezi’nde kamu ve özel sektörden üst düzey temsilcilerle sürdürülebilir satın almanın daha dirençli, kapsayıcı ve rekabetçi tedarik zincirleri oluşturmadaki rolünün ele alındığı, açılış konuşmalarını T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır’ın gerçekleştirdiği High-Level Forum on Sustainable Procurement’a katılım gösterdi. COP31 öncesinde iş dünyasının öncelikleri New York’ta ele alındı New York’taki haftanın UN Global Compact Türkiye açısından öne çıkan gündemlerinden biri de Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 oldu. UN Global Compact Türkiye, 21 Eylül’de UN Global Compact Merkez Ofisi’nde “Taahhütten Eyleme: COP31 için İş Dünyasının Öncelikleri ve İş Birlikleri” başlıklı davete özel yuvarlak masa toplantısını gerçekleştirdi. UN Global Compact ile 10’dan fazla ülke ağının iş birliğinde düzenlenen toplantı, farklı ülke ve sektörlerden iş dünyası liderleri ile kamu, Birleşmiş Milletler ve COP31 paydaşlarını bir araya getirdi. Toplantının açılışında UN Global Compact Türkiye Genel Sekreteri Melda Çele, UN Global Compact Genel Sekreter Yardımcısı Melissa Powell ve Avustralya İklim Değişikliği, Enerji, Çevre ve Su Bakanlığı Net Sıfır Yol Haritaları Birimi Başkanı Amanda Wormald katılımcılara hitap etti. Yuvarlak masa tartışmaları ise UN Global Compact Enerji ve Denizcilik Bölümü Başkanı Erik Giercksky moderasyonunda gerçekleştirildi. COP31’in taahhütlerin somut uygulamalara dönüştüğü bir “Uygulama COP’u” olmasına katkı sunmayı amaçlayan toplantıda; COP31 yolunda iş dünyasının öncelikleri, taahhütlerden uygulamaya geçiş ile COP31’e yönelik öncelik ve perspektifler olmak üzere üç ana başlık ele alındı. Toplantı, farklı pazarlardaki iş dünyası deneyimlerinin küresel iklim gündemiyle buluşturulması ve COP31’e giden süreçte uygulamayı hızlandıracak iş birliklerinin güçlendirilmesi açısından önemli bir diyalog zemini oluşturdu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Tüketicilerin %96’sı Beyaz Eşya Tercihinde Enerji Verimliliğini Önemsiyor Haber

Türkiye’de Tüketicilerin %96’sı Beyaz Eşya Tercihinde Enerji Verimliliğini Önemsiyor

Daha akıllı özelliklere sahip cihazlara yönelik beklenti de Türkiye’de yüksek seyrediyor. Bu oran buzdolabı, dondurucu ve fırında %74, bulaşık makinesinde ise %72 olarak ölçülüyor. Arçelik, tüketicilerin bu beklentilerine yapay zekâ desteği, yüksek performans, enerji verimliliği ve kullanım kolaylığını bir araya getiren çözümleriyle yanıt veriyor. Araştırma sonuçlarını değerlendiren Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, “Global ölçekte gerçekleştirdiğimiz Akıllı Yaşam Endeksi Araştırması, tüketicilerimizin ev teknolojilerinden beklentileri ve tasarruf alışkanlıkları hakkında değerli içgörüler sunuyor. Araştırmamız, Türkiye’de tüketicilerin %96’sının beyaz eşya seçiminde kullanım maliyetleri ve enerji verimliliğini önemsediğini ortaya koyuyor. %62’si enerji ve su tüketim takibini, %42’si ise kullanım alışkanlıklarına göre kendini ayarlayan programları en faydalı akıllı özellikler arasında gösteriyor. Arçelik olarak 35 yılı aşkın köklü ar-ge birikimimiz sayesinde yapay zekâ ve ileri teknolojilerden de yararlanarak tüketicilerimize yüksek performans, dayanıklılık ve enerji tasarrufunu bir araya getiren ürünler sunuyoruz. Önümüzdeki dönemde de yapay zekâ destekli teknolojilerle enerji ve su verimliliğini daha da ileri taşıyan, her evde sürdürülebilir yaşamı destekleyen ürünler geliştirmeye devam edeceğiz” dedi. Ev teknolojileri sektörünün öncü şirketi Arçelik, Akıllı Yaşam Endeksi (Smart Living Index – SLI) Araştırması’nın mutfak alışkanlıklarına ilişkin sonuçlarını açıkladı. J.L. Partners iş birliğinde 12 ülkede 6 bin kişinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, tüketicilerin akıllı ev teknolojileri ve sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarına dair bakışını inceliyor. Araştırmanın mutfağa ilişkin sonuçları ise tüketicilerin enerji tasarrufu sağlayan özellikleri kullanımında dikkat çekici bulgular ortaya koyuyor. Araştırma sonuçlarına göre; Türkiye’de bulaşık makinesi, buzdolabı ve fırında enerji tasarrufu ayarlarının kullanım oranları 12 ülke ortalamasının üzerinde seyrediyor. Bu üç ürün grubu birlikte değerlendirildiğinde, enerji tasarrufu ayarlarını çoğunlukla veya her zaman kullananların oranı 12 ülke genelinde yaklaşık %50 iken, Türkiye’de bu oran %60’a ulaşıyor. Bulaşık makinesinde bu ayarları kullananların 12 ülke ortalamasında oranı yaklaşık %62 iken Türkiye’de %66’ya çıkıyor. Buzdolabı ve dondurucuda %49 olan ortalama Türkiye’de 65’e, fırında ise %38’den %50’ye yükseliyor. Araştırma, Türkiye’de tüketicilerin mutfak cihazlarının daha akıllı hale gelmesine yönelik beklentilerini de ortaya koyuyor. Katılımcıların %74’ü buzdolabı ve dondurucuların, yine %74’ü fırınların, %72’si ise bulaşık makinelerinin daha akıllı olmasını istediğini ifade ediyor. Öte yandan Türkiye’deki katılımcıların %21’i enerji tasarrufu sağladığını düşünerek bulaşıkları elde yıkadığını, %23’ü ise enerji tasarrufu amacıyla fırını kullanmadan önce ısıtmadığını belirtiyor. Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural: “Türkiye’de tüketicilerin %62’si enerji ve su tüketimi takibini en faydalı akıllı özellikler arasında gösteriyor” Akıllı Yaşam Endeksi Araştırması’nın sonuçlarını değerlendiren Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, “Mutfaklar, tüketicilerimizin gün içinde pek çok işi bir arada yürüttüğü, zamanı ve kaynakları verimli kullanmaya özen gösterdiği alanların başında geliyor. Mutfakta kullanılan teknolojilerin günlük hayatı kolaylaştırması ve tasarrufa katkı sağlaması bu nedenle büyük önem taşıyor. Araştırmamıza göre; Türkiye’de tüketicilerin %96’sı beyaz eşya seçiminde kullanım maliyetlerini ve enerji verimliliğini önemsiyor. Tüketicilerin %62’si enerji ve su tüketim takibini, %42’si ise kullanıma göre kendini ayarlayan programları en faydalı akıllı özellikler arasında gösteriyor. Bu sonuçlar, tüketicilerin hayatı kolaylaştıran ve tasarrufa katkı sağlayan akıllı çözümlere yönelik beklentisinin giderek arttığını gösteriyor. Arçelik olarak 71 yıllık deneyimimizle teknolojiyi evlerde somut fayda sağlayan çözümlere dönüştürüyoruz. 35 yılı aşkın köklü ar-ge birikimimiz sayesinde yapay zekâ ve ileri teknolojilerden de yararlanarak tüketicilerimize yüksek performans, dayanıklılık ve enerji tasarrufunu bir araya getiren ürünler sunuyoruz. Bizim için enerji ve suyun verimli kullanılması, ev bütçesine sağladığı katkının yanı sıra doğal kaynakların korunması açısından da önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde de yapay zekâ destekli teknolojilerle enerji ve su verimliliğini daha da ileriye taşıyan ve her evde sürdürülebilir yaşamı destekleyen ürünler geliştirmeye devam edeceğiz” diye konuştu. Arçelik, tüketicilerin enerji verimliliği ve kullanım kolaylığı beklentilerine, bulaşık yıkamadan soğutma ve pişirmeye kadar mutfağın farklı ihtiyaçlarına yönelik sunduğu yapay zekâ destekli çözümlerle yanıt veriyor. Yapay zekâ destekli yıkamayla enerji ve su tasarrufu Arçelik’in yapay zekâ destekli bulaşık makineleri, bulaşıkların miktarını ve kirlilik düzeyini algılayarak en uygun yıkama koşullarını otomatik olarak belirliyor. Kullanıcıların program seçimini kolaylaştıran bu teknoloji, enerji ve su tüketiminde %50’ye varan tasarruf sağlarken yıkama süresini de %50’ye kadar kısaltıyor.[1] Otomatik kapı açma özelliği ise program sonunda makinenin kapağını otomatik açarak ortamdaki doğal hava akışından yararlanıyor ve ekstra enerji tüketmeden 5 kata kadar daha yüksek kurutma performansı sağlıyor.[2] HomeWhiz uygulamasındaki Enerji Yönetimi ve Takip Paneli ise kullanıcıların enerji ve su tüketimlerini farklı zaman dilimlerinde takip etmesine ve tasarruf önerilerinden yararlanmasına olanak tanıyor. Buzdolabında kullanım alışkanlıklarına göre enerji tasarrufu Arçelik’in OptiCool yapay zekâ teknolojisine sahip buzdolapları kullanım alışkanlıklarını ve çevresel koşulları analiz ederek soğutma sistemini ihtiyaca göre düzenliyor. HomeWhiz uygulaması üzerinden fanların ve kompresörün çalışmasını optimize eden teknoloji, %20’ye varan ek enerji tasarrufu sağlıyor.[3] Kullanıcılar uygulama aracılığıyla enerji tüketimlerini takip edebiliyor. ProSmart Inverter teknolojisi ise soğutma performansını düşük enerji tüketimiyle destekliyor. Böylece gün boyunca çalışan buzdolabı, evdeki günlük rutinlere uyum sağlayarak enerjinin daha verimli kullanılmasına yardımcı oluyor. Gıdaları tanıyan yapay zekâ ile otomatik pişirme Arçelik’in yapay zekâ destekli kameralı ankastre fırını, 45 farklı gıdayı tanıyarak uygun pişirme sıcaklığını ve süresini otomatik olarak belirliyor. İstenen kızarıklık ve pişme seviyesine ulaşıldığında işlemi otomatik olarak sonlandırıyor. HomeWhiz uygulaması üzerinden fırının içini canlı izleme imkânı sunan cihaz, kullanıcıların fırının kapağını açmadan pişirme sürecini takip etmesini sağlayarak ısı kaybını azaltmaya yardımcı oluyor. HomeWhiz Tarif Dünyası ile 1.500’den fazla tarife erişim sunan fırın ile tüketiciler seçilen tarifleri tek dokunuşla fırına aktarılabiliyor ve pişirme sürecinin uzaktan kontrol edebiliyor; böylece yemek hazırlama deneyimi daha kolay, daha akıllı ve daha keyifli hale geliyor. A+ enerji sınıfı ise yüksek pişirme performansını enerji verimliliğiyle buluşturarak daha sürdürülebilir bir kullanım deneyimi sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Neye Güveniyor, Hangi Markalara İtibar Ediyor? Haber

Türkiye Neye Güveniyor, Hangi Markalara İtibar Ediyor?

MediaCat ve Veri Enstitüsü iş birliğiyle ilk kez düzenlenen Gryphus Summit, 24 Eylül’de Hilton Istanbul Bosphorus’ta gerçekleşti. Zirvenin merkezinde, Türkiye'de kurumsal itibarı bağımsız ve veri temelli bir yöntemle ölçmek üzere tasarlanan Gryphus İtibar Araştırması vardı. Gün boyunca itibar kavramı yalnızca iş dünyası üzerinden değil; sinema, spor, hekimlik ve ekonomi alanlarından isimlerin katılımıyla ele alındı. Yapımcı Zeynep Atakan, yönetmen Zeynep Günay, teknik direktör Şenol Güneş, ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış ve ekonomist Mahfi Eğilmez, kendi alanlarında itibarın nasıl kurulduğunu ve nasıl kaybedildiğini anlattı. Zirvenin ayırt edici yanı, tanıtılan araştırmanın yöntemiydi. Türkiye’deki benzer çalışmalarda değerlendirilecek markalar genellikle bir jüri, bir editör ya da bir araştırmacı tarafından belirlenirken, Gryphus İtibar Araştırması’nda 10 kategorinin kırk finalisti de kazananları da doğrudan toplumun yanıtlarından çıktı. Araştırma iki turda, Türkiye genelinde 18 yaş üstü toplam 6.400 katılımcıyla yürütüldü. İlk turda katılımcılara hiçbir marka listesi verilmedi; yalnızca kategori söylendi ve o kategoride en itibarlı bulunan marka soruldu. Kırk finalistin tamamı bu yanıtlardan oluştu. İkinci turda, birinci turdan bağımsız bir katılımcı grubu bu markaları güven, saygı, kalite ve sosyal sorumluluk boyutlarında puanladı. Her ödül, markanın kendi sektörü içindeki sıralamasından belirlendi ve kategoriler arasında bir karşılaştırma yapılmadı. Güç ve başarı otomatik olarak itibara dönüşmüyor Günü açan Veri Enstitüsü Kurucusu Bekir Ağırdır, "Türkiye'de İtibarın Zihin Haritası" başlıklı sunumunda Türkiye'de uzun yıllar geçerli olan itibar anlayışının köklü bir zihinsel dönüşüm geçirdiğini anlattı. Makam, büyüklük, servet ve yüksek görünürlük gibi göstergelerin tek başına saygınlık üretmeye yetmediğine dikkat çeken Ağırdır, "Mesele yalnızca hangi kurumların itibarlı olduğu değil, bugünün Türkiye insanının neye itibar ettiğini ve itibarın ne anlama geldiğini yeniden anlamaktır" dedi. Yeni itibar modelinin iki ayağını şahsiyet ve marifet olarak tanımlayan Ağırdır, yetkinliğin ve performansın temsil ettiği marifetin, karakter ve etik ilkelere dayanan şahsiyetten bağımsız düşünülemeyeceğini belirtti: "Şahsiyet marifetin yerine geçemez; ancak marifet de şahsiyet eksikliğini sonsuza kadar kapatamaz. Gerçek itibar, iyi şeyler yapmak kadar iyi şeyleri iyi bir biçimde yapabilmek ve bu ikisi arasında ahenk yakalayabilmektir." Ağırdır, itibarlı olmanın hiç hata yapmamak anlamına gelmediğini, asıl sınavın hatanın ardından sergilenen tutumda verildiğini vurguladı. Her sektör ve role göre biçimlenen bir toplumsal itibar sözleşmesi olduğunu, dolayısıyla tek bir sabit reçete bulunmadığını söyleyen Ağırdır, bir bankaya paranın, gıda üreticisine sağlığın, akademisyene ise hakikatin emanet edildiğini hatırlattı. Sunumunu kurumlara bir soru değişikliği önerisiyle tamamladı: "İnsanlar benim hakkımda ne düşünüyor" yerine "insanların bana güvenmesini hak edecek ne yapıyorum". Çözünürlüğü yüksek bir itibar haritası MediaCat Genel Yayın Yönetmeni Pelin Özkan, sunumunda araştırmanın yöntemine ve beş bulgusuna odaklandı. Borges'in Bilimde Kusursuzluk Üzerine öyküsünden yola çıkarak kapsamı büyütmek yerine çözünürlüğü artırmayı hedeflediklerini belirten Özkan, 10 sektörün tek bir ölçütle seçildiğini söyledi: toplumun tamamının hakkında gerçekten bir kanaati olduğu alanlar. Özkan'ın paylaştığı beş bulgu, sektörlerin markalarla birlikte yükselip birlikte gerilediği, güven ile kalitenin aynı şey olmadığı, sosyal sorumluluğun ayrıştırıcı bir güç olmaktan çok kriz anlarında dayanıklılık sağladığı, toplumun farklı sektörlere farklı türde krediler açtığı ve ortalama puanın itibardaki bölünmeyi gizlediği yönündeydi. Aynı kategorideki markaların birbirine sanıldığından çok daha yakın durduğunu, dört kategoride sonuncu sırada kalan markanın başka kategorilerin liderlerinden daha yüksek not aldığını aktaran Özkan, Türkiye'de itibarın yaş ve cinsiyetten çok eğitim ve yaşam tarzı hattı boyunca bölündüğünü belirtti. Mercedes-Benz, Migros, Orzax ve Turkcell'in baktıkları bütün alt gruplarda kendi kategorilerinde birinci çıkarak bölünmemiş bir itibara sahip olduğunu vurguladı. Özkan sunumunu şu sözlerle tamamladı: "İtibar, sakin zamanlarda sizi rakibinizden ayırmıyor olabilir; ama kriz geldiğinde toplumun size ne kadar süre ve ne kadar kredi tanıyacağını o belirler. İtibar, iyi günlerde kazanılan ve kötü günlerde harcanan bir dayanıklılık kalemi, bir tür sigorta poliçesi." Bir hikâyeyi zamansız kılan nedir "İz Bırakan Hikâyeler Nasıl Kurulur?" oturumunda yapımcı Zeynep Atakan ile yönetmen Zeynep Günay, yaratıcı işlerde itibarın görünmez bağlarla kurulduğunu konuştu. Oyuncu, yapımcı ve izleyici arasındaki güven zincirinin projeyi doğrudan şekillendirdiğine dikkat çeken Atakan, mesleki yetkinlikten önce setteki güven ortamının belirleyici olduğunu söyledi. Geçici popülerlik yerine zamansızlığı hedeflediğini belirten Günay ise bir projenin hafızada kalabilmesi için hikâyedeki hakikate ulaşmak gerektiğini, kusursuzluk baskısı yerine kendine ve seyirciye dürüst kalmayı seçtiğini aktardı. İtibarın bütçesi yazılabilir mi "İtibarın Liderleri: Değer, Sistem ve Gayret" oturumunda Orzax CEO'su Yunus Emre Alimoğlu ile Allianz Sağlık Sigortaları Genel Müdür Yardımcısı ve İcra Kurulu Üyesi Emrah Gökmen, Bekir Ağırdır'ın moderatörlüğünde araştırmanın dört boyutunu şirketlerin gündelik kararlarına indirdi. Kaliteyi beyan edip analizle kanıtlayabileceğinizi, güven için böyle bir belge sunma imkânının bulunmadığını söyleyen Alimoğlu, güveni tüketicinin açtığı bir krediye benzetti ve tüketicinin aynı ürüne ikinci, üçüncü kez dönmesini itibarın en somut göstergesi olarak tanımladı. Sigortada satılan şeyin bir taahhüt olduğunu hatırlatan Gökmen ise sektörde ayrıştırıcı olanın finansal büyüklük değil, otuz yıl sonra da sigortalının yanında olabilecek bir sözleşmeyi bugünden tasarlayabilme gücü olduğunu belirtti. İtibar yönetimine bütçe yazılıp yazılamayacağı sorusuna iki yönetici de benzer yanıt verdi. Mesleği aktüerlik olan Gökmen böyle bir hesabın yapay kalacağını, asıl ayrımın kısa vadede kazandıracak bir karara hayır diyebilen kültürün üst yönetimden çağrı merkezine kadar herkese işlemiş olmasında olduğunu söyledi. Alimoğlu ise şöyle dedi: "Biz itibarlı olmak için hiçbir şey yapmadık. Her zaman işimizi en üst düzeyde nasıl yapabiliriz diye hareket ettik. Sanırım bu bakış açısı toplumda bir farkındalık oluşturdu." Önce insan, sonra skor Spor yöneticisi Ahmet Gülüm'ün yönettiği "Skor Unutulur, İtibar Kalır" oturumunda teknik direktör Şenol Güneş ile ultra maraton yüzücüsü Aysu Türkoğlu bir kariyeri kalıcı kılan şeyi konuştu. Kurumların itibarından önce insanın itibarına bakmak gerektiğini söyleyen Güneş, sporcunun kulüp ve ülke değiştirebileceğini, başarıyla isim, şöhret ve makam kazanabileceğini, ancak itibarın her koşulda yanında kaldığını vurguladı. Hesap kitabın olduğu yerde itibardan söz edilemeyeceğini belirten Güneş, itibarı "dürüst olmak, sözünü tutmak, saygılı ve samimi olmak" sözleriyle tarif etti. Okyanus Yedilisi parkurlarının çoğunu tamamlayan Türkoğlu ise itibarı ilk yarışındaki alçakgönüllülükle hâlâ aynı yerde durabilmek olarak tanımladı; pandemi döneminde çatıda kurulan üç metrelik bir havuzda çalıştığını, ardından vize çıkmadığı için sezonu kaybedip sıfırdan başladığını anlattı. Karar verme sanatı "Hata Payı Yok: Bilginin Ustalığa, Ustalığın Güvene Dönüştüğü Yer" oturumunda Kapital Medya Chief Content Officer'ı Alev Kaynak, İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Talat Kırış'ı ağırladı. Cerrahinin el becerisinden çok bir karar verme sanatı olduğunu ve kriz anlarında soğukkanlılığın hayati önem taşıdığını söyleyen Kırış, sağlıkta performansa dayalı niceliksel anlayışın mesleğin niteliğini zedelediğine dikkat çekti. Teknolojinin hekim denetiminde bir kaldıraç olarak kullanılması gerektiğini, güç ve yetki sahibi her profesyonel için otokontrol ile tevazunun temel kılavuz olduğunu belirtti. Kırış'a göre gerçek güven ancak sahicilik, sorumluluk ve insan hayatına duyulan derin saygıyla inşa ediliyor. Ekonominin görünmeyen sermayesi Günün son oturumunda ekonomist Mahfi Eğilmez, Türkiye'nin ekonomik sorunlarının temelinde yalnızca finansal dinamiklerin değil, siyasal ve sosyal aksaklıkların da yattığını vurguladı. Güven ve itibarın ekonomideki en kritik sermaye olduğunu belirten Eğilmez, altyapı ve hukuk güvenliği sağlanmadan yalnızca faiz artışlarıyla enflasyonun düşürülemeyeceğini söyledi. Piyasadaki durumu skinflation, shrinkflation ve greedflation kavramlarının birleşimi olan "multiflasyon" olarak tanımlayan Eğilmez, veri açıklayan kurumların tam mali ve idari bağımsızlığa kavuşturulmasının şart olduğunu vurguladı. Ödüller, zirvenin son oturumunda sahiplerini buldu Gün, Gryphus İtibar Ödülleri töreniyle tamamlandı. On kategorinin her biri kendi rekabet alanı içinde değerlendirildi ve ödüller, sektöründe en yüksek itibar puanına ulaşan markalara verildi. Akaryakıt: Shell Bankacılık: Türkiye İş Bankası E-Ticaret: Trendyol Gıda Takviyesi: Orzax GSM: Turkcell Holding: Koç Holding Kargo: Yurtiçi Kargo Market: Migros Otomotiv: Mercedes-Benz Sigortacılık: Allianz Sigorta Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ender Güzeler, Orta Vadeli Programı Sigortacılık Perspektifinden Değerlendirdi Haber

Ender Güzeler, Orta Vadeli Programı Sigortacılık Perspektifinden Değerlendirdi

“2027-2029 OVP hedeflerinin; yüksek sigorta penetrasyonu, çeşitlendirilmiş ürün yapısı ve riskleri gerçekleşmeden önce yönetmeye odaklanan daha güçlü bir sigorta ekosistemi açısından önemli bir dönüm noktası olması bekleniyor” diyen Ender Güzeler, OVP’ye ilişkin değerlendirmelerine şöyle devam etti: “OVP, sektöre bazı ödevler çıkartırken beraberinde bazı fırsat alanlarını da göstermekle birlikte “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde rolü ve önemini vurguluyor. Bu vurgu sektörün 2030 Vizyonu ile de örtüştüğü şeklinde okuyoruz. Sektöre verilen ödevler Tüm afet tehlikelerini kapsayan zorunlu afet sigortası mekanizmasının geliştirilip yaygınlaştırılması, beyan/ödeme takibinin etkinleştirilmesi ve dolaysıyla afet ve bakım sigortası gibi yeni/genişleyen ürünlere aktüeryal kapasite ve reasürans kapasitesi ayırmak.Uzun dönemli bakım sigortasının altyapısının kurulması. Yaşlanan nüfus/bakım ekonomisi politikasının ürün ve aktüerya tasarımı sektöre bırakılıyor.Devlet Destekli Alacak Sigortası'nın etkinliğinin artırılması ve Eximbank ihracat kredi sigortalarının güçlendirilmesine yönelik, alacak sigortası ve ihracat kredi sigortası tarafında kamu programlarıyla (Eximbank, KGF) entegre dağıtım kurmak.BES (Bireysel Emeklilik Sistemi) /OKS (Otomatik Katılım Sistemi)'nin fon çeşitliliği ve cazibesinin artırılmasına paralel olarak, Yatırım fonlu ve birikimli hayat sigortalarının yaygınlaştırılması için hayat sigortası ürünlerini BES/OKS reformuyla uyumlu, yatırım fonlu/birikimli yapıya göre yeniden tasarlamak. Fırsatlar alanları Afet sigortasının zorunlu kapsamının genişlemesi, tarihsel olarak düşük penetrasyonlu bir branşta hacim artışı potansiyeli sunuyor. Afet sigortasının yaygınlaşması, erken yatırım yapan (fiyatlama, risk modelleme) şirketler için rekabet avantajı.Bakım ekonomisi ve uzun dönemli bakım sigortası, tamamen yeni bir ürün kategorisi ve prim havuzu ile ilk giren şirketler için marka konumlandırma ve pazar payı fırsatı getiriyor.Yurt içi tasarruf artırma hedefi, hayat sigortacılığına doğrudan siyasi destek sağlıyor; BES / OKS büyümesiyle birlikte hayat sigortasında çapraz satış ve yeni müşteri kazanımı için ürün satışı imkânı.Alacak sigortası ve ihracat kredi sigortasının kamu destekli genişlemesi, KOBİ ve ihracatçı tabanının genişlemesiyle ticari hat büyümesi. Ortaya çıkabilecek yeni ürün türleri Değer bazlı geri ödeme mantığına uyumlu ağ bazlı ve ko-ödemeli TSS paketleriBakım ekonomisi çerçevesinde yaşlı/engelli bakımını kapsayan hibrit sağlık-bakım sigortasıUzaktan sağlık hizmetleri altyapısına entegre tele-sağlık destekli sigorta paketleriAfet sigortasında parametrik/geniş kapsamlı yeni nesil ürünlerTamamen yeni olan “Uzun dönemli bakım sigorta”Hayat + Sağlık + Bakım bileşenlerini birleştiren ürünler. (BES /OKS ile çapraz satış imkânı) Bu ürün ve konsantrasyonların pazarı büyütme potansiyeli olduğunu düşünüyorum. Sigorta Sektörünün “istikrar” ve “dayanıklılık” çerçevesinde plandaki rolü: Ekonomik katkı ve kapsayıcılık zemini Sektör paydaşları açısından program, özel sigortacılığı hem büyüme (tasarruf, ticari sigorta) hem toplumsal kapsayıcılık (afet, bakım) eksenlerinde genişletecek bir zemin sunuyor. Ürün portföyünün bu iki ekseni birlikte karşılayacak şekilde (bireysel tasarruf odaklı + toplumsal risk odaklı) tasarlanması, hem kârlılık hem sektörün ekonomideki görünürlüğü açısından öne çıkan fırsat alanı. OVP'de "dayanıklılık" kavramı hem makroekonomik (dış şoklara karşı) hem toplumsal-fiziksel (afet, demografik dönüşüm) hem de sektörel (tedarik zinciri, imalat sanayii) düzeyde defalarca vurgulanıyor. Özel sigortacılığın bu çerçeveye katkısını dört ayrı kanaldan okumak mümkün. Mali/finansal istikrar kanalı Program, dış şoklara dayanıklılığın temelini "yurt içi tasarrufların artırılması" ve "TL cinsinden tasarruf ve yatırım araçlarının çeşitlendirilmesi"ne bağlıyor. Hayat sigortası (birikimli/yatırım fonlu ürünler) ve BES / OKS burada doğrudan araç konumunda: uzun vadeli, TL bazlı, sabit getirili tasarrufu sisteme çekerek hem cari açığı fonlayarak döviz talebini azaltıyor hem de finansal sistemin şoklara karşı tampon kapasitesini büyütüyor. Sigorta şirketleri aynı zamanda kurumsal yatırımcı olarak sermaye piyasalarının derinleşmesine (Yatırımcı Risk Merkezi, pay piyasası reformları) katkı sunuyor. Bu da finansal istikrarın kurumsal ayağını güçlendiriyor. Fiziksel/toplumsal dayanıklılık kanalı “Ailenin güçlendirilmesi, toplumsal ve fiziki dayanıklılığın artırılması" başlığı altında şehirlerin afetlere karşı dayanıklılığı ve kentsel dönüşüm doğrudan yer alıyor; bunun mali karşılığı ise kamu maliyesi bölümündeki zorunlu afet sigortası mekanizması. Burada özel sigortacılığın rolü açık: afet riskini kamu bütçesinden özel sigorta/reasürans havuzuna kaydırarak, büyük bir depremde devletin mali dayanıklılığını koruyan bir şok emici işlevi görüyor. Bu, belgenin "çoklu şoklara karşı direnç" hedefiyle doğrudan örtüşen, sigortanın en somut katkı alanı. Dış ticaret ve tedarik zinciri dayanıklılığı kanalı Program, "tedarik zincirlerinin dayanıklılığı ve çeşitliliği" ile "dış şoklara karşı dayanıklılık"ı sanayi ve dış ticaret bölümlerinde tekrar tekrar vurguluyor. Alacak sigortası ve Eximbank ihracat kredi sigortaları burada ihracatçı/KOBİ'nin tahsilat riskini (yurt dışı alıcı iflası, kur şoku, jeopolitik kesinti) sigortalı hale getirerek firma düzeyinde dayanıklılığı artırıyor. Böylelikle toplamda sanayi sektörünün "dış şoklara karşı dayanıklılığının artırılması" hedefine mikro düzeyden katkı demek. Demografik dayanıklılık kanalı Nüfus artış hızının düşmesi ve bakım ekonomisi vurgusu, uzun dönemli bakım sigortasının altyapısını gerekli kılıyor. Bu, belgenin "demografik dönüşüme karşı dayanıklılık" hedefinin sosyal güvenlik sisteminin tek başına karşılayamayacağı bir yükü özel sigortacılığa devretmesi anlamına geliyor. Sistemin mali sürdürülebilirliğini korurken bakım ihtiyacının karşılanmasını sağlayan tamamlayıcı bir mekanizma olarak ortaya konuyor. Özetle OVP, özel sigortacılığı ekonomik dayanıklılığın "arka planda çalışan" ama kritik bir bileşeni olarak konumlandırıyor: tasarrufu besleyerek finansal istikrara, afet riskini paylaşarak mali dayanıklılığa, ticari riski teminat altına alarak dış ticaret dayanıklılığına ve bakım yükünü karşılayarak demografik dayanıklılığa katkı sunuyor. Belgede sektöre bu rol açıkça "sigortanın milli güvenlik/dayanıklılık unsuru" diye adlandırılmıyor, ama dört ayrı politika hattının kesişimi bu sonucu ortaya çıkardığını belgenin doğrudan ifadesi olmamakla birlikte bu şekilde sentezliyorum. Bu bir kamu politikası belgesi olduğu için buradaki değerlendirmeler sektörel çıkarım niteliğindedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.