Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Değer Zinciri

Kapsül Haber Ajansı - Değer Zinciri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Değer Zinciri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

 Siemens, Yapay Zekâ Destekli Otonom Fabrikaları Geliştirmek için NVIDIA ile İş Birliği Yapıyor Haber

Siemens, Yapay Zekâ Destekli Otonom Fabrikaları Geliştirmek için NVIDIA ile İş Birliği Yapıyor

Siemens, Almanya’nın Erlangen kentindeki Elektronik Fabrikasında yeni yapay zekâ çözümlerini tanıtarak NVIDIA ile yapay zekâ destekli otonom üretimi geliştirmeye yönelik ortaklığında yeni bir dönüm noktasına ulaştı. Şu anda imalat sektöründe benzeri bulunmayan bu uygulamalar, üretimin devreye alınmasını hızlandırmak ve daha uyarlanabilir üretim planlaması sağlamak için yapay zekâdan ve dijital ikizlerden yararlanıyor. İki şirket, Ocak 2026’da Las Vegas’ta düzenlenen CES’te dünyanın tamamen yapay zekâ destekli ilk üretim tesislerini kuracaklarını duyurmuştu. O tarihten bu yana iki şirket, Erlangen tesisinde devam eden üretim sırasında uygulamaları birlikte geliştiriyor ve test ediyor. Erlangen, endüstriyel yapay zekâ için canlı bir laboratuvar ve bu yeteneklerin farklı sektörlere yaygınlaştırılması için bir model işlevi görüyor. Siemens ve NVIDIA, yapay zekâyı üretimin işletim sistemi hâline getirerek ürünlerin tüm değer zinciri boyunca tasarlanma, üretilme ve teslim edilme biçimini dönüştürmeyi amaçlıyor. Önümüzdeki aylarda başka uygulamaların da hayata geçirilmesi planlanıyor. Siemens AG Yönetim Kurulu Üyesi ve Dijital Endüstriler Başkanı Cedrik Neike konuyla ilgili şunları söyledi: “Almanya ve Avrupa için tarihî fırsat, yapay zekâyı veri merkezlerinden çıkarıp fabrikalara taşımakta ve endüstriyel ölçekte uygulamakta yatıyor. Bugün, NVIDIA ile birlikte Siemens Erlangen’deki Elektronik Fabrikamızda Bunun nasıl yapılabileceğini gösteriyoruz. Yıllık yüzde yedilik verimlilik artışıyla Erlangen, dünyanın en gelişmiş üretim tesislerinden biri. Aynı zamanda, her yıl yaklaşık 3.000 müşteri ziyaretiyle endüstriyel inovasyon için küresel bir buluşma noktası. Burada sanayinin geleceği yalnızca konuşulmuyor; bugün gerçeğe dönüşüyor.” NVIDIA Fiziksel Yapay Zekâ Simülasyonundan Sorumlu Başkan Yardımcısı Rev Lebaredian ise şu yorumda bulundu: “Fabrikaların tekrarlanan işleri yürüttükleri kadar değişime de uyum sağlayabilmeleri gerekiyor. Yapay zekâ ve simülasyon bunu mümkün kılıyor. Erlangen’de Siemens ve NVIDIA, yıllara dayanan iş birliklerini fabrika sahasında uygulamaya geçiriyor: fiziksel prototipler henüz ortada yokken denetim sistemlerini eğitiyor, gerçek dünyada değişiklik yapmadan önce üretim planlarını simülasyonda tasarlayıp test ediyorlar. Birlikte, dünyanın her yerindeki otonom fabrikalar için bir model oluşturuyoruz.” Siemens ve NVIDIA’nın ortak ekibi, NVIDIA’nın yapay zekâ, simülasyon ve hızlandırılmış bilgi işlem teknolojilerini Siemens’in endüstriyel yazılım, otomasyon ve üretim uzmanlığıyla birleştirerek ilk yeni yapay zekâ çözümlerini on aydan kısa sürede geliştirdi. Çözümlerin doğrudan üretim ortamında test edilmesi, ekiplerin gerçek üretim gereksinimlerine uygun çözümler geliştirmesini sağladı. Bu yeni teknolojiler, üretim planlaması ve ürün geliştirme gibi alanlarda benzeri görülmemiş iyileştirmeler sağlayabilir. Erlangen’de üretilen sürücülerin ve frekans konvertörlerinin temelini oluşturan yeni baskılı devre kartı (PCB) montajlarında sanal üretim hazırlığı, mühendislik iş yükünü yüzde 85’e, pazara sunma süresini ise yüzde 40’a kadar azaltabilir. Bu iş akışı kritik bir darboğazı ortadan kaldırıyor: Daha önce kalite kontrol hazırlığı birkaç hafta sürüyordu; çünkü ekiplerin görüntü işleme sistemlerini eğitmek için fiziksel prototipleri beklemesi ve kontrol ekipmanını elle yapılandırması gerekiyordu. Yapay zekâ artık görüntü işleme sistemlerini eğitmek için PCB montajlarının dijital ikizlerinden fotogerçekçi görseller üretiyor; böylece mühendisler, fiziksel prototipler hazır olmadan kalite kontrol hazırlığını yapabiliyor. Tesisin üretim planlamasında yeni yapay zekâ teknolojileri, kapasite, malzeme bulunabilirliği, teslimat tarihleri ve üretim hatları arasındaki dengeyi çok daha hızlı ve verimli biçimde kurmayı da vadediyor. Daha önce planlamacıların, mümkün olan en iyi kararı vermek için çeşitli faktörleri deneyimlerine dayanarak karşılaştırıp değerlendirmeleri gerekiyordu. Erlangen’deki Siemens Elektronik Fabrikasında artık bir yapay zekâ ajanı bu süreci destekliyor. Yeni siparişler geldiğinde otomatik olarak çeşitli üretim senaryoları oluşturuyor ve tanımlanmış temel performans göstergelerine (KPI) göre her seçeneğin etkisini planlamacılara gösteriyor. Bu öneriler, uygulamaya alınmadan önce üretim tesisinin tamamının dijital ikizi kullanılarak doğrulanıyor. Uçtan uca yapay zekâ ajanlarına dayalı bu üretim planlaması, yüzde 20’ye varan maliyet tasarrufu sağlayabilirken üretim operasyonlarının yeni siparişlere, malzeme kıtlığına veya değişen müşteri gereksinimlerine daha esnek yanıt vermesine olanak tanıyor. Bu gelişmeler, Siemens’in endüstriyel yazılım ve üretim uzmanlığını NVIDIA teknolojileriyle birleştiriyor. NVIDIA Cosmos dünya modelleri, kalite kontrol için gerçekçi eğitim verileri üretiyor. NVIDIA Factory Operations Blueprint, üretim planları oluşturan ve fabrikaların değişen üretim ihtiyaçlarına yanıt vermesine yardımcı olan yapay zekâ ajanlarını desteklerken NVIDIA Omniverse kütüphaneleri, ekiplerin bu planları gerçek fabrika verilerini kullanarak sanal ortamda test etmesini sağlıyor. 1971’de kurulan, Güney Almanya’daki Siemens Erlangen tesisi yaklaşık 1.000 kişiyi istihdam ediyor ve takım tezgâhları, batarya üretimi ile proses ve ayrık imalat sektörleri dâhil olmak üzere sanayi ve altyapı için güç elektroniği ve otomasyon teknolojileri üretiyor. On yılı aşkın süredir tesiste yeni dijital üretim teknolojileri, üretim devam ederken test ediliyor, geliştiriliyor ve uygulamaya alınıyor. Şu anda üretim, lojistik, kalite kontrol ve bakım alanlarında 100’den fazla yapay zekâ algoritması aktif olarak kullanılıyor. Siemens’in dönüşüme 500 milyon avro yatırım yapmasıyla tesisin 2030’a kadar daha da genişletilmesi planlanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DESA’nın İştiraki NUERA ve GOZEN’den Geleceğin Malzemesi LUNAFORM™ İçin Stratejik Lisans Anlaşması Haber

DESA’nın İştiraki NUERA ve GOZEN’den Geleceğin Malzemesi LUNAFORM™ İçin Stratejik Lisans Anlaşması

DESA’nın yüzde 100 iştiraki NUERA Sürdürülebilir Biyofabrikasyon Teknolojileri, San Francisco merkezli Türk biyoteknoloji şirketi GOZEN ile LUNAFORM™ biyomalzemesinin üretimi ve küresel pazarlara sunulması için uzun vadeli ve münhasır bir lisans anlaşmasına imza attı. Geleceğin dokusunu İstanbul’dan dünyaya taşımayı hedefleyen bu stratejik iş birliği, biyoteknoloji alanındaki yenilikçi çözümleri uluslararası moda ve tasarım dünyasıyla buluşturmayı amaçlıyor. Anlaşmayla GOZEN’in LUNAFORM™ biyomalzeme platformu ve BioCraft biyofabrikasyon teknolojisi, NUERA’nın İstanbul’daki tesisi ve DESA’nın endüstriyel üretim altyapısıyla bir araya geldi. DESA’nın biyomalzeme stratejisinin bir parçası olarak Ağustos 2026'da kurulan NUERA, LUNAFORM™’un araştırma-geliştirme, ürün geliştirme, üretim, ölçeklendirme ve farklı sektörlerde ticarileştirme süreçlerini tek çatı altında yürütecek. Sürdürülebilir malzemelere yönelik küresel talep artmaya devam ederken bu iş birliği, bir yandan markaların yeni nesil bir biyomalzemeyle tek ve şeffaf bir değer zinciri içinde çalışabilmesini, diğer yandan da tabakhanelerin mevcut sistemlerine ve makina parklarına doğrudan entegre olabilen yepyeni bir organik malzeme kazandırıyor. DESA’nın biyofabrikasyon teknolojilerini kullanarak sürdürülebilir bir gelecek yaratma vizyonunu GOZEN’in geliştirdiği teknolojiyi kullanarak hayata geçiren NUERA, malzemeyi yetiştiren, işleyen ve bitmiş ürüne dönüştüren iş modeliyle birçok sektörde var olanın yerini almadan, ona yeni bir değer katarak yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bu iş birliğinin şekillenmesinde, DESA’nın büyüme ve dönüşüm yolculuğuna liderlik eden CEO Burak Çelet ile GOZEN’in CEO’su ve yenilikçi malzemesi LUNAFORM™’un mucidi Ece Gözen önemli rol oynadı. İki lider, geçtiğimiz yıl boyunca Avrupa’nın farklı noktalarında moda markalarıyla bir araya gelerek lüks moda dünyasının yeni nesil malzemelerden beklentilerini ve sektörün değişen ihtiyaçlarını yakından analiz etti. İş birliği sürecinde her iki şirketin ekipleri, birbirlerinin üretim tesislerinde yoğun bir şekilde birlikte çalışarak teknik uzmanlıklarını, üretim deneyimlerini ve zanaatkârlık alanındaki bilgi birikimlerini paylaştı. DESA ve GOZEN’in teknolojik yetkinliklerini ve üretim kabiliyetlerini bir araya getiren ekipler, ortak Ar-Ge çalışmaları ve geliştirme süreçleriyle karşılaşılan teknik zorlukları aşarak LUNAFORM™ platformunun performansını uluslararası lüks moda dünyasının yüksek kalite ve tasarım beklentilerini karşılayacak seviyeye taşıdı. DESA CEO’su ve NUERA’nın kurucusu Burak Çelet: “Deri benim için bir aile mirası ve dünyanın en sürdürülebilir malzemelerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak küresel ısınma, sürdürülebilirlik kaygıları ve değişen tüketici eğilimleri, derinin yanı sıra kullanılabilecek hayvansal olmayan yeni nesil malzemeleri giderek daha önemli kılıyor ve bu alanda yeni bir pazar oluşuyor. Kering Grubu deriye bağımlılığını 2028'e kadar %30 azaltmayı hedeflediğini açıkladı. Tesla ve Apple gibi teknoloji markaları ise ürünlerinde hayvansal deriden uzaklaştı. Deri markaları ve şirketleri olarak bu değişime direnmek yerine onu benimsememiz gerekiyor. Bu düşünceyle yıllardır pek çok tamamlayıcı teknolojiyi araştırdık. Bakteriyel selüloz fermantasyonunu deri sektörü ile en uyumlu ve her açıdan en güçlü teknoloji olarak belirledik ve aradığımız teknolojik birikimi GOZEN’de bulduk. Bir tabakhane için LUNAFORM™ adeta koyun veya dana gibi bir canlı türü. Tabakhanelerimizde mevcut makine parkıyla, ek bir yatırım gerektirmeden işlenebiliyor. Son yıllarda bu konuda çok değerli inovasyonlar ortaya çıktı, ancak laboratuvar ölçeğinden endüstriyel seri üretime geçmeyi tam anlamıyla başaran bir ürün henüz yok. DESA’yı tasarımdan üretime, tabakhaneden perakendeye kadar değer zincirinin her halkasını yöneten entegre bir iş modeliyle büyüttük. Aynı bütüncül yaklaşım bugün NUERA’nın kalbinde yaşıyoruz. Bu sayede sektörümüze yeni bir malzeme kazandırmanın ve laboratuvar ile endüstriyel seri üretim arasındaki uçurumu kapatan ilk öncülerden biri olmanın gururunu yaşıyoruz.” LUNAFORM™’un mucidi ve GOZEN CEO’su Ece Gözen Akın şunları söyledi: “LUNAFORM™’u yaratırken vizyonum ‘A New World, A New Form’ idi. Benim için bu, yeni bir malzemenin ötesinde, malzemelerle kurduğumuz ilişkiyi ve onları dünyaya kazandırma biçimimizi yeniden düşünmek anlamına geliyordu. Bir girişimci olarak bu yolculukta şunu gördüm: Yeni bir malzeme yaratmak tek başına yetmiyor. Yeni bir dünya için yeni nesil malzemeler kadar yeni nesil şirketlere, iş modellerine ve iş birliklerine de ihtiyaç var. NUERA, bu vizyonun endüstriyel ölçekte hayat bulduğu model ve bu dönüşüme liderlik etmek benim için çok anlamlı. Bu yolculukta emeği geçen GOZEN’deki ortaklarıma, yatırımcılarımıza ve bu yolu birlikte açtığımız Burak Çelet’e içtenlikle teşekkür ediyorum. Çünkü gerçek değişim, yalnızca yeni bir form yaratmakla değil, o formun dünyada karşılık bulacağı koşulları birlikte kurmakla mümkün.” LUNAFORM™: İnsan ve Doğanın İşbirliğiyle Yetişen Malzeme NUERA, LUNAFORM™ biyomalzemesini İstanbul’daki tesisinde, mikroorganizmaların yalnızca yedi günde doğal nanolif yapıları oluşturduğu yenilikçi bir biyofabrikasyon süreciyle üretiyor. Hasat edildiği haliyle %100 biyobazlı olan LUNAFORM™, USDA Certified Biobased Product sertifikasına sahip. Yıllık yaklaşık 15 bin m² üretim kapasitesine sahip tesis, artan talebe göre büyütülebiliyor. İstanbul’da üretilen LUNAFORM™, ardından DESA’nın Çorlu’daki LWG Gold sertifikalı tabakhanesinde markaların ihtiyaçlarına göre renk, doku ve kalınlık açısından özelleştiriliyor. Farklı yüzey seçenekleriyle lüks moda ve tasarım dünyasına yenilikçi ve yaratıcı olanaklar sunuyor. Biyofabrikasyondan Bitmiş Ürüne Entegre Bir Ekosistem NUERA’nın entegre iş modeli, malzemenin tabakhaneden çıktığı noktada bitmiyor. Markalar, LUNAFORM™ ile tasarladıkları ürünleri DESA’nın İstanbul ve Düzce’deki fabrikalarında ve Toskana’daki DESA Internazionale tesisinde ürettirebiliyor. DESA’nın köklü dağıtım ağı ise bu ürünlerin küresel pazarlara ulaşmasını sağlıyor. Biyofabrikasyondan bitmiş ürüne kadar tüm geliştirme sürecinin aynı yapı içinde ilerlemesi, markaların farklı tedarikçiler arasında yol almak yerine tek bir ortakla doğrudan üretime başlamasına olanak tanıyor. Bugün birçok tasarımcı ve global markanın kullandığı LUNAFORM™, NUERA’nın Türkiye’de ve dünya genelinde otomotiv şirketleriyle başlattığı konsept doğrulama projeleriyle modanın ötesine de taşınıyor. SOSV Genel Ortağı ve San Francisco ofisinin Yönetici Direktörü Po Bronson: “GOZEN’in ilk risk sermayesi yatırımcısı olarak, GOZEN’in teknolojisinin yeni nesil malzemeler alanında kazanan olacağına her zaman inandım. Ama bir girişimin tek başına kazanamayacağını, bir teknolojinin de bitmiş bir ürünle aynı şey olmadığını biliyordum. Hayatları boyunca deriyle çalışmış zanaatkârların uzmanlığına ve bilgeliğine ihtiyacımız vardı. Bir yılı aşkın süredir Burak Çelet ile yakından çalışma ve birlikte neler inşa edebileceğimizi hayal etme ayrıcalığına sahibim. Kendisi ileriyi gören, yaratıcı ve deri sektörünü derinden önemseyen olağanüstü bir girişimci. Güçlü iş içgüdülerine sahip olmasının yanı sıra kendisi de bir deri mühendisi. GOZEN için Burak Çelet ve DESA’dan daha iyi bir iş ortağı düşünemezdik. Bugün aramızda güçlü bir güvene ve yakın iş birliğine dayanan bir ilişki var.. NUERA’nın, yeni nesil malzeme teknolojilerine yatırım yapanların beklentilerini aşan ve sektörde fark yaratan bir başarı hikâyesine dönüşeceğine inanıyorum. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

GCA, Avrupa Cam Sektörünün Yeni İletişim Platformu “Glass is Love”ı Destekliyor Haber

GCA, Avrupa Cam Sektörünün Yeni İletişim Platformu “Glass is Love”ı Destekliyor

GCA’nın da üyesi olduğu Avrupa Cam Ambalaj Üreticileri Federasyonu (FEVE), uzun yıllardır sürdürdüğü “Friends of Glass” platformunu “Glass is Love” çatısı altında yeniden konumlandırdı. FEVE’nin yeni iletişim yaklaşımı, camın geri dönüştürülebilirlik, döngüsellik, ürün koruma ve performans gibi güçlü özelliklerini anlatmaya devam ederken, camın tüketiciler ve markalar için yarattığı değeri de iletişimin merkezine taşıyor. “Glass is Love” ile camın yalnızca ne yaptığı değil, ne ifade ettiği de anlatılıyor. Camın ürünün özgünlüğünü koruma gücü; tasarım, kalite ve zanaatkârlıkla kurduğu bağ ve tekrar tekrar geri dönüştürülebilen yapısı, yeni platformun temel anlatısını oluşturuyor. Cam, bir ambalaj malzemesinden daha fazlası Yeni yaklaşım camı yalnızca işlevsel bir ambalaj malzemesi olarak değil; ürün kalitesini koruyan, marka deneyimini güçlendiren, tasarıma değer katan ve döngüselliği destekleyen bir tercih olarak konumlandırıyor. Glass is Love aynı zamanda tüketici iletişimini, sektör karar vericileriyle etkileşimi ve değer zinciri boyunca yürütülen iletişim çalışmalarını ortak bir Avrupa platformunda buluşturuyor. Böylece Avrupa cam ambalaj sektörünün, camın bugünü ve geleceğine ilişkin daha güçlü ve ortak bir anlatı oluşturması hedefleniyor. GCA, Avrupa cam sektörünün ortak iletişiminde aktif rol alıyor FEVE üyesi olarak Avrupa cam ambalaj sektörünün ortak çalışmalarında yer alan GCA, camın sürdürülebilirlik özelliklerinin yanı sıra ürünleri koruma, tasarıma alan açma ve markalar için değer yaratma potansiyelinin daha görünür hale gelmesini destekliyor. GCA Genel Müdürü Dr. Abdullah Gayret, Glass is Love yaklaşımına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Camın geleceğini yalnızca teknik özellikleri üzerinden değil, insanlar ve markalar için yarattığı değer üzerinden de konuşmamız gerektiğine inanıyoruz. Cam; içindeki ürünü korurken tasarıma, marka deneyimine ve döngüsel ekonomiye de değer katıyor. Glass is Love’ı, sektörümüzün bu güçlü hikâyeyi Avrupa genelinde ortak bir sesle anlatması açısından değerli buluyoruz. GCA olarak biz de camın geleceğin ambalaj dünyasındaki güçlü konumunu destekleyen bu ortak yaklaşımın parçası olmaktan memnuniyet duyuyoruz.” Glass is Love, camı “korumaya değer verdiklerimizi koruyan bir tercih” olarak ele alırken, önümüzdeki dönemde tüketicilerden markalara, tasarım dünyasından sektör profesyonellerine kadar uzanan geniş bir ekosistemde camın değerine ilişkin ortak anlatıyı büyütmeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

UN Global Compact Türkiye, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı ile Şirketleri ve Tedarikçilerini Sürdürülebilirlik Dönüşümünde Buluşturuyor! Haber

UN Global Compact Türkiye, Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı ile Şirketleri ve Tedarikçilerini Sürdürülebilirlik Dönüşümünde Buluşturuyor!

Tedarik zincirleri; iklim değişikliği ve kaynak kullanımından çalışma koşulları ve insan haklarına, iş etiğinden sorumlu iş uygulamalarına kadar pek çok sürdürülebilirlik başlığının yönetilmesinde kritik bir rol oynuyor. UN Global Compact verilerine göre şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) etkilerinin yaklaşık üçte ikisi (%67) tedarikçileriyle bağlantılı. Bu durum, sürdürülebilirlik performansının şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı ele alınamayacağını ortaya koyuyor. Öte yandan iklim değişikliği kaynaklı tedarik zinciri riskleri, değişen ulusal ve uluslararası düzenlemeler, yatırımcı ve müşteri beklentileri ile küresel değer zincirlerindeki dönüşüm; tedarik zinciri yönetimini şirketler açısından stratejik bir risk, uyum ve rekabetçilik alanına dönüştürüyor. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi, Türkiye iş dünyasında sürdürülebilirlik alanında önemli bir ilerleme kaydedilirken, değer zinciri uygulamalarının önümüzdeki dönemin temel gelişim alanlarından biri olduğuna işaret ediyor. Bulgular, şirketlerin kendi operasyonların kaydettiği ilerlemenin değer zincirlerine taşınması, tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Şirketler ve Tedarikçilerle Birlikte Sürdürülebilir Dönüşüm Bu ihtiyaçtan hareketle UN Global Compact Türkiye tarafından MEXT iş birliğinde ve Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle geliştirilen Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı şirketlerin sürdürülebilirlik yaklaşımını değer zincirleri boyunca yaygınlaştırmasını, tedarikçilerin ise ÇSY alanlarındaki performanslarını ölçmesini ve geliştirmesini hedefliyor. UN Global Compact Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanındaki küresel uzmanlığı ve çok paydaşlı yapısının sunduğu iş birliği olanakları, şirketlerin tedarik zincirlerindeki dönüşümünü hızlandırmalarına katkı sağlayacak. Program sayesinde katılımcı şirketler, tedarik zincirlerinin sürdürülebilirlik performansını ölçme ve karşılaştırmalı olarak analiz etme, tedarikçilerinin gelişim alanlarını belirleyerek kapasite gelişimlerini destekleme ve sürdürülebilirlik düzenlemelerine uyum ile risk yönetimi süreçlerini güçlendirme imkânı bulacak. Şirketler ayrıca iyi uygulama örneklerine erişerek deneyimlerini paylaşabilecek ve sürdürülebilirlik hedeflerini tedarik zincirleri boyunca yaygınlaştırabilecek. Programa dahil edilen tedarikçiler ise sürdürülebilirlik olgunluk düzeylerini ölçerek gelişim alanlarını belirleyebilecek; çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki bilgi ve uygulama kapasitelerini artırabilecek. Program, tedarikçilerin ulusal ve uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyumunu güçlendirmenin yanı sıra birebir ihtiyaç analizi ve aksiyon planı geliştirme desteği de sunacak. Öz Değerlendirmeden Aksiyon Planına Uzanan Gelişim Süreci Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı; öz değerlendirme, eğitim, uzman oturumları, deneyim paylaşımı, ihtiyaç analizi ve aksiyon planı hazırlama desteği gibi farklı bileşenlerden oluşuyor. Programın başlangıcında tedarikçiler, Sürdürülebilirlik Öz Değerlendirme Aracı’nı kullanarak mevcut durumlarını ve öncelikli gelişim alanlarını belirleyecek. Ardından çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki çevrim içi eğitimlere ve uzman oturumlarına katılacak. Katılımcı şirketler ise tedarik zincirlerindeki mevcut durumu analiz ederek risk ve fırsatlarını daha iyi yönetebilecek. Deneyim paylaşımı atölyelerinde iyi uygulamaları, ortak zorlukları ve çözüm yaklaşımlarını ele alacak. Programın ikinci fazında, tedarikçilere yönelik birebir ihtiyaç analizleriyle öncelikli gelişim alanları belirlenecek ve bu alanlara yönelik aksiyon planı geliştirme desteği sunulacak. Böylece öz değerlendirme ile başlayan gelişim sürecinin, tedarikçilerin ihtiyaçlarına göre şekillenen somut ve uygulanabilir adımlara dönüştürülmesi hedefleniyor. “Dönüşümü birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor” UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk, tedarik zincirlerinde sürdürülebilirlik dönüşümünün şirketler ve tedarikçiler arasında ortak bir gelişim yaklaşımı gerektirdiğini vurguladı: “Küresel ekonomide sürdürülebilirlik gündeminin odağı şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı bir alan olmaktan çıktı. Bugün küresel ticaretin yaklaşık %80’i tedarik zincirleri üzerinden gerçekleşiyor. Dünya genelindeki işletmelerin %90’ını oluşturan KOBİ’ler ise toplam istihdamın yaklaşık yarısını sağlıyor ve gelişmekte olan ekonomilerde GSYH’nin yaklaşık %40’ını oluşturuyor. Değer zincirindeki dolaylı emisyonları kapsayan Kapsam 3 emisyonları, şirketlerin karbon ayak izinin %70 ila %90’ını oluşturabiliyor. Dolayısıyla sürdürülebilir dönüşüm KOBİ’lerin ve değer zincirlerinin dönüşümü olmadan mümkün görünmüyor. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nde de KOBİ’lerin veri olgunluğu, bütçe kısıtları ve uzman insan kaynağı eksikliği nedeniyle sürdürülebilirlik dönüşümünde yapısal zorluklarla karşılaştığını görüyoruz. Sürdürülebilir dönüşümün hız kazanması için şirketlerin tedarikçilerini yalnızca beklentiler ve yükümlülükler çerçevesinde yönlendirmesi değil, ihtiyaç duydukları bilgi, araç ve kapasite gelişimiyle desteklemesi kritik önem taşıyor. Öte yandan tedarik zincirlerinin çok katmanlı yapısı, tedarikçiler arasında farklılaşan sürdürülebilirlik kapasitesi ve veri eksiklikleri, şirketlerin değer zincirlerindeki riskleri görünür kılmasını ve dönüşümü tedarikçilerine yaymasını zorlaştırıyor. UN Global Compact Türkiye olarak sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığımız, deneyimimiz ve farklı paydaşları ortak hedefler etrafında bir araya getiren yapımızla şirketlerin ve tedarikçilerinin bu dönüşüm yolculuğunda birlikte ilerlemelerine destek oluyoruz.” Başvurular 3 Kasım’a Kadar Devam Edecek Farklı sektör ve büyüklükteki şirketlerin katılımına açık olan Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı kapsamında şirketler, sürdürülebilirlik gelişimini desteklemek istedikleri tedarikçilerini programa dahil edebilecek. Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı’na son başvuru tarihi 3 Kasım 2026. Program hakkında detaylı bilgi ve başvuru için: https://www.globalcompactturkiye.org/surdurulebilir-tedarik-zinciri-programi Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Sigorta Sektöründe Rekor Prim Üretimi: 7,1 Trilyon Dolar  Haber

Küresel Sigorta Sektöründe Rekor Prim Üretimi: 7,1 Trilyon Dolar 

Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company’nin bugün yayımladığı yeni araştırmaya göre, küresel sigorta şirketleri geçen yıl güçlü prim büyümesi ve kârlılık artışı kaydetti; ancak sektörün son dönemde elde ettiği kazanımlar büyük ölçüde döngüsel nitelikte ve karşı karşıya olduğu çözülmemiş sorunları gölgeliyor. Rapora göre küresel sigorta primleri, 2024’teki 6,7 trilyon dolar seviyesinden 2025’te yaklaşık 7,1 trilyon dolara yükseldi ve 2010’daki 3,6 trilyon dolarlık büyüklüğe kıyasla son 15 yılda yaklaşık iki katına çıktı. Küresel prim büyümesinin hayat, sağlık, kaza ve mülk sigorta türlerinde, Güney Amerika hariç tüm bölgelerde, önceki on yılın büyüme hızını aşması bekleniyor. Mülk ve kaza sigortaları prim tarifelerindeki artışların ve katastrofik hasarlar açısından görece sakin geçen yılın etkisiyle sektördeki kârlılık belirgin hale geldi. Ancak bu elverişli koşullara rağmen Bain, 2025’teki güçlü performansın sektörün uzun vadeli görünümü açısından güvenilir bir gösterge olmadığı konusunda uyarıyor. Bain’in değerlendirmesine göre satın alınabilirlik ve erişime ilişkin yapısal sorunlar, teknoloji yatırımlarının sınırlı ekonomik getirileri ve sigorta değer zincirindeki rekabetin henüz çözüme kavuşamamış olması gelecekteki büyümeyi sınırlayabilir. Bain’e göre, önemli pazarlarda sigorta penetrasyonunun hâlâ düşük seviyelerde seyretmesi ve sigortanın satın alınabilirliğinin zorlaşması sebebiyle yatırımcılar, sigorta şirketlerinin mevcut döngünün ötesinde sürdürülebilir kâr büyümesi sağlayıp sağlayamayacağını sorgulamaktadır. Bain’in değerlendirmesi, kısa vadeli güçlü performans ile uzun vadeli belirsizlik arasındaki temel gerilimin, sigorta sektörünün bir sonraki döneminde risk maliyetini düşürmeyi kritik bir öncelik haline getireceğini ortaya koymaktadır. “Güçlü ivmeyi yapısal avantaja dönüştürün” Raporla ilgili değerlendirmesinde, Bain & Company Türkiye Ortaklarından Onur Kayahan şunları söyledi: “Sigorta şirketleri iyi bir ivme yakaladı ancak şu aşamada bunu kalıcı bir yapısal avantaja [OK1] dönüştürmeye odaklanmalılar. Değerlendirmemiz, önümüzdeki dönemde sektörün sürdürülebilir değer yaratımının risk maliyetini düşürme kapasitesine bağlı olacağı yönündedir.” Kayahan, sözlerine şöyle devam etti: “Sigorta şirketlerinin bu başarıyı koruması ve risk maliyetini düşürmesi hasar önleyici uygulamaları geliştirmeye, danışmanlık ve sigortaya erişimi genişletmeye ve sermayeyi daha etkin kullanmaya önemli ölçüde bağlıdır. Bunu başarabilen şirketler, sigorta satın alınabilirliğini artırma, koruma açıklarını kapatma ve kalıcı değer yaratma konusunda daha güçlü bir konuma sahip olacaktır.” Yapısal sorunlar çözüme kavuşmadı Bain’in analizine göre, sektörün 2025’teki güçlü performansı yapısal sorunları ortadan kaldırmış değil. Uzun yıllar süren sert piyasa koşullarının konut ve otomobil sigortalarında prim oranlarını yükseltmesi sonucunda sigorta kapsamları birçok hane için daha az satın alınabilir hale geldi. Hayat sigortalarında ise müşteri ihtiyacındaki artışa karşın ürünlerin karmaşıklaşması ve danışmanların daha üst gelir grubundaki müşterilere yönelmesi ile danışmanlık açığının büyümesi, sigortaya erişimi zayıflatmaktadır. Rapora göre, sağlık, ölüm riski, doğal afetler ve siber güvenlik alanlarında süregelen koruma açıkları, sigorta şirketlerinin ürünleri daha uygun fiyatlı, erişilebilir ve değerli hale getirerek sigorta kapsamını genişletme fırsatına işaret ediyor. Dijital yatırımlar henüz beklenen maliyet verimliliğini sağlamadı Bain’e göre sigorta şirketleri son yıllarda veri, teknoloji ve yapay zekâ yatırımlarını hızlandırdı, ancak bu yatırımlar henüz sektör genelinde anlamlı bir operasyonel kazanım yaratamadı. Doğrudan yazılan primler son 10 yılda iki katına çıkarken, gider oranlarının yalnızca 1 yüzde puan gerilediği görülmektedir. Kuzey Amerika ve Avrupa’daki en büyük 30 sigorta şirketinde işe alımların 2022’den bu yana yaklaşık yüzde 50 azalması gelecekteki maliyet verimliliğinin bir göstergesi olarak gözükebilir, ancak Bain, verimlilik artışının yalnızca çalışan sayısının azaltılmasıyla sağlanamayacağına dikkat çekmektedir. Aynı zamanda bilançoların, dağıtımın, operasyonların, hizmetlerin, teknolojinin ve sermayenin gitgide birbirinden ayrışması, sigortacılık değer zincirinin daha parçalı bir yapıya dönüşmesine yol açmaktadır. Reasürans, sigorta sektörünün genelinden daha hızlı büyümeyi sürdürmektedir. Sidecar yapıları ve sigorta bağlantılı menkul kıymetler (ILS) dahil olmak üzere reasürans primleri 2019-2024 döneminde yüzde 28 büyürken, sektör genelindeki büyüme yüzde 24 oldu. Bain’e göre sigortacılık değer zinciri giderek parçalanırken, geleneksel entegre sigorta şirketlerinin sektörün en cazip kâr havuzlarını ellerinde tutmayı sürdürecekleri artık kesin değil. Risk maliyetini düşürmek, rekabetin yeni belirleyicisi olacak Bain’e göre, sektördeki önemlerini artırmak ve pazarı genişletmek isteyen sigorta şirketleri açısından risk maliyetini düşürmek kritik önem taşıyacak. Raporda bunun için dört temel alan öne çıkıyor: hasarlar, dağıtım, operasyonel giderler ve sermaye. Bain’in tahminlerine göre, otomatik acil fren sistemleri, konut tipi sprinkler sistemleri, akıllı ev koruma teknolojileri, fırtınaya dayanıklı yapılar ve sağlık durumunu takip eden giyilebilir cihazlar gibi önleyici teknolojilerin hasar maliyetlerini yüzde 10 ila 20 azaltabileceği öngörülüyor. Dağıtım tarafında ise yapay zekâ destekli danışman araçları ve kişiselleştirilmiş dijital danışmanlık, danışman yetersizliğinin giderilmesine ve karmaşık sigorta ürünlerine erişimin genişletilmesine yardımcı olabilir. Operasyonlarda ajan tabanlı yapay zekâ, idari işleri ve hasar değerlendirme süreçlerini dönüştürürken sermaye tarafında ise daha fazla standardizasyon, yeni yatırım kaynaklarının sektöre çekilmesini ve sigorta kapasitesinin artırılmasını sağlayabilir. Bain & Company’nin raporu ayrıca önümüzdeki dönemde sigortacılık sektöründe dağıtım ve ürün, operasyon ve müşteri hizmetleri ile bilanço ve varlık yönetimi alanlarında yeni rekabet modellerinin nasıl ortaya çıkabileceğini de incelemektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı İçin Başvurular Başladı Haber

Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı İçin Başvurular Başladı

Tedarik zincirleri; iklim değişikliği ve kaynak kullanımından çalışma koşulları ve insan haklarına, iş etiğinden sorumlu iş uygulamalarına kadar pek çok sürdürülebilirlik başlığının yönetilmesinde kritik bir rol oynuyor. UN Global Compact verilerine göre şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetişim (ÇSY) etkilerinin yaklaşık üçte ikisi (%67) tedarikçileriyle bağlantılı. Bu durum, sürdürülebilirlik performansının şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı ele alınamayacağını ortaya koyuyor. Öte yandan iklim değişikliği kaynaklı tedarik zinciri riskleri, değişen ulusal ve uluslararası düzenlemeler, yatırımcı ve müşteri beklentileri ile küresel değer zincirlerindeki dönüşüm; tedarik zinciri yönetimini şirketler açısından stratejik bir risk, uyum ve rekabetçilik alanına dönüştürüyor. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi, Türkiye iş dünyasında sürdürülebilirlik alanında önemli bir ilerleme kaydedilirken, değer zinciri uygulamalarının önümüzdeki dönemin temel gelişim alanlarından biri olduğuna işaret ediyor. Bulgular, şirketlerin kendi operasyonların kaydettiği ilerlemenin değer zincirlerine taşınması, tedarikçiler ve iş ortakları düzeyinde izleme, eğitim, denetim ve düzeltici eylem mekanizmalarının güçlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Şirketler ve Tedarikçilerle Birlikte Sürdürülebilir Dönüşüm Bu ihtiyaçtan hareketle UN Global Compact Türkiye tarafından MEXT iş birliğinde ve Türkiye İş Bankası’nın desteğiyle geliştirilen Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı şirketlerin sürdürülebilirlik yaklaşımını değer zincirleri boyunca yaygınlaştırmasını, tedarikçilerin ise ÇSY alanlarındaki performanslarını ölçmesini ve geliştirmesini hedefliyor. UN Global Compact Türkiye’nin sürdürülebilirlik alanındaki küresel uzmanlığı ve çok paydaşlı yapısının sunduğu iş birliği olanakları, şirketlerin tedarik zincirlerindeki dönüşümünü hızlandırmalarına katkı sağlayacak. Program sayesinde katılımcı şirketler, tedarik zincirlerinin sürdürülebilirlik performansını ölçme ve karşılaştırmalı olarak analiz etme, tedarikçilerinin gelişim alanlarını belirleyerek kapasite gelişimlerini destekleme ve sürdürülebilirlik düzenlemelerine uyum ile risk yönetimi süreçlerini güçlendirme imkânı bulacak. Şirketler ayrıca iyi uygulama örneklerine erişerek deneyimlerini paylaşabilecek ve sürdürülebilirlik hedeflerini tedarik zincirleri boyunca yaygınlaştırabilecek. Programa dahil edilen tedarikçiler ise sürdürülebilirlik olgunluk düzeylerini ölçerek gelişim alanlarını belirleyebilecek; çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki bilgi ve uygulama kapasitelerini artırabilecek. Program, tedarikçilerin ulusal ve uluslararası sürdürülebilirlik standartlarına uyumunu güçlendirmenin yanı sıra birebir ihtiyaç analizi ve aksiyon planı geliştirme desteği de sunacak. Öz Değerlendirmeden Aksiyon Planına Uzanan Gelişim Süreci Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı; öz değerlendirme, eğitim, uzman oturumları, deneyim paylaşımı, ihtiyaç analizi ve aksiyon planı hazırlama desteği gibi farklı bileşenlerden oluşuyor. Programın başlangıcında tedarikçiler, Sürdürülebilirlik Öz Değerlendirme Aracı’nı kullanarak mevcut durumlarını ve öncelikli gelişim alanlarını belirleyecek. Ardından çevresel, sosyal ve yönetişim konularındaki çevrim içi eğitimlere ve uzman oturumlarına katılacak. Katılımcı şirketler ise tedarik zincirlerindeki mevcut durumu analiz ederek risk ve fırsatlarını daha iyi yönetebilecek. Deneyim paylaşımı atölyelerinde iyi uygulamaları, ortak zorlukları ve çözüm yaklaşımlarını ele alacak. Programın ikinci fazında, tedarikçilere yönelik birebir ihtiyaç analizleriyle öncelikli gelişim alanları belirlenecek ve bu alanlara yönelik aksiyon planı geliştirme desteği sunulacak. Böylece öz değerlendirme ile başlayan gelişim sürecinin, tedarikçilerin ihtiyaçlarına göre şekillenen somut ve uygulanabilir adımlara dönüştürülmesi hedefleniyor. “Dönüşümü birlikte gerçekleştirmemiz gerekiyor” UN Global Compact Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Güliz Öztürk, tedarik zincirlerinde sürdürülebilirlik dönüşümünün şirketler ve tedarikçiler arasında ortak bir gelişim yaklaşımı gerektirdiğini vurguladı: “Küresel ekonomide sürdürülebilirlik gündeminin odağı şirketlerin kendi operasyonlarıyla sınırlı bir alan olmaktan çıktı. Bugün küresel ticaretin yaklaşık %80’i tedarik zincirleri üzerinden gerçekleşiyor. Dünya genelindeki işletmelerin %90’ını oluşturan KOBİ’ler ise toplam istihdamın yaklaşık yarısını sağlıyor ve gelişmekte olan ekonomilerde GSYH’nin yaklaşık %40’ını oluşturuyor. Değer zincirindeki dolaylı emisyonları kapsayan Kapsam 3 emisyonları, şirketlerin karbon ayak izinin %70 ila %90’ını oluşturabiliyor. Dolayısıyla sürdürülebilir dönüşüm KOBİ’lerin ve değer zincirlerinin dönüşümü olmadan mümkün görünmüyor. UN Global Compact Türkiye 2025 İlerleme Bildirimi Analizi’nde de KOBİ’lerin veri olgunluğu, bütçe kısıtları ve uzman insan kaynağı eksikliği nedeniyle sürdürülebilirlik dönüşümünde yapısal zorluklarla karşılaştığını görüyoruz. Sürdürülebilir dönüşümün hız kazanması için şirketlerin tedarikçilerini yalnızca beklentiler ve yükümlülükler çerçevesinde yönlendirmesi değil, ihtiyaç duydukları bilgi, araç ve kapasite gelişimiyle desteklemesi kritik önem taşıyor. Öte yandan tedarik zincirlerinin çok katmanlı yapısı, tedarikçiler arasında farklılaşan sürdürülebilirlik kapasitesi ve veri eksiklikleri, şirketlerin değer zincirlerindeki riskleri görünür kılmasını ve dönüşümü tedarikçilerine yaymasını zorlaştırıyor. UN Global Compact Türkiye olarak sürdürülebilirlik alanındaki uzmanlığımız, deneyimimiz ve farklı paydaşları ortak hedefler etrafında bir araya getiren yapımızla şirketlerin ve tedarikçilerinin bu dönüşüm yolculuğunda birlikte ilerlemelerine destek oluyoruz.” Başvurular 3 Kasım’a Kadar Devam Edecek Farklı sektör ve büyüklükteki şirketlerin katılımına açık olan Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı kapsamında şirketler, sürdürülebilirlik gelişimini desteklemek istedikleri tedarikçilerini programa dahil edebilecek. Sürdürülebilir Tedarik Zinciri Programı’na son başvuru tarihi 3 Kasım 2026. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini   Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor Haber

Legrand Türkiye Grubu, Kurumsal Değerlerini Toplumsal Etkiyle Buluşturuyor

Grup; kadınların ve gençlerin gelişiminden çalışan eğitimlerine, enerji verimliliğinden döngüsel ekonomiye ve müşteri deneyimine kadar uzanan çalışmalarını “Yaşamları İyileştirmek” yaklaşımı altında bir araya getiriyor. Legrand’ın yaklaşık 20 yıldır stratejisinin merkezinde yer alan sürdürülebilirlik yaklaşımı, çevresel etkilerin azaltılmasına odaklanmanın yanı sıra sosyal ve ekonomik boyutları da kapsıyor. Çalışanların gelişimini destekleyen, farklılıkların çalışma hayatına katılımını teşvik eden, gençlere yeni fırsatlar sunan ve iş ortaklarıyla sorumlu ilişkiler kurmayı hedefleyen çalışmalar da bu anlayışın bir parçasını oluşturuyor. 2025–2027 Kurumsal Sosyal Sorumluluk (KSS) Yol Haritası kapsamında çeşitlilik ve kapsayıcılık, iklim, döngüsel ekonomi, müşteriler için değer yaratma ve sorumlu işletme olmak üzere beş temel eylem alanı bulunuyor. Üç yıllık yol haritaları hazırlanırken çalışanların ve paydaşların fikir ve görüşleri, önem ve önceliklendirme anketleri aracılığıyla toplanıyor. Böylelikle, farklı bakış açılarını bir araya getiren kapsayıcı ve kolektif bir yol haritası oluşturuluyor. Fırsat Eşitliğinden Geleceğin İş Gücüne Legrand Türkiye Grubu’nun insan odaklı çalışmalarının önemli bir bölümünü fırsat eşitliği oluşturuyor. 2018 yılından bu yana sürdürülen ellegrand projesi (Legrand’ta Kadın), kız çocuklarının teknik alanlara ilgisini desteklerken kadın çalışanların kariyer gelişimine yönelik uygulamalarla kurum içinde de karşılık buluyor. Eğitim bursları, teknik ekipman destekleri, okul ziyaretleri ve mentorluk çalışmalarıyla ilerleyen proje, kadınların teknik alanlardaki temsiliyetini güçlendirme hedefini farklı kariyer aşamalarına taşıyor. Legrand Türkiye Grubu’nun toplumsal cinsiyet eşitliği alanındaki çalışmaları, Arborus tarafından oluşturulan ve Bureau Veritas Certification tarafından denetlenen Avrupa ve Uluslararası Toplumsal Cinsiyet Eşitliği ve Çeşitlilik Sertifikası’nı (GEEIS) Türkiye’de alan ilk üretim şirketi olmasıyla uluslararası ölçekte de tescillenmiş bulunuyor. Fırsat eşitliğine yönelik çalışmalarını gençlerin gelişimine yönelik uygulamalarla sürdüren Grup, geleceğin iş gücünün yetkinlik kazanmasına da katkı sunuyor. Gençlerin iş dünyasını yakından tanımasına, fikirlerini paylaşmasına ve yeteneklerini geliştirmesine alan açan Genç Kurul ve Yönetici Aday Programı (YAP) gibi uygulamalar, gençlerin kariyer yolculuklarının farklı aşamalarında desteklenmesini amaçlıyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında yönetim pozisyonlarında kadın temsilinin artırılması ve kariyerinin başındaki bireylere her yıl yeni fırsatlar sunulması da bu alandaki hedefler arasında yer alıyor. Çalışanlardan İş Ortaklarına Uzanan Sorumlu İş Anlayışı Legrand Türkiye Grubu, insan odaklı yaklaşımını yalnızca fırsat eşitliği ve gençlerin gelişimiyle sınırlı tutmuyor; çalışanların gelişiminden iş ortaklarıyla kurulan ilişkilere kadar uzanan sorumlu bir iş yapış biçimini de kurumsal değerlerinin bir parçası olarak ele alıyor. Çalışanların beceri gelişimi, iş sağlığı ve güvenliği, iş ahlakı ve uyum, insan hakları ve tedarikçilerle kurulan ilişkiler, 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında aynı sorumluluk çerçevesinde değerlendiriliyor. Grup, 2027 yılına kadar çalışanların %90’ına her yıl eğitim verilmesini ve çalışan başına yıllık 10 saat eğitim hedefine ulaşılmasını amaçlıyor. Bunun yanı sıra tedarikçi ilişkilerinde insan hakları standartlarının gözetilmesini de öncelikleri arasında tutuyor. Böylece sorumlu iş yapış biçimi, kurum içindeki uygulamalardan değer zincirindeki iş ortaklarına kadar genişleyen bir yapı içinde ele alınıyor. Çevresel Etkiyi Değer Zinciri Boyunca Ele Alıyor Legrand Türkiye Grubu’nun sürdürülebilirlik yaklaşımının bir diğer önemli boyutunu çevresel hedefler oluşturuyor. 2025–2027 KSS Yol Haritası kapsamında iklim değişikliğiyle mücadele ve döngüsel ekonomi alanlarında emisyonların azaltılması, eko-tasarım kriterlerinin yaygınlaştırılması ve sürdürülebilir malzeme kullanımının artırılması hedefleniyor. Grup, çevresel etkiyi kendi operasyonlarının ötesinde, müşterilerine sunduğu çözümler üzerinden de ele alıyor. Enerji verimliliği çözümleriyle üç yıl içinde 20 milyon ton karbondioksit emisyonunun önlenmesi hedeflenirken, 2050 yılına kadar Net Sıfır olma taahhüdü de uzun vadeli iklim hedefini ortaya koyuyor. Böylece çevresel sorumluluk, hem operasyonel süreçlerde hem de Legrand’ın sunduğu çözümlerin yarattığı etki üzerinden değerlendiriliyor. Çalışanların gelişiminden fırsat eşitliğine, sorumlu iş yapış biçiminden çevresel etkiye kadar uzanan bu çalışmalar, Legrand Türkiye Grubu’nun “Yaşamları İyileştirmek” amacının farklı alanlardaki karşılığını oluşturuyor. Grup, kurumsal değerlerini yalnızca kendi organizasyonu içinde değil; çalışanları, iş ortakları, müşterileri, toplum ve çevre üzerinde yarattığı etkiyle birlikte ele alıyor. Legrand’ın sürdürülebilirlik alanındaki yaklaşımı, şirketlerin çevresel, sosyal ve etik performanslarını değerlendiren uluslararası sürdürülebilirlik derecelendirme kuruluşu EcoVadis’in değerlendirmesinde de karşılık buluyor. Legrand, 29 Temmuz 2026 tarihli EcoVadis değerlendirmesinde 100 üzerinden 88 puanla bir kez daha Platin Madalya elde etti. Bir önceki değerlendirmeye göre puanını 4 puan artıran Legrand, EcoVadis tarafından değerlendirilen şirketler arasında ilk %1’lik dilimde yer aldı. Değerlendirmede Legrand, “Çevre” kategorisinde 100/100 tam puan elde ederken, “Sürdürülebilir Tedarik” alanında önemli ilerleme kaydetti ve “Çalışma Koşulları ve İnsan Hakları” alanındaki güçlü performansını korudu. “Yaşamları İyileştirmek İlkemizi Bütünsel Bir Anlayışla Hayata Geçiriyoruz” Legrand Türkiye Grubu’nun kurumsal değerleri ve toplumsal etki odaklı çalışmaları hakkında değerlendirmede bulunan Legrand Türkiye Grubu CMO’su Gül Sevinç Selçuk, “Legrand Türkiye Grubu olarak, “Yaşamları İyileştirmek” ilkemizi sunduğumuz ürün ve çözümlerden çalışma kültürümüze, paydaşlarımızla kurduğumuz ilişkilerden toplumsal ve çevresel etkimize uzanan bütünsel bir anlayışla hayata geçiriyoruz. Kadınların teknik alanlardaki gelişimini desteklemek, gençlerin kariyer yolculuklarına alan açmak, çalışanlarımızın yetkinliklerini geliştirmek ve çevresel etkimizi azaltmak bizim için birbirinden bağımsız başlıklar değil. Bunların tamamını, uzun vadeli ve sorumlu bir değer yaratma anlayışının parçaları olarak görüyoruz. Önümüzdeki dönemde de ölçülebilir hedeflerimiz doğrultusunda bu çalışmalarımızı geliştirerek çalışanlarımız, iş ortaklarımız, müşterilerimiz ve toplum için kalıcı değer yaratmaya devam edeceğiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dassault Systèmes, SBTi Onaylı Yeni Net Sıfır Hedefini Duyurdu Haber

Dassault Systèmes, SBTi Onaylı Yeni Net Sıfır Hedefini Duyurdu

Dassault Systèmes (Euronext Paris: FR0014003TT8, DSY.PA), Bilime Dayalı Hedefler Girişimi (Science Based Targets initiative) (SBTi) onaylı, 2050 yılına yönelik yeni bilim temelli net sıfır emisyon azaltım hedefini belirlediğini duyurdu. Şirket, 2027 yılı için belirlediği ilk SBTi hedeflerine planlanandan önce ulaşmasının ardından açıkladığı bu yeni taahhütle, iklim üzerindeki somut etkisini artırma yolundaki çalışmalarını sürdürüyor. Dassault Systèmes, genel net sıfır hedefi kapsamında değer zinciri genelinde sera gazı emisyonlarını 2050 yılına kadar net sıfır seviyesine indirmeyi taahhüt ediyor. Şirket, kısa vadeli hedefleri doğrultusunda ise 2024 baz yılını esas alarak Kapsam 1 ve Kapsam 2 sera gazı emisyonlarını 2035 yılına kadar mutlak bazda yüzde 65 azaltmayı hedefliyor. Aynı dönemde Kapsam 3 sera gazı emisyonlarını yaratılan katma değer başına avro bazında yüzde 66,33 oranında azaltmayı da taahhüt ediyor. Ayrıca Dassault Systèmes, satılan ürünlerin kullanımından kaynaklanan ve asgari sınırın ötesindeki sera gazı emisyonlarını da yine yaratılan katma değer başına avro bazında yüzde 66,33 oranında azaltmayı amaçlıyor. Dassault Systèmes’in iddialı net sıfır taahhüdü, şirketin operasyonları ve değer zinciri genelinde belirlediği ilk bilim temelli emisyon azaltım hedeflerine başarıyla ulaşmasının ardından geldi. Şirket, 2025 yılı itibarıyla operasyonlarından kaynaklanan emisyonları (Kapsam 1 ve 2) yüzde 35, iş seyahatleri ve çalışanların işe gidiş gelişlerinden kaynaklanan emisyonlarını (Kapsam 3) ise yüzde 20 azaltarak 2027 hedeflerine planlanandan önce ulaştı. Ayrıca, satın alınan mal ve hizmetler ile sermaye mallarından kaynaklanan sera gazı emisyonlarının yüzde 50'sinden fazlasını temsil eden tedarikçiler artık bilim temelli emisyon azaltım hedeflerine sahip. Dassault Systèmes, 2027 yılına yönelik kısa vadeli SBTi hedeflerine; çalışanlarının yüzde 91,4’ünü kapsayan tesislerinde ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi sertifikasyonu sağlaması, 2025 yılı itibarıyla yenilenebilir elektrik kullanım oranını yüzde 93,9’a yükseltmesi ve sürdürülebilir tedarik uygulamalarını güçlendirmesi gibi girişimler sayesinde ulaştı. Dassault Systèmes Sürdürülebilirlikten Sorumlu Üst Yöneticisi Philippine de T’Serclaes şunları söyledi: “Sürdürülebilirlik hem bir sorumluluk hem de dönüşümün itici gücü. SBTi tarafından doğrulanan yeni net sıfır hedefimizle, iklim yol haritamızın bilimsel temellerini daha da güçlendirirken, müşterilerimizin sanal ikiz teknolojisi sayesinde kararlarının etkisini daha iyi modellemelerine, anlamalarına ve iyileştirmelerine destek oluyoruz. Bu çift yönlü taahhüt, Dassault Systèmes’in Üretken Ekonomi vizyonundaki rolünün merkezinde yer alıyor.” Dassault Systèmes, iklim alanındaki çalışmalarıyla sürdürülebilirlik platformları tarafından düzenli olarak takdir görüyor. Şirket, Financial Times’ın 2026 Europe’s Climate Leaders listesinde kendi sektöründe ilk sırada yer alırken, Corporate Knights Global 100 sıralamasında da yazılım ve hizmetler kategorisinde lider konumda bulunuyor. Ayrıca S&P Global Kurumsal Sürdürülebilirlik Değerlendirmesi’nde (CSA) yazılım sektörünün ilk %2’lik diliminde yer alan Dassault Systèmes, EcoVadis Gold ve MSCI “AAA” derecelendirmelerine de sahip. SBTi, özel sektörde güvenilir iklim eylemi için küresel ölçekte kabul gören referans kuruluşlarından biri olarak öne çıkıyor. Dassault Systèmes SBTi Kurumsal Net Sıfır Standardı’nın yayımlanmasından önce, 2021 yılında net sıfır hedefini duyurmuştu. SBTi tarafından doğrulanan yeni kısa vadeli ve net sıfır hedefleri ise bu taahhüdü SBTi Kurumsal Net Sıfır Standardı ile uyumlu bilim temelli iklim yol haritasının yeni aşamasına taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğuş Otomotiv, İlk Konsolide Entegre Sürdürülebilirlik Raporunu Yayımladı Haber

Doğuş Otomotiv, İlk Konsolide Entegre Sürdürülebilirlik Raporunu Yayımladı

Bağlı ortaklıkların ve ilgili iştiraklerin performansını daha geniş bir çerçevede ele alan rapor, şirketin mobilite ekosistemindeki dönüşümünü güçlü ve ölçülebilir sonuçlarla ortaya koyuyor. 133 dijital projeyle 257 milyon TL operasyonel verimlilik sağlanması, D-Charge’ın 45 ilde 621 şarj soketine ulaşması, Şekerpınar Lojistik Merkezi’nin elektrik ihtiyacının yüzde 75,83’ünün güneş enerjisinden karşılanması ve kurumsal yönetim derecelendirme notunun 9,81’e yükselmesi, 2025 yılının öne çıkan performansları arasında yer aldı. Otomotiv sektörünün elektrifikasyon, dijital teknolojiler, yeni iş modelleri ve değişen müşteri beklentileriyle yeniden şekillendiği bir dönemde yayımlanan 2025 raporu, Doğuş Otomotiv’in dönüşüme nasıl hazırlandığını ve mobilite alanındaki güçlü konumunu geleceğe nasıl taşıdığını gösteriyor. Raporda şirketin iş modeli ve değer zinciri; finansal performans, elektrifikasyon, dijitalleşme, iklim yönetimi, insan kaynağı, toplumsal katılım ve kurumsal yönetişim alanlarındaki gelişmelerle birlikte değerlendiriliyor. . “Geleceğin mobilite ekosisteminde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz” Doğuş Otomotiv Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su E. Ali Bilaloğlu, şirketin mobilite ekosistemindeki dönüşümde üstlendiği role ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Mobilite artık sadece araç sahipliğiyle sınırlı bir alan olmaktan çıkarak enerji, veri, yazılım, şarj altyapısı, müşteri deneyimi, satış sonrası hizmetler ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla birlikte yönetilen bütüncül bir ekosisteme dönüşüyor. Doğuş Otomotiv olarak bu dönüşümü yalnızca izlemekle yetinmiyor, geleceğin mobilite ekosisteminde aktif rol üstlenmeyi hedefliyoruz. 2025 yılı performansımız, güçlü finansal yapımızı, dijital yetkinliklerimizi, elektrikli mobilite yatırımlarımızı, insan kaynağımızı ve yönetişim yaklaşımımızı aynı değer yaratma modeli içinde ilerletebildiğimizi gösteriyor. Geçmişimizden aldığımız güçle değişimi yöneten, dönüşümün yönünü okuyan ve yarını şekillendirmek için sorumluluk alan bir şirket olmayı sürdüreceğiz.” Dijital projeler 257 milyon TL operasyonel verimlilik sağladı Dijital dönüşüm, Doğuş Otomotiv’in 2025 performansının en güçlü alanlarından biri oldu. Müşteri deneyimi, yapay zekâ, veri analitiği, robotik süreç otomasyonu ve IoT tabanlı lojistik uygulamalarını kapsayan tamamlanmış dijital proje sayısı 133’e ulaştı. Bu projelerle 257 milyon TL operasyonel verimlilik sağlandı. Çalışanların süreçlerin geliştirilmesine doğrudan katılımını sağlayan Fikir Platformu’na yıl boyunca 2.844 fikir sunuldu. Bunlardan 601’i hayata geçirilerek 175 milyon TL proje getirisi elde edildi. Şirket, yapay zekâ uygulamalarının ortak kurumsal standartlarla yönetilmesi amacıyla Yapay Zekâ Mükemmeliyet Merkezi’ni hayata geçirdi. Çalışanların kurumsal bilgilere daha hızlı ulaşmasını sağlayan üretken yapay zekâ destekli AsistOn kullanıma sunulurken, kritik yeteneklerin elde tutulmasına yönelik makine öğrenmesi tabanlı erken uyarı mekanizması geliştirildi. İklim çalışmalarının kapsamı değer zincirinde genişledi Doğuş Otomotiv, 2025 yılında iklim çalışmalarının kapsamını tedarikçiler, lojistik süreçleri, Yetkili Satıcı ve Servis ağı, şarj hizmetleri ve araçların kullanım aşamasını içerecek biçimde genişletti. Kapsam 3 emisyonlarının yaklaşık yüzde 98’i hesaplama kapsamına alınırken, değer zincirinden kaynaklanan emisyonların daha sistematik ve izlenebilir biçimde yönetilmesine yönelik önemli bir altyapı oluşturuldu. Şekerpınar Lojistik Merkezi’nde kurulu Güneş Enerjisi Santrali, 2025 yılında 4.382.500 KWh elektrik üretti ve tesisin elektrik ihtiyacının yüzde 75,83’ünü karşıladı. Doğuş Otomotiv Servis ve Ticaret A.Ş., 2030 yılına kadar Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını 2021 baz yılına göre yüzde 20 azaltmayı ve elektrik tüketiminde yüzde 100 yenilenebilir kaynak kullanımına geçmeyi hedeflediğini de rapor kapsamında açıkladı. Yetkili Satıcı ve Servis ağındaki çevresel dönüşüm de 2025 yılında hız kazandı. Ağ genelinde 44 GES lokasyonuna ulaşılırken enerji tüketiminin izlenmesi, karbon ayak izi hesaplamaları ve çevresel standartlara uyum çalışmaları yaygınlaştırıldı. Güçlü pazar performansı yeni mobilite yatırımlarıyla birleşti Elektrifikasyondaki gelişimi araç portföyüyle sınırlamayan Doğuş Otomotiv, şarj altyapısı ve teknik servis kapasitesini de büyüttü. Şirketin şarj çözümleri markası D-Charge, 254 AC ve 367 DC olmak üzere 45 ilde toplam 621 şarj soketine ulaştı. Yüksek voltajlı batarya onarım merkezlerinin sayısı 7’ye çıkarıldı. Böylece elektrikli araç müşterilerine satıştan şarja, teknik servisten ikinci el değer yönetimine uzanan kapsamlı bir hizmet altyapısı sunuldu. Kurumsal yönetim notu 9,81’e yükseldi Doğuş Otomotiv’in kurumsal yönetim derecelendirme notu 2025 yılında 9,81’e yükseldi. Yetkili Satıcı ve Servis ağında gerçekleştirilen 518 adet ISO 9001, DOS5 ve marka standardı denetiminde yüzde 94,59 genel başarı oranına ulaşıldı. Şirket, insan hakları, etik ve uyum, iç kontrol, risk yönetimi, bilgi güvenliği ve değer zinciri yönetimi alanlarındaki yapısını güçlendirirken sürdürülebilirlikle bağlantılı gelişmeleri strateji ve karar alma süreçleriyle daha güçlü biçimde ilişkilendirdi. Çalışan katılımı somut sonuçlara dönüştü Doğuş Otomotiv çalışanlarına yıl boyunca toplam 33.769 saat eğitim verilirken mavi yakalı çalışanların kişi başına ortalama eğitim süresi yüzde 86,22 artarak 49,63 saate yükseldi. Dijital yetkinlikler, elektrikli araç teknolojileri, liderlik, iş sağlığı ve güvenliği ile mesleki gelişim programları, çalışanların otomotiv sektöründeki dönüşüme hazırlanmasını destekledi. Doğuş Otomotiv çalışanları aynı dönemde toplumsal katılım çalışmaları kapsamında bir önceki yıla göre yüzde 64 artışla 1.315 saat gönüllülük faaliyeti gerçekleştirdi. Uzun soluklu programlarla binlerce kişiye ulaşıldı “Trafik Hayattır!” platformu 21’inci yılında güvenli mobilite kültürünün yaygınlaştırılmasına yönelik çalışmalarını sürdürdü. Tohum Otizm Vakfı iş birliğiyle yürütülen “Güvenli Trafik Becerileri” programı kapsamında otizmli bireylerin trafikte daha güvenli ve bağımsız hareket etme becerilerini desteklemek amacıyla kendilerine ve ebeveynlerine yönelik eğitimler gerçekleştirildi. “Doğaya Kanat Açtık” programı kapsamında ise bugüne kadar 60 bin kilometreden fazla yol kat edildi, Türkiye genelinde 395 kuş ve 30 memeli türü gözlemlendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.