Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dengeli Beslenme

Kapsül Haber Ajansı - Dengeli Beslenme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dengeli Beslenme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir Haber

Zayıf Görünen Çocuklar da Obezite Riski Taşıyabilir

İstinye Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi’nden Diyetisyen Beste Mum, son yıllarda çocuklarda giderek daha sık görülen ancak çoğu zaman fark edilmeyen “gizli obezite” konusunda aileleri uyardı. Çocuğun kilosunun normal hatta zayıf görünmesinin her zaman sağlıklı olduğu anlamına gelmediğini belirten Diyetisyen Mum, vücut yağ oranının yüksek, kas kütlesinin ise düşük olmasının ciddi sağlık riskleri oluşturabileceğini söyledi. Gizli obezitenin, bireyin dış görünüşte normal kilolu olmasına rağmen metabolik açıdan obeziteye benzer riskler taşıdığı bir durum olduğunu ifade eden Dyt. Mum, “Çocuklarda yalnızca kilo ve boy takibi yapmak yeterli değildir. Vücut kompozisyonunun da değerlendirilmesi gerekir. Tartıda normal görünen bir çocukta yağ oranı yüksek, kas oranı düşük olabilir. Bu durum ilerleyen yıllarda birçok sağlık sorununa zemin hazırlayabilir” diye konuştu. “TABLET BAŞINDA GEÇEN SÜRE ENERJİ HARCAMASINI AZALTIYOR” Teknolojinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesiyle çocukların hareket düzeyinin belirgin şekilde azaldığını vurgulayan Dyt. Mum, “Tablet, telefon ve bilgisayar başında geçirilen süre arttıkça çocukların günlük enerji harcaması düşüyor. Hareketsiz yaşam kas gelişimini azaltırken yağ depolanmasını artırıyor. Bunun sonucunda metabolizma yavaşlayabiliyor, insülin direnci gelişebiliyor ve kemik sağlığı olumsuz etkilenebiliyor” şeklinde konuştu. Gizli obezitenin dış görünüşle kolay fark edilmediğini belirten Dyt. Mum, bazı belirtilerin aileler için önemli ipuçları oluşturabileceğini söyledi. Dyt. Mum, “Çabuk yorulma, fiziksel aktivitelerde isteksizlik, kas gücünde azalma, duruş bozuklukları, karın çevresinde yağlanma, sık acıkma, sürekli atıştırma isteği, uyku düzensizlikleri ve konsantrasyon problemleri gizli obezitenin işaretleri arasında yer alabiliyor” ifadelerini kullandı. “PAKETLİ GIDALAR YAĞLANMAYI ARTIRABİLİYOR” İşlenmiş ve paketli gıdaların gizli obezite riskini artıran en önemli faktörlerden biri olduğunu dile getiren Dyt. Mum, “Cips, gazlı içecekler, hazır tatlılar, paketli atıştırmalıklar ve fast food ürünleri yüksek kalori içerirken yeterli protein, vitamin ve lif sağlamıyor. Bu durum çocuklarda yağ oranının artmasına, kas gelişiminin yetersiz kalmasına ve sağlıksız beslenme alışkanlıklarının yerleşmesine neden olabiliyor” dedi. Özellikle paketli ürünlerin ödül olarak verilmesinin çocukların damak tadını olumsuz etkileyebileceğini belirten Dyt. Mum, ailelerin bu konuda daha bilinçli davranması gerektiğini vurguladı. “SADECE KİLO TAKİBİ YETERLİ DEĞİL” Çocukların sağlık değerlendirmesinde yalnızca tartıdaki rakamlara odaklanılmaması gerektiğini ifade eden Dyt. Mum, “Uzman kontrolünde yağ oranı, kas kütlesi, bel çevresi, büyüme eğrileri ve fiziksel performans düzeyi birlikte değerlendirilmelidir. Özellikle spor yapmayan, düzensiz beslenen veya hızlı büyüme dönemindeki çocuklarda kas kaybı fark edilmeden ilerleyebilir” diye konuştu. “AİLELERİN ROLÜ BÜYÜK” Sağlıklı büyümenin temelinde dengeli beslenme alışkanlıklarının yer aldığını belirten Mum, ailelere önemli önerilerde bulundu. Dyt. Mum, “Amaç çocuğu zayıflatmak değil, sağlıklı büyümesini desteklemektir. Kahvaltı mutlaka yapılmalı, her öğünde kaliteli protein kaynaklarına yer verilmeli, sebze ve meyve tüketimi artırılmalı, paketli atıştırmalıklar sınırlandırılmalı ve şekerli içecekler yerine su tercih edilmelidir. Ayrıca çocuk yemek konusunda baskılanmamalı, aileler de doğru beslenme konusunda rol model olmalıdır” dedi. Çocukların söylenenden çok gördüğünü uyguladığına dikkat çeken Dyt. Mum, aile içindeki beslenme alışkanlıklarının çocukların gelecekteki sağlık durumunu doğrudan etkilediğini belirtti. “GÜNDE EN AZ 60 DAKİKA HAREKET EDİLMELİ” Fiziksel aktivitenin gizli obeziteyle mücadelede önemli bir yere sahip olduğuna değinen Dyt. Mum, “Çocukların her gün en az 60 dakika orta veya yüksek yoğunluklu fiziksel aktivite yapması önerilmektedir. Bu mutlaka profesyonel spor olmak zorunda değildir. Yürüyüş, bisiklet sürme, yüzme, dans etme, ip atlama veya açık havada oyun oynamak da oldukça faydalıdır. Önemli olan düzenli hareket etmeleri ve ekran sürelerinin sınırlandırılmasıdır” diye konuştu. “İLERİDE CİDDİ HASTALIKLARA YOL AÇABİLİR” Gizli obezitenin erken dönemde fark edilmediğinde ilerleyen yaşlarda önemli sağlık sorunlarına neden olabileceğini kaydeden Dyt. Mum, “İnsülin direnci, tip 2 diyabet, karaciğer yağlanması, yüksek kolesterol, hipertansiyon, kalp-damar hastalıkları, hormonal bozukluklar ve kas-iskelet sistemi problemleri gizli obeziteyle ilişkili olarak gelişebilmektedir. Çocukluk döneminde kazanılan yanlış yaşam alışkanlıkları erişkinlikte de devam etme eğilimindedir” dedi. “ZAYIF GÖRÜNMEK HER ZAMAN SAĞLIKLI OLMAK ANLAMINA GELMEZ” Ailelere çocukların kilosundan çok yaşam alışkanlıklarına odaklanmaları gerektiğini hatırlatan Dyt. Mum, “Sağlıklı büyüme yalnızca kilo kontrolü değildir. Güçlü kas yapısı, yeterli fiziksel aktivite, dengeli beslenme, kaliteli uyku ve doğru yaşam alışkanlıklarının birlikte desteklenmesi gerekir. Zayıf görünmek her zaman sağlıklı olmak anlamına gelmez” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Türkiye Süt Üretiminde Güçlü Ama Tüketimde Bilinç Şart" Haber

"Türkiye Süt Üretiminde Güçlü Ama Tüketimde Bilinç Şart"

Ambalajlı Süt ve Süt Ürünleri Sanayicileri Derneği (ASÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Harun Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü dolayısıyla yaptığı değerlendirmede, süt ve süt ürünlerinin hem çocuklar hem yetişkinler için dengeli beslenmenin temel bileşenlerinden biri olduğunu söyledi. Türkiye'nin Avrupa'nın en büyük süt üreticileri arasında yer aldığını belirten Çallı, sektörün üretim gücünün yanı sıra gıda güvencesi, kalite ve ihracat açısından da stratejik önem taşıdığını ifade etti. 2025 yılında Türkiye'nin süt ve süt ürünleri ihracatının 523,3 milyon dolara ulaştığını hatırlatan Çallı, ihracattaki en büyük payın 236 milyon dolar ile (%45,1) peynire ait olduğunu, dondurma ihracatının ise 72,7 milyon dolarla toplam ihracatın %13,9'unu oluşturduğunu söyledi. Çallı, süt ve süt ürünlerinin ekonomik erişilebilirlik açısından da önemli bir hayvansal gıda ürünü olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmeyi yaptı: "S üt ve süt ürünleri, özellikle çocuklar ve gençler için en ulaşılabilir protein kaynakları arasında yer alıyor. Protein ihtiyacını et ürünlerinden karşılamak için daha yüksek maliyet gerekiyor. Bu nedenle halen en ucuz hayvansal protein kaynağı olan süt ürünleri, toplum beslenmesinde ve kalkınmada kritik öneme sahip." ASÜD öncülüğünde başlatılan ve geçmiş yıllarda yürütülen Okul Sütü Programı'nın önemine dikkat çeken Çallı, çocukların süt tüketim alışkanlığı kazanmasının uzun vadeli halk sağlığı açısından önemli olduğunu söyledi, "Okul Sütü gibi uygulamalar yalnızca bir gıda desteği değildir. Aynı zamanda çocukların süt içme alışkanlığı kazanmasını sağlayan sosyal bir yatırımdır. Sağlık Bakanlığı verilerinde de görülen protein eksikliği ve bodurluk riskine karşı mücadelede de önemli katkı sağlar" dedi. Süt ve süt ürünlerinin ileri yaşlardaki yetişkinler için de kemik sağlığı, kas kütlesinin korunması ve dengeli beslenme bağlamında önemli bir role sahip olduğunu dile getiren Çallı, "Akademik unvanlı bazı kişilerin bilimsel bilgiyle çelişen açıklamalarına inanan yetişkin bireylerin beslenmelerinde süt ürünlerine yer vermemeleri, bitkisel içeceklere yöneltilmeleri önemli sağlık sorunları doğuracaktır. Geçmişten beri tüketilen, süt gibi sağlıklı bir gıdanın bugün kalkıp sağlıksız olduğunu söylemek ve 'çiftçinin emeği ak süte kara çalmak' akıl alır gibi değil. Ebeveynler olarak kendi sağlığımız ve gelecek nesillerin sağlığı için gazlı ve şekerli içecekler yerine ayran, yoğurt, peynir ürünlere soframızda daha fazla yer açmalı, çocuklarımıza da örnek olmalıyız" dedi. "Sokak sütü romantizmi halk sağlığı riski oluşturuyor" Kayıt dışı ve kaynağı belirsiz süt satışlarına ilişkin de bir değerlendirme yapan Harun Çallı, tüketicilerin güvenilir süt ürünlerini tercih etmesi gerektiğini söyledi, "Sağlığın en kıymetli hazine olduğunu bir kez daha idrak ettiğimiz bir dönemde halen nerede, hangi koşullarda, hangi hayvandan sağıldığı belli olmayan çiğ sütlerin tüketiciye sunulduğunu görüyoruz. Uygun koşullarda muhafaza edilmeyen, sıcak havalarda mahallenize kadar soğutulmadan açıkta taşınan çiğ sütlerde, zoonotik ve gıda kaynaklı enfeksiyon riskleri bulunduğu gerçeği unutulmamalı" diye konuştu. Çallı, "Gelişmiş ülkelerde örneğine ra stlanmayan sokak sütü satışlarının, 'doğal', 'organik' yada 'köy sütü' algısıyla masum gösterilmeye çalışılması tüketiciyi yanıltıyor. Oysa bu ürünlerin önemli bir bölümü, kalite ve gıda güvenliği kriterlerini karşılamayan, içeriği ve üretim koşulları tam olarak bilinmeyen sütlerden oluşabiliyor. Tüketicinin güvenilir, denetlenen ve izlenebilir ürünleri tercih etmesi büyük önem taşıyor. Gıda güvenliği ihmale gelmez. Ambalajlı ve kayıtlı ürünler; izlenebilirlik, denetim ve soğuk zincir güvencesiyle tüketiciye ulaşıyor. Tüketicinin güvenilir gıdaya erişimi açısından bu sistem büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki süt ve süt ürünleri üretim tesislerimiz, satış noktalarımız yılın 365 günü 24 saat Tarım ve Orman Bakanlığımızın denetimindedir" dedi. "Süt sektörü ortak akılla yönetilmeli" Süt sektörünün yalnızca üretim değil, tarım, hayvancılık, halk sağlığı ve ekonomi açısından stratejik bir alan olduğuna dikkat çeken Çallı, sektörün günlük değil uzun vadeli politikalarla yönetilmesi gerektiğini söyledi. Yem maliyetlerinin üretici üzerindeki baskıyı artırdığını belirten Çallı, sürdürülebilir üretim için çiftçinin Avrupalı rakipleri gibi desteklenmesinin zorunlu olduğunu ifade etti ve şunları ekledi: "Hayvan yeminin erişilebilir maliyetlere düşürülmesi için üreticinin desteklenmesi gerekiyor. Süt sektörünün günlük kararlarla değil, ortak akıl ve uzun vadeli politikalarla yönetilmesi büyük önem taşıyor. Unutulmamalıdır ki; süt tü ketimindeki artış yalnızca halk sağlığına değil, üreticiye, kırsal kalkınmaya ve ülke ekonomisine de katkı sağlıyor." "Türkiye'nin güçlü süt sanayisi korunmalı" Türkiye süt sektörünün bugün 100'ü aşkın ülkeye süt ve süt ürünleri ihraç eden önemli bir üretici konumunda bulunduğunu belirten Çallı, 42 tesisin AB'ye ihracat onayına sahip olduğunu, bunun yanında farklı ülkelerden ihracat yetkisi alan çok sayıda modern tesisin de uluslararası standartlarda üretim gerçekleştirdiğini söyledi. "Türkiye'nin güçlü bir süt sanayisi var. Gıda güvenliği standartları yüksek, denetlenen ve kayıtlı üretim yapan işletmelerimiz hem iç pazarda hem ihracatta öneml i başarılar elde ediyor" diyen Çallı, 1 Haziran Dünya Süt Günü'nün toplumda sağlıklı beslenme bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlamasını temenni etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Santa Farma İlaç ve Türk Kalp Vakfı’ndan Kalp Sağlığı Haftası’na Özel Anlamlı Proje Haber

Santa Farma İlaç ve Türk Kalp Vakfı’ndan Kalp Sağlığı Haftası’na Özel Anlamlı Proje

: “Kalbinin Görmediğin Yüzü” Santa Farma İlaç’ın koşulsuz desteği ve Türk Kalp Vakfı’nın katkılarıyla hayata geçirilen Kalbinin Görmediğin Yüzü etkinliği, teknoloji ve farkındalığı bir araya getirdi. Kalp Sağlığı Haftası kapsamında Marmara Forum’da gerçekleştirilen etkinlikte, sağlıklı ve sağlıksız alışkanlıkların kalbi nasıl etkilediği gözler önüne serildi. Standı ziyaret eden katılımcılar, özel bir gözlük takarak izledikleri video ile kalbin iç dünyasına interaktif bir yolculuğa çıktı. İlk etapta sağlıklı bir kalbin düzenli işleyişi ve damar yapısındaki sorunsuz dolaşımı gözlemleyen katılımcılar; stres, uykusuzluk, hareketsizlik ve düzensiz beslenme gibi günlük alışkanlıkların kalp ritmi ve damar yapısı üzerindeki bozucu etkilerini görme fırsatı buldu. Deneyimin sonunda ise sağlıklı yaşam alışkanlıklarının devreye girmesiyle kalbin yeniden sağlıklı çalıştığı gösterilerek “Bu tabloyu değiştirmek senin elinde” mesajı verildi. Etkinlikte, sessizce ilerleyen kalp hastalıkları ile ilgili önemli uyarılar yapan Türk Kalp Vakfı uzmanları, kalp ve damar hastalıklarının hem dünyada hem de ülkemizde en sık görülen ölüm nedeni olmaya devam ettiğini de vurguladı. Kalp sağlığını korumanın sadece hastalıklardan kaçınmak değil, kaliteli bir yaşam sürmenin anahtarı olduğunu ifade eden Türk Kalp Vakfı Tıp Merkezi Kardiyoloji Uzmanı Dr. Hüseyin Deniz Kılıç, kalbin hayati önemini şu sözlerle özetledi: “Kalbimiz, vücudun tüm organlarına kan ve oksijen taşıyan temel organımız. Kalbimizde ortaya çıkan bir sorun, beyin başta olmak üzere birçok hayati sistemi doğrudan etkileyebiliyor.” Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre yılda yaklaşık 20 milyon insanın bu hastalıklar nedeniyle hayatını kaybettiğini hatırlatan Uzm. Dr. Hüseyin Deniz Kılıç, bu ölümlerin büyük bir kısmının doğru yaşam tarzıyla önlenebilir olduğunun altını çizdi. “Türkiye’de de kalp ve damar hastalıkları, ne yazık ki en sık görülen ve en fazla ölüme neden olan hastalık grubu olmaya devam ediyor. Güncel verilere baktığımızda, tüm ölümlerin yaklaşık %40’ının kardiyovasküler hastalıklara bağlı olduğunu görüyoruz. Bu da neredeyse her iki ölümden birinin kalp ve damar hastalıkları nedeniyle gerçekleştiğini gösteriyor” bilgisini veren Kılıç, şu uyarılarda bulundu: “Risk gruplarına baktığımızda; hipertansiyon, yüksek kolesterol, diyabet, obezite ve sigara kullanımı en önemli belirleyiciler arasında. Bunun yanı sıra hareketsiz yaşam tarzı, düzensiz beslenme ve kronik stres de riski artırıyor. Yaş ilerledikçe risk artmakla birlikte, ailede erken yaşta kalp hastalığı öyküsü olan bireyler, erkekler ve menopoz sonrası kadınlar daha yakından takip edilmesi gereken gruplar arasında yer alıyor.” "Sessiz" Belirtileri Göz Ardı Etmeyin Kalp hastalıklarının her zaman göğüs ağrısı gibi belirgin şikayetlerle ortaya çıkmadığını belirten Uzm. Dr. Hüseyin Deniz Kılıç, “En sık karşılaştığımız bulgular arasında göğüs ağrısı veya baskı hissi, nefes darlığı, çabuk yorulma, çarpıntı ve efor kapasitesinde azalma yer alır” bilgisini verdi ve kalp hastalıklarının sessiz belirtilerine dair şu bilgileri aktardı: “Gizli diyebileceğimiz belirtiler arasında eforla gelen nefes darlığı, merdiven çıkarken eskisine göre daha çabuk yorulma, gece nefes darlığıyla uyanma, ayak bileklerinde şişlik ve zaman zaman hissedilen düzensiz kalp atımları sayılabilir. Bu tür şikâyetler çoğu zaman göz ardı edilse de altta yatan bir kalp hastalığının erken sinyalleri olabilir. Özellikle göğüste baskı hissi, kola, çeneye veya sırta yayılan ağrı, ani gelişen nefes darlığı, bayılma ya da bayılacak gibi olma hissi gibi durumlarda vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerekir. Bunun yanı sıra, herhangi bir belirti olmasa bile risk faktörlerine sahip bireylerin düzenli kardiyolojik kontrollerini ihmal etmemesi büyük önem taşır.” Diyabet, Kalbin En Sinsi Düşmanı! Diyabetin damar yapısına doğrudan zarar vererek damar sertliğini hızlandırdığını belirten Uzm. Dr. Hüseyin Deniz Kılıç diyabet hastalarındaki kalp krizlerinin çoğu zaman klasik belirtiler vermediğine dikkat çekti: “Özellikle kadınlarda, yaşlı bireylerde ve diyabet hastalarında bu belirtiler daha atipik seyredebilir; mide rahatsızlığına benzer şikayetler, sırt ya da çene ağrısı, açıklanamayan halsizlik gibi daha belirsiz yakınmalar ön planda olabilir.” Diyabet hastalarının kalp sağlığı konusunda daha dikkatli olmaları gerektiğinin altını çizen Kılıç, “kan şekerinin düzenli ve hedef aralıkta tutulması, kalp damar sağlığını korumada temel adımdır. Bunun yanı sıra tansiyon ve kolesterolün kontrol altında olması da büyük önem taşır; çünkü bu üç faktör birlikte kalp hastalığı riskini ciddi şekilde artırır” uyarısında bulundu. Kalp Dostu Bir Yaşam İçin 4 Temel Adım Uzm. Dr. Hüseyin Deniz Kılıç, belirti olmasa da rutin sağlık kontrolünün önemli bir koruyucu önlem olduğunun altını çizdi ve kalp sağlığını korumak için günlük alışkanlıklarda yapılabilecek değişiklikleri şöyle sıraladı: Dengeli Beslenme: Sebze, meyve ve tam tahıl ağırlıklı, düşük tuzlu bir diyet uygulanmalı; işlenmiş gıda ve şekerden uzak durulmalıdır. Düzenli Hareket: Haftada en az 150 dakika orta şiddette yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi aktiviteler tercih edilmelidir. Zararlı Alışkanlıklardan Uzak Durma: Sigara kullanımı bırakılmalı ve ideal kilo korunmalıdır. Stres ve Uyku Yönetimi: Kaliteli uyku ve stres kontrolü kalp dostu yaşamın vazgeçilmez bir parçasıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir Haber

Ramazan’da Migren Atakları Artabilir

Günlük alışkanlıkların ani şekilde değişmesi, özellikle hassas bünyelerde baş ağrısı ataklarının artmasına neden olabiliyor. Doğru planlama ve dengeli beslenme ile bu süreci daha konforlu geçirmek mümkün. Migren, yaşam kalitesini doğrudan etkileyen nörolojik bir hastalık olarak tanımlanıyor. Ramazan döneminde öğün saatlerinin değişmesi, kafein tüketimindeki ani azalma ve yetersiz su alımı atakları tetikleyebiliyor. Bu nedenle migren hastalarının oruç sürecini bilinçli yönetmesi önem taşıyor. Uyku ve Beslenme Düzeni Belirleyici Oluyor Ramazan ayında uyku saatlerinin kayması ve bölünmesi migren eşiğini düşürebiliyor. Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, “Ramazan’da uyku düzenimiz değişiyor, yeme düzenimiz değişiyor, su tüketimimiz azalıyor. Bu değişiklikler baş ağrısı ve migren ataklarında artışa yol açabiliyor” dedi. Uzun süreli açlık kan şekeri dalgalanmalarına neden olurken, bu durum da migreni tetikleyen önemli faktörler arasında yer alıyor. Özellikle sahur öğününde yapılan hatalar gün içinde daha şiddetli baş ağrılarına zemin hazırlayabiliyor. Sahurda Yapılan Hatalar Atakları Tetikleyebilir Migren hastaları için sahur öğünü büyük önem taşıyor. “Sahurda özellikle basit karbonhidratlardan uzak durulmalı. Karbonhidrat ağırlıklı beslenme insülini hızla yükseltir ve daha çabuk acıkmaya neden olur” diyen Uzm. Dr. Andaç, dengeli bir tabak modeli öneriyor. Uzm. Dr. Mihriban Andaç, sahurda protein kaynakları, kompleks karbonhidratlar ve sağlıklı yağların birlikte yer aldığı bir öğünün kan şekerini daha dengeli tuttuğunu belirtiyor. Yumurta, yoğurt, tam tahıllı ürünler ve ceviz gibi besinlerin uzun süreli tokluk sağlayarak migren atak riskini azaltmaya yardımcı olabileceğini ifade ediyor. Ramazan’da Migren İçin 5 Koruyucu Öneri Uzm. Dr. Andaç, Ramazan’da migren ataklarını azaltmak için şu başlıklara dikkat edilmesi gerektiğini belirtiyor: Sahurda protein, kompleks karbonhidrat ve sağlıklı yağ içeren dengeli öğün tercih edilmeliBasit şeker ve beyaz unlu gıdalardan uzak durulmalıİftar ile sahur arasında yeterli su tüketilmeliİftar sonrası ağır ve aşırı yağlı yemeklerden kaçınılmalıGünlük uyku süresi mümkün olduğunca korunmalı Uyku süresinin korunmasının migren kontrolünde kritik rol oynadığını belirten Uzm. Dr. Andaç, “İftar ile sahur arasında ortalama altı saatlik kesintisiz uyku oldukça kıymetli. Ayrıca sahurdan sonra 30 ila 60 dakikalık kısa bir uyku da atak riskini azaltabiliyor” ifadelerini kullandı. Sıvı Kaybı ve Kafein Değişimi Atakları Artırabiliyor Ramazan’da su tüketiminin azalması vücutta sıvı kaybına neden oluyor. Dehidrasyon ise migreni tetikleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor. Gün içinde susuz kalmamak için iftar ile sahur arasında suyun dengeli şekilde tüketilmesi öneriliyor. Öte yandan düzenli kahve tüketen kişilerde ani kafein kesilmesi de baş ağrısını artırabiliyor. Bu nedenle Ramazan öncesinde kafein tüketiminin kademeli azaltılması daha sağlıklı bir geçiş sağlıyor. Migren Ataklarına Teslim Olmayın Migrenin kontrol edilebilir bir hastalık olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Andaç, düzenli takip ve kişiye özel planlamanın önemine dikkat çekiyor. “Her migren hastasının tetikleyicileri farklıdır. Ramazan sürecinde kişinin kendi tetikleyicilerini bilmesi ve buna göre önlem alması gerekir” diyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Nöroloji Hekimi Uzm. Dr. Mihriban Andaç, Ramazan ayında artan baş ağrılarının hafife alınmaması gerektiğini belirterek migren hastalarının oruç sürecini hekim kontrolünde planlamasının önem taşıdığını vurguluyor. “Doğru beslenme, yeterli uyku ve bilinçli sıvı tüketimiyle Ramazan daha konforlu geçirilebilir” mesajını paylaşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan Ayında Kan Şekeri ve Tokluk Dengesi Nasıl Korunur? Haber

Ramazan Ayında Kan Şekeri ve Tokluk Dengesi Nasıl Korunur?

Sahur ve iftar arasındaki sürede kan şekeri dalgalanmaları, erken acıkma ve gün içinde enerji seviyesinde düşüş gibi durumlar daha sık gündeme gelebiliyor. Bu nedenle Ramazan’da dengeli beslenmenin yanı sıra, günlük gıdalarla yeterince alınamayan vitamin ve minerallerin desteklenmesi önem taşıyor. Bu çerçevede Cronos Pharma Yönetici Direktörü Ercan Delikanlı, Ramazan dönemine girilirken beslenme tercihleriyle ilgili beklentilerin değiştiğini belirterek, “Ramazan ayında kan şekeri dengesizliği ve tokluk süresinin kısalması gibi konular daha fazla gündeme geliyor. Bu dönemde Berberis vulgaris gibi bitkisel bileşenlerin yanı sıra krom, çinko ve yeşil çay gibi öğelerin tek bir formülasyon içinde birlikte sunulduğu ürünlerin daha fazla ilgi görmesi bekleniyor” dedi. Berberis vulgaris, takviye edici gıda formülasyonlarında kullanılan bitkisel bileşenler arasında yer alıyor. Özellikle Ramazan döneminde sıkça gündeme gelen kan şekeri dengesi ve tokluk hissi gibi beslenme başlıklarıyla birlikte anılan bu bitkisel bileşen, dengeli beslenme yaklaşımı kapsamında değerlendiriliyor. Berberis vulgaris içeren formülasyonlar, Ramazan’a özgü beslenme düzeniyle uyumlu yapıları nedeniyle öne çıkan seçenekler arasında bulunuyor. Ramazan’da sahur ve iftar öğünlerinin dengeli planlanması, yeterli sıvı alımı ve besin çeşitliliği temel beslenme önerileri arasında yer alıyor. Bu düzeni tamamlayıcı nitelikte olan ve birden fazla bileşeni bir arada sunan takviye edici gıdalar, beslenme alışkanlıklarıyla birlikte ele alınıyor. Ramazan’ın ayında beslenme rutinleri yeniden şekillenirken, gıda tavsiyeleriyle uyumlu ve pratik çözümler sunan bu tür ürünlerin önümüzdeki süreçte daha fazla gündeme gelmesi bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli Haber

Kış Aylarında Bağışıklık için Dengeyi Korumak Önemli

Uzmanlara göre bunun nedeni yalnızca soğuk hava değil; aynı zamanda güneş ışığından daha az faydalanmamız, kapalı alanlarda daha fazla vakit geçirmemiz ve günlük yaşam temposunun bağışıklık sistemi üzerinde yarattığı ek yük (1). Orzax Medikal Grup Müdürü Dr. Göktuğ Göktaş, kış aylarında bağışıklık sisteminin daha hassas hale gelmesinin birçok çevresel faktörün aynı anda devreye girmesinden kaynaklandığını belirtiyor. Soğuk hava koşulları, güneş ışığına daha az maruz kalınmasına bağlı olarak D vitamini düzeylerinde yaşanan düşüş ve kapalı alanlarda artan temasın, bağışıklık yanıtı üzerinde doğal bir baskı oluşturduğunu ifade eden Göktaş; bu dönemde bağışıklığı aşırı uyarmaya çalışmak yerine, onu dengede tutacak doğru günlük yaşam alışkanlıkları odaklanılmasının daha sağlıklı bir yaklaşım olacağını vurguluyor. Bilimsel araştırmalar, kış aylarında bağışıklık sisteminin hem çevresel koşullar hem de kişisel alışkanlıklar nedeniyle daha hassas hâle gelebildiğini gösteriyor. Soğuk ve kuru hava, üst solunum yollarının doğal savunma mekanizmalarını zayıflatabiliyor; bazı virüslerin bu koşullarda daha uzun süre canlı kalabilmesi ise enfeksiyon riskini artırıyor (2,3). Güneş ışığının azalmasıyla birlikte düşen D vitamini seviyeleri de bağışıklık dengesini etkileyen önemli faktörler arasında yer alıyor (4). Kışın beslenme alışkanlıkları da değişiyor Bağışıklık sisteminin güçlü kalabilmesi; yeterli uyku, dengeli beslenme ve genel yaşam dengesinin korunmasıyla yakından ilişkili. Ancak kış aylarında besin çeşitliliğinin azalması, C vitamini, D vitamini, çinko ve selenyum gibi bağışıklık için önemli mikro besinlerin yeterince alınamamasına yol açabiliyor (5,6). Araştırmalar, bu mikro besinlerin bağışıklık hücrelerinin sağlıklı çalışmasında önemli rol oynadığını; eksiklik durumunda vücudun enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşabildiğini ortaya koyuyor (5,7). Özellikle C vitamini ve çinkonun, bağışıklık sisteminin doğal savunma mekanizmalarını desteklediğine dair bilimsel veriler bulunuyor (8,9). Ekinezya ve beta glukan gibi doğal bileşenlerin de bağışıklık sisteminin ilk savunma hattını destekleyebildiği; D vitamininin ise bağışıklık yanıtının dengelenmesinde özel bir role sahip olduğu belirtiliyor (10,11). “Bağışıklığı uyarmak değil, dengelemek gerekiyor” Dr. Göktuğ Göktaş, bağışıklık konusuna yaklaşırken ölçünün önemine de dikkat çekerek: “Bağışıklık söz konusu olduğunda amaç, sistemi sürekli uyarmak değil; vücudun ihtiyaç duyduğu mikro besinleri doğru şekilde destekleyerek bağışıklık yanıtını dengede tutmak olmalı. Dengeli beslenme, yeterli D vitamini ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları, kış aylarını daha rahat geçirmek için güçlü bir zemin oluşturur.” dedi Dünya Sağlık Örgütü de bağışıklık fonksiyonlarının korunmasında mikro besin yeterliliğinin halk sağlığı açısından önemine dikkat çekiyor (12). Uzmanlar, özellikle yaşlılar ve kronik rahatsızlığı bulunan bireylerin kış aylarında beslenme düzenlerine ve mikro besin alımlarına daha fazla özen göstermesi gerektiğini vurguluyor (13). Kış aylarında bağışıklığı tek bir yöntemle “güçlendirmeye” çalışmak yerine; beslenme, yaşam alışkanlıkları ve bilimsel temelli desteklerin birlikte ele alındığı dengeli bir yaklaşım hem bağışıklık sisteminin hem de günlük yaşamın ritmini korumaya yardımcı oluyor (5,6,13).

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu? Haber

Hasta Olunca C Vitamini Takviyesi Almak Doğru mu?

Batıgöz Sağlık Grubu Balçova Cerrahi Tıp Merkezi İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Füsun Topçugil, C vitamininin bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin doğru zamanlama ile değerlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. C Vitamini Bağışıklık Sistemini Destekler C vitamini, bağışıklık sisteminin sağlıklı çalışmasında rol oynayan temel vitaminlerden biridir. Antioksidan özellikleri sayesinde hücreleri oksidatif stresten korur, bağışıklık hücrelerinin normal fonksiyonlarını sürdürmesine katkı sağlar. Ancak bu etki, düzenli ve yeterli alım sonucunda ortaya çıkabilir. Hastalık başladıktan sonra alınan C vitamini takviyesi, enfeksiyonu ortadan kaldıran ya da süreci doğrudan sonlandıran bir etkisi yoktur. Bu nedenle C vitaminini bir ilaç gibi değerlendirmek doğru değildir. Hastalık Başladıktan Sonra Yüksek Doz C Vitamini Almak İyileşmeyi Hızlandırmaz Toplumda sık karşılaşılan bir diğer yanlış inanış, hastalık döneminde yüksek doz C vitamini almanın süreci kısalttığı yönündedir. Güncel bilimsel veriler, C vitamininin soğuk algınlığı ve grip gibi viral enfeksiyonların süresini anlamlı ölçüde azaltmadığını göstermektedir. Bu noktada C vitamini, bağışıklık sistemini önceden destekleyen bir unsurdur; hastalık ortaya çıktıktan sonra tek başına tedavi edici bir rol üstlenmez. C Vitamini Ne Zaman Alınmalı? C vitamini suyla eriyen bir vitamindir ve vücudumuzda depolanmaz. Bu yüzden "bir defada çok almak" yerine "her gün yeteri kadar almak" asıl stratejimiz olmalıdır. Koruyucu Kalkan Olarak: C vitamini, düzenli kullanıldığında bağışıklık sistemini zinde tutabilir. Düzenli alan kişilerde soğuk algınlığı süresinin kısalabildiği gözlemlenmiştir. Stres ve Yorgunluk Dönemlerinde: Vücudun fiziksel ve mental stres altında olduğu dönemlerde C vitamini ihtiyacı artabilir. Demir Eksikliği Varsa: C vitamini, bitkisel kaynaklı demirin emilimini artırır. Bu nedenle demir eksikliği olan hastaların öğünlerinde C vitaminine yer vermesi önemlidir. Günlük C Vitamini İhtiyacı Öncelikle Besinlerle Karşılanmalıdır Sağlıklı bireylerde C vitamini ihtiyacının büyük bir bölümü dengeli ve sağlıklı beslenme ile karşılanabilir. Taze sebze ve meyveler, C vitamini açısından zengin doğal kaynaklardır. Takviye kullanımı ise herkes için rutin bir gereklilik değildir. Emilim sorunları olanlar, yetersiz beslenen kişiler ya da doktor tarafından ihtiyaç saptanan durumlarda takviyeler gündeme gelebilir. Uzm. Dr. Füsun Topçugil’den 3 Altın Öneri Güne Yayarak Tüketin: Tek seferde 1000 mg almak yerine, gün içinde taze sebze ve meyvelerle doğal yoldan karşılayın. Sigara Kullanıyorsanız Dikkat: Sigara içenlerin vücudundaki C vitamini seviyesi daha hızlı düşer; bu bireylerin ihtiyacı daha fazladır. Doktorunuza Danışın: Kronik bir hastalığınız veya böbrek probleminiz varsa, "nasıl olsa vitamin" diyerek takviyeye başlamayın. Sonuç olarak; C vitamini bir acil yardım butonu değil, bir yaşam biçimi olmalıdır. Bağışıklığınızı hastalık gelmeden önce inşa edin. Uzm. Dr. Füsun Topçugil kapanışta şu vurguyu yapıyor: “Bağışıklık sistemi, son anda alınan takviyelerle değil; günlük yaşamda sürdürülen dengeli beslenme ve sağlıklı alışkanlıklarla güçlenir. C vitamini bu sürecin destekleyici bir parçasıdır, tek başına bir tedavi yöntemi değildir.”

Kedi ve Köpeklere Verilen Yiyecekler Sağlıklarını Riske Atabilir Haber

Kedi ve Köpeklere Verilen Yiyecekler Sağlıklarını Riske Atabilir

Yeni yıl, yalnızca insanlar için değil, kedi ve köpekler için de sağlıklı alışkanlıklar edinmek adına önemli bir başlangıç fırsatı sunuyor. Ancak yılbaşı döneminde değişen günlük rutinler ve “yalvarma davranışına” dayanamayıp sofradan verilen yiyecekler, hayvanların sağlığını ciddi şekilde tehdit edebiliyor. Royal Canin, kedi ve köpeklerin yaşam kalitesini korumak için üç temel başlığa dikkat çekiyor: dengeli beslenme, güvenli bir çevre ve düzenli veteriner hekim kontrolleri. Yılbaşı Sofraları Kedi ve Köpekler İçin Risk Taşıyor Yılbaşı döneminde kedi ve köpeklerde gıda kaynaklı zehirlenmeler, sindirim sistemi rahatsızlıkları ve yabancı cisim yutma vakaları görülebiliyor. Hayvanlar için özel olarak üretilmemiş yiyeceklerin verilmesi; kısa vadede zehirlenmelere, uzun vadede ise kilo artışı ve obezite riskine yol açabiliyor. Özellikle yağlı, baharatlı ve şekerli gıdalar ile ani diyet değişiklikleri; kusma, ishal ve pankreatit gibi sindirim sistemi sorunlarının başlıca nedenleri arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra yılbaşı süsleri, ambalaj ipleri ve küçük oyuncak parçaları da kedi ve köpekler için ciddi bir risk oluşturuyor. Bu tür nesnelerin yutulması, sindirim sistemi problemlerine ve bağırsak tıkanıklıklarına neden olabiliyor. Uzmanlar, bu tür eşyaların kedi ve köpeklerin erişemeyeceği alanlarda bulundurulmasını öneriyor. Yeni Yıl Kararları Onlar İçin de Geçerli Kedi ve köpekleriniz için alacağınız yeni yıl kararları, onların günlük rutinlerini daha sağlıklı hâle getirmek için önemli bir fırsat sunuyor. Uzmanlara göre uzun ve kaliteli bir yaşam için; yaşa ve özel ihtiyaçlara uygun dengeli beslenme, düzenli egzersiz ve veteriner hekim kontrollerinin aksatılmaması büyük önem taşıyor. Bu üç temel alışkanlık, hem hastalıkların önlenmesine hem de hayvanların genel iyilik hâlinin korunmasına katkı sağlıyor. Royal Canin Avrasya Bilimsel İletişim ve İlişkiler Yöneticisi Veteriner Hekim Murat Altunyuva konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Yalvarma davranışlarına dayanamayıp kedi ve köpeklere verilen, masum gibi görünen yiyecekler ciddi sağlık sorunlarına yol açabiliyor. Royal Canin olarak hayvanların dengeli ve ihtiyaçlarına uygun şekilde beslenmesini önemsiyoruz. İnsanlara özgü; şekerli, yağlı veya baharatlı gıdalar hayvanların metabolizmasıyla uyumlu olmadığı için mide-bağırsak rahatsızlıklarına, kilo dengesizliklerine ve daha ciddi sağlık sorunlarına neden olabiliyor. Bu nedenle beslenme programlarının her dönemde veteriner hekim önerileri doğrultusunda planlanması, su tüketiminin sürekli desteklendiği bir yaşam alanı oluşturulması ve yaşa uygun yaş–kuru mama kombinasyonlarıyla dengeli beslenmenin sürdürülmesi büyük önem taşıyor.”

Diyabete Karşı Seferberlik Haber

Diyabete Karşı Seferberlik

Bursa Büyükşehir Belediyesi, Bursa Kent Konseyi ve Bursa Tip1 Diyabetliler Derneği iş birliği ile Dünya Diyabet Günü’nde diyabet farkındalığını artırmak, erken teşhisin ve düzenli kontrolün önemine dikkat çekmek amacıyla farkındalık yürüyüşü düzenlendi. Cumhuriyet Caddesi’nden Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’ne uzanan yürüyüşe, Büyükşehir Belediyesi Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Düşünsel Şentürk, Bursa Kent Konseyi Genel Sekreteri Elvan Atay Özkan, Tip 1 Diyabet Derneği Başkanı Yadigar Aydın, Bursa Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu ve Gençlik Meclisi üyeleri ve vatandaşlar katıldı. Diyabet farkındalığını vurgulayan sloganlar eşliğinde yürüyen kalabalık, Çarşıbaşı Meydanı’na ulaştığında umut ve farkındalığın simgesi olan mavi balonlar hep birlikte gökyüzüne bırakıldı. “Farkındalık, yarınların anahtarıdır” Program kapsamında basın açıklaması yapan Bursa Kent Konseyi Sağlık Çalışma Grubu Temsilcisi Uzm. Dr. Metin Yurdakoş, etkinliğin temel amacının vatandaşları diyabet konusunda bilgilendirmek toplumsal bilinci güçlendirmek ve sağlıklı yaşam alışkanlıklarını teşvik etmek olduğunu söyledi. Diyabet, dünya genelinde milyonlarca insanı etkileyen kronik bir hastalık olduğuna değinen Yurdakoş, “Ancak düzenli takip, dengeli beslenme, fiziksel aktivite ve erken tanı ile diyabetle sağlıklı bir yaşam sürmek mümkündür. Gerçekleştirdiğimiz farkındalık yürüyüşü, daha bilinçli bir toplum için hep birlikte attığımız güçlü bir adımdır. Etkinliğimizin hayata geçirilmesinde katkılarından dolayı başta Büyükşehir Belediye Başkanımız Mustafa Bozbey olmak üzere, Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığımıza, Bursa Kent Konseyi’ne, Tip 1 Diyabetliler Derneği’ne, bizlerle birlikte olan kentlilerimize, gönüllülerimize, genç sağlıkçılarımıza ve tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyoruz. Erken teşhis hayat kurtarır. Farkındalık ise sağlıklı yarınların anahtarıdır” diye konuştu. Açıklamanın ardından, Büyükşehir Belediyesi tarafından Hanlar Bölgesi Çarşıbaşı Meydanı’nda kurulan bilgilendirme ve ücretsiz şeker ölçüm stantları gün boyu vatandaşlara hizmet verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.