Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Deniz Taşımacılığı

Kapsül Haber Ajansı - Deniz Taşımacılığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Deniz Taşımacılığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi?  Haber

Arktik Deniz Rotaları Küresel Ticaretin Haritasını Gerçekten Yeniden Şekillendirecek Mi? 

Arktik rotaları ise potansiyel alternatifler olarak giderek daha fazla ilgi çekiyor. Coface tarafından yayımlanan yeni bir araştırma, iklim değişikliğinin seyrüsefer koşullarını dönüştürmesine rağmen, önümüzdeki beş yıl içinde bu rotaların ticari potansiyelinin sınırlı kalacağını ortaya koyuyor. Konteyner taşımacılığı açısından güçlü bir alternatif oluşturmadığı belirtilen Arktik güzergâhlar, buna karşın ham petrol ve doğal gaz gibi belirli emtia akışlarında önemli avantajlar sunabiliyor. Özellikle ABD ve Kuzey Avrupa’dan Asya’ya yapılan ihracat için bu rotaların stratejik katkı sağlayabileceği öngörülüyor. Öne çıkan küresel veriler şöyle: - Küresel mal ticaretinin yüzde 80’i deniz taşımacılığıyla gerçekleştiriliyor. - Doğu Asya ile Avrupa veya Kuzey Amerika arasındaki ticaretin ise önümüzdeki beş yıl içinde yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotaları üzerinden gerçekleşebileceği düşünülüyor Küresel deniz taşımacılığında artan baskı karşısında daha kısa rotalar Deniz taşımacılığı, küresel ticaretin yüzde 80’inden fazlasını oluştururken, Doğu Asya, Avrupa ve Kuzey Amerika arasında yoğunlaşıyor ve sınırlı sayıda stratejik koridor etrafında şekilleniyor. Bu yoğunlaşma, küresel ticareti jeopolitik şoklara karşı daha kırılgan hale getiriyor. Son dönemde Kızıldeniz’de yaşanan aksamalar, Hürmüz Boğazı çevresindeki gerilimler ve özellikle ABD politikalarıyla şekillenen uluslararası ticaret düzenindeki değişimler bu kırılganlığı daha da görünür kılıyor. Bu çerçevede Arktik rotaları, mesafeleri ciddi ölçüde kısaltan teorik bir alternatif olarak öne çıkıyor. Doğu Asya ile Kuzey Avrupa arasındaki mesafeyi yüzde 40’a kadar, Kuzey Amerika’nın doğu kıyılarına olan mesafeyi ise yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabilen bu rotalar, iklim değişikliğiyle birlikte artan kullanılabilirlikleri sayesinde ekonomik açıdan ne ölçüde sürdürülebilir oldukları sorusunu gündeme taşıyor. Gerçek bir potansiyel barındırsa da ağırlıklı olarak dökme yük taşımacılığına odaklanıyor Bu rotaların ekonomik uygulanabilirliğini değerlendirmek amacıyla, Asya–Kuzey Avrupa ve Asya–Kuzey Amerika hatlarında Arktik rotalar ile geleneksel güzergâhlar arasındaki birim taşıma maliyetlerini karşılaştıran Coface, yaptığı analizde tankerler, dökme yük gemileri ve konteyner gemileri olmak üzere üç ana gemi tipini ele aldı. Elde edilen sonuçlar, önümüzdeki beş yıllık dönemde Arktik rotalarının ağırlıklı olarak ham madde taşımacılığına odaklanacağını gösteriyor. Özellikle sıvı dökme yükte (ham petrol, dizel, metanol ve LNG gibi) maliyet avantajı dikkat çekiyor; bazı durumlarda yüzde 45 ila 50’ye varan düşüşler mümkün görünüyor. Kuru dökme yükte (tahıl, cevher ve inşaat malzemeleri) de rekabetçi bir yapı oluşabileceği değerlendiriliyor, ancak bu durum büyük ölçüde gemilerin buz kırıcı desteği olmadan operasyon gerçekleştirebilmesine bağlı. Buna karşılık konteyner taşımacılığı, daha kısa mesafelere rağmen rekabetçi bir konumda bulunmuyor. Operasyonel kısıtlar, gemi boyutlarına ilişkin sınırlamalar ve Arktik seyrüseferine özgü maliyetler, mevcut koşullarda bu rotaların geleneksel hatların ölçek ekonomisiyle yarışmasını engelliyor. Bazı sektörlerde avantaj sağlansa da küresel ticarete etkisi sınırlı kalıyor Toplamda, Doğu Asya, Kuzey Avrupa ve Kuzey Amerika arasındaki ticaretin yaklaşık yüzde 3,5’inin Arktik rotalarını kullanması bekleniyor. Bu nedenle, kısa vadede bu rotaların küresel ticaret haritası üzerindeki etkisinin sınırlı kalacağı öngörülüyor. Buna karşın bazı sektörlerin bu gelişmeden avantaj sağlaması bekleniyor. Özellikle tahıl, enerji, metal ve ormancılık ile bağlantılı sektörler öne çıkıyor. Bu durum nasıl yorumlanmalı? Kuzey Amerika’dan Doğu Asya’ya yapılan ihracatın değer bazında yaklaşık yüzde 7’sinin Arktik rotaları üzerinden taşınabileceği öngörülüyor. Bu da toplamda 22 milyar dolarlık bir hacme karşılık geliyor; bunun 6 milyar doları kuru dökme yükten, 16 milyar doları ise sıvı dökme yükten oluşuyor. ABD’nin kuzeydoğu kıyısında veya Kuzey Avrupa’da konumlanan dökme yük ihracatçıları, daha düşük taşıma maliyetleri ve kısalan transit süreler sayesinde Asya pazarlarında rekabet güçlerini artırabilir. Buna karşılık Güney Amerika’daki bazı rakipler (demir cevheriyle Brezilya, bakırla Şili) ile Afrika’daki bazı üreticiler (belirli minerallerde Demokratik Kongo Cumhuriyeti) göreli taşıma avantajlarında zayıflama yaşayabilir. Üreticilerin ötesinde, geleneksel deniz rotalarına yüksek ölçüde bağımlı bazı ülkeler de kırılgan hale gelebilir. Kanal gelirlerinin GSYH içinde önemli paya sahip olduğu Mısır ve Panama bu açıdan öne çıkıyor. Asya-Avrupa ticaretinde kilit rol oynayan bazı büyük liman merkezleri de ticaret akışlarının bir bölümünün kuzeye kayması halinde stratejik konumlarını sorgulamak durumunda kalabilir. Bu kapsamda Singapur ve daha sınırlı ölçüde Cebel Ali öne çıkan örnekler arasında yer alıyor. Ancak bu risk daha uzun vadeye yayılıyor; zira Arktik taşımacılığın 2030 yılına kadar konteyner taşımacılığına açılması beklenmiyor. Henüz ikincil önemde bir ticaret rotası olsa da önemli bir jeopolitik unsur Arktik rotaları mesafe açısından avantaj sunsa da gelişimleri önemli kısıtlarla karşı karşıya bulunuyor. Seyrüsefer süreleri hâlâ mevsimsel özellik gösterirken, buz koşulları değişken ve öngörülemez kalıyor; birçok durumda buz kırıcı gemilerin kullanımı zorunlu hale geliyor. Bu nedenle Arktik bölgesi giderek artan bir stratejik rekabet alanına dönüşmüş durumda. Kuzey Deniz Rotası büyük ölçüde Rusya’nın kontrolünde bulunurken, Çin bölgedeki varlığını ve kutup kapasitesini kademeli olarak güçlendiriyor. ABD de bölgede etkisini artırma yönünde adımlar atıyor. Bu çerçevede Arktik rotalarının gelişimi, yalnızca lojistik maliyetlerin değerlendirilmesiyle sınırlı kalmıyor; egemenlik, kritik altyapının kontrolü, kaynaklara erişim ve güç dengelerinin yeniden şekillenmesi gibi başlıkları da beraberinde getiriyor. Kısa vadede bu rotaların değeri ticari olmaktan çok siyasi bir nitelik taşıyor. Konteyner taşımacılığı ekonomik olarak geniş ölçekte uygulanabilir hale gelmediği sürece, küresel ticaret dengelerinde köklü bir değişim yaratmaları beklenmiyor. Coface sektör ekonomisti Eve Barré ise bu durumla ilgili, “Arktik deniz rotaları, mesafeleri kısaltmaları nedeniyle dikkat çekiyor. Ancak önümüzdeki birkaç yıl içinde ticari ilgi oldukça sınırlı kalacak ve ağırlıklı olarak hammadde taşımacılığı etrafında yoğunlaşacak” açıklamasında bulunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Aygaz, Filosunu İki Yeni Gemi Yatırımıyla Güçlendiriyor Haber

 Aygaz, Filosunu İki Yeni Gemi Yatırımıyla Güçlendiriyor

Çift yakıt teknolojisine sahip, yaklaşık 90 bin metreküp kapasiteli gemilerle birlikte şirket, 65. yılında tedarik zincirini güçlendirmeye yönelik yatırımlarını hız kesmeden sürdürüyor. Aygaz, tedarik zincirinin her halkasında yer alma ve arz güvenliğini güçlendirme hedefi doğrultusunda yeni bir adım daha attı. Hyundai Heavy Industries tersanesinde inşa edilecek iki adet LPG gemisi için imzalanan yeni sözleşmeyle birlikte, Aygaz bu yıl toplam üç gemi için yatırım sürecini başlatmış oldu. Hyundai Heavy Industries ile gerçekleştirilen sözleşme, Aygaz Genel Müdürü Melih Poyraz ve Mali İşlerden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Zeynep Keskin ile Hyundai Heavy Industries’i temsilen Hyoung Won Hahm ve Y. H. Yeo tarafından imzalandı. Panamax segmentinde yer alan ve yaklaşık 90 bin metreküp kapasiteye sahip olacak gemiler, çift yakıt (Dual Fuel) teknolojisi ile donatılacak. Bu sayede operasyonel verimlilik artırılırken, daha düşük emisyonlu ve çevre dostu bir taşımacılık altyapısına katkı sağlanması hedefleniyor. Gemilerden birinin 2028 yılının son çeyreğinde, diğerinin ise 2029 yılının ikinci çeyreğinde filoya katılması planlanıyor. Poyraz: “65. yılımızda attığımız bu adım geleceğe yönelik stratejik bir hamle” İmza töreninde konuşan Aygaz Genel Müdürü Melih Poyraz, gerçekleştirilecek gemi yatırımlarının şirketin uzun vadeli vizyonuyla doğrudan bağlantılı olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Tedarik zincirimizin her halkasında daha güçlü bir yapı kurma hedefiyle yatırımlarımıza kararlılıkla devam ediyoruz. Filomuza katılacak bu iki yeni gemiyle birlikte, bu yıl içindeki üçüncü gemi yatırımımızı hayata geçiriyoruz. 65. yılımızı kutladığımız bu dönemde attığımız bu adım; arz güvenliğimizi güçlendirecek, küresel rekabet gücümüzü artıracak ve sürdürülebilirlik yaklaşımımızı destekleyecek stratejik bir hamle niteliği taşıyor. Çift yakıt teknolojisine sahip bu gemilerle, daha verimli ve daha çevreci bir taşımacılık altyapısını hayata geçirirken, geleceğin ihtiyaçlarına bugünden hazırlık yapıyoruz.” 65. yılda güçlü yatırım hamlesi Aygaz, 65 yıllık köklü geçmişinden aldığı güçle, enerji sektöründe küresel ölçekte daha rekabetçi bir yapı kurma hedefi doğrultusunda yatırımlarına devam ediyor. Şirketin deniz taşımacılığı alanındaki bu yeni adımı, filo kapasitesini artırırken küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı daha güçlü ve esnek bir yapı oluşturma amacını taşıyor. Dual Fuel teknolojisi sayesinde LPG ve farklı yakıt türleriyle çalışabilen gemiler, enerji taşımacılığında verimlilik ve çevresel performansı birlikte ele alan bir yaklaşım sunuyor. Bu yatırımlar, Aygaz’ın sürdürülebilirlik odağını yalnızca operasyonel süreçlerde değil, lojistik ve tedarik zinciri yatırımlarında da önceliklendirdiğini ortaya koyuyor. Aygaz, tedarik zincirinde ilave katma değer yaratmayı ve arz güvenliğini artırmayı stratejik bir öncelik olarak konumlandırırken; deniz taşımacılığı yatırımlarını bu yaklaşımın önemli bir parçası olarak değerlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

RMK Marine, Ditaş Denizcilik için İnşa Ettiği T. Florya’yı Denize İndirdi    Haber

RMK Marine, Ditaş Denizcilik için İnşa Ettiği T. Florya’yı Denize İndirdi  

RMK Marine’in Tuzla’daki tersanesinde gerçekleştirilen törene Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Denizcilik Genel Müdürü Ünal Baylan, Suudi Arabistan Ulaştırma Bakan Yardımcısı Essam Alammari, Koç Holding, Tüpraş ve Ditaş Denizcilik’ten üst düzey yetkililer katılım sağladı. Gerçekleştirilen törende konuşan RMK Marine Genel Müdürü Dr. Utku Alanç: “İki köklü Türk denizcilik şirketi arasındaki güçlü iş birliğini ve yerli mühendisliğin ulaştığı yüksek seviyeyi bu proje ile bir kez daha göstermiş olmanın gururunu yaşıyoruz.” ifadelerine yer verdi. 125 metre boyunda T. Florya Kimyasal Tankeri, yüksek operasyonel verimlilik hedefiyle, ileri mühendislik yaklaşımıyla Delta Marine tarafından titizlikle tasarlandı. Emniyet, yük esnekliği, performans kriterleri gözetilerek geliştirilen T. Florya, farklı operasyonel ihtiyaçlara cevap verebilecek teknik altyapısı, uluslararası denizcilik standartlarına uygun donanımı ve modern sistem entegrasyonu ile küresel kimyasal taşımacılık operasyonlarında etkin bir rol üstlenmeye hazırlanıyor. Ditaş Denizcilik Genel Müdürü Çağatay Ölken törene ilişkin şunları ifade etti: “T. Florya, yalnızca filomuza katılan yeni bir gemi değil; aynı zamanda operasyonel mükemmeliyet, verimlilik ve sürdürülebilirlik odağımızın somut bir yansımasıdır. Genç, modern ve yüksek performanslı filo yapımızı daha da güçlendirme hedefimiz doğrultusunda attığımız bu adım, rekabet gücümüzü ileri taşıyacak. Metanol yakıt sistemine hazır altyapısı sayesinde T. Florya, düşük karbonlu deniz taşımacılığı vizyonumuz ile uyumlu olarak alternatif yakıtlara uyum kabiliyetimizi güçlendirecek. Yerli mühendislik ve güçlü iş birlikleri ile hayata geçirilen bu proje, Türk denizcilik sektörünün küresel ölçekteki konumunu da destekliyor. Önümüzdeki dönemde de çevresel sorumluluk, güvenlik ve operasyonel verimlilik odağında yatırımlarımıza kararlılıkla devam edeceğiz.” Türk Denizciliğinde Stratejik Bir Adım Deneme seyrinin tamamlanmasının ardından 2026 yılının üçüncü çeyreğinde teslim edilmesi planlanan T. Florya, Ditaş Denizcilik’in filo yapılanmasında önemli bir kilometre taşı olacak. Proje, yalnızca yeni bir gemi inşa sürecini değil, aynı zamanda Türk denizcilik sektöründe mühendislik, kalite ve güvenlik standartlarının daha da ileri taşınmasına yönelik güçlü bir adımı temsil ediyor. İleriki dönemde geleceğin düşük emisyonlu yakıtlarından metanol kullanabilme özelliğine yönelik optimize edilmiş tasarımı ve ana makine konfigürasyonu ile T. Florya Kimyasal Tankeri, RMK Marine ve Ditaş Denizcilik’in sürdürülebilirlik, çevresel sorumluluk ve geleceğe yönelik yeşil dönüşüm vizyonunu bir kez daha ortaya koyuyor. RMK Marine Gemi inşa sektöründe Türkiye’nin lider tersanelerinden biri olan RMK Marine, 1997 yılından bu yana Koç Topluluğu çatısı altında küresel ölçekte faaliyetlerini sürdürmekte ve müşteri ihtiyaçlarına özel çözümler sunmaktadır. RMK Marine, ticari ve askeri gemiler ile süper yat sektörü de dahil olmak üzere, yüksek teknolojiye sahip platformların gemi inşasında uzmanlaşmıştır. Sürdürülebilirlik vizyonuyla hareket eden tersane; ticari yelkenli gemiler, dual yakıtlı gemiler ile hibrit ve tamamen elektrikli gemiler gibi alternatif enerjiyle çalışan tahrik sistemleri geliştirerek çevreyi ve geleceği destekleyen yenilikçi çözümler sunmaktadır. RMK Marine yenilikçilik, kalite ve verimlilik konularındaki kararlılığını teknoloji ve altyapıya yapılan sürekli yatırımlar ile desteklemektedir. Tüm gemi inşa faaliyetlerini uluslararası kalite standartlarına uygun olarak sürdürmeye özen gösteren tersane, iş sağlığı ve güvenliği, çevresel duyarlılık ve operasyonel verimliliği her zaman önceliklendirmektedir. Ditaş Denizcilik Ditaş Deniz İşletmeciliği ve Tankerciliği A.Ş., 1974 yılından bu yana, deniz taşımacılığı alanında faaliyet gösteren ve enerji lojistiğinde uzmanlaşmış bir şirkettir. Şirket, 17 adet farklı tip ve boyutta tankerden oluşan filosu ve toplam 712.000 DWT taşıma kapasitesi ile Türk bayraklı en güçlü ve en genç tanker filolarından birine sahiptir. Ditaş Denizcilik yaklaşık 800 kişilik çalışan kadrosu ile gemi İşletmeciliğinin yanı sıra brokerlik, acentelik, vetting ve römorkörcülük hizmetleri sunmaktadır. Uluslararası klas kuruluşları tarafından sertifikalandırılmış filosu ile operasyonlarını sürdüren Ditaş Denizcilik, tüm uluslararası denizcilik regülasyonlarına tam uyum içinde faaliyet göstermektedir. Gelişmiş filo yönetim sistemleri, planlı bakım süreçleri ve dijital izleme altyapısı sayesinde yüksek operasyonel verimlilik ve emniyet standartları sağlanmaktadır. Tecrübeli kadrosu ile Koç Holding, Tüpraş ve TSKGV’nin gücünden aldığı destekle, Türkiye başta olmak üzere dünyanın birçok noktasında operasyonlarını başarıyla sürdürmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir Haber

 Türkiye Deniz, Kara ve Demiryolu Avantajı ile  Riskleri Fırsata Çevirebilir

Dünyanın en kritik enerji geçiş noktalarından Hürmüz Boğazı’nın kapatılması sonrası Türkiye’nin risk ve fırsatlarını değerlendiren IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi, “Bu kriz ortamı Türkiye’nin deniz, kara ve demiryolunu bir arada kullanabilen çoklu koridor avantajını güçlendirmesini sağlayacaktır. Lojistik sektöründe dayanıklılık odaklı yeni servis modelleri, artırılmış görünürlük, garanti edilen teslim süreleri ve esnek depolama çözümleri daha fazla talep görüyor. Ayrıca risk yönetimi olgunluğu yüksek firmalar, belirsizlik dönemlerinde daha hızlı adapte olarak rekabette belirgin biçimde öne çıkıyor” dedi. İran’ın ABD-İsrail saldırılarının ardından Hürmüz Boğazı'nı kapattığını duyurması, ciddi bir krizi de beraberinde getirdi. Ülkelerin bundan sonraki stratejileri dikkatle takip ediliyor. Uzmanlar ise Türkiye’nin söz konusu riskleri avantaja dönüştürebileceğinin altını çiziyor. Küresel tüketimin yüzde 20’sini kapsıyor Hürmüz, küresel enerji ticaretinin en kritik “dar boğazlarından” biri olarak görülüyor. Günlük petrol ve petrol ürünü akışının 20 milyon varilin üzerinde olduğu; bunun da küresel tüketimde yaklaşık %20 düzeyine karşılık geldiği belirtiliyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; Türkiye açısından bu kriz, enerji fiyatı, tedarik süresi ve sigorta maliyetleri üzerinden tüm lojistik ekosistemini etkileyen bir risk setini de beraberinde getiriyor. “Kalıcı kırılma ihtimali var; ancak bu kırılma Hürmüz’ün önemini kaybetmesi şeklinde değil, şirketlerin tek koridor bağımlılığını azaltması şeklinde gerçekleşecektir” diyen Murat Çiftçi, Hürmüz krizi ile birlikte rota çeşitlendirme, stok stratejileri ve sözleşmesel esnekliğin kalıcı hale gelebileceği gibi sonuçların ortaya çıkacağını belirtti. Rotalarda yeniden yapılanma gündeme gelecek Murat Çiftçi; “ABD–İran geriliminin tırmanması halinde Türkiye’nin dış ticaret rotalarında orta vadede belirgin bir yeniden yapılanma göreceğimizi düşünüyorum. Çoklu rota stratejileri öne çıkacak; şirketler tek bir hatta bağımlı kalmak yerine deniz, demiryolu ve karayolunu birlikte kullanan portföy yaklaşımına yönelecek. Bazı denizyolu hatlarında gemilerin Süveyş yerine Ümit Burnu’na dönmesi gibi rota sapmaları transit sürelerini uzatacağı için tedarik ve üretim planları yeniden kurgulanmak zorunda kalacak. Ayrıca sözleşme ve teslim şekillerinde, özellikle Incoterms tarafında, gecikme riskinin, ek navlun ve sigorta maliyetlerinin hangi tarafa yazılacağı daha kritik bir müzakere başlığı hâline gelecek. Bu tablo kısa vadede riskleri artırsa da Türkiye’nin lojistik üs olma hedefi açısından aynı zamanda bir fırsat penceresi yaratıyor. Türkiye’nin Karadeniz, Akdeniz ve güçlü kara bağlantıları sayesinde sahip olduğu çoklu erişim avantajı bu tür kriz dönemlerinde daha görünür hâle geliyor. Lojistik üs olmanın yalnızca coğrafi konumla değil, dayanıklılık, alternatif yaratma kapasitesi ve hizmet kalitesiyle mümkün olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor; dolayısıyla odak hacimden çok risk yönetimi kabiliyetine kayıyor” şeklinde konuştu. Ürün bazında rota tasarlanması gerekiyor Hürmüz’ün geçişe kapanmasıyla birlikte Türkiye’ye gelen petrol, petrokimya ve enerji ürünlerinde tedarik sürelerinin uzamasının kaçınılmaz olduğunu dile getiren Murat Çiftçi, “Savaş riski sigortalarında kapsam daralması ile güvenlik koşullarının ağırlaşması, sefer kararlarını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle özellikle “tam zamanında” çalışan sektörlerde gecikmeler çok daha görünür oluyor. Deniz taşımacılığındaki gecikme ve rota değişikliklerinin Türkiye’deki üreticilere yansıması ise şu şekilde olacak: Hammadde ve ara malı tedariğindeki gecikmeler üretim planlarını kaydıracak, belirsizlik nedeniyle daha stok maliyetleri yükselecek ve navlun, sigorta ile finansman maliyetlerindeki artış doğrudan ürün fiyatlarına yansıyacak. Alternatif rotalara baktığımızda Kızıldeniz–Süveyş hattı güvenlik normalleştiğinde hâlâ en verimli koridorlardan biri olsa da risk dalgalanması yüksek. Ümit Burnu’na sapma daha uzun transit süreleri ve daha yüksek yakıt ile operasyon maliyetleri anlamına geliyor ancak güvenlik nedeniyle tercih edilebiliyor. Doğu Akdeniz odaklı planlar Türkiye açısından özellikle konteyner, aktarma ve kısa deniz taşımacılığı tarafında uygulanabilir; Kuzey Koridoru ise bazı ürün gruplarında demiryolu alternatifi sunuyor fakat kapasite, maliyet ve operasyonel uyum her yük için aynı değil. Özetle alternatifler mevcut, ancak her yük için aynı derecede uygun değiller; şirketlerin ürün bazında rota tasarlaması gerekiyor” dedi. Daha pahalı ama güvenli ve öngörülebilir çözümler öne çıkacak Murat Çiftçi, Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisine yönelik de şunları söyledi: “Lojistik şirketleri bu tür jeopolitik belirsizliklerde operasyonel planlamalarını hızla revize ediyor; rota ve taşıyıcı portföylerini genişleterek tek hat ya da tek taşıyıcıya bağımlılığı azaltıyor, transit sürelerin uzayacağı varsayımıyla satış ve operasyon planlarını güncelliyor, liman ve terminal bazlı alternatif aktarma, geçici depolama ve gümrük çözümlerini içeren B planlarını devreye alıyor ve sözleşmelere force majeure, ek maliyet ve gecikme hükümlerini daha net şekilde ekliyor. Hürmüz krizinin navlun fiyatları ve sigorta primlerine etkisi ise hızlı ve çift yönlü oluyor; savaş riski ek ücretleri ve “conflict surcharge” gibi kalemler devreye girerken bazı bölgelerde savaş riski teminatlarının daraltılması ya da iptali gündeme geliyor ve bu durum hem fiyatı hem de sigorta bulunabilirliğini etkiliyor. Türkiye’deki firmalar özellikle enerji ve petrokimya, otomotiv yan sanayi ve hızlı dönen tüketim ürünleri gibi zaman ve maliyet hassas sektörlerde bu baskıyı daha yoğun hissediyor. Petrol fiyatlarındaki dalgalanma da lojistik maliyetlerine gecikmeli ama güçlü bir şekilde yansıyor; yakıt ve bunker maliyetleri artıyor, karayolu taşımacılığında fiyat baskısı oluşuyor ve son dönemde petrolün sert hareket ettiği, hatta 100 dolar senaryolarının konuşulduğu bir ortamda maliyet planlaması daha da zorlaşıyor. Bu kriz ortamı lojistik şirketlerinin kârlılık projeksiyonlarını iki yönlü etkiliyor: Yakıt, navlun, sigorta ve finansman maliyetlerindeki artış marjları sıkıştırırken, bazı müşterilerin daha pahalı ama daha güvenli ve öngörülebilir çözümlere yönelmesi doğru fiyatlama ve güçlü risk yönetimi yapan oyuncular için ayrışma fırsatı yaratıyor.” Lojistik altyapı yatırımlarının yönü de değişecek Hürmüz krizinden enerji, kimya, otomotiv ve gıda sektörlernin farklı derecelerde etkilendiğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Enerji ve petrokimya tarafı fiyat ve tedarik süresi hassasiyeti en yüksek grup olduğu için dalgalanmaları ilk hisseden oluyor, kimya sektörü ara malı bağımlılığı nedeniyle yaşanan her gecikmeyi zincirleme biçimde üretime yansıtıyor, otomotiv sektörü “just‑in‑time” yapısı nedeniyle gecikmeye en düşük toleransa sahip alanlardan biri olarak öne çıkıyor ve gıda tarafında ise soğuk zincir gereklilikleri ile raf ömrü kısıtları nedeniyle gecikme riski çok daha kritik bir hâl alıyor. Türkiye’de etki özellikle enerji ve petrokimya girişlerinin yoğunlaştığı rafineri ve terminal bağlantılı liman hatlarında, konteyner trafiğinin yüksek olduğu ana hub’larda ve Ro‑Ro ile otomotiv tedarik zincirine bağlı hatlarda daha görünür hâle geliyor; burada belirleyici olan her sektörün hangi liman–terminal kombinasyonunu kullandığı. Bu kriz aynı zamanda lojistik altyapı yatırımlarının yönünü de değiştiriyor; çok modlu taşımacılık çözümleri, demiryolu bağlantıları, iç lojistik merkezleri, limanlarda verimlilik ve kapasite artışı, depolama ve dağıtım ağlarında esneklik ile dijital görünürlük ve erken uyarı sistemleri yatırım önceliği hâline geliyor” dedi. Sigorta programları risk arttığında anlık güncellenmeli Murat Çiftçi, bundan sonraki süreçte yapılması gerekenleri ise şu şekilde sıraladı: “Dayanıklılığı artırmak için devlet tarafında kritik ürünlerde tedarik çeşitlendirmesini destekleyen çerçeveler, lojistik koridorlarında altyapı ve gümrük süreçlerinin hızlandırılması ve kriz dönemlerinde etkin bilgi koordinasyonu öne çıkarken; özel sektör tarafında ise tedarik ve rota portföyü stratejisi, stok–finansman–sözleşme senaryolarının güçlendirilmesi ve sigorta programlarının risk arttığında anlık olarak güncellenmesi gerekiyor. Önümüzdeki 6–12 ayda enerji fiyatlarındaki oynaklığın navlun maliyetlerine yansıması, savaş riski teminat koşullarının sıkılaşması ve prim artışları ile rota sapmalarının transit süreleri uzatarak tedarik planlarını bozması en kritik riskler olarak dururken; Türkiye’nin deniz–kara–demiryolu kombinasyonuyla çoklu koridor avantajını güçlendirmesi, lojistikte dayanıklılık odaklı yeni servis modellerinin öne çıkması ve risk yönetimi olgunluğu yüksek firmaların rekabette ayrışması önemli fırsatlar yaratıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aygaz’dan Tedarik Zincirini Güçlendiren Yeni Gemi Yatırımı    Haber

Aygaz’dan Tedarik Zincirini Güçlendiren Yeni Gemi Yatırımı  

Türkiye’nin lider enerji şirketi Aygaz, tedarik zincirinde ilave katma değer yaratmak ve küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı arz güvenliğini artırmak amacıyla 52.000 ton (93.000 cbm) kapasiteli, Dual Fuel (LPG/Fuel Oil) VLGC (Very Large Gas Carrier) gemi siparişi verdi. Hyundai Heavy Industries (Hd Hyundai Samho Co. Ltd) tersanesinde inşa edilecek olan geminin 2028 yılında filoya katılması planlanıyor. Hyundai Heavy Industries ile gerçekleştirilen inşa sözleşmesi kapsamında, Aygaz Genel Müdürü Melih Poyraz, Aygaz Genel Müdür Yardımcısı Gökhan Dizemen ile Hyundai Heavy Industries’i temsilen Hyoung Won Hahm ve Jun Park’ın katıldığı bir imza töreni düzenlendi. Törende konuşan Aygaz Genel Müdürü Melih Poyraz, LPG’nin ekonomik ve küresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılması konusunda çok kritik bir ürün olduğunu vurguladı. Poyraz, “Değer zincirinin her aşamasında söz sahibi olma vizyonumuz doğrultusunda filomuza katılacak olan bu geminin, önümüzdeki yılların ihtiyaçlarını da gözeten stratejik bir adım olduğunu paylaşmak isterim. Bu yatırımla tedarik güvenliğimizi güçlendirirken, çevresel sorumluluğumuzu da dikkate alıyoruz. Dual Fuel teknolojisi sayesinde gemimiz, daha düşük emisyonlu ve daha verimli bir taşımacılık altyapısına katkı sağlayacak. Bu yaklaşım, sürdürülebilirlik odağımızı lojistik ve tedarik zinciri yatırımlarına da yansıttığımızın bir göstergesi. Gemimiz denizlerde Aygaz bayrağını taşırken; arkasında 65 yıllık birikimi, güçlü kurum kültürümüzü ve geleceğe olan inancımızı temsil edecek” ifadelerini kullandı. Aygaz’ın mevcut deniz taşımacılığı filosunda yer alan Beykoz, Beylerbeyi, Kuzguncuk ve Bebek isimli dört gemiye eklenecek yeni VLGC ile şirketin lojistik ve tedarik kabiliyetlerinin önemli ölçüde güçlendirilerek LPG tedarikinde daha esnek, daha güvenli ve ticari faaliyetlerinde daha rekabetçi bir yapıya kavuşması hedefleniyor. Yeni gemi yatırımı, çevresel sürdürülebilirlik açısından da önemli bir adım niteliği taşıyor. LPG çift yakıtlı makine sistemi sayesinde gemi, daha düşük emisyonlu ve daha verimli bir taşımacılık altyapısına katkı sağlayacak. Bu yaklaşım, Aygaz’ın sürdürülebilirlik odağını lojistik ve tedarik zinciri yatırımlarına da yansıttığını ortaya koyuyor. Bu yıl kuruluşunun 65. yılını kutlayan Aygaz, köklü geçmişinden aldığı güçle geleceğe yönelik yatırımlarını kararlılıkla sürdürmeye devam ediyor. VLGC gemi yatırımı; Aygaz’ın entegre iş modeli, güçlü operasyonel altyapısı ve uzun vadeli stratejik bakış açısının somut bir göstergesi olarak değerlendiriliyor. İmzası atılan yeni gemi, filoya katıldığında denizlerde Aygaz bayrağını taşırken; şirketin 65 yıllık birikimini, güçlü kurum kültürünü ve geleceğe olan inancını da temsil edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Deniz Taşımacılığında Yeni Dönem Haber

Türk Deniz Taşımacılığında Yeni Dönem

Küresel krizlerin deniz taşımacılığını yeniden şekillendirdiği bir dönemde, Türk denizcilik sektörü kendi filolarına ve hatlarına yatırım yaparak “lojistik bağımsızlık” hedefine adım adım yaklaşıyor. 40 yılı aşkın tecrübesiyle yeni hatlar kuran Cenk Shipping Group, ekonomiye doğrudan döviz girdisi sağlıyor. Türkiye, küresel ticarette değişen dengelere paralel olarak deniz taşımacılığında yeni bir büyüme dönemine giriyor. Karadeniz’den Akdeniz’e uzanan stratejik konumu, artan liman kapasitesi ve Ro-Ro hatlarındaki yeni yatırımlarla ülke, lojistikte bölgesel bir güç merkezi haline geliyor. 40 yılı aşkın tecrübesiyle Türk deniz taşımacılığına yön veren Cenk Shipping Group, stratejik yatırımlarına hız kesmeden devam ediyor. Şirket, sürdürülebilir büyüme, ulusal filo gücü ve yeşil denizcilik hedefleriyle Türkiye’nin “mavi ekonomi” vizyonuna öncülük ediyor. Cenk Shipping Group Yönetim Kurulu Başkanı Attila Yener, “Deniz taşımacılığı, yalnızca bir taşıma biçimi değil; üretim, ihracat ve ekonomik sürdürülebilirliğin temel halkasıdır. Türkiye’nin geleceği denizdedir.” diyerek denizcilik sektöründeki dönüşümün önemine dikkat çekiyor. Hatlar Kalıcı Hale Gelmeli Türk deniz taşımacılığında son yıllarda artan filo yatırımları, sektörde sürdürülebilir büyümenin önünü açarken, yerli hatların kalıcılığının stratejik önemine dikkat çeken Attila Yener, ‘‘Türk denizcilik sektörünün kendi filosunu güçlendirerek dışa bağımlılığı azaltması gerekiyor. Kriz dönemlerinde yabancı firmalar çekiliyor, normalleştiğinde geri dönüyorlar. Bizim hedefimiz, kalıcı hatlar oluşturmak. Bu sadece ekonomik bir gereklilik değil, stratejik bir zorunluluktur. Türk taşımacısı kendi denizlerinde kalıcı hale gelmelidir.” dedi. Deniz Taşımacılığında Rekabet İçin Reform Şart Türkiye’nin deniz taşımacılığında bölgesel bir merkez haline gelmesi için altyapı ve mevzuat reformları yeniden gündemde. Attila Yener, ülkenin rekabet gücünü artırmak için hem liman altyapısında hem de vergisel düzenlemelerde kapsamlı adımların atılması gerektiğini vurgulayarak, “Ro-Ro hatları için özel teşvik modelleri geliştirilmeli. Yakıt üzerindeki KDV ve ÖTV yükü azaltılırsa kabotaj hattı yeniden cazip hale gelir. Bu düzenlemeler yalnızca taşımacıyı değil, ihracatçıyı da doğrudan destekleyecektir.” dedi. Sektörün sürdürülebilir büyümesi için Türkiye limanlarında Ro-Ro rampaları ve terminal altyapısının standardizasyonunun kritik öneme sahip olduğunu da belirten Yener, bu alanda yapılacak düzenlemelerin Türkiye’yi uluslararası denizcilik liginde daha güçlü bir konuma taşıyacağını ifade etti. Yeşil Dönüşümle Denizlerde Yeni Bir Dönem Başlayacak Dünya denizcilik sektörü hızla “yeşil dönüşüm”e geçerken, Türkiye de bu sürecin aktif bir oyuncusu olma yolunda ilerliyor. Çevreci teknolojilere ve yerli üretim gücüne odaklanan Cenk Shipping Group, Türkiye’nin yeşil denizcilik dönüşümüne öncülük eden şirketlerden biri konumunda. Yeni nesil düşük emisyonlu gemi yatırımlarını planlayan şirket, aynı zamanda yerli Ro-Ro gemileri için Türk tersaneleriyle ortak üretim modelleri üzerinde çalışıyor. Bu dönüşümün hem çevresel hem de ekonomik kazanç sağlayacağını ifade eden Yener, “Türk tersaneleri desteklenirse, kendi Ro-Ro gemilerimizi üretebiliriz. Çin ve Hindistan bunu devlet teşvikleriyle başardı. Biz de karbon salımını azaltacak çevreci gemi teknolojilerine yatırım yapıyoruz. Yeşil dönüşüm artık bir tercih değil, bir zorunluluktur.” dedi. Türkiye, Bölgesel Lojistik Üs Olacak Türkiye, deniz taşımacılığında önümüzdeki beş yıl için sürdürülebilir büyüme, yerli üretim ve entegrasyon temelli bir strateji izliyor. Bu vizyon doğrultusunda Cenk Shipping Group, çevreci gemi yatırımları ve yerli tersanelerle iş birliğiyle Türk filosunun kapasitesini artırmayı, deniz–demiryolu entegrasyonuyla da ülke genelinde lojistik zinciri güçlendirmeyi hedeflediklerini belirten Attila Yener, “Denizcilik sadece gemi işletmek değil; üretimi, ihracatı ve savunmayı aynı zincirde buluşturmaktır. Türkiye bu zinciri tamamladığında, yalnız taşımacılıkta değil, ekonomide de bölgesel lider konumuna gelecektir.” açıklamasını yaptı.

Cenk Shipping Group Cumhuriyetimizin 102. Yılında Denizlerde Yeni Bir Dönem Başlatıyor Haber

Cenk Shipping Group Cumhuriyetimizin 102. Yılında Denizlerde Yeni Bir Dönem Başlatıyor

Türkiye Cumhuriyeti’nin 102. yılı, denizcilikteki güçlü dönüşümün de simgesi oldu. Atatürk’ün “Denizlere hâkim olan, geleceğe hâkim olur” vizyonundan ilham alan Cenk Shipping Group, Türk denizcilik tarihinde ilkleriyle yazdığı başarı hikâyesine yeni bir sayfa eklemeye hazırlanıyor. Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Attila Yener, “Cumhuriyetimizin bize miras bıraktığı en büyük güç, üretme ve başarma azmidir. Biz de bu azimle denizlerde kendi rotamızı çizdik. Yeni hatlarımızla Türkiye’nin lojistik bağımsızlığına katkı sağlarken, ihracatçılarımıza ve transit ticarete yeni fırsatlar sunuyoruz” diyerek hem geçmişe hem de geleceğe vurgu yaptı. Deniz taşımacılığı sadece bir sektör değil, kalkınmanın sigortası Cumhuriyet Bayramı vesilesiyle yaptığı açıklamada denizciliğin stratejik değerine vurgu yapan Yener, “Deniz taşımacılığı, bir ülkenin dış ticaretteki nefes borusudur. Türkiye’nin lojistik bağımsızlığı için atılan her adım, ekonomimizin direncini ve bölgesel etkinliğini artırıyor. Yeni hatlarımızla hem ihracatçılarımıza hem de transit ticarete yeni fırsatlar sunuyoruz. Türk denizciliğinde yeni rotalar açtık, şimdi sırada bir üst aşama var.” İfadelerini kullandı. “Cumhuriyetimizin denizlerdeki teminatıyız” Cumhuriyet’in 102. yılı mesajında, Atatürk’ün vizyonuna bağlılıklarını ifade eden Attila Yener, “Atatürk’ün gösterdiği hedef doğrultusunda, Türkiye’nin geleceğini denizlerde görüyoruz. Bizim için denizcilik sadece ticaret değil, Cumhuriyetimizin ekonomik teminatıdır. Denizlerde var oldukça, Türkiye güçlü kalacaktır.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Otomobil Taşıyan İlk Gemisi 17 Yılda 1 Milyon Araç Taşıdı Haber

Türkiye’nin Otomobil Taşıyan İlk Gemisi 17 Yılda 1 Milyon Araç Taşıdı

Karadeniz limanlarından gerçekleştirilen araç taşımacılığı, Türkiye’nin ihracat kapasitesini güçlendiren ve bölgesel ticaretin hızlanmasını sağlayan kritik bir lojistik altyapı sunuyor. 2008 yılında filosuna kattığı Türkiye’nin ilk otomotiv taşıyıcı tipi (Carcarrier) gemisiyle deniz taşımacılığında bir ilke imza atan Cenk Shipping Group, 95 metre uzunluğundaki sancak rampalı gemisiyle liman operasyonlarında verimliliği artırıyor. Geniş rampası ve yüksek manevra kabiliyeti sayesinde gemi, limanlara yanaşma ve kalkışlarda kolaylık sağlarken, araç yükleme ve elleçleme süreçlerini hızlı ve güvenli bir şekilde gerçekleştiriyor. Yıllık 50.000 Araç Kapasitesiyle Ekonomiye Katkı Yaklaşık 600 otomobil kapasitesine sahip Cenk Car, aynı zamanda SUV ve hafif ticari araç taşıma imkânı sunuyor. Yıllık 50.000 araç taşıma kapasitesine ulaşan gemi, Karadeniz hattında yürütülen taşımacılığın ekonomik değerini her geçen yıl artırıyor. Bu kapasitenin Türkiye’nin otomotiv ihracatına ciddi bir katkı sağladığını vurgulayan Cenk Shipping Group Yönetim Kurulu Başkanı Attila Yener, “Her yıl on binlerce aracın güvenli şekilde taşınması, yalnızca bir lojistik faaliyet değil, aynı zamanda ihracatın nabzını tutan stratejik bir katkıdır. Bu faaliyetler, doğrudan Türkiye ekonomisinin dinamizmine güç katıyor.” ifadelerini kullandı. Karadeniz Hattında Düzenli Seferler, Kesintisiz Ticaret Cenk Car, 17 yıldır Karadeniz içi Carcarrier hatlarında kesintisiz olarak faaliyet gösteriyor. Gemi, Türkiye’nin Yarımcaport ve Safiport limanlarını, Gürcistan’ın Poti, Ukrayna’nın Chernomorsk ve Romanya’nın Köstence limanlarıyla birbirine bağlıyor. Düzenli seferlerin bölgesel ticaretin sürekliliğini sağladığını ifade eden Attila Yener, “Karadeniz, Türkiye’nin ekonomik damarlarından biri haline geldi. Biz bu hattı sadece bir taşıma rotası değil, bölge ekonomisini birbirine bağlayan bir ticaret köprüsü olarak görüyoruz.” dedi. Uzakdoğu’dan Kafkasya’ya Uzanan Ticaret Zinciri Cenk Shipping Group’un taşımacılık ağı, yalnızca deniz taşımacılığı ile sınırlı kalmıyor. Gürcistan hattında taşınan Uzakdoğu menşeili transit araçlar ve Türkiye ihracatı otomotiv ürünleri, altyüklenici firmalarla yapılan iş birlikleri sayesinde Tiflis (Gürcistan), Bakü (Azerbaycan) ve Kazakistan’ın Almatı ile Astana şehirlerine kadar ulaştırılıyor. Deniz taşımacılığının bir başlangıç noktası olduğunu vurgulayan Yener, “Karayolu entegrasyonuyla Orta Asya’ya kadar uzanan bir lojistik ağ oluşturduk. Bu, Türkiye’nin ihracat hedeflerini destekleyen stratejik bir adım.” açıklamasını yaptı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.