Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Deniz Üstü Rüzgar

Kapsül Haber Ajansı - Deniz Üstü Rüzgar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Deniz Üstü Rüzgar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi Haber

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılan YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Türkiye’de deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çerçevesini ilk kez bu ölçekte somutlaştırdı. Toplam 1.000 MW kapasiteli deniz üstü rüzgâr santraline ilişkin bağlantı kapasitesi tahsisini ve ilgili YEKA kullanım hakkını düzenleyen taslak, yalnızca yeni bir ihale sürecini değil; Türkiye’nin offshore rüzgârda nasıl bir yatırım modeli kurmak istediğini de ortaya koyuyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, taslağın Türkiye açısından önemli bir başlangıç olduğunu ancak offshore’da asıl belirleyici unsurun, açıklanan modelin yatırımcı açısından sürdürülebilir ve uygulanabilir hale gelmesi olacağını söyledi. TÜRKİYE’NİN DENİZÜSTÜ POTANSİYELİ, BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNİN ÜZERİNDE Dünya Bankası’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü “Offshore Wind Roadmap for Türkiye” çalışmasına göre, Türkiye’nin karasularındaki teknik denizüstü rüzgâr potansiyeli yaklaşık 75 GW seviyesinde bulunuyor. Bu potansiyelin büyük bölümü başta Ege ve Marmara olmak üzere belirlenen ana bölgelerde yoğunlaşıyor. Aynı yol haritası, Türkiye’nin 2035’e kadar yaklaşık 5 GW denizüstü rüzgâr kapasitesine ulaşabileceği bir gelişim senaryosu öngörüyor. Türkiye’nin denizüstü rüzgâr potansiyelinin birçok Avrupa ülkesinin üzerinde olduğunu vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yaklaşık 75 GW’lık teknik potansiyel, Türkiye açısından offshore’un bir ‘olur mu’ sorusu değil, bir zamanlama ve model sorusu olduğunu gösteriyor. 1.000 MW’lık ilk yarışma, bu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümüne karşılık geliyor; ancak doğru kurgulandığında arkasından gelecek çok daha büyük kapasitenin de yolunu açacak bir pilot işlevi görüyor. Kara rüzgârında Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’nin sanayi birikimi, gemi inşa geleneği ve liman altyapısı, bu potansiyeli yalnızca bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda bir tedarik zinciri ve ihracat fırsatı olarak değerlendirme imkânı sunuyor” dedi. TASLAK, GELİŞTİRME RİSKİNİ KISMEN TANIMLIYOR Taslağa göre yarışmayı kazanan yatırımcının, sözleşme imzasından itibaren en geç 1 yıl içinde ölçümlere başlaması ve en az 12 aylık meteorolojik/oşinografik ölçüm yapması gerekiyor. Ölçümler sonucunda kapasite faktörünün yüzde 40’ın altında çıkması halinde ise yatırımcı, gerekçe raporu sunarak sözleşmenin feshini talep edebiliyor. Benzer şekilde deniz tabanı araştırmaları sonrasında kapasitenin yüzde 50’sine kadar tadil edilmesi veya sözleşmeden çekilme imkânı da tanımlanıyor. Bu hakların ilk 4 yıl içinde kullanılabilmesi öngörülüyor. Şartname taslağında yatırımcı açısından en dikkat çekici başlıklardan birinin, ölçüm ve fizibilite sonuçlarına bağlı olarak tanımlanan çıkış mekanizmaları olduğunu belirten Arıcı: “YEKA DÜRES-2026 taslağı bu anlamda önemli; çünkü ilk kez offshore tarafında yalnızca potansiyel değil, ihalenin ekonomik, teknik ve operasyonel çerçevesi de tarif ediliyor. Ancak offshore gibi sermaye yoğun ve geliştirme süresi uzun bir alanda asıl mesele ihaleyi açmak değil; yatırımcının riskini doğru tarif eden, finansmanı mümkün kılan ve sahada uygulanabilir bir model kurabilmek. Bu yaklaşım önemli çünkü offshore projeler masa başında değil, sahada netleşen çok sayıda teknik veriye bağlı. Rüzgâr rejimi, deniz tabanı, temel tasarımı, kablo güzergâhı, liman lojistiği gibi değişkenler yatırımın nihai fizibilitesini ciddi biçimde etkiliyor. Taslağın bu belirsizlikleri yok saymak yerine belli ölçüde tanımlaması, yatırımcı açısından olumlu bir sinyal” diye konuştu. YERLİLİK YAKLAŞIMI DEĞERLİ, ANCAK OFFSHORE’UN GERÇEK MALİYET YAPISIYLA BİRLİKTE ELE ALINMALI Taslakta yer alan asgari yüzde 25 yerlilik zorunluluğunun ve bu oranın altında kalınması halinde eksik her yüzde 1’lik dilim için 5 milyon ABD doları ceza öngörülmesinin, Bakanlığın offshore’u yalnızca bir elektrik üretim yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası aracı olarak da kurguladığını gösterdiğini belirten Arıcı, “Türkiye’nin rüzgâr sanayisinde ciddi bir birikimi var; ancak offshore, karasal rüzgârdan çok daha farklı bir tedarik zinciri gerektiriyor. Burada yalnızca türbin ekipmanı değil; deniz üstü temel yapıları, denizaltı kablolama, liman altyapısı, kurulum ekipmanları, servis yapısı ve uzman insan kaynağı da devreye giriyor. Dolayısıyla yerlilik hedefi değerli olmakla birlikte, bu hedefin sektörün bugünkü kapasitesi ve offshore’un gerçek maliyet yapısı ile uyumlu bir geçiş planı içinde değerlendirilmesi kritik” dedi. Taslak yerlilikte yalnızca yaptırım değil, teşvik de tanımlıyor. Asgari %25 yerlilik oranının sağlanması kaydıyla, Ek-1’de listelenen aksamın Yerli Malı Belgeli kullanılması durumunda Nihai Alım Fiyatının uygulanmaya başladığı ilk 5 yıl boyunca fiyata ek bedel ekleniyor: jeneratör ve dişli kutusu/doğrudan tahrikli jeneratör için 0,60; kanat için 0,30; temel yapısı ve denizaltı kablolar için 0,20’şer; kule için 0,10 ABD Doları-cent/kWh. En yüksek katsayının jeneratör ve kanatta belirlenmesi, Bakanlığın yerlileştirmede hangi tedarik kalemlerini önceliklendirdiğini de ortaya koyuyor. FİYAT MEKANİZMASI YATIRIMCI İŞTAHI KADAR FİNANSMAN TARAFI İÇİN DE BELİRLEYİCİ OLACAK YEKA DÜRES-2026 taslağında yarışma için 11,00 ABD Doları-cent/kWh tavan fiyat ve 7,00 ABD Doları-cent/kWh taban fiyat belirlendiğini hatırlatan Arıcı, kapalı zarf tekliflerin ardından en düşük teklif sahipleri arasında açık eksiltme yapılacak olmasının, fiyat rekabetini artıracağını ancak offshore projelerde yalnızca yarışma fiyatına odaklanmanın eksik kalacağını ifade etti. Arıcı, “Taslağa göre ilk kabulün sözleşme imza tarihinden itibaren ilk 7 yıl içinde yapılması halinde, bu ilk 7 yıl boyunca üretilen elektrik için 12,00 ABD Doları-cent/kWh fiyat uygulanacak. İlk kabul sonrası dördüncü yılın bitiminden itibaren ise kapasite faktörü performansına bağlı nihai alım fiyatı devreye girecek. Erken devreye alma için getirilen 12 cent’lik mekanizma önemli bir teşvik unsuru. Ancak offshore projelerde finansman kuruluşlarının bakacağı başlık yalnızca ilk fiyat değil; izin süreçleri, inşaat takvimi, tedarik güvenliği, deniz operasyonlarının yönetimi ve sözleşme çerçevesinin öngörülebilirliği olacak. Dolayısıyla bu modelin gerçek gücü, sadece ihale günündeki rekabetten değil, finansman tarafında ne kadar bankable bulunduğundan anlaşılacak” değerlendirmesinde bulundu. Taslak, fiyatı üretim performansına da bağlıyor: ekonomik açıdan en avantajlı teklif %43 kapasite faktörüne göre verilmiş sayılıyor (Sözleşme Fiyatı) ve kapasite faktöründeki her bir birimlik düşüş için alım fiyatı %2,5 artırılıyor; faktörün %40’ın altına inmesi halinde %40 seviyesine karşılık gelen fiyat geçerli oluyor. Santral için Lisans süresi 49 yıl, elektrik alım süresi ise 27 yıl olarak tanımlanıyor. Bu kademelendirme, üretim performansı ile gelir arasındaki ilişkiyi finansman kuruluşları açısından öngörülebilir kılması bakımından önem taşıyor. TEMİNAT BÜYÜKLÜĞÜ VE TAKVİM, GÜÇLÜ YATIRIMCIYI ÇAĞIRIYOR AMA HATA PAYINI DARALTIYOR Taslakta başvuru aşamasında 50 milyon ABD doları, sözleşme öncesinde ise 200 milyon ABD doları tutarında teminat mektubu öngörülmesinin, Bakanlığın projeyi güçlü sermaye yapısına sahip yatırımcılarla ilerletmek istediğini gösterdiğini belirten Arıcı, “Şartnameye göre DÜRES için önlisans süresi azami 36 ay, lisans sonrası inşaat süresi de azami 36 ay olarak belirlenirken, belirli koşullarda inşaat süresine 12 aya kadar ek uzatma imkânı tanımlanıyor. Offshore projelerde takvim yalnızca yatırımcının performansına bağlı ilerlemez; deniz koşulları, tedarik takvimi, liman hazırlıkları, izin süreçleri ve şebeke bağlantısı gibi çok katmanlı unsurlar devreye girer. Bu nedenle belirlenen takvimin gerçekçi saha koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi, hem yatırımcı iştahı hem de projenin başarıyla tamamlanması açısından kritik” dedi. YEKA MODELİNİN ASIL AVANTAJI, İZİN VE ALTYAPI SÜREÇLERİNDE KAMUYU SÜRECİN İÇİNE ALMASI Taslağın yatırımcı açısından en güçlü yanlarından birinin, projeyi salt bir lisans tahsisi olmaktan çıkarıp kamuyu sürecin tarafı haline getirmesi olduğunu belirten Arıcı, “YEKA modelinin offshore’daki asıl katkısı, yatırımcıyı izin ve altyapı süreçlerinde yalnız bırakmaması. Taslakta Bakanlık; YEKA’nın yatırıma hazırlanması ve kamu kurumlarından alınması gereken izin ve onayların süresinde tamamlanması için iyi niyetle hareket etmeyi, iletim tesisleri ve nakil hatlarında koordinasyonu sağlamayı, alanın verimliliğini olumsuz etkileyecek imar düzenlemelerine karşı önlem almayı ve gerektiğinde şalt sahası ile enerji nakil hattı için acele kamulaştırma yapılabilmesini taahhüt ediyor. Bağlantı kapasitesinin baştan tahsis edilmiş olması, sahanın Resmî Gazete’de YEKA olarak ilan edilmesi ve 49 yıllık kullanım hakkı; izin ve arazi riskinin yüksek olduğu offshore’da yatırımcıya ciddi bir öngörülebilirlik sağlıyor. Buna YEKDEM kapsamındaki döviz bazlı ve uzun süreli alım garantisi eklendiğinde, model finansman tarafında güçlü bir zemin kazanıyor” dedi. Modelin sağladığı mali avantajlar da bununla sınırlı değil. Taslağa göre üretilen elektrik için TEİAŞ’a ödenen iletim tarifesi bedelleri 27 yıl boyunca YEKDEM kapsamında yatırımcıya geri ödeniyor; yatırımcı tarafından yapılan enerji nakil hattı bedelinin TEİAŞ tarafından geri ödenmesinde ise süre 1 yıl olarak uygulanıyor. Sistem işletmecisinden kaynaklanan kısıt talimatları nedeniyle oluşan gelir kayıplarının da alım süresi boyunca telafi edilmesi, yatırımcının operasyonel riskini kamu tarafıyla paylaşan bir çerçeve ortaya koyuyor. TÜRKİYE İÇİN ASIL SORU, OFFSHORE’UN BAŞLAYIP BAŞLAMAYACAĞI DEĞİL; NASIL BİR EKOSİSTEMLE BAŞLAYACAĞI Türkiye’nin deniz üstü rüzgârda sahip olduğu potansiyelin artık yalnızca enerji üretimi açısından değil; sanayi, teknoloji, mühendislik ve tedarik zinciri perspektifiyle de ele alınması gerektiğini vurgulayan Arıcı, “Bugün Türkiye açısından asıl soru offshore’a geçilip geçilmeyeceği değil; bunun nasıl bir yatırım ekosistemiyle yapılacağı. Eğer ilk proje, yatırımcıyı, tedarikçiyi, finansmanı ve kamu tarafını aynı zeminde buluşturan dengeli bir modelle ilerlerse, bu yalnızca 1.000 MW’lık bir proje olmaz; Türkiye’nin offshore rüzgâr yolculuğunun referans çerçevesine dönüşür. Bu nedenle YEKA DÜRES-2026 taslağını, ilk saha tahsisinden çok daha büyük bir yapısal başlangıç olarak okumak gerekiyor” diye konuştu. YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılmış olup; taslağa ilişkin görüş ve öneriler en geç 17 Ağustos 2026 tarihine kadar resmi yazıyla veya yeka@enerji.gov.tr adresine e-posta yoluyla Bakanlığa iletilebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Rüzgâr Enerjisi Yolculuğu Rekorla Taçlandı Haber

Türkiye’nin Rüzgâr Enerjisi Yolculuğu Rekorla Taçlandı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, karada veya denizde, nerede olursa olsun ülke kaynaklarını milletin hizmetine sunmaya gayret ettiklerini belirterek “Rüzgârda 140 bin megavatlık bir potansiyelimiz var. Bu potansiyeli harekete geçirmek için daha çok çalışacağız.” dedi. Dünya Rüzgâr Günü Rüzgâr enerjisinin, çevreye ve dünya ekonomilerine etkisi, 15 Haziran Dünya Rüzgâr Günü’nde tüm boyutlarıyla ele alınıyor. Türkiye’ye bakıldığında rüzgâr enerjisinin son 24 yılda önemli bir aşama kat ettiği görülüyor. Rüzgâr Atılımı 2002 yılında 19 megavat ile toplam elektrik kurulu gücünün binde birine sahip olan rüzgâr, Nisan sonu itibarıyla 15 bin 75 megavata ulaşarak yüzde 12’lik bir pay elde etti. Rüzgâr enerjisindeki bu atılımda kamunun düzenleyici rolü ile yerli ve yabancı yatırımcılar önemli rol oynadı. Yatırım Hamlesi Bu kapsamda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da bu ay içinde katıldığı 2025 Yılı Yenilenebilir Enerji Yatırımları Toplu Açılış Töreni’nde “2025 yılında 78 ilimizde irili ufaklı toplam 7 bin 110 adet elektrik üretim santrali hizmete girmiştir. Santrallerin toplam yatırım değeri yaklaşık 5,6 milyar dolar, kurulu gücü ise 8 bin 313 megavattır. Bunun 6 bin 63 megavatını güneş, bin 946 megavatını rüzgâr santralleri oluşturuyor.” değerlendirmesini yaptı. YEKA Yarışmaları Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, her yıl en az 2 bin megavatlık Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanları (YEKA) yarışması yapıyor. Yeni YEKA modeli ile 2024 ve 2025’de toplam 3 bin 800 megavatlık yeni kapasite tahsis edildi. Bu yıl da bin 500 megavatı rüzgâr olmak üzere toplam 2 bin megavatın üzerinde yeni YEKA yarışması düzenlenecek. Deniz Üstü Rüzgâr Bakanlık ayrıca, offshore olarak ifade edilen deniz üstü rüzgâr alanında da önemli bir çalışma başlattı. Saros Körfezi, Gökçeada, Bozcaada ve Edremit açıklarında dört ayrı offshore sahası belirlendi. İzin süreçlerinin tamamlanmasının ardından Türkiye’nin ilk deniz üstü rüzgâr YEKA yarışması yapılacak. 5 Bin Megavat Hedefi Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Bayraktar, Dünya Rüzgâr Günü vesilesiyle yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin 2035 yılında ‘rüzgâr ve güneşte 120 bin megavat’ hedefi olduğunu hatırlatarak “2035 yılına kadar offshore rüzgârda 5 bin megavatlık kurulu güce ulaşmak istiyoruz.” dedi. Bağımsızlığın Simgesi Karada veya denizde, nerede olursa olsun ülke kaynaklarını milletin hizmetine sunmaya gayret ettiklerini dile getiren Bakan Bayraktar, “Rüzgârda 140 bin megavatlık bir potansiyelimiz var. Bu potansiyeli harekete geçirmek için daha çok çalışacağız. Rüzgâr türbinleri, ülkemizin enerjide bağımsızlığının en güçlü simgelerinden biri olmaya devam edecek.” diye konuştu. Kule ve Kanatta Yüzde 70 Yerlilik Bakan Bayraktar, bunu yaparken yerli ve milli üretime de çok önem verdiklerini belirterek “Halihazırda rüzgâr türbinlerinde yüzde 60’ın üzerinde yerlilik oranına eriştik. Kule, jeneratör ve kanat üretimindeki yerlilik oranımız ise yüzde 70’in üzerine çıktı. Bugün artık sadece enerji tüketen değil; yerli ve milli imkanlarla teknoloji geliştiren, komponent üreten ve bunu ihraç eden bir ülkeyiz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rüzgâr Enerjisinde Planlı, Öngörülebilir ve Uzun Vadeli Büyüme Yol Haritası Haber

Rüzgâr Enerjisinde Planlı, Öngörülebilir ve Uzun Vadeli Büyüme Yol Haritası

Toplantıda, rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından taşıdığı stratejik rol öne çıktı. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, rüzgâr enerjisinin Türkiye’de ani sıçramalarla değil, net hedefler ve takvimlerle tanımlanmış, öngörülebilir bir planlama modeli doğrultusunda büyümesi gerektiğini ifade ederken; TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı da sektörün üretim, yatırım ve sanayi boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden başkanlığında gerçekleştirilen basın toplantısında; TÜREB Başkan Yardımcıları Ebru Arıcı, Ufuk Yaman, Samet Güldoğan ve Erinç Kısa ile TÜREB Saymanı Çağrı Güven değerlendirmelerde bulundu. Yapılan değerlendirmelerde, sektörün kısa vadeli hedefler yerine öngörülebilir, programlı ve sürdürülebilir bir gelişim modeli doğrultusunda ilerlediği vurgulandı. RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDE BÜYÜMENİN STRATEJİK ÇERÇEVESİ Basın toplantısında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının her geçen yıl artmaya devam ettiği ifade edildi. Hidroelektrik kaynaklarda teknik potansiyelin büyük ölçüde kullanıldığına dikkat çekilirken, önümüzdeki dönemde büyümenin ana taşıyıcılarının rüzgâr ve güneş enerjisi olacağı aktarıldı. Bu kapsamda, rüzgâr ve güneş yatırımlarının kısa vadeli kurulum hedeflerinden ziyade, uygulama ve sonuç odaklı bir yaklaşımla, çok yıllı bir planlama perspektifi doğrultusunda ele alındığı belirtildi. Yapılan değerlendirmelerde, özellikle 2026 ve sonrasının rüzgâr enerjisinde sahaya yansıyan yatırımların hız kazandığı bir dönem olarak konumlandığı; enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi altyapısının güçlendirilmesi hedefleriyle birlikte bütüncül şekilde ele alındığı vurgulandı. YEKA İHALELERİYLE OLUŞAN ÖNGÖRÜLEBİLİR YATIRIM TAKVİMİ Rüzgâr enerjisinde planlı büyümeyi destekleyen temel mekanizmalar arasında yer alan YEKA ihalelerine de toplantıda değinildi. Paylaşılan bilgilere göre, son üç yılda her yıl yaklaşık 1.100–1.200 MW büyüklüğünde YEKA ihaleleri gerçekleştirildi. Bu sürekliliğin, yatırımcılar açısından güçlü bir öngörülebilirlik sağladığı belirtilirken; söz konusu takvimin hem yerli hem de yabancı yatırımcıların uzun vadeli planlama yapabilmesine imkân tanıdığı ifade edildi. Düzenli şekilde sürdürülen YEKA ihalelerinin, sanayi tarafında kapasite yatırımlarının planlanmasına, finansman tarafında ise kredi ve kaynak yapılandırmasının daha sağlıklı biçimde yürütülmesine katkı sunduğu; bu yapının önümüzdeki dönemde uygulama odaklı yatırımların artmasına zemin hazırladığı aktarıldı. RÜZGÂR ENERJİSİNDE PLANLI VE ÖNGÖRÜLEBİLİR BÜYÜME TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, yenilenebilir enerjiyi yalnızca iklim hedefleri açısından değil, enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığı açısından da stratejik bir başlık haline getirdi. Türkiye, rüzgâr ve güneşte potansiyeli yüksek, yatırım imkânı güçlü bir ülke konumunda. Yatırımcı açısından en kritik konu öngörülebilirlik; devletimizin her yıl düzenli şekilde kapasite tahsisleri ve YEKA ihalelerini sürdürmesi bu alandaki kararlılığı net biçimde gösteriyor. Depolamalı tarafta yaklaşık 33.000 MW’lık kapasite tahsisi yapılmış durumda; bunun 18.500 MW’ı depolamalı rüzgâr projelerinden oluşuyor. Bu projeler hızla geliştirme aşamasında ve ilk tesislerin bu yıldan itibaren peyderpey devreye girmesini bekliyoruz. 2025, izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılıydı; 2026’yı ise rüzgâr santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz. Bunun yanında YEKA projeleri zaten 2024-2025 devreye giriyordu peyderpey, ihaleyi kazanan şirketler tarafından hayata geçiriliyordu. Bu yıl onların da devam edeceğini göreceksiniz. Türkiye’de rüzgârda elektriksel kurulu güç 14.700 MW’a, mekanik kurulu güç ise 15.000 MW’ın üzerine çıktı; son bir yılda yaklaşık 2.000 MW’lık kurulum tamamlandı ve bu son 15 yılın en güçlü performanslarından biri. ‘Süper izin’ düzenlemeleriyle amaç mevzuatı ortadan kaldırmak değil, mükerrer adımları sadeleştirerek izin süreçlerini eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getirmek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji tesislerinde imar düzenlemesi yapma ve ruhsatlandırmaya dönük çok değerli bir yetki aldı. Bu da inşallah bu sene hayata geçecek. Bu da, eldeki büyük rüzgar portföyünü, yenilenebilir portföyünü, bundan sonraki yıllarda da her yıl daha da artacak şekilde, yıllık kullanımları daha da artacak şekilde, destekleyecek. Bu da yatırım ortamında önemli bir öngörülebilirlik ve hızlanma sağlayacak diye düşünüyoruz. 2026’nın ilk yarısında en az iki yeni kanat fabrikasının faaliyete geçmesini bekliyoruz. Sanayimiz de türbinleri, aksamları yerli yapmak üzere yatırımlara girişiyor. Şu an ülkemizde, 2, hatta 3 olacak, kanat fabrikasının hayata geçmesine dönük çalışmalar var. Bu yılın ilk ve ikinci çeyreğinde, bu fabrikaların en azından 2’sinin hayata geçtiğini beraberce duyuracağız. YEKA projelerinde %55’in üzerinde yerlilik oranına ulaştık; bu Türkiye’yi Avrupa’nın en güçlü rüzgâr sanayi ülkeleri arasına taşıyor. Globalde ticari çekişmeleri, ekonomik savaşları, Çin ile Amerika ve Avrupa Birliği arasında yaşanan çekişmeleri ve dünyada rüzgar imalatında Çin’in gücünü dikkate aldığınızda, Türkiye’nin Avrupa ve Batı dünyası için önemli bir türbin ve aksam tedarikçisi olması, hem bugün yadsınamaz bir gerçek hem de bundan sonra bunun kuvvetlenmesi çok daha mümkün.” Deniz üstü rüzgarda devam eden çalışmalara da değinen Erden, “Dünya Bankası’yla önemli işbirlikleri yapıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız bu yılın sonuna doğru en kötü ihtimalle, umuyorum bir sonraki seneye kalmaz, ilk deniz üstü rüzgar santrali ihalesinin yarışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Karadeniz’de, Marmara Denizi’nde, Ege Denizi’nde çeşitli teknik çalışmalar yapıldı. Bakanlığımız da uluslararası görüşmelere bu çerçevede devam ediyor” dedi. Erden, 2026 yılında 1.000–1.500 MW aralığında yeni rüzgar YEKA ihalelerinin yapılmasını beklediklerini ve önümüzdeki 4-6 yıl boyunca yıllık kurulumların 2.000 MW’ın altına düşmeyeceğini belirterek, söz konusu ivmenin 2030’a kadar korunacağını öngördüklerini, her 2.000 MW’lık yeni rüzgar türbini kurulumunun Türkiye’ye 2–2,5 milyar dolarlık yeni yatırım anlamına geldiğini kaydetti. RÜZGÂR ENERJİSİNDE İZİN SÜREÇLERİNDE SADELEŞME VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ‘Süper İzin’ düzenlemesinin mevzuatı ortadan kaldırmadığını, mükerrer süreçleri sadeleştirerek izin mekanizmalarını eşgüdümlü, öngörülebilir ve yönetilebilir hale getirmeyi amaçladığını vurgulayan TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı, “Rüzgâr enerjisinde izin süreçlerini hızlandırmak amacıyla kamuoyunda ‘süper izin’ olarak anılan düzenleme, herhangi bir mevzuatı ortadan kaldırmıyor; mükerrer adımları sadeleştirerek süreçleri eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getiriyor. Bugün Türkiye’de 292 işletmede rüzgâr santralimiz bulunuyor, buna ek olarak 408 proje hâlen izin süreçlerinde ilerliyor. Bu projeler Çevre, Enerji ve ilgili diğer kamu kurumları nezdinde çok sayıda aşamadan geçiyor; dolayısıyla yapılacak her sadeleştirici düzenleme hem kamu tarafındaki yükü azaltıyor hem de yatırımcı açısından öngörülebilirliği artırıyor. Halihazırda izinlerini tamamlamış yaklaşık 1.000 MW’lık santral portföyü bulunurken, kapasite artışları, ön lisans süreçleri ve yeni YEKA ihaleleriyle birlikte 25.000 MW’ı aşan bir proje stoğu da arkadan geliyor. ÇED süreçlerine ilişkin önemli düzenlemeler zaten daha önce hayata geçirilmişti; EPDK bu alanda ilk adım atan kurum oldu. Orman izinleriyle ilgili talimat yayımlandı, ikincil mevzuat hazırlıkları sürüyor. En kritik başlıklardan biri olan imar planı ve yapı ruhsatı yetkisinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na devredilmesine ilişkin düzenlemenin ise en geç mart ayı sonuna kadar devreye girmesini bekliyoruz. Bu adımlar, sahadaki yatırımların hızlanmasına doğrudan katkı sağlayacak.” ifadelerini kullandı. FİNANSMAN: “DESTEK GÜÇLÜ, SEÇİCİLİK VE ÖZ KAYNAK İHTİYACI ARTIYOR” Konuşmasında, rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı bankaların kritik rol oynadığını belirten, TÜREB Sayman, Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven, “Rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı finans kuruluşlarının desteği belirleyici oldu; 15.000 MW’lık kurulu güce ulaşılmasında bankaların proje finansmanı tecrübesi kritik rol oynadı ve pek çok projede %80’e varan kredi, %20 öz kaynak yapılarıyla finansman sağlandı. Ancak 2035 hedeflerine ilerlerken depolamalı projelerin daha yüksek yatırım bütçeleri gerektirmesi, gelir modellerine ilişkin belirsizlikler ve fiyat öngörülerinin zorlaşması finansman tarafında seçiciliği artırıyor. Bazı projelerde yatırımcıdan daha yüksek öz kaynak katkısı talep edilebiliyor. Bu noktada YEKA ve destek mekanizmaları öngörülebilirlik sağlıyor; hedeflere ulaşmak için finans kuruluşlarının güçlü ilgisinin sürmesi büyük önem taşıyor.” dedi. YEKA VE YERLİ AKSAM: “SANAYİNİN TAŞIYICI MEKANİZMALARI” Sanayi başlığında değerlendirmelerde bulunan TÜREB Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan, “YEKA ve yerli aksam destekleri, Türkiye rüzgâr sanayisinin büyümesinde iki temel mekanizma olarak öne çıkıyor. YEKA projelerinde kule, kanat ve jeneratör gibi ana aksamlar için getirilen yerlilik şartları, sanayiye talep sürekliliği sağlıyor ve yerli üretimi güçlendiriyor. Depolamalı projelerde yerli aksam kullanan yatırımcılar ek desteklerden faydalanıyor; mekanizmada yapılan güncellemeler olumlu olmakla birlikte kapsayıcılığın artırılması sanayinin ivmesini daha da yükseltecektir. Sanayi Bakanlığı’nın yatırım teşvikleri ile Ticaret Bakanlığı’nın koruyucu tedbirleri, yerli rüzgâr sanayisinin gelişimine önemli katkı sunuyor.” dedi. OFFSHORE RÜZGÂR: “HEDEF 5 GW, İLK PROJELER 2030’A KADAR” Deniz üstü rüzgâr başlığında konuşan TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, “Türkiye’nin 2035 perspektifinde 5 GW deniz üstü rüzgâr hedefi bulunuyor ve bu hedef doğrultusunda teknik çalışmalar sürüyor. Dünya Bankası finansmanıyla Marmara Denizi’nde yürütülen ölçüm kampanyasında ilk ölçümler 2025 Mart’ında başladı; 2026 ilkbaharında tamamlanmasıyla birlikte finansmana uygun fizibilite altyapısı güçlenecek. Ancak 5 GW hedef için Marmara’daki kapasite tek başına yeterli değil; bu nedenle yatırımcı belirsizliklerini azaltacak, ölçüm almadan da kapasite tahsisine imkân tanıyan inovatif modeller üzerinde çalışılıyor. Amaç, deniz üstü rüzgârda ilk projelerin planlandığı şekilde 2030’a kadar hayata geçirilmesi.” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.