Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Deprem

Kapsül Haber Ajansı - Deprem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Deprem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye Hazır Beton Birliği 2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu'nu Açıkladı Haber

Türkiye Hazır Beton Birliği 2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu'nu Açıkladı

2025 yılında üretim hacmini %7,7 artıran hazır beton sektörü ise 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL'lik cirosuyla ekonomiye güçlü katkısını sürdürürken, sektörün geleceğinde düşük karbonlu üretim ve dijital dönüşüm öne çıktı. Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB), Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), Merkez Bankası, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) verileri ile THBB üyelerinin, THBB dışındaki üreticilerin ve tedarikçilerin sağladığı bilgiler ışığında hazırlanan 2025 yılı "Hazır Beton Sektör Raporu"nu yayımladı. Rapor, Türkiye ekonomisi, inşaat sektörü ve hazır beton sektörüne yönelik detaylı analizler, değerlendirmeler ve projeksiyonlar içeriyor. İnşaat Sektörü 2025'te Ekonominin Üzerinde Büyüdü 2025 yılı, Türkiye ekonomisinde dengelenme ve dezenflasyon sürecinin etkilerinin sürdüğü; buna karşılık inşaat sektörünün yeniden güçlü bir büyüme ivmesi yakaladığı bir dönem olarak kaydedildi. Türkiye ekonomisi 2025 yılında %3,6 büyürken, inşaat sektörü %10,8'lik performansıyla ekonominin üzerinde bir büyüme sergiledi. Deprem sonrası yeniden inşa faaliyetleri, kentsel dönüşüm uygulamaları, kamu altyapı yatırımları ve ertelenmiş talep, sektördeki bu canlılığın temel belirleyicileri oldu. Hazır Beton Sektörü Ekonomiye Güçlü Katkıda Bulundu Raporu değerlendiren Türkiye Hazır Beton Birliği (THBB) Yönetim Kurulu Başkanı Yavuz Işık, "İnşaat sektöründeki büyümeye paralel olarak hazır beton sektörü de 2025 yılında Türkiye ekonomisine güçlü katkıda bulunmaya devam etti. Türkiye, hazır beton üretiminde Avrupa'daki liderliğini korurken; tesis başına üretim, teknik kapasite, yaygın hizmet ağı ve operasyonel yetkinlik açısından da öne çıktı. Resmî verilere göre sektör, 50 bini aşan istihdamı ve yaklaşık 293 milyar TL'lik cirosuyla önemli bir ekonomik büyüklüğe ulaştı. THBB tarafından yapılan sektörel araştırmaya ve çeşitli veriler kullanılarak oluşturulan modellere göre 2025 yılında 140 milyon m3 hazır beton üretimi gerçekleştiği tahmin edilmektedir. Bu büyüklük üretim hacminin ötesinde istihdam, lojistik, ekipman, agrega, çimento, kimyasal katkı ve hizmet ekosistemiyle birlikte çok geniş bir katma değer alanını temsil etmektedir." dedi. Sektörde Dönüşüm İhtiyacı Daha Görünür Hâle Geldi 2025 yılının, büyüme rakamlarının ötesinde sektörde dönüşüm ihtiyacının daha net hissedildiği bir dönem olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "Finansmana erişim, maliyet yönetimi, nitelikli iş gücü ihtiyacı, ham madde temini ve maliyet baskıları sektörümüzün gündeminde yer almaya devam etmiştir ancak artık çok daha net görülmektedir ki, hazır beton sektörünün geleceği yalnızca daha fazla üretimde değil; daha verimli, daha izlenebilir, daha düşük karbonlu ve daha dirençli bir yapılaşma yaklaşımında yatmaktadır. Düşük karbonlu yeşil çimento kullanımını yaygınlaştırmayı hedefleyen düzenlemelerin 1 Ocak 2025 itibarıyla yürürlüğe girmesi, emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve sınırda karbon düzenlemesi gibi başlıklar; çevresel performansın artık teknik ve ticari rekabetin ayrılmaz bir parçası hâline geldiğini ortaya koydu. Bu çerçevede, düşük karbonlu beton çözümleri, geri kazanılmış kaynak kullanımı, su verimliliği, elektrikli filo dönüşümü ve dijital optimizasyon, önümüzdeki dönemin öncelikli çalışma alanları olarak öne çıkıyor." diye konuştu. "Üçüz Dönüşüm" Projesini Hayata Geçirdik Bu anlayışla Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 2025 yılında sektöre yönelik "Üçüz Dönüşüm Danışmanlığı" modelini hayata geçirdiklerini vurgulayan THBB Başkanı Yavuz Işık, "Yeşil dönüşüm, dijital dönüşüm ve insani/sosyal dönüşümü entegre bir yapıda ele alan bu model; GPS ve IoT (nesnelerin interneti) tabanlı filo takibi, yapay zekâ destekli rota optimizasyonu, üretim-teslimat eşgüdümü, veri temelli performans yönetimi ve eğitim modüllerini bütüncül bir sistem olarak sunmaktadır. Ölçülebilir faydalar sağlayan bu yaklaşım, sektörümüzde yalnızca operasyonel verimliliği artırmakla kalmamakta; aynı zamanda güvenlik, maliyet kontrolü ve sürdürülebilirlik performansını da güçlendirmektedir. Hazır beton sektörünün geleceğini, ancak bu üç dönüşüm eksenini birlikte ele alarak kalıcı biçimde güçlendirebileceğimize inanıyoruz." şeklinde konuştu. Dirençli Yapılaşmanın Önemini Vurguluyoruz 2025 yılında üzerinde ısrarla durdukları bir diğer temel konunun ise dirençli yapılaşma olduğunu ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "Ülkemizin deprem gerçeği karşısında güvenli ve uzun ömürlü yapı üretimi artık vazgeçilmez bir zorunluluktur. Türkiye Hazır Beton Birliği olarak uzun yıllardır standartlara uygun, kalite güvenceli hazır beton kullanımının yaygınlaştırılması için çalışıyoruz ancak biliyoruz ki güvenli yapılar yalnızca kaliteli beton üretimiyle değil; doğru tasarım, doğru denetim, doğru uygulama ve nitelikli işçilikle birlikte mümkündür. Bu nedenle kentsel dönüşümün hızlanması, riskli yapı stokunun ivedilikle yenilenmesi, yapı denetim süreçlerinin etkinleştirilmesi ve kamuoyunun teknik açıdan doğru bilgilendirilmesi yönündeki çalışmalarımızı 2025 yılında da kararlılıkla sürdürdük. Hazır betonla ilgili bilgi eksikliğinden kaynaklanan dezenformasyonla mücadele etmek, Birliğimizin kamu yararı açısından üstlendiği önemli bir sorumluluktur." dedi. Sürdürülebilirlik Çalışmalarımızla Sektöre Öncülük Ediyoruz Sürdürülebilirlik alanında 2025 yılında önemli gelişmeler kaydedildiğine dikkat çeken THBB Başkanı Yavuz Işık, "Beton Sürdürülebilirlik Konseyi (CSC) kapsamında ülkemizde yıl sonu itibarıyla toplam 26 tesisin belgeli hâle gelmesi; sektörümüzde çevresel, sosyal ve yönetişim temelli dönüşümün giderek daha somut bir zemine oturduğunu göstermektedir. Kaynakların sorumlu kullanımı, şeffaflık, izlenebilirlik ve sürdürülebilir üretim anlayışının daha da yaygınlaşmasını sektörümüz adına güçlü bir kazanım olarak değerlendiriyoruz." dedi. Sektörlerimizi Yeniden Bir Araya Getirmek İçin Çalışmalara Başladık Sektörün en kapsamlı buluşmalarından biri olan BETON 2025 Hazır Beton, Çimento, Agrega, İnşaat Teknolojileri ve Ekipmanları Fuarı ve Zirvesi ile 100'ün üzerinde firmayı, 15 bini aşkın ziyaretçiyi ve 71 ülkeden sektör temsilcisini bir araya getirdiklerini ifade eden THBB Başkanı Yavuz Işık, "2025 yılında başarıyla gerçekleştirdiğimiz BETON Fuarı ve Zirvesi'nin ardından, sektörü bir araya getireceğimiz fuar ve kongre çalışmalarına yeniden başladık. BETON 2027 Fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi'nde düzenleyeceğiz. Sektörümüzün artan ilgisi ve yoğun talep üzerine fuarımızı İstanbul Fuar Merkezi'nin daha büyük salonlarına taşıyoruz. Fuarımızda; inşaat, hazır beton, çimento ve agrega sektörlerinin en ileri teknolojilerini bir araya getireceğiz. Fuarımızla eş zamanlı olarak düzenleyeceğimiz BETON Kongresi, Birliğimizin ulusal olarak düzenlediği 7. kongresi olacak. Kongremizi akademisyenler ve araştırmacıların yanı sıra hazır beton sektörünün ve yan sanayi firmalarının temsilcileri takip edecektir." şeklinde konuştu. Sektörümüzü Geleceğe Veri Temelli Yaklaşımla Hazırlıyoruz Türkiye Hazır Beton Birliği olarak 1988 yılından bu yana ülkemizde güvenli, dayanıklı, kaliteli, çevreye duyarlı ve sürdürülebilir beton üretiminin yaygınlaşması için çalıştıklarının altını çizen THBB Başkanı Yavuz Işık, "2025 Yılı Hazır Beton Sektör Raporu; ekonomiden inşaat sektörüne, tedarik zincirinden çevresel performansa, bölgesel analizlerden sektör vizyonuna kadar geniş bir çerçevede, veriye dayalı değerlendirmeler ışığında gelecek perspektifi sunmaktadır. Düşük karbonlu üretim, dijitalleşme, kaynak verimliliği, kalite güvencesi, dirençli yapılaşma ve insan kaynağının geliştirilmesi başta olmak üzere sektörümüzün geleceğini belirleyecek bütün başlıklarda çalışmaya devam edecek; daha güvenli şehirler, daha rekabetçi işletmeler ve daha sürdürülebilir bir yapılaşma kültürü için tüm paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla yol alacağız." dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tohum Otizm Vakfı 23. Yıl Gala Gecesi’nde 2030 Vizyonunu Paylaştı Haber

Tohum Otizm Vakfı 23. Yıl Gala Gecesi’nde 2030 Vizyonunu Paylaştı

Vakfın bugüne kadar yarattığı etkiyi 2030 dijitalleşme vizyonu doğrultusunda büyütmek amacıyla hayata geçirilen bu özel gecede; daha fazla otizmli çocuğun eğitim olanaklarına erişerek topluma kazandırılması, ailelerin daha kapsamlı desteklerle buluşturulması ve özel eğitimci ağının Türkiye’nin dört bir yanına yayılması hedefleri paylaşıldı. Vakfın 2030 Vizyonu: Dijital Fırsat Eşitliği Mine Narin ve Suzan Sabancı’nın ev sahipliğinde, 25 Mart 2026 Çarşamba günü The Peninsula İstanbul’da gerçekleşen gecede, vakfın 2030 vizyonu ilk kez kamuoyu ile paylaşıldı. Bu vizyonun merkezinde, “dijital fırsat eşitliği” yer alıyor. Amaç, vakfın eğitim modelini ve 23 yılda oluşturduğu bilimsel birikimi dijital çözümler aracılığıyla Türkiye’nin her yerine ulaştırmak. Bu kapsamda, her öğretmenin ihtiyaç duyduğu eğitim programına bulunduğu yerden ulaşabilmesi; ailelerin destek almak için kilometrelerce yol kat etmek zorunda kalmaması ve otizmli her çocuğun yaşadığı yerden bağımsız olarak nitelikli eğitime erişebilmesi hedefleniyor. Mine Narin: “Teknoloji ile eğitimi duvarların dışına taşımak, Türkiye’nin dört bir yanına ulaşacak bir eğitim ağı kurmak için buradayız” Tohum Otizm Vakfı Onursal Başkanı Mine Narin gecede yaptığı konuşmada şu ifadeleri kullandı: “23 yıldır otizmli çocukların erken tanı alması ve bilimsel temelli özel eğitim olanaklarına erişebilmesi için çalışıyoruz. Uzun süredir planladığımız bu buluşmayı pandemi, deprem ve savaş gibi zorlu süreçler nedeniyle her seferinde ertelemek zorunda kaldık. Ancak bu kez durmadık. Çünkü otizmli çocukların ve ailelerinin ihtiyaçları beklemiyor. Bu özel gecede vakfımızın 23. yılını kutlarken hem bugüne kadar oluşturduğumuz etkiyi paylaşma hem de 2030 vizyonumuzla geleceğe yönelik hedeflerimizi anlatma fırsatı bulduk. Bugün her 31 çocuktan biri otizm tanısı alıyor ve her geçen gün daha fazla aile özel eğitime ulaşmak için mücadele veriyor. Bu yüzden teknoloji ile eğitimi duvarların dışına taşımak ve Türkiye’nin dört bir yanına ulaşacak bir eğitim ağı kurmak için güçlerimizi birleştirmemiz kritik önem taşıyor. Bunu yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil, bir eşitlik ve gelecek meselesi olarak görüyoruz.” Suzan Sabancı: “Sivil Toplumun Sürdürülebilirliğinde Bireysel Destekler Büyük Fark Yaratıyor” Tohum Otizm Vakfı Mütevelli Heyeti Üyesi Suzan Sabancı geceye ilişkin şunları söyledi: “Tohum Otizm Vakfı’nın 23 yıldır otizmli çocuklarımızın erken tanı ve nitelikli eğitime erişimi için ortaya koyduğu kararlı ve dönüştürücü çalışmalarını büyük bir takdirle izliyoruz. Bu yolculukta emeği geçen herkese ve vakfa güç veren tüm destekçilere içtenlikle teşekkür ederim. Sayın Mine Narin ile el ele vererek vakfın daha da güçlenmesine katkıda bulunmak benim için büyük bir mutluluk. Bu özel gecede paylaşılan 2030 vizyonu doğrultusunda; daha fazla çocuğumuzun eğitime eriştiği, ailelerin güçlendiği ve uzman desteğinin ülke geneline yayıldığı bir geleceğe birlikte ilerliyoruz. Bizleri yalnız bırakmayan tüm dostlarımıza ve destekçilerimize gönülden teşekkür ederim.” İş ve Sanat Dünyası Aynı Amaç İçin Buluştu Fer Mas, Kahve Dünyası, Mesa ve Zurich Sigorta’nın sponsorluğunda gerçekleşen gecede; iş, sanat ve cemiyet hayatından 400’ü aşkın isim otizmli çocukların nitelikli eğitime erişimine destek olmak amacıyla bir araya geldi. Kenan Doğulu, bu anlamlı gecede sahne alarak sevilen şarkılarını otizmli çocukların eğitimine destek olmak için seslendirdi. Cem Yılmaz vakfın eğitim odaklı çalışmalarına özel sahne performansıyla katkı sağlarken; gecenin sunuculuğunu ise Jülide Ateş üstlendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de Mutluluk Oranının Yükselmesinde Aile Çok Önemli! Haber

Türkiye’de Mutluluk Oranının Yükselmesinde Aile Çok Önemli!

Mutluluğun en önemli kaynağının aile olduğunu dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tayfun Doğan, geçtiğimiz günlerde açıklanan TÜİK’in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarını değerlendirdi. Araştırmaya göre, Türkiye’de mutluluk oranı yüzde 53,3’e yükseldi. Mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerekli Türkiye’nin uzun yıllardır gerek yerel gerekse uluslararası araştırmalarda orta düzeyde mutlu olarak görüldüğünü dile getiren Prof. Dr. Doğan, “Bu araştırmadaki sonuçlar şaşırtıcı değildir. Yalnız mutlulukta bir yükseliş trendinin görülmesi önemlidir. Çünkü özellikle pandemi, yaşadığımız deprem ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik kriz, insanımızın mutluluk düzeylerinde düşüşe neden olmuştu. Bu bakımdan söz konusu artış olumlu olarak değerlendirilse de istenen düzeyde olduğu söylenemez. Şahsen mutluluk oranının yüzde 75’lerin üzerine çıkması gerektiği kanısındayım. Bunun için de hem bireysel hem toplumsal hem de yönetim açısından yapılması gereken çok şey var. Bireysel anlamda daha sağlıklı beslenmek, kişilerarası ilişkilerimizi geliştirmek, yaşamda bir anlam ve amaç bulmak gibi yapabileceğimiz şeyler var. Toplumsal olarak ise dayanışmayı artırmak, sosyal-duygusal destek vermek ve dürüstlüğü artırarak daha güvenilir olmak gibi yapılabilecek pek çok şey bulunmaktadır. Bazı konularda ise devletin ve yöneticilerin inisiyatif alması gerekmektedir. Ekonominin iyileştirilmesi, şehirlerde yeşil alan oranının artırılması, şehirlerimizi insan dostu şehirlere dönüştürme ve toplumsal adaleti ve güvenliği sağlama gibi konular, mutluluğu artırmak için devletimizin yapabileceği şeylerdir.” diye konuştu. Evli bireyler bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu Araştırmada evli bireylerin daha mutlu olduğunun ortaya çıkmasının aile kurumunun önemine işaret ettiğini belirten Prof. Dr. Doğan, şunları söyledi: “Mutlulukla ilgili neredeyse tüm araştırmalarda, evli bireylerin bekar ve boşanmış olanlara göre daha mutlu oldukları ortaya çıkmaktadır. Evli bireylerin yalnızlık duygusunu daha az yaşamaları, daha iyi beslenmeleri, ekonomik durumlarının daha iyi olması ve düzenli cinsel yaşamlarının olması gibi etkenler daha mutlu olmalarına katkı sağlamaktadır. Bunun dışında aile, çoluk-çocuk sahibi olmak insanların hayatına önemli düzeyde anlam katmaktadır. Yani aile en güçlü anlam kaynaklarından biridir. Tüm bunlar bir araya gelince de evli bireylerin mutluluk düzeyleri artmaktadır. Aile kurumu ülkemizde huzur ve mutluluğun teminatı olarak görülmelidir. Aile kurumunu yıkmaya ya da ona zarar vermeye yönelik girişimler bertaraf edilmelidir. Bununla birlikte daha bilinçli anne-baba ve eş olabilmeleri için bireyler eğitilmeli, bilgilendirilmeli ve aydınlatılmalıdır.” Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj Araştırmada mutluluğun en önemli kaynağı olarak yüzde 69 oranıyla aile gösterilmesini değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Biz kolektif kültürün hâkim olduğu, sıcakkanlı insanların yaşadığı bir ülkeyiz. Aile ve akrabalık bağlarının güçlü olması büyük bir avantaj olarak değerlendirilebilir. Çünkü bu durum toplumda ihtiyaç duyan insanlara önemli düzeyde sosyal-duygusal destek verilmesine yardımcı olmaktadır. İnsanlar bu sayede kendilerini sahipsiz, kimsesiz, yalnız ve değersiz hissetmemektedirler. Oysaki bireyselliğin hâkim olduğu toplumlarda çok ciddi anlamda bir yalnızlık ve anlam krizi yaşanmaktadır.” diye konuştu. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır Araştırmada sağlığın mutluluk kaynakları arasında ilk sırada yer almasını da değerlendiren Prof. Dr. Doğan, şöyle devam etti: “Sağlık, mutluluğun en üst düzey formu olarak nitelendirilebilir. Mutlu olmak sağlıklı olmaktır. Filozof Arthur Schopenhauer, ‘sağlıklı bir dilenci, hasta bir kraldan daha mutludur. Ahmaklıkların en büyüğü, iş, eğitim, şöhret, terfi, şehvet ya da anlık zevkler olmak üzere her ne için olursa olsun, sağlığını feda etmektir’ der. Sağlık iyi olduktan sonra mutluluğun önündeki diğer sorunlar bir şekilde halledilebilir. Günümüzde daha fazla insan sağlık konusunda bilinçli davranmaya çalışmaktadır. İnsanlar eskiye göre daha sağlıklı beslenmekte, egzersiz yapanların sayısı geçmişe göre artmakta ve insanlar sağlık kontrollerine daha sık gitmektedir. Bununla birlikte, maalesef ülkemizde sigara kullanımı, paketli gıda tüketimi, karbonhidrat ağırlıklı beslenme ve hareketsizlik oldukça yaygındır. Hatta bir karşılaştırma yapacak olursak sağlık davranışlarını sergileyenlerin, sağlıksız yaşayanlara göre oldukça küçük bir azınlığı oluşturduğunu söyleyebiliriz. Ancak yine de bu konuda umutluyum. Giderek daha fazla insanımız sağlıklı yaşama yönelmektedir.” Mutluluk ve para ilişkisi Araştırmada hayat pahalılığının en önemli toplumsal sorun olarak öne çıkmasını değerlendiren Prof. Dr. Doğan, “Mutluluk ve para ilişkisi en çok merak edilen konulardan biridir. Para ve ekonomik durumun iyi olması mutluluk açısından önemli bir avantajdır. Ekonomik durumunuz iyi olduğunda, pek çok açıdan kendinizi güvende hissedersiniz, daha iyi beslenirsiniz, sağlık hizmetlerinden daha iyi faydalanırsınız, başarılı olduğunuz duygusunu yaşarsınız ve yoksulluğun sebep olabileceği stres ve sıkıntılardan kurtulursunuz. Tüm bunlar mutluluk açısından büyük avantajdır. Zaten araştırmalar da sosyo-ekonomik düzeyi yüksek bireylerin daha mutlu olduklarını gösteriyor. Ancak finansal durumu oldukça iyi olmasına rağmen pek çok mutsuz insan da var. Bu neden böyledir? Birincisi para tek belirleyicisi değildir. İkincisi, insanlar zengin olmaya da alışabiliyorlar. Bir süre sonra parasal anlamda iyi durumda olmak onların mutluluğuna bir katkı sağlayamayabiliyor. Buna hedonik adaptasyon adını veriyoruz. Yani başlangıçta bizi mutlu eden şeylerin bir süre sonra bu etkilerini kaybetmeleri durumudur. Üçüncüsü sonradan para sahibi olan kişiler parayla ne yapacaklarını da bilemeyebiliyorlar.” şeklinde konuştu. Paranın nasıl harcandığı da önemli Paranın nasıl harcanacağının da mutluluk açısından önemli göründüğünü kaydeden Prof. Dr. Doğan, “Parayla zaman satın alıyor ve bazı sıkıcı işleri yapmaktan kurtuluyorsanız, paranızı diğer insanlarla paylaşıyorsanız (yardımseverlik) ve paranızı nesnelerden çok eylemlere harcıyorsanız sizi daha mutlu edebilir. Bugün almış olduğunuz bir kazak ya da telefonun on yıl sonra bir önemi kalmayacaktır. Geçmişe dönüp bunları hatırladığınızda da muhtemelen mutlu hissetmeyeceksiniz. Ancak paranızı eylemlere harcadığınızda durum farklı olacaktır. Yaşadığınız güzel anılar, bir seyahat, arkadaşlarınızla ya da sevdiğiniz kişilerle gerçekleştirdiğiniz bir etkinlik hafızanıza kazınacaktır ve yıllar sonra bile hatırladığınızda sizi mutlu edecektir. Zaten bir bakıma mutluluk güzel anılar biriktirmektir. Geçmişe ilişkin olumlu anılarınız ne kadar çoksa o kadar mutlusunuz demektir.” dedi. Para mutluluk açısından önemli ama her şey değil Prof. Dr. Doğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Gelir durumunuz mutluluk açısından önemlidir ancak para her şey değildir. Temel ihtiyaçlarımız karşılandıktan sonra, bireysel gelişime ve kendini gerçekleştirmeye önem vermeliyiz. Bu da ‘sahip olma’ anlayışından çıkarak ‘olma’ anlayışına geçmekle mümkündür. Ancak bu yolla, dışsal koşullara bağlı olmayan ve şartlara göre değişmeyen daha kalıcı ve gerçek bir mutluluk elde edilebilir. Olma anlayışı içerisinde sürekli olarak kendimizi geliştirmeli, içsel kalemizi güçlendirmeli ve daha umutlu, affedici, iyimser, özgüven sahibi, öz-değeri yüksek, sevgi dolu, anlamlı ve amaçlı yaşayan ve derin, doyurucu, sağlıklı ilişkiler kurabilen bir birey olmak için çabalamalıyız.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İBB’den Kentsel Dönüşümde Stratejik Hamle Haber

İBB’den Kentsel Dönüşümde Stratejik Hamle

İBB Meclisi’ne sunulan teklifle, güçlendirme ruhsatı alan binalar kira yardımı kapsamına alınırken; Bakanlığın kira yardımı vermediği İBB yetkisindeki riskli ve rezerv yapı alanlarında da yardım miktarları artırıldı. İBB, saha çalışmalarında kentsel dönüşümü yavaşlatan mali ve teknik engelleri gidermek adına mevcut uygulamalarında önemli düzenlemeler yaptı. Yapılan çalışma, özellikle kentsel dönüşüm alanlarındaki uzlaşma süreçlerini hızlandırmayı ve riskli yapıların tahliyesini kolaylaştırmayı hedefliyor. GÜÇLENDİRME ÇALIŞMALARI KAPSAMA ALINDI Düzenlemedeki en önemli yeniliklerden biri güçlendirme yöntemine yönelik oldu. İBB’nin “Hızlı Tarama” yöntemiyle incelenen ve statik açıdan riskli olduğu tespit edilen binalar için Türkiye Bina Deprem Yönetmeliği standartlarına uygun güçlendirme ruhsatı alınması halinde, hak sahipleri kira yardımı sistemine dahil edilecek. Bu sayede, binasını tamamen yıkarak yeniden inşa etmek yerine teknik olarak güçlendirmeyi tercih eden vatandaşların üzerindeki mali yük hafifletilerek, güvenli yapı stokuna geçiş süreci desteklenecek. BAKANLIK DESTEĞİ OLMAYAN ALANLARDA GÜNCELLEME İkinci düzenleme ise Bakanlık tarafından kira yardımı yapılmayan “Riskli Alan” ve “Rezerv Yapı Alanı” sınırlarındaki binaları kapsıyor. Sadece İBB tarafından kira yardımı sağlanan bu riskli ve rezerv yapı alanlarında, mevcut tutarların İstanbul’daki kira rayiçleri karşısında düşük kalması nedeniyle miktarların artırılması talep edildi. Yapılacak kira artışı ile söz konusu riskli alanlardaki tahliye süreçlerinin hızlandırılması öngörülüyor. VERİLERLE İBB’NİN DÖNÜŞÜM DESTEĞİ İBB, bugüne kadar toplam 4.287 bağımsız birimde 5.223 hak sahibine 372.181.307,56 TL kira yardımı ödemesi gerçekleştirdi. Yeni düzenlemelerle birlikte, özellikle uzlaşma görüşmelerinin tıkandığı bölgelerde çözüm üretilmesi ve İstanbul’un deprem direncinin artırılması hedefleniyor. Süreç, İBB’nin yetki alanındaki projeler dahilinde şeffaf ve çözüm odaklı bir şekilde yönetilmeye devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Deprem Gerçeğine Karşı Sanayide Kritik Model Haber

Deprem Gerçeğine Karşı Sanayide Kritik Model

Türkiye’nin aktif fay hatları üzerinde yer alan bir coğrafyada bulunması, deprem gerçeğini yalnızca bireyler için değil aynı zamanda üretim, sanayi ve ekonomik sistem için de kaçınılmaz bir gerçek haline getiriyor. 1999 Marmara Depremi ve 6 Şubat 2023’te yaşanan büyük depremler, afetlere hazırlığın yalnızca kamu kurumlarının değil, sanayi bölgeleri ve üretim tesislerinin de sorumluluk alanına girdiğini açık biçimde ortaya koydu. 1–7 Mart Deprem Haftası kapsamında bu gerçek yeniden gündeme gelirken, Kocaeli Gebze V (Kimya) İhtisas Organize Sanayi Bölgesi GEBKİM, arama kurtarma kapasitesi, afet müdahale ekipmanları, eğitim programları ve uluslararası iş sürekliliği projeleriyle sanayide afetlere hazırlık konusunda dikkat çeken çalışmalar yürütüyor. GEBKİM’in hayata geçirdiği bu projeler, sanayi altyapısının yalnızca üretim ve ekonomik faaliyetler için değil, aynı zamanda afetlere karşı dirençli bir sanayi ekosistemi oluşturmak açısından da kritik bir rol üstlendiğini gösteriyor. Arama Kurtarma Ekibi ve Afet Ekipmanları Hazır Sanayi üretiminin sürdürülebilirliği ve çalışan güvenliğinin sağlanması amacıyla GEBKİM OSB’de afet hazırlıkları uzun süredir sistemli şekilde yürütülüyor. Olası deprem ve afet senaryolarına hızlı müdahale edebilmek için bölgede 27 kişilik Hafif Seviye Arama Kurtarma Ekibi oluşturulurken, afet durumlarında kullanılmak üzere özel ekipmanlarla donatılmış deprem konteynerleri de kuruldu. Bu konteynerlerde enkaz altı arama cihazlarından termal kameralara, sismik akustik dinleme sistemlerinden kırıcı ve kesici ekipmanlara kadar birçok teknik donanım yer alıyor. Jeneratörler, aydınlatma sistemleri ve arama kurtarma faaliyetlerinde kullanılan çeşitli ekipmanlar da bu altyapının bir parçasını oluşturuyor. Bölgede ayrıca acil müdahale ve barınma çadırları ile kimyasal arınma çadırları hazır tutulurken, itfaiye arama kurtarma araçları, iş makineleri ve çeşitli lojistik ekipmanlar da afet senaryolarına karşı hazır bulunduruluyor. Bu altyapı sayesinde afet sonrası müdahale kapasitesinin hızlı ve koordineli biçimde devreye alınması hedefleniyor. Acil Müdahale Yazılımı ile Sanayide Afet Bilinci Artıyor Afetlere hazırlık yalnızca ekipman ve fiziki altyapıyla sınırlı kalmıyor. İnsan kaynağının bilinçlendirilmesi de bu sürecin en önemli unsurlarından biri olarak görülüyor. Bu doğrultuda GEBKİM OSB’de faaliyet gösteren firmalara yönelik düzenli olarak eğitim programları, seminerler ve farkındalık etkinlikleri gerçekleştiriliyor. Türkiye’de ilk kez GEBKİM OSB’de hayata geçirilen Acil Müdahale Yazılımı kapsamında bugüne kadar yaklaşık iki bin kişiye afet ve acil durum eğitimleri verildi. Bu eğitimlerle çalışanların deprem ve diğer afet durumlarında doğru hareket edebilme becerilerinin geliştirilmesi hedefleniyor. Sanayi tesislerinde çalışan personelin afet anında doğru davranış biçimlerini bilmesi, hem can güvenliği hem de üretim süreçlerinin sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor. İRAP Kapsamında Sanayide Deprem Hazırlığı GEBKİM OSB’de yürütülen afet hazırlık çalışmalarının önemli bir bölümü Kocaeli İl Afet Risk Azaltma Planı (İRAP) kapsamında gerçekleştiriliyor. Organize sanayi bölgelerine düşen sorumluluklar doğrultusunda bölgede yapıların dayanıklılık ve güçlendirme çalışmaları yapılırken, olası afet senaryolarına yönelik risk azaltma planlamaları da hayata geçiriliyor. Bölgede faaliyet gösteren katılımcı firmalarla birlikte yürütülen çalışmalar kapsamında acil durum hazırlıkları ve eğitim faaliyetleri sürdürülüyor. Bu çalışmaların temel amacı, afetlere müdahale kapasitesini güçlendirmenin yanı sıra riskleri önceden azaltan dayanıklı bir sanayi altyapısı oluşturmak olarak ifade ediliyor. RESMAR Projesi ile Sanayide İş Sürekliliği GEBKİM OSB’nin afetlere hazırlık çalışmalarında öne çıkan başlıklardan biri de iş sürekliliği yönetimi. Sanayi tesislerinin afet sonrasında faaliyetlerini sürdürebilmesi hem çalışanlar hem de ülke ekonomisi açısından kritik önem taşıyor. Bu kapsamda GEBKİM OSB, Avrupa Birliği ve AFAD eş finansmanında yürütülen “RESMAR – İş Sürekliliği Yönetimi Yaklaşımı ile Sanayi Kuruluşlarının Afetlere Dirençli Hale Getirilmesi: Marmara Bölgesi Uygulaması” projesinde pilot organize sanayi bölgeleri arasında yer alıyor. Proje kapsamında yapılan teknik ziyaretlerde AFAD ve ilgili kurum temsilcileri bölgede incelemelerde bulunarak iş etki analizleri, iş sürekliliği planları ve afet yönetimi süreçlerini değerlendirdi. Bu çalışmalarla sanayi tesislerinin afet sonrası üretim ve tedarik süreçlerini sürdürebilecek yapılar kurması hedefleniyor. “Her Fabrika Bir Kaledir” Deprem gerçeğinin sanayi bölgeleri açısından büyük bir sorumluluk alanı oluşturduğunu belirteren GEBKİM OSB Yönetim Kurulu Başkanı Vefa İbrahim Aracı, “Ülkemiz deprem kuşağında yer alıyor ve bu gerçekle yaşamayı öğrenmek zorundayız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ‘Her fabrika bir kaledir’ sözü çok kıymetli. Bizler de sanayi bölgemize bu anlayışla yaklaşıyoruz. Sanayi tesisleri ülke ekonomisinin üretim gücünü temsil eden stratejik merkezlerdir. Bu nedenle organize sanayi bölgelerinde yürütülen hazırlık çalışmaları hem çalışanlarımızın güvenliği hem de üretim sürekliliği açısından büyük önem taşıyor. GEBKİM OSB olarak altyapımızı güçlendiren, afetlere müdahale kapasitemizi artıran ve sanayimizin iş sürekliliğini güvence altına alan çalışmaları kararlılıkla sürdürüyoruz. RESMAR Projesi gibi uluslararası iş birlikleri sayesinde sanayi kuruluşlarımızın afetlere karşı daha dirençli hale gelmesini hedefliyoruz. Amacımız, güçlü üretim kapasitesine sahip, afetlere hazırlıklı ve dayanıklı bir sanayi ekosistemi oluşturmaktır.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nilüfer, Deprem Simülasyon Merkezi’ni “Eğitim Mutfağı”na dönüştürdü Haber

Nilüfer, Deprem Simülasyon Merkezi’ni “Eğitim Mutfağı”na dönüştürdü

Nilüfer Belediyesi, afetlere karşı dirençli bir kent inşa etme vizyonunu, yapı stokunu güçlendirmenin ötesine taşıyarak toplumsal bir bilinç hareketine dönüştürüyor. 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında Milli Eğitim Bakanlığı Arama Kurtarma Birliği (MEB AKUB) ile hayata geçirilen “Okul Tabanlı Afet Bilinci ve Akran Eğitimi” programı, Bursa’nın en donanımlı tesislerinden biri olan Nilüfer Belediyesi Deprem Simülasyon Merkezi’ni dev bir “eğitim mutfağına” çevirdi. Nilüfer İlçe Afet ve Acil Durum Yönetim Merkezi’nde düzenlenen “Nilüfer Belediyesi MEB AKUB Okul Tabanlı Afet Bilinci ve Akran Eğitimi Yaygınlaştırma Programı”nda projenin yol haritası paylaşıldı. Gerçekleştirilen programa Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Başkan Yardımcısı Emre Karagöz, Bursa İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Yunus Bulut ve iki kurumun yöneticileri katıldı. Nilüfer Belediyesi ve MEB AKUB arasındaki iş birliği ile ilçe genelindeki tüm öğrencilere ulaşmak hedefleniyor. Üç aşamalı olarak kurgulanan modelde; okullarda temel afet bilinci eğitimi, simülasyon merkezinde uygulamalar ve tatbikatlar gerçekleştirilecek. Proje kapsamında her yıl bin dolayında öğrencinin simülasyon merkezinde eğitim alması hedefleniyor. KENDİ HAZIRLIĞIMIZI YAPMAK ZORUNDAYIZ Etkinlikte gençlere hitap eden Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, deprem hazırlığının sadece yapı stokunu yenilemekten ibaret olmadığını, toplumsal bilincin hayati önem taşıdığını anlattı. Olası bir İstanbul depreminde Bursa’nın kendi kendine yetebilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir şunları söyledi: “Bugün burada, çocuklarımızın ve kentimizin güvenli geleceği için hayati bir adımı paylaşıyoruz. MEB AKUB ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, Bursa’da sadece Nilüfer’e özel, örnek bir model sunmaktadır. Bu iş birliği sayesinde, belediyemize ait olan ve Bursa’daki iki tesisten biri olan Deprem Simülasyon Merkezimizi, duman odamızı ve tüm eğitim kampüsümüzü öğrencilerimizin ve öğretmenlerimizin hizmetine açıyoruz. Biz burada işin “mutfağını” ve teknik imkanlarını sağlıyoruz; öğretmenlerimiz ise pedagojik formasyonlarıyla bu imkanları en doğru şekilde öğrencilerimize aktarıyor. Bu projenin en heyecan verici yanı ise ‘Akran Eğitimi’ modelidir. Özellikle 11. ve 12. sınıftaki akredite olmuş gençlerimiz, kendi sınıf arkadaşlarına afet bilinci eğitimi verecekler. Gençlerin birbirine öğrettiği, bilginin paylaştıkça çoğaldığı sürdürülebilir bir bilinç ağı oluşturuyoruz.” Afetlere hazırlıklı olmanın hayati bir sorumluluk olduğunun altını çizen Başkan Şadi Özdemir, “Bu sorumluluğu eğitim camiamızla omuz omuza taşımaktan büyük mutluluk duyuyorum. Bu değerli çalışmada emeği geçen herkese teşekkür ediyor, projemizin Nilüfer’imize hayırlı olmasını diliyorum. Hep birlikte daha dirençli ve daha güvenli bir Nilüfer için çalışmaya devam edeceğiz” dedi. TÜRKİYE’YE ROL MODEL PROJE Proje kapsamında gerçekleştirilen çalışmaların Milli Eğitim Bakanlığı tarafından takdir edilerek tüm Türkiye’ye rol model gösterildiğini aktaran Bursa İl Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Yunus Bulut da, “Öğrencilerimizin afetlere karşı yetkinliklerinin artırılması, geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması için bu merkezin çok büyük önemi var. Öncelikle emeklerinize teşekkür ediyoruz. Ve bu iş birliğini gerçekten çok önemsiyoruz. Burada deneyim kazanacak gençlerimizin bu gönüllük hareketini sadece Nilüfer’e değil Bursa’nın geneline hizmet edecek şekilde dalga dalga büyütmesini arzu ediyoruz. Bu anlamlı projede emeği geçen herkese teşekkür ederim” dedi. DENEYİMLE ÖĞRENDİLER Nilüfer Belediyesi Afet İşleri Müdürlüğü yerleşkesinde bulunan ve Bursa’da yerel yönetimler bazında tek deprem simülasyon merkezi olan tesis, projenin en kritik aşamasını oluşturuyor. Projenin ilk gününde Nilüfer’deki çeşitli okullardan gelen 10. ve 11. sınıf öğrencileri, yerel yönetimler düzeyinde Bursa’daki tek merkez olan Deprem Similasyon Merkezi’nde kapsamlı eğitimlerden geçti. Konuşmaların ardından Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, protokol üyeleri ve öğrenciler, birlikte simülasyona katılarak deprem anındaki refleksler ve yapılması gerekenleri deneyimledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı Advertorial

Enkaz Ayrıştırma Projesi Türkiye'de İlk Kez Malatya’da Uygulanıyor Haber

Enkaz Ayrıştırma Projesi Türkiye'de İlk Kez Malatya’da Uygulanıyor

Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi İsabelle Dumont ve Fransız Kalkınma Ajansı Türkiye Müdürü Xavier Muron'u ağırlayan Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, Fransız Kalkınma Ajansı ile Malatya Büyükşehir Belediyesi arasında yürütülen hibe projelerinin son durumunu değerlendirerek, kapsamlı bir istişarede bulundu. “MALATYA'MIZI YENİDEN AYAĞA KALDIRDIK” Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinde Malatya'nın büyük bir yıkım yaşadığına dikkat çekerek, "Cumhurbaşkanımızın liderliğinde bakanlarımızın güçlü destekleri ve yerelde de yakaladığımız sinerjiyle Malatya'mızı yeniden ayağa kaldırdık. 121 bin bağımsız bölüm inşa ettik. Eskisinden daha güzel bir Malatya inşa ediyoruz" dedi. “MALATYA'NIN KAYISIDAN 500 MİLYON DOLAR GELİRİ VAR” Malatya'nın depremden sonra zirai don felaketini yaşadığını anımsatan Başkan Er, "Malatya'nın kayısıdan 500 milyon dolar geliri var. Ticareti katma değeri olan kiraz, üzüm ve ceviz gibi ürünlerimiz de bulunuyor. Depremden sonra Malatya çok ciddi bir ekonomik yara da aldı" bilgisini verdi. Başkan Er, UNESCO Dünya Mirası Listesi'nde yer alan ve Anadolu'da kurulan ilk şehir devleti olan Malatya'daki Arslantepe Höyüğü'nün Malatya için oldukça önemli olduğunu da sözlerine ekledi. “ENKAZ GERİ DÖNÜŞÜM TESİSİ KAPSAMINDA PİLOT PROJE MALATYA” Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi İsabelle Dumont ise Malatya'da bulunmaktan memnun olduklarını ifade etti. Malatya'da deprem sonrası yapılan çalışmaların önemli olduğuna değinen Dumont, "İnsanlara moral verme için yaptığınız çalışma ve hayata geçirmek istediğiniz projeleri çok iyi anlıyorum. Bu noktada enkaz atığının kaldırılması insanlar için çok önemli. Enkaz ayrıştırma projesi, Türkiye'de ilk olacak. Enkaz Geri Dönüşüm Tesisi kapsamında pilot proje Malatya'da uygulanacak" diye konuştu. BAŞKAN ER: TESİSİ HIZLANDIRACAĞIZ Başkan Sami Er, en önemli işlerinin enkaz atığını rehabilite etmek olduğuna dikkat çekerek, "Ayrıştırma yapılan yerin deprem anıtı, yeşil alan olması için bir çalışma yürüteceğiz. Çevresel etki değerlendirme çalışmasına başladık. Enkaz geri dönüşüm ve rekreasyon alanı üzerinde çalışıyoruz. Enkaz bittikten sonra bu alanı yeşil alan olarak şehre kazandırmak istiyoruz. Tesisi hızlandıracağız. Sonraki aşamada da yeşil alan yapacağız" açıklamalarında bulundu. “DEPREM ATIKLARININ AYRIŞTIRMA PROJESİNE ÇOK ÖNEM VERİYORUZ” Fransız Kalkınma Ajansı Türkiye Müdürü Xavier Muron, Türkiye'de ilk Malatya'da hayata geçirilecek olan deprem atıklarının ayrıştırma projesine çok önem verdiklerini kaydederek, "Proje başarılı olursa dalgalanacak ve başka iller içinde uygulanabilecek" dedi. Malatya'da deprem sonrası enkaz atığının kaldırılması noktasında tesis kurulması hususunda protokol imzaladıklarını anımsatan Muron, MASKİ ile içme suyu ve kanalizasyon altyapısıyla ilgili iki proje geliştirdiklerini kaydetti. Büyükşehir Belediye Başkanı Sami Er, uğurlama esnasında Fransa'nın Türkiye Büyükelçisi İsabelle Dumont'a belediye binası içerisinde inşa edilen kütüphane hakkında da bilgi verdi. Başkan Er, "Bölgenin en büyük kütüphanesini inşa ediyoruz. 3600 metrekare alan üzerine inşa ettiğimiz kütüphanede aynı anda 815 kişi yer alabilecek. Burada amfimiz, ders çalışma alanları, seminer salonları ve bilgisayar sınıfları olacak. 7/24 açık olacak kütüphanemizde öğrencilere çay, su, kahve ve çorba ikramlarımız olacak" bilgisini verdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gaziantep Büyükşehir’nden 1000 Tonu Aşan Yem Desteği Haber

Gaziantep Büyükşehir’nden 1000 Tonu Aşan Yem Desteği

Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat depremlerinden etkilenen Nurdağı ve İslahiye ilçelerinde hayvansal üretimin yeniden güçlendirilmesi amacıyla Büyükşehir Belediyesi tarafından yem dağıtım töreni düzenlendi. Türkiye Tarım Kredi Kooperatifi Nurdağı Şubesi bahçesinde yapılan tören kapsamında, iki ilçede faaliyet gösteren toplam bin 806 üreticiye 1 milyon 26 bin 500 kilogram yem desteği verildi. Hayvancılık sektörünün güçlendirilmesi, üreticilerin desteklenmesi ve sürdürülebilir tarımsal üretimin devamlılığının sağlanması amacıyla destek programlarını kararlılıkla sürdüren Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, kırsal kalkınmaya yönelik çalışmalarına hız kesmeden devam ediyor. HAYVANLARIN SAĞLIKLI GELİŞİMİ HEDEFLENİYOR Sağlanan destekle hayvanların bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi, hastalıklara karşı dirençlerinin artırılması, doğum sonrası kuru madde tüketiminin desteklenmesi, sağmal hayvanlarda süt veriminin artırılması ve verim süresinin uzatılması hedefleniyor. Aynı zamanda yavru hayvanların sağlıklı gelişimine katkı sağlanması amaçlanıyor. Uygulanan destek modelinde yem desteği, yüzde 50 hibe ve yüzde 50 üretici katkı payı esasına göre gerçekleştirilecek. Hibe tutarları, üreticilerin Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından sunulan “Çiftçi Kartları”na tanımlanacak. ŞAHİN: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYESİ OLARAK BÜTÜN CANLARI BİR EMANET OLARAK GÖRÜYORUZ Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı Fatma Şahin, törende yaptığı konuşmada kurum olarak tarıma desteğin sürdüğünü aktararak şunları söyledi: “İslahiye ve Nurdağı 25 yıldan beri dağ gibi arkamızda durdu. Ben 6 Şubat akşamını hatırlıyorum. Hayatımın en zor gecesinden bir tanesiydi. O gece yaşananları hep birlikte yaşadık. O gün gördüklerimi hiç unutmuyorum. Biz deprem değil gerçekten küçük kıyameti yaşadık. Ama el ele, omuz omuza verdik, bir olduk, diri olduk. Biz büyük milletiz. Büyükşehir Belediyesi olarak biz bütün canları bir emanet olarak görüyoruz. Bakın çok zor bir döneme şahitlik ediyoruz. Toprak meselesi, çiftçi meselesi İHA ve SİHA kadar önemli. Kendi kendimize yetmemiz lazım. O yüzden her bir çiftçimizin bir karış toprağını boşa bırakacak durumda değiliz. En önemli şey çiftçinin finansa ulaşması. Finansa ulaşmanız için çok önemli destekler verildi.” BU TOPRAKLARIN ÇOCUKLARI, İŞÇİSİ, ÇİFTÇİSİ, ESNAFI, SANAYİCİSİ ÇOK ÇALIŞMAK ZORUNDA Başkan Fatma Şahin konuşmasının devamında 2014 yılından itibaren hayvansal üretim için ihtiyaçlar doğrultusunda destek verildiğini aktararak sözlerini şu ifadelerle tamamladı: “Biz kendi şehrimizden sorumluyuz. iki buçuk milyonsak iki buçuk milyonun gıda ihtiyacını karşılayacak şekilde kendi kendimize yetmemiz lazım. Eğer kırsal rahat değilse, çiftçi mutlu değilse bu şehre yansıyor. Bu bir döngüsel sistem. O döngüsel sistemin, o çarkın en önemli anahtarı da sizsiniz. Bu toprakların çocukları, işçisi, çiftçisi, esnafı, sanayicisi çok çalışmak zorunda. Bizim elimizde ne varsa onu vermeye çalışıyoruz. Bu yıl biz Nurdağı ve İslahiye’nin depremden sonra oluşan bütün sorunlarından arınmış, daha dirençli, daha huzurlu, daha mutlu bir Nurdağı ve İslahiye’yi kavuşturmak dileğindeyiz.” Programda ayrıca İslahiye Kaymakamı Mehmet Soylu desteğin önemine dikkat çekerek Başkan Fatma Şahin’in konu hakkında duyarlılığı için teşekkür etti. Nurdağı Belediye Başkanı Mehmet Yıldırır, İl Tarım ve Orman Müdürlü İbrahim Sağlam, Nurdağı Ziraat Odası Başkanı Kemal Belpınar ve Gaziantep Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Osman Türkman da dağıtım töreninde destekler hakkında görüşlerini aktardı. Büyükşehir Belediyesi Sürdürülebilir Tarım ve Kırsal Kalkınma Daire Başkanı Kenan Seçkin ise 2014 yılından bugüne kadar hayvancılık için veriler destekleri anlattı. Çiftçi Ramazan Kaçıkçı tüm üreticiler adına konuşma yaparak Başkan Fatma Şahin ve ekibine teşekkür etti. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi, 2014–2025 yılları arasında toplam 19 bin 510 üreticiye 10 milyon 226 bin 150 kilogram yem desteği sağlayarak tarımsal üretime ve hayvancılığa güçlü bir katkı sundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.