Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Deprem Riski

Kapsül Haber Ajansı - Deprem Riski haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Deprem Riski haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Deprem, Sürdürülebilirlik Ve Kent Estetiği Mimarlık Gündeminin Merkezinde Haber

Deprem, Sürdürülebilirlik Ve Kent Estetiği Mimarlık Gündeminin Merkezinde

Deprem riski, iklim krizi ve hızla dönüşen kent yapısı, mimarlık disiplininde tasarım yaklaşımlarının yeniden ele alınmasını zorunlu kılıyor. Güvenli yapı üretiminin yanı sıra çevresel sürdürülebilirlik ve kentle uyumlu planlama anlayışı, günümüz mimarlık gündeminin temel başlıkları arasında yer alıyor. Türk Serbest Mimarlar Derneği Yönetim Kurulu Üyesi ve Aura Design Kurucusu Mimar Filiz Cingi Yurdakul deprem güvenliğinin yalnızca mühendislik hesaplarıyla sınırlı ele alınmasının yeterli olmadığını vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Deprem dayanımı elbette birinci öncelik. Ancak güvenli yapı; mimari ana kararlar, malzeme seçimi, uygulama kalitesi ve yapının yaşam döngüsü boyunca göstereceği performansla birlikte ele alınmalıdır. Mimari kararlar yalnızca bugünü değil, yıllar sonrasını da etkiler. Kentsel dönüşümde en çok göz ardı edilen konu ise kentsel hafızadır. Kent yalnızca binalardan ibaret değildir; sokak karakteri, mahalle dokusu ve kamusal yaşam kent kimliğinin temelini oluşturur. Güvenliği artırırken aidiyet duygusunu zayıflatmamak gerekir. Dönüşümün amacı yalnızca yeniden inşa etmek değil, kentsel bütünlüğü koruyarak yeniden kurmak olmalıdır. Deprem güvenliği, daha iyi bir yaşamın başlangıç noktasıdır; dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve kent estetiği bu hedefin ayrılmaz parçalarıdır.”

İzmir’in Deprem Master Planı İçin İmzalar Atıldı Haber

İzmir’in Deprem Master Planı İçin İmzalar Atıldı

İzmir’in yaşam kalitesini yükselten, doğayla uyumlu ve uzun vadede sürdürülebilir bir dirençli kent modeli oluşturmayı hedefleyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, yeni Deprem Master Planı için çalışmalara başladı. Hazırlanacak Deprem Master Planı’nın iş birliği protokolü; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Dokuz Eylül Üniversitesi (DEÜ) Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz ile İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü (İYTE) Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran’ın yanı sıra İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Zeki Yıldırım, projede yer alan akademisyenler ve İzmir Büyükşehir Belediyesi bürokratlarının katıldığı törenle imzalandı. Bütüncül ve önleyici bir yol haritası sunan Deprem Master Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2025–2029 Stratejik Planı’nda yer alan “Çoklu Krizlere Dirençli Kent Belediyeciliği” hedefiyle uyumlu olarak hazırlanıyor. “Deprem Master Planı için bazı ön çalışmalar yaptık” Dokuz Eylül Üniversitesi Rektörlüğü’ndeki törende konuşan İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, tarihi bir gün yaşandığını söyledi. İzmir’de depreme yönelik çalışmaların, Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen RADIUS Projesi kapsamında 1998 yılında başlatıldığını anımsatan Başkan Tugay, “O günden bu güne bir master planı yapılmadı. Biz bunun çok önemli bir eksik olduğunu biliyorduk. Deprem Master Planı için bazı ön çalışmalar yaptık. Herkes biliyor ki İzmir’de Ege Bölgesi’nde deprem riski var” dedi. “Şu anda alınmış bir mesafe var” İzmir'in yer yapısının, fayların ve mevcut yapıların riskinin ayrıntılı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Başkan Tugay, “Belediye özellikle 30 Ekim depreminden sonra bazı çalışmalar yaptı. Şu anda alınmış bir mesafe var. Ancak İzmir Büyükşehir Belediyesi ailesi olarak şunu biliyoruz ki İzmir'in tamamının her türlü risk açısından mümkün olan en kapsamlı ve doğru şekilde değerlendirilmesi lazım. Buna altyapıyı da dahil edeceğiz. Bundan sonraki imar planlamasını da dahil edeceğiz” diye konuştu. “Bundan sonrasının çok daha iyi olacağına inanıyorum” Bu çalışmaların son derece önemli olduğuna değinen Başkan Dr. Cemil Tugay, şunları söyledi: “Bu çalışmanın tamamlanması, İzmir halkına, yerel yönetimlere, İzmir'deki diğer kurumlara yapılmış en büyük iyiliklerden biri olacak. Belirsizlikler, kafa karışıklıkları hepsi giderilmiş olacak. Biz her iki üniversitemiz ile gurur duyuyoruz. Bugüne kadar çok iyi niyetle herkes pek çok çaba gösterdi. Ama bundan sonrasının çok daha iyi olacağına gerçekten inanıyorum. Bugüne kadar şehre verdiğiniz katkılar için teşekkür ediyorum. Ne mutlu ki bu şehirdeyiz. Bu planı neden yaptığımızı hatırlamak için sadece 30 Ekim depreminde yaşadığımız acıyı düşünmemiz yeter. Yeni bir yıla giriyoruz. Ne 2026 ne de sonrası bize bu tür acıları yaşatsın. Ama sadece ‘inşallah’ demekle olmuyor. Burada ‘Kime görev düşüyor’ derseniz, işte tam olarak o heyetle birlikteyiz. Buradan İzmir'e dair bir güven duygusunun, herkese iyi hissettiren bir duygunun çıkacağına da eminim. Hem bugüne kadar yaptıklarımız hem de bundan sonrası için her birinize çok çok teşekkür ediyorum.” “Bu çalışmalarda yer almaktan mutluluk duyduk” DEÜ Rektörü Prof. Dr. Bayram Yılmaz da üniversite olarak deprem araştırmalarıyla ilgili, böyle bir iş birliği anlaşmasının tarafı olmaktan dolayı büyük bir memnuniyet duyduklarını belirtti. Yılmaz, “DEÜ, Türkiye'de depremle ilgili bölümlerin komple yer aldığı çok az sayıdaki üniversiteden biri. Üniversitemizde Deprem Araştırma Uygulama Merkezi’miz var. Fakat bu araştırma merkezimizin yetersiz kaldığını düşünüyoruz. Bunu daha ileriye taşımak gibi bir düşüncemiz var. Bu araştırma merkezini tıpkı Boğaziçi Üniversitesi'nin Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü gibi bir konseptle enstitüye çevirmek gibi bir gidişimiz olacak. Bu merkez deprem araştırmaları ve deprem riskini azaltmaya yönelik araştırmalar için bir araştırma uygulama enstitüsü olarak düşünülüyor. Yani sadece deprem olduktan sonra araştıran değil, risk azaltmaya yönelik çalışmaları ve teknolojileri de araştıran, geliştiren, uygulayan bir enstitü olmasını istiyoruz. Bu vesile ile İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde yürütülen çalışmaların bir parçası olmaktan milletimiz, ülkemiz, güzel İzmir'imiz adına da memnuniyet duydum” dedi. “Yapacağımız bilimsel çalışmalar bir başarı hikayesi, bir model proje olur” İYTE Rektörü Prof. Dr. Yusuf Baran ise doğal afetlerin hayatın bir parçası olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: “Aslında doğal afetler öldürmüyor. Tıpta nasıl önleyici tıp varsa doğal afetlerde de önleyici, akılcı, bilimsel yöntemler benimsenirse can kayıplarını, dolayısıyla acılarımızı azaltabileceğimiz bir denklem kurgulayabiliriz. 30 Ekim depreminde 117 insanımızı kaybettik. 6 Şubat depremi bütün dünya için aslında bir tecrübe oldu. İzmir için böyle bir çalışmanın büyükşehir belediyemiz ve Türkiye'nin çok kıymetli iki üniversitesi ile gerçekleştiriyor olması çok kıymetli. Umarım yapacağımız çalışmalar, alacağımız önlemler can kaybı olmaksızın bu doğal afetleri aşabileceğimiz bir süreci bizlere yaşatır. Umarım burada gerçekleştirdiğimiz bu toplantı, attığımız imzalar, daha da önemlisi yapacağımız bilimsel çalışmalar bir başarı hikayesi, bir model proje olur ve Türkiye'nin bütün kentlerinde de benzer uygulamaları hep birlikte gözlemleriz. Bu sürece öncülük ettiği için çok kıymetli başkanımıza, rektörümüze ama asıl projeyi yapacak olan siz değerli bilim insanlarımıza gönülden teşekkür ediyorum. Var olun.” Koordinasyon kurulu oluşturuldu Deprem Master Planı için Koordinasyon Kurulu oluşturuldu. Buna göre proje, DEÜ ile İYTE yürütücülüğünde yapılacak. Projenin koordinatörlüğünü DEÜ’den Prof. Dr. Özgür Özçelik üstlenirken; proje yürütücüleri ise DEÜ’den Prof. Dr. Hasan Sözbilir, Prof. Dr. Serhan Tanyel ile Prof. Dr. Hilmi Evren Erdin; İYTE’den Prof. Dr. Nurhan Ecemiş, Prof. Dr. Cemalettin Dönmez ve Prof. Dr. Engin Aktaş olarak belirlendi. Tüm veriler tek çatı altında toplanacak Deprem Master Planı, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin 2025–2029 Stratejik Planı’nda yer alan “Çoklu Krizlere Dirençli Kent Belediyeciliği” hedefiyle uyumlu olarak hazırlanıyor. Bu kapsamda İzmir’in afetlere karşı hazırlıklı, güvenli ve yaşam kalitesi yüksek bir kent haline getirilmesi amaçlanıyor. Planın bilimsel altyapısı için yapı stoku envanteri, depremsellik ve tsunami araştırmaları, mikrobölgeleme etüt çalışmaları tamamlandığında, güvenli kent planlaması için gerekli tüm veriler tek çatı altında toplanmış olacak. Yeni Master Planı bütüncül ve önleyici bir yol haritası sunuyor İzmir Büyükşehir Belediyesi, güncel riskler, değişen iklim koşulları ve artan kent nüfusu doğrultusunda yeni bir Deprem Master Planı hazırlıyor. Yeni planın, olası bir deprem öncesinde İzmir’de alınması gereken tüm önlemleri eşgüdüm içinde ele alan ana strateji belgesi olması hedefleniyor. Plan kapsamında; yapılması gereken çalışmalar, birbirini tamamlayan bağımsız proje paketleri halinde tanımlanacak ve kentin tüm bileşenlerini kapsayan bütüncül bir yapı oluşturulacak. 8 ana başlıkta bilimsel çalışma Deprem Master Planı için oluşturulan Koordinasyon Kurulu ile çalışmalar, İzmir’deki üniversitelerde görev yapan akademisyenlerin yürütücülüğünde ilerliyor. Plan kapsamında 8 ana başlıkta çalışma yürütülecek. Çalışma alanları; jeolojik, jeofizik ve geoteknik unsurlar ile deprem tehlikesinin belirlenmesi, üstyapı ve altyapı unsurları ve deprem riski açısından değerlendirilmesi, deprem bilgi altyapısının geliştirilmesi, şehir planlama ve imar uygulamaları, hukuki ve idari düzenlemeler, mali kaynak ve finansman modelleri, eğitim, bilinçlendirme ve sosyal hazırlık çalışmaları ile deprem risk yönetimi modelinin geliştirilmesi başlıkları olarak belirlendi. Hedef sadece hasarı azaltmak değil, yaşam kalitesini yükseltmek İzmir Büyükşehir Belediyesi, Deprem Master Planı ile yalnızca olası depremlerde oluşabilecek hasarları azaltmayı değil; kentin yaşam kalitesini yükselten, doğayla uyumlu ve uzun vadede sürdürülebilir bir dirençli kent modeli oluşturmayı hedefliyor. İzmir’in deprem hazırlığında 25 yıllık birikim İzmir’de depreme yönelik kapsamlı çalışmalar, Birleşmiş Milletler tarafından yürütülen RADIUS Projesi kapsamında 1998 yılında başladı. Dünyada projeye başvuran 58 kent arasından seçilen 9 şehirden biri olan İzmir, Türkiye’de bu alanda öncü kentler arasında yer aldı. Boğaziçi Üniversitesi ile İzmir Büyükşehir Belediyesi arasında imzalanan protokol doğrultusunda yürütülen çalışmalar sonucunda İzmir Deprem Master Planı 1999 yılında tamamlanmıştı. İzmir Deprem Master Planı’nın 2026 yılı içinde tamamlanması öngörülüyor. Deprem araştırmaları sürüyor Kenti afetlere dirençli hale dönüştürmek isteyen İzmir Büyükşehir Belediyesi, kara ve denizde fay hatlarına yönelik yürüttüğü araştırmaların yanı sıra, şimdiye kadar 94 bini aşkın yapının envanterini çıkardı. Mikrobölgeleme çalışmaları kapsamında 1 milyon 113 bin hektar alanda jeolojik etütler tamamlandı. Yine İzmir genelinde belirlenen 71 barınma alanı ve 2 bin 425 toplanma alanının alt yapısına yönelik çalışmalar sürüyor. Yapı envanteri, zemin çalışmaları, kara ve denizde yapılan depremsellik araştırmaları, kente dair önemli verilerin elde edilmesini sağlıyor. Tüm veriler Deprem Master Planı’na altlık oluşturacak.

Bursa’nın Kalbi Yeniden Heyecanla Atacak Haber

Bursa’nın Kalbi Yeniden Heyecanla Atacak

Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olan Bursa'da 14. yüzyılda oluşmaya başlayan, 16. yüzyılda han, bedesten ve çarşıların gelişimiyle sürecini tamamlayan Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi, Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin geliştirdiği projelerle yeniden kentin ve Türkiye’nin çekim merkezi haline geliyor. UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan 700 yıllık bölge, Büyükşehir Belediyesi Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanlığı tarafından düzenlenen ‘Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi Çalıştayı’nda tüm yönleriyle ele alındı. “Alan, insanlığın göz bebeğidir” Tayyare Kültür Merkezi’ndeki programda konuşan Büyükşehir Belediyesi Başkanvekili Mehmet Aydın Saldız, Bursa’nın kalbinde yaşayan eşsiz mirasın geçmişini, bugününü ve geleceğini konuşmak üzere çalıştayın düzenlendiğini belirtti. Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin yüzyıllardır ticaretin, kültürün, dayanışmanın ve toplumsal hafızanın merkezi olduğunu hatırlatan Başkanvekili Saldız, “Alan yalnızca ekonomik bir değer değildir. Bursamızın ruhu, kimliği ve yaşam kültürünün ta kendisidir. UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki alan; yalnızca bizim değil, tüm insanlığın göz bebeğidir. Bu yüzden bu bölgeyi korumak, yaşatmak ve çok daha güçlü bir şekilde geleceğe taşımak hepimizin ortak görevidir” dedi. “Bölgenin bugünkü hali, Bursamıza yakışmıyor” Çalıştay öncesinde sadece masa başında değil; sahada, esnafla birlikte görüşmeler yapılarak sürecin yürütüldüğünü anlatan Başkanvekili Saldız, deprem ve yangın gibi afet risklerine karşı uzman ekiplerle detaylı değerlendirmeler gerçekleştirildiğini ifade etti. Hanların dayanıklılığını artırmak, acil müdahale altyapısını güçlendirmek için gerekli adımları attıklarının altını çizen Saldız, “Ancak hepimizin bildiği bir gerçek var. Bu bölgenin bugünkü hali, Bursamıza yakışmıyor. Tarihi dokusu güçlü, hikâyesi büyük olan bu alan, ne yazık ki yeterince bakımlı değil. Turistler Bursamıza geliyor ancak burada geçirdikleri süre çok kısa. Biz, Başkanımız Mustafa Bozbey'in de vizyonu doğrultusunda Bursamızı Türkiye’nin ve dünyanın en önemli uğrak noktalarından biri yapmak istiyoruz. Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin daha estetik, daha güvenli, daha düzenli, daha ulaşılabilir bir yapıya kavuşması şarttır” diye konuştu. “Alanı daha güçlü, estetik, yaşanabilir hale getirmeyi hedefliyoruz” Alanı yeniden işlevlendirmek ve yaşatmak konusunda kararlı olduklarını vurgulayan Başkanvekili Saldız, bölgenin yaşayan bir tarih mekânı olarak varlığını güçlendirecek, turizmden hak ettiği payı almasını sağlayacak, esnafın kazancını artıracak, kentin ekonomisini büyütecek projeleri hayata geçirmek için çalışmaları sürdürdüklerini söyledi. Çalışmaların ancak ortak akılla yürütüldüğünde başarıya ulaşacağına dikkat çeken Saldız, “Bu çalıştayı yeni bir yol haritasının başlangıcı olarak görüyoruz. Buradan çıkacak her görüş, her katkı, her öneri; Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi’nin geleceğini şekillendirecek. Geçmişimize duyduğumuz saygıyı, geleceğe duyduğumuz sorumlulukla birleştirerek; bu alanı daha güçlü, daha estetik, daha düzenli ve daha yaşanabilir hale getirme hedefiyle ilerliyoruz. Bursamızın kimliğini korumak, değerlerini geleceğe taşımak için bu kente duyduğumuz sevgiyi sorumluluğa dönüştürüyoruz. Bu kenti sevmek; tarihine, kültürüne ve değerlerine sahip çıkmak, onları muhafaza etmek demektir” dedi. Önemli sorunlar masaya yatırılıyor İstanbul Kültür Üniversitesi Mimarlık Fakültesi öğretim üyesi ve UNESCO Bursa Alan Başkanı Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu, çalıştayla Bursa’nın kalbiyle ilgili önemli sorunları masaya yatıracaklarını vurguladı. Program öncesinde tüm hanları ve çarşıları gezerek sorunları yerinde gördüklerini anlatan Dostoğlu, çalıştayın sonuçlarının uygulanabilmesini umduğunu dile getirdi. Sorunların bir bir masaya yatırılacağını aktaran Dostoğlu, toplantıya katkı sunan herkese teşekkür etti. “Bursa’nın kalbi eski heyecanıyla atmıyor” Bursa Kent Konseyi Başkanı Prof. Dr. Ertuğrul Aksoy, çalıştay öncesinde sahada yoğun bir çalışma yapıldığını ifade etti. Kurumsal kararlılık ve yerelde sahiplenme sayesinde çalışmanın başarıya ulaşacağına inandığını belirten Aksoy, “Bursa’nın kalbi eski heyecanıyla atmıyor. Yüzyıllarca tarihin, sanatın, kültürün, emeğin ve ticaretin buluştuğu merkez olan bölgenin bazı sorunları bulunuyor. Bu sorunların çözümü için Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde önemli bir çalışma yürütülüyor. Çalıştayın ardından çıkan sonuçları herkesin sahiplenmesini umuyorum. Böylece Bursa’nın kalbi eski heyecanıyla tekrar çarpabilecektir” diye konuştu. Ortak yönetim modeli sorgulanacak Kent Tarihi ve Tanıtımı Dairesi Başkanı Günay Özkılınç, Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey’in vizyonu doğrultusunda aylardır sahada çalışma yaptıklarını ifade etti. Hanların ve çarşıların tek tek gezilerek esnafla yüz yüze görüşmeler yapıldığını anlatan Özkılınç, Hanlar Bölgesi’nde çok fazla özel mülk bulunduğunu ve bunun da birçok sorunu ortaya çıkardığını dile getirdi. Restorasyon projeleri onaylı olmasına rağmen mülk sahipleri kabul etmediği için çalışma yapılamadığını söyleyen Özkılınç, bölgede birçok yönetim aşaması bulunduğunun da altını çizerek çalıştayda ortak yönetim modelinin de sorgulanacağını anlattı. Uzman isimler tarihi bölgeyi konuştu Konuşmaların ardından program, moderatörlüğünü Prof. Dr. Neslihan Dostoğlu ve Unicon Danışmanlık Grubu Genel Müdürü Adnan Almeman’ın yaptığı oturumla devam etti. Programda, Bursa Uludağ Üniversitesi (BUÜ) Mimarlık Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Tülin Vural Arslan, ‘Bursa Tarihi Çarşı ve Hanlar Bölgesi dijital kültür mirası atlası’, BUÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sibel Polat ‘Bursa kent merkezine yönelik bir kentsel tasarım rehberi önerileri’, Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Jeofizik Mühendisliği Yer Fiziği Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şerif Barış ‘Bursa’nın deprem riski ve tarihi yapılarla ilişkisi’, ODTÜ Mimarlık Fakültesi Öğretim Üyesi ve ODTÜ Rektör Danışması Prof. Dr. Güliz Bilgin Altınöz ‘Geçmiş deneyimlerin ışığında afetlere hazırlıklı ve dirençli kültürel mirası yeniden düşünmek’ konularında bilgilerini paylaştı. Çalıştay, çeşitli konularda uzmanların katılımıyla düzenlenen masa toplantılarıyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yalova’da Deprem Riskine Karşı Topyekûn Seferberlik Haber

Yalova’da Deprem Riskine Karşı Topyekûn Seferberlik

“Depreme Karşı Bilimsel İş Birliği Protokolü” çerçevesinde; Yalova Üniversitesi, TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Mimarlar Odası, Jeoloji Mühendisleri Odası ve Jeofizik Mühendisleri Odası Yalova Temsilciliklerinin katkısıyla, Yalova’daki tüm yapıların risk tespiti için geniş çaplı bir saha çalışması başlatılıyor. TMMOB’a bağlı mühendislik odalarının Yalova Temsilcilikleri, Yalova Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi akademisyenlerinin katkısıyla, Yalova’daki tüm yapıların risk tespiti için geniş çaplı bir saha çalışması başlatılıyor. Yalova’nın depremsellik riskine karşı kentte topyekûn bir seferberlik başlatılıyor. 2007 ve öncesi tüm yapılar taranacak, riskler belgelenecek, veriler dijital sisteme işlenecek. Yalova Belediyesi öncülüğünde yapılan iş birliği protokolü sayesinde deprem riskine karşı akademisyenler, mühendisler ve gönüllüler sahada olacak. Bu kapsamda ilk olarak, saha öncesi teknik eğitimler kapsamında Yalova Belediyesi Meclis Salonu’nda düzenlenen programla Yalova Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi’nden akademisyenler, bu çalışmalarda yer alacak gönüllülere ve meslek odalarının temsilcilerine eğitimler verdi. Toplantıya Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Ömür Bayar, Afet İşleri Müdürü Göktuğ Ardıç, meslek odalarının temsilcileri, teknik personeller ve gönüllüler katıldı. VERİ AKTARIMI PROFESYONEL DÜZEYDE OLACAK Konuyla ilgili yapılan açıklamada proje içeriği hakkında bilgi verildi. Buna göre proje kapsamında; 2007 öncesi inşa edilen tüm binalar tek tek taranacak, zemin, yapı ve mühendislik özelliklerine göre risk seviyesi belirlenecek. Fotoğraflı ve coğrafi bilgi sistemlerine aktarılan tespitli verilerle Yalova’nın risk haritaları oluşturulacak. Tüm bu süreçte AFAD tarafından sağlanan yaklaşık 30 tablet kullanılarak veri aktarımı profesyonel bir düzeyde gerçekleştirilecek. “YALOVA'DA BİLİMİ ESAS ALAN TOPYEKÛN BİR DEPREM HAZIRLIĞI BAŞLIYOR” Programda konuşan Yalova Belediye Başkan Yardımcısı Ömür Bayar, projenin kapsamı hakkında bilgi vererek şunları söyledi: “İlimizde 2007 yılından önce inşa edilen tüm binaları tek tek tarayacağız. Bu süreçte meslek odalarımızdan, belediyemizden teknik personeller ve gönüllüler aktif olarak görev alacak. Yalova'da meslek odalarımızla yaptığımız protokol sayesinde detaylı risk haritaları oluşturacağız. Merkez ilçe belediyesi olarak biz de elimizden gelen tüm katkıyı ortaya koyuyoruz. AFAD, sahada kullanılmak üzere bize tabletler gönderdi. Bu tabletlerle coğrafi bilgi sistemlerini aktif şekilde kullanacak, sahadan elde edilen tüm verileri dijital olarak aktaracağız. Hedefimiz Yalova’daki tüm binaları fotoğraflı ve analizli biçimde tespit etmek. Geçtiğimiz günlerde bu sürecin bir denemesini Bayraktepe Mahallesi’nde manuel olarak yaptık. Şimdi bunu profesyonel biçimde, tabletler üzerinden gerçekleştireceğiz. Haftaya bu işe tam anlamıyla start vermek istiyoruz. Önce hocalarımız teknik eğitimleri tamamlayacak, ardından tüm paydaşlarımızla sahaya çıkacağız. Bu süreç topyekûn bir çalışma olacak. Katkı sunan tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyorum. Yalova Belediyesi olarak bilimsel temelli, planlı ve kurumlar arası iş birliğine dayalı bu proje ile deprem risklerine karşı güçlü ve hazırlıklı bir şehir oluşturmayı hedefliyor.”

Modüler İnşaatla 3 Yılda 1 Milyon Konut Üretmek Mümkün Haber

Modüler İnşaatla 3 Yılda 1 Milyon Konut Üretmek Mümkün

Kentsel dönüşüm süreçlerinde, modüler inşaat tekniklerinin hızlı ve güvenli bir çözüm sunduğunun altını çizen Consera Kurucusu ve Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, “Geleneksel yapılara göre 7-8 kat daha dayanıklı olan ve 2-3 katı hızlı tamamlanan çelik yapılar, depreme karşı hem hızlı hem de güvenli bir çözüm sunuyor, ülkemizin olası depremlere hazırlanabilmesi için hızlı inşaat yapabilmek çok değerli. Modüler inşaat teknikleriyle 3 yılda 1 milyon konut üretmek mümkün” dedi.  23 Nisan’da Marmara Denizi’nde meydana gelen 6, 2 şiddetindeki deprem ve artçıları ülkemizi deprem gerçeğiyle bir kez daha yüz yüze getirdi. Resmî açıklamalara göre; İstanbul'da 1,5 milyon riskli bina bulunuyor ve bu yapıların yüzde 30'unun acilen dönüştürülmesi gerektiğinin altı çiziliyor. Kentsel dönüşüm süreçlerinin hızlandırılmasıyla yaklaşan deprem tehlikesine karşı önlem almak ve 3 yılda 1 milyon konut üretmek mümkün.  Modüler inşaat, kentsel dönüşümde ülkemize ciddi bir zaman kazandırabilir Modüler inşaat, geleneksel yöntemlerden farklı olarak, 2 veya 3 boyutlu modüllerin fabrikalarda üretilip şantiyede birleştirilmesini içeriyor. Bu yöntem, inşaat sürecini hızlandırırken iş gücü ihtiyacını da azaltıyor. Modüler teknikler, inşaatın planlama, tasarım ve montaj aşamalarını eş zamanlı yürüterek, geleneksel yöntemlere göre süreci yüzde 40'a varan oranda kısaltıyor. Bu da modüler inşaatın kentsel dönüşüm anlamında ülkemize ciddi bir zaman kazandırabileceğini gösteriyor.  Çelik taşıyıcılı yapılar, endüstriyel ortamda yüzde 100 denetimle üretildiklerinden insan hatalarına karşı çok daha fazla güvenilirler. Fabrikalarda, iklim koşullarından bağımsız üretildiklerinden 2-3 kat daha hızlı inşa edilebiliyorlar.  İstanbul’da deprem riski taşıyan yaklaşık 3 milyon 800 bin konut bulunuyor Consera Kurucusu ve Türk Yapısal Çelik Derneği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Melih Şimşek, “İstanbul’da 2000 öncesi konut sayısı 4 milyon 500 bindi, şu anda 6 milyon 384 bin. Bakanlık verisine göre, bugüne dek kentsel dönüşüm yöntemiyle sadece 695 bin konutun dönüşümü sağlandı yani 2000 öncesi yapıların yüzde 16’sı yeni yönetmeliklere göre inşa edildi. 2000 sonrası inşa edilen tüm yapıların deprem dirençli olduğunu varsayarsak (kuşkusuz ki bu sadece bir varsayım), İstanbul’da hâlâ yüksek sayıda deprem riski taşıyan konut var demektir.” diyor. Senede 300 bin konut üretebilmek için 2 milyon ton yapısal çelik gerekiyor Depremlerde yıkılmayacak yapıların inşa edilmesinin can ve mal kayıplarını önlemesinin yanında büyük ekonomik kayıpların da önüne geçeceğinin altını çizen Şimşek, “Bir senede 300 bin konut üretebilmek için 2 milyon ton yapısal çelik gerekiyor. Ülkemizin kapasitesi ise 50 milyon ton. Bu üretim için 72 bin adet insan gücüne ihtiyaç var. 2023 verilerine baktığımızda resmi rakamlara göre 3,5 milyon iş arayan bulunmakta. Bu üretim için ise 6 adet TOGG Fabrikası kapalı alanına denk gelen bir fabrika kurmalıyız. Kısacası, tüm bu şartları yerine getirebilirsek üç yılda 1 milyon modüler konut üretebileceğimizi söyleyebilirim.” şeklinde sözlerini sürdürdü. “Prof. Dr. Naci Görür: Deprem dinamiğine uygun yapılar tasarlayarak depremin etkilerini azaltabiliriz” Geçtiğimiz dönemde, depreme karşı dirençli yapılara yönelik farkındalık oluşturmak amacıyla hayata geçirdikleri “Çelik Mikrofon” YouTube kanalında Prof. Dr. Naci Görür’ü ağırladıklarını belirten Melih Şimşek, “Prof. Dr. Naci Görür programda; ‘dünyanın nabzı’ olarak nitelediği depremlerin kaçınılmaz olduğunu belirterek, insanları depremin değil, göçen binaların öldürdüğüne dikkat çekiyor ve ekliyor: “Yeni bina yapımında kat sayısını azaltmak ve hafif malzeme kullanmak önemli.” dedi.

Nitelikli ısı yalıtımı deprem riskine karşı kalkan görevi görüyor Haber

Nitelikli ısı yalıtımı deprem riskine karşı kalkan görevi görüyor

Söz konusu veriler dikkate alındığında, Türkiye’deki yapıların depreme dayanıklı hale getirilmesi hayati önem taşıyor. Bu kapsamda binaların inşasında uygun proje ve denetimlerin yanı sıra nitelikli ısı yalıtımı da kritik bir rol oynuyor. 1-7 Mart Deprem Haftası dolayısıyla açıklamalarda bulunan Baumit Türkiye Teknik Müdürü Meltem Bayraktar San, yalıtım malzemelerinin dış etmenlere karşı binanın direncini artırarak, deprem sırasında yapısal bütünlüğün korunmasına yardımcı olduğunu belirtti. San ayrıca, ısı yalıtımının binalarda oluşabilecek nem, yoğuşma, korozyon gibi sorunların önüne geçerek yapının sağlam kalmasına önemli katkıda bulunduğunu vurguladı.  Depreme dayanıklı binalar denildiğinde akla ilk gelen unsurlar sağlam temel ve güçlü taşıyıcı sistemler olsa da bina bütünlüğünü koruyan ısı yalıtımı da bu anlamda kritik bir role sahip. 1-7 Mart Deprem Haftası kapsamında dayanıklı binalar için yalıtımın önemine dikkat çeken Baumit Türkiye Teknik Müdürü Meltem Bayraktar San, nitelikli ısı yalıtımının binanın enerji verimliliğini artırmanın yanı sıra bina mukavemetini de artırarak deprem anında ve sonrasında yapı güvenliğine katkı sağladığını vurguladı.  “Türkiye’deki yapı stokunun yüzde 40’ının acilen yenilenmesi gerekiyor” Deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde yapıların sağlam zemine oturtulması ve zemin etüdü çalışmalarının titizlikle yapılması gerektiğini vurgulayan Meltem Bayraktar San; “İTÜ Vakfı tarafından yapılan bir araştırmaya göre, Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 43’ü birinci derece deprem bölgesinde, yüzde 30’u da ikinci derece deprem bölgesinde yaşıyor. Yani ülkemizdeki nüfusun yaklaşık yüzde 73’ü, deprem açısından riskli bölgelerde hayatını sürdürüyor. Diğer yandan, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de yaklaşık 19 milyon konut bulunuyor. Bunlardan 1999 depreminden sonra yapılan yaklaşık 5 milyon konutun iyi durumda olduğu değerlendirilirken, 14 milyon konutun afet riski yönünden incelenmesi gerekiyor. Deprem tasarımı ve malzeme dayanımı yetersiz olan yapılar ile mühendislik hizmeti almadan kaçak olarak inşa edilen yapılar gözetildiğinde, bakanlık verilerine göre ülkemizdeki toplam yapı stokunun yaklaşık yüzde 40‘ına denk gelen 6-7 milyon konutun yenilenmesinin veya güçlendirilmesinin gerektiği tahmin ediliyor. Bu verileri dikkate aldığımızda, depreme karşı dayanıklı binalar inşa etmenin önemi, su götürmez bir gerçek olarak karşımızda duruyor. Bu kapsamda yapıların mühendislik kurallarına uygun şekilde projelendirilmesi ve inşaat sürecinin denetimli yürütülmesi, depreme karşı güvenliği artıran en önemli unsurlar olarak öne çıkıyor. Ayrıca bina bütünlüğünü sağlayan nitelikli ısı yalıtımı da bina mukavemetini artırarak yapı güvenliğine ciddi katkıda bulunuyor. Çünkü ısı yalıtımı, ısı hareketlerini ve buhar yoğuşmasını azaltarak yapılarda oluşabilecek nem, yoğuşma, korozyon gibi sorunların önüne geçerek yapının korunmasına yardımcı oluyor” dedi.  “Isı yalıtımı olmayan binalar zamanla dayanıksız hale geliyor”   Uzun vadede daha sağlıklı ve güvenli yaşam alanları için ısı yalıtımının gerekli olduğuna işaret eden San; “Yapı cephelerinde doğru ve kesintisiz uygulanmış nitelikli bir ısı yalıtım sisteminin olmaması, binanın zamanla dayanıklılığını kaybetmesine yol açabiliyor. Depreme dayanıklı yapıların oluşturulmasında ısı yalıtımının standart hale getirilmesi, gelecekte yaşanabilecek felaketlerin etkisini en aza indirmeye yardımcı olur. Nitelikli ısı yalıtımının bir inşaatın proje aşamasına dahil edilmiş olması elbette önemli. Ülkemizde, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği’nin yürürlüğe girdiği 2017 yılından sonra inşa edilen binalarda ısı yalıtımı zorunlu olarak uygulandı. Ancak unutulmamalı ki bu tarihten önce inşa edilmiş, ısı yalıtımı olmayan ya da yeterli ve nitelikli bir ısı yalıtımı uygulaması bulunmayan binalarda bu uygulama sonradan da yapılabiliyor. Binaları yoğuşma ve korozyondan koruyabilmek için geç olmadan mantolama yaptırmak bina ömrünü uzatmaya yardımcı oluyor. Bu noktada, kamu ve özel sektörün iş birliği içinde hareket etmesi ve denetim mekanizmalarının etkin çalışması büyük önem taşıyor. Yapı yönetmeliklerine uyum sağlanması ve binalarda enerji verimliliği sağlayan çözümlerin teşvik edilmesi hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirlik açısından kritik bir adım. Sonuç olarak nitelikli ısı yalıtımı sayesinde yapıların ömrünün ve dayanıklılığının artması, deprem güvenliğini sağlamaya ciddi bir katkıda bulunuyor. Baumit olarak biz de sektörde oluşturduğumuz bilinçle sağlıklı yaşam alanlarının oluşturulmasına destek olmayı hedefliyoruz. Depreme karşı dirençli şehirler oluşturmak için inovatif ve yapı güvenliğini ön planda tutan çözümler üretmeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. 

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.