Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Devlet Politikası

Kapsül Haber Ajansı - Devlet Politikası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Devlet Politikası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’nin İklim Yol Haritası Masaya Yatırıldı Haber

Türkiye’nin İklim Yol Haritası Masaya Yatırıldı

Uzman sanayi inisiyatifi ve etkin sivil toplum kuruluşu kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın, Küresel Isınma Kurultayı Komitesi iş birliğiyle düzenlediği çevrim içi söyleşiler, 6. yılında da sürüyor. Söyleşilerin 2026 yılı ana odağı, Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek COP31 süreci çerçevesinde belirlendi ve bu yılın ilk söyleşisi, Türkiye’nin katkısıyla Birleşmiş Milletlerce kabul edilen 30 Mart Dünya Sıfır Atık Günü’nde, yoğun bir katılımla gerçekleşti. Moderatörlüğünü Küresel Gazeteciler Cemiyeti Dış Medya ve Meclis Başkan Vekili Ahmet Coşkunaydın’ın üstlendiği çevrim içi söyleşinin konuşmacıları ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz ve Eskişehir Teknik Üniversitesi İklim Elçisi Saliha Şebnem Şen oldular. Mete İmer: “Uluslararası Enerji Ajansı’na göre, dünyada Sıfır Atık uygulaması yaygınlaşırsa yılda 1,5 gigaton salım önlenebilir” Her yıl bir ülkede yapılmakta olan iklim ile ilgili BM Taraflar Konferansları’nın bu yıl Antalya’da gerçekleşecek 31.’sinde ilk kez Sıfır Atık kavramının gündeme geleceğinin belirtildiğini vurgulayan Mete İmer “Sıfır Atık, aslında, döngüsel ekonominin getirdiği bir hedeftir. Bir başka deyişle, ürünlerin yaşam döngüsünde değerlendirilemeyen en az atığa ulaşma hedefidir. Türkiye’de bir devlet politikası haline gelen Sıfır Atık, Türkiye’nin gayretleriyle Birleşmiş Milletler’ce de tanınmış bir slogan ve kavram haline gelmiştir,” dedi. ÇEVKO Vakfı’nın atık yönetiminde uzmanlaşmış bir vakıf olduğunu hatırlatan İmer bu gözle yaptığı değerlendirmede: “Sıfır Atık özellikle tüketim sonucu oluşan tüm atıkların kaynağında ayrı toplanarak değerlendirilmesi anlamına gelmektedir. Tüketim sonrası oluşan atıkların toplanmasında ülkemizde yasal olarak belediyeler görevlendirilmiştir. Sıfır atığa ulaşmak için, evlerimizden, iş yerlerimizden çıkan atıklar bakımından, “geri dönüştürülebilir” ve “kompostlanabilir” halde ikili biriktirme ve toplama yöntemi, en basit ve pratik çözümdür. Atıkların artık birer hammadde olması nedeniyle sanayi de sorumluluk altına girmiş ve dünyada belediyelerle iş birliği içinde çalışan Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu (GÜS) sistemleri, finansal ve yönetsel bir model olarak ortaya çıkmıştır,” dedikten sonra Sıfır Atık uygulamasında başarı, sürdürülebilirlik ve yüksek verim elde etmek için alt yapının tamamlanması, özellikle Avrupa’da uzun yıllardır uygulanmakta olan ve on beş yıl boyunca ülkemizde de uygulanmış bulunan GÜS modelinin yeniden uygulamaya alınması gerektiğini savundu. ÇEVKO Vakfı Genel Sekreteri Mete İmer, Sıfır Atık uygulamasının dünyada yaygınlaşması durumunda iklim mücadelesindeki somut karşılığını şu çarpıcı verilerle ortaya koydu: "Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, Sıfır Atık çalışmalarının dünya genelinde aktif hale gelmesi 1,5 gigatonluk bir salım azaltımı sağlayabilir; bu miktar Almanya ve Japonya’nın toplam yıllık salımlarına eşittir ve 2025 verilerine göre dünyadaki yıllık sera gazı salımlarının yaklaşık yüzde 3’üne karşılık gelmektedir." Prof. Dr. Levent Kurnaz: “Artık krizi durdurmayı değil, ayakta kalmayı konuşuyoruz; Türkiye olarak “dirençlilik” kavramına odaklanmalıyız” Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz, konuşmasında iklim krizinin ulaştığı noktayı IPCC gibi hükümetler arası yapıların "kontrollü" açıklamalarının ötesine geçen çarpıcı verilerle ortaya koydu. Atmosferdeki karbondioksit seviyesinin sanayi öncesi dönemdeki 280 ppm’den bugün 430 ppm’e yükseldiğini hatırlatan Kurnaz, bu gidişatın dünya genelinde 4-5 C’lik korkunç bir ısınmaya doğru evrildiğini vurguladı. Özellikle 1,5 C eşiğinin aşılmasıyla Bangladeş'te yaklaşık 40 milyon insanın sular altında kalacak yerleşim yerlerinden göç etmek zorunda olacağını belirten Kurnaz, bu hareketliliğin komşu ülkelerle birlikte 60-80 milyon kişilik bir mülteci dalgası olarak Türkiye sınırlarına dayanabileceği uyarısında bulundu. Uluslararası iklim müzakerelerindeki "oy birliği" kuralının ciddi kararlar alınmasını imkansız kıldığını ifade eden Kurnaz, mevcut yapının işlevsizliğini "İklim müzakerelerine dair tüm umutlarımı Bakü’de bıraktım" sözleriyle eleştirdi. Antalya'da düzenlenecek COP31 öncesindeki tabloyu da değerlendiren Prof. Dr. Levent Kurnaz, Antalya sokaklarındaki vatandaştan iş dünyasına kadar geniş bir kesimde farkındalık eksikliği olduğunu belirten Kurnaz, hazırlıkların sadece lojistik ve konaklama odaklı kalmaması gerektiğini vurguladı. Politika geliştirme süreçlerinin yeterince kapsayıcı ilerlemediğini ifade eden Kurnaz, Türkiye'nin çabasının büyük kısmını "Belalar başımıza gelmeden önce kendimizi nasıl koruruz?" sorusuna, yani “dirençlilik” kavramına ayırması gerektiğini söyledi. Kamu, sivil toplum ve iş dünyasının samimi ve gerçek bir ajanda ile bir araya gelmesi gerektiğini hatırlatan Kurnaz, iklim konusunun sadece zirve dönemlerinde değil, sonrasında da kalıcı bir devlet politikası olarak içselleştirilmesi gerektiğini belirterek sözlerini tamamladı. Saliha Şebnem Şen: “Gençler sadece farkındalık çalışmalarında değil, karar alma mekanizmalarında da aktif rol almak istiyor” Eskişehir Teknik Üniversitesi Çevre Mühendisliği öğrencisi, İklim Elçisi ve İklim Elçileri Koordinatör Yardımcısı olan Saliha Şebnem Şen, Türkiye’deki üniversitelerde 2021 yılından bu yana her kurumun temsilciler belirleyerek iklim farkındalığını artırmaya yönelik kapasite geliştirme eğitimleri aldığını ve politika süreçlerinde aktif rol üstlendiğini belirtti. COP31’in Türkiye ev sahipliğinde gerçekleşecek olmasının genç nesil için büyük bir heyecan ve fırsat olduğunu ifade eden Şen, iklim elçiliğini bir unvan değil, çözüm odaklı somut çıktılar üreten aktif bir sorumluluk olarak gördüklerini vurguladı. COP31 sürecinde gençlerin sesini duyurmak için yürütülen çalışmalara da dikkat çekti. Bu yıl düzenlenecek zirvenin bir ‘Gençlik COP’u’ olması hedeflendiğini ve katılımcıların en az yüzde 10’unun gençlerden oluşmasının planlandığına dair beklentiyi paylaşan İklim Elçileri Koordinatör Yardımcısı Şebnem, Bizler için önemli olan, yaptığımız çalışmaların sadece yerelde kalmayıp COP31 gibi uluslararası süreçlerde doğrudan karşılık bulmasıdır dedi. Gençliğin iklim mücadelesinde sadece bir figür değil, öncü bir aktör olduğu bir toplum vizyonuyla hareket ediyoruz. Bu kapsamda ailemizden başlayarak yakın çevremize, esnafımıza ve tüm topluma bu bilinci aktarmayı bir görev biliyoruz. Hedefimiz, gençlerin sesini daha görünür kılarak karar alma süreçlerine doğrudan katkı sağlamak ve geleceğimizi şekillendirecek politikalarda bizzat masada yer almaktır diye ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeşilay’dan Dijital Bağımlılıklara Karşı Acil Eylem Planı ve Ortak Sorumluluk Çağrısı Haber

Yeşilay’dan Dijital Bağımlılıklara Karşı Acil Eylem Planı ve Ortak Sorumluluk Çağrısı

Dinç, dijital dünyanın çocuklar için giderek daha riskli bir hâl aldığını belirterek, korunma ve müdahale sürecinin bireysel çabaların ötesine geçtiğini,çocukları dijital zararlardan korumak için acil ve bütüncül bir halk sağlığı yaklaşımına ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Türkiye Yeşilay Cemiyeti, alkol, madde, tütün, kumar ve internetle ilişkili bağımlılıklar olmak üzere beş bağımlılığa karşı mücadele etmeye ve farkındalık çalışmalarıyla toplumu bilinçlendirmeye devam ediyor. Yeşilay Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, Antalya’da gerçekleştirilen HIMMS+EURASIA 2025, Sağlık Bilişimi ve Eğitimi, Konferansı ve Fuarı’na katıldı. Dinç, “Bağlayan Sağlık, Önce İnsan Teknolojisi" temasıyla gerçekleştirilen konferansta yaptığı “Dijital Pediatri ve Genç Nesil Sağlığı: Nesiller Arası Yaklaşım” başlıklı sunumda, dijitalleşmenin çocuk ve genç sağlığı üzerindeki etkilerini değerlendirdi. Sunumda, dijital ekosistemin artık doğrudan bir “sağlık belirleyeni” haline geldiği belirtilerek, dijital bağımlılık riskleriyle mücadelede yalnızca bireysel farkındalık ya da ebeveyn kontrolünün yeterli olmadığı vurgulandı. Dinç, bu tabloyu “yeni bir halk sağlığı krizi” olarak tanımlayarak güçlü kurumsal düzenlemelerin aciliyetine işaret etti. DİJİTAL MARUZİYET ALARM VERİYOR: ÇOCUKLAR EKRAN KUŞATMASI ALTINDA Paylaşılan verilere göre çocuklar ekran karşısında kritik düzeyde zaman geçiriyor. 0–8 yaş arası çocukların günlük ekran süresi 2 saat 27 dakika iken, 5–8 yaş aralığında bu süre 3 saat 28 dakikaya kadar yükseliyor. Türkiye, 10–12 yaş grubunda akıllı telefon sahipliğinin en erken görüldüğü OECD ülkesi konumunda. Yeşilay Danışmanlık Merkezi (YEDAM) verileri de internete başlama yaşının ortalama 9,36 olduğunu ve sorunlu kullanım davranışlarının çoğunlukla 12,22 yaş civarında başladığını gösteriyor. Bu tablo, erken ve yoğun dijital maruziyetin çocuklarda bağımlılık riskini ciddi oranda artırdığını ortaya koyuyor. DİJİTALLEŞMENİN SAĞLIK ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ ÇOK BOYUTLU Dijital maruziyetin çocukların davranış, ruh sağlığı ve bilişsel gelişimi üzerinde belirgin etkileri bulunuyor. Yoğun ekran kullanımı küçük yaşlarda anksiyete, depresif belirtiler, saldırganlık ve dikkat sorunlarında artışla ilişkilendiriliyor. OECD ülkeleri verilerine göre 2017–2022 arasında siber zorbalık oranı yüzde 25'in üzerinde artmış durumda ve her altı çocuktan biri bu şiddeti doğrudan deneyimliyor. Ayrıca, okul öncesi çocuklara yönelik dijital uygulamaların yüzde 67’sinin kullanıcı verilerini üçüncü taraflarla paylaştığı görülüyor. Düşük dijital sağlık okuryazarlığı ise yanlış bilgiye maruziyeti artırarak bağımlılık gelişimini kolaylaştırıyor. Tüm bu veriler, dijitalleşmenin çocuklar için doğrudan bir sağlık riski haline geldiğini işaret ediyor. ÇOCUKLARIN DİJİTAL GÜVENLİĞİ ARTIK DEVLET POLİTİKASI HALİNE GELİYOR Sunumda aktarılan uluslararası gelişmeler, çocukları dijitalden koruma sorumluluğunun artık ortak bir sorumluluk olması gerektiğini ortaya koyuyor. Güney Kore’de 16 yaşın altındaki çocuklara gece 00.00–06.00 arasında çevrimiçi oyun kısıtlaması getiriliyor. Çin’de ise 18 yaş altı çocukların oyun süresi hafta içi günlük 90 dakika ile sınırlandırılıyor. Birleşik Krallık çevrimiçi güvenlik yasalarıyla platformlara yaş doğrulama ve güvenli içerik sağlama yükümlülüğü getirirken, Avustralya’da 16 yaş altı kişilerin sosyal medya hesabı açmasını engelleyici düzenlemeler 10 Aralık itibarıyla yürürlüğe giriyor. Bu uygulamalar, çocuk güvenliğinin giderek daha fazla devlet politikası kapsamına alındığını gösteriyor. DOÇ. DR. MEHMET DİNÇ: “DİJİTAL BAĞIMLILIKLA MÜCADELE TOPLUMSAL SORUMLULUKTUR” Mehmet Dinç, dijital bağımlılıkla mücadelede yükün yalnızca ebeveynlerin omzunda bırakılamayacağını, çocukların korunmasının devletler, kurumlar, platformlar ve teknoloji şirketleri tarafından birlikte üstlenilmesi gereken bir toplumsal sorumluluk olduğunu vurgulayarak kamuoyuna çağrıda bulundu. Bu kapsamda çocuk ve gençleri koruyan yeni yasal çerçevelerin oluşturulması, platformlara yaş doğrulama ve ebeveyn onayı zorunluluğu getirilmesi, bağımsız içerik denetim yapılarının oluşturulması, dijital içeriklerde akıllı uyarı ve kullanım sınırlayıcı sistemlerin geliştirilmesi, dijital oyun ve platformların yaş uygunluğuna göre bağımsız şekilde derecelendirilmesi gerektiğini ifade etti.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.