Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dezenfeksiyon

Kapsül Haber Ajansı - Dezenfeksiyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dezenfeksiyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ağrı ve Kars'ta Şap Alarmı! Haber

Ağrı ve Kars'ta Şap Alarmı!

Şap hastalığı, hayvancılık sektörünü tehdit etmeyi sürdürüyor. Hastalığın Ağrı ve Kars'ta yayılması üzerine hayvan pazarları kapatıldı. Son alınan kararlaAğrı’da İl Hayvan Borsası’nın kapalı kalma süresi uzatıldı. 1 Eylül’den itibaren hastalıkla etkin müdahale için il genelinde 111 bin 782 hayvan aşılandı. Hızla yayılıyor Büyükbaş hayvanlarda hızla yayılabilen şap hastalığının, süt üretiminde düşüşe, ekonomik kayıplara ve özellikle genç hayvanlarda ölümlere neden olabileceğine dikkat çeken Fatro & Güneşli Hayvan Sağlığı Genel Müdür Yardımcısı, Veteriner Hekim Ümit Cem Aksoy, "Hastalığın yüksek ateş ve genel durum bozukluğu, ağız içinde lezyonlar ve veziküller, aşırı salya akıntısı, ayaklarda lezyonlar ve veziküller, meme lezyonları, süt veriminde ve yem tüketiminde düşüş, genç hayvanlarda ölüm gibi belirtileri var” dedi. Yüksek ateş ve aşırı salya akıntısına dikkat! Alınması gereken biyogüvenlik önlemleri hakkında bilgi veren Aksoy, “Şap hastalığıyla mücadelede temel yaklaşım, virüsün çiftliğe girişini, çiftlik içinde yayılmasını ve çiftlikten başka işletmelere taşınmasını aynı anda engellemektir. Virüs yalnızca hasta hayvanlarla doğrudan temasla bulaşmaz; kontamine araçlar, çizme ve kıyafetler, ekipman, hayvan nakil araçları ve bazı hayvansal ürünler aracılığıyla da taşınabilir. Uygun koşullarda hava yoluyla yayılım da mümkün. Dünya Hayvan Sağlığı Örgütü’nün yaklaşımında üç temel ilke öne çıkar: ayırma, temizlik ve dezenfeksiyon” diye konuştu. Alım-satım durdurulmalı Aksoy, alınması gereken önemleri şu şekilde sıraladı: * İşletme girişinde, kontrollü giriş ve çıkış, araçların temizlenmesi ve dezenfeksiyonu yapılmalı. * İşletme içinde bulaşmayı önlemek için hasta ve şüpheli hayvanlar ayrılmalı. * Personel ve ekipmanlar bölümlere ayrılmalı. * Ahır, sağım alanı ve ekipmanları temizlenmeli ve dezenfekte edilmeli. * Hayvan alım-satımları durdurulmalı. * Yeni hayvanları karantinaya alınmalı. * Ortak meralardan ve alanlardan kaçınılmalı. * Aşı programı aksatılmadan titizlikle uygulanmalı. * Hayvan nakil araçları temizlenip, dezenfekte edilmeli. * Veteriner hekimler, teknik ekipler ve saha çalışanları biyogüvenlik prosedürlerini titizlikle uygulamalı. * Yem, altlık, gübre ve diğer materyallerin kontrolü Veteriner Hekimi tarafından gerçekleştirilmeli. ‘Bildirimi geciktirmeyin’ Şap hastalığıyla mücadelede erken bildirimin kritik önem taşıdığını belirten Aksoy, yetiştiricilerin şüpheli vakalarda laboratuvar sonucunu beklemeden yetkili makamlara haber vermesi gerektiğini söyledi. Hastalığın başka sürülere taşınmasını önlemek için şüpheli hayvanların satılmaması veya başka işletmelere nakledilmemesi gerektiğini vurgulayan Aksoy, işletmedeki diğer duyarlı ve temaslı hayvanların hareketlerinin de kontrol altına alınmasının önemine dikkat çekti. Şüpheli hayvanlardan elde edilen sütün satılmaması veya başka sütlerle karıştırılmaması; süt, gübre, altlık ve ekipman gibi materyallerin de kontrolsüz biçimde işletme dışına çıkarılmaması gerektiğini de kaydeden Aksoy, “Şüpheli hayvanların ve işletmedeki diğer duyarlı hayvanların hareketini durdurun. Kesim ve ürünlerin değerlendirilmesi hakkında yalnızca yetkili makamların talimatlarına uyun” ifadelerini kullandı. ‘Gelişigüzel aşılama yapmayın’ Aksoy, şüpheli vakalarda veteriner hekim incelemesinden önce gelişigüzel dezenfeksiyon veya aşılama yapılmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Numune alma, dezenfeksiyon ve aşılama sırasını resmî veteriner hekimin yönlendirmesine göre uygulayın. Henüz belirti göstermeyen temaslı hayvanlar da enfeksiyon riski taşıyabilir. Sürü genelinde hareket kısıtlamalarını uygulayın.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Suyu Kaynatmak Her Türlü Kirliliğe Karşı Yeterli Değil! Haber

Suyu Kaynatmak Her Türlü Kirliliğe Karşı Yeterli Değil!

Kirlenmiş suyun kolera, tifo, hepatit A ve çeşitli bağırsak enfeksiyonlarına yol açabileceğini ifade eden Sur, “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir.” dedi. Suyun kaynatılmasının her durumda yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Sur, özellikle kimyasal kirlenmeye karşı vatandaşları uyardı. Üsküdar Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı ve Sağlık Bakanlığı Danışmanı Prof. Dr. Haydar Sur, sel ve yoğun yağışların ardından şebeke suyunun güvenliği konusunda vatandaşların dikkat etmesi gereken noktaları değerlendirdi. Sel suları içme suyu şebekesine nasıl karışıyor? Şiddetli yağışların içme suyu kaynaklarında hem mikrobiyolojik hem de kimyasal kirlenmeye neden olabileceğini belirten Prof. Dr. Haydar Sur, sel sularının taşıdığı atıkların önemli bir tehdit oluşturduğunu söyledi. Prof. Dr. Sur, “Sel suları; kanalizasyon atıklarını, hayvan dışkılarını, tarımsal atıkları, çöpleri ve çeşitli kimyasal maddeleri içerebilir. Bu suların içme suyu kaynaklarına ulaşması, arıtma sistemlerine zarar vermesi veya dağıtım şebekesine sızması suyun kalitesini bozabilir.” dedi. Su şebekesindeki fiziksel hasarların da kirlenme riskini artırdığını vurgulayan Prof. Dr. Sur, “İnsan ve hayvan dışkılarıyla bakteriler, virüsler ve parazitler suya karışabilir. Borularda çatlaklar oluşması veya su basıncının düşmesi, çevredeki kirli suyun şebekeye girmesine yol açabilir. Suyun bulanıklığının artması, dezenfeksiyon işleminin etkinliğini azaltabilir. Ayrıca yakıtlar, pestisitler, sanayi atıkları ve diğer kimyasallar da su kaynaklarına karışabilir.” Kirli su kolera, tifo ve hepatit A'ya yol açabilir! Kirlenmiş suyun tüketilmesinin ciddi enfeksiyon hastalıklarına neden olabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Sur, özellikle dışkı kaynaklı mikroorganizmaların suya karışmasının önemli bir risk oluşturduğunu belirtti. Prof. Dr. Sur, “Kirlenmiş suyun tüketilmesi veya bu suyla hazırlanan yiyeceklerin yenmesi sonucunda bakteriyel enfeksiyonlardan kolera, tifo, şigelloz ve bazı E. coli enfeksiyonları; viral enfeksiyonlardan hepatit A, norovirüs ve rotavirüs enfeksiyonları; paraziter enfeksiyonlardan ise giardiyaz ve kriptosporidiyoz görülebilir.” diye konuştu. Bu hastalıkların farklı belirtilerle ortaya çıkabileceğini kaydeden Prof. Dr. Sur, “Bu hastalıklar ishal, kusma, karın ağrısı, ateş ve sıvı kaybına neden olabilir. Hepatit A gibi bazı enfeksiyonlarda ise sarılık, halsizlik ve bulantı gibi belirtiler ön plana çıkabilir.” ifadelerini kullandı. “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir” Vatandaşların suyun güvenliğini değerlendirirken en sık düştüğü yanılgılardan birinin görünümüne güvenmek olduğunu belirten Prof. Dr. Haydar Sur, “Berrak, kokusuz ve normal tatta olan su da hastalık yapıcı mikroorganizmalar içerebilir. Renk, koku ve tat değişiklikleri kirlenmeye işaret edebilir; ancak bunların bulunmaması mikrobiyolojik güvenliğin kanıtı değildir.” dedi. Kirleticilerin çoğunun gözle fark edilemeyeceğini ifade eden Prof. Dr. Sur, “Bazı bakteriler, virüsler ve parazitler gözle görülemeyecek kadar küçüktür. Benzer şekilde, bazı kimyasal kirleticiler de suyun duyusal özelliklerini değiştirmeden bulunabilir.” değerlendirmesinde bulundu. “Suyu kaynatmak her türlü kirliliğe karşı yeterli değildir” Sel sonrasında şebeke suyunun güvenliğinden şüphelenildiğinde vatandaşların suyu kaynatarak kullanma yoluna gidebildiğini belirten Prof. Dr. Sur, bunun yalnızca belirli koşullarda etkili olduğuna dikkat çekti. “Mikrobiyolojik kirlenme söz konusuysa, doğru şekilde kaynatma hastalık yapıcı mikroorganizmaların büyük bölümünü etkisiz hâle getirir. Ancak her türlü su kirliliğine karşı yeterli değildir.” diyen Prof. Dr. Sur, kimyasal kirlenmenin farklı değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Sur, şu uyarılarda bulundu: “Yakıt, pestisit, ağır metal veya sanayi kaynaklı kimyasallar kaynatmayla güvenli hâle gelmez. Bazı maddeler su buharlaştıkça daha yoğun bile hâle gelebilir. Bazı toksinler sıradan kaynatma işlemiyle ortadan kaldırılmaz. Kanalizasyon kaynaklı kirlenme yalnızca kimyasal değil, mikrobiyolojik de olabilir. Kaynatma mikroorganizmaları etkisizleştirebilse de suyun kimyasal açıdan güvenli olduğunu garanti etmez.” Yakıt, kimyasal atık veya başka toksik maddelerle kirlenme ihtimali bulunan suların kaynatılarak içilmemesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, bu tür durumlarda güvenli alternatif su kaynaklarının kullanılmasının önemine işaret etti. “Suyu kaynatarak kullanın” ve “Suyu içmeyin” uyarıları aynı anlama gelmiyor! Şebeke suyunun kirlendiğinden şüphelenildiğinde öncelikle belediyenin, su ve kanalizasyon idaresinin ve sağlık yetkililerinin duyurularının takip edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Sur, vatandaşlara yapılan uyarıların niteliğinin büyük önem taşıdığını söyledi. Prof. Dr. Sur, “‘Suyu kaynatarak kullanın’, ‘suyu içmeyin’ ve ‘suyu hiçbir amaçla kullanmayın’ uyarıları aynı anlama gelmez. Mikrobiyolojik riskte kaynatma yeterli olabilirken kimyasal kirlenmede veya suyla temasın da tehlikeli olduğu durumlarda kaynatma çözüm değildir.” dedi. Yetkililerin suyun güvenli olmadığını bildirmesi durumunda belirtilen kısıtlamalara mutlaka uyulması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sur, güvenli olduğu doğrulanmış ambalajlı suyun veya yetkili kurumların sağladığı güvenli suyun kullanılmasını önerdi. Prof. Dr. Sur, “Şüpheli su içilmemeli; çay, kahve, çorba ve bebek maması hazırlamakta kullanılmamalıdır. Diş fırçalama, yiyecek yıkama ve buz yapma işlemlerinde güvenli su tercih edilmelidir. Buzdolabının su ve buz dağıtıcıları da şebekeye bağlı olduğundan, uyarı süresince kullanılmamalıdır. Şüpheli suyla temas eden ve ağıza götürülen emzik, biberon ve benzeri malzemeler güvenli yöntemlerle temizlenmelidir.” diye konuştu. Kirli suyla yıkanan sebze ve meyveler de enfeksiyon kaynağı olabilir! Kirlenmiş şebeke suyunun yalnızca içildiğinde değil, yemek hazırlığında kullanıldığında da sağlık riski oluşturabileceğini ifade eden Prof. Dr. Haydar Sur, “Kirlenmiş su yalnızca doğrudan içildiğinde değil, yiyeceklerin hazırlanması, mutfak gereçlerinin temizlenmesi ve buz yapılması sırasında da enfeksiyonlara neden olabilir. Özellikle pişirilmeden tüketilen gıdalar daha fazla dikkat gerektirir.” dedi. Şebeke suyunun güvenli olmadığı durumlarda sebze ve meyvelerin bu suyla yıkanmaması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, şöyle devam etti: “Salata, taze yeşillik, çiğ sebze ve meyveler, kirli suyla temas ettiğinde hastalık etkenlerini taşıyabilir. Yıkanmış olması, kirli suyla temas etmiş bir ürünü her zaman güvenli hâle getirmez. Çorba, sos, içecek, bebek maması ve pişirme öncesinde su eklenen yiyeceklerde güvenli su kullanılmalıdır. Pişirme bazı mikroorganizmaları etkisizleştirse de kimyasal kirlenmeyi ortadan kaldırmaz.” Buz ve mutfak gereçlerinin de risk taşıyabileceğine değinen Prof. Dr. Sur, “Güvenli olmayan suyla hazırlanmış buz kullanılmamalıdır. Buzun donması suyu güvenli hâle getirmez.” uyarısında bulundu. Bulaşıkların temizliğinde güvenli su ve uygun dezenfeksiyon yöntemlerinin kullanılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Sur, özellikle bebeklerin beslenmesinde kullanılan biberon ve emziklerin güvenli suyla temizlenmesi ve uygun biçimde dezenfekte edilmesinin önemini vurguladı. Hastalık belirtileri günler, hatta haftalar sonra ortaya çıkabilir! Kirli su kaynaklı enfeksiyonların belirtilerinin hemen ortaya çıkmayabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Haydar Sur, vatandaşların özellikle sel ve su taşkınlarını takip eden dönemde sağlık durumlarını gözlemlemeleri gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Sur, “Belirtilerin ortaya çıkma süresi, alınan mikroorganizmanın türüne, maruz kalınan miktara ve kişinin bağışıklık durumuna göre değişir. Bazı hastalıklar saatler içinde, bazıları ise günler veya haftalar sonra belirti verebilir.” dedi. Enfeksiyonların ishal, kusma, ateş ve karın ağrısıyla başlayabileceğini ifade eden Sur, bazı belirtilerin acil tıbbi değerlendirme gerektirdiğini söyledi. Prof. Dr. Sur, “Dışkıda kan görülmesi, şiddetli veya giderek artan karın ağrısı, yüksek veya devam eden ateş, sık tekrarlayan kusma nedeniyle sıvı alınamaması durumlarında tıbbi değerlendirme geciktirilmemelidir. İdrar miktarında belirgin azalma, ağız kuruluğu, baş dönmesi veya bayılma gibi susuzluk belirtileri de önemsenmelidir.” diye konuştu. Özellikle bilinç bulanıklığı, aşırı uyku hâli ve belirgin genel durum bozukluğuna dikkat edilmesi gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Sur, “Kanlı ishal, belirgin bilinç değişikliği, bayılma veya ağır sıvı kaybı belirtileri acil değerlendirme gerektirir.” ifadelerini kullandı. Şebeke suyu yeniden kullanılmadan önce bilimsel analizler yapılmalı! Sel ve şiddetli yağışların ardından su şebekesinin güvenliğinin yalnızca gözleme dayalı olarak değerlendirilemeyeceğini söyleyen Prof. Dr. Haydar Sur, suyun yeniden kullanılabilmesi için kapsamlı kontroller yapılması gerektiğini belirtti. Prof. Dr. Sur, “Şebeke suyunun yeniden güvenli kabul edilmesi, yalnızca suyun akmaya başlamasına veya berrak görünmesine bağlı değildir. Su kaynağından arıtma tesisine, dağıtım şebekesinden tüketicinin musluğuna kadar bütün sistemin değerlendirilmesi gerekir.” dedi. Dünya Sağlık Örgütü'nün su güvenliğinin risk temelli yönetim ve bağımsız denetimle sağlanmasını önerdiğini hatırlatan Prof. Dr. Sur, su kaynağı ve altyapının incelenmesi, mikrobiyolojik, fiziksel ve kimyasal analizlerin yapılması, arıtma ve dezenfeksiyon işlemlerinin doğrulanması ve şebekenin farklı noktalarından numuneler alınması gerektiğini kaydetti. Bu süreçte halkın zamanında ve doğru bilgilendirilmesinin de önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Sur, “Su güvenliğini yetkili kurumların kontrolleri belirler. Sel sonrasında suyun yeniden kullanılabilir olduğu, yalnızca görünüşüne veya tadına bakılarak ilan edilemez.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nu D-Active, Kapalı Alanlarda Enfeksiyon Riskini Akıllı Teknolojiyle Önlemeye Odaklanıyor Haber

Nu D-Active, Kapalı Alanlarda Enfeksiyon Riskini Akıllı Teknolojiyle Önlemeye Odaklanıyor

İnsanlar zamanlarının büyük bölümünü kapalı alanlarda geçiriyor. Avrupa Çevre Ajansı (EEA) verilerine göre Avrupa’da bu oran yüzde 80-90’a ulaşıyor. Okul, hastane, ofis, AVM gibi yoğun kullanılan kapalı alanlarda insan yoğunluğu, havalandırma koşulları, sıcaklık ve nem gibi değişkenler hava kalitesini ve enfeksiyonların yayılım riskini etkileyebiliyor. Nu Teknoloji, ARTEQ ve DLED bu ihtiyaçtan hareketle, hava kalitesi ve enfeksiyon riskinin izlenmesinden dezenfeksiyona uzanan süreci tek sistem üzerinden yönetebilen Nu D-Active çözümünü geliştirdi. Sistem ortam koşullarını izliyor, elde edilen veriler üzerinden enfeksiyon riskini analiz ediyor ve risk belirlenen seviyeye ulaştığında görünür ışık tabanlı dezenfeksiyon sistemini devreye alabiliyor. Böylece, ölçüm, analiz, karar ve müdahaleden oluşan bütünleşik bir yapıya dönüşüyor. Sistemde Nu Teknoloji’ye ait NuSafe 360 hava kalitesi ve çevresel verileri sürekli izlerken, ARTEQ'in geliştirdiği ClairSense teknolojisi bu veriler üzerinden enfeksiyon riskini hesaplıyor. Nu Teknoloji'nin IoT haberleşme ve yazılım altyapısı ise veriyi, risk eşiklerini ve otomasyon sürecini yönetiyor. Riskin belirlenen seviyeye ulaşması halinde DLED'in dezenfeksiyon sistemi devreye alınıyor. Nu D-Active; hastaneler ve sağlık kuruluşları, okul ve kreşler, üniversiteler, oteller, AVM'ler, ofisler ile gıda üretim ve satış alanları başta olmak üzere insan yoğunluğunun yüksek olduğu farklı kapalı alanlarda kullanılabilecek şekilde geliştirildi. Sistem, kullanım alanının özelliklerine göre risk eşikleri, bildirimler ve dezenfeksiyon senaryolarının yapılandırılmasına olanak sağlıyor. “Ölçüm, analiz ve müdahaleyi aynı yapı içinde buluşturduk” Nu Teknoloji'nin İş Geliştirmeden Sorumlu Kurucu Ortağı Ayşe Nur Koroğlu, “ARTEQ ile geçen yıl başlattığımız iş birliğinde kapalı alanlardaki hava kalitesini ölçmenin ötesine geçerek, çevresel veriler üzerinden enfeksiyon riskini görünür hale getirmeyi hedeflemiştik. Nu D-Active ile şimdi bu yaklaşımı bir adım ileri taşıyoruz. DLED'in dezenfeksiyon teknolojisini sisteme dahil ederek ölçüm, analiz ve müdahaleyi aynı yapı içinde buluşturduk. Sistem ortamı sürekli takip ediyor, riski değerlendiriyor ve belirlediğimiz eşiklere ulaşıldığında dezenfeksiyon sürecini devreye alıyor. Hedefimiz insanların yoğun olarak bulunduğu kapalı alanların daha sağlıklı ve veriye dayalı bir sistemle yönetilmesini sağlamak” dedi. “Belirli mikroorganizmalar üzerinde %99,999’un üzerinde azalma tespit edildi” DLED Kurucu Ortağı Direnç Özdemir ise görünür ışık teknolojisinin sağladığı farklılığa dikkat çekerek, “DLED'i geliştirirken görünür ışığın mikrobiyal yük üzerindeki etkisini günlük yaşamın akışını bozmadan kullanılabilecek bir teknolojiye dönüştürmeyi hedefledik. Sistem, insanlar ortamdayken de çalışabiliyor ve aydınlatma ile sürekli dezenfeksiyonu aynı yapıda buluşturuyor. Nu D-Active ile bu teknoloji artık bağımsız çalışan bir sistem olmaktan çıkarak ortamın risk seviyesine göre devreye girebilen akıllı bir yapının müdahale katmanına dönüşüyor. Sistem UV içermiyor, ozon üretmiyor ve ışığa maruz kalan hava ve yüzeylerde mikrobiyal yükün azaltılmasına yönelik olarak çalışıyor. Bu yönde Akdeniz Üniversitesi Ar-Ge ve Biyosidal Ürün Analiz Laboratuvarı'nda yapılan testlerde, belirli mikroorganizmalar üzerinde* %99,999’un üzerinde azalma tespit edildi” dedi. “Risk bilgisi ekranda kalmıyor” ARTEQ Kurucu Ortağı ve CTO'su Tayyip Ensar Özkaya da “Enfeksiyon riski doğrudan gözle görülebilen bir parametre değil. ClairSense, hava kalitesi ve çevresel verileri analiz ederek bu riski ölçülebilir bir göstergeye dönüştürüyor. Nu D-Active'in önemli farkı ise elde edilen risk bilgisinin yalnızca bir raporda veya ekranda kalmaması. Nu Teknoloji'nin altyapısıyla karar mekanizmasına bağlanan veri, DLED entegrasyonuyla gerektiğinde fiziksel müdahaleye dönüşebiliyor” diye konuştu. *Akdeniz Üniversitesi Ar-Ge ve Biyosidal Ürün Analiz Laboratuvarı'nda gerçekleştirilen testlerde E. coli, Staphylococcus aureus, Enterococcus hirae ve Pseudomonas aeruginosa üzerinde, belirlenen laboratuvar koşullarında 5 log'un üzerinde mikrobiyal azalma raporlandı. Bu değer söz konusu test koşullarında yüzde 99,999'un üzerinde azalmaya karşılık geliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hyundai’den Araç İçi Hijyende Yeni Dönem Haber

Hyundai’den Araç İçi Hijyende Yeni Dönem

Hyundai Motor Company, araç içi hijyen teknolojilerinde yeni bir dönemin kapılarını aralayan Plasma Care UVC sistemini tanıttı. Dünyada ilk kez bir araç kabininde kullanılmak üzere geliştirilen bu teknoloji, yolcular araç içerisindeyken dahi kabin havasının hijyenik kalmasına ve kötü kokuların azaltılmasına yardımcı oluyor. Plasma Care UVC, geleneksel ultraviyole sterilizasyon sistemlerinden farklı olarak 200–230 nanometre (nm) dalga boyu aralığında çalışan bir Far-UVC ışığını kullanıyor. Bu özel dalga boyu, yüksek enerjili yapısıyla etkili bir dezenfeksiyon sağlarken, insan cildinin koruyucu dış tabakasını aşmayacak şekilde tasarlandı. Bakteri ve virüsler ise bu koruyucu yapıya sahip olmadığından Far-UVC ışığı mikroorganizmaların DNA’sını etkileyerek çoğalmalarını engelliyor. Bakteri ve mikroorganizmaların azaltılmasına yardımcı olan Plasma Care UVC, aynı zamanda bunların çoğalması sonucu oluşan kötü kokuların da giderilmesine katkı sağlayarak daha ferah ve konforlu bir kabin ortamı sunuyor. Araçlar İçin Özel Olarak Geliştirildi Far-UVC teknolojisinin araç içi kullanıma uygun hale getirilmesi için Hyundai mühendisleri kompakt, dayanıklı ve yüksek verimli bir sistem geliştirdi. Hastane ve okul gibi geniş alanlarda kullanılan Far-UVC çözümlerinden farklı olarak araç kabinlerinde daha sınırlı alan, yoğun elektronik donanım ve yolcuların sisteme yakın konumlanması gibi özel gereksinimler bulunuyor. Bu doğrultuda geliştirilen Plasma Care UVC sistemi: Far-UVC ışığını üreten özel bir plazma lamba kullanıyor.Araç içerisinde kolay entegrasyon sağlayacak şekilde kompakt ve enerji verimli bir yapıya sahip.Titreşim, sıcaklık değişimleri ve zorlu sürüş koşullarına karşı yüksek dayanıklılık sunuyor.Yalnızca kontrollü Far-UVC dalga boylarının yayılmasını destekleyen özel optik filtre sistemi ile güvenlik katmanı oluşturuyor. Başarısı Kapsamlı Testlerle Doğrulandı Hyundai, teknolojinin etkinliğini doğrulamak amacıyla bileşen seviyesinden gerçek araç uygulamalarına kadar kapsamlı testler gerçekleştirdi. Araç kabini koşullarını simüle eden 8 metreküplük bir test ortamında yapılan değerlendirmelerde, havadaki virüslerin 30 dakika içerisinde yüzde 96,8 oranında azaltıldığı tespit edildi. Laboratuvar ortamında gerçekleştirilen bir diğer çalışmada ise zatürreye neden olan bakterilerin Plasma Care UVC’ye maruz bırakılması sonucunda 30 saniyede yüzde 99,9, 60 saniyede ise tamamen etkisiz hale getirildiği belirlendi. Gerçek araç testlerinde uygulanan değerlendirmelerde de E. coli bakterisinin yüzde 99,9 oranında azaltıldığı doğrulandı. Geleceğin Mobilite Çözümlerine Hazırlanıyor Konuyla ilgili açıklama yapan Hyundai Motor Company Kıdemli Araştırma Mühendisi Han Joo Jang şunları söyledi. “Plasma Care UVC, yolcuların bulunduğu açık araç kabinlerinde kullanılmak üzere geliştirildi ve yalnızca kapalı alanlarda kullanılabilen geleneksel sterilizasyon yöntemlerinin ötesine geçiyor. Geleceğin mobilite ekosisteminde daha hijyenik ve daha konforlu bir yolculuk deneyimi sunacak önemli bir çözüm olacağına inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir, Hayvan Sağlığında Çıtayı Yükseltti Haber

İzmir, Hayvan Sağlığında Çıtayı Yükseltti

Veteriner hekimlik alanında Türkiye’de ilk örneklerden biri olan uygulama, hayvanlara yüksek standartlarda sağlık hizmeti sunarken antibiyotik direnciyle mücadeleye de katkı sağlıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi, sahipsiz hayvanların sağlık hizmetlerinde kalite standartlarını yükselten önemli bir uygulamayı hayata geçirdi. Pako Sahipsiz Hayvan Bakımevi ve Sosyal Yaşam Kampüsü’nde kurulan Merkezi Sterilizasyon Ünitesi sayesinde ameliyatlarda kullanılan tüm cerrahi ekipmanlar uluslararası standartlarda sterilize ediliyor ve tüm tedavi birimlerine ulaştırılıyor. Hastanelerindeki merkezi sterilizasyon sisteminden esinlenerek veteriner hekimlik alanına uyarlanan uygulama, enfeksiyon riskini azaltırken hayvanların daha güvenli koşullarda tedavi edilmesine olanak sağlıyor. Veteriner hekimlik alanında ilklerden İzmir Büyükşehir Belediyesi Veteriner Hekimi Mehmet Uysal, ünitenin Türkiye’de veteriner hekimlik alanında ilk örneklerden biri olduğunu belirterek, insan sağlığında zorunlu olarak uygulanan merkezi sterilizasyon sistemini hayvan sağlığına uyarladıklarını söyledi. Uysal, sistemin kirli, temiz ve steril alan modeliyle çalıştığını ifade ederek, ameliyathanede kullanılan cerrahi aletlerin önce kirli alanda kontrol edildiğini, ardından yıkama ve dezenfeksiyon işlemlerinden geçirildiğini anlattı. Ameliyatlarda maksimum güvenlik Cerrahi ekipmanların daha sonra steril paketler içinde muhafaza edildiğini kaydeden Uysal, “Ameliyathanede kullanılan aletler kirli alanda yıkanıyor, temiz alanda paketleniyor ve steril alanda depolanarak yeniden ameliyathaneye sunuluyor. Böylece ameliyatların maksimum güvenlik çerçevesinde yapılmasını sağlıyoruz. Bu hem hayvanların hem de personelin sağlığı açısından büyük önem taşıyor” dedi. Enfeksiyon riski düşüyor antibiyotik kullanımı azalıyor Sokak hayvanlarının da insanlar gibi benzer tıbbi süreçlerden geçtiğine dikkat çeken Uysal, “İnsan sağlığı için gösterilen hassasiyetin hayvan sağlığı için de gösterilmesi gerektiğine inanıyoruz. Sokak hayvanlarına, insanların ameliyat edildiği standartlarda sağlık hizmeti sunmaya çalışıyoruz. Ünitenin bir diğer önemli katkısının antibiyotik kullanımını azaltmak. Enfeksiyon riskinin düşmesiyle birlikte gereksiz antibiyotik kullanımının önüne geçilecek. Antibiyotik direnci hem hayvanları hem insanları etkileyen küresel bir sağlık sorunu. Enfeksiyonları önleyerek antibiyotik kullanımını azaltmak, Tek Sağlık yaklaşımı açısından da büyük önem taşıyor” ifadelerini kullandı. Hayvan sağlığında hizmet kapasitesi büyüyor Öte yandan kampüsteki muayene kapasitesi de artırıldı. Sorumlu Veteriner Hekim Beliz Demir Görgün, daha önce tek alanda verilen muayene hizmetlerinin üç ayrı muayene odasında sunulmaya başlandığını belirtti. Görgün, “Röntgen ve tanı cihazlarımız sayesinde hasta hayvanlarımızın teşhislerini hızlı bir şekilde koyuyor, tedavilerini gecikmeden gerçekleştiriyoruz. Aynı anda birden fazla vakaya müdahale edebildiğimiz için hayvanlarımızı bekletmeden tedavi etme olanağı buluyoruz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.