Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dijital Detoks

Kapsül Haber Ajansı - Dijital Detoks haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijital Detoks haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Dijitalleşme Hafızayı Değil, Önce Dikkati Vuruyor! Haber

Dijitalleşme Hafızayı Değil, Önce Dikkati Vuruyor!

Prof. Dr. Tarhan, “Dijitalleşmenin verdiği en büyük zararlardan biri dikkatimizi bozması ve insana ‘multi-tasking’ yaptırması. Aynı anda çok şeylerle ilgileniyorum zannediyor fakat hiçbirinden bir şey öğrenemiyor, verim alamıyor.” dedi. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, dijital demans konusunu değerlendirdi. “Dijital demans kitabi bir tanım değil ama gerçek payı var” “Dijital demans” ifadesinin tıbbi bir tanı olmadığını söyleyen Prof. Dr. Nevzat Tarhan, kavramın dijital dünyanın hafızaya yönelik etkisini çarpıcı biçimde anlatmak için kullanılan bir metafor olduğunu belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Kitaplara girmemiş bir tanım aslında. Bir metafor yapılmak istenmiş orada. Dijitalin insan hafızasına yaptığı olumsuz etkileri çarpıcı hale getirmek için biraz abartılı bir tabir. Kitabi bir tabir değil bu ama gerçek payı da şöyle var; dijitalleşme ciddi şekilde insanda hafıza erozyonu yapıyor. En çok da çocuklarda.” dedi. “Dijital cihazlar yedek beyin gibi kullanılıyor” Dijitalleşmeyle birlikte insanların bilgiyi öğrenmekten çok, bilgiye nereden ulaşacağını hatırlamaya yöneldiğini ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünyayı bir yedek beyin gibi tutuyor. Yedek beyin gibi tutunca da beynin derin anlamlı kayıtlar yapan, derin öğrenme yapan alanlarını kullanmıyor. ‘Nasılsa yedek beyin var, oraya sorarım’ diyor. Sadece neyi nerede bulacağına odaklanan insan beyni etkileniyor.” diye konuştu. Kes-yapıştır bilgi derin öğrenme sağlamıyor Bilgiyi sadece bulmanın yeterli olmadığını belirten Prof. Dr. Tarhan, insan beynini geliştiren temel unsurun bilgiyi anlamlandırmak, yorumlamak ve yeniden ifade etmek olduğunu söyledi. “Okur, yazar, çıkarır, yapıştırır, keser, yapıştırır ama anlam üretme, yeni yorumlar yapma, yeni bir bilgi inşa etme konusunda derin düşünmeyi yapmazsa kişi burada zorlanıyor.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “İnsan beynini en çok geliştiren şey yeni deneyimlemelere açık olması ve yeni şeyler öğrenmesi ama bunu kendi yorumunu kattığı zaman öğreniyor insan. Trafik polisi gibi bilgileri gönderip aktardığı zaman beyin bir şey öğrenmiyor. Öğrenebilmesi için muhakkak anlayıp, yorumlayıp, anlatmak gerekiyor.” ifadelerini kullandı. “Yapay zekânın hâlâ önemli sınırlılıkları var” Yapay zekânın bilgiye ulaşmada önemli kolaylıklar sağladığını ancak insanın düşünme ve değerlendirme süreçlerinin yerine tamamen geçemeyeceğini ifade eden Tarhan, yapay zekâ kullanımında etik ve kişisel veriler açısından da dikkatli olunması gerektiğini söyledi. Prof. Dr. Tarhan, yapay zekâ algoritmalarının şeffaflığı ve dijital izler konusunda önemli tartışmalar bulunduğunu belirterek, dijitalleşmenin insanların özel dünyasına daha fazla nüfuz ettiğini ve yüzeysel ilişkileri artırırken derin ilişkileri zayıflatabildiğini ifade etti. “Dijital demans klinik bir demans değil” Dijital demansın klinik anlamdaki demansla karıştırılmaması gerektiğinin altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Dijital demans denilmesi demans tanımını, klinik tanıyı almıyor ama hafızayı bozduğu…” değerlendirmesinde bulundu. Özellikle yoğun dijital maruziyetin sosyal iletişim becerileri üzerinde de etkili olabileceğini söyleyen Tarhan, teknolojide son derece başarılı olduğu halde yüz yüze iletişim kurmakta ve sosyal ilişki geliştirmekte zorlanan gençlere rastlanabildiğini ifade etti. “Beyin ‘kullan, kaybet’ kuralına göre çalışıyor” Dijital cihazların hafıza işlevlerini üstlenmesinin insanların bazı bilgileri hatırlama ihtiyacını azaltabildiğini anlatan Prof. Dr. Tarhan, “Cep telefonu olmadığı zaman kendi numarasını bile bazen unuttuğu oluyor insanın. Beyin ‘kullan, kaybet’ kuralına göre çalışıyor. Kullanmadığınız bilgiler beyinde uzak belleğe gidiyor.” dedi. Dijital teknolojinin doğru kullanılması halinde yararlı olduğunun altını çizen Prof. Dr. Tarhan, “Amacı olan, amacına yönelik paylaşımlar yapan, amacına yönelik sorgulamalar yapan, dijital dünyayı haz ve eğlence için değil de amacını desteklemek için kullanırsa dijital dünyanın kendisi zarar vermez, belleği bozmaz. Onun yanlış kullanımı bozar.” şeklinde konuştu. “Teknoloji amacı olmayan insanı esir alır” Prof. Dr. Tarhan, teknoloji karşıtlığının doğru bir yaklaşım olmadığını vurgulayarak, “Teknoloji bizzat tarafsızdır. İyi amaçla, amacı olan bir kimseye yardım eder, araç olur. Hayatını kolaylaştırır ama amacı olmayan bir kimseyi esir alır, köleleştirir.” ifadesinde bulundu. Algoritmalar insanın zaaflarını öğreniyor Dijital platformların kullanıcıların ilgi alanlarını analiz ederek kişiselleştirilmiş içerikler sunduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, bunun insan davranışını yönlendirme potansiyeline dikkat çekerek, “Önümüze girdiğimiz konular, anahtar kelimeler giriyorsa o videolar yahut görseller bize geliyor. Burada bir nevi kişiye özel robot geliştirmiş oluyorlar. Bu bizim zaaflarımızı kullanıyor.” ifadelerini kullandı. Dikkat süresi giderek kısalıyor Sürekli kaydırmaya dayalı sosyal medya kullanımının dikkat üzerindeki etkisine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Scrolling, kaydırma var ya; dikkati…” diyerek dijital içeriklerin hızlı tüketiminin odaklanmayı zorlaştırdığını ifade etti. Tarhan, geçmişte sınıfta öğrencilerin dikkatinin yaklaşık 14-15 dakika sonra dağılabildiğini, bugün ise bunun bazı durumlarda 3-4 dakikaya kadar gerileyebildiğini söyledi. Ailelere “dijital detoks” önerisi Dijital kullanımın aile içinde de ortak kurallarla düzenlenmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bir ailede haftanın belli bir günü ‘dijital detoks’ yapmayı öneriyoruz. Herkes telefonu bırakacak, beraber bir saat iki saat kitap okuyacak.” dedi. “Yatıp uykuya geçmeden önce elinde kaydırmalar yaparak bakıyorsan uyku gelmez bir türlü.” diyen Prof. Dr. Tarhan, uyku öncesinde dijital cihazların bırakılması gerektiğini ifade etti. Dijitalleşmenin yaşamı kolaylaştıran ve hızlandıran çok önemli imkânlar sunduğunun altını çizen Tarhan, doğru kullanımın belirleyici olduğunu vurgulayarak, “Dijitalleşme hayatımıza birçok şey kattı ama doğru kullanıyorsak hayatımızı kolaylaştırıyor, hızlandırıyor. Yanlış kullanıyorsak en çok zarar da insanın ruh sağlığına var; insanı olumsuz etkiliyor.” dedi. “Dijitalleşme küresel bir tehdit” Dijital bağımlılığın çocuklarda okul reddi ve yemek reddi gibi ciddi davranışsal sorunlara kadar ilerleyebildiğini belirten Tarhan, “Dijitalleşme küresel bir tehdit.” değerlendirmesinde bulundu. Yoğun dijital kullanımın en önemli sonuçlarından birinin derin odaklanma becerisindeki gerileme olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Kesinlikle zarar görüyor. Derin odaklanma kaybının olması bir insanın hayatındaki en büyük öğrenme yetisinin kaybolması demektir.” dedi. İnsanın yaptığı işe tamamen yoğunlaşmasını ifade eden “akış duygusu”nun psikolojik sağlamlık açısından da önemli olduğunu kaydeden Tarhan, uzun süre bir işe yoğunlaşamayan beynin sürekli kısa süreli hazlara yöneldiğini söyledi. “Demans değil, hafıza erozyonu diyelim” Dijital kullanımın neden olduğu unutkanlığın demansla karıştırılmaması gerektiğini belirten Tarhan, dijital cihazların “yedek bellek” gibi kullanılmasının bilgilerin zihne kaydedilmesini azaltabildiğini söyledi. “İnsan dijital dünyayı yedek bellek gibi görüyor. Bilgiyi beyne kaydetmeye değil, nereden bulacağına odaklı hafızasını kullanıyor.” diyen Tarhan, cihaz yanında olmadığında kişinin bilgiye erişmekte zorlanabildiğini kaydetti. Tarhan, “Demans değil; demans bir bunama hastalığıdır. Ama dijitalleşmenin hafıza erozyonu yaptığını söyleyebiliriz.” dedi. “Genellikle bunlar ‘dikkate sekonder’ dediğimiz unutkanlıklar.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Kişi odaklanma zorluğu yaşadığı zaman bunu unutkanlık zannediyor. Halbuki beyin odaklanıp bilgiyi kaydetmiyor.” ifadelerini kullandı. “Multi-tasking derin öğrenmeyi engelliyor” Prof. Dr. Tarhan, “Dijitalleşmenin verdiği en büyük zararlardan biri dikkatimizi bozması ve insana ‘multi-tasking’ yaptırması. Aynı anda çok şeylerle ilgileniyorum zannediyor fakat hiçbirinden bir şey öğrenemiyor, verim alamıyor.” dedi. Bilginin kalıcı hale gelmesi için dikkatin belli bir süre tek bir noktada toplanması gerektiğini dile getiren Prof. Dr. Tarhan, “Derin öğrenmek için belli bir süre odaklanıp izole olmak gerekiyor. Böyle olduğunda beyin kimyasal kayıt yapıyor. Öbür türlü yapılan kayıt elektriksel kalıyor, kuma yazılmış gibi siliniyor. Derin öğrenmede ise taşa yazılmış gibi kalıcı oluyor.” ifadelerini kullandı. “Muhakemeyi de dijital dünyaya yaptırırsak zihinsel körelme olur” Aklın en temel özelliklerinden birinin farklı bilgiler arasında bağlantı kurmak olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, dijital sistemlerin insan adına sürekli bağlantı kurması ve yorum yapmasının muhakeme becerileri üzerinde etkili olabileceğini belirtti. Prof. Dr. Tarhan, “Aklımız bir olayla başka bir olay arasında bağlantı kurup yeni bir yorum yapmayı gerektiriyor. Hep bu bağlantı kurmayı da dijital dünyaya yaptırdığın zaman muhakeme bozuluyor.” dedi. Mantıksal, duygusal ve sosyal muhakemenin farklı zihinsel süreçler olduğunu kaydeden Tarhan, “Bağlantı kuramadığı için kişide zihinsel tembelleşme ve körelme oluyor.” ifadelerini kullandı. Çocukların dijital ortamda sürekli şiddet içeriklerine maruz kalmasının da önemsenmesi gerektiğini belirten Tarhan, çocukların özellikle küçük yaşlarda gördükleri içerikle gerçeklik arasındaki ayrımı yetişkinler kadar kolay yapamayabileceğini söyledi. Yapay zekâyla yapılan ödevlerde elle yazma yöntemi Öğrencilerin yapay zekâyı ödevlerde kullanmasının eğitimciler açısından yeni yöntemler geliştirmeyi gerekli hale getirdiğini belirten Tarhan, bazı öğretim üyelerinin öğrencilere ödevleri elle yazdırmaya başladığını söyledi. Tarhan, “Yapay zekâdan bakıp elle de yazabilir ama sonuçta yazmanın yine bir kazanımı olur. Yazmayı geliştirir.” diyerek teknolojiyi bütünüyle yasaklamak yerine öğrenme sürecine nasıl entegre edileceğinin tartışılması gerektiğini sözlerine ekledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MSC Cruises 2026 Seyahat Trendlerini Açıkladı Haber

MSC Cruises 2026 Seyahat Trendlerini Açıkladı

Dünyanın önde gelen kruvaziyer markalarından MSC Cruises’a ait MSC Lirica, İstanbul ve İzmir hareketli Ege ve Adriyatik rotasında kış sezonu boyunca gerçekleştirdiği haftalık seferlerini başarıyla tamamladı. Kasım ile Mart ayları arasında toplam 20 seferle dikkat çeken bu özel rota, kış aylarında daha sakin, dingin ve ayrıcalıklı bir seyahat deneyimi arayan misafirler için uygun fiyatlı bir alternatif olarak öne çıktı. MSC Cruises, kış sezonun ardından yaz sezonunda da İstanbul’dan hareketle MSC Fantasia gemisiyle 9 gecelik programlarına devam edecek. Gecelik kişi başı 69€’dan başlayan fiyatlarla tam pansiyon konaklama imkanı sunan MSC Fantasia’nın rotası, Korfu, Bari, Trieste/Venedik, Katakolon, Pire/Atina, Kuşadası limanlarını içeriyor. “Türkiye, Stratejik Öneme Sahip Bir Pazar” MSC Cruises Türkiye Müdürü Işın Hekimoğlu, Türkiye’nin marka için taşıdığı önemi şu sözlerle vurguladı: “2025 yılında dünya genelinde 5 milyon misafiri gemilerimizde ağırladık. Türkiye ise bizim için stratejik bir pazar. Türkiye’ye konumlandırdığımız 3 gemi ile yüz binden fazla yabancı turisti ülkemizle buluştururken, Türk yolcu sayısının da giderek arttığını gözlemliyoruz. Kış sezonu boyunca İstanbul ve İzmir hareketli seferlerimizle yerli ve yabancı misafirlerimizi MSC Lirica gemimizde misafir ettik. Toplam 20 kez limanlarımızdan yolcu taşıyan gemimiz kış rotasını planladığımız şekilde bugün itibariyle tamamlamış bulunuyor. Bilinenin aksine kruvaziyer seyahati her mevsim tercih edilen bir tatil seçeneği. Türkiye’de 2024 yılından itibaren başladığımız İstanbul ve İzmir hareketli kış sezonu programına gördüğümüz yoğun ilgi, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini bir kez daha ortaya koydu. Yıl boyunca kesintisiz seferlerimizle yaz ve kış sezonunda İstanbul, İzmir ve Kuşadası limanlarımızı misafirlerimizle buluşturmaya devam ediyoruz. Önümüzdeki üç yıl içinde 35 binden fazla Türk misafirimizi Türkiye hareketli seferlerimizde ağırlamayı hedefliyoruz. Kruvaziyer seyahatinin uygun fiyatlı, erişilebilir ve konforlu bir alternatif olduğuna dair farkındalığı artırmayı sürdüreceğiz. Değişen seyahat alışkanlıkları; daha kısa, daha esnek ve daha kişiselleştirilmiş deneyimlere yönelirken, biz de bu dönüşümün merkezinde yer almaya devam ediyoruz. Türkiye, hem operasyonel hem de stratejik açıdan büyüme planlarımızın en önemli parçalarından biri olmayı sürdürecek.” MSC Cruises, operasyonel başarısını yeni dönem öngörüleriyle destekleyerek 2026 ve sonrasına yön verecek küresel seyahat trendlerini de paylaştı. Açıklanan veriler, tatil alışkanlıklarının hızla değiştiğini ve kruvaziyer deneyiminin bu dönüşümün merkezinde yer aldığını ortaya koyuyor. 2026’nın Öne Çıkan Seyahat Trendleri MSC Cruises’ın analizine göre yeni dönemde seyahat tercihlerini şekillendiren 6 ana başlık öne çıkıyor: Spor Turizmi Yükselişte Küresel spor organizasyonları artık seyahat planlarının merkezinde yer alıyor. 2026’da ABD’de düzenlenecek büyük futbol organizasyonları milyonlarca ziyaretçi çekerken, kruvaziyer seyahatleri bu deneyimi tatille birleştiren önemli bir alternatif haline geliyor. MSC Cruises’ın Miami çıkışlı Karayipler ve Seattle çıkışlı Alaska rotaları, spor etkinlikleri öncesi ve sonrası tatili uzatma fırsatı sunuyor. Marka ayrıca 2026’da üç büyük Formula 1 yarışının isim sponsoru olarak spor turizmindeki konumunu güçlendiriyor. “Me-Kend”: Kısa Kaçamakların Yükselişi Tatiller artık uzun planlardan ibaret değil. 3–4 gecelik kısa kaçamaklar, yoğun tempoda hızlı bir yenilenme fırsatı sunuyor. MSC Cruises’ın kısa süreli Akdeniz, Karayipler ve Bahamalar rotaları; kolay planlanabilir yapısı ve erişilebilirliğiyle bu trendin en güçlü karşılıklarından biri olarak öne çıkıyor. Çocuklar Tatil Kararlarında Daha Etkili Araştırmalara göre ebeveynlerin %80’inden fazlası, çocuklarının tatil kararlarında belirleyici olduğunu ifade ediyor. “Kidfluencing” olarak adlandırılan bu trend, aile dostu deneyimlere olan talebi artırıyor. MSC Cruises, 0–17 yaş grubuna yönelik 100 saati aşkın eğlence programı, interaktif alanlar ve global iş birlikleriyle ailelere kapsamlı bir deneyim sunuyor. “Quiet-cation”: Dijital Detoks ve Doğaya Kaçış Yoğun şehir hayatı ve dijital yorgunluk, daha sakin ve doğa odaklı seyahatleri öne çıkarıyor. MSC Cruises’ın başlattığı Alaska sezonu; fiyortlar, buzullar ve vahşi doğa deneyimleriyle misafirlere şehirden uzak, dingin bir kaçış sunuyor. Düşük Sezon Seyahatlerine Artan İlgi Gezginler artık kalabalık sezonlar yerine daha sakin dönemleri tercih ediyor. Ilıman hava, daha az yoğunluk ve avantajlı fiyatlar bu tercihi güçlendiriyor. Bu kapsamda Doğu Akdeniz, Yunan Adaları ve Güney Karayipler rotaları, 2026’da daha fazla ilgi görmesi beklenen destinasyonlar arasında yer alıyor. Kişiselleştirilmiş ve Her Şey Dahil Lüks Lüks segmentte en güçlü trend, kişiselleştirilmiş ve her şey dahil deneyimler. Tekrarlayan yolcuların sayısının çok yüksek olduğu kruvaziyer seyahatlerinde, misafirler kendilerini ayrıcalıklı hissedecekleri deneyimlerin peşindeler. MSC Cruises’ın “gemi içinde gemi” konsepti MSC Yacht Club; özel alanlar, 24 saat butler hizmeti ve ayrıcalıklı deneyimleriyle üst segment misafirlere hitap ediyor. Bu deneyim, 2027 Dünya Turu programında da yer alarak global ölçekte genişliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Brand Week Istanbul 2025'ten   Görkemli Başlangıç  Haber

Brand Week Istanbul 2025'ten  Görkemli Başlangıç 

Kendi alanlarında çığır açan sektör öncüleri ve yaratıcı dehalar, zirveye giden yolun stratejilerini paylaştı. Başarı hikayelerinin perde arkasını aralayan liderler; azim, stratejik disiplin ve vizyonun, bir fikri nasıl küresel bir başarıya dönüştürdüğünün altını çizdi. İlk gün, yarının dünyasını tasarlamak için gereken ilhamı ve somut başarı stratejilerini bir araya getirdi. Reklamcı Andrey Tyukavkin, “Kronik Yaratıcı Bozukluk: Nörolojik Bir Durum Olarak Hayal Gücü” başlıklı oturumunda, yaratıcı insanların beyninin gerçekten farklı çalışıp çalışmadığı sorusuna yanıt aradı. Kendi “tuhaf” çocukluk deneyiminden yola çıkan Tyukavkin, beynin kısa yolları tercih eden tembel doğasına karşı gelmenin yaratıcılığın özü olduğunu vurguladı. Nörolojik vakalardan örneklerle, “sapak” düşünmenin, yani kestirme yoldan sapmanın, büyük fikirlerin doğduğu alan olduğunu belirtti. “Yaratıcılık, beynin kolay yolu seçmesine izin vermemekte ısrar etmektir,” diyen Tyukavkin, “çılgın” ya da “tuhaf” olarak nitelendirilen fikirlerin aslında yaratıcı zekânın en doğal çıktısı olduğunu söyledi. Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Başkanı Ahmet Gülüm, milli sporcularımız Buse Naz Çakıroğlu ve Ferhat Arıcan’ın Yekta Kopan moderatörlüğünde gerçekleştirdiği “İstanbul ve Olimpiyatlar: Bir Şehrin Vizyonu ve Bir Şampiyonun Hikâyesi” oturumu, sporun ekonomik ve kültürel gücünü merkeze aldı. Gülüm, 2,6 trilyon dolarlık küresel spor endüstrisinin artık moda, medya, turizm ve markalaşma ile iç içe geçtiğini vurguladı. Türkiye’nin spor iletişimi yatırımlarında hâlâ gelişme potansiyeli olduğunu belirterek, İstanbul’da gerçekleşecek 2027 Avrupa Oyunları ve 2036 Olimpiyat adaylığının ülke için stratejik bir fırsat olduğunu söyledi. Sporcular ise olimpiyat hazırlıklarını, zihinsel dayanıklılığı ve genç nesillere ilham olmanın değerini anlattı. Ekonomi alanında ise Prof. Dr. Hakan Kara, “Türkiye Gündemi: Ekonomide Küresel Dalgalar ve Yerel Gerçekler” oturumunda, 2026’ya yaklaşırken küresel ve yerel ekonominin gidişatını değerlendirdi. Türkiye’nin yönetilen kur politikasıyla geçici bir denge yakaladığını, ancak bunun uzun vadede sürdürülebilir olmadığını vurguladı. Enerji fiyatlarındaki düşüşün “piyango etkisi” yarattığını belirten Kara, 2025 sonunda enflasyonun %30-33 bandında kalacağını öngördü. Türkiye’nin küresel dalgalanmalar arasında “ortalamanın altında kaybedenlerden biri” olabileceğini söyleyerek, rasyonel politikalara bağlı kalmanın kritik önemine dikkat çekti. Dr. Pınar Balcı, “Yeni Dünyanın Yeni Pandemisi: Brain Rot” başlıklı sunumunda, dijital çağın görünmez salgınını anlattı. Sürekli bildirim, içerik ve ekran maruziyetinin insan beynini yorduğunu, odaklanma, derinleşme ve dinlenme kapasitesini azalttığını belirtti. Sosyal medyanın kalabalıklar içinde yalnızlaşmayı tetiklediğini söyleyen Balcı, dopamin dengesinin bozulmasının motivasyon kaybı ve kilo artışıyla doğrudan ilişkili olduğunu aktardı. Çözüm olarak dijital detoks, gerçek sosyal etkileşimler ve kaliteli uyku rutinlerini önerdi: “Hiçbir dijital uyarı, gerçek bir kahkahanın yerini tutamaz.” Filozof Wilhelm Schmid, “Yaşam Sanatı: Modern Zamanlarda Nasıl Yaşanır” başlıklı etkileyici konuşmasında, modern insanın özgürleşme arayışının beraberinde getirdiği yönsüzlük ve boşluk duygusuna değindi. Schmid, anlamlı bir yaşam için yedi temel ilke sundu: ilişkileri güçlendirmek, deneyimleri kabullenmek, amaç belirlemek, değerleri yaşatmak, alışkanlıkları yönetmek, acıyı hayatın parçası olarak görmek ve güzelliği aramak. “Mutluluk değil, doyum önemlidir,” diyerek yaşamın çelişkileri içinde anlam bulmanın asıl sanat olduğunu ifade etti. “Sağlıkta Yapay Zekânın Dönüştürücü Etkisi: New Born” oturumunda Zehra Öney ve Çiçek Çizmeci, kişiselleştirilmiş sağlık çağını anlattı. Artık “herkese uyan tek beden” anlayışının sona erdiğini vurgulayan konuşmacılar, DNA temelli, veri odaklı ve bireyin kendi sağlığının mimarı olduğu bir döneme girildiğini belirtti. “Süper Sağlık Zekâsı” kavramıyla, teknolojinin insanı merkeze alarak sağlık hizmetlerini demokratikleştirdiğini paylaştılar. David Tiltman, “Kaosa Karşı Tutarlılık: Strateji, Eylem, Etki” başlıklı sunumunda, dijital çağın içerik bombardımanı altında markaların tutarlılığı nasıl koruyabileceğini anlattı. Kısa ömürlü kampanyalar yerine uzun vadeli “yaratıcı platformlar” oluşturmanın önemine değinerek, Desperados ve Duolingo örnekleriyle “gizli tekrar” stratejisinin markalara sürdürülebilir etki sağladığını gösterdi. Institute for Growth İçerik Direktörü Mariana Peneva, “Yapay Zeka Çağında İnsan Odaklı Büyüme” başlıklı konuşmasında, yapay zekâyı artık bir risk değil büyüme fırsatı olarak gören markaların “insan merkezli” bakış açısıyla öne çıkacağını belirtti. L’Oréal, Audible ve Suncorp örnekleriyle, şirketlerin yalnızca müşteri değil, çalışan, topluluk ve yatırımcı değerini artırarak uzun vadeli başarı yakalayabileceğini vurguladı. Deeper Kurucu Ortakları İhsan Özçıtak ve Viktor Kuzu, “AI Agent Teknolojisiyle Yaşayan Türkiye’yi Modellemek” oturumunda, insan davranışlarının ağ bilimi ve veri bilimiyle nasıl modellenebileceğini anlattı. 130 binden fazla kişiyle yürütülen çalışmalar sonucu 160 farklı davranışsal segment tanımladıklarını paylaşan konuşmacılar, bu verilerin “Deeper Alive” platformunda yaşayan personalara dönüştürülerek Türkiye’nin sosyal dinamiklerini gerçek zamanlı modellemeye olanak sağladığını açıkladılar. Oxford Üniversitesi’nden Prof. Andrew Stephen, “Vicdan mı Cüzdan mı? Kapsayıcı Pazarlamanın Finansal Etkisi Kanıtlandı!” başlıklı sunumunda, dört yıl süren küresel araştırma sonuçlarını paylaştı. 58 ülke ve 392 markayı kapsayan çalışmaya göre kapsayıcı reklamcılık, markalara %16’dan fazla satış artışı, %54 fiyatlandırma gücü ve %15 müşteri sadakati kazandırıyor. Stephen, “Kapsayıcılık ek bir maliyet değil, stratejik bir tercih. Pazarınızdaki çeşitliliği keşfedin ve bunu reklam olarak geri sunun,” diyerek konuşmasını sonlandırdı. “AI Agent Teknolojisiyle Yaşayan Türkiye’yi Modellemek” başlıklı oturumda Viktor Kuzu ve İhsan Özçıtak, Türkiye’de yaşayan insanların kişilik özellikleri ve ilgi alanlarını yapay zekâ destekli veri analizleriyle modelleyen yenilikçi projelerini anlattı. Beş temel kişilik özelliği —sorumluluk, dışa dönüklük, uyumluluk, duygusal denge ve açıklık— üzerinden 130.000 kişiyle yürütülen araştırma, bireylerin kişilikleriyle ilgi alanları arasındaki bağlantıları ortaya koyuyor. Konuşmada, bu verilerin insanların hangi markalarla etkileşim kurduğunu, hangi trendleri takip ettiğini ve farklı durumlarda nasıl davrandıklarını anlamak için nasıl kullanılabileceği örneklerle aktarıldı. Bu kapsamda Türkiye’de 160 anlamlı davranışsal segment tanımlandığı ve bu segmentlerin yıllar içinde toplumsal eğilimleri izlemek için kullanıldığı paylaşıldı. Pandemi döneminde çalışmalarını daha da derinleştirdiklerini belirten Kuzu ve Özçıtak, her bir segmentin çözünürlüğünü artırarak bireylerin davranışlarını daha detaylı ve dinamik biçimde analiz etmeyi hedeflediklerini ifade ettiler. İlgi kümeleri arasındaki ilişkileri inceleyerek bu segmentlerin dijital ayak izlerini sürekli güncellediklerini söyleyen konuşmacılar, 44 farklı kategorideki ilgi alanlarının artık gerçek zamanlı olarak izlenebildiğini vurguladılar. Elde edilen bu bulgular, markalar için stratejik bir içgörü aracı sunuyor. Böylece şirketler, hedef kitleleriyle nasıl iletişim kurmaları gerektiğini daha net biçimde belirleyebiliyor; pazarlama yatırımları ise veri temelli, davranış odaklı ve ölçümlenebilir bir zemine oturuyor. “Benim Adım Mücadele: Pes Etmeyen Bir Kadının Özgürlük Şarkısı” başlıklı oturumda Afganistanlı rap sanatçısı, yazar ve aktivist Sonita Alizadeh, özgürlüğe ve dayanışmaya adanmış ilham verici hikâyesini Brand Week Istanbul sahnesinde paylaştı. Oturumun moderatörlüğünü gazeteci Afşin Yurdakul üstlendi. Taliban yönetimi altındaki Afganistan’da çocuk yaşta iki kez evliliğe zorlanan Alizadeh, yaşadıklarını içten bir dille anlattı: “O anlarda her şeyimi kaybetmiş gibi hissediyordum. Hayallerim boğuluyordu. Ama o acı, beni sesimi kullanarak savaşmaya çağırdı,” dedi. Rap müziğiyle tanışmasının hayatındaki dönüm noktası olduğunu vurgulayan sanatçı, “Müzik yapmayı hiç düşünmemiştim; çünkü benim ülkemde müzik haramdı. Ama sonunda anladım ki, kelimelerim ve sesim benim özgürlük yolumdu,” sözleriyle müziğin dönüştürücü gücünü anlattı. İran’a kaçış sürecinden eğitime erişim zorluklarına, göçmenlik deneyiminden toplumsal baskılara kadar uzanan yolculuğunu paylaşan Alizadeh, tüm zorluklara rağmen umudun asla kaybedilmemesi gerektiğini vurguladı: “Umut ve dayanışma olduğu sürece hiçbir şey imkânsız değildir.” Bugün dünyanın birçok ülkesinde çocuk yaşta evliliklerle mücadele eden bir aktivist olarak çalışmalarını sürdüren Sonita Alizadeh, müziğini bir “çağrı” olarak tanımlıyor: “Benim şarkılarım sadece ritim değil; özgürlüğün, direnişin ve umudun sesi.” Yılın en ilham verici haftası Brand Week Istanbul, “Brand New World” temasıyla 10-14 Kasım tarihleri arasında Haliç Kongre Merkezi’nde gerçekleşiyor. Festivalin ilk günü Türkiye’nin ve dünyanın en yaratıcı isimlerini, iş dünyasının ezber bozan uzmanlarını ve trendlere yön veren düşünce liderlerini bir araya getirerek görkemli bir buluşmaya imza attı.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.