Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dijital Güven

Kapsül Haber Ajansı - Dijital Güven haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijital Güven haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor! Haber

İletişim Mezunlarının Çalışma Alanları Genişliyor!

Gelecekte iletişim mezunlarının yalnızca içerik üreten değil; yapay zekâyı yöneten, veriyi hikâyeye dönüştüren, dezenformasyonu tespit eden ve dijital güveni yöneten profesyoneller olarak öne çıkacağını belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor.” dedi. Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği ve insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı gibi yeni çalışma alanlarına dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, “Öğrencilerimizi teknolojiden korkan değil, teknolojiyi yöneten ve ona entelektüel derinlik katan profesyoneller olarak yetiştiriyoruz.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Gül Esra Atalay, yapay zekâ çağında iletişim sektörünün değişen istihdam yapısını, geleceğin iletişim mesleklerini ve öğrencilerin yeni çalışma hayatına hangi yetkinliklerle hazırlanması gerektiğini değerlendirdi. İletişim mezunlarının çalışma alanları genişliyor Teknolojik gelişmelerin iletişime duyulan ihtiyacı azaltmak yerine artırdığına işaret eden Prof. Dr. Gül Esra Atalay, dijitalleşmeyle birlikte iletişim profesyonellerinin rolünün de değiştiğini söyledi. “Bugün tam anlamıyla bir iletişim çağında yaşıyoruz.” Diyen Prof. Dr. Atalay, “İletişim elbette her zaman önemliydi ancak bugün akıllı telefonlar, sosyal ağlar ve dijital platformlar sayesinde herkesin her an ulaşılabilir olduğu hiper bağlantılı bir dünyadayız. Teknoloji iletişim kurmayı kolaylaştırırken anlam yaratmayı, güven oluşturmayı ve ortak bir zeminde buluşmayı zorlaştırıyor. Bu nedenle iletişim becerileri konusunda eğitimli olmak profesyonel yaşamda giderek daha büyük bir fark yaratıyor.” dedi. İletişimcinin işi içerik üretmekten ibaret olmayacak Yapay zekânın özellikle rutin içerik üretim süreçlerini hızla otomatikleştirdiğini ifade eden Atalay, bunun iletişim mesleklerinin ortadan kalkacağı anlamına gelmediğini, aksine iletişimcinin rolünün daha stratejik bir noktaya taşınacağını vurguladı. Prof. Dr. Atalay, “Eskiden iyi bir reklam fikri bulmak, o fikri görsele dökmek ve metnini yazmak günler, hatta haftalar alabiliyordu. Bugün yapay zekâ araçlarına doğru komutlar verdiğinizde saniyeler içinde çok sayıda alternatif elde edebiliyorsunuz. Ancak o alternatiflerden hangisinin insanın kalbine dokunacağını, hangisinin toplumsal bir karşılığı olduğunu veya hangisinin insanı gerçekten güldüreceğini algoritmalar tek başına belirleyemiyor. Yapay zekâ insan davranışını analiz edebilir ama insan gibi hissedemez.” diye konuştu. Bu nedenle gelecekte iletişim mezunlarının değerini yalnızca “üretme” becerisinin değil; seçme, doğrulama, anlamlandırma, yorumlama ve strateji geliştirme yetkinliklerinin belirleyeceğini kaydeden Prof. Dr. Atalay, insan yaratıcılığı ile yapay zekâ yeteneklerini birlikte kullanabilen profesyonellerin iş dünyasında avantaj sağlayacağını dile getirdi. Gazeteci yazandan çok doğrulayan ve anlamlandıran kişi olacak Gazeteciliğin yapay zekâdan en fazla etkilenen alanlardan biri olduğunu belirten Prof. Dr. Atalay, rutin haberlerin otomatik olarak üretilebildiği bir dönemde gazetecinin mesleki değerinin araştırmacılık, doğrulama ve yorumlama kapasitesinde yoğunlaşacağını söyledi. Prof. Dr. Atalay, “Haber yazan gazeteciden doğrulayan ve anlamlandıran gazeteciye doğru bir dönüşüm gerçekleşiyor. Rutin ajans haberlerini artık yapay zekâ yazabiliyor. Gazetecinin yeni rolü dezenformasyonu filtrelemek, derinlemesine araştırma yapmak, veri gazeteciliği yapmak ve ham verinin arkasındaki insan hikâyesini yakalamak olacak.” ifadelerini kullandı. Reklamcının yeni işi yapay zekâyı yaratıcı stratejiyle yönetmek Reklamcılıkta da benzer bir dönüşüm yaşandığını ifade eden Atalay, yapay zekânın saniyeler içinde çok sayıda reklam metni, görseli ve kampanya alternatifi üretebildiğine dikkat çekti. “Reklamcının işi artık yalnızca sıfırdan üretmek olmayacak.” diyen Atalay, “Yapay zekânın oluşturduğu alternatifler arasından markanın ruhuna, hedef kitlenin psikolojisine ve toplumsal bağlama en uygun olanı seçmek; doğru promptları oluşturmak ve yaratıcı stratejiyi kurmak daha önemli hâle gelecek.” dedi. Halkla ilişkilerde yeni istihdam alanı; dijital güven Deepfake, dezenformasyon ve yapay zekâ destekli manipülasyonların yaygınlaşmasının halkla ilişkiler ve kurumsal iletişim alanında da yeni uzmanlıklara ihtiyaç doğurduğunu kaydeden Prof. Dr. Atalay, geleceğin en önemli iletişim alanlarından birinin dijital güven ve itibar yönetimi olacağını söyledi. Atalay, “Bülten dağıtımı ve medya takibi gibi geleneksel görevler giderek otomatikleşirken, bilişsel kriz yönetimi ve güven mimarlığı daha fazla önem kazanıyor. Deepfake ve manipülasyonun bu kadar kolaylaştığı bir çağda PR profesyonelleri yapay zekâ hızında yayılan itibar krizlerini yönetmek ve toplumla kurumlar arasında sahici bağlar kurmak zorunda.” şeklinde konuştu. Deepfake çağının iletişimcisi doğrulama uzmanı da olacak Geleceğin iletişim profesyonellerinin veri ve algoritma okuryazarlığına sahip olması gerektiğini vurgulayan Atalay, deepfake ve dezenformasyonla mücadele becerilerinin istihdam açısından giderek daha önemli hâle geleceğini belirtti. İletişim öğrencileri yapay zekâyla birlikte çalışmayı öğreniyor Bu dönüşüm nedeniyle iletişim eğitiminin de yeniden tasarlanması gerektiğine dikkat çeken Prof. Dr. Atalay, Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesinde yapay zekâyı iletişim eğitiminin farklı alanlarına entegre ettiklerini söyledi. “Öğrencilerimize her şeyden önce ‘Yapay zekâ iletişimcinin rakibi değil, onun akıllı asistanıdır.’ diyoruz.” ifadesini kullanan Atalay, şöyle devam etti: “İyi bir iletişimci olmak artık yalnızca güçlü yazma becerisine veya iyi bir görsel bakış açısına sahip olmakla sınırlı değil. Bunlara bilişsel esneklik ve yapay zekâyla doğru iletişim kurabilme becerisi de eklendi. Öğrenci yalnızca teoriyi öğrenmiyor; uygulamalı derslerde bir yapay zekâ modeline nasıl doğru komut vereceğini, çıkan sonucu nasıl değerlendireceğini ve filtreleyeceğini deneyimliyor. Yapay zekânın ürettiği bilginin doğruluğunu teyit etmek, bilişsel önyargıları fark etmek ve algoritmik manipülasyonları deşifre etmek eğitimimizin merkezinde. Sahicilik ve etik ise ana omurgamızı oluşturuyor.” Her bölümde yapay zekâ odaklı zorunlu dersler bulunuyor Fakültenin farklı bölümlerinde öğrencilerin kendi meslek alanlarıyla yapay zekâyı buluşturan zorunlu dersler aldığını belirten Prof. Dr. Atalay, “Çizgi Film ve Animasyon bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Konsept Geliştirme, Görsel İletişim Tasarımı bölümümüzde Görsel İletişim Tasarımında Üretken Yapay Zekâ, Gazetecilik bölümümüzde Gazetecilikte Yapay Zekâ, Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümümüzde Halkla İlişkiler ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Radyo Televizyon ve Sinema bölümümüzde Yapay Zekâ Destekli Film Yapım ve Yönetimi, Reklamcılık bölümümüzde Dijital Reklamcılık ve Yapay Zekâ Uygulamaları, Yeni Medya ve İletişim bölümümüzde ise Yapay Zekâ derslerimiz zorunlu. Ayrıca seçmeli ders havuzumuzda da yapay zekâ temelli dersler bulunuyor.” dedi. 2-4 yıl sonra iletişim mezunlarını nasıl bir istihdam tablosu bekliyor? İletişim alanında önümüzdeki birkaç yıl içinde özellikle dijital içerik, veri, yapay zekâ, doğrulama, itibar ve kriz yönetiminin kesiştiği işlerin daha görünür hâle geleceğini ifade eden Prof. Dr. Atalay, mezunların medya kuruluşlarından reklam ajanslarına, kurumsal iletişim departmanlarından dijital platformlara, yapım şirketlerinden sosyal medya ve içerik ajanslarına kadar geniş bir alanda çalışabileceğine dikkat çekti. İletişim mezunlarının klasik mesleklerin yanı sıra teknolojiyle birlikte doğan yeni uzmanlık alanlarına da yönelebileceğini kaydeden Atalay, “Önümüzdeki 10-15 yılda en hızlı büyümesi beklenen alanların önemli bir kısmı teknik bilgi ile iletişim becerisini birlikte gerektirecek.” dedi. Yeni meslekler iletişim mezunlarını bekliyor Yapay zekânın iletişim fakültesi mezunlarının önüne yepyeni kariyer seçenekleri çıkaracağını dile getiren Atalay, geleceğin çalışma alanlarını şöyle sıraladı: “Yapay zekâ içerik stratejistliği, dijital itibar yöneticiliği, dezenformasyon analistliği, veri hikâyeleştiriciliği, insan-yapay zekâ etkileşimi tasarımcılığı, dijital doğrulama uzmanlığı, yapay zekâ destekli yaratıcı strateji, algoritmik içerik yönetimi ve dijital kriz iletişimi.” “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yönetecek” İletişim alanını tercih edecek gençlerin yapay zekâ nedeniyle mesleklerin ortadan kalkacağı düşüncesiyle hareket etmemesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Gül Esra Atalay, sözlerini şöyle tamamladı: “Geleceğin iletişim mezunları algoritmaları yöneten, yapay zekâyı anlamlandıran ve dijital güven inşa eden profesyoneller olacak. Meslekler değişiyor ama iyi iletişim kurabilme becerisi her zamankinden daha değerli hâle geliyor. Yapay zekâyı doğru ve dozunda kullanabilen, eleştirel düşünebilen, insan psikolojisini anlayan, etik sınırları gözeten ve özgün fikir üretebilen iletişimciler iş dünyasında öne çıkacak. Aklını ve yaratıcılığını tamamen yapay zekâya devredenler değil, yapay zekâyı kendi yaratıcılığını güçlendiren bir araç olarak kullananlar geleceğin iletişim dünyasında yerlerini alacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Önümüzdeki 5 Yılda Rekabeti Dijital Güven Belirleyecek Haber

Önümüzdeki 5 Yılda Rekabeti Dijital Güven Belirleyecek

Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu'nun (BTK) 2026 yılı birinci çeyrek verilerine göre mart ayı sonu itibarıyla güvenli elektronik imza için kullanılan nitelikli elektronik sertifika sayısı 9,93 milyona, mobil güvenli elektronik imza sertifikası sayısı ise 1,29 milyona ulaştı. Böylece toplam nitelikli elektronik sertifika sayısı 11,22 milyon olarak kaydedildi. Bu tablo, kamu hizmetlerinden finans, sağlık ve sigortacılığa kadar birçok sektörde elektronik imzanın yaygınlaştığını ve kurumların dijital süreçlerini güvenli şekilde yönetmeye yönelik yatırımlarının hız kazandığını bir kez daha ortaya koymuş oldu. Yapay zekâ karar alıyor, dijital güven geçerlilik sağlıyor Yapay zekâ artık yalnızca içerik üreten veya analiz yapan bir teknoloji olmaktan çıktı. Sözleşme hazırlama, satın alma, insan kaynakları, müşteri hizmetleri ve finans gibi kritik iş süreçlerinde aktif rol almaya başladı. Ancak yapay zekânın oluşturduğu içeriklerin ve desteklediği kararların güvenilir, izlenebilir ve hukuken geçerli olabilmesi için elektronik imza, dijital kimlik doğrulama ve zaman damgası gibi dijital güven teknolojileri kritik önem taşıyor. Bir örnek olarak yapay zekânın, kurumlar adına sözleşme taslakları hazırlayabildiği ve maddeler konusunda öneriler sunabildiği yapıda, ancak hangi versiyonun onaylandığı, kim tarafından imzalandığı ve belgenin hangi tarihte yürürlüğe girdiğinin elektronik imza ve zaman damgasıyla kayıt altına alınması, sürecin hukuki geçerliliğini ve kurumsal güvenilirliğini sağlıyor. Benzer şekilde satın alma süreçlerinde yapay zekâ, tedarikçilerden gelen teklifleri maliyet, teslim süresi ve teknik kriterler açısından karşılaştırarak en uygun seçeneği belirleyebiliyor. Buna karşın nihai kararın yetkili kişiler tarafından elektronik imzayla onaylanması hem kurumsal yetki zincirini koruyor hem de işlemin güvenilir ve denetlenebilir olmasını sağlıyor. Önümüzdeki 3 ile 5 yılda rekabeti dijital güven belirleyecek E-Güven'e göre önümüzdeki dönemde dijital güven, kurumların yalnızca siber risklerini azaltan bir unsur olmanın ötesine geçerek operasyonel verimliliği, müşteri güvenini ve rekabet gücünü doğrudan etkileyen stratejik bir yatırım alanına dönüşecek. Kurumlar için yeni değerlendirme kriteri, yapay zekâ kullanıp kullanmadıkları değil; bu teknolojileri ne kadar güvenli, izlenebilir ve mevzuata uygun şekilde yönetebildikleri olacak. Elektronik imza, dijital kimlik ve zaman damgası gibi güven teknolojileri de yapay zekâ çağında dijital dönüşümün temel altyapısını oluşturacak. E-Güven tarafından yapılan değerlendirmede ayrıca, önümüzdeki dönemde fiziksel imzanın tamamen ortadan kalkmayacağı, ancak kullanım alanının giderek daralacağı ifade edilirken, asıl dönüşümün imzada değil, iş süreçlerinde yaşandığına dikkat çekildi. Açıklamada, "Dijital dönüşümün başarısı kullanılan teknolojilerden çok, o teknolojilere duyulan güvenle ölçülüyor. Bu nedenle elektronik imza ve dijital güven teknolojileri, yapay zekâ çağında sürdürülebilir dijital ekonominin en önemli yapı taşları arasında yer alıyor" denildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Elektrikli Araçlar Dijital Kimlik Kazanıyor Haber

Elektrikli Araçlar Dijital Kimlik Kazanıyor

İstanbul Elektrikli araç şarjında kart, QR kod veya farklı uygulamalar arasında geçiş yapma ihtiyacını azaltacak yeni dönem Avrupa’da şekilleniyor. Uyumlu araç ve şarj altyapılarında Plug & Charge teknolojisi sayesinde kullanıcı kabloyu taktığında araç kendisini güvenli biçimde tanıtabiliyor, bağlı olduğu sözleşme üzerinden yetkilendiriliyor ve şarj ile ödeme süreci otomatik olarak başlayabiliyor. Avrupa Birliği’nin alternatif yakıt altyapısına ilişkin teknik düzenlemesi, 8 Ocak 2026’dan itibaren yeni kurulan veya yenilenen halka açık AC ve DC şarj noktaları için EN ISO 15118 iletişim standardını zorunlu kılıyor. 1 Ocak 2027’den itibaren EN ISO 15118-20 standardı yeni veya yenilenen halka açık noktaların yanı sıra özel Mode 3 ve Mode 4 şarj noktalarını da kapsayacak. Otomatik kimlik doğrulama sunan halka açık Plug & Charge noktalarının ise EN ISO 15118-2 ve EN ISO 15118-20’yi birlikte desteklemesi gerekecek. Yeni rekabet alanı: kimlik, yetki ve birlikte çalışabilirlik Bu takvim teknik bir güncellemeden daha fazlasını ifade ediyor. Yapının ilk katmanında, uyumlu aracın teknik sertifikası ve araç–şarj noktası iletişimi ISO 15118 standartlarına dayanıyor. İkinci katmanda ise teknik olarak tanımlanan aracın doğrulanmış kullanıcı, sözleşme, işlem yetkisi ve ödeme hesabıyla güvenli biçimde ilişkilendirilmesi gerekiyor. Spark Connect, bu unsurları hizmet sağlayıcılarıyla birlikte tek ve kesintisiz bir deneyimde buluşturmayı hedefliyor. KOBIL Trusted SuperApp teknolojisi ile geliştirilen mobilite platformu Spark Connect’e göre, elektrikli mobilitenin bir sonraki rekabet alanı soket sayısından önce güven ve birlikte çalışabilirlik olacak. Spark; şarj ağı operatörleri, ödeme sistemleri, otomotiv üreticileri, enerji şirketleri ve farklı mobilite hizmetlerini kapalı bir yapı içinde toplamak yerine, kullanıcının bunlara tek ve güvenilir bir deneyim üzerinden erişmesini sağlayan bir orkestrasyon katmanı geliştiriyor. “Elektrikli mobilitenin ilerlemesi yalnızca istasyon sayısıyla kazanılmayacak. Asıl değer; aracı, kullanıcıyı, sözleşmeyi ve ödemeyi güvenli biçimde birbirine bağlayabilmekte. Spark, sektör oyuncularının yerine geçmek için değil, onları tek ve kesintisiz bir kullanıcı deneyiminde buluşturmak için var. KOBIL’in yaklaşık 40 yıllık dijital güven birikimi, bu birleştirici katmanın temelini oluşturuyor.” Bankacılıkta güçlü kimlik doğrulama, uygulama güvenliği ve işlem yetkilendirme teknolojileriyle başlayan yaklaşık 40 yıllık KOBIL deneyimi; KOBIL Trusted SuperApp Platform ile kimlik, güvenli iletişim, elektronik imza, ödeme ve farklı dijital hizmetleri ortak bir mimaride buluşturan hizmet yapılarına taşındı. Spark Connect, KOBIL’in kimlik, yetkilendirme ve güvenli işlem teknolojilerini mobiliteye genişletiyor. Aracın teknik sertifikası ile doğrulanmış kullanıcıyı, sözleşmeyi, işlem yetkisini ve ödeme hesabını güvenli bir hizmet deneyiminde buluşturmayı hedefliyor. Elektrikli araç şarjı, otopark, sigorta, filo, araç kiralama, mikro mobilite ve şehir hizmetleri bu bütünleşik deneyimin farklı bileşenlerini oluşturuyor. GIREVE OCPI 2.2.1 birlikte çalışabilirlik altyapısı da Türkiye’deki şarj ağlarını Avrupa’daki roaming yapısıyla buluşturmak için teknik zemin sağlıyor. Araç, enerji sisteminin de aktif oyuncusuna dönüşüyor Avrupa Komisyonu’nun Akıllı Enerji Uzman Grubu ve Sürdürülebilir Ulaşım Forumu ile Almanya tarafından kurulan Avrupa Çift Yönlü Şarj Koalisyonu, 20 Mayıs 2026’da akıllı ve çift yönlü şarj için veri paylaşımını kolaylaştırmayı amaçlayan ortak önerilerini açıkladı. Avrupa Komisyonu, elektrik ve e-mobilite sektörünün pazar organizasyonu ile standartlar, dijital kimlik, işleyiş ilkeleri ve yönetişimi kapsayan ortak birlikte çalışabilirlik gereksinimlerinde aynı yönde buluşmasını Avrupa ölçeğinde bir dönüm noktası olarak tanımladı. Çift yönlü şarjın uygulandığı bir sistemde araç yalnızca enerji tüketmiyor; bataryasındaki elektriği eve, binaya veya şebekeye geri aktarabiliyor. Uygun pazar ve mevzuat koşullarında enerji satabilen bir varlığa dönüşmesi ise aracın hangi kullanıcıya, sözleşmeye ve ödeme hesabına bağlı olduğunun güvenli biçimde doğrulanmasını zorunlu kılıyor. Bu nedenle dijital kimlik, enerji işleminin yanında sunulan ek bir özellik değil; işlemin güvenli biçimde gerçekleşmesinin ön koşulu haline geliyor. Türkiye için fırsat: mobilitenin güven katmanını kurmak Türkiye’de elektrikli araç gündemi ağırlıklı olarak araç satışları, istasyon sayısı, soket kapasitesi, şarj gücü ve fiyatlandırma üzerinden ilerliyor. Yeni dönemde rekabet; araç sertifikalarının hangi güven zincirine bağlandığı, işlem yetkilerinin nasıl yönetildiği, farklı hizmetlerin ne ölçüde birlikte çalışabildiği ve ortaya çıkan verilerin hangi hukuki çerçevede işlendiği üzerinden şekillenecek. Spark Connect, bu hedef doğrultusunda şarj ağı operatörlerini, otomotiv ve enerji şirketlerini, finans kuruluşlarını, mobilite hizmet sağlayıcılarını ve şehirleri ortak bir güven ve birlikte çalışabilirlik katmanında buluşturmayı amaçlıyor. Bu mimaride başarı, kullanıcıyı tek bir kapalı ağda tutmakla değil; farklı ağlara ve hizmetlere tek, güvenli ve kesintisiz bir deneyimle erişebilmesini sağlamakla ölçülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya Haber

Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya

Risk, reasürans ve sermaye, insan kaynakları ve yatırımlar ile yönetim danışmanlığı alanlarında küresel lider olan Marsh (NYSE: MRSH) ile önde gelen küresel çok branşlı sigorta şirketi ve dayanıklılık hizmetleri sağlayıcısı Zurich Insurance Group'un (Zurich) üst düzey yöneticilerinin, bugün yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 Küresel Riskler Raporu'nun bulgularına ilişkin yorumlarına göre küresel iş dünyası liderleri, derinleşen jeopolitik bölünmelerin yanı sıra artan teknolojik ve toplumsal zorlukların önümüzdeki 12 ay boyunca iş dünyasını şekillendirmeye devam edeceği bir dönemde artan risklerle karşı karşıya. Marsh ve Zurich, Dünya Ekonomik Forumu'nun stratejik ortakları ve Küresel Riskler Danışma Kurulu üyeleridir. Katılımcılar tarafından 2026'da en önemli beş acil risk olarak jeoekonomik çatışma, devlet temelli silahlı çatışmalar, aşırı hava olayları, toplumsal kutuplaşma ve yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon belirlendi. İki yıllık görünümde yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ikinci, toplumsal kutuplaşma üçüncü sıraya yükseldi. Marsh Risk'in Özellikli Ürünler Lideri Andrew George rapor ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Toplumsal parçalanma ve eşitsizlikten, sağlık ve refahın azalmasına kadar, hepimizin karşı karşıya olduğu toplumsal risklerin merkezinde derinleşen bölünmeler yer alıyor. Bu küresel risklerin artan önemine rağmen, büyük hükümetler ortak zorluklarımızın üstesinden gelmek için tasarlanmış birçok kabul gören sistemden uzaklaşıyor. Sonuç olarak, bölünmüş toplumlar sosyal istikrarsızlık ve artan çatışma eşiğine daha da yaklaşıyor.” Raporun uzun vadeli bulguları, jeoekonomik çatışma hariç 33 riskin tamamının önümüzdeki 10 yıl içinde iş liderleri tarafından şiddetinin artacağı öngörüsünü vurgulayarak yeni bir küresel rekabet çağının ortaya çıkışının altını çiziyor. Rapora göre, katılımcıların yüzde 57'si önümüzdeki on yılda çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm öngörüyor. 10 yıllık görünüm, çevresel ve teknolojik riskler tarafından güçlü bir şekilde domine ediliyor. Zurich'in Yaşam, Sağlık ve Banka Dağıtım Kanalları CEO'su Alison Martin raporla ilgili şunları söyledi: “Büyük ekonomilerdeki iş dünyası liderleri emeklilik ve kamu sağlığı konusunda derin endişe duyuyor. Bu açıklar hem iş gücünün refahını hem de sosyal istikrarı tehdit ediyor. Ancak sağlıkta yaşanan gerileme, kamu altyapısı ve sosyal koruma eksikliği gibi toplumsal riskler ile bu risklerin etkileri dünyamızı yeniden şekillendirmeye başlamış olmasına rağmen, 10 yıllık risk görünümünde neredeyse hiç yer almaması dikkat çekici. Acil bir şekilde ve iş birliği içinde hareket etmezsek, geleceğimizi tanımlayabilecek tehditleri görmezden gelme riskiyle karşı karşıyayız.” Rapora göre, iş gücü piyasalarını, toplumsal yapıları, altyapıyı ve jeopolitiği büyük ölçüde etkileyecek olan yapay zeka (YZ) ve kuantum bilişimdeki ilerlemeler küresel ekonomik uçurumların genişlemesine de katkıda bulunabilir. Deniz altı kablolarının kesilmesinden uyduların bozulmasına kadar çeşitli tehditlere maruz kalan kritik altyapıların modernizasyonu için de önemli yatırımlar gerekebilir. Zurich’in Grup Risk Yöneticisi Peter Giger şunları ekledi: “Aşırı hava koşulları, siber saldırılar ve jeopolitik çatışmalar artan tehditler oluşturmasına rağmen, kritik altyapı kesintileri önümüzdeki on yıl için küresel riskler arasında sadece 23. sırada yer aldı. Bu tehlikeli bir ihmal. Rekor sıcaklıklar nedeniyle zorlanan elektrik şebekelerinden yükselen deniz seviyeleri nedeniyle risk altında olan kıyı kentlerine kadar, hazırlıksız ve yetersiz fonlanmış sistemlere güveniyoruz. Altyapı çöktüğünde, her şey risk altında olur. Bu tehditlerin ne kadar birbirine bağlı olduğunu anlamalı ve bir sonraki kriz gelmeden önce dayanıklılığı güçlendirmek için şimdi yatırım yapmalıyız.” Yapay zeka ve kuantum bilişimindeki gelişmeler işgücü piyasalarını ve jeopolitiği hızla yeniden şekillendiriyor; bu durum, bireylerin yaşamlarında devrim yaratacak, sağlığımızı ve refahımızı artıracak ve ulusların geleceğini şekillendirecek derin etkiler doğuracak. Otomasyon ve kuantum atılımları hızlanırken, hükümetler ve şirketler, rol fazlalığı, ekonomik yoğunlaşma ve kritik altyapıda ile dijital güven alanında sistemik aksamalar potansiyelinin yarattığı zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışmalıdır. Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil rapor ile ilgili şunları aktardı: “Küresel Riskler Raporu 2026, dünyada risklerin artık tekil değil, birbirini besleyen bir yapı içinde ilerlediğini gösteriyor. Jeopolitik belirsizliklerden ekonomik dalgalanmalara, teknolojik dönüşümden çevresel tehditlere kadar pek çok başlık aynı anda karar alma süreçlerini etkiliyor. Bu yeni dönemde asıl fark yaratan, belirsizliği öngörüyle yönetebilen ve kısa vadeli baskılarla uzun vadeli hedefler arasında denge kurabilen kurumlar olacak. Rapor, risklerin arttığı bir dünyada dayanıklılık, esneklik ve iş birliğinin her zamankinden daha kritik hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor.” Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, “Kısa vadede jeoekonomik ve jeopolitik karışıklıklar, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma gibi riskler öne çıkarken; uzun vadede olağanüstü hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü ile doğal kaynak kıtlığı giderek daha belirleyici hale geliyor. Bu tablo, sorumluluk alarak birlikte harekete geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Dünyamıza sahip çıkmalıyız” dedi.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.