Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dijital Okuryazarlık

Kapsül Haber Ajansı - Dijital Okuryazarlık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijital Okuryazarlık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer Belediyesi Dijital Deneyim Merkezi Açıldı Haber

Nilüfer Belediyesi Dijital Deneyim Merkezi Açıldı

Nilüfer Belediyesi’nin dijital dünyanın sunduğu yenilikleri keşfetmek ve her yaştan bireyin yeni nesil teknolojileri deneyimlemesini sağlamak amacıyla hayata geçirdiği “Dijital Deneyim Merkezi” Fethiye Mahallesi’nde düzenlenen törenle hizmete açıldı. Açılışa Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, Fethiye Mahalle Muhtarı Mustafa Ormanlı, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile çocuklar katıldı. Açılışta konuşan Başkan Şadi Özdemir, ‘Yüz Güldüren Projeler’ arasında yer alan “Dijital Deneyim Merkezi”nin hayata geçirilmesinden dolayı mutluluk duyduklarını söyledi. Gençlerin dijital dünya ile doğru bağ kurması ve kötü alışkanlıklardan uzak kalması için bu tür merkezleri önemsediklerini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “Bu merkezle hem dijital okuryazarlığı artıracak, hem de gençlerimize geleceğin teknolojileriyle tanışabilecekleri güvenli bir alan sunacağız” dedi. Açılışın ardından Başkan Şadi Özdemir ve katılımcılar, merkezdeki uygulamaları inceledi. Başkan Şadi Özdemir, sanal gerçeklik gözlüğü takarak da çocuklarla birlikte deneyim yaşadı. 9 YAŞ VE ÜZERİ YARARLANACAK 9 yaş ve üzeri kişilerin yararlanabileceği merkezde; yapay zekâ ve yeni nesil dijital teknolojilerin güvenli ve rehberli şekilde deneyimlenmesi amaçlanıyor. Aynı zamanda dijital okuryazarlık ve dijital güvenlik eğitimlerinin verileceği merkezde, gençler teknoloji ile doğru ve güvenli şekilde tanışma imkânı bulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!” Haber

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal medya lincine karşı ruh sağlığı konusunu değerlendirdi. Eleştiri ve linçi birbirine karıştırmamak gerek Sosyal medya lincinin eleştiriden tamamen farklı bir psikolojik zemine oturduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eleştiri, bir cerrahın neşteri gibidir; amacı düzeltmektir. Linç ise balyozla vurmak gibidir, yok etmeyi hedefler. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.” dedi. Linç psikolojisinin temelinde bireyin kendini ahlaki olarak üstün hissetme ihtiyacının yattığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi lince katıldığında ‘Ben ondan daha iyiyim’ duygusuyla geçici bir psikolojik tatmin yaşar. Bu sırada karşı tarafın haklı olup olmadığını sorgulamaz.” diye konuştu. Dijitalleşme vicdanın önüne duvar ördü Dijital ortamların, bireyin davranışlarını sorgulamasını zorlaştırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin ahlaki duyarlılığı zayıflattığını söyledi ve “İnsanın içinde bir ‘iç bekçi’, yani vicdan vardır. Dijitalleşme bu iç bekçinin önüne adeta bir duvar ördü. Eskiden insanlar bir eyleme geçmeden önce durup düşünürdü, şimdi tek tuşla saldırabiliyorlar.” ifadelerini kullandı. Bu durumun hiç beklenmedik kişilerin bile linç kültürüne dahil olmasına yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, sosyal medyada ortaya çıkan bu yapıyı “dijital cellatlık” ve “dijital engizisyon” kavramlarıyla tanımladı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişiyi itibarsızlaştırmak, linç edenin egosunu besliyor. Güçlü ya da kıskanılan birinin küçük bir hatası üzerinden itibarsızlaştırılması, linççiye büyük bir haz veriyor.” dedi. Beyinde ‘karanlık tutkal’ etkisi oluşuyor Linç davranışının nöropsikolojik boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte beyinde hazla ilişkili kimyasalların salgılandığını belirtti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin bu durumlarda, karanlık tutkal salgılıyor. Böyle durumlarda bir kötülük, öfke duygusu oluyor. Öfke o kişiye haz veriyor ve beyin dopamin salgılıyor. Linç bir grup halinde yapıldığı için bağlanma hormonu olan oksitosin de devreye giriyor. Dopamin ve oksitosin birlikte salgılandığında ortaya ‘karanlık tutkal’ dediğimiz etki çıkıyor. Kişi bu kötücül davranıştan yoğun bir haz alır.” diye konuştu. Linç edenlerin egosu zayıf Linç davranışının arkasında genellikle duygusal boşluk ve düşük özgüven olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Özgüveni sağlam, duygusal olarak doyumlu kişiler linç etmeden önce analiz eder. Linç edenler ise analiz yapmaz; çünkü egoları zayıftır.” değerlendirmesinde bulundu. Bu noktada “bando etkisi” ya da “sürü psikolojisi” ne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir grup linçe başladığında, insanlar ne olduğunu anlamadan bu kalabalığa katılabiliyor. Özellikle organize trol grupları bu etkiyi çok iyi kullanıyor. İlk başta 50–100 kişiyle başlıyor, ardından kalabalık hızla büyüyor.” dedi. Dijital okuryazarlık ruh sağlığının anahtarı Bireylerin kendilerini koruyabilmesi için dijital okuryazarlığın şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dijital okuryazar olan kişi dijitali doğru okur, doğru analiz eder ve doğru karar verir. Dijital okuryazar olmayan ise yanlış okur ve yanlış karar verir.” ifadelerini kullandı. Dijital dünyanın bir araç olarak kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünyaya teslim olmamak gerekiyor. Direksiyon sizdeyse sorun yok. Dijitalleşme nükleer enerji gibidir; doğru kullanılırsa güç verir, yanlış kullanılırsa patlatır.” diye konuştu. Dijital dünya mayın tarlası gibi Özellikle çocuklar ve gençler için dijital dünyanın ciddi riskler barındırdığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya şu an mayın tarlasında yürümek gibidir. Karşı çıkmak yerine bunu yönetmek gerekir. Anne babalar özellikle 10 yaş öncesinde çocukların zamanını planlamayı öğretmeli.” şeklinde konuştu. Hukuki yaptırımlar ve şeffaf algoritmalar şart Hukuki düzenlemelerin caydırıcı olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının şeffaflaştırılmasının önemine dikkat çekti ve “Şeffaf algoritmalar olmazsa linç ve dijital olumsuz kültür kaçınılmaz olur. Devletler ve küresel hukuk bu konuda sorumluluk almalı.” dedi. Avrupa’da uygulanan “unutulma hakkı” na da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan geçmişte hata yapmış olabilir. Ancak bu hatanın yıllar sonra hâlâ karşısına çıkması, işine, evliliğine, hayatına engel olabiliyor. Dijital dünyada hiçbir şey silinmiyor ve bu özellikle gençler için büyük bir risk.” ifadelerini kullandı. Lincin etkisi özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı Sosyal medya lincinin psikiyatrik sonuçlarının son derece ciddi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Literatüre girmiş vakalar var. Bu kişilerde post-travmatik stres bozukluğu çok sık görülüyor. Yedi–sekiz yıl süren depresyon vakaları mevcut. Travma sonrası stres bozukluğu kişinin yaşam kalitesini bozuyor, bağımlılıklara zemin hazırlıyor, kişiyi hasta ediyor, yaşam yeti yitimine yol açabiliyor ve çalışamaz hâle getirebiliyor.” dedi. Linç etkisinin özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumla karşılaşan kişilerin profesyonel destek almasının hayati olduğunu belirtti ve “Bir kişi lince maruz kaldığında doğru bir iletişim danışmanlığı alması gerekir. Eğer kamuoyunda tanınan bir kişiyse medya danışmanlığıyla sürecin yönetilmesi çok önemlidir.” Diye konuştu. Hızlı tepki yerine sağduyulu analiz şart Linç sürecinde aceleci tepkilerin durumu daha da ağırlaştırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu: “Bu tür durumlarda kişi önce şuna bakmalı: Bu olayda ben yüzde kaç hatalıyım, karşı taraf yüzde kaç hatalı? Benim niyetim neydi, karşı taraf bunu nasıl anladı? Eğer hatası varsa özür dilemekten kaçınmamalı. İnsan hata yapabilir. Özür dilemek bir erdemdir. Çoğu zaman toplum, özür dileyen bir kişiye yönelik linci onaylamaz.” Hatalı olunmayan durumlarda ise kişinin yaptığı davranışı gerekçeleriyle açıklaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Doğru olanı sakin bir dille anlatmak gerekir. Bu, lincin etkisini azaltır.” dedi. Linç bir engeldir, öğrenme fırsatına dönüştürülebilir Linç deneyiminin bireyin hayat yolculuğunda ciddi bir engel olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu engelin doğru yaklaşımla öğrenme sürecine dönüştürülebileceğini söyledi ve “İnsan bir hedefe giderken engelle karşılaşabilir. A planı yoksa B planı olur. Böyle anlarda ‘Bu olay bana ne öğretti?’ diye sormak gerekir. Aynı hatayı tekrar etmemek için ders çıkarmak önemlidir.” diye konuştu. Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyadaki kırılganlığa dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Bir insana parmakla gösterilen olmak musibet olarak yeterlidir. Ancak doğrular uğruna ‘linç edileceğim’ korkusuyla susmamak gerekir. Dürüstlük çok değerlidir ama dürüstlüğü zamanında ve akıllıca kullanmak da gerekir. ‘Dürüstüm’ diyerek her şeyi her zaman, zamansız söylemek kişiyi lince açık hâle getirir. İyi niyet yetmez, dürüst olmak yetmez, akıllıca hareket etmek gerekir.” Dijital linç ahlaki çözülmeyi hızlandırıyor Toplumda artan linç refleksinin bir “ahlaklı olma yarışı” na dönüşüp dönüşmediği sorusunu da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin küresel ölçekte bir sosyal ve ahlaki çözülmeyi hızlandırdığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu süreç küresel bir sosyal çürümeyi beraberinde getiriyor. Ancak sosyolojik olarak bu durum sinüzoidaldir. Kötülük artar, kötü sonuçları görünür hâle gelir ve bunun ardından iyiler harekete geçer. Bir süre sonra iyilik artar, kötülük azalır. Toplumlar böyle dengelenir.” dedi. Çocuklar ve gençler mutlaka korunmalı Dijitalleşmenin henüz kuralları ve kültürü tam oluşmamış bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, özellikle çocuklar ve gençler için ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti ve “Çocukların ve gençlerin beyninde karar verme merkezi olan ön bölge henüz tam olgunlaşmamıştır. Bu nedenle anne-baba rehberliği şarttır. Ekran maruziyeti mutlaka ebeveyn gözetiminde olmalıdır.” diye konuştu. Ruh sağlığı bozuk bireyler, madde kullananlar ve psikiyatrik hastaların da risk grubu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hukuki düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bu özgürlük değil, zarar verme Dijital linç ve saldırgan davranışların özgürlükle açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın başkasına zarar verme özgürlüğü yoktur. Kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Dijitalleşmenin mutlaka regülasyonlara ihtiyacı var. Şeffaf algoritmalar bunların başında geliyor.” dedi. Dijitalleşmeyi bir tehdit olarak görmediğini de vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer doğru yönde kullanılırsa dijitalleşme bir tehdit değil, büyük bir fırsat olabilir. Zamanla bu alanın hukuki ve etik çerçevesinin olgunlaşacağını düşünüyorum.” diye sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sistem Global’den Doğu Anadolu’nun Genç Yeteneklerine İstihdam Köprüsü Haber

Sistem Global’den Doğu Anadolu’nun Genç Yeteneklerine İstihdam Köprüsü

Türkiye’de iş gücü piyasasının dönüşen ihtiyaçları, dijital yetkinliklere sahip çalışanlara olan talebi artırırken gençlerin yaşadıkları şehirden bağımsız olarak iş dünyasına dahil olabilmelerini sağlayan yeni çalışma modellerini de öne çıkarıyor. KOBİ’ler başta olmak üzere, katma değerli üretim hedefleyen her ölçekten şirkete büyüme odaklı iş servisleri ve danışmanlığı sunan Sistem Global ve Doğu Anadolu Kalkınma Ajansı (DAKA) bu ihtiyaçtan hareketle hayata geçirdikleri İstihdam Köprüsü Projesi kapsamında bölgedeki gençlerin yetkinliklerini iş dünyasının ihtiyaçlarıyla buluşturan uygulama odaklı bir eğitim modeli oluşturdu. Program kapsamında adaylar dijital okuryazarlık sürecinin ardından ilgili alanlardaki uzman isimler tarafından verilen altı haftalık online eğitimlere katılıyor. Eğitim süreci boyunca katılımcılara mentorluk desteği sağlanırken programı tamamlayan gençler kazandıkları yetkinlikleri dijital sertifikalarla belgelendiriyor. Başarılı katılımcıların uzaktan çalışmaya uygun pozisyonlar, dijital süreçlerde destek rolleri ve kurumsal şirketlerdeki başlangıç seviyesi görevler için Jobtogo istihdam platformunda yer almaları sağlanarak istihdam fırsatlarına erişimleri destekleniyor. İstihdam Köprüsü Projesi kapsamında sunulan eğitimler farklı alanlara odaklanıyor. Projenin 2025 döneminde Sistem Global uzmanları tarafından katılımcılara Dijital Muhasebe ile Temel Muhasebe ve Bordro Uzmanlığı eğitimleri sunuldu. 2026 döneminde ise 100’ün üzerinde şirketten 140’ı aşkın üst yönetim asistanını bünyesinde bulunduran Yönetici Asistanları Derneği (YAD) iş birliğiyle Uzaktan Çalışma Modeliyle Yeni Nesil Ofis Yönetimi Eğitimi gerçekleştirildi. Ağustos 2026 itibarıyla tamamlanan eğitimin ardından, gelecek dönemlerde e-Ticaret Operasyon Yönetimi, İçerik Üretimi, Dijital Pazarlama ve Sosyal Medya Yönetimi gibi farklı alanlarda yeni eğitim programlarının hayata geçirilmesi planlanıyor. Programın önemli ayaklarından birini de eğitim sonrasında gençlerle iş dünyası arasındaki bağlantının devam ettirilmesi oluşturuyor. Mezunların profilleri yetenek ve iş gücü platformu Jobtogo’ya aktarılıyor. Böylece mezunların potansiyel iş fırsatlarıyla buluşabileceği ilave bir kanal oluşturuluyor. “Gençlerin mesleki yetkinlikler kazanmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz” Konuya ilişkin açıklamada bulunan Sistem Global Proje Koordinatörü Yulia Çimen, “Bugün teknoloji ve uzaktan çalışma modelleri, nitelikli bir gencin kariyer olanaklarını yaşadığı şehrin sınırlarının ötesine taşıyor. Biz de bu imkânı Doğu Anadolu’daki gençler için somut bir fırsata dönüştürmek istiyoruz. Eğitim içeriklerini şirketlerin ihtiyaç duyduğu yetkinlikler üzerinden oluşturuyor, katılımcıları uygulamalı çalışmalar ve mentorluk süreçleriyle destekliyor, sürecin sonunda iş dünyasıyla temaslarını sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde eğitim başlıklarını genişleterek daha fazla gencin yetkinliklerini geliştirmesine ve bölgedeki nitelikli insan kaynağının ekonomik değere dönüşmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Orta vadede hedefimiz, bölgede yerel bir dijital ekosistemin güçlenmesine ve sürdürülebilir istihdamın desteklenmesine katkı sağlamak. Uzun vadede ise bölgesel dijital dönüşümü besleyen kalıcı ve nitelikli bir iş gücü yapısının oluşmasına zemin hazırlamayı amaçlıyoruz” dedi. Sistem Global Hakkında: Sistem Global; KOBİ’ler başta olmak üzere, start-up’lardan uluslararası firmalara kadar her ölçekten şirkete profesyonel hizmetler sunan danışmanlık şirketidir. 30 yıldır 15 binden fazla şirketin sürdürülebilir değer üretimine katkıda bulunan Sistem Global; Finansal ve Vergi Danışmanlıkları, Mevzuat & Uyum, Globalleşme, Ar-Ge ve Patent alanlarında hizmetler sunmaktadır. Türkiye’de 10 farklı şehirde, 650’den fazla iç uzmanı ile hizmet veren Sistem Global, uluslararası ekosistemdeki faaliyetlerini Birleşik Krallık, Almanya, Singapur, Belçika, BAE, Hollanda, Suudi Arabistan, Kazakistan, Özbekistan, İtalya ve Azerbaycan’da bulunan ofisleri üzerinden yürütmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mezuna Kalmak Bir Yılı Belirsizliğe Bırakmak Olabilir! Haber

Mezuna Kalmak Bir Yılı Belirsizliğe Bırakmak Olabilir!

Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, mezuna kalma kararının yalnızca “daha iyi bir sıralama yaparım” düşüncesiyle verilmemesi gerektiğini belirterek, “Kariyer ve yaşam, tek bir sınav kâğıdına sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Bazen en stratejik başarı, hayatı durdurmak değil; mevcut zemine basıp rotayı yürürken inşa etmektir.” dedi. Üniversite yerleştirme sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte öğrenciler ve aileler açısından yeni bir karar dönemi başladı. Beklediği sıralamayı elde edemeyen ya da hedeflediği üniversite ve bölüme yerleşemeyen bazı adaylar, kazandıkları programın sunduğu olanakları incelemeden “mezuna kalma” seçeneğine yöneliyor. Üsküdar Üniversitesi Eğitim Kurumları ve Rehberlik Hizmetleri Yöneticisi Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, mezuna kalma kararının yalnızca üniversitenin adı veya sıralama beklentisi üzerinden verilmemesi gerektiğini anlattı. “Kazanılan bölüm analiz edilmeden verilen kararlar sağlıklı olmayabilir” Yerleştirme sonrasında sıklıkla karşılaşılan örüntülerden birinin, adayların kazandıkları programları yeterince araştırmadan yeniden sınava hazırlanmayı düşünmeleri olduğunu ifade eden Özgür Akoğlan, şunları söyledi: “Üniversite yerleştirme sonuçlarının ilan edilmesiyle birlikte sıklıkla karşılaştığımız durumlardan biri, adayların yerleştikleri programları derinlemesine analiz etmeden doğrudan mezuna kalma eğilimi göstermeleridir. Kazanılan bölümün akademik profili, akreditasyonları, sektörel entegrasyonu ve mezun istihdam oranları nesnel ölçütlerle değerlendirilmeden verilen bu ani kararlar, çoğu zaman rasyonel bir kariyer planlamasından ziyade bilişsel çarpıtmalar ve çevresel dinamiklerin baskısıyla şekillenmektedir.” “Ya hep ya hiç düşüncesi başarıyı görünmez hale getirebiliyor” Mezuna kalma kararında özellikle mükemmeliyetçi düşünce kalıplarının etkili olabildiğini kaydeden Özgür Akoğlan, “Çoğu zaman bu tercihi yöneten dinamik, hedeflerin uyuşmazlığından ziyade ‘ya hep ya hiç’ şeklinde çalışan katı bir mükemmeliyetçiliktir. İlk birkaç binde yer almayı hayal ederken biraz daha geride bir sıralama elde eden aday, elindeki somut başarıyı bir anda yok sayar. Sosyal medyadaki filtrelenmiş başarı hikayeleri, ailelerin örtük beklentileri ve akranlar arası prestij yarışı birleştiğinde; birkaç popüler üniversite dışındaki tüm seçenekler adayın zihninde peşinen ‘değersiz’ etiketini alır. Sonuç, bir meslek edinme sürecinin salt bir statü mücadelesine indirgenmesidir.” dedi. “Mezun yılı doğrusal ve garantili bir denklem değil” Mezuna kalmanın bazı öğrenciler için doğru bir seçenek olabileceğini ancak bunun psikolojik ve akademik maliyetlerinin de hesaba katılması gerektiğini ifade eden Özgür Akoğlan, “Oysa mezun yılı, dışarıdan zannedildiği gibi yalnızca ‘bir yıl daha soru çözüp sıralamayı katlamak’ kadar doğrusal ve garantili bir denklem değildir. Akranlar yeni bir yaşama adım atarken evde kalmanın yarattığı sosyal yalıtılmışlık, zamanla derinleşen motivasyon kayıpları ve ‘bu defa kesin başarmalıyım’ baskısının arttığı sınav anı kaygısı ciddi bir psikolojik direnç gerektirir. Üstelik bir programa yerleşmiş olmanın getirdiği %50 azalan Ortaöğretim Başarı Puanı (OBP) kesintisi gibi sistemsel engeller, yeni yıla doğrudan puan dezavantajıyla başlanmasına yol açar.” diye konuştu. Üniversiteye başlamak diğer seçeneklerin kapısını kapatmıyor Bir programa yerleşmenin öğrencinin kariyer yolunu geri dönülmez biçimde belirlemediğinin altını çizen Özgür Akoğlan, “Burada gözden kaçırılan temel gerçek şudur: Üniversite kapısından içeri girmek, diğer tüm seçenekleri yok etmez; aksine yeni geçiş koridorları açar. Günümüz yükseköğretim yapısı; merkezi puanla veya genel not ortalamasıyla yatay geçiş, çift ana dal (ÇAP), yan dal ve yurt dışı değişim programları gibi dinamik alternatifler sunar.” şeklinde konuştu. “Üniversite öğrencinin yetkinlik sermayesini erkenden geliştirebilir” Üniversite yaşamının yalnızca derslerden ibaret olmadığını vurgulayan Akoğlan, “Zamanı tekrar eden sınav stresinde tüketmek yerine üniversite ekosistemine dahil olmak; öğrencinin çoktan seçmeli test kalıplarından çıkarak proje yönetimi, yabancı dil, kulüp organizasyonları ve sektörel bağlantılar üzerinden kendi yetkinlik sermayesini erkenden inşa etmesini sağlar.” ifadesinde bulundu. Diplomanın üzerindeki bölüm adı tek başına kariyeri belirlemiyor İş dünyasının da son yıllarda ciddi biçimde değiştiğine işaret eden Akoğlan, şöyle devam etti: “En kritik gerçeklerden biri de modern iş dünyasının dönüşen kariyer dinamikleridir. Günümüz istihdam piyasasında bireylerin çok büyük bir kısmı doğrudan lisans diplomalarının etiketine bağlı kalmadan, disiplinler arası alanlarda kariyer inşa etmektedir. Artık mesleki başarıyı belirleyen yegâne unsur üniversite diplomasındaki unvan değil; adayın edindiği aktarılabilir beceriler, problem çözme yetisi, yabancı dil yetkinliği, dijital okuryazarlık ve sektörel uyum kabiliyetidir.” Aileler kıyaslama yerine tabloyu birlikte değerlendirmeli Yerleştirme sonrasında ailelerin tutumunun öğrencinin karar sürecini doğrudan etkileyebildiğini belirten Akoğlan, “Bu kritik eşikte ailelere düşen rol, gençlerin hissettiği hayal kırıklığını küçümsemeden dinlemek ve onları kıyaslama tuzağından uzak tutmaktır. Bir sonraki yılın belirsizlikleri ile mevcut yerleşimin sunduğu somut iç geçiş fırsatları masaya baskısız, şeffaf bir tablo olarak yatırılmalı; nihai sorumluluğun gence ait olduğu hissettirilmelidir.” dedi. “Bazen en doğru rota yürürken ortaya çıkar” Üniversite tercihlerinin hayatın geri kalanını belirleyen tek ve değiştirilemez karar gibi görülmemesi gerektiğini vurgulayan Uzman Psikolojik Danışman Özgür Akoğlan, sözlerini şöyle tamamladı: “Kariyer ve yaşam, tek bir sınav kağıdına sıkıştırılamayacak kadar geniştir. Bazen en stratejik başarı, mükemmel koşulların oluşmasını beklemek için hayatı durdurmak değil; mevcut zemine basıp rotayı yürürken inşa etme cesaretini göstermektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yapay Zeka Çağında  Şirketlerin Rekabet Avantajını İnsan Odağı Belirleyecek Haber

Yapay Zeka Çağında Şirketlerin Rekabet Avantajını İnsan Odağı Belirleyecek

Kasım 2025 – Ocak 2026 döneminde 62 farklı coğrafyada gerçekleştirilen araştırmaya Türkiye’den de 62 katılımcı dahil oldu. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 73’ünün yapay zekayı devreye aldığı, buna karşın çalışanlarını bu dönüşüme hazırlayan şirketlerin sadece yüzde 18’de kaldığı görülüyor. Araştırma, yapay zeka çağında rekabet avantajının yalnızca teknoloji yatırımlarıyla değil, çalışan deneyimi, liderlik dönüşümü ve güven duygusunu güçlendiren şirketlerle şekilleneceğine işaret ediyor. Risk sermayesi ve insan sermayesi alanlarında global deneyimi ve yerel çözümleriyle 120’den fazla ülkede hizmet veren Aon, Human Capital Trends Study araştırmasını yayımladı. Dünya genelinde 62 farklı coğrafyadan 2.361 yönetim kurulu üyesi, üst düzey yönetici ve insan kaynakları liderinin katılımıyla hazırlanan araştırmaya Türkiye’den de 62 katılımcı dahil oldu. Araştırmaya göre iş dünyasının gündemini çalışan deneyimi, ücret şeffaflığı ve yapay zeka şekillendiriyor. Kasım 2025 – Ocak 2026 döneminde gerçekleştirilen araştırma iş dünyasında yapay zeka yatırımlarının hızlandığını, ancak çalışanların bu dönüşüme hazırlanması konusunda ciddi bir boşluk bulunduğunu ortaya koydu. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 73’ü yapay zekayı devreye aldı ya da pilot uygulamalar yürütüyor. Buna karşın çalışanlarını yapay zeka odaklı yetkinlik programlarına dahil eden şirketlerin oranı yalnızca yüzde 18’de kalıyor. İşverenlerin yüzde 80’i yapay zekâ yatırımlarındaki temel hedefin rutin işleri otomatikleştirmek olduğunu belirtirken, çalışanların yeniden yetkinlik kazanmasını önceliklendiren şirketlerin oranı yüzde 35 seviyesinde bulunuyor. Aon’un 2026 İnsan Kaynakları Trendleri Araştırması, çalışanlarla işverenler arasında çalışan deneyimi konusunda dikkat çekici bir algı farkı bulunduğunu ortaya koyuyor. Çalışanların yüzde 72’si yüksek stres altında çalıştığını belirtirken, iş verenlerin yüzde 84’ü mevcut çalışan deneyimi stratejilerinin yeterli olduğu görüşünde. İş Dünyasında Yeni Dönemin Anahtarı: Adaptasyon ve Dijital Yetkinlikler Araştırma, şirketlerin yalnızca teknoloji yatırımlarına değil; liderlik dönüşümü, çalışan deneyimi ve organizasyonel dayanıklılık alanlarına da odaklanması gerektiğine işaret ediyor. Araştırmaya göre şirketlerin yüzde 39’u devam eden ekonomik dalgalanmalar nedeniyle birleşme ve satın alma süreçlerini değerlendiriyor veya aktif olarak yürütüyor. Önümüzdeki üç yıl içinde organizasyonel başarı açısından en kritik yetkinlikler ise “adaptasyon ve değişim yönetimi”, “liderlik ve insan yönetimi” ile “dijital okuryazarlık ve teknoloji adaptasyonu” olarak öne çıkıyor. Rekabet avantajını insan odağını güçlendiren şirketler elde edecek Aon Türkiye Sağlık, Yan Haklar ve Bireysel Emeklilik Çözümlerinden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sinem Yalçın, değerlendirmesinde şunları söyledi: “Şirketler yapay zekâyı hızla iş süreçlerine entegre ediyor ancak dönüşümün sürdürülebilirliği, çalışanların bu sürece ne kadar hazır olduğuyla doğrudan bağlantılı. Araştırma sonuçları; organizasyonların teknoloji yatırımlarında güçlü bir ivme yakaladığını, yetkinlik gelişimi, liderlik dönüşümü ve çalışan deneyimi tarafında ise daha kapsamlı aksiyon ihtiyacı bulunduğunu gösteriyor. Önümüzdeki dönemde rekabet avantajı yaratacak şirketler, insan odağını güçlendiren ve değişime uyum kapasitesini artıran kurumlar olacak.” Çalışanların yüzde 72’si yüksek stres altında Araştırma, çalışan deneyimi tarafında işverenlerle çalışanlar arasında dikkat çekici bir algı farkı olduğunu ortaya koyuyor. Çalışanların yalnızca yüzde 21’i duygusal iyi oluş desteği aldığını belirtirken, işverenlerin yüzde 84’ü mevcut stratejilerinin çalışan ihtiyaçlarını karşıladığına inanıyor. Buna karşın çalışanların yüzde 72’si iş hayatında yüksek stres seviyesi yaşadığını ifade ediyor. Çalışan Değer Önerisini Güçlendiren Şirketler Fark Yaratıyor Araştırma, birçok organizasyonun veri kullanımında ve çalışan değer önerilerini net şekilde tanımlamada yetersiz kaldığını gösteriyor. Organizasyonların yalnızca yüzde 38’i yüksek seviyede İK veri olgunluğuna sahip olduğunu belirtirken, çalışan değer önerilerinin net şekilde tanımlandığını ve çalışanlar tarafından iyi anlaşıldığını ifade eden şirketlerin oranı yüzde 19 seviyesinde kalıyor. Bununla birlikte çalışan değer önerisi güçlü şirketlerin önemli ölçüde fark yarattığı görülüyor. Bu organizasyonların yüzde 49’u liderlerinin çalışan refahına bağlılığını “güçlü ve görünür” olarak değerlendiriyor. Aynı şirketler, kadınların emeklilik tasarruf açığını azaltmaya yönelik uygulamalarda 21 puan daha yüksek performans gösterirken, çalışan yan haklarını kişiselleştirme konusunda da 20 puan daha güçlü bir yaklaşım sergiliyor. Çalışanların yüzde 81’i ücret şeffaflığı istiyor Araştırma, ücret şeffaflığı ve fırsat eşitliği alanlarında da dikkat çekici sonuçlar ortaya koyuyor. Çalışanların yüzde 81’i ücret şeffaflığını önemli veya çok önemli bulurken, organizasyonların yalnızca yüzde 19’u bu alandaki uygulamalarını güçlü ve sistematik olarak değerlendiriyor. Türkiye ise yüzde 37 ile ücret şeffaflığı uygulamalarında en yüksek olgunluk oranına sahip ülkeler arasında yer alıyor. Öte yandan işverenlerin yüzde 84’ü kadın ve erkek çalışanlara eşit işe eşit ücret sunduğunu belirtse de kariyer gelişimi ve terfi fırsatlarında eşitliği destekleyen politikalara sahip şirketlerin oranı yalnızca yüzde 14 seviyesinde kalıyor. Benzer şekilde işverenlerin yüzde 85’i kadın sağlığının desteklenmesi gerektiğini düşünürken, çalışanların yalnızca yüzde 12’si bu desteği aldığını ifade ediyor. Araştırma ayrıca organizasyonların yalnızca yüzde 28’inin tam kapsamlı yapay zeka yönetişim mekanizmalarına sahip olduğunu ortaya koyuyor. Küresel ölçekte İrlanda yüzde 71 ile yapay zekayı en yüksek seviyede devreye alan ülke olurken, Malezya yüzde 21 ile en düşük oranlardan birine sahip ülkeler arasında yer alıyor. 2026 İnsan Kaynakları Trendleri Araştırması, şirketlerin teknoloji yatırımlarını hızlandırdığı; ancak sürdürülebilir başarı için insan dönüşümüne, çalışan deneyimine ve liderlik kapasitesine daha fazla yatırım yapması gereken yeni bir döneme işaret ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vodafone Türkiye ’den 28,8 Milyar TL’lik Yatırım Haber

Vodafone Türkiye ’den 28,8 Milyar TL’lik Yatırım

Vodafone Türkiye’nin mobil müşteri sayısı 2025-26 mali yıl sonu itibarıyla 25,2 milyona ulaşırken, M2M (makinelerarası iletişim) dahil toplam mobil abone sayısı 31,9 milyon oldu. Şirketin faturalı abone sayısı son bir yılda 926 bin artışla 21,7 milyona çıkarken, toplam bazının %86,1’ini faturalı aboneler oluşturdu. Vodafone Türkiye, bu mali yılda yaklaşık 1,3 milyon sabit genişbant müşterisine ulaştı. 18.1 milyon dijital müşteri Müşterilerine en iyi dijital deneyimi yaşatma hedefiyle faaliyetlerini sürdüren Vodafone’un Vodafone Yanımda ve Online Self Servis gibi dijital kanallarını kullanan aylık aktif müşteri sayısı 18.1 milyon oldu. Vodafone’un dijital kanallarını kullanan müşterilerin aylık toplam etkileşimi ise 345 milyona ulaştı. 2025-26 mali yılında Vodafone Türkiye müşterilerinin toplam mobil data kullanımı geçen yıla kıyasla %11,7 artışla 5.540 petabyte'a yükseldi. Vodafone Türkiye, dijital servislerde de önemli gelişme kaydetti. Vodafone’un yeni nesil mobil finans çözümü Vodafone Pay’in ürünlerini kullanan tekil kullanıcı sayısı 10 milyonu aştı. Müşteri deneyiminde yapay zekâ atılımı Vodafone’un 1.000’e yakın farklı işlem yapabilen yapay zekâ tabanlı kişisel dijital asistanı TOBi, aylık ortalama 7,1 milyon müşteriyle etkileşime geçti ve bir yıl içinde 262 milyon kez konuşma başlattı. TOBi üzerinden sunulan selfservis çözümlerle tarife değişikliği, ek paket satın alma, faturasız hatlar için TL yükleme gibi işlemler kapsamında toplam 2 milyon işlem ve satış gerçekleştirildi. Temel müşteri süreç ve talepleri kapsamında TOBi’ye gelen başvuruların %92’si ilk temas anında çözüme kavuşturuldu. Müşterilerin TOBi Voice platformu üzerinden hizmet alma ve işlemlerini Sesli Yanıt Sistemi aracılığıyla gerçekleştirme oranı %58’e yükseldi. Şebekeye 100 milyar TL’yi aşkın yatırım Nisan itibarıyla 81 ilde 922 ilçeyi aynı anda 5G teknolojisiyle buluşturan Vodafone Türkiye ekosistemiyle birlikte 15 bin kişilik doğrudan ve dolaylı çalışanının katkısıyla 5 yılı aşkın bir hazırlık dönemini başarıyla tamamladı. Son 1 yılda ülke genelinde altyapısını güçlendiren Vodafone, hazırlıklar için toplamda 3,4 milyon saat mesai harcadı. Vodafone Türkiye, son 5 yılda şebekesine spektrum bedeli hariç 100 milyar TL'nin üzerinde yatırım yaptı. Sosyal projelerle milyonlarca kişinin hayatına dokundu Özellikle kadınlar, çocuklar ve gençler için önemli sosyal projeler gerçekleştiren Vodafone Vakfı, 2007'den bu yana yaklaşık 4,5 milyon kişinin hayatına dokundu; yaklaşık 4 milyar TL'lik sosyal katkı sağladı. Kadınların dijital becerilerini geliştirerek ekonomik hayata katılımlarını desteklemek amacıyla hayata geçirilen “Dijital Benim İşim” projesi kapsamında 61 binden fazla kadın kursiyere Dijital Okuryazarlık, Dijital Pazarlama ve Dijital Dünyaya Giriş eğitimleri verilirken, proje kapsamında 6 yılda 123 milyon TL’yi aşkın sosyal değer elde edildi ve son bir yılda yapılan her 1 TL’lik yatırım 15,73 TL’lik sosyal getiri sağladı. Diğer yandan, ortaokul ve lise öğrencilerinin yapay zekâ ile buluşturulduğu “Yapay Zekâ Yıldızları” projesinde 2 yılda 118 bin öğrenciye ulaşıldı. Vodafone Türkiye CEO’su Engin Aksoy, 2025-26 mali yıl sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Bir mali yılı daha hedeflerimiz doğrultusunda önemli başarılar ve ülkemizin teknolojisine ve ekonomisine güçlü katkılarla geride bırakmanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz. 2025-26 mali yılında Servis gelirlerimizi geçen yıla göre organik olarak %45,2 artırarak 144,8 milyar TL’ye çıkardık. Bu büyüme, müşteri deneyiminde yaptığımız önemli iyileştirmeler ve şebekemize yaptığımız yoğun yatırımlar sonucunda geldi. Geçtiğimiz mali yılda 28,8 milyar yatırımla son 20 yılda Türkiye’ye yaptığımız yatırımın reel değeri 500 milyar TL’yi aştı. Heyecanla beklediğimiz 5G teknolojisini ülkemizde devreye almış olmanın mutluluğunu yaşıyoruz. 5G'ye geçişi, sıradan bir lansman olarak değil, global deneyimimizin ve 5 yıllık kapsamlı hazırlık sürecimizin bir sonucu olarak konumladık. 5G'yi yalnızca belirli bölgelerde değil, tüm Türkiye'de kullanıcıların hizmetine sunmayı hedefledik. Bu hedefimize de ulaştık. 1 Nisan'da 81 ilde 922 ilçede 5G sinyalini aynı anda vererek müşterilerimize 5G deneyimi yaşatmaya başladık. Ayrıca, 5G odaklı kampanyalarla müşterilerimizin bu yeni teknolojiden en iyi şekilde yararlanabilmesi için toplam 4 milyar TL’ye yakın fayda sunduk. En yeni ve en iyi teknolojileri en iyi deneyimlerle ülkemizdeki kullanıcılarla buluşturmak için çalışmaya devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir’de Veri Temelli Dayanışma Modeli Haber

İzmir’de Veri Temelli Dayanışma Modeli

Avrupa Birliği destekli Çocuklar için Hesap Verebilirlik ve Hak Savunuculuğu (ACAR) projesi kapsamında İzmir Büyükşehir Belediyesi, UNICEF ve İhtiyaç Haritası iş birliği ile hayata geçirilen “UNICEF-İzmir Büyükşehir Belediyesi Çocuk Haritası” girişimi, İzmir Büyükşehir Belediyesi ev sahipliğinde Swissotel Büyük Efes’te düzenlenen toplantıyla tanıtıldı. Tanıtım programına İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, İhtiyaç Haritası Kurucu Ortakları Mert Fırat, Dr. Ali Ercan Özgür, UNICEF Türkiye Sosyal Politikalar Sorumlusu Dr. Görkem Güner, iş dünyası ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri katıldı. İhtiyaç haritası tanıtıldı Çocukların ihtiyaçlarının belirlendiği dijital platform olan İhtiyaç Haritası’nın (https://ihtiyacharitasi.org/) tanıtıldığı toplantıda, Türkiye genelinde gerçekleştirilen çocuk ihtiyaç analizlerinin sonuçları da paylaşıldı. Etkinlikte ayrıca özel sektörün çocukların ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik katkı alanları ele alınırken, farklı paydaşlar arasında geliştirilebilecek yeni iş birliği fırsatları değerlendirildi. Proje kapsamında her pilot belediyede görev yapacak 30’ar gönüllü ihtiyaç elçisinin desteklenmesi amacıyla gençlerin veri analizi, saha çalışmaları ve çocuk hakları alanındaki farkındalık çalışmalarına aktif katılımı teşvik edildi. “Anlamlı çalışma” Toplantıda konuşan İzmir Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Dr. Zafer Levent Yıldır, yürütülen çalışmanın önemine dikkat çekerek, “İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak projeye farklı alanlarda katkı sunmaya çalışıyor, bu katkıyı giderek artırmayı hedefliyoruz. Farklı toplumlar çocuklara farklı bakış açılarıyla yaklaşabilir. İzmir, Ankara ve Gaziantep’te yapılan değerlendirmelerin, bu farklılıklar göz önünde bulundurularak ele alınması ve verilerin buna göre yorumlanması gerekiyor. Yapılan tüm çalışmaların sonuçlarını düzenli olarak izlemek ve takip etmek büyük önem taşıyor” diye konuştu. Hedef, en az 10 bin çocuğun ihtiyacına yanıt vermek UNICEF Türkiye Sosyal Politika Sorumlusu Dr. Görkem Güner, dijital bir platform tanıtımının ötesinde çocuk hakları alanında yerelde önceliklerin nasıl belirlendiğini ve çözümlerin nasıl geliştirildiğini yeniden şekillendiren önemli bir adım attıklarını söyledi. Çocukların ihtiyaçlarının çoğu zaman görünmez kaldığını ve sistematik biçimde ortaya konulamadığını belirten Güner, UNICEF Çocuk Haritası girişiminin bu soruna çözüm sunduğunu ifade etti. Girişimin, çocukların ihtiyaçlarını veriyle görünür kılarak kanıta dayalı karar alma süreçlerini desteklediğini ve yerel düzeyde çocuk odaklı politika ile hizmetlerin güçlendirilmesine katkı sağladığını vurguladı. Güner, haritanın veriye dayalı hizmetler ve güçlü iş birlikleriyle en az 10 bin çocuğun ihtiyacına yanıt verilmesini hedeflediğini kaydederek, “Avrupa Birliği’nin stratejik desteği; İzmir, Ankara ve Gaziantep Büyükşehir belediyelerinin yerel sahiplenme ve uygulamadaki liderliği, sivil toplum kuruluşları ve özel sektörün çözüm üretme süreçlerinde sunduğu katkılar bu başarının temelini oluşturacak.” “Projenin İzmir’den başlaması çok değerli” İhtiyaç Haritası kurucu ortaklarından oyuncu Mert Fırat, projenin İzmir’den başlamasının kendileri için çok değerli olduğunu belirterek, Çocuk İhtiyaç Haritası’nın aslında uzun süredir bir hayal olduğunu söyledi. İhtiyaçların iller bazında şeffaf biçimde görülebilmesinin projenin çıkış noktası olduğunu ifade eden Fırat, destekçilerin harita üzerinden Türkiye’deki ihtiyaçları hızlı şekilde okuyabilmesinin önemine dikkat çekti. İzmir’in bu konudaki hassasiyeti ve geri dönüş hızının da süreci güçlendirdiğini belirten Fırat, İzmir’e, UNICEF’e ve İzmir Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. “Belediyenin çok güzel bir yardım sistemi ve müthiş bir ekibi var” İhtiyaç Haritası kurucu ortaklarından Dr. Ali Ercan Özgür ise “İhtiyaç sahipleriyle destekçileri bir dijital sistemde buluşturma amacıyla 12 yıl önce bir hayalle yola çıktık. Hesap verebilirlik ve şeffaflık kapsamında ihtiyaçların görünür kılınmasını amaçladık. Bu yolculuk, yoksulluk haritası, afet haritası gibi bizi yaklaşık 30 harita üretmeye sevk etti ve bir anlamda sosyal teknoloji kurumuna dönüştük. Kendimizi bir anda birçok projenin içinde bulduk” dedi. İzmir’de yapılan toplantıdaki katılım yoğunluğuna değinen Özgür, “İzmir’in çocuğa duyduğu güven, verdiği katkı çok güzel. İzmir’den başlayan bir çocuk ihtiyaçları haritamız var, belediyemizin çok güzel yardım sistemi ve müthiş bir ekibi var. Bunun yanı sıra bu masanın etrafında özel sektör, sivil toplum kuruluşları, vakıflar gibi birçok katkı sağlayıcı var. Çocuklarımız için bu masayı birlikte canlı kılmak için elimizden geleni yapacağız” sözlerine yer verdi. 10 bin çocuğa ulaşılacak Çocuk Haritası girişimi; çocukların eğitim, sağlık ve koruma alanlarındaki ihtiyaçlarını veri temelli bir yaklaşımla belirlemeyi ve bu ihtiyaçlara yönelik çözümler geliştirmeyi amaçlıyor. Girişim aynı zamanda yerel yönetimler, sivil toplum kuruluşları ve özel sektör arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesini hedefliyor. Ankara, Gaziantep ve İzmir’in pilot il olarak yer aldığı proje kapsamında en az 10 bin çocuğa ulaşılması planlanıyor. Neler yapıldı? 29 Ağustos-15 Eylül 2025 tarihleri arasında toplam bin 24 hanede 2 bin 48 görüşme yapıldı. Süreç içinde paydaşlarla çocuk danışma kurulları gerçekleştirildi. Çocukların en belirgin ihtiyaçları arasında “Güvenli alan ve katılım”, “Eğitimde fırsat eşitliği” ve “Katılım hakkı” başlıkları öne çıktı. Dijital erişim, dijital okuryazarlık, dijital platformlarda güvenlik, kaliteli eğitim materyallerine ve öğrenme araçlarına erişim, akademik destek, okullarda güvenli, sağlıklı, kapsayıcı koşullar, yeterli, dengeli ve sağlıklı beslenme imkânı, temel ve koruyucu sağlık hizmetleri, engelli ve kronik hastalığı bulunan çocuklar için sağlık ve rehabilitasyon hizmetleri, oyun, spor ve güvenli oyun alanları, temel yaşam standartları ve ekonomik güvenlik gibi alanlar önemli ihtiyaçlar arasında yer aldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ING Türkiye’nin Aktif Büyüklüğü 283.3 milyar TL’ye Ulaştı Haber

ING Türkiye’nin Aktif Büyüklüğü 283.3 milyar TL’ye Ulaştı

. ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, “Küresel gelişmelerin etkili olduğu bir dönemde güçlü finansal performansımızı korurken, müşterilerimizin yanında olmayı ve reel ekonomiye katkı sağlamayı sürdürdük. Masrafsız bankacılık yaklaşımını stratejimizin merkezine alarak dijitalleşmenin sunduğu imkânlarla somut müşteri faydası üretmeye odaklandık. Bu anlayışla, günlük bankacılık işlemlerinde masrafsız bankacılığı müşterilerimiz için yeni standart haline getirdik” dedi. Türkiye’nin en sevilen dijital bankası olmayı hedefleyen ING Türkiye, 2026 yılının ilk çeyreğine ilişkin konsolide finansal sonuçlarını açıkladı. Dijitalleşmeyi stratejisinin merkezine alan ING Türkiye’nin 2026 yılı birinci çeyrek konsolide aktif toplamı 283.3 milyar TL, vergi öncesi kârı ise 1.1 milyar TL oldu. Toplam özkaynakları 25 milyar TL olarak gerçekleşen ING Türkiye, 2025 yılının birinci çeyreğinde Türkiye ekonomisine 160.7 milyar TL’si nakdi olmak üzere toplam 189.3 milyar TL’lik kredi desteği sağladı. ING Türkiye’nin mevduat büyüklüğü ise 177.4 milyar TL olarak gerçekleşti. Alper Gökgöz: Güçlü finansal performansla ilerlerken masrafsızlık bankacılığı stratejimizin merkezine alıyoruz. Finansal sonuçlara ilişkin değerlendirmede bulunan ING Türkiye Genel Müdürü Alper Gökgöz, “Yılın ilk çeyreğinde küresel ekonomi; jeopolitik gerilimler ve piyasa oynaklığıyla şekillenirken, Türkiye’de bölgesel gelişmelerin etkisini sınırlamak için atılan hızlı ve kapsamlı adımlar öne çıktı. ING Türkiye olarak biz de global gelişmeleri yakından takip ederken, Türkiye’nin en sevilen dijital bankası olma hedefimiz doğrultusunda ilerlemeyi ve reel ekonomiye katkı sağlamayı sürdürdük” dedi. Güçlü finansal performansı ile ilerlerken müşterilerinin yanında olma anlayışının yansıması olan masrafsız bankacılık yaklaşımını stratejilerinin merkezine aldıklarını aktaran Gökgöz, “Dijitalleşmenin sunduğu imkânlarla müşterilerimize somut fayda üretmeye odaklandık. Bu doğrultuda, bankacılığı görünmez kılma hedefiyle ING Mobil’den EFT, havale, FAST işlemlerini ömür boyu ücretsiz sunarken, kredi kartı aidatını kaldırdık. Bu görünmez maliyetleri ortadan kaldırarak günlük bankacılık işlemlerinde masrafsız bankacılığı müşterilerimiz için yeni standart haline getirdik” dedi. Bu uygulamayla birlikte, ING müşterileri ING Dijital Kredi Kartı ve ING Light Kredi Kartını aidat ödemeden, ING Bonus Kredi Kartını ise her ay 5.000 TL harcamayla ücretsiz olarak kullanabiliyor. ING Türkiye, iştiraki ING Leasing’in sermayesini 500 milyon TL artırdı. ING Türkiye, bireysel müşterilerin yanı sıra işletmeleri de desteklemeyi önceliklendiriyor. Bu kapsamda ING Türkiye, sanayinin dönüşümünü ve reel sektörü desteklemek amacıyla iştiraki ING Leasing’in sermayesini yıl sonunda 500 milyon TL artırdı. Bu sermaye artışıyla birlikte teknoloji, otomasyon ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlara hız verilmesi hedefleniyor. ING Türkiye, ayrıca tüzel müşterileri için de masrafsız, zahmetsiz ve dijital bankacılık anlayışı ile ilerliyor ve yeni kurulan işletmeleri desteklemeyi önceliklendiriyor. Yeni İşim Hesabı ile yeni iş kuranlara, kuruluş aşamasında ihtiyaç duyulan finansal ve operasyonel unsurları bir araya getiren bütüncül bir çözüm sağlıyor. İşletmeler 7/24 ücretsiz para transferiyle masrafsız bankacılıktan yararlanırken; ilk kez İşim İçin Turuncu Hesap açanlar, kuruluşlarının ilk yılında 2 milyon TL’ye kadar Hoş Geldin Faizinden faydalanabiliyor. Dijital Öğretmenler Projesi, daha geniş kapsam, zengin içerik ve etki alanı odağında yenilendi. ING Türkiye, bu dönemde değer yaratma hedefiyle toplumsal yatırım çalışmalarını da sürdürdü. Bu kapsamda ING Türkiye’nin Habitat Derneği ve ODTÜ iş birliğiyle 2020 yılından bu yana gerçekleştirdiği Dijital Öğretmenler Projesi daha geniş kapsamı, güçlü yapısı ve zengin içeriği ile yenilendi. Bugüne kadar 10 binden fazla öğretmene dijital okuryazarlık eğitimi sunulan proje ile Türkiye’nin dijital dönüşüm sürecine katkı sağlanması hedefleniyor. Yenilenen proje kapsamında ilkokul ve ortaokul öğretmenlerinin yanı sıra okul öncesi ve lise öğretmenleri de programa dahil edildi, eğitim içerikleri dijital zekâ odağında oluşturuldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Trendyol'un Sosyal Etki Projelerine Uluslararası Alanda İki Ödül Haber

Trendyol'un Sosyal Etki Projelerine Uluslararası Alanda İki Ödül

Trendyol, kurumların toplumsal fayda, sürdürülebilirlik ve kapsayıcılık alanlarında yarattıkları somut etkiyi odağına alan Communitas Awards’ta iki projesiyle ödül kazandı. “Dijital Usta” projesi “Fark Yaratan”, “Yarının Köyleri” projesi ise “Kurumsal Sosyal Sorumluluk” kategorisinde ödülün sahibi oldu. ABD merkezli Pazarlama ve İletişim Profesyonelleri Derneği (Association of Marketing and Communication Professionals - AMCP) tarafından düzenlenen Communitas Awards; topluma ve çevreye değer katan, sürdürülebilir bir gelecek hedefiyle yürütülen çalışmaları değerlendiriyor. Kurumsal sosyal sorumluluk, etik ve çevresel sorumluluk gibi farklı başlıklarda verilen ödüller, bu alanda fark yaratan projeleri görünür kılmayı amaçlıyor. Dijital Usta ile KOBİ’lere dijitalleşme yolunda güçlü destek Trendyol’un Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve Habitat Derneği iş birliğiyle hayata geçirdiği Dijital Usta projesi, gençlerin dijital becerilerini geliştirirken KOBİ’lerin e-ticaret ve e-ihracata katılım süreçlerini destekleyen yenilikçi bir model sunuyor. İlk etapta Balıkesir, Gaziantep, Nevşehir, Ordu ve Denizli olmak üzere 5 pilot ilde hayata geçirilen proje kapsamında gençler çevrimiçi eğitim programlarına katıldı. Temel e-ticaret eğitimlerinin ardından yüzlerce katılımcı sertifikalı uzmanlık eğitimlerini tamamlayarak “Dijital Usta” unvanı almaya hak kazandı. Proje kapsamında yetişen Dijital Ustalar, pilot illerde faaliyet gösteren KOBİ’lerde tohum istihdam modeliyle iş gücüne dahil edilerek e-ticaret ve e-ihracat süreçlerinde aktif rol almaya başladı. Böylece gençler kariyer yolculuklarında önemli bir adım atarken, işletmeler de dijitalleşme süreçlerinde doğrudan destek alarak dönüşümlerini hızlandırma imkânı buldu. Dijital Usta, genç iş gücünü geleceğin yetkinlikleriyle buluştururken, işletmelerin dijital ekonomiye entegrasyonunu hızlandıran çift taraflı bir etki yaratmaya devam ediyor. Yarının Köyleri ile kırsalda kapsayıcı dijital dönüşüm Trendyol’un teknoloji odaklı yerel kalkınma vizyonunun önemli bir parçası olan Yarının Köyleri projesi, kırsalda dijital uçurumu azaltmayı ve kapsayıcı büyümeyi destekliyor. Trendyol’un teknoloji ve e-ticaret alanındaki yetkinlikleri ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın kalkınma perspektifi ve saha tecrübesini bir araya getiren proje; Türkiye’nin farklı kırsal bölgelerinde kurulan dijital merkezler aracılığıyla üreticilerden gençlere, girişimci kadınlardan çiftçilere kadar geniş bir kitleye eğitim ve gelişim imkânı sunuyor. İlk dijital merkezin kurulduğu Aralık 2023‘ten bu yana 10 bin kişiye ulaşan proje, e-ticaret, dijital okuryazarlık, yapay zeka, sürdürülebilir tarım ve ürün geliştirme gibi alanlarda sunduğu eğitimlerle katılımcıların dijital beceriler kazanmasına katkı sağladı. Eğitimlerin yanı sıra dijital tarım uygulamaları, veriye dayalı üretim modelleri ve sürdürülebilir değer zincirleriyle kırsalda uzun vadeli dönüşümü de destekliyor. Proje kapsamında açılan Yarının Köyleri Butiği aracılığıyla eğitimlerini tamamlayan üreticiler, ürünlerini Türkiye’nin yanı sıra yurt dışındaki 30’un üzerinde pazara ulaştırma imkânı buluyor. Bu süreç, yerel üretimi teşvik ederken özellikle kadın ve gençlerin istihdama katılımını güçlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.