Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dijitalleşme

Kapsül Haber Ajansı - Dijitalleşme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dijitalleşme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yorglass'tan Sürdürülebilir Cam Teknolojilerine Yatırım Haber

Yorglass'tan Sürdürülebilir Cam Teknolojilerine Yatırım

Teknoloji ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişki, geleceğin şekillenmesinde hayati bir rol oynuyor. Yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, çevre dostu malzemeler ve yeşil üretim gibi alanlarda yaşanan teknolojik gelişmeler, sürdürülebilir bir dünya için umut verici çözümler sunuyor. Yorglass da 50 yılı aşkın köklü deneyimini ileri teknoloji yatırımları ve kapsamlı sürdürülebilirlik yaklaşımıyla birleştirerek, çevre dostu ve yüksek katma değerli ürünleriyle cam sanayisinin dönüşümüne katkı sağlıyor. Modern üretim tesisleri ve güçlü Ar-Ge merkezi sayesinde sürdürülebilirlik ve kaliteyi en üst seviyeye taşıdıklarını belirten Yorglass Yönetim Kurulu Başkanı Semavi Yorgancılar, daha yaşanılabilir bir dünyanın inşasına katkı sağlamak için teknoloji ve çevre yatırımlarına artan bir ivmeyle devam edeceklerini vurguluyor. Gücünü teknoloji ve sürdürülebilirlikten alan ürün portföyü Teknoloji ve sürdürülebilirlik arasındaki ilişkinin birbirini tamamlayan ve destekleyen bir yapıya sahip olduğunu söyleyen Semavi Yorgancılar, “İnovasyon ve araştırmada sürdürülebilirlik, yeni teknolojilerin oluşmasın da itici bir güç oluşturuyor. Biz de bu itici gücü, üretim sürecimizin merkezine koyuyoruz. Yeni low-e camlarımızla enerji tasarrufu ve cam arasındaki yakın ilişkiye sürdürülebilir boyut getiriyoruz. Ticari soğutucu kapı camlarında ve beyaz eşya fırın kapak camlarında kullanılan enerji tasarruflu low-e camlarımız, yatay dondurucu dolaplarda hacme ve kullanım şartlarına göre yüzde 20 enerji tasarrufu sağlanabiliyor. Bu camlar sayesinde standart bir yatay dondurma dolabından yıllık 33 Euro enerji tasarrufu sağlanıyor bu da 150 bin dolapta yaklaşık 5 milyon Euro tasarruf anlamına geliyor” dedi. Sürdürülebilirlik esasına dayanan Yorboard çözümlerine ilişkin de bilgi veren Yorgancılar, “Pek çok farklı kullanım alanı bulunan yazılabilir ve silinebilir yeni nesil panomuz Yorboard ise çizilmeye karşı dayanıklılığı, yansıtma yapmaması, manyetik olması nedeniyle kullanım kolaylığı sunması, parmak izi tutmaması ve kolay temizlenebilir olması gibi özellikleriyle fark yaratıyor. Aynı şekilde ekolojik dengeyi koruyan Safesky kuş dostu camlarımız da üzerindeki özel desenler sayesinde binalar arasında uçan kuşlar tarafından fark edilerek yaşanabilecek kazaları minimum yüzde 50 oranında azaltıyor. Camın ileri dönüşümünden ilham alınarak tasarlanan ödüllü YUDA cam kaykay ise endüstriyel üretimde fire olan malzemenin değerli ürünler için ham madde olabileceğini kanıtlıyor” diye konuştu. Enerji verimli bir gelecek için dev projelere imza atıyor Camın sürdürülebilirlik konusundaki gücünü tüm dünyaya göstermeyi hedeflediklerinin altını çizen Yorgancılar, şunları söyledi: “Ar Ge yatırımlarımız katma değerli ürün performansımızın en önemli kaldıraçlarından biri. T C Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından akredite edilen Ar Ge merkezimiz inovatif ürün geliştirme süreçlerine odaklanıyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) InovaLİG’de iki yıldır ilk iki sırada yer almamız inovasyon disiplinimizin göstergesi. Ürün geliştirme süreçlerinde teknik mükemmellik kadar sürdürülebilirlik kriterlerini de dikkate alıyoruz. 2030 hedefimiz güvenilir global tedarikçi konumumuzu daha da güçlendirmek. Net sıfır yol haritamız kapsamında 2050 yılında tamamen net sıfır seviyesine ulaşmayı planlıyoruz. Önümüzdeki dönemde dijitalleşme, enerji verimliliği, yenilenebilir kaynak kullanımı ve katma değeri yüksek üretim başlıkları öncelikli alanlarımız olacak. Cam sektörünün geleceğinde çevresel farkındalık, dijital dönüşüm ve inovasyon birlikte ilerleyecek. Sektöründe rekabet edilemez bir Yorglass yaratma hedefine adım adım ilerleyen bir şirket olarak hem Türkiye ekonomisine hem de istihdama katkımızı büyütmeyi sürdüreceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kurumsal Dönüşüm Hikayeleri Ne Anlatır? Haber

Kurumsal Dönüşüm Hikayeleri Ne Anlatır?

Bir şirketin dönüşüm ilan etmesi kolaydır; piyasada karşılık bulan bir dönüşüm hikayesi yazması ise zordur. Çünkü kurumsal dönüşüm hikayeleri, yalnızca yeni bir yazılım yatırımı ya da organizasyon şeması değişikliğiyle oluşmaz. Asıl belirleyici olan, kurumun neden değiştiği, bu değişimi nasıl yönettiği ve sonuçlarını hangi göstergelerle ortaya koyabildiğidir. İş dünyasında dönüşüm artık dönemsel bir proje başlığı değil, yönetim pratiğinin kalıcı bir parçası. Enerjiden lojistiğe, savunmadan tarım teknolojilerine kadar birçok sektörde şirketler aynı anda birkaç baskıyla karşı karşıya kalıyor: maliyet disiplini, dijitalleşme ihtiyacı, regülasyon yükü, yetenek savaşı ve sürdürülebilirlik beklentisi. Bu nedenle iyi kurgulanmış dönüşüm hikayeleri, sadece kurumsal iletişim malzemesi değil; yatırımcı ilişkileri, işveren markası, tedarik zinciri güveni ve pazar konumlandırması açısından da stratejik değer taşıyor. Kurumsal dönüşüm hikayeleri neden bu kadar kritik? Kurumsal anlatılar uzun süre başarıyı ciro, kapasite ve büyüme grafikleri üzerinden kurdu. Oysa bugünün karar vericileri daha farklı sorular soruyor. Şirket değişen koşullara ne kadar hızlı uyum sağlıyor? Teknolojiyi süreçlerine nasıl entegre ediyor? Yönetim ekibi sadece hedef açıklıyor mu, yoksa organizasyonu yeni döneme hazırlayabiliyor mu? Tam bu noktada dönüşüm hikayeleri bir güven testi haline geliyor. Çünkü paydaşlar artık sonuç kadar süreci de görmek istiyor. Bir fabrikanın enerji verimliliği yatırımı, bir bankanın yapay zeka destekli müşteri deneyimi hamlesi ya da bir lojistik şirketinin uçtan uca veri görünürlüğü sağlaması tek başına haber değeri taşır. Ancak bu hamlelerin kuruma nasıl bir operasyonel esneklik, yeni gelir alanı veya rekabet avantajı sağladığı anlatılmadığında etki sınırlı kalır. İyi bir dönüşüm hikayesi, kurumun bugünden yarına geçtiğini söylemez. O geçişin hangi kırılmalarla, hangi dirençlerle ve hangi karar kalitesiyle gerçekleştiğini gösterir. Bu da hikayeyi daha inandırıcı hale getirir. Başarılı bir kurumsal dönüşüm hikayesinin omurgası Dönüşüm anlatılarında en sık görülen sorun, değişimin fazla steril sunulmasıdır. Sanki tüm adımlar önceden planlanmış, tüm ekipler ilk günden uyum göstermiş ve yatırımın geri dönüşü hızla alınmış gibi bir dil kurulur. Oysa profesyonel okur bu dili hemen ayırt eder. Gerçek dönüşümde gecikmeler, revizyonlar, öncelik değişimleri ve kültürel sürtünmeler vardır. Bu nedenle güçlü bir kurumsal hikaye üç düzlemde kurulmalıdır. İlk düzlem, iş gerekçesidir. Şirket neden dönüşmek zorunda kaldı? Maliyet baskısı mı arttı, müşteri beklentisi mi değişti, regülasyon mu sertleşti, yoksa yeni rakipler mi dengeyi bozdu? İkinci düzlem, uygulamadır. Hangi süreçler yeniden tasarlandı, hangi teknoloji devreye alındı, liderlik hangi noktada rol üstlendi? Üçüncü düzlem ise sonuçtur. Verimlilik, hız, hata oranı, çalışan bağlılığı, ihracat kabiliyeti ya da karbon yoğunluğu gibi göstergelerde ne değişti? Burada kritik olan nokta, hikayeyi yalnızca teknolojiye yaslamamaktır. Dönüşüm çoğu zaman teknoloji yatırımıyla görünür hale gelir, ancak asıl kalıcılığı kurum kültürü belirler. ERP kurmak, veri platformu kurmak veya yapay zeka destekli analiz sistemleri kullanmak önemli adımlardır. Fakat karar alma alışkanlıkları değişmiyorsa, ekipler yeni modele güvenmiyorsa ve orta kademe yönetim sahiplenmiyorsa, hikaye kısa sürede bir sunum dosyasına dönüşür. Teknoloji var ama dönüşüm yok olabilir Son yıllarda birçok kurum dijitalleşme başlığı altında önemli bütçeler ayırdı. Buna rağmen her yatırım dönüşüm üretmedi. Nedeni basit: teknoloji, stratejinin yerine geçtiğinde etkisi zayıflıyor. Şirketin temel sorunu müşteri kaybıysa sadece iç sistemleri yenilemek yeterli olmayabilir. Üretim verimsizliği öne çıkıyorsa pazarlama otomasyonu tek başına çözüm sunmaz. Bu yüzden dönüşüm hikayeleri, teknoloji satın alımını değil, iş modelindeki değişimi anlatmalıdır. Örneğin sanayide sensörleşme, sadece makineleri izlemek için değil; plansız duruşları azaltmak, bakım maliyetini düşürmek ve tedarik taahhütlerini güçlendirmek için anlamlıdır. Finans tarafında veri analitiği, sadece raporlama hızı için değil; risk görünürlüğünü artırmak ve daha isabetli tahminleme yapmak için değer üretir. Liderlik anlatının merkezindedir Kurumsal dönüşümde liderlik çoğu zaman iki uç arasında anlatılır: ya tek bir vizyoner isme aşırı yük bindirilir ya da yönetim rolü tamamen görünmez kılınır. Oysa profesyonel okur için asıl mesele, liderliğin karar kalitesi ve yönetişim becerisidir. Başarılı örneklerde üst yönetim dönüşümü sahiplenir, fakat uygulamayı yalnızca tepeden yönetmez. Hedefleri netleştirir, ara kilometre taşları belirler ve ölçülebilir sonuç üretmeyen alanlarda rota düzeltir. Daha da önemlisi, dönüşümün kurum içinde neden gerekli olduğunu açık bir dille anlatır. Bu netlik olmadığında çalışan tarafında sessiz direnç büyür. Kurumsal iletişim ekipleri için de burada kritik bir görev vardır. Dönüşüm hikayesini yalnızca CEO söylemlerine dayandırmak yerine, operasyon, insan kaynakları, teknoloji ve saha tarafındaki değişimi birlikte göstermek gerekir. Çünkü paydaş güveni, tek sesli anlatıdan değil, tutarlı kurumsal kanıttan beslenir. Sektörlere göre kurumsal dönüşüm hikayeleri nasıl farklılaşır? Her sektör aynı hızda ve aynı önceliklerle dönüşmez. Bu nedenle kurumsal dönüşüm hikayeleri standart kalıplarla yazıldığında yüzeysel kalır. Sanayide dönüşüm çoğunlukla üretim verimliliği, enerji maliyeti, kalite standardizasyonu ve ihracat rekabeti etrafında şekillenir. Burada hikayenin ağırlık merkezi, yatırımın operasyonel etkisidir. Örneğin otomasyon ya da kestirimci bakım uygulamaları, doğrudan üretim sürekliliğine bağlandığında daha güçlü bir anlatı ortaya çıkar. Lojistikte dönüşüm daha çok görünürlük, hız, rota optimizasyonu ve müşteri taahhüdü üzerinden değerlendirilir. Depo süreçlerinin dijitalleşmesi ya da filo verisinin merkezi olarak izlenmesi, sadece teknoloji haberi değildir; teslimat doğruluğu ve maliyet kontrolü açısından stratejik bir gelişmedir. Enerji sektöründe ise dönüşümün çerçevesi farklıdır. Yenilenebilir kaynaklara geçiş, şebeke esnekliği, depolama çözümleri ve karbon yönetimi gibi başlıklar birlikte ele alınır. Burada anlatının ikna gücü, finansal rasyonelle sürdürülebilirlik hedefini aynı zeminde buluşturabilmesine bağlıdır. Savunma ve ileri teknoloji alanlarında dönüşüm daha hassas bir dil gerektirir. Yerli üretim kapasitesi, tedarik bağımsızlığı, Ar-Ge derinliği ve yetkin insan kaynağı gibi unsurlar öne çıkar. Bu alanlarda dönüşüm yalnızca şirket performansı değil, ekosistem gücü ve stratejik kapasite açısından da değerlendirilir. İyi hikaye ile kurumsal propaganda arasındaki fark İş dünyasında herkes başarı anlatmak ister. Ancak profesyonel kitleler, fazla parlatılmış metinlere karşı giderek daha temkinli. Bu nedenle inandırıcı dönüşüm hikayeleri, sadece olumlu sonuçları değil, yönetilen zorlukları da içerir. Örneğin bir şirketin dijital dönüşüm sürecinde ilk aşamada beklenen verimi alamaması, çalışan eğitimine yeniden yatırım yapması veya süreç tasarımını ikinci kez ele alması zayıflık göstergesi değildir. Aksine, dönüşümün gerçek yönetim pratiği içinde ele alındığını gösterir. Kurumsal anlatının güvenilirliği tam da burada oluşur. Veri kullanımı da belirleyicidir. “Daha hızlı olduk”, “müşteri memnuniyeti arttı” ya da “çevik yapıya geçtik” gibi ifadeler tek başına yeterli değildir. Eğer mümkünse teslimat süresi, hata oranı, enerji tüketimi, çalışan devir oranı ya da üretim kapasitesi gibi ölçütlerle desteklenen bir çerçeve kurulmalıdır. Sayı verilemeyen durumlarda bile somut sonuç dili kullanılabilir. Bu yaklaşım, haber değeri açısından da daha güçlüdür. Kapsül Haber Ajansı gibi sektör odaklı yayın çizgisine sahip platformlarda öne çıkan kurumsal gelişmeler, tam da bu nedenle sonuç, etki ve sektör bağlamı üzerinden anlam kazanır. Kurumlar bu hikayeleri nasıl daha etkili kurabilir? Öncelikle dönüşüm iletişimi ile dönüşüm yönetimi birbirinden kopuk ilerlememeli. İletişim ekipleri çoğu zaman süreç tamamlandıktan sonra devreye alınıyor. Oysa en güçlü anlatılar, dönüşüm sürerken oluşur. Hangi eşiklerin aşıldığı, hangi ekiplerin rol aldığı, hangi hedeflerin revize edildiği zamanında kayda geçirilirse ortaya daha sahici bir kurumsal hafıza çıkar. İkinci olarak, şirketler dönüşümü tek bir büyük proje gibi sunmaktan kaçınmalı. Pek çok başarılı örnekte değişim, birbirini besleyen küçük ama kritik hamlelerle ilerler. Tedarik zinciri görünürlüğünü artıran bir veri altyapısı, bunu destekleyen yetenek programı ve karar süreçlerini hızlandıran yönetişim modeli birlikte ele alındığında daha anlamlı bir tablo oluşur. Üçüncü nokta, paydaş perspektifidir. Yatırımcı, çalışan, müşteri, bayi, tedarikçi ve kamu otoritesi aynı dönüşüme farklı yerlerden bakar. Bu nedenle tek katmanlı bir mesaj çoğu zaman yetersiz kalır. Kurumun anlatısı ortak bir omurga taşımalı, ancak etkisini hedef kitleye göre derinleştirmelidir. Son olarak, dönüşüm hikayesi geçmiş başarıları yüceltmek için değil, gelecekteki kapasiteyi göstermek için kurulmalıdır. Piyasa artık “ne yaptınız” sorusunun yanında “yarının rekabetinde neredesiniz” sorusunu da soruyor. Kurumsal dünyada dikkat çeken hikayeler, değişimi ilan edenler değil; değişimi ölçen, yöneten ve açıklıkla anlatanlar tarafından yazılıyor. Bu yüzden iyi bir dönüşüm hikayesi, şirketin vitrini değil, stratejik ciddiyetinin en görünür kanıtıdır.

İş Bankası, Ekonomiye Destekte Özel Bankalar Arasındaki Liderliğini Sürdürüyor    Haber

İş Bankası, Ekonomiye Destekte Özel Bankalar Arasındaki Liderliğini Sürdürüyor  

Yılın ilk yarısında özkaynak büyüklüğünü %6 artışla 453 milyar TL’ye yükselten Türkiye İş Bankası, aktif büyüklüğünü %10,1 artışla 5,1 trilyon TL seviyesine taşıyarak “Türkiye'nin en büyük özel bankası” konumunu devam ettiriyor. Sürdürülebilir değer yaratma hedefiyle kaynaklarını ekonominin geniş kesimleriyle buluşturan İş Bankası’nın nakdi kredi hacmi, Haziran sonu itibarıyla 2,7 trilyon TL’ye, gayrinakdi kredi hacmi ise 1 trilyon TL’ye yükseldi. Hanehalkına ve reel sektöre sağladığı toplam kredi desteği 3,7 trilyon TL’ye ulaşan Banka, bu dönemde de toplam nakdi ve gayrinakdi krediler açısından ekonomiye en yüksek finansmanı sağlayan özel banka olarak liderliğini korudu. 2026 Haziran sonu itibarıyla net dönem kârı 30 milyar TL düzeyinde gerçekleşen Bankanın, sermaye yeterlilik oranı, sağlam finansal yapısının bir göstergesi olarak %15,4 oldu. Aynı dönemde aktif büyüklük ve kredilerin yanı sıra toplam mevduatta da özel bankalar arasında ilk sırada yer alan Bankanın, Haziran sonunda toplam mevduat hacmi, yıl sonuna göre %9,7 artışla 3,4 trilyon TL’ye yükseldi. Reel sektör için yurt dışından 3,1 milyar ABD doları kaynak Yurt dışı finansman kaynaklarına erişim olanaklarını da değerlendirmeye devam eden Banka, Temmuz ayında, uluslararası sermaye piyasalarında 500 milyon ABD Doları tutarında, 12 yıl vadeli ve yedinci yılda erken geri ödeme opsiyonlu katkı sermaye niteliğinde Eurotahvil ihracı gerçekleştirdi. İş Bankası, söz konusu ihracın yanı sıra, Haziran ayında 658,8 milyon ABD Doları ve 520,3 milyon Euro tutarında 367 gün vadeli sürdürülebilir sendikasyon kredisi sağladı. Ayrıca, sürdürülebilir kalkınma hedefleri doğrultusunda, tarımsal üretkenliği artıran ve iyi tarım uygulamalarının gelişimine yönelik projelerin desteklenmesi amacıyla kullandırılmak üzere, Güneydoğu Avrupa Fonu’ndan 20 milyon Euro tutarında 6 yıl vadeli kaynak temin etti. Bankanın 2025 yıl sonundan bugüne kadar reel sektörün hizmetine sunmak üzere yurt dışından sağladığı toplam kaynak tutarı 3,1 milyar ABD Doları seviyesine ulaştı. “Yapay zekâ katma değer ortaya koyma biçimini de dönüştürüyor” Türkiye İş Bankası Genel Müdürü Hakan Aran, Bankanın 2026 ilk yarı finansal sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde, ekonomiyi, üretim biçimlerini, çalışma hayatını, hatta eğitim, sağlık gibi yaşamın birçok alanını derinden etkileyen yapay zekânın katma değer yaratma biçimini de dönüştürdüğünü ifade etti. Yeni çağın hem ülkeler hem kurumlar için rekabette ve verimlilikte önemli fırsatlar sunduğunu, İş Bankası’nın da insan odaklı bir tarzda yapay zekâ ve teknolojiye yatırım yaptığını vurgulayan Aran, insanın yerine geçen değil insanın potansiyelini büyüten teknoloji yatırımları ve iş birliklerinin ekonomi açısından özellikle fırsat eşitsizliklerini azaltan güçlü bir kaldıraç olabileceğini ifade etti. Gelecekte sadece en iyi, en gelişmiş teknolojileri geliştirenlerin değil o teknolojiyi insan yetkinliğiyle birlikte kullanan kurumların ve ülkelerin öne çıkacağını söyleyen Aran, “Rekabet yalnızca güçlü finansallar, bilançolar üzerinden değil yapay zekâyı insanın üretkenliğiyle buluşturacak tarzda en doğru kullananlar etrafında şekillenecek. Biz de gerek yeni nesil iştiraklerimiz ve fintek iş birliklerimizle gerekse diğer yatırımlarımızla ülkemiz için kalıcı değer üretmeye devam edeceğiz” dedi. KOBİ’lere yönelik “Dijitalleşme ve Değer Odaklı Büyüme Programı” Türkiye İş Bankası açısından bu yılın ilk yarısında öne çıkan gelişmeler arasında, ekonominin lokomotifi olan KOBİ’lerin dönüşümünü desteklemeye yönelik İstanbul Sanayi Odası Stratejik Dönüşüm Merkezi ile birlikte hayata geçirilen ‘Dijitalleşme ve Değer Odaklı Büyüme Programı’ yer alıyor. Program, dijitalleşme ve değer odaklı büyüme alanlarında sunacağı bütüncül, uygulanabilir ve ölçeklenebilir çözümlerle KOBİ’lerin küresel değer zincirlerinde daha rekabetçi ve dirençli bir konuma ulaşmalarına katkı sağlamayı hedefliyor. İş Bankası’nın, dünyanın önde gelen marka değerleme ve strateji danışmanlığı kuruluşlarından Brand Finance’ın değerlendirmesinde üst üste üçüncü kez Türkiye’nin marka değeri en yüksek bankası seçilmesi, ayrıca marka gücü bakımından Avrupa’nın ilk 10 bankası arasında yer alması da ilk yarıdaki önemli gelişmeler arasında öne çıkıyor. Banka ayrıca The Banker dergisinin düzenlediği “2026 Teknoloji Ödülleri" programında açık bankacılıkta en iyi banka ödülüne layık görüldü; Euromoney tarafından gerçekleştirilen “Mükemmellik Ödülleri”nde de Orta ve Doğru Avrupa’nın en iyi dijital bankası seçildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam’ın Dijital Dönüşüm Projesine  Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Ödül Haber

Şişecam’ın Dijital Dönüşüm Projesine Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Ödül

Cam ve kimyasallar sektörlerinin küresel oyuncusu Şişecam’ın elyaf iş kolu, üretim süreçlerinde hayata geçirdiği yenilikçi dijital dönüşüm uygulamalarıyla önemli bir başarıya imza attı. Şişecam’ın “Cam Elyaf Üretiminde Verim Artışı” projesi, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından düzenlenen 11. Verimlilik Proje Ödülleri kapsamında Dijital Dönüşüm Kategorisi’nde Birincilik Ödülü kazandı. Ödül, T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır tarafından Şişecam Üretim Genel Müdür Yardımcısı Beytullah Şahin’e takdim edildi. Türkiye’nin 49 ilinden başvuran toplam 451 nitelikli projenin değerlendirildiği yarışmada birincilik elde eden proje; dijital teknolojilerin üretim süreçlerine uçtan uca entegre edilmesi, operasyonel verimliliğin artırılması, kaynak kullanımının optimize edilmesi ve sürdürülebilir üretime sağladığı katkılarla öne çıktı. Şişecam’ın dijitalleşme ve verimlilik odaklı yaklaşımı, şirketin üretim operasyonlarında elde ettiği somut kazanımların yanı sıra sektördeki dönüşüme de örnek teşkil ediyor. Bu prestijli ödül, Şişecam’ın köklü inovasyon kültürünün, geleceğe yön veren dijital dönüşüm vizyonunun ve sürekli gelişim anlayışının önemli bir göstergesi niteliğini taşıyor. Güçlü ekip çalışması, disiplinler arası iş birliği ve ortak hedeflere odaklanan yaklaşım sayesinde hayata geçirilen proje, üretim hatlarında verimliliği artırmanın ötesinde Şişecam’ın operasyonel mükemmellik hedeflerine ve sürdürülebilirlik taahhütlerine de önemli katkılar sunuyor. Şişecam, dijitalleşmeyi yalnızca bir teknoloji yatırımı olarak değil; çevresel etkileri azaltan, kaynak verimliliğini artıran ve sürdürülebilir büyümeyi destekleyen stratejik bir dönüşüm aracı olarak konumlandırmaya devam ediyor. Endüstriyel Üretime Katma Değer Sağlıyor Cam elyafı üretiminde ileri teknoloji çözümleriyle küresel ölçekte faaliyet gösteren Şişecam, otomotivden rüzgâr enerjisine, inşaattan savunma sanayisine kadar birçok stratejik sektöre yüksek performanslı ürünler sunuyor. Operasyonel verimlilik, teknoloji odaklı gelişim ve sürdürülebilir üretim yaklaşımıyla faaliyetlerini sürdüren Şişecam, endüstriyel üretimde katma değer yaratmaya ve sektörün dönüşümüne katkı sağlamaya devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi’nden Çarpıcı Sonuç: Risk Yönetimi Güçlenmeli Haber

Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi’nden Çarpıcı Sonuç: Risk Yönetimi Güçlenmeli

Uluslararası danışmanlık hizmetleri şirketi EY ile Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) iş birliğiyle hazırlanan, çoğunlukla halka açık ve aile şirketlerinde görev alan yönetim kurulu üyeleri, üst düzey yöneticiler ve bağımsız yönetim kurulu profesyonellerinin katılımıyla gerçekleştirilen Türkiye Yönetim Kurulu Barometresi, şirketlerin kurumsal risk yönetimine yaklaşımını ve yönetim kurullarının stratejik önceliklerini ortaya koyuyor. Araştırma sonuçları; şirketlerde kurumsal risk yönetimine yönelik organizasyonel yapıların büyük ölçüde oluşturulduğunu, ancak bu alana ayrılan sürenin ve fonksiyonel derinliğin sınırlı kaldığını gösteriyor. Kurumsal risk yönetimi ağırlıklı olarak yönetim kurulu komiteleri aracılığıyla ele alınıyor Araştırmaya göre, katılımcıların %45’i kurumsal risk yönetiminin şirketlerindeki Risk Komitesi’nin sorumluluğunda olduğunu belirtirken, %32’si bu görevin Denetim ve Risk Komitesi tarafından yürütüldüğünü ifade ediyor. Bu kapsamda bir komitede görev alan katılımcıların %32’si bu alana fiilen aylık 1 ila 5 saat, %23’ü 5 ila 10 saat, katılımcıların yalnızca %10’u 10 ila 15 saat ayırabildiğini belirtiyor. Katılımcıların %31’i ise kurumsal risk yönetimiyle ilgili herhangi bir komitede görev almadığını ifade ediyor. Bu tablo, yönetim kurulu düzeyinde bu alana daha geniş yer verilmesi gerektiğine işaret ediyor. Ekonomik riskler, %42 oranıyla yönetim kurullarının gündeminde ilk sırada yer alıyor Katılımcıların %63’ü icra seviyesinden gelen risk raporlamalarının karar alma süreçleri için gerekli içgörüyü sağladığını düşünüyor. Ancak yönetim kurulu seviyesinde risk yönetişimine ayrılan zamanın sınırlı olması, üretilen içgörülerin karar alma süreçlerine yeterince yansıtılamama riskini oluşturuyor. Araştırma sonuçları, 2025 yılında şirketlerin risk gündeminde makroekonomik ve jeopolitik gelişmelerin öne çıktığını ortaya koyuyor. Katılımcılara göre şirketler açısından en önemli risk alanı %42 oranıyla ekonomik riskler olurken, bunu %15 ile jeopolitik riskler ve %10 ile politik riskler takip ediyor. Küresel ekonomik belirsizliklerin ve jeopolitik gelişmelerin şirketlerin risk gündeminde önemli bir yer tuttuğu görülürken, katılımcıların yarısından fazlası şirketlerinin jeopolitik risklere yönelik stratejilerini yeterli buluyor. Katılımcılar şirketlerinin kurumsal risk yönetimi yaklaşımına genel olarak güven duyuyor Makroekonomik gelişmeler ve finansal piyasalardaki dalgalanmalar, şirketlerin kurumsal risk yönetimi stratejilerinde öncelikli değerlendirme alanları arasında yer almaya devam ediyor. Katılımcıların yaklaşık %75’i, bu alanda şirketlerinin doğru ve yeterli risk stratejileri uyguladığını düşünüyor. Araştırmada ele alınan diğer başlıklar ise şöyle sıralanıyor: Organizasyonların sürdürülebilir büyümesi ve rekabet gücünün korunması açısından kritik öneme sahip insan kaynağı ve yetenek yönetimi alanında, şirketlerinin doğru ve yeterli risk stratejisi uyguladığından emin olanların oranı %56 seviyesinde seyrediyor.Sürdürülebilirlik ve çevresel riskler konusunda ise katılımcıların yaklaşık yarısı şirketlerinin yeterli risk stratejilerine sahip olduğunu belirtirken, iklim değişikliği ve doğa kaynaklı riskler özelinde bu oran %44 olarak ölçülüyor.Teknolojik dönüşüm ve dijitalleşme alanında katılımcıların %60’ı, siber güvenlik risklerinin yönetiminde ise %67’si şirketlerinin doğru ve yeterli risk stratejisi uyguladığını düşünüyor. Ancak, siber güvenlik risklerinin giderek artan etkisi dikkate alındığında, mevcut yapıların güçlendirilmesi ve uygulamaların sürdürülebilirliğinin sağlanması önemli bir gelişim alanı olarak öne çıkıyor.Katılımcıların yarısından fazlası tedarik zinciri risklerini yönetmeye yönelik etkin stratejilere sahip olduklarını ifade ediyor. Yönetim Kurulu Üyeleri Derneği (YÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Sami konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “YÜD olarak temel amacımız, Türkiye’deki yönetim kurullarının etkinlik ve derinliğini artırarak şirketlerimizin sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamaktır. EY iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz bu barometre çalışması, yönetim kurullarının risk yönetimi konusundaki farkındalığını ve fiilen ayırdıkları zamanı net bir şekilde ortaya koyuyor. Araştırma sonuçları gösteriyor ki; şirketlerimizde komite yapıları kurulmuş olsa da, yönetim kurullarının risk yönetişimine daha fazla stratejik zaman ayırması ve bu içgörüleri karar alma mekanizmalarına daha güçlü entegre etmesi gerekiyor. YÜD olarak, yönetim kurulu üyelerimizin bu alandaki yetkinliklerini desteklemeye ve iyi yönetişim ilkelerini yaygınlaştırmaya devam edeceğiz.” EY Türkiye Şirket Ortağı ve Risk Danışmanlığı Hizmetleri Lideri Emre Beşli şu değerlendirmelerde bulundu: “EY olarak YÜD ile gerçekleştirdiğimiz araştırmamızdan elde ettiğimiz bulgular, kurumlarda risk yönetimine yönelik organizasyonel yapıların büyük ölçüde oluşturulduğunu, ancak yönetim kurulu seviyesinde bu alana ayrılan zamanın sınırlı kaldığını ve dolayısıyla risk yönetimi fonksiyonunun etkinliğini artıracak gelişim alanlarının bulunduğunu gösteriyor. Jeopolitik gelişmeler, ekonomik belirsizlikler ve politik riskler şirketlerin gündeminde öncelikli konumunu korurken, teknolojik dönüşüm ve siber güvenlik riskleri de kurumlar açısından giderek daha stratejik bir önem kazanıyor. Son dönemde yaşanan küresel gelişmeler, geleneksel risk yönetimi yaklaşımlarının artık tek başına yeterli olmadığını ortaya koyuyor. Birden fazla risk senaryosunun aynı anda gerçekleşebildiği günümüzde şirketleri; proaktif aksiyon alma kabiliyetinin güçlendirildiği bir gelecek bekliyor. Bu doğrultuda, kurumların risk ve strateji arasındaki dengeyi doğru kurmaları, risk kültürünü organizasyonun geneline yaymaları, raporlama döngülerini hızlandırarak gerçek zamanlı içgörü üretebilmeleri ve yapay zekâ, makine öğrenimi ile diğer teknolojik çözümleri risk yönetimi süreçlerine entegre etmeleri kritik önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dijital Teknolojiler İklimlendirme Sistemlerinde Yeni Dönemi Başlatıyor Haber

Dijital Teknolojiler İklimlendirme Sistemlerinde Yeni Dönemi Başlatıyor

Dijitalleşme, günlük yaşam alışkanlıklarını dönüştürürken evlerde ve iş yerlerinde kullanılan teknolojiler de bu değişime uyum sağlıyor. Kullanıcılar yaşam alanlarının konforu yanında kullandıkları sistemleri daha kolay yönetebilmeyi ve günlük rutinlerine uyum sağlayabilen çözümleri de önemsiyor. Akıllı bina teknolojileri, yaşam alanlarınızdaki cihazların internet üzerinden birbirleriyle iletişim kurmasını ve uzaktan kontrol edilmesini sağlarken; konforu, enerji tasarrufunu ve güvenlik avantajlarını da beraberinde getiriyor. Küresel anlamda, internet kapsama alanının genişlemesi, güvenlik kaygıları ve abonelik tabanlı hizmetlerin yükselişiyle birlikte akıllı sistemlere olan ilgi artıyor. Küresel pazar araştırması şirketi, Kings Research’e göre, akıllı ev sistemleri pazarı 2025 yılı itibarıyla 170 milyar doları aşmış durumda. Yaşam alanlarındaki bu dönüşüm, iklimlendirme sistemlerinin de dijital teknolojilerle birlikte yeniden şekillenmesini sağlıyor. Mitsubishi Electric Türkiye Klima Sistemleri, geliştirdiği bağlantılı çözümlerle kullanıcıların yaşam alanlarını bulundukları yerden bağımsız olarak yönetebilmelerine olanak tanıyor. Fransa ve İngiltere’deki Ar-Ge merkezlerinde yürütülen çalışmalarla desteklenen teknoloji yaklaşımı, farklı pazarların ihtiyaçlarını ve değişen kullanıcı beklentilerini iklimlendirme çözümlerine yansıtıyor. Böylece iklimlendirme sistemleri günlük yaşamın doğal bir parçasına dönüşürken kullanıcı deneyimi de farklı bir boyut kazanıyor. İklimlendirme Sistemlerinde Etkin Kontrol Günümüzde kullanıcılar iklimlendirme sistemlerini yalnızca evdeyken değil, internet bağlantısı bulunan her yerden yönetebilmeyi bekliyor. Mitsubishi Electric Türkiye Klima Sistemleri'nin yeni nesil MELCloud Home uzaktan kontrol platformu ise sistemlerin yalnızca ihtiyaç duyulan kadar enerjiyle çalıştırılmasını sağlayarak konforu ve enerji tasarrufunu destekliyor. Kullanıcılar, bu programla desteklenen cihazlarla sıcaklık ayarlarını değiştirebiliyor, haftalık çalışma programları oluşturabiliyor ve cihazlarını tek platform üzerinden takip edebiliyor. Bu sayede yaşam alanlarının iklimlendirme ihtiyaçları günlük planlara göre kolayca düzenlenebiliyor. Akıllı iklimlendirme teknolojilerindeki gelişim yalnızca uzaktan erişimle sınırlı kalmıyor. Mitsubishi Electric Klima Sistemleri Legendera serisinde yer alan yapay zekâ destekli 3D i-see sensörü ile vücut sıcaklığını algılayarak kişiye özel hava akışı sunuyor. Böylece hava akışı, uygun teknik özelliklerin bulunması halinde kullanıcı konumuna göre yönlendirilerek kullanım deneyiminin kişiselleştirilmesine katkı sağlar. Ayrıca dijital platformlar sayesinde, uyumlu iklimlendirme sistemlerinin izlenmesi ve yönetilmesi daha pratik hale gelirken, desteklenen cihazların aynı yapı içerisinde birlikte çalışabilmesi kullanım kolaylığı sunar. Bu yaklaşım kullanıcıların yaşam alanlarını tek bir dijital platform üzerinden yönetmelerine katkı sağlıyor ve iklimlendirme sistemlerinin günlük yaşamla daha güçlü şekilde bütünleşmesine de olanak tanıyor. Enerji Verimliliğini Destekleyen Yaklaşım İklimlendirme teknolojilerindeki gelişimin önemli başlıklarından birini de enerji verimliliği oluşturuyor. Kullanıcı beklentilerinin değişmesiyle birlikte sistemlerin enerji kaynaklarının verimli kullanılmasına katkı sağlaması da önem kazanıyor. Mitsubishi Electric Türkiye Klima Sistemleri, geliştirdiği inverter teknolojileri ve kontrol sistemleriyle enerji verimliliğini destekleyen çözümler sunuyor. Kullanım ihtiyaçlarına göre planlanabilen sistemler, kullanıcıların enerji kullanımını takip etmelerine ve planlamalarına yardımcı olur. Teknoloji, Yaşam Alanlarının Değişen İhtiyaçlarına Uyum Sağlıyor Yaşam alanlarına yönelik beklentiler değiştikçe iklimlendirme teknolojileri de gelişmeye devam ediyor. Kullanım kolaylığı sağlayan dijital çözümler, bağlantılı sistemler ve enerji verimliliğini destekleyen uygulamalar, iklimlendirme sistemlerini günlük yaşamın ayrılmaz bir parçası haline getiriyor. Mitsubishi Electric Türkiye Klima Sistemleri, dijital teknolojileri iklimlendirme alanındaki mühendislik deneyimiyle buluştururken kaliteyi de ürün ve hizmet geliştirme yaklaşımının temel unsurları arasında değerlendiriyor. Müşteri memnuniyetini gözeten, kaliteyi önceliklendiren ve daha iyi ürünler geliştirme sorumluluğunu kurum genelinde ele alan Mitsubishi Electric Kalite Felsefesi doğrultusunda, kullanıcıların değişen ihtiyaçlarına yanıt veren iklimlendirme çözümleri sunmayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beta Enerji'den, İSO İkinci 500'de Önemli Yükseliş Haber

Beta Enerji'den, İSO İkinci 500'de Önemli Yükseliş

Yaklaşık yarım asırlık sanayi tecrübesini yüksek teknoloji, Ar-Ge odaklı üretim anlayışı ve küresel büyüme vizyonuyla birleştiren Beta Enerji, İstanbul Sanayi Odası (İSO) tarafından açıklanan “Türkiye’nin İkinci 500 Büyük Sanayi Kuruluşu 2025” araştırmasında yaklaşık 3,3 milyar TL üretimden satış rakamıyla 250’nci sırada yer aldı. Şirket, üretim gücünü artırmaya yönelik yatırımları, ihracat odaklı büyüme stratejisi ve teknolojiye yaptığı yatırımlarla Türkiye sanayisinin önde gelen kuruluşları arasındaki konumunu 31 basamak birden yükseltmeyi başardı. "Yeni teknoloji kampüsümüzle 400 milyon doların üzerinde ciro hedefliyoruz" Beta Enerji Yönetim Kurulu Üyesi ve İcra Kurulu Başkanı Yusuf Cenk Dağsuyu, İSO İkinci 500 listesindeki yükselişin şirketin uzun yıllardır sürdürdüğü yatırım ve büyüme stratejisinin önemli bir sonucu olduğunu belirtti. Dağsuyu, şunları söyledi: "İSO İkinci 500 listesinde geçen yıla göre 31 basamak yükselmek, üretim altyapımıza, teknolojiye, Ar-Ge'ye ve insan kaynağımıza yaptığımız yatırımların karşılığını aldığımızı gösteriyor. Son yıllarda ihracat odaklı büyüme stratejimizi kararlılıkla sürdürüyor, bugün 80'den fazla ülkeye ihracat gerçekleştiriyoruz. Küresel enerji dönüşümü, şebeke modernizasyonu, yenilenebilir enerji yatırımları, elektrikli araçlar, veri merkezleri ve yapay zeka kaynaklı enerji talebindeki artış transformatör sektörüne uzun yıllar güçlü bir büyüme zemini sunacak. Beta Enerji olarak biz de bu büyümeden en yüksek payı almayı hedefliyoruz. Yaklaşık 130 milyon dolarlık Beta Enerji ve Teknoloji Kampüsü yatırımımız büyüme yolculuğumuzun en önemli adımlarından biri. Avrupa'nın en büyük enerji ve teknoloji kampüsleri arasında yer alan bu tesisimiz tam kapasiteyle devreye girdiğinde dağıtım transformatörü üretim kapasitemiz yaklaşık 34 bin adede ulaşacak, güç transformatörlerinde ise kapasitemizi adet bazında yaklaşık 36 kat artıracağız. Aynı zamanda ciromuzu 2027 sonunda 400 milyon doların üzerine çıkarmayı hedefliyoruz. İhracat yaptığımız ülke sayısını kısa vadede 80'den 100'e, beş yıl içinde ise 130 ülkeye çıkarmayı amaçlıyoruz.” Dijitalleşme ve sürdürülebilirlikle rekabet gücünü artıracak Yeni teknoloji kampüsünün şirketin teknoloji ve sürdürülebilirlik performansını da ileri taşıyacağını belirten Dağsuyu, Endüstri 4.0 uygulamaları, IoT entegrasyonu, büyük veri analitiği ve yapay zeka destekli sistemlerle dijitalleşme odaklı bir üretim modeli kurduklarını söyledi. 8 MW güneş enerjisi kapasitesiyle enerji ihtiyacının tamamını temiz kaynaklardan karşılamayı hedeflediklerini belirten Dağsuyu, 2030 yılına kadar karbon emisyonlarını yüzde 30 azaltmayı amaçladıklarını ifade etti. Kısa süre önce sermaye piyasalarının son dönemde en yoğun ilgi gören halka arzlarından birini başarıyla tamamladıklarını hatırlatan Dağsuyu, “Yatırımcılarımızın bize duyduğu güveni, üretim kapasitemizi artıracak, teknoloji altyapımızı güçlendirecek ve küresel rekabet gücümüzü daha da ileri taşıyacak yatırımlarla karşılık vermeye devam edeceğiz. Ülkemizin ekonomik kalkınmasına ve katma değerli ihracatına sunduğumuz katkıyı sürdüreceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TMB, 2026 Yılının İkinci Çeyreğine Ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu Yayımladı Haber

TMB, 2026 Yılının İkinci Çeyreğine Ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu Yayımladı

Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), 2026 yılının ikinci çeyreğine ait İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nu yayımladı. Raporda, inşaat sektörünün ekonominin büyümesini destekleyen sektörlerden biri olmayı sürdürdüğü belirtilirken, büyüme hızındaki yavaşlamanın sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlüklerden kaynaklandığı ifade edildi. Kamu yatırımlarının büyümeyi desteklemeyi sürdürdüğü, buna karşın özel sektör yatırımlarındaki zayıflama ile yüksek finansman maliyetlerinin büyüme üzerinde baskı oluşturmaya devam ettiği vurgulandı. Ekonominin genelinde 200’ün üzerinde alt sektöre yarattığı talep ve istihdam gücüyle lokomotif rol üstlenen inşaat sektörünün önde gelen kuruluşlarını temsil eden Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), ekonomi çevreleri ve sektör tarafından yakından takip edilen İnşaat Sektörü Analizi Raporu’nun Temmuz 2026 sayısını yayımladı. “Küresel Ekonominin Dayanıklılık Testi” başlıklı analizde, küresel ekonomik görünüm, yurt içi ekonomik gelişmeler ve inşaat sektörüne ilişkin temel göstergeler birlikte değerlendirilerek sektörün mevcut görünümü ile önümüzdeki döneme ilişkin beklentiler ele alındı. Raporda, Türkiye ekonomisinin 2026 yılının ilk çeyreğinde %2,5 büyüdüğü, aynı dönemde inşaat sektörünün %3,2, gayrimenkul faaliyetlerinin ise %3,0 oranında büyüme kaydettiği belirtildi. Böylece sektörün 2022 yılının ikinci yarısında başlayan büyüme eğilimini 14 çeyrektir kesintisiz sürdürdüğü ifade edilirken, önceki dönemlerde %8'in üzerinde gerçekleşen büyüme performansına kıyasla ivme kaybının belirginleştiğine dikkat çekildi. Büyümedeki yavaşlamada sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlüklerin etkili olduğu değerlendirilirken, deprem bölgesindeki yeniden inşa faaliyetleri ile kamu altyapı yatırımlarının sektörü desteklemeyi sürdürdüğü, buna karşın özel sektör yatırımlarındaki zayıflamanın büyüme hızını sınırladığı kaydedildi. Öte yandan, 2026 yılının ilk çeyreğinde zincirlenmiş hacim endeksine göre gayrisafi sabit sermaye oluşumu içerisinde sektörel yatırımların payının %3,3, mevsim etkilerinden arındırılmış istihdamdaki payının ise %6,7 seviyesinde gerçekleştiği belirtilen raporda, sektörün ekonomik faaliyetler ve istihdam açısından önemini koruduğu vurgulandı. Raporda, yılın ilk yarısında 2,7 milyar ABD Doları ile geçmiş yıllardaki performansının gerisinde kalan yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin küresel finansman koşulları ve jeopolitik gelişmelerden olumsuz etkilendiği belirtildi. Uluslararası proje hacmindeki yavaşlama, özellikle Orta Doğu'da artan gerilimler ve yatırım kararlarının ertelenmesiyle ilişkilendirilirken, Türk inşaat sektörünün sahip olduğu teknik yetkinlik ve uluslararası deneyim sayesinde küresel pazardaki rekabet gücünü koruduğunun altı çizildi. Türkiye Müteahhitler Birliği’nce 2026 yılının ikinci çeyreğinin değerlendirildiği raporda, inşaat sektörüne ilişkin özetle şu tespitlere yer verildi: İNŞAAT SEKTÖRÜNDE BÜYÜME DEVAM EDERKEN İVME KAYBI DİKKAT ÇEKİYOR: 2026 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisi %2,5 büyürken inşaat sektörü %3,2, gayrimenkul faaliyetleri ise %3,0 büyüme kaydetmiştir. Böylece sektör, 2022 yılının ikinci yarısından itibaren yakaladığı büyüme eğilimini 14 çeyrektir kesintisiz sürdürmüştür. Bununla birlikte, sıkı para politikası, yüksek finansman maliyetleri ve krediye erişimde yaşanan güçlükler büyüme hızında belirgin bir yavaşlamaya neden olmuştur. ÜRETİM GÖSTERGELERİ KAPASİTENİN KORUNDUĞUNA İŞARET EDİYOR: Ciro endeksi ve yapı ruhsatı verileri sektörün üretim kapasitesini koruduğunu göstermektedir. Özellikle yapı ruhsatlarındaki artış, önümüzdeki dönemde yeni projelerin devreye girebileceğine işaret ederken, inşaat güven endeksinin ikinci çeyrek boyunca eşik değer olan 100'ün altında kalması sektör temsilcilerinin geleceğe ilişkin beklentilerinde temkinli duruşun sürdüğünü ortaya koymaktadır. İnşaat maliyetlerindeki artış hızının yavaşlaması olumlu bir gelişme olmakla birlikte, işçilik maliyetleri ve finansman giderleri sektörün kârlılığı üzerinde baskı oluşturmaya devam etmektedir. KONUT SATIŞLARINDA KISA VADELİ TOPARLANMA: Türkiye genelinde ilk el konut satışları Haziran ayında bir önceki yılın aynı ayına göre %23,1 artarak 43 bin 406 adet olarak gerçekleşmiştir. Aynı dönemde ikinci el konut satışları da %12,5 oranında artışla 86 bin 573 adede yükselmiştir. Böylece toplam konut satışları içinde ilk el satışların payı %33,4, ikinci el satışların payı ise %66,6 olarak gerçekleşmiştir. Mayıs ayında gözlenen zayıf satış performansının ardından Haziran ayında her iki segmentte de kaydedilen artış, konut piyasasında kısa vadeli bir toparlanmaya işaret etmiştir. Bununla birlikte yılın ilk yarısı itibarıyla ilk el satışların yalnızca sınırlı bir toparlanma sergilemesi, yeni konut üretimini destekleyecek talep koşullarının henüz kalıcı biçimde güçlenmediğini ve finansman koşullarının konut talebi üzerindeki belirleyici etkisini koruduğunu göstermiştir. KONUT PİYASASINDA FİNANSMAN BASKISI SÜRÜYOR: Konut satışlarının finansman yapısı incelendiğinde, ipotekli satışlar Haziran ayında geçen yılın aynı ayına göre %72,1 artarak 25 bin 993 adet olurken, diğer satışlar %7,1 artışla 103 bin 986 adet olarak gerçekleşmiştir. Toplam satışlar içerisinde ipotekli satışların payı %20,0, diğer satışların payı ise %80,0 olmuştur. Haziran ayında ipotekli satışlarda belirgin bir canlanma yaşansa da bu artış, önceki aylarda oldukça düşük seviyelerde seyreden kredi kullanımının ardından gerçekleşmiştir. İpotekli satışların toplam satışlar içerisindeki payının hâlen beşte bir düzeyinde kalması, finansman koşullarında kalıcı bir normalleşmeden ziyade sınırlı bir toparlanmaya işaret etmektedir. Konut kredisi maliyetleri, satın alma kararları üzerindeki belirleyici etkisini sürdürmüştür. YAPI RUHSATLARINDAKİ ARTIŞ YENİ YATIRIMLAR İÇİN OLUMLU SİNYAL VERİYOR: 2026 yılının ilk çeyreğinde yapı ruhsatı ve yapı kullanma izin belgelerinde kaydedilen artış, sektörün üretim kapasitesini koruduğunu ve önümüzdeki dönemde yeni projelerin devreye alınabileceğini göstermiştir. YURT DIŞI MÜTEAHHİTLİK HİZMETLERİNDE JEOPOLİTİK BELİRSİZLİKLER ETKİLİ OLUYOR: Ocak-Haziran 2026 dönemi itibarıyla Türk inşaat sektörü tarafından yurt dışında 2,7 milyar ABD Doları tutarında 57 proje üstlenilmiştir. Böylece sektörün 1972 yılında Libya ile yurt dışı pazara açılmasından bu yana ulaştığı uluslararası proje portföyü büyüklüğü üstlenilen 12.931 projeyle toplam 566,1 milyar ABD Doları olmuştur. Yurt dışı müteahhitlik hizmetlerinin 2026 yılının ilk yarısındaki performansı, savaşlar ve küresel jeopolitik gerilimlerin de etkisiyle zayıf seyrini sürdürmüştür. İNŞAAT ZİRVESİ TÜRKİYE 2026 SEKTÖRÜN GELECEK VİZYONUNU ORTAYA KOYDU: Raporda, Türkiye Müteahhitler Birliği tarafından T.C. Ticaret Bakanlığı'nın destekleriyle düzenlenen İnşaat Zirvesi Türkiye (Construction Summit Türkiye-CST) 2026'nın, Türk inşaat ve yapı malzemeleri sektörlerinin küresel rekabet gücünü artırmaya yönelik en kapsamlı uluslararası platformlardan biri olduğu belirtildi. Küresel ölçekte yaşanan teknolojik dönüşüm, sürdürülebilirlik odaklı yeni düzenlemeler, değişen finansman modelleri ve jeopolitik gelişmelerin sektör üzerindeki etkilerinin ele alındığı Zirve'nin, kamu, özel sektör, uluslararası kuruluşlar ve finans çevrelerini ortak bir platformda buluşturduğu kaydedildi. Yaklaşık 1.400 sektör temsilcisinin katıldığı Zirve'de uluslararası pazarda faaliyet gösteren 81 firmanın stant açtığı ve iki gün boyunca 350'nin üzerinde ikili iş görüşmesi gerçekleştirildiği belirtilen raporda, Birleşik Krallık, Güney Kore, Finlandiya, Almanya, İsveç, Japonya, Fransa ve Çin başta olmak üzere çok sayıda ülkeden kamu ve özel sektör temsilcisinin etkinlikte yer aldığı ifade edildi. Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren'in değerlendirmelerine de yer verilen raporda, küresel rekabet ortamında mühendislik ve uygulama kapasitesinin yanı sıra dijitalleşme, sürdürülebilirlik, yapay zekâ ve uluslararası iş birliklerinin sektörün geleceğini belirleyen temel unsurlar haline geldiği ifade edildi. Mevcut küresel koşullar dikkate alındığında, İnşaat Zirvesi Türkiye 2026'nın yalnızca bir sektör buluşması değil, aynı zamanda Türk inşaat ve yapı malzemeleri sektörlerinin gelecek vizyonunu ortaya koyan stratejik bir platform niteliği taşıdığı değerlendirildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eksim Enerji Rüzgarın Yanına Güneşi Ekledi Haber

Eksim Enerji Rüzgarın Yanına Güneşi Ekledi

İzmir Ovacık RES ve Balıkesir Susurluk RES’te hibrit yatırımlarını tamamlayan şirket, Tokat Killik RES ve Amasya Kayadüzü RES’te de hibrit dönüşümünü sürdürüyor. Toplamda 1,2 GW kurulu güce ulaşan Eksim Enerji, gerçekleştirdiği dönüşümle aynı şebeke altyapısıyla daha fazla temiz enerji üretmeyi hedefliyor. Eksim Holding çatısı altında faaliyetlerini tamamen yenilenebilir enerji kaynaklarıyla sürdüren Eksim Enerji, hibrit santral yatırımlarını mevcut enerji altyapısını daha verimli kullanan yeni nesil üretim modeli olarak değerlendiriyor. Bu kapsamda İzmir Ovacık ve Balıkesir Susurluk RES sahalarındaki hibrit yatırımlarını tamamlayan şirket, Tokat Killik ve Amasya Kayadüzü RES sahalarındaki çalışmalarını da sürdürüyor. Böylece üretim yapısını daha verimli ve daha esnek hale getirmeyi hedefliyor. Eksim Enerji, Türkiye’de 1,2 GW seviyesine ulaşan yenilenebilir enerji portföyünü daha verimli, esnek ve sürdürülebilir bir üretim yapısıyla büyütmeyi hedefliyor. Şirket, hibrit yatırımlarını ilave kapasite oluşturmanın ötesinde, mevcut şebeke bağlantılarının daha etkin kullanılması ve üretimin gün içine daha dengeli yayılması açısından stratejik bir dönüşüm alanı olarak değerlendiriyor. “Hibritler geleceğin entegre enerji sistemlerine geçişin önemli bir adımı” Konuya ilişkin açıklama yapan Eksim Enerji CEO’su Arkın Akbay, yenilenebilir enerji yatırımlarında odağın değiştiğine dikkat çekerek, yeni dönemde kapasite artışının yanı sıra üretim kalitesini ve sistem esnekliğini artıran yatırımların önem kazandığını belirtti. Akbay sözlerini şöyle sürdürdü: “Yenilenebilir enerjide artık yalnızca daha fazla kurulu güç değil, mevcut kaynakları daha akıllı, daha dengeli ve daha verimli kullanan sistemler ön plana çıkıyor. Rüzgar ve güneşin aynı sahada birlikte değerlendirilmesi; mevcut şebeke altyapısının daha etkin kullanılmasını, üretimin gün içine daha dengeli yayılmasını ve enerji sisteminin esnekliğinin artmasını sağlıyor. Bu nedenle hibrit yatırımları yalnızca yeni kapasite yatırımı olarak değil, dijitalleşme, depolama ve esnek üretim anlayışıyla birlikte geleceğin entegre enerji sistemlerine geçişinde önemli bir adım olarak görüyoruz.” “Hibrit yatırımlar enerji dönüşümünü hızlandırıyor” Birden fazla üretim kaynağı uygulamasının yeni yatırım sahalarına kıyasla çok daha kısa sürede devreye alınabildiğine dikkat çeken Arkın Akbay, “Yeni bağlantı süreçleri, arazi temini ve izin mekanizmalarının süresi, toplam maliyeti ve üretim kalitesi düşünüldüğünde hibrit yatırımlar daha ekonomik ve daha hızlı ticari işletmeye geçiyor. Son yıllarda hayata geçirilen düzenlemeler de bu modelin yaygınlaşmasını önemli ölçüde destekledi. Ülkemizde EPDK tarafından onaylanan hibrit santral kapasitesi 5 GW'ı aşarken, bu alandaki yatırımların önümüzdeki yıllarda hızla devreye alınması bekleniyor. Bu büyüklük, hibrit yatırımların artık yenilenebilir enerji sektörünün verim artıran, tamamlayıcı unsurlardan biri haline geldiğini gösteriyor” dedi. Eksim Enerji bugüne kadar tamamlanan hibrit yatırımlarıyla Susurluk RES'in mekanik kurulu gücünü 86,8 MW'a, Ovacık RES'in mekanik kurulu gücünü ise 41,6 MW'a yükseltti. Tokat Killik ve Amasya Kayadüzü RES sahalarında devam eden hibrit yatırımların tamamlanmasıyla birlikte bu alanlardaki toplam mekanik gücünü 56,8 MW’a çıkarmış olacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.