Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dikkat Dağınıklığı

Kapsül Haber Ajansı - Dikkat Dağınıklığı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dikkat Dağınıklığı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Yeni Audi Q7’den Çarpışma Sonrası Güvenlikte Bir İlk Haber

Yeni Audi Q7’den Çarpışma Sonrası Güvenlikte Bir İlk

Güvenlik, yolculuğun her anında önem taşıyor. Sürücünün tehlikeyi fark etmesinden bir çarpışma sırasında yolcuların korunmasına, kaza sonrasında yardımın ulaşmasına kadar her aşama, farklı teknolojilerin birlikte çalışmasını gerektiriyor. Yeni Audi Q7, bu sürecin tamamını kapsayan güvenlik yaklaşımıyla Euro NCAP’in 2026 değerlendirmesinde en yüksek derece olan beş yıldızı elde etti. Çarpışma sonrası güvenlik alanında aldığı yüzde 100 puanla da seri üretim modeller arasında bir ilke imza attı. Üçüncü nesil Q7’nin bu başarısında, ciddi bir kazanın ardından acil yardım sürecini başlatan sistemler, ilave çarpışma riskini azaltan teknolojiler ve kurtarma ekiplerinin müdahalesini kolaylaştıran düzenlemeler rol oynuyor. Model; kurtarma bilgileri, çarpışma sonrası destek ve araçtan çıkış başlıklarının tamamında en yüksek puana ulaştı. Yardımın ulaşması için her saniye önemli Ciddi bir kazanın ardından doğru bilginin hızlı biçimde iletilmesi, yardım sürecinin önemli bir parçası. Audi connect acil çağrı sistemi, bu süreci otomatik olarak başlatabiliyor. Araçtaki yolcular ve çarpışmanın türüne ilişkin yasal olarak iletilmesi gereken verilere ek olarak aracın markası, modeli, rengi ve ilave konum bilgilerini de sağlayabiliyor. Böylece yardımın doğru noktaya yönlendirilmesini ve olay yerindeki duruma ilişkin ilk değerlendirmenin yapılmasını destekliyor. Çok dilli iletişim olanağı, araçtaki kişilerle bağlantı kurulmasını kolaylaştırıyor. Gerekli onayın verilmesi halinde, araçla bağlantılı cep telefonu numarası üzerinden geri arama yapılabilmesi de iletişimin sürdürülmesine yardımcı oluyor. Çarpışmanın ardından devreye giren destek İlk çarpışmanın ardından aracın hareket etmeye devam etmesi, yeni çarpışma risklerini beraberinde getirebiliyor. Audi Q7’nin çoklu çarpışma freni, çarpışma sensörlerinden gelen veriler doğrultusunda devreye girerek aracı otomatik olarak durana kadar frenleyebiliyor. Ardından park freni aracın istemsiz hareketini önlerken dörtlü ikaz lambaları diğer yol kullanıcılarını uyarıyor. Sürücünün gerektiğinde otomatik frenlemeyi geçersiz kılabildiği sistem, kazanın ardından meydana gelebilecek ilave çarpışmaların riskini azaltmaya yardımcı oluyor. Kurtarma ekipleri için bilgi, yolcular için erişim Kaza sonrasında yolcuların araçtan çıkabilmesi ve kurtarma ekiplerinin onlara ulaşabilmesi de güvenliğin temel unsurları arasında yer alıyor. Euro NCAP, bu kapsamda kapı kilitlerinin ve kapıların kaza sonrasında açılabilmesini, düşük voltajlı elektrik beslemesi kesildiğinde ilgili mekanizmaların kullanılabilirliğini ve emniyet kemeri tokalarının açılabilmesini değerlendiriyor. Yeni Audi Q7, araçtan çıkış başlığında da tam puan elde etti. Araca özel kurtarma bilgi formları ve kurtarma kılavuzları, ekiplerin ihtiyaç duyduğu teknik bilgileri sunuyor. Bu bilgiler, olay yerindeki koşulların daha hızlı değerlendirilmesini ve gerekli kurtarma müdahalesinin planlanmasını destekliyor. Güvenlik, kolay kullanımla başlıyor Q7’nin güvenlik yaklaşımı, sürücünün direksiyon başındaki günlük ihtiyaçlarını da kapsıyor. Kolayca görülebilen fiziksel düğmeler ve ergonomik kumanda kolları, temel işlevlere doğrudan erişim sağlıyor. Ekran menülerinde arama yapma ihtiyacını azaltan bu düzen, sürücünün dikkatini yolda tutmasına yardımcı oluyor. Yeni Q7, Euro NCAP’in sürüş kumandaları değerlendirmesinde yüzde 90 puan elde etti. Sürücü izleme sistemi ise yorgunluğu, farklı dikkat dağınıklığı türlerini ve telefon kullanımını algılıyor. Şeritten ayrılmayı önlemeye yönelik destek sistemi, hassasiyetini sürücünün dikkat düzeyine göre ayarlıyor. Sürücü yola odaklandığında uyarı ve müdahaleleri azaltarak desteği o andaki ihtiyaca uyarlıyor. Bütüncül güvenlik yaklaşımına beş yıldız Yeni Audi Q7, Euro NCAP’in dört ana değerlendirme alanında güvenli sürüşte yüzde 72, çarpışmadan kaçınmada yüzde 77, çarpışma korumasında yüzde 88 ve çarpışma sonrası güvenlikte yüzde 100 puan aldı. Beş yıldızlı sonuç, Audi’nin kazaları önlemeye, çarpışma sırasında yolcuları korumaya ve sonrasında kurtarma sürecini desteklemeye uzanan güvenlik yaklaşımını yansıtıyor. Yeni Q7, yolculuk boyunca sunduğu desteği, yardımın en çok ihtiyaç duyulduğu anlarda da sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bayram Yolculuğuna Çıkacaklar Dikkat!  Haber

Bayram Yolculuğuna Çıkacaklar Dikkat! 

Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi, Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, Ramazan Bayramı öncesinde yola çıkacaklara otoyollarda güvenli sürüş ve gişe alanlarında doğru davranışlar konusunda önemli uyarılarda bulundu. Otoyollarda giriş ve çıkışların sınırlı olması güvenlik için önemli Otoyolların temel özelliğinin transit trafiğe ayrılmış olması olduğunu belirten Şener, şu değerlendirmede bulundu: “Otoyol; özellikle transit trafiğe tahsis edilen, belirli yerler ve şartlar dışında giriş ve çıkışın yasaklandığı, yaya, hayvan ve motorsuz araçların giremediği, yalnızca izinli motorlu araçların kullanabildiği ve trafiğin özel kontrole tabi tutulduğu karayoludur. Bu nedenle otoyollarda giriş ve çıkış noktalarının minimum sayıda olması güvenli sürüş açısından büyük önem taşır.” Otoyollarda araçların kendi sınıflarına göre yüksek hızlarda ilerlediğini hatırlatan Şener, “Otoyolda taşıtların kendi sınıflarına göre olabilecek en yüksek hızlarda kullanımına izin verilmiştir ve otoyola giriş-çıkış noktaları bu hızların azaldığı noktalardır. Bu sebeple giriş ve çıkış yapacak sürücülerin güvenli bir şekilde hız planlaması yapabilmesi için otoyollarda hızlanma ve yavaşlama şeritlerini bilmeleri ve fonksiyonlarına uygun bir şekilde kullanmaları büyük bir öneme sahiptir.” dedi. Hızlanma şeridinin sonuna kadar ilerlemek gerekir Otoyola girişlerde kullanılan hızlanma şeritlerinin doğru kullanımının hayati önem taşıdığını ifade eden Özgür Şener, sürücülerin bu şeritleri çoğu zaman yanlış kullandığını söyledi ve “Hızlanma şeridi, otoyola veya ana yola katılan araçların güvenli bir şekilde hızlanarak trafiğin akış hızına uyum sağlaması için ayrılmış şerittir. Bu şeritler sürücülerin ana yoldaki araçların hızına ulaşmasını kolaylaştırır. Bu hıza ulaşmak için hızlanma şeridinin mümkün olduğunca sonuna kadar ilerlenmesi ve ardından otoyola katılınması gerekir.” diye konuştu. Özgür Şener, sürücülerin otoyola katılmadan önce aynalarını kontrol etmeleri, sinyal vermeleri ve ani manevralardan kaçınmaları gerektiğini de sözlerine ekledi. Yavaşlama şeridine erken girmek kazaları önler Otoyoldan çıkışlarda kullanılan yavaşlama şeritlerinin de güvenli sürüş açısından büyük önem taşıdığını belirten Özgür Şener, Türkiye’de sürücülerin sık yaptığı bir hataya dikkat çekti ve “Yavaşlama şeridi, otoyoldan çıkış yapacak araçların güvenli bir şekilde hızlarını azaltmaları için ayrılmış özel bir şerittir. Ancak ülkemizde birçok sürücü çıkışa kadar otoyolda ilerleyip son anda sapaktan ayrılmaya çalışıyor. Bu davranış, arkadan gelen araçlarla çarpışma riskini ciddi şekilde artırıyor. Doğru bir şekilde yavaşlamak şeridinde bulunan taşıtların da akışını engelliyor.” ifadesinde bulundu. 140 kilometre hızla giden araç saniyede 38 metre yol alıyor Yüksek hızın sürüş hatalarının etkisini büyüttüğünü belirten Özgür Şener, otoyollarda mesafe ve hız planlamasının hayati önem taşıdığını söyledi. “Saatte 140 kilometre hızla giden bir araç saniyede yaklaşık 38,8 metre yol alır. Bu da 5 saniyede yaklaşık 194 metre, yani bir buçuk futbol sahası kadar mesafe demektir. Bu nedenle sürücüler yalnızca önlerini değil, aynalar aracılığıyla arkadan gelen trafiği de sürekli kontrol etmelidir.” İfadelerini kullanan Şener, otoyollarda güvenli sürüş için araçlar arasında en az 6 saniyelik takip mesafesi bırakılması gerektiğini vurguladı. En sağ şerit sürekli sürüş şerididir Otoyollarda şerit kullanımının da güvenli sürüş açısından önemli olduğunu ifade eden Şener, “Sürücüler otoyolda mümkün olduğunca en sağ şeridi kullanarak ilerlemelidir. Diğer şeritler sollama amaçlıdır. Sağ şerit dışında herhangi bir şeritte sürekli sürüş yapmak güvenli değildir.” dedi. Özgür Şener ayrıca sürücülerin otoyolda karşılaşabilecekleri risklere karşı dikkatli olması gerektiğini belirterek, emniyet şeridinde duran araçlar, yola düşen yükler, tünellerde arızalanan araçlar ve gece görüşünü zorlaştıran silinmiş yol çizgileri gibi tehlikelere karşı da uyardı. Otoyol sürüşü monotonluk nedeniyle dikkat kaybına yol açabilir Uzun süreli otoyol sürüşlerinin sürücülerde dikkat kaybına yol açabileceğini ifade eden Özgür Şener, bu durumun kazalara zemin hazırlayabildiğini söyledi. Şener, “Otoyol sürüşleri monoton sürüş olarak tanımlanabilir. Bu durum sürücülerde dikkat dağınıklığı, tek elle araç kullanma, sinyal vermeden şerit değiştirme veya uykululuk gibi riskli davranışlara yol açabilir. Sürücülerin bu konuda farkındalık geliştirmesi gerekir.” diye konuştu. Gişelerde en sık yaşanan kazalar Son dönemde paralı otoyol ve köprü gişelerinde de ciddi kazalar yaşandığını hatırlatan Özgür Şener, bu kazaların çoğunun sürücü hatasından kaynaklandığını ifade etti ve “İki aracın aynı gişeye girmeye çalışması, son anda gişe değiştirme, yavaşlayan araca arkadan çarpma veya yanlış gişeye girip geri manevra yapma gibi davranışlar gişe bölgelerinde en sık görülen kaza nedenleridir.” ifadesinde bulundu. Gişelerde hız genellikle 30 kilometre olmalı Sürücülerin gişe alanlarına yaklaşırken hızlarını mutlaka düşürmeleri gerektiğini vurgulayan Özgür Şener, “Gişe alanlarına yaklaşırken verilen hız limitlerine eksiksiz uyulmalıdır. Ani fren yerine kademeli yavaşlama yapılmalıdır. Gişe alanlarında hız limiti genellikle 30 kilometre/saat civarındadır. Bayram dönemleri, tatil dönemleri, mesai başlangıç ve bitiş saati gibi zamanlarda gişelerde uzun beklemeler olmaktadır. Bu durumlarda sabırlı ve sakin kalmak önemlidir.” dedi. Şener, gişelerde sürücülerin en sık yaptığı hatanın son anda şerit değiştirmek olduğunu da kaydederek, “Sürücülerin en çok yaptığı hatalardan biri, son anda gişe değiştirmeye çalışmaktır. Gişeye girmeden önce hangi şeridi kullanacağınızı belirlemeli ve o şeritte ilerlemelisiniz. Son anda yapılan şerit değişiklikleri arkadan gelen araçlarla çarpışma riskini artırır.” şeklinde konuştu. Gişe çıkışlarında ani hızlanmayın Gişelerden çıktıktan sonra sürücülerin ani hızlanma eğiliminde olduğunu belirten Şener, bunun da risk oluşturduğunu söyledi ve “Gişe çıkışlarında sürücüler genellikle ani hızlanmaya çalışır. Ancak çevredeki araçların da aynı anda hızlanabileceği unutulmamalı ve çevre sürekli gözlemlenerek sürüşe devam edilmelidir. Tüm işaret ve yönlendirmeler sürücüler tarafından takip edilmeli ve eksiksiz uyulmalıdır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk Haber

Dijital Dünyada Yeni Bir Sorun: Dijital Obezite ve Dijital Oburluk

Teknolojinin hayatımızın merkezine yerleşmesiyle birlikte bilgiye, içeriğe ve etkileşime erişim hiç olmadığı kadar kolaylaştı. Ancak bu kolaylık, beraberinde dijital obezite ve dijital oburluk gibi modern çağın görünmez sorunlarını da getirdi. Bugün birçok kişi, farkında olmadan dijital içerikleri kontrolsüzce tüketiyor; bu durum zihinsel yorgunluk, dikkat dağınıklığı ve verimlilik kaybına yol açıyor. Bu yazıda dijital obezite ve dijital oburluk kavramlarını, nedenlerini, etkilerini ve çözüm yollarını ele alıyoruz. Dijital Obezite Nedir? Dijital obezite, bireyin ihtiyaç duymadığı halde aşırı miktarda dijital içeriğe maruz kalması ve bu içerikleri tüketmesi sonucunda ortaya çıkan zihinsel ve duygusal yüklenme durumudur. Tıpkı fiziksel obezitede olduğu gibi burada da temel sorun, kontrolsüz tüketimdir. Dijital Obezitenin Belirtileri Sürekli bildirim kontrol etme ihtiyacı Sosyal medya uygulamalarında planlanandan çok daha fazla zaman geçirme Bilgi bombardımanı nedeniyle karar verememe Odaklanma süresinin kısalması Dijital yorgunluk ve tükenmişlik hissi Dijital Oburluk Nedir? Dijital oburluk, dijital obezitenin davranışsal boyutudur. Kişinin sürekli daha fazla içerik tüketme isteği duyması ve “kaçırma korkusu” (FOMO) ile hareket etmesidir. Burada amaç bilgi edinmekten çok, tüketmeye devam etmektir. Dijital Oburluğa Örnek Davranışlar Bir içeriği bitirmeden diğerine geçmek Sosyal medyada “sonsuz kaydırma” alışkanlığı Aynı anda birden fazla platformda aktif olmak Gerçek ihtiyacı sorgulamadan içerik tüketmek Dijital Obezite ve Dijital Oburluğun Nedenleri 1. Algoritmalar ve Sonsuz Akış Sosyal medya ve içerik platformları, kullanıcıyı daha uzun süre ekranda tutmak için tasarlanır. 2. FOMO (Gelişmeleri Kaçırma Korkusu) “Bir şeyleri kaçırıyorum” hissi, sürekli bağlantıda kalma ihtiyacı yaratır. 3. Bilgi Çağı Baskısı Her şeyi bilme, her şeye yetişme zorunluluğu algısı. 4. Dijital Minimalizmin Eksikliği Dijital tüketimde sınır koyma alışkanlığının olmaması. Dijital Obezitenin Bireysel ve Kurumsal Etkileri Bireysel Etkiler Dikkat dağınıklığı Zihinsel yorgunluk Stres ve kaygı artışı Üretkenlik kaybı Kurumsal Etkiler Çalışan verimliliğinde düşüş Toplantı ve iletişim kirliliği Sürekli bildirim kaynaklı odak kaybı Dijital tükenmişlik sendromu Dijital Obeziteden Kurtulmanın Yolları 1. Dijital Farkındalık Geliştirin Ne tükettiğinizi, neden tükettiğinizi sorgulayın. 2. Bildirim Diyeti Uygulayın Gerçekten gerekli olmayan bildirimleri kapatın. 3. Dijital Minimalizm Benimseyin Az ama nitelikli içerik tüketmeye odaklanın. 4. Ekran Süresi Sınırları Belirleyin Günlük dijital kullanım sürelerinizi planlayın. 5. Bilinçli İçerik Tüketimi Her içerik size değer katmak zorunda değildir. Dijital Sağlık: Yeni Nesil Bir Yetkinlik Günümüzde dijital sağlık, bireyler ve kurumlar için kritik bir yetkinlik haline gelmiştir. Dijital obezite ve dijital oburlukla mücadele, sadece teknoloji kullanımını azaltmak değil; doğru, bilinçli ve amaçlı kullanım geliştirmektir. Sonuç Dijital obezite ve dijital oburluk, fark edilmediğinde uzun vadede ciddi zihinsel ve davranışsal sorunlara yol açabilir. Ancak doğru farkındalık ve dijital disiplin ile teknoloji, hayat kalitesini düşüren değil; artıran bir araç haline getirilebilir. Unutmayın: Sorun dijital dünya değil, onu nasıl tükettiğimizdir.

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart! Haber

Kanser Tedavisinde Ruhsal Destek Şart!

Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Bu süreçlerde çoğu hasta yıkıcı olumsuz düşüncelere kapılır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır.” dedi. Bu dönemde verilen psikolojik desteğin, duygusal yükü hafiflettiğini, tedaviye uyumu ve yaşam kalitesini artırdığını vurgulayan Erol, ruhsal destek olmadan yürütülen bir tedavinin eksik kaldığını aktardı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, kanser tanısının hastalarda yarattığı psikolojik etkileri ve psikolojik desteğin tedavi sürecindeki önemini anlattı. Kanser tanısı, bedeni ve ruhu sarsan bir deneyim! Kanser tanısı almanın, insanın yaşamını yalnızca bedensel değil ruhsal anlamda da sarsan bir deneyim olduğunu dile getiren Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Kişinin hayatındaki pek çok alanın yeniden yapılanmasıyla birlikte en temel inanç sistemleri de değişir.” dedi. Tanı konulduğunda, birçok hastanın ilk anda yoğun bir şok, korku, inkar ve çaresizlik hissettiğini ifade eden Erol, “Bu süreçlerde çoğu hastanın zihninde beliren yaygın otomatik düşünceler ‘artık eskisi gibi olamayacağım’ ya da ‘bunu hak ettim’ gibi yıkıcı olumsuz inançlardır. Bu düşünceler, kişinin geleceğe dair umudunu ve kontrol duygusunu zayıflatır. ‘Neden ben?’ sorusu zihinde yankılanırken, ölüm korkusu, belirsizlik, bedensel kontrolün kaybedilmesi ve sosyal rollerin değişmesi gibi faktörler duygusal yükü artırır.” şeklinde konuştu. Psikolojik destek, hastanın duygusal yükünü hafifleterek, tedaviye uyumunu artırıyor! Bu süreçte hastaların genellikle anksiyete, depresyon, öfke patlamaları, uyku bozuklukları, dikkat dağınıklığı, umutsuzluk ve sosyal izolasyon gibi psikolojik belirtiler yaşadığına dikkat çeken Erol, “Bu noktada psikolojik desteğin devreye girmesi, hem duygusal yükün hafiflemesi hem de tedavi sürecine uyumun artması açısından kritik bir önem taşır.” dedi. Bilimsel verilerin, psikolojik desteğin yaşam kalitesini artırdığını, bağışıklık sistemini güçlendirdiğini ve tedaviye uyumu arttırdığını ortaya koyduğunu kaydeden Erol, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ruhsal olarak iyi hisseden bir hastanın, kemoterapi ve radyoterapi gibi zorlu tedavi süreçlerine daha dayanıklı olduğu gözlenmiştir. Klinik deneyimlerde de sıkça görüldüğü üzere, psikoterapi desteği alan hastalar yan etkilerle daha iyi baş edebiliyor. İlaçlarını düzenli kullanıyor ve hastalığa rağmen günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor. Psikolojik desteğin etkisi, beynin stres ve bağışıklık sistemleri arasındaki bağlantıyla da açıklanabilir; çünkü yüksek stres, kortizol düzeylerini artırarak bağışıklık sistemini zayıflatırken, duygusal dengeyi korumak bu biyolojik mekanizmayı da olumlu etkiler.” Psikoterapi, hastaların kontrol edilebilir yönlere odaklanmasını sağlar! Psikoterapinin kanser hastalarında sıkça görülen olumsuz otomatik düşünceleri fark etmeyi ve yeniden yapılandırmayı hedeflediğine değinen Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Yani yıkıcı inanışlar yerine hastalığın kontrol edilebilir yönlerine ve yaşamın halen sürdürülebilir değerlerine odaklanma sağlanır.” dedi. Kabul ve Kararlılık Terapisinin (ACT) ise hastalığın getirdiği belirsizlik ve acı karşısında duygusal kabul geliştirmeye, kişinin yaşamına anlam katan değerlere yeniden yönelmesine yardımcı olduğuna işaret eden Erol, “Mindfulness temelli yaklaşımlar, kişinin şu ana odaklanmasını ve bedeninde olan değişimlerle savaşmak yerine onlarla birlikte var olmayı öğrenmesini destekler. Bu sayede kaygı düzeyi azalır, duygusal regülasyon artar ve yaşam kalitesinde belirgin bir iyileşme gözlenir.” açıklamasını yaptı. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır! Psikolojik desteğin yalnızca bireysel terapiyle sınırlı olmadığını hatırlatan Uzman Klinik Psikolog İpek Erol, “Grup terapileri, sanat terapisi ve aileye yönelik psiko-eğitim programları da büyük önem taşır.” dedi. Grup terapilerinin, hastaların benzer deneyimlerden geçen kişilerle paylaşım yapmasını sağlayarak yalnızlık hissini azalttığını ve umut duygusunu güçlendirdiğini vurgulayan Erol, sözlerini şöyle tamamladı: “Sanat terapisi, hastalığı söze dökmenin zor olduğu durumlarda duyguların ifade edilmesine olanak tanır. Aileye verilen psiko-eğitim ise hastanın yakın çevresinin de sürece bilinçli ve destekleyici şekilde katılmasını sağlar. Çünkü kanser yalnızca bireyi değil, ailesini ve sosyal çevresini de etkileyen bir krizdir. Kanserle başa çıkmak, hastalığı yenmek kadar, yeniden yaşama tutunmayı, yeniden umut etmeyi öğrenmektir. Ruh sağlığı desteklenmeden yapılan bir tedavi, eksik kalır. Çünkü insan yalnızca bedenden ibaret değil; iyileşme de yalnızca tıbbi değil, aynı zamanda ruhsal bir süreçtir.”

Dikkat Dağınıklığında “Moxo Testi” Dönemi Haber

Dikkat Dağınıklığında “Moxo Testi” Dönemi

Bilişsel alanları değerlendirebilen bir test ile doğru tanının rahatlıkla konulabildiğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Artık herkes kendinde ya da çocuğunda bilinçsizce DEHB’den şüpheleniyor. Oysa bu saptamanın yapılabilmesi için bilimsel ve güvenilir bir değerlendirme şart. Moxo dikkat testi bu noktada hem uzmanlara hem de ailelere büyük bir kolaylık sağlıyor” dedi. Bilgisayar destekli bir dikkat performans testi olan Moxo, görsel ve işitsel dikkat dağıtıcılarla, kişinin dikkatini sürdürme ve tepki verme becerisini ölçüyor. Testin; DEHB, dürtüsellik, dikkat dağınıklığı, hiperaktivite, öğrenme güçlüğü ve bazen de diğer nöropsikiyatrik durumların ayrımına yardımcı olduğunu ifade eden Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Klinik değerlendirme sonucunda psikiyatrist, nörolog veya psikolog gibi bir uzman, tanıya yardımcı olması için Moxo testi isteyebilir. Bilgisayar başında ve birebir uzman eşliğinde yapılan çalışmada, katılımcı belirli semboller göründüğünde hızlı ve doğru şekilde tepki vermeye çalışır. Kullanılan görsel ve işitsel dikkat dağıtıcılar aracılığıyla kişinin tepki süresi, doğruluğu, dürtüselliği ve yanlış tepkileri analiz edilir” dedi. Test sonucu aynı gün içinde çıkabiliyor Sadece çocuklar için değil yetişkinler için de başvurulabilecek bir yöntem olduğunun altını çizen Uzman Psikolog Jülide Unutmaz, “Altı yaşından itibaren uygulanabilen Moxo’nun 6-12 yaş arası çocuk, 13 yaş ve üzeri ergen-yetişkin versiyonları bulunuyor. Çocuklarda ortalama 15 dakika süren test, yetişkinlerde ise 18 dakika civarında tamamlanıyor. Testin süresi sabit olmakla beraber, kişisel özelliklere göre ortaya konan performans değişebiliyor. Uygulamadan sonra uzman değerlendirmesiyle elde edilen sonuçlar genellikle aynı gün veya 1-2 gün içinde katılımcılarla paylaşılıyor” şeklinde konuştu. Gerçek hayatı simüle ediyor Moxo’nun sadece dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu şüphesi taşıyan kişiler için kullanılmadığını belirten Unutmaz, “Testte dikkat, zamanlama, dürtüsellik ve hiperaktivite düzeyleri detaylıca değerlendirildiği için DEHB dışında dikkat problemleri, öğrenme güçlüğü ve terapi/ilaç öncesi-sonrası karşılaştırmalarında da fayda sağlıyor. Ancak tüm bunlara rağmen Moxo’nun kendi başına tanı koyamayacağı, klinik görüşme ve diğer verilerle birlikte sürece yalnızca destek olabileceği bilinmeli” dedi. Bilimsel araştırmalarla desteklenmiş uluslararası yöntemin Türkiye'deki geçerlilik ve güvenilirlik çalışmalarının eksiksiz olduğunu dile getiren Unutmaz, “Moxo’nun klasik dikkat testlerinden farkı; gerçek hayattaki dikkat dağıtıcıları simüle etmesi, bilgisayar destekli olduğu için objektif veri sağlaması ve performans detaylı kategoriler içermesi olarak sıralanabilir” açıklamasında bulundu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.