Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Diş Hekimi

Kapsül Haber Ajansı - Diş Hekimi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Diş Hekimi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Aft Nedir, Neden Olur? Ağız İçindeki Aft Nasıl Geçer? Haber

Aft Nedir, Neden Olur? Ağız İçindeki Aft Nasıl Geçer?

Ağız içinde görülen küçük ancak ağrılı yaralar, toplumda yaygın olarak “aft” olarak biliniyor. Genellikle dudakların ve yanakların iç kısmında, dilde veya ağız tabanında ortaya çıkan aftlar; beyaz, sarı ya da gri renkli bir merkezin çevresindeki kızarıklıkla fark edilebiliyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında aft, ağız içindeki mukozal yüzeyde meydana gelen küçük ve ağrılı lezyonlar olarak tanımlanıyor. Aft oluşumunda ağız içindeki dokuların travmaya uğraması, vitamin ve mineral eksiklikleri, genetik yatkınlık ve bağışıklık sistemiyle ilişkili faktörlerin etkili olabileceği belirtiliyor. Aft Nedir? Aft, ağız içindeki yumuşak dokularda meydana gelen, çoğunlukla yuvarlak veya oval şekilli ağrılı yaralardır. Aftöz ülser olarak da adlandırılan bu yaralar genellikle beyazımsı, sarı veya gri bir merkeze ve kırmızı bir çevreye sahiptir. Aftlar özellikle yemek yeme ve konuşma sırasında ağrıya yol açabilir. Sıcak, baharatlı, tuzlu veya asitli yiyecekler yaranın tahriş olmasına ve rahatsızlığın artmasına neden olabilir. Aftların uçukla karıştırılmaması da önem taşıyor. Tekrarlayan aftöz ülserler bulaşıcı değildir ve temas yoluyla başka kişilere geçmez. Aft Neden Olur? “Aft neden çıkar?” ve “ağızda aft neden olur?” soruları, ağız yarası yaşayan kişilerin en fazla merak ettiği konular arasında yer alıyor. Tekrarlayan aftların kesin nedeni her zaman belirlenemese de aft oluşumunu tetikleyebilen veya şiddetlendirebilen birçok faktör bulunuyor. Ağız veya yanağın yanlışlıkla ısırılması, sert diş fırçalama, keskin dişler, diş telleri ve protezlerin oluşturduğu tahriş aft oluşumunu tetikleyebiliyor. Stres ve yorgunluk da bazı kişilerde aftların ortaya çıkmasıyla ilişkilendiriliyor. Bunun yanında demir, folat ve B grubu vitaminlerinin düşük düzeyleri bazı kişilerde aftlarla ilişkili olabiliyor. Hormonal değişiklikler ile çok sıcak, baharatlı, tuzlu veya asitli yiyecekler de aftları tetikleyebiliyor ya da mevcut yaranın daha fazla rahatsızlık vermesine yol açabiliyor. Afta Ne İyi Gelir? Aft Nasıl Geçer? Aftların önemli bir bölümü herhangi bir ciddi müdahaleye ihtiyaç duymadan kendiliğinden iyileşiyor. Küçük aftların çoğu yaklaşık 1-2 hafta içerisinde düzelebiliyor. İyileşme döneminde ağız hijyeninin korunması, yaranın tekrar tekrar tahriş edilmemesi ve ağız içini rahatsız eden gıdalardan uzak durulması önem taşıyor. Özellikle acı, çok baharatlı, tuzlu, asitli ve sert yiyecekler aft ağrısını artırabileceğinden bunların tüketiminin sınırlandırılması faydalı olabiliyor. Yumuşak bir diş fırçası kullanmak ve ağız içindeki yarayı tahriş etmemek de iyileşme döneminin daha rahat geçirilmesine yardımcı olabilir. Gerektiğinde hekim veya diş hekiminin değerlendirmesiyle ağrıyı azaltmaya ve iyileşmeyi desteklemeye yönelik ağız gargaraları veya lokal tedaviler kullanılabilir. Aft İçin Tuzlu Su Kullanılır mı? Aft konusunda en çok araştırılan yöntemlerden biri de tuzlu suyla ağız çalkalamaktır. Tuzlu su ile yapılan ağız çalkalama, ağız hijyeninin desteklenmesine yardımcı olabilecek yöntemler arasında gösteriliyor. Ancak bu uygulama aftın altında yatan nedeni tedavi eden kesin bir yöntem olarak değerlendirilmemeli. Tekrarlayan Aftlar Neden Önemli? Arada sırada ortaya çıkan ve kısa sürede iyileşen aftlar çoğunlukla ciddi bir sağlık sorununa işaret etmiyor. Ancak sürekli tekrarlayan, normalden büyük olan veya uzun süre geçmeyen ağız yaralarının değerlendirilmesi gerekiyor. Tekrarlayan aftlarda hekim tarafından demir, B12 ve folat gibi değerlerin araştırılması gerekebilir. Daha nadir durumlarda tekrarlayan ağız ülserleri Crohn hastalığı, çölyak veya Behçet hastalığı gibi başka sağlık sorunlarıyla ilişkili olabileceğinden, eşlik eden başka belirtilerin bulunması durumunda tıbbi değerlendirme önem taşıyor. Aft Ne Zaman Tehlikeli Olabilir? Özellikle üç haftadan uzun süren ağız yaralarının hekim veya diş hekimi tarafından değerlendirilmesi öneriliyor. Bunun yanı sıra aftların çok büyük olması, giderek yayılması, sık sık tekrarlaması veya kişinin yemek yemesini ve sıvı tüketmesini ciddi şekilde engellemesi durumunda da sağlık kuruluşuna başvurmak gerekiyor. Sağlık Bakanlığı kaynaklarında da sürekli tekrarlayan ve geçmeyen ağız yaralarının kronik hastalıklar ve diğer olası nedenler açısından araştırılması gerektiğine dikkat çekiliyor. Aft Oluşumunu Azaltmak İçin Nelere Dikkat Edilmeli? Aft oluşumunu tamamen engellemenin kesin bir yolu bulunmasa da ağız içindeki travmaları azaltmak, yumuşak diş fırçası kullanmak, dengeli beslenmek, ağız hijyenine dikkat etmek ve kişide aftı tetiklediği fark edilen yiyeceklerden uzak durmak yararlı olabilir. Sık tekrarlayan aftlarda ise yalnızca yarayı geçirmeye çalışmak yerine altında yatan olası nedenlerin araştırılması önem taşıyor. Özellikle uzun süre iyileşmeyen ağız yaralarında “nasıl olsa afttır” yaklaşımı yerine hekim veya diş hekimi değerlendirmesi öneriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı ⋮⋮⋮⋮

 Türkiye’de Yaklaşık 15 Milyon Kişi Ortodontik Tedaviye İhtiyaç Duyuyor  Haber

 Türkiye’de Yaklaşık 15 Milyon Kişi Ortodontik Tedaviye İhtiyaç Duyuyor 

Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik ise şeffaf plak tedavisinin estetik bir tercih olarak görülmemesi gerektiğinin altını çizerek, hastaların bu tedaviye erişebilmesi için konunun geri ödeme kapsamına alınması yönünde ilgili kurumlarla görüşmelerini sürdürdüklerini belirtti. Şeffaf plak tedavileri, dijital ortodonti alanında bilimsel bilgi paylaşımı ve bu alanda mesleki gelişimi destekleyen Aligner Derneği, Swissôtel Çeşme’de düzenlediği kongrede yurt dışından ve Türkiye’den alanında önde gelen ortodontistlerin yanı sıra uzman isimleri ve genç ortodontistleri bir araya getirdi. Şeffaf plak ve tel tedavisi arasındaki farklar, ortodontik tedavide başarı kriterleri, sosyal medyada şeffaf plak bilgilerinin güvenilirliği ve kişiye özel teşhisin önemi, kongrede öne çıkan başlıklar arasında yer aldı. Kongrede, şeffaf plakların dijital planlamayla kişiye özel olarak tasarlanan, takıp çıkarılabilen ortodontik tedavi seçeneği olduğu da vurgulandı. Hastalarda estetik görünüm, günlük yaşama uyum ve kullanım kolaylığı açısından avantajlar sunabilen bu yöntemde tedavi kararının; ortodontik sorunun türü, hastanın ihtiyacı ve uzman hekim değerlendirmesi doğrultusunda verilmesi gerektiği belirtildi. Çocuklarda ortadontik sorunlarda erken teşhis ve tedavinin önemine dikkat çekilerek, bu şekilde ilerleyen dönemde oluşabilecek fiziksel ve psikolojik sorunların önüne geçilebileceğinin altı çizildi. Ebeveynlerin yüzde 33’ü ortodontik tedavi konusunda bilgi sahibi değil Aligner Derneği tarafından gerçekleştirilen Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması, toplumdaki ortodontik tedavi ihtiyacı yüksek olmasına karşın bilgi ve düzenli kontrol alışkanlığının sınırlı kaldığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre Türkiye’de yaklaşık 15 milyon kişinin ortodontik tedaviye ihtiyaç duyduğu tahmin edilirken, düzenli diş hekimi kontrolü oranı yüzde 36 seviyesinde kalıyor. Ebeveynlerin yüzde 33’ü ise çocuklarda ortodontik tedavi konusunda hiçbir bilgiye sahip olmadığını belirtiyor. Dijital tarama, kişiye özel üretim ve yapay zeka destekli planlama hasta konforunu artırıyor Aligner Derneği Başkanı ve Ortodonti Uzmanı Dr. Aktan Zeki Çelik, kongrede yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Şeffaf plaklar, ortodontide son yılların en önemli yeniliklerinden biri. Dijital tarama, yapay zekâ destekli tedavi planlaması ve kişiye özel üretim gibi teknolojiler sayesinde ortodontik tedavi çok daha dijital, öngörülebilir ve hasta odaklı bir yapıya kavuşuyor. İstenildiği zaman takıp çıkarılabilen yapısı, estetik avantajları ve günlük yaşamı kolaylaştıran özellikleri de hastaların tedavi sürecindeki konforuna önemli katkı sağlıyor. Dünyada bu alandaki teknolojiler hızla gelişirken, şeffaf plak kullanımı da giderek genişliyor” dedi. “Çocuklarda şeffaf plak tedavisinin geri ödeme kapsamına alınmasını önemsiyoruz” Çocuklarda ortodontik sorunların yalnızca estetik bir konu olarak değil, ağız ve diş sağlığını doğrudan ilgilendiren bir sağlık problemi olarak ele alınması gerektiğinin altını çizen Çelik, açıklamasında şunları söyledi: “Özellikle çocuklarda ortodontik sorunların erken dönemde fark edilmesi ve uygun tedaviye erişimin sağlanması büyük önem taşıyor. Şeffaf plaklar da uygun vakalarda çocukların ortodontik tedavisinde önemli bir seçenek sunuyor. Bu nedenle çocukların ihtiyaç duydukları tedaviye erişimini kolaylaştırmak amacıyla şeffaf plak tedavisinin geri ödeme kapsamına alınmasını önemsiyoruz. Önümüzdeki dönemde dünyadaki bilimsel ve teknolojik gelişmelerin Türkiye’deki uygulamalara daha hızlı yansıması, hekimlerin bilgi ve deneyiminin güçlenmesi, hastaların doğru tedavi seçeneklerine erişiminin artması için çalışmalarımıza devam edeceğiz.” Katılımcıların yüzde 56’sı şeffaf plağı bildiğini söylese de yalnızca yarısı doğru tanımlıyor Türkiye’de Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması, şeffaf plak tedavilerine yönelik farkındalığın artmasına karşın tedaviye ilişkin doğru bilgi düzeyinin hâlâ sınırlı olduğunu gösteriyor. Araştırmaya katılanların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini ifade ederken, yalnızca yarısı tedaviyi doğru şekilde tanımlayabiliyor. Bu sonuçlar, şeffaf plak tedavilerinin bilinirliğinin artmasına rağmen doğru ve kapsamlı bilgiye erişim konusunda hâlâ gelişim alanı bulunduğuna işaret ediyor. Araştırmaların yüzde 88’i ortodontik bozuklukların zorbalıkla ilişkili olduğunu gösteriyor Kongrede ortodontik sorunların erken dönemde fark edilmesinin önemine de dikkat çekildi. Ortodontik bozuklukların çocukların sosyal ve duygusal yaşamına yansıdığını vurgulayan Dr. Aktan Zeki Çelik, özellikle ilerleyen dönemde fiziksel ve psikolojik sorunlara zemin oluşturabilecek bazı durumların erken tanı ve tedavi ile çözülebileceğini belirtti. Ortodontik sorunların yalnızca dişlerin görünümü üzerinden değerlendirilmemesi gerektiğinin altını çizen Çelik, “Çocukluk ve ergenlik döneminde diş ve çene yapısındaki bozukluklar; çocuğun özgüvenini, akran ilişkilerini ve sosyal yaşamını etkileyebiliyor. Bilimsel çalışmalar, bu sorunların bazı çocuklarda gülmekten ya da konuşmaktan kaçınmaya, görünümünden rahatsızlık duymaya, kaygıya ve sosyal ortamlardan uzaklaşmaya kadar uzanan sonuçlarla ilişkili olabildiğini gösteriyor. Nitekim 25 çalışmayı kapsayan bir derlemede, araştırmaların yüzde 88’inde maloklüzyon veya yapısal diş anomalileri ile zorbalığa maruz kalma arasında ilişki bildirilmesi de konunun yalnızca estetik olmadığını ortaya koyuyor. Bu nedenle çocuklarda ortodontik sorunlara işaret edebilecek belirtilerin erken dönemde fark edilmesi önemli. Ağzı açık uyumak, konuşurken zorlanmak ya da gülerken ağzını kapatmak gibi belirtiler de aileler tarafından önemsenmeli ve gerektiğinde bir ortodontiste başvurulmalı. Erken değerlendirme, olası ortodontik sorunların zamanında tespit edilmesine ve uygun tedavi yaklaşımının belirlenmesine yardımcı oluyor. Bu doğrultuda çocukların 7 yaş civarında ilk ortodontik kontrollerinin yapılmasını önemsiyoruz.” Ortodontik Tedavi Algısı ve Farkındalık Araştırması Sonuçlarında Öne Çıkan Veriler Ortodontik tedaviye ihtiyacı olduğu hekimler tarafından belirtilen kişilerin yalnızca yaklaşık yarısı tedaviye başlıyor. Ortodontik tedaviye başlayanların yüzde 61’i fonksiyonel, yüzde 39’u ise estetik nedenlerle tedaviye başladığını belirtiyor. Katılımcıların yüzde 50’si ortodontik tedaviyi düşündüğünü ya da değerlendirdiğini ifade ediyor. Katılımcıların yüzde 56’sı şeffaf plak tedavisini bildiğini söylerken, tedaviyi doğru şekilde tanımlayabilenlerin oranı yüzde 50 seviyesinde kalıyor. Şeffaf plak tedavisi görenlerin yüzde 37’si daha önce diş teli tedavisi gördüğünü belirtiyor. Şeffaf plak tercihinde günlük hayat ve zaman verimliliği yüzde 37, estetik nedenler ile sosyal/profesyonel etki ise yüzde 28 oranında belirtiliyor. Ortodontik tedavi gören hastaların yaklaşık üçte birini yetişkinler oluşturuyor ve yetişkin hastaların yüzde 85’i tedavi sonucundan memnun olduğunu bildiriyor. Çocuklarda dişlerin görünümüne ilişkin estetik kaygıda “çok endişeli” ve “endişeli” yanıtlarının toplamı yüzde 72’ye ulaşıyor. Çocuk ve ergenlerde ortodontik tedavi sonrasını inceleyen bir çalışmada, tedavi öncesinde görünümü nedeniyle akranları tarafından alay konusu olan çocukların oranı yüzde 76 iken, tedavi sonrasında çocukların yüzde 96’sı artık alay yaşamadığını ifade ediyor. Aynı çalışmada, tedavi öncesinde gülmekten ve konuşmaktan kaçınan çocukların yüzde 90’ı tedavi sonrasında akranlarıyla güvenle konuşabildiğini, yüzde 88’i ise okul performansı ve ders dışı etkinliklere katılımının iyileştiğini bildiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bebeklerde Diş Sağlığını Korumanın 10 Altın Kuralı Haber

Bebeklerde Diş Sağlığını Korumanın 10 Altın Kuralı

Özellikle şeker tüketimi, beslenme sıklığı, gece beslenmeleri, ağız hijyeni, biberon ve emzik kullanımı gibi faktörler, erken çocukluk çağı çürükleri açısından önem taşıyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, bebeklik döneminden itibaren ağız ve diş sağlığının korunması için ebeveynlerin dikkat etmesi gereken 10 temel noktaya dikkat çekiyor. 1. İlk İki Yıl Şekerle Tanıştırmayın Yanlış beslenme alışkanlıkları, çocuklarda diş çürüklerinin önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Özellikle erken yaşta şekerli yiyecek ve içeceklerle tanışılması, ağız ve diş sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. 2 yaşın altındaki çocukların beslenmesinde şeker bulunmaması, ilerleyen dönemlerde ise şeker içeren yiyecek ve içeceklerin tüketiminden kaçınılması diş sağlığının korunması açısından önem taşıyor. 2. Anne Sütünü Çürüğün Tek Nedeni Olarak Görmeyin Anne sütü, bebeklerin büyüme ve gelişimi açısından önemli bir besin kaynağı. Bununla birlikte özellikle uzun süren gece beslenme alışkanlığı ve gece emzirme sıklığı, şeker içeren ek gıdaların tüketimi ve yetersiz ağız hijyeni gibi faktörlerin bir araya gelmesi, erken çocukluk çağı çürüğü riskini artırabiliyor. Bu nedenle ilk dişlerin sürmesinden itibaren bebeğin ağız hijyenine özen gösterilmesi önem kazanıyor. Dişler çıktıktan sonra düzenli fırçalama alışkanlığının oluşturulması ve hijyen alışkanlıklarının idame ettirilmesi gerekiyor. Anne sütünün tek başına çürüğün nedeni olarak değerlendirilmemesi; beslenme şekli, süresi ve sıklığı, gece beslenmeleri, şeker tüketimi ve ağız hijyeniyle birlikte ele alınması gerekiyor. 3. “Doğal Şeker” De Çürük Riskini Ortadan Kaldırmıyor Ek besinlere geçilen dönemde yiyecekleri tatlandırmak amacıyla beyaz veya esmer şeker yerine bal, pekmez ya da keçiboynuzu özü gibi ürünlerin kullanılması, bu ürünlerin dişler açısından risksiz olduğu anlamına gelmiyor. Bal ve pekmez de doğal şeker içerikleri ile tüketim şekline ve sıklığına göre dişler için tehlike arz edebiliyor. Özellikle bebeğin kolay uykuya dalmasını sağlamak amacıyla biberonun veya emziğin şekerli ürünlerle tatlandırılması, gece saatlerinde tükürük akışının azalması, şekerli gıdaların diş yüzeyleriyle temas süresinin uzaması ve ağız hijyeninin sağlanamaması gibi faktörlerle birleşerek çürük riskini artırabiliyor. 4. Sütü Tatlandırmadan Tüketmeye Özen Gösterin Süt, doğal bir kalsiyum kaynağı olarak tatlandırılmadan tüketilmeli. Diş çürüğü açısından yalnızca alınan şeker miktarı değil, şekerin ne sıklıkta ve ne kadar süreyle diş yüzeyleriyle temas ettiği de önem taşıyor. Bu nedenle bebeklik döneminden itibaren tatlandırılmış süt ve şekerli içecek alışkanlığının oluşturulmaması gerekiyor. 5. Kaşık ve Biberon Gibi Araçları Ortak Kullanmayın Çürükle ilişkili bakterilerin bakım verenlerden bebeklere tükürük yoluyla aktarılması mümkün. Bu nedenle yetişkinlerle bebekler arasında kaşık, biberon veya ağızla temas eden beslenme araçlarının ortak kullanılmamasına dikkat edilmesi gerekiyor. Bebeğin ağız çevresinden öpülerek sevilmesi de bakteri aktarımı açısından risk taşıyabiliyor. 6. Biberondan Bardağa Geçişi Geciktirmeyin Biberon kullanımının uzun süre devam ettirilmesi, özellikle biberonun uyku sırasında veya uzun süre ağızda tutulması, çürük açısından risk oluşturabiliyor. Bu nedenle yaklaşık 12. aydan itibaren bardaktan içme becerisinin desteklenmesi ve biberondan kademeli olarak uzaklaşılması öneriliyor. 7. Düzenli İlaç Kullanan Bebeklerde Bireysel Risk Durumunu Göz Önünde Bulundurun Tanı konmuş bir hastalığı bulunan ve düzenli ilaç kullanması gereken bebeklerde ağız hijyeni alışkanlıklarının çocuğun bireysel ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi önem arz ediyor. Kullanılacak ağız bakım ürünlerinin seçimi, beslenme düzeni ve diş hekimi kontrol sıklığının çocuğun çürük riskine göre belirlenmesi gerekiyor. Düzenli kontroller sayesinde çürük oluşmadan önce koruyucu önlemler alınması veya başlangıç aşamasındaki sorunların erken dönemde tespit edilebilmesi genel sağlığın korunmasında rol oynuyor. 8. İlk Diş Çıkar Çıkmaz Fırçalamaya Başlayın Bebeğin ilk süt dişleri çıkmaya başladığı andan itibaren ağız ve diş bakımına başlanmalı. Çocuğun yaşına uygun, yumuşak kıllı bir diş fırçası ve çürük riski göz önünde bulundurularak çocuk diş hekiminin önerdiği florürlü diş macunu kullanılmalı. Dişlerin günde iki kez, özellikle sabah, günün ilk öğününden sonra, ve gece yatmadan önce fırçalanması gerekiyor. 9. Emzik Kullanım Süresini Doğru Belirleyin Emzik kullanımı, özellikle ilk dönemlerde bebeğin sakinleşmesine yardımcı olabiliyor. Ancak emme alışkanlığının uzun süre devam etmesi, gelişmekte olan çene ve diş yapısı üzerinde istenmeyen etkilere yol açabiliyor. 18 aydan sonra devam eden emzik kullanımı, gelişmekte olan ağız ve yüz yapısını, çenelerin kapanış ilişkisini ve diş dizilimlerini etkileyebiliyor. Bu nedenle emziği bırakma sürecinde, çocuğun gelişim paterninin de göz önünde bulundurulması gerekiyor. 10. Diş Hekimi Kontrollerini İhmal Etmeyin Bebeğin ilk diş hekimi muayenesinin, ilk dişin sürmesinden sonraki 6 ay içinde yapılması öneriliyor. Böylece çürük riski değerlendirilebiliyor; ağız hijyeni, beslenme alışkanlıkları ve diş sağlığı konusunda aileye çocuğun bireysel gereksinimlerine özel olarak önem kazanan öneriler verilebiliyor. Çocuk Diş Hekimliği Uzmanı Dt. Nurgül Demir, “Bebeklerde ağız ve diş sağlığı, yalnızca dişler çıktıktan sonra başlayan bir bakım süreci değildir. Beslenme alışkanlıklarından ağız hijyenine, biberon ve emzik kullanımından ilk diş hekimi kontrolüne kadar birçok faktör çocuğun ilerleyen yıllardaki ağız sağlığını etkiler. Ebeveynlerin ilk dişler çıktığı andan itibaren düzenli bakım ve kontrolleri bir rutin haline getirmesi, sağlıklı bir ağız yapısının korunmasına önemli katkı sağlar. Erken dönemde alınan küçük önlemler, ileride oluşabilecek ciddi ağız hastalıklarının ve diş sorunlarının önüne geçebilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mersin Büyükşehir’den ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ Konulu Farkındalık Eğitimi Haber

Mersin Büyükşehir’den ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ Konulu Farkındalık Eğitimi

Sağlık Bakanlığı’nın çalışmaları doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte çocuklar ve velilere; sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, hijyen, ağız ve diş sağlığı, ruh sağlığı, afet bilinci ve ilk yardım konularında eğitim verildi. Psikologdan diyetisyene, diş hekiminden fizyoterapiste farklı sağlık profesyonellerinin yer aldığı etkinlikle, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmaları ve öğrendiklerini çevreleriyle paylaşarak birer ‘Sağlık Elçisi’ olmaları amaçlandı. MERSİN / ( FOTOĞRAFLI - GÖRÜNTÜLÜ) Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin paydaşlığında, Halk Sağlığı haftası kapsamında Toroslar Çocuk Kampüsü ve Halkkent Çocuk Atölyesi’nde ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temalı farkındalık ve eğitim etkinliği düzenlendi. Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ çalışmaları doğrultusunda gerçekleştirilen etkinlikte, çocukların erken yaşta sağlık bilinci kazanmaları ve sağlıklı yaşam alışkanlıkları edinmeleri amaçlandı. Çocuklar ve velilerin katıldığı programda; psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist, diyetisyen, diş hekimi ve ebe gibi sağlık profesyonellerinin yanı sıra, Kızılay ve UMKE ekipleri de yer aldı. Oyun ve uygulamalarla desteklenen eğitimlerde; sağlıklı beslenme, hareketli yaşam, kişisel hijyen, ağız ve diş sağlığı, ruh sağlığı, afet bilinci ve ilk yardım gibi konularda bilgilendirmeler yapıldı. Etkinlikle çocukların yalnızca sağlık hizmetlerinden yararlanan bireyler değil; aynı zamanda kendi sağlığını koruyabilen, sağlık konusunda doğru kararlar verebilen ve öğrendiklerini hem ailesi hem de çevresiyle paylaşabilen birer ‘Sağlık Elçisi’ olmaları amaçlandı. Öztürk: “Bugünün sağlıklı çocuğu, yarının sağlıklı bireyidir” Mersin Büyükşehir Belediyesi Kadın ve Aile Hizmetleri Dairesi Başkanlığı’na bağlı Aile ve Çocuk Şube Müdürü Özay Öztürk, Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen Halk Sağlığı haftası kapsamında, ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ temasıyla çeşitli eğitim ve farkındalık çalışmaları yürütüldüğünü anlatarak, “Çeşitli stantların bulunduğu etkinlik kapsamındaki oyun ve uygulamalarla desteklenen çalışmalarda psikolog, çocuk gelişimi uzmanı, fizyoterapist, diyetisyen, ebe, Kızılay ve UMKE ekipleri yer aldı. Böylece bedensel sağlık, ruh sağlığı, gelişim, beslenme, ağız ve diş sağlığı, hareketli yaşam, afet bilinci ve ilk yardım gibi konular farklı boyutlarıyla ele alındı” ifadelerini kullandı. Hem çocuklar hem de aileleri için önemli ve faydalı bir etkinlik gerçekleştiğini dile getiren Öztürk, “Katılım sağlayan tüm uzman ekibe teşekkür ediyoruz. Çünkü biliyoruz ki; bugünün sağlıklı çocuğu, yarının sağlıklı bireyi ve geleceğin sağlıklı toplumudur” dedi. Veliler, Büyükşehir’in tüm çocuk kampüslerinden memnun 2 çocuğunun da Toroslar Çocuk Kampüsü’nden yararlandığını belirten İnci Cin, çocuklarının sosyal hayata daha aktif katılabilmeleri için Büyükşehir’in Çocuk Kampüsleri’ni tercih ettiğini söyledi. Hem kendisinin hem de çocuklarının Toroslar Çocuk Kampüsü’nün etkinliklerinden çok memnun olduğunu kaydeden Cin, ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ aktivitesini de çok faydalı bulduğunu ifade ederek, “Sağlık çalışanları değişik konularda bilgi verdiler. Çocuklar hem nasıl sağlıklı olabileceklerini öğrendiler hem de öğrendikleri bilgi sayesinde çevrelerine faydalı olabilecek konuma geldiler” diye konuştu. Program içeriğinin de oldukça verimli olduğuna dikkat çeken Cin, “Etkinlik sayesinde ne zaman uyuyup ne zaman kalkacaklarını ve nasıl beslenmeleri gerektiğini öğrendiler. Onlar için çok olumlu bir etkinlik” dedi. Toroslar Çocuk Kampüsü velilerinden Kübra Tezcan da düzenlenen etkinliği çocuklar ve veliler açısından değerli bulduğunu belirterek, “Çocuklarımıza çok katkı sağladığını düşünüyorum, gayet mutlu oldular. Diş eğitimi, psikoloji ve beslenme gibi konularda farkındalık kazandılar” dedi. Halkkent Kadın ve Çocuk Atölyesi’nde düzenlenen ‘Sağlıklı Çocuk, Sağlıklı Gelecek’ etkinliğine çocuklarıyla birlikte katılan Sevda Sulhan, özellikle sağlık konusundaki bilgilendirme çalışmalarının her mahallede yapılması gerektiğine dikkat çekti. Sulhan, “Bizler ne kadar bilgilenirsek, çocuklarımızı da o kadar bilgilendirebiliriz. Mahallemizde böyle etkinlikler oldukça, bizler de katılıp çocuklarımıza örnek oluruz. Hepimiz için faydalı oldu. Çok yönlü bir sağlık eğitimi verildi. Çocuklarımız ve biz anneler için de gerekli olduğunu düşünüyorum” ifadelerini kullandı. Halkkent Kadın ve Çocuk Atölyesi’ne 3,5 yaşındaki kızı ile katılan Merve Ertuğrul ise etkinliğin özellikle veliler için çok yararlı olduğunu söyleyerek, “Bilmediğimiz çok şey vardı. Mesela 0-3 yaşındaki çocuklarda bazen otizm görülebiliyormuş. Kızımda olan bazı şeyleri de fark ettim. Farklı branşlardan uzmanlar vardı. Çocuğumuzda fark ettiğimiz bazı durumlarla ilgili yönlendirmelerde bulundular. Çocuklarımıza da eğitim verdiler” diye konuştu. Büyükşehir'in düzenlediği etkinliklerden çok memnun olduğunu sözlerine ekleyen Ertuğrul, “Bu tür etkinlikler olduğunda her zaman katılacağız. Çünkü biz de bilgileniyoruz çocuklarımız da bilgileniyor” dedi. Velilerden Özlem Akbaş, Büyükşehir’in tüm çocuk kampüslerinden memnun olduğunu belirterek, “Bizim için de iyi oldu. Bu tür iş birliklerini hem seviyor hem de kaçırmıyoruz. Belediyemize de bizleri düşündüğü için çok teşekkürler” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Diş Kontrolü De Okul Hazırlığının Bir Parçası Olmalı! Haber

Diş Kontrolü De Okul Hazırlığının Bir Parçası Olmalı!

Diş çürüklerinin her zaman ağrıya yol açmadığına dikkat çeken Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Bir çocuğun herhangi bir şikayetinin olmaması, ağız ve diş sağlığında sorun bulunmadığı anlamına gelmez. Ağrı ortaya çıktığında ise sorun daha ileri bir aşamaya ulaşmış olabilir.” dedi. Düzenli diş hekimi ziyaretlerinin çocukların klinik ortama alışmasını ve diş hekimi korkusunun azalmasını sağladığını aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şen, ailelerin ağız ve diş sağlığı kontrolünü okul hazırlık listesinin ayrılmaz bir parçası haline getirmesi önerdi. Üsküdar Üniversitesi Diş Hastanesi Çocuk Diş Hekimliği Ana Bilim Dalı Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, okul öncesinde çocukların ağız ve diş sağlığı kontrolünden geçirilmesinin önemi hakkında açıklamalarda bulundu. Okul başlamadan önce diş kontrolü ihmal edilmemeli! Yeni eğitim-öğretim dönemi yaklaşırken çocukların kırtasiye, kıyafet gibi okul ihtiyaçlarının tamamlandığını ancak çoğu zaman ağız ve diş sağlığı kontrolünün hazırlık listesi dışında kaldığını ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Oysa okul öncesinde gerçekleştirilen rutin diş muayenesi, erken dönemde fark edilmeyen çürüklerin, diş eti sorunlarının, sürme bozukluklarının ve ağız alışkanlıklarının belirlenmesi açısından önem taşıyor.” dedi. Çocuklarda ağız ve diş sağlığının genel sağlık, beslenme, uyku ve okul performansıyla yakından ilişkili olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Aileler okul başlamadan önce diş kontrolünü ihmal etmemeli. Diş çürüğü başlangıç aşamasında her zaman ağrıya yol açmayabilir. Bir çocuğun herhangi bir şikayetinin olmaması, ağız ve diş sağlığında sorun bulunmadığı anlamına gelmez. Ağrı ortaya çıktığında ise sorun daha ileri bir aşamaya ulaşmış olabilir. Bu nedenle okul öncesi kontrol, olası problemlerin çocuk ağrı yaşamadan ve okul düzeni etkilenmeden değerlendirilmesine imkan verir. Ağız ve diş sorunlarının yalnızca ağızla sınırlı olduğu düşünülmemeli. Ağrı, çiğneme güçlüğü ve uykusuzluk çocuğun günlük yaşamını doğrudan etkileyebilir. Okul döneminde ortaya çıkan acil diş tedavisi ihtiyacı, çocuğun derslerden uzak kalmasına ve okul rutininde aksamalara da yol açabilir. Koruyucu yaklaşımın temel amacı, sorun büyümeden önlem almaktır.” açıklamasını yaptı. Süt dişleri ‘nasıl olsa düşecek’ diye ihmal edilmemeli! Toplumda süt dişlerinin geçici olduğu için tedavi edilmesine gerek bulunmadığı yönünde yanlış bir inanış olduğuna dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Süt dişleri çocuğun sağlıklı beslenmesi, doğru çiğnemesi ve konuşma gelişimi açısından önemli görevler üstlenir.” dedi. Süt dişlerinin, daimi dişler için ağızda yer tuttuğunu ve onların doğru konumda sürmesine rehberlik ettiğini hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Erken kaybedilen bir süt dişi, komşu dişlerin boşluğa kaymasına ve ilerleyen dönemde yer darlığına neden olabilir. Bu nedenle süt dişindeki çürük ‘nasıl olsa düşecek’ düşüncesiyle ertelenmemeli; çocuk diş hekimi tarafından değerlendirilmelidir.” diye konuştu. İlk diş hekimi ziyareti acil durumla başlamamalı! Çocuğun diş hekimiyle ilk karşılaşmasının ağrılı ve acil bir tedavi sırasında gerçekleşmesinin kaygıyı artırabileceğini vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Şen, rutin kontrollerin çocuğun klinik ortamına alışmasına da yardımcı olduğunu söyledi. “Çocuk diş hekimliğinde güven ilişkisi çok değerlidir.” diyen Şen, “Şikayet yokken yapılan kısa ve olumlu bir tanışma muayenesi, çocuğun diş hekimini korkulacak biri olarak değil, sağlığını koruyan bir kişi olarak tanımasını sağlar. Düzenli ziyaretler sayesinde çocuk hem ortamı tanır hem de ağız bakımının yaşam boyu sürdürülmesi gereken doğal bir sağlık alışkanlığı olduğunu öğrenir.” ifadelerini kullandı. Okul öncesi kontrolde nelere bakılıyor? Rutin diş muayenesinin yalnızca çürük kontrolünden ibaret olmadığına değinen Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Muayenede çocuğun yaşına ve ihtiyacına göre; dişlerde başlangıç veya ilerlemiş çürük bulunup bulunmadığı, diş eti ve ağız içi dokuların durumu, süt ve daimi dişlerin sürme süreci, çiğneme ve kapanış ilişkisi, erken süt dişi kaybı veya yer darlığı riski, parmak emme, ağız solunumu, dudak ya da kalem ısırma gibi alışkanlıklar, diş fırçalama tekniği ve ağız bakım alışkanlıkları ve çocuğun çürük riskine göre koruyucu uygulama gereksinimleri göz önünde bulundurulur.” dedi. Her çocuğun ağız yapısının, beslenme alışkanlıklarının ve çürük riskinin farklı olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Şen, şunları söyledi: “Kontrol aralığı standart bir takvim yerine çocuk diş hekiminin bireysel değerlendirmesiyle belirlenmeli. Muayene sonucunda çocuğun yaşına ve çürük riskine göre florür uygulamaları, fissür örtücü gibi koruyucu işlemler veya ağız bakım eğitimi planlanabilir. Amaç yalnızca mevcut sorunu tedavi etmek değil, yeni sorunların oluşma riskini de azaltmaktır.” Diş fırçalama sorumluluğu küçük yaşta tamamen çocuğa bırakılmamalı! Okul öncesi çocukların el becerilerinin dişlerin tüm yüzeylerini etkili biçimde temizlemek için her zaman yeterli olmayabileceğini söyleyen Dr. Öğr. Üyesi Buse Yılmaz Şen, “Çocuğun kendi dişini fırçalamasına izin verilmeli, ancak son kontrol ve gerekli tamamlama ebeveyn tarafından yapılmalı.” dedi. Fırçalamanın bir görev ya da ceza gibi sunulmaması gerektiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Sabah ve akşam günlük rutinin doğal bir parçası haline getirilmeli. Yaşa uygun diş fırçası ve florürlü diş macunu seçimi çocuk diş hekiminin önerisi doğrultusunda yapılmalı. Kullanılan macun miktarı çocuğun yaşına göre düzenlenmeli.” şeklinde konuştu. Diş hekimi korkusunu artıran cümlelerden kaçının! Muayene öncesinde ebeveynlerin kullandığı dilin çocuğun yaklaşımını etkilediğini dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Şen, “‘Korkma, acımayacak, iğne yapılmayacak’ gibi cümleler iyi niyetli olsa da çocuğun zihninde ağrı ve korku çağrışımı oluşturabilir.” uyarısını yaptı. Dr. Öğr. Üyesi Şen, “Çocuğa ‘dişlerini saydıracağız, dişlerinin sağlıklı büyümesine yardımcı olacağız’ gibi sade ve olumlu ifadeler kullanılabilir. Geçmişte yaşanan olumsuz diş hekimi deneyimlerinin çocuğun yanında anlatılmaması da önemlidir. Muayeneyi sürpriz bir olay haline getirmek yerine kısa, dürüst ve yaşına uygun biçimde açıklamak çocuğun güvenini destekler.” önerisinde bulundu. Ağız ve diş sağlığı kontrolü okula hazırlık listesinin bir parçası olmalı! Okul öncesinde yapılacak kısa bir kontrolün, dönem içinde yaşanabilecek daha kapsamlı sorunların önüne geçebileceğinin altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Şen, sözlerini şöyle tamamladı: “Sağlıklı dişler; rahat çiğneme, kaliteli uyku, anlaşılır konuşma ve özgüvenli bir gülümseme için önemlidir. Ailelerin okul hazırlığı yaparken ağız ve diş sağlığını da bu sürecin ayrılmaz bir parçası olarak görmesini öneriyoruz. Çocuklarda hedef, ağrı başladığında müdahale etmek değil; düzenli kontrol ve doğru alışkanlıklarla ağız sağlığını korumaktır.” Doi numarası: https://doi.org/10.32739/uha.id.91996 Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Erken Doğum ve Düşük Doğum Ağırlığı Diş Sağlığını Nasıl Etkiliyor? Haber

Erken Doğum ve Düşük Doğum Ağırlığı Diş Sağlığını Nasıl Etkiliyor?

Diş çürükleri yalnızca ağız sağlığını değil; çocukların büyüme ve gelişimini, yaşam kalitesini ve psikolojik durumunu da etkileyebiliyor. Çürük oluşumunda yetersiz ağız hijyeni ve beslenme alışkanlıklarının yanı sıra, çocuğun doğum özellikleri ve erken dönemde yaşadığı bazı sağlık sorunları da rol oynayabiliyor. Erken doğum ve düşük doğum ağırlığının, diş minesinin gelişimindeki bazı bozukluklarla ilişkili olabileceği belirtiliyor… Düşük Doğum Ağırlığı, Dişlerin Kesinlikle Çürüyeceği Anlamına Gelmiyor Erken doğan veya düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelen çocuklarda diş gelişiminin bazı yönlerden etkilenebileceğini belirten Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, doğum ağırlığının tek başına çürük nedeni olarak değerlendirilmemesi gerektiğine dikkat çekiyor. Dt. Nurgül Demir, konuya ilişkin değerlendirmesinde şöyle diyor: “Erken doğum veya düşük doğum ağırlığı, çocuğun ilerleyen dönemde mutlaka diş çürüğü yaşayacağı anlamına gelmez. Ancak bu çocuklarda diş minesinin gelişiminde bazı bozukluklarla karşılaşma ihtimali artabilir. Mine yapısındaki değişiklikler, dişlerin dış etkenlere karşı daha hassas hale gelmesine neden olabilir. Bu nedenle çocuğun ağız ve diş sağlığının erken dönemden itibaren takip edilmesi oldukça önemlidir.” Erken Doğum Diş Minesinin Gelişimini Etkileyebiliyor Diş minesi, dişlerin ağız ortamındaki dış etkenlere karşı korunmasında önemli bir role sahip. Prematüre bebeklerde doğum öncesi ve sonrasında yaşanan bazı sistemik sorunların yanı sıra mineral ve kalsiyum metabolizmasındaki değişikliklerin de mine gelişimini etkileyebileceği ifade ediliyor. Mine gelişimindeki bozukluklar, diş yüzeylerinin daha düzensiz veya hassas bir yapıya sahip olmasına ve plak birikiminin kolaylaşmasına zemin hazırlayabiliyor. Bu durum, uygun ağız bakımının sağlanmadığı durumlarda çürük riskini artırabilecek faktörlerden biri olarak değerlendiriliyor. Gece Biberonu ve Beslenme Alışkanlıklarına Dikkat Erken doğan bebeklerde beslenme güçlükleri nedeniyle biberon kullanımının daha uzun süre devam edebildiğine dikkat çeken Dt. Nurgül Demir, özellikle gece beslenmesinin ağız ve diş sağlığı açısından önem taşıdığını belirtiyor. Dt. Demir, “Bebeğin biberonla uyuması ve özellikle şeker içeren sıvıların gece boyunca dişlerle temas etmesi, erken çocukluk çağı çürükleri açısından önemli bir risk oluşturabilir. Bu nedenle yalnızca ne tüketildiğine değil, beslenmenin sıklığına, zamanlamasına ve sonrasında ağız bakımının nasıl yapıldığına da dikkat edilmelidir” ifadelerini kullanıyor. İlk Dişin Sürmesiyle Birlikte Koruyucu Diş Hekimliği Başlamalı Erken çocukluk çağı çürüklerinin tek bir nedene bağlı olmadığına vurgu yapan Dt. Nurgül Demir, genetik yatkınlık, beslenme alışkanlıkları, ağız hijyeni ve çocuğun genel sağlık durumunun birlikte değerlendirilmesi gerektiğini söylüyor. Dt. Demir sözlerine şöyle devam ediyor: “Özellikle erken doğan veya düşük doğum ağırlığıyla dünyaya gelen çocuklarda ağız ve diş sağlığı takibi bireyselleştirilmelidir. İlk süt dişlerinin sürmesiyle birlikte düzenli ve doğru ağız bakımının başlatılması, sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazandırılması ve çürük riskinin değerlendirilmesi koruyucu diş hekimliğinin temel adımlarındandır. İlk diş hekimi ziyaretinin de ilk dişin sürmesiyle birlikte gerçekleştirilmesini öneriyoruz.” Amaç Çürüğü Tedavi Etmek Değil, Oluşmasını Önlemek Uzmanlar, erken doğum veya düşük doğum ağırlığı öyküsü bulunan çocuklarda ebeveynlerin endişeye kapılmak yerine koruyucu yaklaşımlara odaklanmasının önemine dikkat çekiyor. Düzenli diş hekimi kontrolleri, doğru ağız hijyeni, dengeli beslenme ve uygun beslenme alışkanlıklarının erken dönemde oluşturulması, çocukların ilerleyen yaşlarda daha sağlıklı bir ağız ve diş yapısına sahip olmasına katkı sağlayabiliyor. Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, “Ebeveynlerin burada temel hedefi, herhangi bir sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek yerine, çocuğun ilk dişlerinden itibaren koruyucu bir ağız sağlığı rutini oluşturmak olmalı” diyerek sözlerini tamamlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuklarda Ağız ve Diş Sağlığında Doğru Alışkanlıkların Önemi Haber

Çocuklarda Ağız ve Diş Sağlığında Doğru Alışkanlıkların Önemi

Çocuklarda diş fırçalama yalnızca ağız ve diş sağlığını korumaya yönelik bir rutin olarak değerlendirilmemelidir. Diş fırçalama, çocukluk döneminden itibaren önem arz eden, diş tedavilerinin ilk adımıdır. Düzenli ve doğru şekilde idame ettirilen ağız bakımı alışkanlıkları, ilerleyen yaşlarda oluşabilecek birçok problemin önlenmesine yardımcı olur. İlk süt dişleri genellikle bebekliğin 6–12. ayları arasında çıkmaya başlar. Bu dönemden itibaren ağız hijyeni rutinleri bir alışkanlık olarak devam ettirilmelidir. Ortalama 2,5–3 yaş civarında tamamlanan 20 süt dişi, düzenli olarak temizlenmediğinde çürük ve enfeksiyon açısından ciddi risk oluşturabilir. Süt dişleri nasıl olsa değişecek düşüncesi doğru değildir. Süt dişlerinin sağlıklı olması; çocuğun beslenmesi, konuşma gelişimi, çene gelişimi ve ileride çıkacak olan daimi dişlerin sağlıklı sürmesi ve dizilimi açısından büyük önem taşır. Çocuklarda diş fırçalama alışkanlığı nasıl kazandırılmalı? Çocukların alışkanlık kazanmasında ebeveynlerin rolü çok büyük. Çocuklar özellikle erken yaşlarda ailelerini gözlemleyerek öğrenir. Bu nedenle anne ve babaların diş fırçalamayı birlikte yapılan keyifli bir rutin haline getirmesi önemlidir. Diş fırçalama bir zorunluluk veya ceza gibi değil, günlük yaşamın doğal bir parçası olarak aktarılmalıdır. Ebeveynlerin bu sürece aktif katılım göstermesi, çocukların ağız bakımını benimsemesini ve sürdürülebilir bir alışkanlık haline getirmesine yardımcı olur. Daimi dişlerin tamamlandığı zamana kadar, dişler mutlaka ebeveyn kontrolünde fırçalamalıdır. Süt dişlerinin yerlerin daimi dişlere bırakmaya başladığı karma dişlenme dönemlerinde, yeterli ağız hijyeninin sağlanması ve dişlerin sürmelerini sağlıkla tamamlaması ilerleyen dönemlere taşınabilecek büyük problemlerin önlenebilmesi için önemlidir. Çocuklarda diş macunu kullanımı nasıl olmalı? Çocuklarda kullanılan diş macununun miktarı yaşa göre belirlenmelidir. 3 yaşına kadar pirinç tanesi büyüklüğünde, 3–6 yaş arasında ise bezelye tanesi büyüklüğünde diş macunu kullanılması önerilir. Dişlerin günde iki kez, doğru teknikle fırçalanması ağız ve diş sağlığının temelini oluşturur. Bunun yanında düzenli diş hekimi kontrolleri de erken dönemde oluşabilecek problemlerin ilerlemeden tespit edilmesi açısından önemlidir. Probiyotiklerin ağız ve diş sağlığı üzerinde nasıl bir etkisi bulunuyor? Dünya Sağlık Örgütü probiyotikleri, “yeterli miktarda alındığında sağlık yararı sağlayan canlı mikroorganizmalar” olarak tanımlıyor. Güncel araştırmalar, belirli probiyotik suşlarının diş çürüğüne neden olan bazı bakterilerin seviyesini azaltabileceğini gösteriyor. Bunun yanında probiyotiklerin tükürük akış hızını artırması, tükürüğün pH dengesini ve tamponlama kapasitesini desteklemesi, ağız ortamının çürüğe karşı daha dirençli hale gelmesine katkı sağlayabiliyor. Ancak probiyotiklerin diş fırçalama ve düzenli ağız bakımının yerine geçmediğini özellikle belirtmek gerekir. Sağlıklı bir ağız için temel yaklaşım; doğru fırçalama, dengeli beslenme ve düzenli diş hekimi kontrolleridir. Diş sağlığı ile genel sağlık arasında nasıl bir ilişki bulunuyor? Ağız sağlığı, vücudun genel sağlığından bağımsız olarak değerlendirilmemelidir. Diş enfeksiyonlarının önlenmesi yalnızca ağız ve diş sağlığı açısından değil, genel sağlık açısından da önem taşır. Düzenli diş fırçalama, diş eti problemlerinin ve enfeksiyonların önlenmesine yardımcı olur. Ağızda oluşan enfeksiyonların kontrol altında tutulması, özellikle kalp sağlığı gibi hayati önem taşıyan durumlar açısından da önemlidir. Çocuklarda ekran karşısında yemek yemek neden risk oluşturuyor? Günümüzde tablet ve telefon kullanımı çocukların günlük yaşamının önemli bir parçası haline geldi. Ancak ekran karşısında yemek yemek, ağız ve diş sağlığı açısından göz ardı edilmemesi gereken riskler oluşturabiliyor. Ekran karşısında yemek yerken çiğneme süresi istemsiz olarak uzayabilir veya çocuklarda gıdaları ağız içerisinde bekletme alışkanlığı gelişebilir. Özellikle karbonhidrat ve şeker içeren besinlerin ağızda uzun süre kalması, çürük oluşum riskini artırabilir. Ayrıca ekran karşısında yemek sırasında çocuğun yemeğe odaklanmaması, ağız açık şekilde yemek yeme alışkanlığı kazanmasına sebebiyet vererek çenelerin gelişimini olumsuz etkileyebilir. Ekran kullanımında duruş bozuklukları da çocukların ağız ve diş gelişimini etkileyebilir mi? Evet, uzun süre tablet veya telefon kullanımı sırasında oluşan duruş bozuklukları çocukların gelişimini etkileyebilir. Özellikle cihazların göz hizasının altında tutulması, başın sürekli öne eğik pozisyonda kalmasına neden olur. Bu durum zaman içerisinde boyun postürünü, solunum fonksiyonlarını ve çene gelişimini etkileyebilir. Çocuklarda uzun süreli yanlış duruş alışkanlıkları, çene eklemi sağlığı açısından da risk oluşturabilir. Çene eklemi ve ağız solunumu açısından aileler nelere dikkat etmeli? Diş sıkma, travmalar ve postür bozuklukları çene eklemi problemlerinde sık karşılaşılan nedenler arasında yer alıyor. Zaman içerisinde çene hareketlerinde kısıtlılık, çiğneme sırasında zorlanma veya eklemden ses gelmesi gibi belirtiler görülebiliyor. Bunun yanında uzun süreli ekran kullanımı bazı çocuklarda ağızdan nefes alma alışkanlığını da tetikleyebilir. Ağızdan nefes alma; dilin doğru pozisyonda konumlanmasını engelleyerek üst çene gelişimini etkileyebilir. Erken dönemde fark edilmeyen bu durumlar, ilerleyen süreçte çene darlıkları, kapanış bozuklukları ve yüz gelişimiyle ilgili problemlere yol açabilir. Bu nedenle çocukların yalnızca diş sağlığı değil, nefes alma şekli, duruşu ve genel ağız gelişimi de bütüncül olarak değerlendirilmelidir. Ebeveynlere son olarak ne önerirsiniz? Çocuklarda sağlıklı bir ağız yapısının temeli erken yaşlarda atılır. Düzenli diş fırçalama, doğru ürün kullanımı, dengeli beslenme, ekran kullanım alışkanlıklarının kontrol edilmesi ve düzenli diş hekimi kontrolleri çocukların yaşam boyu ağız sağlığını destekleyecek olan ilk ve en önemli adımlardır. Ağız ve diş sağlığı yalnızca estetik bir konu değil; çocuğun genel sağlığının, gelişiminin ve yaşam kalitesinin önemli bir parçasıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çocuklarda Yutulan Diş Macunu İstemsiz Gluten Maruziyetine Sebep Olabilir Haber

Çocuklarda Yutulan Diş Macunu İstemsiz Gluten Maruziyetine Sebep Olabilir

Uzmanlar, çölyak hastalarında çok küçük miktardaki gluten maruziyetinin dahi riskli olabileceğine dikkat çekerek, ailelerin güvenilir içerik bilgisine sahip ürünleri tercih etmesi gerektiğini vurguluyor… "Çölyaklı Çocuklarda Güvenilir İçerik Bilgisi Önemli" Çölyak hastalığı bulunan çocuklar için üreticisi tarafından glutensiz olduğu açıkça belirtilen ve güvenilir içerik bilgisi sunan diş macunlarının tercih edilmesinin önem taşıdığını vurgulayan Dt. Nurgül Demir, şu değerlendirmede bulundu: "Küçük çocuklar dişlerini fırçalarken diş macununun bir kısmını istemsiz olarak yutabiliyor. Bu nedenle çölyak hastalarında yalnızca tüketilen gıdalar değil, ağız bakım ürünleri de gluten açısından değerlendirilmelidir. Üreticisi tarafından glutensiz olduğu açıkça belirtilen veya güvenilir içerik bilgisi sunulan ürünlerin tercih edilmesi, istemsiz gluten maruziyetinin azaltılmasına katkı sağlayabilir." Glutensiz Diş Macunu Her Çocuk İçin Gerekli Değil Glutensiz ibaresi taşıyan diş macunlarının her çocuk için ekstra bir avantaj sağlamadığını belirten Dt. Demir, güncel bilimsel veriler ışığında, bu ürünlerin diş çürüklerini önlemede standart çocuk diş macunlarından daha üstün olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi. "Glutensiz olarak formüle edilen diş macunlarının amacı, çölyak hastalarında istemsiz gluten maruziyeti riskini azaltmaktır. Gluten hassasiyeti bulunmayan çocuklarda ise yalnızca 'glutensiz' etiketi taşıması, bir diş macununu daha sağlıklı ya da daha etkili hale getirmez. Burada önemli olan profesyonel olarak önerilen, çocuğun yaşına ve çürük riskine uygun florür içeriğine sahip, güvenilir formülasyondaki ürünlerin tercih edilmesidir." dedi. "'Glutensiz' Etiketi Tek Başına Yeterli Değil" Ebeveynlerin yalnızca "glutensiz" ibaresine odaklanmasının doğru bir yaklaşım olmadığını belirten Dt. Nurgül Demir, bazı glutensiz çocuk diş macunlarının florür içermeyebildiğine dikkat çekti. "Florür, çocukluk çağı diş çürüklerinin önlenmesinde etkinliği bilimsel olarak kanıtlanmış en önemli bileşenlerden biridir. Özellikle çürük riski yüksek çocuklarda yalnızca glutensiz olduğu için florür içermeyen bir ürünün tercih edilmesi, ağız ve diş sağlığının korunmasında yetersiz kalabilir. Gluten hassasiyeti olmayan çocuklarda glutensiz diş macunu kullanmanın diş sağlığı açısından ilave bir fayda sağladığını gösteren bilimsel bir veri bulunmamaktadır." ifadelerini kullandı. Diş Sağlığının Temeli Doğru Alışkanlıklar Sağlıklı dişlerin temelinin doğru ağız bakım alışkanlıklarından geçtiğini belirten Dt. Nurgül Demir, ailelere şu önerilerde bulundu: "Çocuklarda diş çürüklerinden korunmanın temelini yaşına ve çürük riskine uygun olarak seçilen bir diş macunu ile dişlerin günde iki kez doğru teknikle fırçalanması, şeker tüketiminin sınırlandırılması ve düzenli diş hekimi kontrolleri oluşturur. Çölyak hastalığı bulunan çocuklarda ise bunlara ek olarak güvenilir şekilde glutensiz olduğu belirtilen ağız bakım ürünlerinin tercih edilmesi, istemsiz gluten maruziyetini azaltmaya yardımcı olabilir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Çocuk Diş Sağlığında Kritik Noktalar Haber

 Çocuk Diş Sağlığında Kritik Noktalar

Bu süreçte karşılaşılan diş problemleri ise çoğu zaman erken dönemde fark edilmediğinde daha ciddi sağlık sorunlarına zemin hazırlayabiliyor. Bu kapsamda değerlendirmelerde bulunan Çocuk Diş Hekimi Dt. Nurgül Demir, diş çürüklerinin çocukluk çağında en sık görülen enfeksiyon hastalıkları arasında yer aldığını belirterek, düzenli ağız ve diş bakımının erken yaşta kazandırılmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Demir, çocuklarda ağız sağlığının sadece dişleri değil, aynı zamanda beslenme alışkanlıklarını ve genel sağlık durumunu da etkileyen bütüncül bir yapı olduğuna dikkat çekiyor… “Çocuklar diş hekimine çoğunlukla ağrı ile geliyor” Dt. Nurgül Demir, çocukların diş hekimi ile ilk tanışmasının çoğu zaman diş ağrısı nedeniyle gerçekleştiğini belirterek, “Birçok çocuk geçmişte yaşadığı olumsuz deneyimler, çevreden duyduğu hikâyeler ya da korku nedeniyle tedaviye kaygılı şekilde geliyor” dedi. Diş tedavisinde korku ve kaygı yönetimi Çocuklarda diş tedavisi sürecinde korku ve kaygının önemli bir sorun oluşturduğunu ifade eden Demir, bazı durumlarda tedavilerin klinik ortamda standart yöntemlerle tamamlanamadığını söyledi. Bu gibi durumlarda sedasyon veya genel anestezi yöntemlerinin tercih edilebildiğini belirten Demir, özellikle diş hekimi fobisi, yüksek kaygı düzeyi, kontrol edilemeyen bulantı refleksi, sistemik hastalıklar ve özel gereksinimli hastalarda bu yöntemlerin uygulandığını aktardı. Ağız ve diş sağlığı genel sağlığı doğrudan etkiliyor Ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu vurgulayan Demir, diş çürüklerinin çocukluk döneminde en yaygın enfeksiyon hastalıklarından biri olduğuna dikkat çekti. Kalp hastalığı olan çocuklarda risk daha yüksek Konjenital kalp hastalığı bulunan çocuklarda ağız ve diş sağlığının çok daha büyük önem taşıdığını ifade eden Demir, bu çocuklarda diş minesinde yapısal bozukluklar görülebildiğini söyledi. Düzenli ilaç kullanımı, gece beslenmeleri ve beslenme alışkanlıklarının çürük riskini artırdığını belirten Demir, enfektif endokardit riskine de dikkat çekti. “Doğan her 1000 bebekten 7–10’u konjenital kalp hastalığı ile dünyaya geliyor. Bu nedenle ağız hijyeninin en üst seviyede tutulması hayati önem taşıyor,” dedi. Erken diş hekimi takibi ve koruyucu tedaviler Kalp hastalığı olan çocuklarda ilk süt dişlerinin çıkmasıyla birlikte diş hekimi kontrolünün başlaması gerektiğini belirten Demir, doğru fırçalama alışkanlığının ebeveyn kontrolünde kazandırılması gerektiğini ifade etti. Gerekli durumlarda flor uygulamaları gibi koruyucu tedavilerin planlanabileceğini, ileri vakalarda ise kardiyoloji ile birlikte tedavi sürecinin yürütülmesi gerektiğini söyledi. Sakız tüketimi ve xylitol etkisi Sakız çiğnemenin çocuklarda çürük riski üzerinde etkili olabileceğini belirten Demir, şekerli sakızların risk oluşturduğunu, ancak xylitol içeren sakızların koruyucu etki gösterebildiğini ifade etti. Xylitolün “çürük yapmayan şeker” olarak bilindiğini belirten Demir, ağızdaki bakteriler tarafından kolay parçalanmadığını ve çürük oluşumunu azaltmaya yardımcı olabildiğini söyledi. Çocukluk çağı obezitesi diş sağlığını da etkiliyor Çocukluk çağı obezitesinin yalnızca kilo ile ilgili bir sorun olmadığını vurgulayan Demir, bu durumun ağız ve diş sağlığını da doğrudan etkilediğini ifade etti. Paketli gıdalar, şekerli içecekler ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmenin hem obeziteyi hem de diş çürüklerini artırdığını belirtti. Obez çocuklarda tükürük yapısının değişebileceğini, bunun da dişlerin doğal koruyucu mekanizmasını zayıflattığını ve dişlerin erken sürmesiyle birlikte çürük riskinin arttığını söyledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.