Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğa Koruma

Kapsül Haber Ajansı - Doğa Koruma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğa Koruma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Anavarza Bal, Dünyanın En Büyük Arı Oteli ile Guinness Dünya Rekoru’nun Sahibi Oldu Haber

Anavarza Bal, Dünyanın En Büyük Arı Oteli ile Guinness Dünya Rekoru’nun Sahibi Oldu

Guinness Dünya Rekorları hakeminin sertifikasını teslim ettiği, 15 metreyi aşan dünyanın en büyük ekolojik arı oteli arı ekosistemi için güvenli bir habitat oluştururken, biyolojik çeşitliliğin sürdürülebilirliği ve arı ölümlerine karşı küresel farkındalık yaratılması amacıyla hayata geçirilen örnek doğa koruma projesi olarak öne çıkıyor. Türkiye’nin köklü ve yenilikçi bal markalarından Anavarza Bal, arıların ve polinatörlerin korunmasına yönelik örnek projeyi hayata geçirerek küresel çapta ses getiren bir başarıya imza attı. Marka bünyesinde kurulan “Yaşasın Arılar” departmanının öncülüğünde Adana’nın Kozan ilçesindeki çevreci üretim tesisinde kurulan Dünyanın En Büyük Arı Oteli, Guinness Dünya Rekorları tarafından resmi olarak tescil edilerek dünya rekoru ünvanını kazandı. Guinness Dünya Rekorları Hakemi ve Türkiye Temsilcisi Şeyda Subaşı Gemici tarafından gerçekleştirilen ölçüm ve incelemelerin ardından rekor sertifikası, düzenlenen törenle Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen’e teslim edildi. 15 metreyi aşan uzunluğu ve 3 metreye ulaşan yüksekliğiyle (15,11 x 3,2 x 0,50 m) dikkat çeken yapı, dünya genelinde giderek artan arı ölümlerine ve habitat kaybına karşı oluşturulmuş kalıcı bir ekolojik farkındalık anıtı olarak konumlanıyor. Arı otelleri, özellikle ekosistem için hayati öneme sahip olan ancak koloni halinde yaşamayan yalnız arı türleri için gece sığınağı, yuvalama alanı ve kış koruması sağlıyor. Yapının inşasında sedir, meşe, ceviz, dut ve kızılçam gibi doğal ve dayanıklı ağaçlar kullanılırken, kamış ve doğal odunsu materyallerle de farklı arı türlerine hitap eden çok katmanlı yaşam alanları oluşturuldu. Can Sezen: “Bu Rekorun Gerçek Sahipleri Arılar” Guinness Dünya Rekoru sertifikasını teslim alan Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen, konuyla ilgili olarak “Guinness Dünya Rekoru’nu almamız için bize ilham veren, doğanın en çalışkan canlılarından biri olan arıların yaşam hakkına dikkat çekiyoruz. Çeşitli ülkelerde arı hakları için oluşturulan protokollerin bir adımı olarak, Türkiye için uyguladığımız bu projeyle, ‘arılar varsa yaşam var, tarım var, gıda var’ mottosunu hayata geçirmiş olduk. Bu nedenle dünyanın en büyük arı otelini kurarken amacımız bir rekor kırmaktan çok daha fazlasıydı. Bu yapıyı, arıların ve polinatörlerin karşı karşıya olduğu tehditlere karşı güçlü bir farkındalık çağrısı olarak tasarladık. Yabani türdeki arılar, gıda üretimi ve ekosistemin en önemli kahramanlarından biri. Özellikle yabani arıların yaşam alanları giderek azalıyor. Dünya Arı Günü kapsamında hem farkındalık yaratacak hem de arılara gerçek bir yaşam alanı sağlayacak kalıcı bir proje hayal ettik. Bu fikir zamanla dünyanın en büyük arı oteline dönüştü. Guinness Dünya Rekoru bize uluslararası görünürlük kazandırdı, ancak bu rekorun gerçek sahipleri burada yaşam alanı bulacak binlerce arı olacak” dedi. Guinness Dünya Rekorları Hakemi ve Türkiye Temsilcisi Şeyda Subaşı Gemici de: “Anavarza Bal’ın hayata geçirdiği arı oteli, Guinness Dünya Rekorları kriterlerini başarıyla karşılayarak resmi olarak dünyanın en büyüğü ünvanını kazandı. Rekorun arkasında etkileyici bir yapı ve arıların korunmasına, biyolojik çeşitliliğe dikkat çeken güçlü bir farkındalık vizyonu bulunuyor. Bu yönüyle proje, küresel çapta örnek gösterilebilecek çevresel girişimler arasında yer alıyor. 2011 yılında rekorun sahibi İngiltere idi, Adana Kozan’da yapılan Anavarza Bal’ın arı oteli 2026 yılında Türkiye’ye bu rekoru getirmiş oldu” açıklamasında bulundu. Bir Rekordan Daha Fazlası Arılar İçin Yaşam Alanı Son yıllarda kentleşme, yoğun tarım uygulamaları, pestisit kullanımı ve doğal yaşam alanlarının azalması nedeniyle birçok yalnız arı türü uygun yuvalama alanı bulmakta zorlanıyor. Anavarza Bal tarafından hayata geçirilen dünyanın en büyük arı oteli, özellikle doğadaki tozlaşma döngüsünün görünmez kahramanları olan yalnız yaşayan arılar için güvenli bir habitat sunuyor. Arı otelleri koloni oluşturmayan, bal depolamayan ve her dişisi kendi yuvasını kuran yabani arılar için gece sığınağı, yuvalama alanı ve kış koruması sağlıyor. Bu yönüyle proje, biyolojik çeşitliliğin korunmasına somut katkı sunmayı hedefliyor. Tarım İçin de Kritik Öneme Sahip Bilim insanlarına göre dünya üzerindeki çiçekli bitkilerin yaklaşık yüzde 75’i ve tarımsal ürünlerin önemli bir bölümü polinatörlere ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle yabani arıların korunması yalnızca doğa için değil, gıda güvenliği açısından da büyük önem taşıyor. Anavarza Bal’ın hayata geçirdiği dünyanın en büyük arı otelinin, bölgedeki doğal tozlaşmayı destekleyerek tarımsal verimliliğe de katkı sağlaması bekleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bursa Leylek Şenliği Coşkuyla Başladı Haber

Bursa Leylek Şenliği Coşkuyla Başladı

Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin, Karacabey Belediyesi ve Bursa Kültür, Turizm ve Tanıtma Birliği’nin katkılarıyla düzenlediği ‘Bursa Leylek Şenliği’, büyük bir coşkuya sahne oldu. Avrupa Doğal Yaşamı Koruma Vakfı’nın (Euronatur) Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nda (ESVN) Türkiye’yi temsil eden Karacabey’e bağlı Eskikaraağaç Köyü’nde gerçekleştirilen Bursa Leylek Şenliği, gün boyu düzenlenen etkinliklerle Bursalılara keyifli bir gün yaşattı. DOĞAYLA İÇ İÇE BİR ŞENLİK Bursa Büyükşehir Belediyesi’nin vatandaşlara ücretsiz ulaşım imkânı da sağladığı şenlikte, ilk olarak TDF Bursa İl Temsilciliği ile doğa yürüyüşü düzenlendi. Yoğun katılımın olduğu yürüyüşle, her yaştan vatandaş hafta sonunu doğayla iç içe geçirdi. Uluabat Gölü’ndeki sandal gezisine katılanlar, eşsiz manzaranın tadını doyasıya çıkardı. Yaren Leylek ve Balıkçı Adem Yılmaz’ın dostluğu ile dünya genelinde artık bilinir hale gelen Eskikaraağaç Avrupa Leylek Köyü’ndeki şenlikte, Bursa Uludağ Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi tarafından hazırlanan ‘Uluslararası Adem Amca ve Yaren Leylek Poster Sergisi’ de ziyaretçilerden büyük ilgi gördü. BUFSAD-Bursa Fotoğraf ve Sinema Amatörleri Derneği’nin ‘Uluabat’ın Köyleri’ temalı fotoğraf sergisinde, Uluabat Gölü çevresinde bulunan köylerin yaşam izleri katılımcılara sunuldu. Fotoğraf çekme atölyesinden Leylek Postanesi’ne dans etkinliklerinden yüz boyama atölyesine kadar birbirinden keyifli etkinliklerin yapıldığı şenlik, çocuklar başta olmak üzere tüm vatandaşlara eğlenceli ve keyifli bir zaman geçirme imkanı sundu. İki gün sürecek olan şenlik, Eskikaraağaç köyündeki ‘Leylek Korteji’ ile başladı. Kortej sırasında göl kenarında Doğa Koruma ve Milli Parklar 2. Bölge Müdürlüğü'nce rehabilitasyonu tamamlanan bir leylek doğaya salındı. Büyükşehir Belediye Bandosu eşliğinde yapılan yürüyüşte, Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba’nın yanı sıra AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç, siyasi parti temsilcileri, Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin yöneticileri, sivil toplum kuruluşlarının, derneklerin ve kooperatiflerin temsilcileri, muhtarlar ve vatandaşlar katıldı. “ADEM AMCA İLE YAREN LEYLEK’İN DOSTLUĞU, ÜLKE SINIRLARINI AŞTI” Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Şahin Biba, Yaren Leylek ile Balıkçı Adem amcanın dostluğunun hayat verdiği etkinliğin bir festivalden çok daha fazlası olduğunu vurguladı. Şenlik vesilesiyle doğaya duyulan saygıyı hep birlikte büyüttüklerini belirten Başkan Vekili Biba, “Eskikaraağaç mahallemiz, göçmen kuşların en önemli duraklarından biridir. Balıkçı Adem amcamız ile Yaren Leylek’in güzel dostluğu, ülke sınırlarını aşarak tüm dünyanın ilgisini çekmiştir. Bu dostluk, doğayla kurulan bağın ne kadar güçlü olabileceğini hepimize kanıtlamıştır” dedi. EMEĞİ GEÇENLERE TEŞEKKÜRLER Eskikaraağaç denildiğinde doğaya sahip çıkan, kuşlarıyla, gölüyle ve insanıyla örnek gösterilen bir yaşam kültürünün akla geldiğini belirten Başkan Vekili Biba, sürecin uluslararası alanda duyulmasını sağlayan Euronatur ve Avrupa Leylek Köyleri Ağı’na teşekkür etti. İş birlikleri sayesinde Eskikaraağaç’ın Avrupa çapında ‘Kuş Dostu Köy’ kimliğini kazandığını hatırlatan Başkan Vekili Biba, “Özellikle merhum Profesör Doktor İsmet Arıcı’yı ve eşi Franziska Arıcı’yı da şükranla anmak istiyorum. Eskikaraağaç’ın, bugün uluslararası ölçekte tanınan bir doğa destinasyonu haline gelmesinde emekleri çok büyüktür” diye konuştu. “EKOLOJİK DENGEYİ KORUMAK İÇİN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ” Uluabat Gölü ve çevresinin, biyolojik çeşitliliği çok yüksek bir sulak alan olduğunu vurgulayan Başkan Vekili Biba, bölgenin göçmen kuşların yaşam döngüsü için oldukça kritik bir bölge olduğunu söyledi. Son yıllarda ekolojik dengede yaşanan değişimleri gördüklerini ve yakından takip ettiklerini ifade eden Başkan Vekili Biba, “Kuşlarımızın beslenme alanlarında yaşadığı sorunların farkındayız. Sazlık alanların durumu, çayır ve meraların kalitesi için bilimsel çalışmalar yapılması şarttır. Bizler, bunun bilincindeyiz. Bursa Büyükşehir Belediyesi olarak Karacabey Belediyesi ve bakanlıklarımızla ortak hareket ediyoruz. Ekolojik dengeyi korumak ve bu habitatı iyileştirmek için kararlılıkla çalışmaya devam edeceğiz” dedi. Balıkçı Adem amcayı, Kadın Dernek Başkanı Gülten Kovan’ı ve Muhtar Abdullah Hızlı’yı, Avrupa Leylek Köyleri Ağı içerisinde yer alan Bulgaristan’ın Belozem kasabasına gerçekleştirilecek teknik inceleme gezisiyle ödüllendireceklerini de açıklayan Başkan Vekili Biba, Büyükşehir Belediyesi ve Karacabey Belediyesi’nin himayesinde yapılacak gezide, iyi uygulama örneklerinin yerinde görüleceğini dile getirdi. AK Parti Bursa Milletvekili Emine Yavuz Gözgeç ise, Adem Amca ile Yaren Leyleğin dostluğuna bir kez daha şahitlik ettiklerini belirtti. Her canlının birer emanet olduğu bilinciyle hareket ederek ekolojik dengeyi koruduklarını anlatan Gözgeç, dünyanın ilk hayvan hastanesinin de Bursa’da kurulduğunu hatırlattı. Eskikaraağaç Muhtarı Abdullah Hızlı da festivalin düzenlenmesinde emeği geçen Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne ve Karacabey Belediyesi’ne teşekkür etti. Konuşmaların ardından Başkan Vekili Şahin Biba ve protokol üyeleri, Balıkçı Adem Yılmaz ile hatıra fotoğrafı çektirdi. Büyükşehir Belediyesi Kent Orkestrası’nın da sahne aldığı gecede, Başkan Vekili Biba stantları ve çocukların hazırladığı atölyeleri tek tek gezerek vatandaşlarla sohbet etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

75 Binden Fazla Kişiye Doğa Bilinci Kazandıran Projede Yeni Hedefler Belirlendi Haber

75 Binden Fazla Kişiye Doğa Bilinci Kazandıran Projede Yeni Hedefler Belirlendi

Daha sürdürülebilir bir dünya hedefiyle çalışmalarını sürdüren Vodafone, elektronik atıkların geri dönüşümünü teşvik etmeye ve bu konuda farkındalık yaratmaya devam ediyor. Şirketin e-atıkların geri dönüştürülerek hem doğanın korunması hem de doğa bilinci yüksek, sorumlu nesillerin yetişmesi amacıyla, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle başlattığı “Dünya İçin Lazım” projesi bir yılı geride bıraktı. Bu süreçte 37 tonu aşkın e-atık geri dönüşüme kazandırılırken, projeye destek veren gönüllü sayısı 500’ü, doğayı koruma eğitimleriyle ulaşılan kişi sayısı ise 75 bini aştı. Projenin ikinci yılında 650 gönüllü eğitmen ile 68 bin çocuğa daha ulaşılması ve 50 ton e-atığın geri dönüşüme kazandırılması hedefleniyor. “Dünya İçin Lazım” projesinin yeni dönem hedefleri, Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcıları Hasan Süel ve Meltem Bakiler Şahin’in yanı sıra WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula ve Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Koyuncu’nun katılımıyla, 5 Haziran Dünya Çevre Günü öncesi düzenlenen toplantıda paylaşıldı. Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Hasan Süel, şunları söyledi: “Vodafone olarak, ‘Herkes için dijital ve yeşil bir gelecek inşa etme’ vizyonumuz doğrultusunda doğayı korumak en önemli amaçlarımız arasında. Şirketimizde döngüsel ekonomi yaklaşımını benimsiyor; operasyon, ürün ve hizmetlerimiz sonucu ortaya çıkan e-atıkların hem oluşmasını azaltmaya, hem de geri dönüşümünü artırmaya odaklanıyoruz. Şirket içinde olduğu gibi şirket dışında da e-atık konusunda önemli çalışmalar yapıyoruz. Bir yıl önce, WWF-Türkiye ve Habitat Derneği işbirliğiyle ‘Dünya İçin Lazım’ projesini hayata geçirdik. Amacımız, e-atıkları dönüştürerek doğamıza sıfır atık katkısında bulunmak ve doğayı koruma eğitimleri sayesinde doğa bilinci gelişen bir topluluğun oluşmasını sağlamak. Projemizin gördüğü yoğun ilgi sayesinde, toplamayı hedeflediğimiz e-atık miktarına hedef tarihimizden önce ulaştık ve bugüne kadar toplam 37 tonu aşkın e-atığı geri dönüşüme kazandırdık. Projemizin ölçülebilir sosyal değerini de hesapladık. Buna göre, projemize yapılan her 1 TL'lik yatırım 4,56 TL’lik sosyal değer üretti. Elde ettiğimiz sonuçlar, yarattığımız etkinin yalnızca erişimle sınırlı kalmadığını; ölçülebilir ve kalıcı bir dönüşüme dönüştüğünü gösteriyor. Projenin ikinci yılında amacımız, geliştirdiğimiz eğitim müfredatıyla 81 ilde yüz yüze ve online eğitimler ile 68 bin çocuğa daha ulaşmak ve 50 ton e-atığı geri dönüşüme kazandırmak. Yeni dönemde de aynı heyecan ve kararlılıkla çalışmalarımıza devam ederek etkimizi büyütmeyi hedefliyoruz. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nden hemen önce paylaştığımız, projemizin çevresel ve sosyal etkileri ile gururluyuz. Müşterimiz olsun olmasın herkesi bir gün lazım olur diye çekmecelerde duran e-atıkları getirerek projemize destek vermeye davet ediyoruz.” Vodafone Türkiye İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Meltem Bakiler Şahin, şunları kaydetti: “Vodafone olarak, içinde bulunduğumuz çevresel ekosisteme karşı taşıdığımız sorumluluğun her zaman farkındayız. Bu farkındalıkla, ticari aksiyonlarımızın yanı sıra sürdürülebilirlik odaklı aksiyonlarımıza da büyük önem veriyoruz. Bu düşünceyle, sürdürülebilirlik ekibimizle beraber pazarlama departmanı olarak, ‘Dünya İçin Lazım’ projesi için de güçlü bir lansman planı yaptık. Medya stratejimizi TV, radyo, açıkhava, dijital ve basılı mecraları kapsayan 360 derece bir yapı üzerine kurduk. Projeyi mobil uygulamamız Vodafone Yanımda ve mağaza kanallarımızda yaptığımız çalışmalarla da destekledik. Projemize destek veren tüm Vodafone'lu müşterilerimiz Yanımda uygulaması üzerinden form doldurarak e-atıklarını bağışladıktan sonra 5 GB hediye kazandı. Türkiye'nin dört bir yanındaki 760 mağazamızın tamamında aktif olarak e-atık topladık. Bir yılda topladığımız toplam 37 ton atığın 32 tonu mağazalarımızdan geldi. Sürdürülebilirliği önceliklendiren kurum olma vizyonumuz doğrultusunda çalışmaya devam edeceğiz.” WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula, şöyle konuştu:“‘Dünya İçin Lazım’ diyerek çıktığımız yolculukta, attığımız adımların, bugün çocukların üretimlerinde, okulların dönüşümünde, yerelin ve kamuoyunun ilgisinde karşılık bulduğunu görmek son derece kıymetli. ‘Dünya İçin Lazım’ projesi kapsamında geçtiğimiz yıl doğa koruma, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği, e-atık ve ileri dönüşüm konularında çocuklara yönelik eğitim içerikleri geliştirdik. Yeni dönemde ise bu içerikleri daha da güçlendirerek daha fazla çocuk ve öğretmene ulaşmayı, doğa koruma bilincinin daha geniş bir alanda yaygınlaşmasına katkı sunmayı hedefliyoruz. Çocukların doğayla kurduğu bağı güçlendirmeyi yalnızca bir eğitim hedefi olarak değil, geleceğe dair ortak bir sorumluluk olarak görüyoruz. Bu nedenle, çocukların aktif katılımını ön plana çıkaran uygulamalarla doğa elçileri yaklaşımını daha da güçlendirmek istiyoruz. Çünkü doğa korumanın; kurumların, sivil toplumun, öğretmenlerin, gençlerin ve çocukların birlikte hareket ettiği bir gelecekte mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu yolculukta birlikte ürettiğimiz ve etkiyi büyüttüğümüz, Vodafone ve Habitat Derneği başta olmak üzere tüm paydaşlarımıza teşekkür ediyor, daha sürdürülebilir bir gelecek için çalışmaya devam ediyoruz.” Habitat Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Emre Koyuncu ise şunları ifade etti: “‘Dünya İçin Lazım’ projesi, ilk yılında yalnızca geniş bir erişim yaratmakla kalmadı; çocukların bilgi, tutum ve davranışlarında ölçülebilir bir dönüşüm sağladı. Habitat Derneği olarak Türkiye’nin dört bir yanındaki gönüllü ağımız ve saha deneyimimizle bu dönüşümün uygulama tarafında yer almaktan büyük mutluluk duyuyoruz. Vodafone ve WWF-Türkiye işbirliğiyle yürüttüğümüz ‘Dünya İçin Lazım’ projesiyle, ikinci yılımızda da yalnızca çevre farkındalığı oluşturmayı değil; bilgi, tutum ve davranış dönüşümünü birlikte destekleyen kalıcı bir etki yaratmayı hedefliyoruz. Geçtiğimiz bir yıl boyunca Türkiye’nin dört bir yanında gönüllü eğitmenlerimizle birlikte yürüttüğümüz eğitimler, atölyeler, web seminerleri ve yaratıcı etkinliklerle 75 bini aşkın kişiye ulaştık. Çocukların çevre konularını yalnızca öğrenmesini değil; günlük yaşamlarında davranışa dönüştürmesini hedefledik. Sosyal etki analizimizde ortaya çıkan sonuçlar da bu yaklaşımın güçlü bir karşılık bulduğunu gösterdi. Katılımcıların bilgi düzeyinde ortalama 50 puanlık artış ve sürdürülebilir davranış oranında 60 puanlık yükseliş sağlandı. Yeni dönemde 650 gönüllü eğitmenimizle 68 bin çocuğa daha ulaşmayı; Doğa Elçileri Programı, AI For Planet, Dünya İçin Lazım Festivali ve güncel eğitim modüllerimizle çocukların doğayla bağını daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz. Bizim için Dünya İçin Lazım, bir eğitim projesinden öte; çocuklardan ailelere, öğretmenlerden gönüllülere uzanan güçlü bir toplumsal dönüşüm hareketi. Biz inanıyoruz ki sürdürülebilir bir gelecek yalnızca bilgi aktarmakla değil; kalıcı alışkanlıklar oluşturmakla mümkün olabilir.” Hem çocuklara hem yetişkinlere eğitimler verildi “Dünya İçin Lazım” projesi kapsamında, ülke genelinde 7-14 yaş arasındaki çocuklara, ebeveynlere ve eğitmenlere e-atık ve sürdürülebilirlik bilinci kazandırmak amacıyla eğitimler verildi. Doğayı koruma eğitimlerinin verilebilmesi için eğitmen eğitimleri, sürdürülebilir yaşam alışkanlıklarının hem evde hem okulda desteklenmesi amacıyla ebeveyn ve eğitmenlere yönelik web seminerleri düzenlendi. Çocuklarda sürdürülebilirlik farkındalığı yaratmak amacıyla yaklaşık 900 gönüllü ve çocuğun katılımıyla “Dünya İçin Lazım - GreenFest” etkinliği gerçekleştirildi. Diğer yandan, çocukların doğayla bağ kurmasını; e-atık ve çevre konularına yönelik farkındalık geliştirmesini; gözlem, düşünme ve yaratıcı üretim yoluyla öğrenmesini desteklemek üzere “Doğa Elçileri” adıyla yeni bir program da başlatıldı. Bu program kapsamında seçilen toplam 23 Doğa Elçisi, mentorlarıyla birlikte e-atık, doğa koruma, sürdürülebilirlik odaklı yaratıcı eserlerini dijital bir sergi için üretmeye devam ediyor. Projenin yeni döneminde 20 Doğa Elçisi daha seçilecek. Proje için yaklaşık 40 milyon TL’lik medya yatırımı yapıldı “Dünya İçin Lazım” projesinin ilk yılında, toplumun her kesiminde e-atık farkındalığını artırmaya yönelik 360 derece iletişim faaliyetleri yürütüldü. Vodafone’un marka yüzü Demet Evgâr’ın rol aldığı reklam filmi, televizyonda 38 milyon, dijital mecralarda 50 milyon kişiye ulaştı. Bu film aynı zamanda son 2 yıllık dönemde Vodafone’un tüm reklamları arasında en yüksek performansı gösteren reklam filmi oldu. İletişim döneminde yapılan testte (YouTube Search Lift) “e-atık” aramalarında %30, “elektronik atık” aramalarında %27 artış görüldü. Vodafone, çocuklarda çevre farkındalığını artırmak ve e-atıkların eğitime dönüşümünü desteklemek amacıyla toplamda yaklaşık 40 milyon TL’lik medya yatırımı yaptı. E-atık bağışlayana internet hediye edildi “Dünya İçin Lazım” projesi, Vodafone Yanımda mobil uygulaması ve Vodafone mağazalarında yapılan çalışmalarla da desteklendi. Vodafone'lular Yanımda uygulaması üzerinden form doldurarak e-atıklarını bağışladıktan sonra 5 GB mobil internet hediyesi kazandı. Kampanyaya destek vermek isteyen herkes Vodafone mağazalarını ziyaret ederek e-atık bağışlarken, mağazaya gitme fırsatı bulamayanlara e-atıklarını kargoyla ulaştırma opsiyonu sunuldu. Ülke genelinde 760 Vodafone mağazasında e-atık toplanarak kampanya penetrasyonunun %100’e ulaşması sağlandı. Bir yılda toplanan toplam 37 ton atığın 32 tonu mağazalardan geldi. E-atık toplama kampanyasına toplam 15 bin kişi katıldı ve kişi başı ortalama 2,5 kg'lık atık toplandı. Her 1 TL'lik yatırım 4,56 TL’lik sosyal değer üretti “Dünya İçin Lazım” projesinin sosyal etki analizi de yapıldı. Buna göre, projeye yapılan her 1 TL'lik yatırım 4,56 TL’lik sosyal değer üretti. Proje katılımcılarının bilgi düzeyinde ortalama 50 puan artış sağlanırken, e-atık konusunda farkındalık oranı %39'dan %81'e yükseldi. Bu öğrenme etkisi, günlük yaşamda uygulanabilir davranışlara dönüştü. Davranışa dönüşme oranı %90’ın, e-atık toplama davranışı %86’nın, çevreyi korumaya yönelik adım atma oranı %95’in üzerine çıktı. Proje sayesinde, kararsız ve dağınık tutumlar olumlu ve bilinçli yaklaşımlara dönüşürken; katılımcıların çevresel sorumluluk algısı güçlendi ve “çevre için bireysel katkı” bilinci arttı. Bu sonuçlar, “Dünya İçin Lazım” projesinin yalnızca farkındalık oluşturan bir eğitim programı olmadığını; aynı zamanda ölçülebilir öğrenme çıktıları üreten, tutumları dönüştüren ve davranış değişikliği potansiyeli yaratan güçlü bir sosyal etki modeli sunduğunu ortaya koydu. Doğayı korumak için yapay zekâdan yararlanılacak “Dünya İçin Lazım” projesinin yeni döneminde “AI for Planet” adı verilen yeni bir modül devreye alınacak. Buna göre, kırsal bölgelerde yer alan 4 ilde Vodafone ve proje gönüllülerinin katkılarıyla etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinliklerde yapay zekâ, iklim ve sürdürülebilirlik temalarına odaklanan içerikler katılımcılarla buluşturulacak. Söz konusu faaliyetler, hedef yaş grubundaki çocukların bu alanlarda farkındalık kazanmalarını ve temel bilgi edinmelerini desteklemeyi amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor Haber

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor

Her gün kuş seslerinin azaldığı, arıların uğultusunun daha seyrek duyulduğu bir sabaha uyanıyoruz. Dereler kuruyor, toprak verimini kaybediyor... Doğadaki kayıplar bir anda gerçekleşmiyor; sessizce büyüyor. Her kayıp, doğanın dengesini bozarken insanlığın geleceğine uzanan daha büyük bir kırılmaya dönüşüyor. Bilim insanlarının ortaya koyduğu veriler, kaybın boyutunu açıkça gösteriyor. Tatlı su ekosistemlerinde kayıp yüzde 85’e ulaştı. Omurgalı tür popülasyonlarında son 50 yılda yüzde 73 azalma yaşandı. Dünya üzerindeki yaklaşık 1 milyon tür ise yok olma riskiyle karşı karşıya. Toprağı besleyen canlılar, suyu temizleyen ekosistemler, bitkileri çoğaltan tozlayıcı canlılar, iklimi dengeleyen ormanlar birer birer yok oluyor. İşte biyolojik çeşitlilik dediğimiz; yaşamı ayakta tutan bu ağın kendisi. İnsan da o ağın dışında değil; onun bir parçası. Ancak iklim krizi, arazi tahribatı, kirlilik, aşırı tüketim ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi nedeniyle dünya üzerindeki bu yaşam ağı her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. "Tür kaybı, doğal yok oluş hızının 1000 katına ulaştı" TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, son yıllarda giderek derinleşen biyolojik çeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Biyolojik çeşitlilik yalnızca doğadaki canlıların zenginliği değil; insan yaşamının devamlılığını sağlayan görünmez sistemin temelidir. Dünyadaki ağaç türlerinin yüzde 38’inin nesli tehdit altında. Fosil kayıtlarına dayanan bilimsel araştırmalara göre, bugün tür kayıpları doğal yok oluş hızının yaklaşık 1000 katına ulaştı. Bu veriler, yaşamı ayakta tutan doğal sistemlerin kritik bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor. Kaybettiğimiz her türle birlikte aslında geleceğimizin bir parçasını da kaybediyoruz.” Ataç, biyolojik çeşitliliğin korunmasının iklim kriziyle mücadele açısından büyük öneme sahip olduğunu belirterek “Şunu asla unutmamalıyız; biyolojik çeşitlilik; temiz suya erişimden sağlıklı gıdaya, doğal afetlere karşı dirençten iklimin dengesine kadar yaşamın sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Doğa yalnızca korunması gereken bir alan değil, korunması gereken bir yaşam sistemi. Ormanlar, sulak alanlar, meralar ve tüm doğal ekosistemler; canlı türleriyle birlikte insanlığın geleceğini de ayakta tutuyor. Bu nedenle doğayı korumak artık bir tercih değil, ortak sorumluluğumuz.” uyarısında bulundu. Yerelde korunan her yaşam alanı dünyanın geleceğini etkiliyor Türkiye, üç farklı bitki coğrafyasının kesiştiği, endemik türler açısından önemli ülkeler arasında yer alıyor. Ancak korunan alanların ülke yüzölçümüne oranı yalnızca yüzde 14 düzeyinde; bu oran yüzde 17 olan dünya ortalamasının altında kalıyor. Artan madencilik faaliyetleri, plansız yapılaşma, arazi tahribatı ve doğal alanlar üzerindeki baskılar biyolojik çeşitlilik açısından ciddi riskler oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen, Türkiye’nin de imzacı olduğu ve “biyolojik çeşitliliğin Paris Anlaşması” olarak tanımlanan Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını ve tahrip edilmiş ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesi hedefliyor. Bu hedefler, bu yılın teması olan “Küresel etki için yerel hareket” çağrısıyla da doğrudan örtüşüyor. Yerelde korunan bir mera, yaşatılan sulak alan ya da koruma altına alınan bir tür yalnızca bulunduğu bölgeyi değil, dünyanın ortak yaşam ağını da güçlendiriyor. “Dünyanın kendini yenileme kapasitesinden 1,5 kat fazlasını tüketiyoruz” Deniz Ataç, doğayı korumanın yalnızca kurumların ya da devletlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayarak “Bugünkü tüketim düzeyi, dünyanın kendini yenileyebilme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştı. Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da ham madde deposu olarak görülmesi ekosistemlerle birlikte insan yaşamını da tehdit ediyor. Bu nedenle her bireyin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve doğayla daha dengeli bir yaşam kurması büyük önem taşıyor. Evlerimizden başlayacak hareket, yerel düzeyde alınacak bir önleme oradan ise dünyayı etkileyecek bir güce dönüşebilir.” dedi. Ataç, TEMA Vakfı’nın kurucularından merhum A. Nihat Gökyiğit’in ismini taşıyan Biyolojik Çeşitlilik Projesi ile toplumda biyolojik çeşitlilik farkındalığının yaygınlaştırılması başta olmak üzere ülkemizde korunan alanların artırılması ve doğal yaşam alanlarını tehdit eden uygulamalara karşı doğa koruma politikalarının güçlendirilmesi için faaliyetler gerçekleştirdiklerini söyleyerek doğanın hâlâ kendini yenileme gücüne sahip olduğunu ifade etti. “Bir tohum hâlâ filizlenebilir, bir dere yeniden canlanabilir, bir orman yeniden nefes olabilir. Yerelde atılan her koruma adımı; bir türü, bir ekosistemi, bir su varlığını ve aslında ortak geleceğimizi koruyor. Dünya sessizleşmeden harekete geçmek hâlâ mümkün.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Zehirli Yılanları: En Tehlikeli Türler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler Haber

Türkiye’nin Zehirli Yılanları: En Tehlikeli Türler ve Dikkat Edilmesi Gerekenler

Türkiye’de Zehirli Yılan Tehlikesi Yeniden Gündemde Havaların ısınmasıyla birlikte Türkiye’nin birçok bölgesinde yılan görülme vakaları artmaya başladı. Özellikle kırsal alanlar, tarım arazileri ve ormanlık bölgelerde ortaya çıkan zehirli yılanlar vatandaşlarda tedirginlik yaratıyor. Uzmanlar, Türkiye’de yaşayan bazı yılan türlerinin ciddi sağlık riski oluşturduğunu belirterek dikkatli olunması konusunda uyarıyor. Türkiye’de Kaç Tür Yılan Yaşıyor? Türkiye’de yaklaşık 60’a yakın yılan türü yaşadığı, bunların bir bölümünün ise zehirli olduğu biliniyor. Bu türlerin büyük bölümü insanlardan uzak durmayı tercih etse de, tehdit altında hissettiklerinde savunma amaçlı saldırgan davranış gösterebiliyor. Türkiye’nin En Zehirli Yılan Türleri Koca Engerek Türkiye’nin en tehlikeli yılanları arasında gösterilen koca engerek, özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde görülebiliyor. Kalın gövdesi, üçgen kafa yapısı ve kahverengi desenleriyle tanınan bu tür, güçlü zehri nedeniyle ciddi sağlık riskleri oluşturabilir. Boynuzlu Engerek Boynuzlu engerek, burnunun üzerindeki boynuz benzeri çıkıntıyla kolayca ayırt edilebilir. Özellikle Trakya ve Marmara çevresinde görülebilen bu türün zehri, doku hasarına yol açabilecek etkiye sahiptir. Osmanlı Engereği Osmanlı engereği, Ege ve Akdeniz bölgelerinde görülen zehirli yılan türleri arasında yer alır. Antalya, Muğla ve İzmir çevresinde görülebilen bu tür, doğada karşılaşıldığında kesinlikle rahatsız edilmemelidir. Çöl Kobrası Türkiye’de nadir görülen türlerden biri olan çöl kobrası, özellikle Güneydoğu Anadolu’da kayıtlara geçen zehirli yılan türleri arasında bulunur. Siyah renkli yapısı ve güçlü zehriyle dikkat çeken bu türle karşılaşıldığında profesyonel destek alınmalıdır. Kafkas Engereği Kafkas engereği, Karadeniz Bölgesi’nde özellikle Artvin ve Rize çevresinde görülebilen bir türdür. Renkli desenleriyle dikkat çeken bu yılan, ekosistem açısından önemli türlerden biri olarak kabul edilir. Zehirli Yılanlar En Çok Nerelerde Görülüyor? Zehirli yılanlar genellikle sıcak, taşlık ve doğal yaşam alanlarında daha sık görülür. Tarım arazileri Taşlık bölgeler Dere kenarları Ormanlık alanlar Kırsal ve sıcak bölgeler Yılan Sokmasında Ne Yapılmalı? Yılan sokması durumunda panik yapmak yerine hızlı ve doğru şekilde hareket etmek hayati önem taşır. Yapılması Gerekenler Sakin kalın En yakın sağlık kuruluşuna başvurun Isırılan bölgeyi mümkün olduğunca hareketsiz tutun Yılanın görünümünü güvenli mesafeden hatırlamaya çalışın Yapılmaması Gerekenler Turnike uygulamayın Yarayı kesmeyin Zehri emmeye çalışmayın Isırılan bölgeye bilinçsiz müdahalede bulunmayın Uzmanlardan Yaz Ayı Uyarısı Uzmanlar, özellikle yaz aylarında doğa yürüyüşleri, kamp faaliyetleri ve tarım çalışmaları sırasında daha dikkatli olunması gerektiğini belirtiyor. Kapalı ayakkabı kullanılması, taşlık alanlarda dikkatli hareket edilmesi ve yılan görüldüğünde yaklaşılmaması öneriliyor. Türkiye’de Yılanlar Koruma Altında mı? Türkiye’de birçok yılan türü doğa koruma yasaları kapsamında korunmaktadır. Yılanlar, fare ve benzeri canlıların popülasyonunu dengeleyerek ekosisteme katkı sağlar. Bu nedenle görüldüklerinde öldürülmemeli, uzman ekiplerden destek istenmelidir. Sonuç Türkiye’de yaşayan zehirli yılan türleri özellikle sıcak havalarda daha sık gündeme geliyor. Koca engerek, boynuzlu engerek, Osmanlı engereği, çöl kobrası ve Kafkas engereği gibi türler dikkatli olunması gereken yılanlar arasında yer alıyor. Vatandaşların doğada bilinçli hareket etmesi, yılan sokması durumunda ise vakit kaybetmeden sağlık kuruluşuna başvurması büyük önem taşıyor. Sıkça Sorulan Sorular Türkiye’nin en zehirli yılanı hangisi? Koca engerek, Türkiye’deki en tehlikeli yılan türleri arasında gösterilir. Türkiye’de kobra var mı? Evet. Çöl kobrası, Güneydoğu Anadolu’da nadir olarak görülebilen türlerden biridir. Yılan sokması öldürür mü? Bazı zehirli yılan türlerinin sokması ciddi sağlık riski oluşturabilir. Hızlı tıbbi müdahale hayati önem taşır. Yılanlar hangi aylarda daha aktif olur? Yılanlar genellikle ilkbahar ve yaz aylarında daha aktif hale gelir. Zehirli yılanlar şehir merkezlerinde görülür mü? Nadiren görülse de zehirli yılanlar daha çok kırsal alanlarda, taşlık bölgelerde ve doğal yaşam alanlarında bulunur. Yılan görünce ne yapılmalı? Yılana yaklaşılmamalı, dokunulmamalı ve güvenli mesafeden uzaklaşılmalıdır. Gerekirse uzman ekiplerden destek alınmalıdır.

WWF-Türkiye Doğa Elçisi Kaan Urgancıoğlu, İstanbul Semalarında Kuşların İzini Sürdü Haber

WWF-Türkiye Doğa Elçisi Kaan Urgancıoğlu, İstanbul Semalarında Kuşların İzini Sürdü

WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Doğa Elçisi ünlü oyuncu Kaan Urgancıoğlu, Sarıyer’de WWF-Türkiye uzmanları ve ekibiyle kuş gözlem etkinliğine katılarak İstanbul semalarındaki yoğun kuş göçünü takip etti ve vatandaş biliminin kuşları korumadaki kritik önemine dikkat çekti. İstanbul, eşsiz konumu, iklimi, sulak alanları, iki kıtanın birleştiği dar boğazı, kıyı ve orman habitatlarıyla önemli bir göç yolu. İstanbul Boğazı, göçmen kuşlar için iki kıta arasında en kısa geçiş, en az enerjiyle süzülebilecekleri hat. Her yıl, göç zamanında, yaklaşık 400 bin leylek, 200 bin yırtıcı kuş, yüz binlerce ötücü kuş, su ve kıyı kuşu, kentin farklı noktalarından göç ediyor. Kaan Urgancıoğlu: "Gözleme Katılmasan Kuşların Yolculuğunu Fark Etmeyecektim" İstanbul gibi bir megakentin zengin biyoçeşitliliği ile sunduğu ekosistem hizmetlerini WWF-Türkiye Genel Müdürü Ömür Kula’dan; kentin her yıl ev sahipliği yaptığı göçmen kuşların hikâyelerini WWF-Türkiye yaban hayatı uzmanı Can Yeniyurt’tan dinleyen Kaan Urgancıoğlu, gözlem deneyimini şu sözlerle yorumladı: "Kuş gözlem etkinliğine katılmasam, bu devasa yolculuğu fark etmeyecektim. Leylekten Küçük Akbabaya, Şahinden Saz Delicesine kadar yüz binlerce kuş her gün üzerimizden geçiyor. Kuşları tanımak ve onları korumaya destek olmak artık benim için bir sorumluluk." 2026 Dünya Göçmen Kuşlar Günü Teması: Her Kuş Değerlidir, Gözleminiz Önemlidir! Dünya Göçmen Kuşlar Günü’nün bu yılki teması olan *"Every Bird Counts – Your Observations Matter!" (Her Kuş Değerlidir – Gözleminiz Önemlidir!) çerçevesinde gerçekleştirilen etkinlikte, kuş sayımlarının korunma stratejileri için sunduğu bilimsel verilerin önemi WWF-Türkiye uzmanları tarafından da vurgulandı. WWF-Türkiye, 2023 yılından bu yana uzman kuş gözlemcileri ve yerel yönetimlerle birlikte sürdürdüğü vatandaş bilimi temelli İstanbul Boğazı Yırtıcı Kuş Sayımlarıyla, doğa koruma çalışmalarına veri sağlıyor. "Gözüm Doğada" Uygulaması ile Herkes Birer Gözlemci Olabilir Etkinlik sırasında ilk gözlem kaydını ihtişamlı bir Kızıl Akbaba ile gerçekleştiren Urgancıoğlu, doğaseverleri WWF-Türkiye’nin "Gözüm Doğada" mobil uygulamasını kullanmaya ve doğada daha fazla gözlem yapmaya davet etti. Uygulama sayesinde vatandaşlar, özellikle akbaba ve turna gibi türlerin gözlemlerini paylaşarak bilimsel verilere doğrudan katkı sunabiliyor. Kaan Urgancıoğlu: “Siz de kuşları tanıyın, koruyun ve koruyanları destekleyin” Kaan Urgancıoğlu: "İnsan doğayı tanıdıkça seviyor, sevdikçe korumak istiyor. Siz de gözünüzü gökyüzüne çevirin; kuşları tanıyın, koruyun ve koruyanları destekleyin.” çağrısıyla gözlemi sonlandırdı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yves Rocher Vakfı Toprağın Kadınları Ödülü 2026 Jürisi Bir Araya Geldi Haber

Yves Rocher Vakfı Toprağın Kadınları Ödülü 2026 Jürisi Bir Araya Geldi

Yves Rocher Vakfı’nın çevre için değer üreten kadınları desteklemek amacıyla hayata geçirdiği Toprağın Kadınları Ödülü’nün 2026 edisyonu kapsamında, jüri üyeleri bir araya geldi. Doğa için üreten, dönüştüren ve ilham veren projelerin değerlendirileceği süreç öncesinde gerçekleşen buluşma, programın güçlü etki vizyonunu bir kez daha ortaya koydu. 1991 yılında kurulan ve doğaya bağlılığı tüm çalışmalarının merkezine alan Yves Rocher Vakfı, bugün dünya genelinde yürüttüğü projelerle çevre ve toplum yararına geniş bir etki alanı yaratmayı sürdürüyor. Toprağın Kadınları programı ise bu yaklaşımın en güçlü yansımalarından biri olarak, 2001 yılından bu yana 50’den fazla ülkede 500’den fazla projeyi destekleyerek kadınların çevresel dönüşümdeki rolünü güçlendiriyor. Türkiye’de 2016 yılında başlayan ve 2026 itibarıyla yeniden hayata geçirilen program kapsamında, çevrenin korunmasına yönelik projeler geliştiren kadınların başvuruları alınmaya devam ederken, jüri üyeleri de değerlendirme süreci öncesinde bir araya gelerek programın kapsamını ve etki alanını değerlendirdi. Yves Rocher Türkiye CEO’su Elif Berker’in de yer aldığı jüri, iş dünyası, sivil toplum, medya ve sürdürülebilirlik alanında farklı disiplinlerden isimleri bir araya getiriyor. Esra Bezircioğlu, Ebru Uygun, Fatoş Karahasan, Ayşe Özyılmazel, Sinem Özler, Renan Tan Tavukçuoğlu, Cemre Sıla Atılgan Otar ve Melda Narmanlı Çimen’den oluşan jüri, doğa koruma odağındaki projeleri çok boyutlu bir bakış açısıyla değerlendirecek. Yves Rocher Türkiye CEO’su Elif Berker, jüri ile bir araya geldiği toplantıda programın önemini vurgulayarak, “Toprağın Kadınları bizim için çok özel bir proje çünkü markamızın tüm değerlerini içinde barındırıyor. İçinde doğa var, samimiyet var ve mutlaka başrolde bir kadın var. Jacques Rocher’in kadının toplumdaki ve doğadaki dönüştürücü gücüne olan inancı bu programın temelini oluşturuyor. Türkiye’de bu yolculuğa 2016 yılında başladık ve çok değerli projelere birlikte hayat verdik. Ardından program küresel bir yapıya taşındı ve Türkiye’den başvurular bu yapı içinde değerlendirildi. Bugün geldiğimiz noktada ise Türkiye’nin kendi projelerini kendi dinamikleriyle değerlendirebileceğine inanarak, Toprağın Kadınları’nı yeniden yerel ölçekte hayata geçiriyoruz” diye konuştu. Toprağın Kadınları Ödülleri’nin geldiği noktada jüri üyelerinin, basının ve projeye gönülden destek veren herkesin çok büyük katkısı olduğunu da söyleyen Elif Berker, “Toprağın Kadınları’nı sadece bir yarışma olarak değil, birlikte büyüttüğümüz bir değer olarak görüyoruz. Geçmişte desteklediğimiz projelerde de gördük ki, doğa için çalışan kadınlar sadece çevreye değil, bulundukları topluma da gerçek bir dönüşüm sağlıyor. Yerel kalkınmayı destekleyen, insanları yeniden üretimin içine çeken ve bulundukları coğrafyayı yeniden canlandıran çok güçlü hikâyeler ortaya çıkıyor. Bu proje kolay bir proje değil, başlatmak, sürdürmek ve büyütmek emek istiyor. Ama biz bunu bırakmayacağız. Çünkü Toprağın Kadınları’nın büyüyerek devam etmesi gerektiğine inanıyoruz. Bize destek veren jüri üyelerimize tekrar teşekkür ediyoruz” dedi. Toprağın Kadınları Ödülü kapsamında projeler, çevreye ve topluma sağladıkları somut etki, sürdürülebilirlik potansiyelleri ve Yves Rocher Vakfı’nın değerleriyle uyumları doğrultusunda ele alınıyor. Bu yaklaşım, yalnızca bugünün değil, geleceğin de ihtiyaçlarına cevap verebilecek projelerin öne çıkmasını hedefliyor. Çevre yararına örnek nitelikte çalışmalar yürüten kadınlara finansal destek sağlamayı amaçlayan program kapsamında, birinci seçilecek proje 1.000.000 TL ödülün sahibi olacak. Başvurular 30 Nisan 2026 tarihine kadar devam ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

'İz Bırak' Projesiyle Çocuklara Sürdürülebilir Gelecek Haber

'İz Bırak' Projesiyle Çocuklara Sürdürülebilir Gelecek

Proje kapsamında çocuklar, çevre duyarlılığı kazanmalarını ve doğayı koruma yollarını öğrenmelerini destekleyen ücretsiz atölyelere katılacak. Örneğin; “Sürdürülebilirlik Kahramanları” atölyesinde geri dönüşüm uygulamalarına ve atıklardan yeni ürün tasarımlarına yönelik çalışmalar yapılarak çocuklarda çevre bilinci ve yeniden kullanım farkındalığının geliştirilmesi hedefleniyor. “Doğa Sevgisi Drama” atölyesinde hikâyeleştirme ve drama çalışmaları aracılığıyla çocukların doğayla empati kurmalarını desteklemek üzere uygulamalar gerçekleştirilecek. “Doğa Koruyucuları Tasarım” atölyesi ve tohum topu etkinliği kapsamında ise poster ve maket çalışmaları yapılması, çocukların doğa koruma bilincini uygulamalı deneyimlerle pekiştirmelerine katkı sağlanması planlanıyor. Atölyelere ek olarak tüm çocukların katılımıyla “Benim Fidanım, Benim Geleceğim” isimli bir saha etkinliği düzenlenecek. Çocuklar kendi fidanlarını dikecek ve atölyelerde hazırladıkları tohum toplarını doğayla buluşturacak. Türk Henkel’in İz Bırak projesi, İzmir Konak Belediyesi Toros Sosyal Tesisi’nde gerçekleştirilecek. Karabağlar, Seferihisar ve Menderes’te yangından etkilenen bölgelerden çocukların da atölye ve etkinliklere katılımı sağlanacak. Alanında uzman eğitimciler tarafından verilecek eğitim süresince 8–12 yaş aralığındaki 200’ün üzerinde çocuğa ulaşılması hedefleniyor. Proje ile yangın sonrası bölgenin yeniden ormanlaştırma sürecine katkı sağlanması, çocukların doğayla bağlarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilirlik bilincinin desteklenmesi amaçlanıyor. İz Bırak Projesi, Geçtiğimiz Yıl Hatay’da Depremden Etkilenen Çocuklara Ulaşmıştı… Proje geçtiğimiz yıl da yine İhtiyaç Haritası iş birliğinde Hatay’da depremden etkilenen çocuklar için hayata geçirilmişti. İz Bırak projesi, eğitici ve öğretici temalardaki ücretsiz atölyeler aracılığıyla İhtiyaç Haritası konteyner yaşam alanında hayatlarını sürdüren yaklaşık 250 çocuğumuzun yaratıcı düşünme becerilerini geliştirmelerine, çevre bilinci kazanmalarına ve toplumsal farkındalık oluşturmalarına destek sağlamıştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.