Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğa Koruma

Kapsül Haber Ajansı - Doğa Koruma haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğa Koruma haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

IC İçtaş Enerji’nin “Yaşayan Enerji” Projesine Çifte Ödül Haber

IC İçtaş Enerji’nin “Yaşayan Enerji” Projesine Çifte Ödül

IC İçtaş Enerji’nin canlı yaşamını koruyan ve enerji altyapısını doğayla uyumlu hale getiren “Yaşayan Enerji” projesi, iletişim ve sürdürülebilirlik alanındaki çalışmalarıyla iki ayrı ödüle layık görüldü. Proje, The Hammers Awards’ta Sosyal Sorumluluk ve Sürdürülebilirlik Bölümü’nde “Hayvan Hakları Alanında En İyi Ekip” kategorisinde Gümüş Ödül kazanırken, GIGI’de de Hayvan Hakları kategorisinde birincilik ödülünü aldı. Alınan ödüller, şirketin biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik çalışmalarının ve bu alandaki iletişim yaklaşımının değerini ortaya koyuyor. Yaşayan Enerji ile sürdürülebilirliğe katkı sunmaya devam edecek IC İçtaş Enerji’nin enerji altyapısı ile doğal yaşam arasındaki uyumu güçlendirmeyi amaçlayan “Yaşayan Enerji” projesi, enerji sektöründe çevresel sorumluluğun somut uygulamalarla hayata geçirilmesine odaklanıyor. TREDAŞ’ın Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) 1. Bölge Müdürlüğü ortaklığında “Trakya’nın Kuşlarını Halkalıyoruz” projesiyle şah kartal ve göçmen kuş türlerinin korunması desteklenirken, “Enerjimiz Küçük Dostlarımız İçin” projesi kapsamında kullanım ömrünü tamamlayan 600 armatür başlığı mama ve su kaplarına dönüştürülüyor. IC Enterra’nın Hatay’da bulunan Erzin-2 GES sahasında yürüttüğü “Güneş Otlatma” uygulaması ise 200’ün üzerinde küçükbaş hayvanın kontrollü otlatılmasıyla doğal arazi yönetiminde yerel hayvancılığa katkı sağlıyor. IC İçtaş Enerji, bu projeler ve hayata geçireceği yeni çalışmalarla çevresel sürdürülebilirliğe ve toplumsal faydaya katkı sağlamayı sürdürecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

23. Türkiye Kuş Konferansı ‘Göçmen Kuşlar’ Temasıyla İstanbul’da Düzenlendi Haber

23. Türkiye Kuş Konferansı ‘Göçmen Kuşlar’ Temasıyla İstanbul’da Düzenlendi

Anadolu, sahip olduğu eşsiz coğrafi konumuyla süzülerek göç eden kuş türleri başta olmak üzere Afrika-Avrupa ve Afrika-Asya doğrultusunda küresel ölçekte kritik bir göç rotası sunuyor. Türkiye, üreme alanlarına ulaşmak için süzülen, kışlamak için ülkedeki sulak alanları ziyaret eden veya Karadeniz ve Akdeniz gibi devasa denizleri bir gecede aşan milyonlarca göçmen kuş için vazgeçilmez bir sığınak konumunda. Üsküdar Belediyesi Bağlarbaşı Kültür Merkezi’nde iki gün boyunca süren oturumlarda; kuşların göç stratejileri, iklim değişikliği ve büyük ölçekli projelerin göç yolları üzerindeki etkileri uzman sunumlarıyla ele alındı. Sunumların yanı sıra katılımcılar; Validebağ Korusu ve Çamlıca Tepesi’nde gerçekleştirilen saha gözlemleriyle göçmen kuşların yolculuğuna yerinde tanıklık etti. "Göç yollarındaki tehditleri ve koruma yollarını birlikte ele aldık." Konferansın açılış konuşmasını gerçekleştiren Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tuba Kılıç Karcı; “Eylül ayında yayımlanan Dünya Kuş Raporu verileri göçmen kuşların karşı karşıya olduğu bu büyük tehlikeyi gözler önüne seriyor. Rapora göre her 2 göçmen kuş türünden 1’inin sayısı azalırken, her 9 türden 1’i nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya. Öyle ki ince gagalı kervançulluğunun neslinin tükenmesi, Avrasya ve Afrika kıtalarında son yüzyıllarda yaşanan ilk küresel kuş nesli tükenmesi olarak kayıtlara geçti. Sulak alan ve orman ekosistemlerinin tahribatı kuşların dinlenme ve beslenme alanlarını yok ederken, göç rotaları üzerindeki izolasyonsuz elektrik direkleri ve iletim hatları her yıl binlerce kuşun yaşamını yitirmesine neden oluyor. Bu yılki temasını 'Göçmen Kuşlar' olarak belirlediğimiz konferansımızda değerli ortaklarımız ve destekçilerimizle bir araya gelerek bu tehditleri ve çözüm olanaklarını masaya yatırdık. Göçmen kuşların güvenle süzülebileceği bir gelecek için mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi. Roots & Shoots Türkiye adına konferansın açılışını 12 yaşındaki üyesi Maya Başal gerçekleştirdi. Başal, İstanbul’da gündelik yaşamın içindeki kuşlarla kurduğumuz temasa dikkat çekerek, kent yaşamında da doğayla güçlü bir bağ kurulabileceğini vurguladı. ‘’Bu buluşmaların birlikte düşünmeye ve öğrenmeye alan açmasını da çok önemsiyoruz.’’ Roots & Shoots Türkiye Koordinatörü Yeliz Ergöl ise; “23. Türkiye Kuş Konferansı, kuşlar üzerine çalışan, gözlem yapan ve kuşları korumak için harekete geçen farklı kuşakları bir araya getiren çok kıymetli bir buluşma. Roots & Shoots Türkiye olarak doğa ve biyolojik çeşitlilik için harekete geçmenin merak etmek, gözlemlemek ve diğer canlılarla bağ kurmakla başladığına inanıyoruz. Göçmen kuşlar da farklı coğrafyaların, ekosistemlerin ve yaşam alanlarının birbirine ne kadar güçlü bağlarla bağlı olduğunu bize gösteriyor. Bu buluşmaların birlikte düşünmeye ve öğrenmeye alan açmasını da çok önemsiyoruz.” ‘’Göç yolları yalnızca gökyüzündeki rotalardan ibaret değil.’’ Kuş Kolektifi Kurucusu Yaz Güvendi: “Türkiye Kuş Konferansı’nın kuşlar için farklı şekillerde emek veren kurumları bir araya getirmesi bizim için çok değerli. Bu yıl, Kuş Kolektifi olarak bu ortaklığın bir parçası olmak bizi de çok heyecanlandırdı. Çünkü biliyoruz ki seslerimiz çoğaldıkça ve ortaklaştıkça doğa koruma mücadelemiz de güçleniyor. Göç yolları yalnızca gökyüzündeki rotalardan ibaret değil; kuşların dinlenmek ve beslenmek için ihtiyaç duyduğu sulak alanlar, ormanlar ve çayırlar gibi birbirine bağlı yaşam alanlarından oluşuyor. Bu alanları korumak, göçün devamlılığını ve kuşların geleceğini güvence altına almak demek. Bu yıl konferansta sanatçıların eserlerine ve kuş seslerinden üretilen müziklere de yer vererek doğa korumada sanatın gücünü vurguladık. Kuş Kolektifi olarak, sanatın ve dayanışmanın gücüyle daha fazla insanı bu ortak sorumluluğu paylaşmaya davet ediyoruz.” İstanbul Kuş Rasathanesi Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Süreyya İsfendiyaroğlu, “İstanbul, göçmen kuşların binlerce kilometrelik yolculuklarında yalnızca üzerinden geçtikleri bir güzergâh değil, aynı zamanda hayati önem taşıyan bir konaklama alanı. Kuşlar, kentin önemli doğa alanlarında, ormanlarında, sulak alanlarında ve yeşil alanlarında dinlenip beslenerek yolculuklarına devam etmek için ihtiyaç duydukları enerjiyi topluyor. Bu alanların korunması, İstanbul’un çok ötesine uzanan göç yollarının ve bu yolları kullanan kuşların geleceği açısından büyük önem taşıyor.” dedi. *Bu etkinlik Avrupa Birliği Sivil Düşün Programı tarafından desteklenmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir Gediz Deltası için Tarihi Adım Haber

İzmir Gediz Deltası için Tarihi Adım

Doğa Koruma ve Milli Parklar (DKMP) Genel Müdürlüğü ile Doğa Derneği ortaklığında, uluslararası proje ortakları BirdLife Avrupa ve Orta Asya (Dünya Kuşları Koruma Kurumu) ve Fransa merkezli Tour du Valat Araştırma Enstitüsü iş birliğiyle yürütülecek olan proje, Tehlike Altındaki Kara ve Deniz Ekosistemleri Programı (ELSP) finansal desteğiyle hayata geçiriliyor. "Nehir ve Denizin Güçlerinden Yararlanarak Gediz Deltası'nı Yeniden Canlandırmak Projesi"nin açılış ve lansman toplantısı, 6 Ekim 2026 Salı günü İzmir’de gerçekleştirildi. İzmir Vali Yardımcısı Sayın Erkan Karahan, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Sulak Alanlar Daire Başkanı Mehmet Özdemir ve 4. Bölge Müdürü Kerim Gençoğlu, kamu kurum ve kuruluşlarının üst düzey yetkilileri, akademisyenler ile sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin katılımıyla düzenlenen toplantıda; Gediz Deltası’nın geleceğine yönelik restorasyon yaklaşımı, hedefleri ve 2026-2031 yılları arasında yürütülecek 5 yıllık çalışma planı kamuoyuyla paylaşıldı. Menemen, Foça, Çiğli ve Karşıyaka ilçeleri sınırları içinde bulunan ve farklı statülerle koruma altında olan Gediz Deltası; uluslararası Ramsar Sözleşmesi listesinde yer almasının yanı sıra Yaban Hayatı Geliştirme Sahası, Doğal Sit Alanı ve Leukai Antik Kenti'nin varlığı sebebiyle Arkeolojik Sit Alanı unvanlarını bünyesinde barındırıyor. Gediz Deltası Dünya Flamingo Nüfusunun %10’una Ev Sahipliği Yapıyor.Dalyanları, tuzcul çayırları, sazlıkları, lagünleri, tarım arazileri ve geleneksel üretim biçimleriyle öne çıkan Gediz Deltası, dünya flamingo popülasyonunun %10’una kuluçka alanı sunarak her yıl yaklaşık 20.000 çift flamingoya ev sahipliği yapıyor. Tepeli pelikan ve sumru kuşlarının Akdeniz'deki en büyük kolonilerinden birini barındıran bölge; on binlerce su kuşu için kritik bir kışlama, mola ve üreme sığınağı işlevi görüyor. Delta, kıyı boyunca yürütülen küçük ölçekli balıkçılık, geleneksel hayvancılık ve yıllık yaklaşık yarım milyon tonluk tuz üretimiyle kent ekonomisi ve sosyal yaşamla iç içe varlığını sürdürüyor. Çalışma Kapsamında Gediz Deltası Güçlenecek Tatlı su alanlarında biyoçeşitliliğin korunması ve ekosistemlerin geleceğinin güvence altına alınması amacıyla güneş enerjisi sistemleriyle desteklenen su yönetimi uygulamalarından ekolojik temelli mera ve çayır yönetimine kadar farklı çalışmalar gerçekleştirilecek. Nehirlerin doğal akışını yeniden güçlendirmek için mevcut bariyerlerin balıkların rahatlıkla göç edebildiği ekolojik bentlere dönüştürülmesi, flamingo adasının restore edilmesi ve su kuşları için yapay üreme platformlarının oluşturulması da projenin önemli uygulamaları arasında yer alıyor.Kuşların üreme ve beslenme alanları arasındaki hareketlerini engelleyen ve her yıl çok sayıda kuşun ölümüne veya yaralanmasına neden olan elektrik hatlarının uygun bölümlerde yer altına alınmasıyla deltadaki önemli tehditlerden birinin azaltılması hedefleniyor. Bunun yanı sıra kırsal kalkınmayı destekleyecek ekonomik modeller ve uygulamalar geliştirilecek, deltayı ziyaret eden insanların doğayla daha güçlü bir ilişki kurabilmesi için ekoturizm çalışmaları desteklenecek. Deltada yer alan Ziyaretçi Merkezi'nin restorasyonu da bu kapsamda ele alınarak merkezin ziyaretçilerin ve öğrencilerin daha aktif kullanabileceği bir yapıya kavuşturulması planlanmaktadır.Gediz Deltası’nın ekolojik bütünlüğünü sağlamak için 2031 yılına kadar devam edecek geniş kapsamlı restorasyon çalışması, yalnızca proje ekibinin çalışmalarıyla değil; farklı disiplinlerden 15'in üzerinde uzman, akademisyen, kamu kurumu ve sivil toplum kuruluşunun da katkı vereceği çalışmalarla desteklenecektir. "Gediz Deltası Küresel Bir Doğa Mirasıdır" Çalıştayda bir konuşma yapan ve Gediz Deltası’nın ülkemizin ve dünyanın önemli sulak alanlarından biri olduğunun altını çizen Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü Sulak Alanlar Daire Başkanı Mehmet Özdemir:“Gediz Deltası 1998 yılında kazandığı Ramsar Alanı statüsüyle küresel bir doğa mirasıdır. Tatlı, acı ve tuzlu su ekosistemlerini, lagünleri ve tuzlu bataklıkları bir arada barındıran bu eşsiz coğrafya, biyolojik çeşitlilik açısından dünyada kritik bir merkez konumundadır.Böylesine geniş ölçekli bir restorasyonun başarısı; kamu kurumlarımızın, yerel yönetimlerimizin, bölge üniversitelerimizin, akademisyenlerimizin, konu uzmanlarımızın ve sivil toplum kuruluşlarımızın ortak aklına ve güçlü iş birliğine bağlıdır. Bu yaklaşım, Genel Müdürlüğümüzün ulusal ve uluslararası ölçekte güvenilir, yenilikçi ve öncü bir kurum olma hedefinin de sahadaki karşılığıdır. Bugün Gediz Deltası'nın doğal yapısını korumak ve ekolojik bütünlüğünü geleceğe taşımak adına attığımız bu adımın, yarının dünyasına da hizmet edeceğine yürekten inanıyorum” dedi.Tatlı ve Tuzcul Ekosistem Dengesi Yeniden Sağlanacak.Doğa Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Tuba Kılıç Karcı, proje kapsamında Gediz Deltası’nda gerçekleştirilecek restorasyon çalışmalarına ilişkin: “Günümüzde koruma altında olmasına rağmen geçmiş dönemlerde Üçtepeler bölgesinde inşa edilen ve artık kullanılmayan atıl setler ile yollar, deltanın kalbi konumundaki dalyanlarda doğal su hareketlerini, gelgit süreçlerini ve sediment akışını kısıtlıyor. Proje kapsamında, deltadaki tatlı su ve tuzcul ekosistemler arasındaki doğal dengenin yeniden güçlendirilmesini, su ve sediment akışının önündeki engellerin ortadan kaldırılmasını ve doğal süreçlerin yeniden işlemesini hedefliyoruz. Kamu kurumları, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının ortak aklı ve iş birliği sayesinde delta biyoçeşitliliğini bütüncül bir yaklaşımla yeniden güçlendireceğiz. Nehir ve denizin doğal güçlerinden yararlanan bu restorasyon yaklaşımının, Gediz Deltası’nın iklim değişikliğinin etkilerine karşı dayanıklılığını artıracağına ve bölgedeki tür çeşitliliğinin uzun vadede korunmasına katkı sağlayacağına inanıyoruz. Bu çalışma, sadece Gediz Deltası için değil tüm Akdeniz için örnek bir ekosistem restorasyonu olacak.” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Vakfı 17. Sezon Fark Yaratanı Yaz Güvendi  Doğa Koruma Çalışmalarını Sanatla Buluşturuyor Haber

Sabancı Vakfı 17. Sezon Fark Yaratanı Yaz Güvendi Doğa Koruma Çalışmalarını Sanatla Buluşturuyor

Nesli tehlike altında olan kuşların sesleriyle Anadolu’nun kaybolmaya yüz tutmuş geleneksel çalgılarını buluşturan “Miras” albümüyle çalışmalarına başlayan kolektif; konserler, atölyeler, ve kuş gözlem yürüyüşleri farklı kitlelere ulaşıyor. Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’nın 17. Sezonunda Fark Yaratan seçilen Yaz Güvendi’nin kurucusu olduğu Kuş Kolektifi, doğa koruma çalışmalarına sanatsal ve kültürel bir perspektif kazandırarak daha fazla insanın doğayla bağ kurmasına destek oluyor. Farklı kültürlerle iç içe büyüdüğü bir çocukluk ve gençlik döneminin ardından doğa ile kurduğu bağı hayatının merkezine alan bir yaşam tarzı benimseyen Yaz Güvendi, çevre ve iklim krizi odağında çalışan farklı sivil toplum kuruluşlarında yer aldı. Bolkar Dağları’nda gerçekleştirdiği bir saha gezisinde göremediği, yalnızca sesini duyabildiği kuşlar, Kuş Kolektifi’nin çıkış noktası oldu. 2025 yılında kurulan sanat, gözlem ve umut temelli doğa hareketi Kuş Kolektifi, aynı yıl nesli tehlike altındaki kuş türlerini müzik aracılığıyla görünür kılmak amacıyla “Miras” albümünü dinleyicilerle buluşturdu. Nesli tehlike altındaki kuşların sesleriyle Çeng, Kopuz, Rebab, Kam Davulu ve Ruzba gibi Anadolu’nun geleneksel çalgılarını icra eden müzisyenlerle bir araya getiren albüm; işitsel bir deneyim sunarken ekolojik ve kültürel mirasın korunmasına katkı sağlıyor. Kuş Kolektifi, bugüne kadar 100 binin üzerinde dinleyiciye ulaşan “Miras” albümüyle başladığı çalışmalarını; konserler, atölyeler, kuş gözlem yürüyüşleri ve eğitim programlarıyla farklı alanlara taşıyarak geniş kitlelere ulaşıyor. Yetişkinlerin yanı sıra okullarda çocuk ve gençlere yönelik düzenlenen atölyelerde Türkiye’nin kuş türlerini tanıtırken, unutulmaya yüz tutmuş geleneksel çalgıları da katılımcılarla buluşturuyor. Müzik, kuş gözlemi ve doğa farkındalığını bir araya getiren bu atölyeler, katılımcıların doğayla ve kültürel mirasla daha güçlü bir bağ kurmasına katkı sağlıyor. Farklı şehirlerde düzenlenen etkinlikler ve iş birlikleriyle çalışmalarını yaygınlaştıran Kuş Kolektifi, doğayı korumanın yanı sıra onunla bağ kurmayı ve deneyimlemeyi de teşvik ediyor. Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, “Kuş Kolektifi ile birlikte doğa koruma çalışmalarına sanatın dönüştürücü gücüyle katkı sağlayan Yaz Güvendi, nesli tehlike altındaki kuşları müzik aracılığıyla daha geniş kitlelerle buluşturuyor. Bu yaklaşım, toplumun doğayla bağ kurarak harekete geçmesini teşvik ederken biyolojik çeşitliliğin korunmasına ve kültürel mirasın yaşatılmasına yönelik farkındalığı da artırıyor. Sabancı Vakfı olarak, sanatı toplumsal faydaya dönüştüren ve insanları doğayla daha güçlü bir bağ kurmaya davet eden bu ilham verici çalışmayı desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

WWF-Türkiye’den Çağrı: Akbabalar Varsa Denge Var Haber

WWF-Türkiye’den Çağrı: Akbabalar Varsa Denge Var

Doğada yaşamın devamlılığı, farklı türlerin birbirini tamamladığı hassas bir dengeye dayanıyor. Bu dengenin önemli parçalarından biri olan ve hayvan leşleriyle beslenen akbabalar, güçlü mide asitleri sayesinde hastalık etkenlerini ortadan kaldırarak ekosistemlerin sağlıklı işleyişine katkı sağlıyor. Bu özellikleri nedeniyle akbabalar “doğanın temizlikçileri” olarak anılıyor. Sera gazı emisyonlarının azaltılmasına katkı sağlıyor Akbabalar, leşleri çürümeden tüketmeleriyle sera gazı emisyonlarının azaltılmasına da yardımcı oluyor. Yalnızca Amerika kıtasında akbabaların yılda yaklaşık 12 milyon metrik ton CO₂ eşdeğeri emisyonun atmosfere salınmasını önlediği; bunun yaklaşık 2,6 milyon otomobilin yıllık emisyonuna eşdeğer olduğu hesaplanıyor. Türkiye dört akbaba türüne ev sahipliği yapıyor Avustralya ve Antarktika kıtaları hariç dünya geneline yayılmış 23 akbaba türü bulunuyor. Türkiye ise, kara akbaba (Aegypius monachus), kızıl akbaba (Gyps fulvus), sakallı akbaba (Gypaetus barbatus) ve küçük akbaba (Neophron percnopterus) olmak üzere dört akbaba türüne ev sahipliği yapıyor. Türkiye’de görülen en büyük akbaba türü olan kara akbaba, aynı zamanda dünyanın en ağır uçan kuşlarından biri olarak öne çıkıyor. Kuş gözlemciler arasında uçan halı lakaplı kara akbabanın kanat açıklığı 250-310 cm, ağırlığı ise 6,3-11,5 kg arasında değişiyor. Yaşam alanlarının tahrip edilmesi ve besin kaynaklarının azalması, ortalama ömrü 30 yıl olan bu tür için en önemli tehditler arasında yer alıyor. Kara akbabadan sonra Türkiye’de görülen en büyük akbaba türü olan kızıl akbabanın görme ve işitme duyuları oldukça gelişmiştir. Kanat açıklığı 230-280 cm, ağırlığı ise 6,2-10,5 kg arasında değişiyor. Rüzgâr türbinleri, elektrik telleri, çiftlik hayvanlarının tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, yaşam alanlarının tahribi ve zehirli et uygulamaları türün karşı karşıya olduğu tehditler arasında yer alıyor. Türkiye’de görülen bir diğer tür olan sakallı akbaba, başlıca kemiklerle besleniyor. Kanat açıklığı 235-275 cm, ağırlığı ise 5-7 kg arasında değişiyor. Sakallı akbabalar; tarım ilacı kaynaklı ölümler, yüksek gerilim hatları kaynaklı çarpılmalar, kurşun zehirlenmesi, yasa dışı avcılık, besin kaynaklarının azalması, rahatsız edilme ve yaşam alanlarının daralması gibi tehditlerle karşı karşıya. Türkiye’deki en küçük akbaba türü olan küçük akbaba ise nesli küresel ölçekte tehlike altında olan bir tür. Boyu 47–65 cm, ağırlığı yaklaşık 1,9 kg, kanat açıklığı ise 155–170 cm arasında değişiyor. Kayalıklara yuva yapan bu tür için kurşun zehirlenmesi, doğrudan ya da dolaylı zehirlenme, elektrik hatları ve rüzgâr türbinleriyle çarpışmalar ile popülasyon azalması başlıca tehdit unsurları arasında yer alıyor. “Akbabaları korumak hepimizin katkısıyla mümkün” WWF-Türkiye Doğa Koruma Kıdemli Uzmanı Can Yeniyurt, Uluslararası Akbaba Farkındalık Günü kapsamında şu değerlendirmede bulundu: “Akbabalar, çoğu zaman gözden kaçan ancak ekosistemlerin sağlıklı işleyişinde kritik görevler üstlenen türler. Leşlerle beslenerek hastalık etkenlerinin yayılmasının önlenmesine yardımcı oluyorlar ve doğanın dengesinin korunmasına katkı sağlıyorlar. Buna karşılık, yaşam alanı kaybı, elektrik çarpması ve enerji altyapılarıyla çarpışma ve zehirlenme, gibi farklı tehditlerle karşı karşıyalar. Akbabalar gibi süzülerek uçan kuşlardan leyleklere, son günlerde yaşanan elektrik çarpması vakaları da bu tehditlerin güncelliğini ve önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Türleri ve karşılaştıkları tehditleri daha iyi anlamak, gözlem yapmak ve elde edilen verileri koruma çalışmalarına kazandırmak bu nedenle büyük önem taşıyor. Vatandaşların da bu sürece katılması mümkün. Gözüm Doğada uygulamasıyla doğada karşılaştığımız türleri kayıt altına alarak vatandaş bilimine katkı sağlayabiliriz. Her gözlem, doğayı daha iyi tanımamıza ve türlerin korunmasına yönelik çalışmalarımıza destek oluyor.” Gözüm Doğada ile doğa koruma çalışmalarına katkı WWF-Türkiye’nin Gözüm Doğada mobil uygulaması, vatandaş bilimi yoluyla doğa koruma çalışmalarına katkı sunma olanağı sağlıyor. Doğada gözlemledikleri türleri uygulama üzerinden paylaşan kullanıcılar, tür gözlem kayıtlarının oluşturulmasına katkıda bulunuyor. Toplanan veriler, koruma çalışmalarına hizmet edebilmesi amacıyla ilgili kurum ve araştırmacılarla paylaşılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğa Koruma İçin Kritik Adım: Önemli Doğa Alanları Envanteri Yenileniyor Haber

Doğa Koruma İçin Kritik Adım: Önemli Doğa Alanları Envanteri Yenileniyor

Önemli Doğa Alanları, hassas ekosistemleri, endemik türleri ve nesli tehlike altındaki canlıları barındıran kritik habitatları kapsayarak, biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik küresel standartların uygulanması ve koruma stratejilerinin geliştirilmesine olanak sağlıyor. 2006 yılında yayınlanan ilk envanterde bitkiler, kız böcekleri, kelebekler, iç su balıkları, çift yaşamlılar, sürüngenler, kuşlar ve memeliler ile ilgili veriler sentezlendi ve Türkiye’de 305 Önemli Doğa Alanı tanımlandı. Doğa Derneği’nin koordinasyonunda 2023 yılında başlatılan ve 2029 yılında tamamlanması hedeflenen Önemli Doğa Alanları güncelleme çalışması, son yirmi yılda Türkiye doğasında yaşanan değişimleri, kayıpları ve umut verici yeni keşifleri bilimsel verilerle kayıt altına alacak. Türkiye’den Avrupa’ya Akademisyen ve Uzmanların Ortak Çalışması ÖDA yaklaşımı, 2016 yılında Dünya Doğa Koruma Kurumu (IUCN) tarafından küresel ölçekte öncelikli alanların belirlenmesinde resmi bir standart olarak kabul edildi. Doğa Derneği, 2023 yılında IUCN ekibinden Avrupa, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ÖDA’ları Bölge Sorumlusu Dr. Catherine Numa ve ÖDA uluslararası sekreteryası başkanı Dr. Andrew Plumptre, BirdLife International ÖKA/ÖDA Küresel Bilim Koordinatörü Olivia Crowe işbirliğinde ÖDA Güncelleme Programı'nı başlattı. Tükiye’den eklenen akademisyen ve uzman ağı vasıtasıyla veri derleme çalışmaları kesintisiz olarak sürdürüldü. Kuşlardan Balıklara Bitkilerden Yumuşakçalara 9 tür grubuna ait 7.144 önemli konum tespit edildi. 12 uzmanın iki yıl boyunca yürüttüğü kapsamlı çalışmanın ilk sonuçları, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğine ilişkin dikkat çekici veriler ortaya koydu. Çalışma kapsamında 38 amfibi ve sürüngen türüne ait 61 nokta, 2.333 bitki türü ve varyetesine ait 3.794 nokta, 122 içsu balığı türüne ait 381 nokta, 56 kelebek türüne ait 338 nokta, 14 kızböceği ve yusufçuk türüne ait 92 nokta, 42 kuş türüne ait 256 nokta, 26 memeli türüne ait 137 nokta ve 875 yumuşakça türüne ait 2.083 nokta belirlendi.İlk bulgular sonucunda, toplam 9 tür grubuna ait 7.144 farklı yer tespit edildi. Elde edilen veriler, Türkiye’nin biyolojik çeşitliliğinin güncel durumunun ortaya konulması ve dünya çapında önem taşıyan alanların belirlenmesi açısından önemli bir bilimsel temel oluşturuyor.Bu güncelleme çalışmasını öncekilerden ayıran en önemli farklardan biri, analiz edilen canlı gruplarının genişletilmesi oldu. Bitkiler, yusufçuklar ve kızböcekleri, kelebekler, iç su balıkları, amfibiler, sürüngenler, memeliler ve kuşlar bu güncellemede de yer aldı. Mevcut uzmanlık gruplarına bu yıl yumuşakçalar da eklendi. Devam eden süreçte onlarca farklı disiplinden çok sayıda uzmanın da katkı sunacağı çalışmada; endemik, nesli tehlike altında olan ve hassas türlerin habitatları titizlikle haritalandırılacak. Çalışmaları gerçekleştiren uzman grubunda yer alan uzmanlar: Prof. Dr. Ahmet Emre Yaprak - Bitkiler, Prof. Dr. Ali Kandemir - Bitkiler, Prof. Dr. Hasan Yıldırım - Bitkiler, Dr. Tuğkan Özdöl - Bitkiler, Prof. Dr. Ahmet Karataş - Memeliler, Uzman Cem Orkun Kıraç - Memeliler, Prof. Dr. Kerim Çiçek - Sürüngenler ve Amfibiler, Dr. Evrim Karaçetin - Kelebekler, Prof. Dr. Burçin Aşkım Gümüş - Yumuşakçalar, Doç. Dr. Ali Miroğlu - Kızböcekleri & Yusufçuklar, Prof. Dr. Baran Yoğurtçuoğlu - İç Su Balıkları, Dr. Şafak Arslan - Kuşlar - Memeliler, Prof. Dr. Muhammed Zeynel Öztürk - CBS, Dr. Enes Taşoğlu - CBS. Bilimsel bulgular, endemik, tehlike altında, hassas veya benzersiz türlerin Türkiye’deki yaşam alanlarını belgeliyor. Çalıştaya dair açıklamalarda bulunan Doğa Derneği Koruma Programı Koordinatörü Dr. Şafak Arslan; ’’COP 31’e sayılı günler kala gerçekleştirdiğimiz bu çalıştay, Türkiye’nin doğa koruma ve iklim değişikliği konularındaki politika ve planlamalarını doğrudan etkileyecek düzeyde bir çalışma. Elde edilen bilimsel bulgular, endemik, tehlike altında, hassas veya benzersiz türlerin Türkiye’deki yaşam alanlarını belgeliyor. Bu veriler, Kunming-Montreal Küresel Biyoçeşitlilik Çerçevesi’nin %30 Korunan Alan (30x30) Hedefi doğrultusunda ulusal koruma politikalarına ve Diğer Etkili Alan Temelli Koruma Önlemleri (OECM) mekanizmalarına ve ulusal veritabanlarına uyarlanarak entegre edilebilecek nitelikte. Söz konusu verilerin ulusal veritabanlarına eklenmesi, ulusal koruma stratejilerine şeffaf, çok paydaşlı ve bilimsel bir çerçevede entegre edilmesi, uluslararası standartlar ve Uluslararası ÖDA Sekretaryası ile uyumunun sağlanması ve alan bazlı koruma hedeflerine altlık oluşturması amacıyla ÖDA Ulusal Koordinasyon Grubu oluşturulması hedefleniyor. 2029’da çalışma tamamlandığında Türkiye’nin ÖDA envanteri statik bir yazılı envanter olmaktan çıkıp, anlık olarak güncellenebilen çevrimiçi bir yazılım haline getirilecek,’’ dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Pepsico Türkiye’nin Bir Damla Bir Dünya Projesi Tekirdağ’da Devam Ediyor Haber

Pepsico Türkiye’nin Bir Damla Bir Dünya Projesi Tekirdağ’da Devam Ediyor

Dünyanın en büyük yiyecek ve içecek şirketlerinden PepsiCo, PepsiCo Pozitif (pep+) stratejisinin temel bileşenlerinden biri olan “Net Su Pozitif” vizyonu doğrultusunda su kaynaklarını korumaya yönelik projelerini büyütmeyi sürdürüyor. Bu kapsamda 2023 yılında PepsiCo Türkiye’nin Doğa Koruma Merkezi iş birliğiyle Tarsus Berdan havzasında başlayan ve 2024’te Manisa ve İzmir, 2025’te Adana’da uygulanmaya devam eden Bir Damla Bir Dünya projesi, 2026 yılında Tekirdağ’da Önder Çiftçi Üretim ve Pazarlama Kooperatifi ortaklığı ile gerçekleştirilecek. Önder Çiftçi Üretim ve Pazarlama Kooperatifi, Önder Çiftçi Projesi bünyesindeki üreticilere tohum, ilaç ve gübre temininin yanı sıra ürettikleri ürünlerin değerlendirilmesi ve ekonomiye kazandırılması süreçlerinde destek olmayı amaçlıyor. Özellikle sözleşmeli üretim modelinde alternatif ürünlerin üretimi ve değerlendirilmesi Trakya genelinde kooperatif aracılığıyla sağlanıyor. PepsiCo Türkiye Genel Müdürü Ergün Günay, su yönetiminin sosyal, ekonomik ve çevresel açıdan en hayati konulardan biri olduğunu vurgulayarak, başta şirketler olmak üzere tüm kurumların bu alanda somut adımlar atması ve iş birliklerini artırması gerektiğini belirtti. Ergün Günay, “PepsiCo Türkiye olarak su yönetimini sürdürülebilirlik stratejimizin merkezine yerleştiriyoruz. Daha az su kullanmak, kullanılan suyu geri kazandırmak ve temiz suya erişimi artırmak hedefleri doğrultusunda kararlılıkla ilerliyoruz. Bu anlayışla hayata geçirdiğimiz ‘Bir Damla Bir Dünya’ projemizle 2025 yılında Tarsus, Manisa, İzmir ve Adana’daki operasyonlarımızın bulunduğu havzalarda yaklaşık 1,14 milyon m³ suyu doğaya geri kazandırdık. Operasyonel su kullanımımızın Tarsus ve İzmir’de %100’ünü, Manisa’da %98’ini ve Adana’da %52’sini yerel havzalara geri kazandırdık. Şimdi de Tekirdağ’da, Önder Çiftçi Üretim ve Pazarlama Kooperatifi iş birliğiyle Meriç-Ergene Havzasındaki yer altı ve yer üstü sularının korunmasına katkı sağlayarak yarattığımız pozitif etkiyi daha da genişletmeyi hedefliyoruz” dedi. Projeye koruyucu tarım uygulamaları da eklendi Proje kapsamında bugüne kadar yaklaşık 3000 dekar arazide uygulanan damla sulama pratiklerine 2026 yılında koruyucu tarım uygulamaları da eklendi. Yerel proje ortaklarımız olan Kooperatiflerimiz ile yapılan iş birliği kapsamında çiftçiler topraklarını en az şekilde işleyerek ve anız üzerine ekim yaparak, toprağın yapısını korurken su tutma kapasitesini de artıracaklar. Toprak sağlığının iyileştirilmesi bölgede sulu tarımda kullanılan su miktarını da azaltacağından Meriç-Ergene Havzasının yer altı ve yer üstü suları korunacak. Toprak doğrudan ekim yöntemiyle iyileştirilecek Son yıllarda sayısı ve şiddeti artan aşırı iklim olayları tarımsal üretimi olumsuz yönde etkilerken, iklim değişikliğine uyum kapsamında toprağı ve suyu koruyucu uygulamalar yaygınlaşıyor. Bu kapsamda, organik maddesi oldukça düşük olan ülkemiz topraklarının iyileştirilmesine yönelik en önemli uygulamalardan biri toprak işlemeyi azaltan ve tarımsal üretimi kuraklığa karşı dirençli hale getiren (anıza) doğrudan ekim yöntemi. Bir Damla Bir Dünya projesi kapsamında da kullanılacak bu yöntem ile toprağın nemi korunacak ve organik madde miktarı artırılacak, aynı zamanda toprağın işlenmesi azaldığı için yakıttan ve işçilikten de tasarruf sağlanarak çiftçilerin gelirlerine de katkıda bulunulacak. Tarımsal ekosistemlerde verimlilik ve karlılığı artıran ve gıda güvenliğine katkı sağlayan bir uygulama olan doğrudan ekim yöntemi aynı zamanda iklim ve çevre dostu özellikleriyle dikkat çekiyor. Bu yöntemde geleneksel uygulamalardan farklı olarak hasattan sonra yeniden ekime kadar herhangi bir toprak işleme yapılmıyor; ekim bir önceki ürüne ait anızla kaplı alan üzerine ekim yapabilen özel mibzerler ile gerçekleştiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türk Henkel’in İz Bırak Projesi, 444 Çocuğa Ulaşarak Sürdürülebilirlik Bilinci Aşıladı Haber

Türk Henkel’in İz Bırak Projesi, 444 Çocuğa Ulaşarak Sürdürülebilirlik Bilinci Aşıladı

İhtiyaç Haritası iş birliğiyle gerçekleştirilen proje, sürdürülebilirlik bilincini Türkiye'nin farklı şehirlerindeki çocuklarla buluşturma yolculuğunu bu yıl da sürdürdü. Daha önce Hatay'daki konteyner yaşam alanlarında hayatlarını sürdüren çocuklara ulaşan proje, bu kez de İzmir'de 30 bin hektarlık alanı etkileyen büyük orman yangınlarının ardından bölgede hayata geçirilerek çocukların doğayla yeniden bağ kurmalarına katkı sağladı. İz Bırak Projesi, 444 çocuğa ulaşarak sürdürülebilirlik bilinci aşıladı… Türk Henkel'in İz Bırak projesi, İzmir Konak Belediyesi Toros Sosyal Tesisi'nde gerçekleştirildi. Karabağlar, Seferihisar ve Menderes'te yangından etkilenen bölgelerden çocukların da dâhil olduğu proje kapsamında, alanında uzman eğitimciler tarafından düzenlenen atölye ve etkinliklere 8-12 yaş aralığındaki çocuklar katılım sağladı. Proje kapsamında hazırlanan tohum topları ve çocukların yaratıcı çalışmalarını destekleyen boya kalemi setleriyle farklı okullara da destek sağlandı. Atölye çalışmaları, uygulamalı etkinlikler ve okul destekleri sayesinde proje, doğrudan katılımcılarla sınırlı kalmayarak toplam 444 çocuğa ulaştı. Proje ile yangın sonrası bölgenin yeniden ormanlaştırma sürecine katkı sağlanması, çocukların doğayla bağlarının güçlendirilmesi ve sürdürülebilirlik bilincinin desteklenmesi amaçlandı. Çocuklar, Sürdürülebilirlik Bilincini Güçlendiren Atölyelere Katıldı… Proje kapsamında çocuklar, çevre duyarlılığı kazanmalarını ve doğayı koruma yollarını öğrenmelerini destekleyen ücretsiz atölyelere katıldı. Örneğin; “Sürdürülebilirlik Kahramanları” atölyesinde geri dönüşüm uygulamalarına ve atıklardan yeni ürün tasarımlarına yönelik çalışmalar yapılarak çocuklarda çevre bilinci ve yeniden kullanım farkındalığının geliştirilmesi hedeflendi. “Doğa Sevgisi Drama” atölyesinde hikâyeleştirme ve drama çalışmaları aracılığıyla çocukların doğayla empati kurmalarını desteklemek üzere uygulamalar gerçekleştirildi. “Doğa Koruyucuları Tasarım” atölyesi kapsamında poster ve maket çalışmaları yapıldı. “Tohum Topu Hazırlama” atölyesinde ise çocuklar yerel bitki tohumları, kil ve toprak kullanarak kendi tohum toplarını hazırladı. Böylece çocukların doğa koruma bilincini uygulamalı deneyimlerle pekiştirmelerine katkı sağlandı. Atölyelere ek olarak tüm çocukların katılımıyla “Benim Fidanım, Benim Geleceğim” isimli bir saha etkinliği de düzenlendi. Bu çerçevede çocuklar kendi fidanlarını dikti ve atölyelerde hazırladıkları tohum toplarını doğayla buluşturdu. “Çocukların gelişimine sunulan her katkı, aydınlık yarınlar için atılmış bir adım.” Türk Henkel Kurumsal İletişim Müdürü Öznur Çatı, projeyle ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Türk Henkel olarak, kurumsal vatandaşlık anlayışını, sahip olduğumuz sorumluluk hissinin ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Çocukların gelişimine sunulan her katkının, aydınlık yarınlar için atılmış anlamlı bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu yıl İzmir’de hayata geçirdiğimiz İz Bırak projemizle de daha önce Hatay’da olduğu gibi çocuklarımıza hem sürdürülebilirlik bilinci kazandırmayı hem de onların kişisel gelişimlerini ve öğrenme süreçlerini desteklemeyi hedefledik. Bundan sonra da eğitim, çevre bilinci ve sürdürülebilirlik alanlarında toplumsal fayda yaratan projeler geliştirerek, çocukların ve gençlerin bilinçlenmesine katkıda bulunmak için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.” dedi. İz Bırak Projesi, Geçtiğimiz Yıl Hatay’da Depremden Etkilenen Çocuklara Ulaşmıştı… Proje geçtiğimiz yıl da yine İhtiyaç Haritası iş birliğinde Hatay’da depremden etkilenen çocuklar için hayata geçirilmişti. İz Bırak projesi, eğitici ve öğretici temalardaki ücretsiz atölyeler aracılığıyla İhtiyaç Haritası konteyner yaşam alanında hayatlarını sürdüren yaklaşık 250 çocuğumuzun yaratıcı düşünme becerilerini geliştirmelerine, çevre bilinci kazanmalarına ve toplumsal farkındalık oluşturmalarına destek sağlamıştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Deniz Kaplumbağaları ve Akdeniz Fokları İçin Bilim Temelli Koruma Çalışmaları Haber

Deniz Kaplumbağaları ve Akdeniz Fokları İçin Bilim Temelli Koruma Çalışmaları

Sabancı Vakfı Fark Yaratanlar Programı’nın 17. Sezonunda Fark Yaratan seçilen Seher Akyol, deniz kaplumbağalarını korumak amacıyla başlattığı bireysel çabayı, gönüllülerin ve bilim insanlarının katkılarıyla kıyı ekosistemini koruyan kapsamlı bir harekete dönüştürdü. Oğluyla çıktığı bir sahil yürüyüşünde yumurtalarının yanında yaşamını yitirmiş bir deniz kaplumbağasıyla karşılaşan Akyol, nesli tehlike altındaki bu türü korumak için neler yapabileceğini araştırmaya başladı. İlk olarak sahilde kurduğu çadırda nöbet tutarak koruma çalışmalarına başlayan Akyol, yerel yönetimler iş birliğiyle bölgede ışıklandırma, yapılaşma ve araç girişine yönelik önlemler alınmasını sağladı. Çalışmalarını kum zambakları ve Akdeniz foklarını da kapsayacak şekilde genişleten Akyol, 2020 yılında Deniz Kaplumbağaları, Akdeniz Fokları, Kum Zambakları Kıyı Koruma Derneği’ni (DEKAFOK) kurdu. DEKAFOK Derneği, zamanla bir koruma girişimi olmanın ötesine geçerek bilimsel ve toplumsal bir farkındalık platformuna dönüştü. Akademisyenlerle yürütülen iş birlikleri sayesinde kıyı ekosistemine ilişkin veriler, ilgili kurumlarla paylaşıldı. Bu çalışmalar sonucunda bölgede trol teknelerinin faaliyetlerinin kontrol altına alınması gibi önemli kazanımlar elde edildi. Sahil boyunca yürütülen devriye çalışmaları, yuvalama alanlarının korunması ve ışık kirliliğinin azaltılmasına yönelik uygulamalarla deniz kaplumbağalarının yaşam alanları daha güvenli hale getirildi. DEKAFOK Derneği bünyesinde faaliyet gösteren Türkiye’nin ilk resmi Bilgi ve Gözlem Merkezi’nde öğrencilere ve ziyaretçilere yönelik eğitim programları düzenlenirken “Duymayan Kalmasın” Projesiyle çocuklara nesli tehlike altındaki türlerin korunmasına yönelik farkındalık kazandırılıyor. Sahil temizliği, kompost üretimi, geri dönüşüm ve yenilenebilir enerji uygulamaları gibi çalışmalarla doğa koruma bütüncül bir yaklaşımla ele alınıyor. Manavgat Mendirek Yarımadası’nda yer alan merkezde; Deniz Ekosistemi Kütüphanesi, Eğitim Araştırma Laboratuvarı ile Deniz Kaplumbağası İlk Yardım ve Bakım Ünitesi aracılığıyla araştırma, eğitim ve rehabilitasyon çalışmaları yürütülüyor. Bugüne kadar 45 binin üzerinde öğrenciye ulaşan DEKAFOK, her yıl yurt içinden ve yurt dışından onlarca gönüllüyü ağırlıyor. Gönüllüler, yumurtlama döneminde aralıksız devriyeler düzenleyerek yuvaları kontrol ediyor ve araştırma çalışmalarına katkı sağlıyor. Dernek, ayrıca gönüllülerine staj imkanı da sunuyor. Türkiye'nin ilk Deniz Kaplumbağası İhbar Hattı’nı hayata geçiren DEKAFOK Derneği, bireylerin de koruma sürecine dahil olmasını sağlıyor. Sabancı Vakfı Genel Müdürü Nevgül Bilsel Safkan, “Bireysel bir çabanın kolektif bir harekete dönüşmesinin en güçlü örneklerinden birini ortaya koyan Seher Akyol, DEKAFOK Derneği çatısı altında yürüttüğü çalışmalarla Antalya kıyılarındaki nesli tehlike altındaki türlerin ve kıyı ekosisteminin korunmasına öncülük ediyor. Bilim insanlarından gönüllülere, kamu kurumlarından üniversitelere kadar birçok paydaşı ortak bir amaç etrafında buluşturan Akyol, doğayla uyumlu bir yaşam kültürünün yaygınlaşmasına katkı sağlıyor. Sabancı Vakfı olarak, kıyı ekosistemlerinin korunmasına katkı sunan ve toplumsal farkındalığı güçlendiren çalışmalarıyla ilham veren Seher Akyol’un çalışmalarını desteklemekten büyük mutluluk duyuyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.