Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğal Afet

Kapsül Haber Ajansı - Doğal Afet haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğal Afet haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Deprem Sonrası Binlerce Kişi Aynı Soruyu Soruyor: Deprem Sigortası Neleri Karşılıyor? Haber

Deprem Sonrası Binlerce Kişi Aynı Soruyu Soruyor: Deprem Sigortası Neleri Karşılıyor?

Türkiye'nin deprem kuşağında yer alması, milyonlarca vatandaş için konut güvenliğini her zamankinden daha önemli hale getiriyor. Özellikle son yıllarda yaşanan büyük depremler, yalnızca yapı güvenliğini değil, olası maddi kayıplara karşı alınabilecek önlemleri de yeniden gündeme taşıdı. Bu süreçte en çok araştırılan konuların başında ise deprem sigortası geliyor. Uzmanlar, deprem riskinin yüksek olduğu bölgelerde yaşayan vatandaşların olası afetlere karşı maddi güvence oluşturmasının büyük önem taşıdığına dikkat çekiyor. Konut sahipleri kadar kiracıların da deprem sonrası ortaya çıkabilecek mali yükümlülükler konusunda bilinçli hareket etmesi gerektiği belirtiliyor. Deprem Sigortası Neden Bu Kadar Önemli Hale Geldi? Türkiye'de meydana gelen depremler, binlerce binada ağır hasara neden olurken milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiliyor. Deprem sonrasında ortaya çıkan yeniden inşa ve onarım maliyetleri ise çoğu zaman bireysel imkanların çok üzerine çıkabiliyor. Bu noktada devreye giren deprem sigortası, konutların deprem nedeniyle uğrayabileceği maddi zararların belirli limitler dahilinde karşılanmasını sağlayarak önemli bir güvence sunuyor. Özellikle büyük şehirlerde yükselen inşaat maliyetleri dikkate alındığında, sigorta korumasının önemi daha da artıyor. Deprem Sigortası Hangi Hasarları Karşılıyor? Deprem sigortası kapsamında, depremin doğrudan neden olduğu yapısal zararlar güvence altına alınıyor. Bina temelinde, ana duvarlarda, bağımsız bölümleri ayıran ortak duvarlarda, merdivenlerde, çatıda ve taşıyıcı sistemlerde meydana gelen hasarlar sigorta kapsamı içerisinde değerlendiriliyor. Deprem nedeniyle oluşan yangın, patlama, yer kayması gibi afet kaynaklı zararlar da teminat kapsamına dahil olabiliyor. Böylece konut sahipleri, afet sonrasında karşılaşabilecekleri yüksek maliyetlere karşı belirli ölçüde koruma elde ediyor. DASK ve Deprem Sigortası Arasındaki İlişki Türkiye'de zorunlu deprem sigortası uygulaması, Doğal Afet Sigortaları Kurumu tarafından yürütülüyor. Kamuoyunda yaygın olarak DASK adıyla bilinen sistem, deprem nedeniyle meydana gelen maddi zararların karşılanmasına yönelik temel güvenceyi oluşturuyor. Konut alım-satım işlemlerinden abonelik süreçlerine kadar birçok alanda DASK poliçesi zorunlu tutuluyor. Uzmanlar, poliçe süresinin düzenli olarak yenilenmesinin hak kaybı yaşanmaması açısından kritik önem taşıdığını vurguluyor. Deprem Riskine Karşı Finansal Koruma Sağlıyor Deprem sonrasında ortaya çıkan ekonomik yük yalnızca bina onarımıyla sınırlı kalmıyor. Geçici barınma, taşınma, eşya kaybı ve çeşitli ek giderler de aile bütçeleri üzerinde ciddi baskı oluşturabiliyor. Bu nedenle sigorta uzmanları, deprem sigortasının yalnızca yasal bir zorunluluk olarak değil, aynı zamanda uzun vadeli bir finansal güvence aracı olarak değerlendirilmesi gerektiğini ifade ediyor. Özellikle yüksek riskli bölgelerde yaşayan vatandaşların poliçe kapsamlarını düzenli olarak gözden geçirmeleri tavsiye ediliyor. Konut Sahipleri Nelere Dikkat Etmeli? Deprem sigortası yaptırırken binanın güncel bilgilerinin doğru şekilde beyan edilmesi büyük önem taşıyor. Ayrıca sigorta bedellerinin güncel yapı maliyetlerine uygun olup olmadığı da düzenli olarak kontrol edilmeli. Uzmanlara göre birçok kişi poliçesinin aktif olduğunu düşünse de süresi dolan sigortalar nedeniyle beklenmedik mağduriyetler yaşanabiliyor. Bu nedenle poliçe yenileme tarihleri yakından takip edilmeli ve kapsam detayları dikkatle incelenmeli. Deprem Bilinci ve Sigorta Güvencesi Birlikte Güçleniyor Türkiye'de deprem farkındalığının artmasıyla birlikte sigorta bilincinde de yükseliş gözleniyor. Vatandaşlar artık yalnızca güvenli yapılarda yaşamayı değil, olası afetlerin ekonomik etkilerine karşı da hazırlıklı olmayı öncelikleri arasına alıyor. Artan riskler ve yükselen maliyetler göz önüne alındığında, deprem sigortası hem bireylerin hem de ailelerin geleceğini koruyan en önemli güvence araçlarından biri olarak öne çıkıyor. Özellikle afet sonrası yaşanabilecek maddi kayıpların azaltılmasında sigorta sisteminin rolü her geçen yıl daha da belirgin hale geliyor.

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak Haber

İklim Değişikliği ve Çevresel Risklerin Yönetiminde Parametrik Sigortalar Öne Çıkacak

Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Türkiye 9-26 Kasım tarihlerinde gerçekleşecek BM İklim Zirvesi COP31’e ev sahipliği yapmaya hazırlanırken, sürdürülebilirlik, iklim değişikliği ve çevresel sorumluluk alanında dünyada önemli gelişmelere de imza atılıyor. İklim değişikliği ve sürdürülebilirlik, kurumsal ve sosyal alanda artık kritik bir noktaya ulaşmış durumda. Araştırmalar da söz konusu risklerin çok ciddi bir boyuta ulaştığını gösteriyor. Swiss Re verilerine göre doğal afet kaynaklı sigortalı kayıplar 2024’te 137 milyar dolar oldu; 2025 için ise bu kayıpların 145 milyar dolara yaklaşabileceği öngörülüyor. Bu tablo, iklim riskinin artık istisnai değil, düzenli yönetilmesi gereken bir finansal risk olduğunu gösteriyor. Türkiye’de de Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (TSRS) ile sürdürülebilirlik raporlamasının yasal zemine oturması, şirketleri iklim risklerini ölçmeye ve daha şeffaf yönetmeye yönlendiriyor. IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; bu süreç sigorta talebini de dönüştürecek. Artık şirketler yalnızca varlıklarını değil; karbon hedeflerini, enerji verimliliği yatırımlarını, tedarik zincirlerini ve itibar risklerini de güvence altına almak isteyecek. Tarım, enerji, turizm ve altyapı yatırımlarında önemli Murat Çiftçi, “Türkiye’de sürdürülebilirlik odaklı sigortaların yaygınlaşmasını hızlandıracak en kritik başlık, risklerin daha görünür ve ölçülebilir hale gelmesi olacak. İklim kaynaklı afetler, enerji dönüşümü, karbon düzenlemeleri ve tedarik zinciri baskıları şirketlerin risk algısını değiştiriyor. İklim risklerinin artmasıyla birlikte üç ürün kategorisinin öne çıkacağını düşünüyoruz: parametrik sigortalar, iklim kaynaklı iş durması teminatları ve çevresel sorumluluk çözümleri. Parametrik sigortalar bu noktada öne çıkıyor. Bu modelde ödeme, klasik hasar tespit sürecinden bağımsız olarak, önceden belirlenen bir tetikleyici gerçekleştiğinde devreye giriyor. Örneğin belirli bir yağış seviyesi, sıcaklık eşiği, kuraklık endeksi veya rüzgâr hızı aşıldığında ödeme yapılabiliyor. Bu yapı, özellikle tarım, enerji, turizm, lojistik ve altyapı yatırımları için hızlı nakit akışı sağlayabilir” dedi. Şirketler de bütüncül çözümlere odaklanıyor Munich Re, 2024’te doğal afetlerin sigorta piyasası için ağır bir yıl olduğunu ve sigortalı kayıpların 140 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtiyor. Rapora göre hava olayları, özellikle fırtına, sel ve yangınlar hasarlarda belirleyici hale geldi. Kurumsal şirketlerin de artık sürdürülebilirliği yalnızca sosyal sorumluluk başlığı olarak görmediğini belirten Murat Çiftçi, “Bu konu finansmana erişim, yatırımcı ilişkileri, tedarik zinciri yönetimi ve marka itibarıyla doğrudan bağlantılı hale geldi. Bu nedenle sigorta talepleri de değişiyor. Şirketler artık yalnızca fabrika, makine, bina veya araçlarını sigortalamak istemiyor; enerji verimliliği yatırımlarını, yenilenebilir enerji projelerini, karbon azaltım hedeflerini, iklim kaynaklı iş kesintilerini ve çevresel sorumluluklarını da kapsayan daha bütüncül çözümler arıyor. IBS olarak bu dönüşüme klasik poliçe mantığıyla değil, risk danışmanlığı yaklaşımıyla yanıt veriyoruz. Önce şirketin faaliyet alanını, iklim hassasiyetini, tedarik zincirini, enerji kullanımını ve regülasyon yükümlülüklerini analiz ediyoruz. Ardından buna uygun sigorta ve reasürans kapasitesini yapılandırıyoruz” diye konuştu. Enerji verimliliğine yönelik ürünler öne çıkacak Murat Çiftçi, yeşil enerji, döngüsel ekonomi ve karbon nötr hedeflerine yönelik çözümler için de şunları söyledi: “Yeşil enerji yatırımları büyüdükçe güneş, rüzgâr, batarya depolama, hidrojen, biyokütle ve enerji verimliliği projelerine özel sigorta çözümleri daha fazla gündeme gelecek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın güncel verilerine göre Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü 2026 itibarıyla 125.000 MW seviyesini aşarken, bunun yaklaşık %62’si yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor. Güneş ve rüzgâr enerjisinin toplam kurulu güç içindeki payı ise %33 seviyesinin üzerine çıkarak 40.000 MW’ı aşmış durumda. Yalnızca 2025 yılında devreye alınan yaklaşık 8.200 MW’lık yeni kapasite, bu dönüşümün hızını net biçimde ortaya koyuyor. Bu büyüme sigorta tarafında yeni bir uzmanlık alanı ve daha gelişmiş risk yönetimi yaklaşımını zorunlu hale getiriyor. Bu alanda öne çıkacak ürünler arasında yenilenebilir enerji santrali performans teminatları, üretim kaybı sigortaları, batarya yangın riskine özel çözümler, karbon kredisi risklerine yönelik teminatlar ve çevresel sorumluluk poliçeleri bulunuyor. Döngüsel ekonomi tarafında ise geri dönüşüm tesisleri, atık yönetimi, yeniden kullanım ve kaynak verimliliği projeleri için hem yangın hem çevresel sorumluluk hem de iş durması teminatlarının daha özel kurgulanması gerekecek.” İstisnai olaylar yaygın riskler olarak değerlendiriliyor İklim kaynaklı afetlerin maliyeti arttıkça reasürans piyasasının da daha seçici, daha veri odaklı ve daha disiplinli bir fiyatlama yaklaşımına geçtiğinin altını çizen Murat Çiftçi, “Eskiden bazı iklim olayları istisnai kabul edilebiliyordu. Bugün ise sel, dolu, fırtına, kuraklık ve yangın gibi riskler birçok bölgede düzenli hasar üreten başlıklar haline geldi. Swiss Re, doğal afet kaynaklı sigortalı kayıpların son yıllarda reel olarak yıllık %5–7 bandında büyüdüğünü belirtiyor. Bu, reasürörlerin risk seçimi, kapasite kullanımı ve fiyatlama disiplinini doğrudan etkiliyor. Bu değişim yeni ürünleri de şekillendiriyor. Reasürans kapasitesine erişmek isteyen şirketlerin artık daha iyi veri sunması, tesis bazlı risk analizlerini güçlendirmesi, önleyici tedbirlerini belgeleyebilmesi ve iklim senaryolarını daha net ortaya koyması gerekiyor. Sigorta piyasasında iyi risk ile zayıf risk arasındaki fiyat farkı daha belirgin hale gelecek” dedi. Elektrikli araç sigortalarında basitlik ve anlaşılırlık önemli Murat Çiftçi, bireysel tarafta sürdürülebilirlik temelli sigortalar yaygınlaşması için üç unsurun önemli olduğuna dikkat çekerek, şunları söyledi: “Bunlar ürünün anlaşılır olması, fiyat avantajı sunması ve günlük hayatla doğrudan bağlantı kurması. Elektrikli araç sigortaları bu açıdan iyi bir örnek. Türkiye’de elektrikli otomobil satışları hızla büyüyor. ODMD’nin 2025 verilerine göre elektrikli otomobil satışları 166.665 adede ulaşarak otomobil pazarından %17,8 pay aldı. Bu büyüme yalnızca kasko ürünlerini değil; batarya teminatı, şarj ekipmanı, ev tipi şarj ünitesi, yolda enerji desteği ve ikinci el batarya değerleme gibi yeni ihtiyaçları da gündeme getiriyor. Benzer şekilde yeşil konut sigortaları, enerji verimli bina teminatları, güneş paneli sigortaları ve düşük karbonlu yaşamı teşvik eden ürünler de önümüzdeki dönemde daha fazla konuşulacak. Burada kritik nokta, sürdürülebilirlik kavramını karmaşık bir çerçeveden çıkarıp tüketicinin hayatına dokunan somut faydalara dönüştürmek.” Yapay zeka ile doğru ve önceden tahmin edilebilirliğe katkı “Sürdürülebilirlik sigortalarının geleceği veriyle şekillenecek” diyen Murat Çiftçi, şöyle devam etti: “Çünkü iklim riski artık geçmiş hasar verisine bakılarak tek başına fiyatlanabilecek bir risk değil. Geleceğe dönük iklim senaryoları, coğrafi konum, tesis yapısı, enerji kullanımı, tedarik zinciri ve operasyonel dayanıklılık birlikte analiz edilmeli. Yapay zekâ ve iklim modellemeleri burada sigorta sektörüne üç alanda katkı sağlayacak: Birincisi, riskin daha doğru ölçülmesi. İkincisi, kişiye veya kuruma özel fiyatlama yapılabilmesi. Üçüncüsü, hasar oluşmadan önce önleyici uyarı mekanizmalarının kurulması. Örneğin sel riski yüksek bir bölgede bulunan tesis için yalnızca poliçe fiyatı değil; drenaj altyapısı, erken uyarı sistemi, stok konumlandırması ve acil durum planı da değerlendirilmelidir. Bu yaklaşım, sigortayı pasif bir güvence olmaktan çıkarıp aktif bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracına dönüştürür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’ten İlk Çeyrekte Rekor Üretim Haber

Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik’ten İlk Çeyrekte Rekor Üretim

Türkiye Sigorta, 1 Ocak – 31 Mart 2026 döneminde toplam prim üretimini bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 30 artırarak 53,8 milyar TL’ye ulaştırdı ve istikrarlı büyümesini sürdürdü. Türkiye Hayat Emeklilik ise hayat branşında yüzde 54 büyümeyle 10,6 milyar TL prim üretimi elde ederken, BES ve OKS’de devlet katkısı dahil fon büyüklüğünü yüzde 67 artırarak 525,1 milyar TL’ye çıkardı. Türkiye Sigorta Genel Müdürü Taha Çakmak; “Jeopolitik risklerin ve yakın coğrafyamızda yaşanan sıcak gelişmelerin dünya gündeminde öne çıktığı ilk çeyrekte; Türkiye Sigorta olarak dengeli ve sağlıklı finansal büyümemizi sürdürdük. Enflasyonla mücadele ve erişilebilir sigortacılık vizyonumuz doğrultusunda yılın ilk çeyreğinde bireysel kasko ve sağlık sigortalarımızda fiyat artışına gitmeden müşteri deneyimini önceleyen ihtiyaca uygun ürünlerimizle güçlü bir büyüme kaydettik. Mart ayında sigorta enflasyonu binde 2 seviyesinde gerçekleşirken, sağlık sigortalarında yüzde -5 ile enflasyon düşüşü yaşanırken, taşımacılık (kasko ve zorunlu trafik) branşında ise binde 5 seviyesinde sınırlı bir artış gerçekleşti. Sektörümüzün lideri olarak 2026 yılının ilk çeyreğinde sağlık ve bireysel kasko ürünlerimizde 2025 yılı fiyatlarıyla devam ederek tüketicilerimizin yanında yer aldık. Bu yaklaşımımızla sağlık branşında 5,7 milyar TL, kasko branşında yüzde 36 büyüme ile 5,3 milyar TL prim üretimine ulaştık. Böylece, rekabetçi fiyatlama ile büyümeyi dengeli şekilde yönetme kabiliyetimizi bir kez daha ortaya koyduk. Enflasyonla mücadele kapsamında özellikle bireysel sağlık ve kasko ürünlerimizde fiyat artışına gitmeden sektörümüzde öncü rol oynayarak teknik kârlılıkta başarılı bir performansa imza attık. Sektör ilk çeyrek kârlılık sonuçları açıklandığında da şirketlerimizin üretim ve kârlılıkta rekor performansa ulaşacağını öngörüyoruz” dedi. Türkiye Sigorta 2026 yılının ilk çeyreğinde branş bazında en yüksek artışı, bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 68 büyüme ve 21,1 milyar TL’yi aşan prim üretimiyle genel zararlar branşında kaydetti. Şirketin liderliğini güçlü bir şekilde sürdürdüğü tarım branşında yüzde 69 büyüme ile 18 milyar TL, yangın ve doğal afet branşında yüzde 21 büyüme ile 12,4 milyar TL’yi aşan prim üretimine ulaşıldı. “BES liderliğimizi güçlendirdik” Türkiye Hayat Emeklilik BES’teki liderliğini 2026 yılının ilk çeyreğinde de sürdürürken, hayat prim üretimi bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 54 büyümeyle 10,6 milyar TL’ye ulaştı. BES’e olan ilginin artmaya devam ettiğini belirten Taha Çakmak; “2026 yılı ilk çeyreğinde Gönüllü BES ve OKS fon büyüklüğünde devlet katkısı dahil olmak üzere bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 67 oranında bir büyüme ile 525,1 milyar TL’ye ulaşarak liderliğimizi daha da güçlendirdik. Türkiye Sigorta ve Türkiye Hayat Emeklilik olarak faaliyetlerimizi verimlilik ve karlılık odağında sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dicle Elektrik’ten  Diyarbakır’a 32 Milyar TL’lik Yatırım Haber

Dicle Elektrik’ten Diyarbakır’a 32 Milyar TL’lik Yatırım

Akıllı şebeke kapsayıcılığının yüzde 60’a ulaştığı Diyarbakır’da yapılan yatırımlarla il ve ilçe merkezlerinde kayıp-kaçak oranı yüzde 16 seviyesine indi. Dicle Elektrik, Diyarbakır’daki altyapı ve teknoloji çalışmalarını aralıksız olarak sürdürüyor. Bugüne kadar kente 14 milyar TL’yi aşkın yatırım yapan şirket, önümüzdeki 5 yıl içinde de 18 milyar TL’lik yeni yatırımla birlikte toplam 32 milyar TL’yi geçecek bir katkı sağlamış olacak. Dicle Elektrik’in bugüne kadar yaptığı yatırımların önemli bölümünü teknoloji odaklı projeler oluşturdu. İl genelinde dijital izleme, uzaktan destek ve akıllı sayaç uygulamalarının kapsayıcılığı ise yaklaşık yüzde 60 seviyesine ulaştı. Oluşturulan dijital altyapı sayesinde şebeke anlık olarak merkezden yönetilebilir hale getirildi. “Şehir merkezlerinde ülke ortalamasına yaklaştık, hedefimiz kırsal yerleşim alanları” Gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin açıklamada bulunan Dicle Elektrik Genel Müdürü Yaşar Arvas, kayıp kaçak oranlarında şehir ve ilçe merkezlerinde ülke ortalamasına yaklaştıklarını ifade etti. Arvas, “Yaptığımız yatırımlarla kayıp kaçak oranını Diyarbakır şehir ve ilçe merkezlerinde yüzde 16 seviyelerine kadar indirdik. Önümüzdeki yıllarda yatırımlarımızı artırarak devam ettireceğiz. Yeni yatırımlarımızın büyük bir bölümünü kırsal, tarımsal ve köy alanlarındaki altyapı dönüşümünde kullanmayı planlıyoruz. Bu sayede 2030 yılında kırsal bölgelerdeki yatırımlarımızı tamamlayarak, buralarda da kayıp kaçak oranını şehir ve ilçe merkezlerindeki oranlara çekmeyi hedefliyoruz” dedi. “Bölgede sorun elektrik değil, tarımsal sulama” Açıklamalarını sürdüren Genel Müdür Arvas, tarımsal sulamanın bölge elektrik altyapısındaki olumsuz etkilerine de dikkat çekerek şunları söyledi: “Bölgemizde sık sık gündeme gelen meselenin elektrik dağıtımı problemi olmadığını, bunun tarımsal sulama problemi olduğunu açıkça görmek gerekiyor. Ülkemizin tarımsal sulama alanlarında yılda yaklaşık 15 milyar kWh elektrik kullanılıyor ve bunun yarısı Dicle Elektrik'in hizmet bölgesi içerisinde tüketiliyor. Bölgemizdeki toplam 16 milyon dekar ekili tarımsal alanda 130 bin kayıtlı çiftçi üretim yapıyor. Bunların 51 bini sulu üretim gerçekleştiriyor. Özellikle tarımın yoğun olarak yapıldığı illerde sular 850–900 metre derinliklere kadar inen kuyulardan kaçak elektrik kullanılarak çekiliyor. Bu durum da hem enerji maliyetini katlıyor hem de şebeke üzerinde olağanüstü bir yük oluşturuyor. Bunun için bölgedeki sulama sorunun bir an önce çözülmesi gerekiyor.” “Kırsalda kaçak elektriğin faturası 5 milyar TL” Dicle Elektrik Diyarbakır İl Müdürü Uğur Yaka ise il özelindeki çalışmalara ve verilere ilişkin açıklamalarda bulundu. Yaka yaptığı konuşmada, “Diyarbakır genelinde 2025 yılı verilerine göre toplam 605 bin abonemiz bulunuyor ve kayıp-kaçak oranımız yüzde 33,3 seviyesinde. Ancak bu oranın kırılımına baktığımızda, kent ve ilçe merkezinde yüzde 16,7 olan oranın kırsalda yüzde 58’e çıktığını görüyoruz. Daha çarpıcı bir veri ise, sadece kırsal yerleşim alanlarında bulunan 100 bin hanenin kaçak kullanımının ülke ekonomine yükü yıllık 5 milyar TL. Bu durum, kırsal ve tarımsal alanlardaki altyapı ve kayıp kaçakla mücadelenin ne kadar kritik olduğunu gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı. “Tarihi kar yağışının üstesinden gelindi” 2026 yılının Diyarbakır’da yoğun kar yağışıyla başladığını da hatırlatan Uğur Yaka, “Diyarbakır son 52 yılın en yoğun kar yağışını yaşadı. Tarihi kar yağışıyla güçlü şebeke altyapımız ve öncesindeki yaptığımız hazırlıklar sayesinde başarıyla mücadele ettik. Çalışmalarımızı 364 personel ve 73 araçla, 7/24 saat esasına göre 3 vardiya halinde yürüttük. Ekiplerimiz insanüstü çalışarak il ve ilçe merkezlerinde enerji arzını kesintisiz şekilde sürdürmeyi başardı. Yalnızca Çüngüş ilçemizin kırsal ve dağlık kesimlerinde yaşanan doğal afet nedeniyle sepetli araçların ve kepçelerin ulaşamadığı noktalara ekiplerimiz direkleri omuzlayarak ulaştırmak zorunda kaldı. Bu bölgelerde kısa süreli aksamalar yaşansa da altyapıya erişemediğimiz yerleşimlere jeneratörler sevk ederek geçici enerji temini sağladık ve sağlamaya devam ediyoruz” diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hastane Güvenliği Neden Önemlidir? Haber

Hastane Güvenliği Neden Önemlidir?

Hastane güvenliği, hasta ve yakınlarının kendilerini güvende hissetmesini sağlar, tedavi sürecini olumlu yönde etkiler ve sağlık hizmetlerinin kesintisiz devam etmesine katkıda bulunur. Güvenlik, hasta ve yakınlarının kendilerini güvende hissetmesi, tedavi sürecini doğrudan etkiler. Ziyaretçilerin kontrollü giriş – çıkışları hem düzeni sağlar hem de olası riskleri en aza indirir. Sağlık çalışanları açısından da güvenlik kritik bir konudur. Sağlık çalışanlarının güvenli bir ortamda görev yapması, hizmet kalitesini yükseltir. Özellikle acil durumlarda güvenlik ekiplerinin hızlı ve koordineli müdahalesi hem çalışanların hem de hastaların hayatını korur. Modern hastanelerde kamera sistemleri, kartlı geçişler ve alarm mekanizmaları güvenliği destekleyen unsurlar haline gelmiştir. Ancak teknoloji tek başına yeterli değildir; eğitimli güvenlik personelinin varlığı, sistemlerin etkin şekilde kullanılmasını sağlar. Bursa Özel Güvenlik İş İlanları ve Bursa Özel Güvenlik Kursları baz alındığında, Arven Özel Güvenlik olarak, insan faktörü ile teknolojiyi birleştirerek maksimum güvenlik sunuyoruz. Yangın, doğal afet veya saldırı gibi olağanüstü durumlarda profesyonel güvenlik ekiplerinin hızlı ve doğru adımları hayat kurtarıcıdır. Eğitimli kadrolar, kriz anlarında fark yaratır ve hastane güvenliğini en üst seviyeye taşır. Arven Özel Güvenlik ile Güvenli Hastaneler Arven Özel Güvenlik olarak, hastanelerde güvenliği yalnızca bir hizmet olarak değil, toplumsal sorumluluk olarak görüyoruz. Modern sistemleri ve profesyonel kadrosuyla sağlık kurumlarında güvenliğin en üst seviyede sağlanmasını hedefliyoruz. Böylece hem hastalar hem çalışanlar hem de ziyaretçiler için huzurlu ve güvenli bir ortam oluşturmayı sağlıyoruz. Özel Güvenlik Kursları Bursa denildiğinde, Arven Güvenlik olarak ön plana çıkıyoruz.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.