Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Doğal Yaşam

Kapsül Haber Ajansı - Doğal Yaşam haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Doğal Yaşam haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Kuşadası’nda Çevre İçin Güç Birliği Haber

Kuşadası’nda Çevre İçin Güç Birliği

Kuşadası Belediyesi tarafından 5 Haziran Dünya Çevre Günü kapsamında düzenlenen etkinlikler, üç gün boyunca gerçekleştirilen çevre temizliği çalışmaları, farkındalık projeleri ve sahne gösterilerinin ardından Atatürk Anıtı önünde yapılan kapanış programıyla tamamlandı. Çevre bilincinin artırılması amacıyla düzenlenen etkinliklere vatandaşlar ve tatilciler yoğun ilgi gösterdi. Kuşadası Belediyesi İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğü koordinesinde gerçekleştirilen programın finaline Kuşadası Belediye Başkan Vekili Tahsin Demirtaş, Başkan yardımcılar meclis üyeleri yanısıra CHP Aydın İl Başkanı Hikmet Saatçı, Efeler Belediye Başkanı Anıl Yetişkin, Koçarlı Belediye Başkanı Özgür Arıcı, Bozdoğan Belediye Başkanı Mustafa Galip Özel, Çine Belediye Başkanı Mehmet Kıvrak, Karacasu Belediye Başkanı Mustafa Büyükyapıcı ve Nazilli Belediye Başkanı Ertuğrul Tetik katıldı. Çevre ve kadın projelerine verdiği destekle tanınan Kadınca Platformu Onursal Başkanı Duygu Gül Günel de etkinlikte yer aldı. ÇEVRE KAHRAMANLARINA ÖDÜL Program, çevre ve kıyı temizliği etkinliğinde görev alan öğrencilere hediyelerinin verilmesiyle başladı. Kuşadası Belediye Başkan Vekili Tahsin Demirtaş tarafından takdim edilen hediyeler, çevre duyarlılığı gösteren öğrenciler için anlamlı bir teşekkür oldu. Temizlik çalışmalarına katılan öğrenciler, çevrenin korunmasına katkı sunarken sürdürülebilir yaşam konusunda da önemli deneyimler kazandı. Sahneye davet edilen öğrenciler, vatandaşlar tarafından uzun süre alkışlandı. BAHATTİN SÜRÜCÜ’DEN ORTAK SORUMLULUK VURGUSU Etkinliklerde konuşan EKODOSD Başkanı Bahattin Sürücü, doğal yaşamın korunmasının herkesin ortak sorumluluğu olduğunu belirterek kıyılar, sulak alanlar ve doğal yaşam alanlarının korunmasının önemine dikkat çekti. Sürücü, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakabilmek için çevre konusunda toplumun tüm kesimlerinin duyarlı davranması gerektiğini ifade etti. MİNİKLERDEN BÜYÜK MESAJ Kapanış programının en dikkat çekici bölümlerinden biri çocukların hazırladığı çevre temalı gösteri oldu. Dünyanın oluşumunu ve zamanla karşı karşıya kaldığı çevresel sorunları anlatan performans, izleyicilerden büyük alkış aldı. Doğanın korunmasına yönelik güçlü mesajlar içeren gösteri sırasında duygu dolu anlar yaşandı. “ÇEVRE İÇİN PEDAL ÇEVİR” Karbon ayak izinin azaltılmasına dikkat çekmek amacıyla düzenlenen bisiklet gösterisi de etkinliğe renk kattı. “Çevre İçin Pedal Çevir” sloganıyla gerçekleştirilen etkinlikte bisikletin çevre dostu bir ulaşım aracı olduğuna vurgu yapıldı. GERİ DÖNÜŞÜM DEFİLESİ GÖZ KAMAŞTIRDI Programın finalinde Kadınca Platformu üyelerinin hazırladığı geri dönüşüm defilesi sahnelendi. Atık ve kullanılmayan malzemelerden tasarlanan kıyafetler izleyicilerden tam not aldı. Karton, plastik, metal ve çeşitli geri dönüştürülebilir materyaller kullanılarak hazırlanan tasarımlar, çevre bilincinin sanatla buluştuğu etkileyici bir gösteriye dönüştü. Defile boyunca doğal kaynakların korunmasının önemi ve dünyanın ortak yaşam alanı olduğu mesajı verildi. Renkli görüntülere sahne olan defilenin ardından tasarımcılar ve mankenler uzun süre alkışlandı. Üç gün süren Dünya Çevre Günü etkinlikleri, çevreye duyarlılık ve sürdürülebilir yaşam çağrılarıyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor Haber

Biyolojik Çeşitlilik Kaybı Yaşam Sistemlerini Tehdit Ediyor

Her gün kuş seslerinin azaldığı, arıların uğultusunun daha seyrek duyulduğu bir sabaha uyanıyoruz. Dereler kuruyor, toprak verimini kaybediyor... Doğadaki kayıplar bir anda gerçekleşmiyor; sessizce büyüyor. Her kayıp, doğanın dengesini bozarken insanlığın geleceğine uzanan daha büyük bir kırılmaya dönüşüyor. Bilim insanlarının ortaya koyduğu veriler, kaybın boyutunu açıkça gösteriyor. Tatlı su ekosistemlerinde kayıp yüzde 85’e ulaştı. Omurgalı tür popülasyonlarında son 50 yılda yüzde 73 azalma yaşandı. Dünya üzerindeki yaklaşık 1 milyon tür ise yok olma riskiyle karşı karşıya. Toprağı besleyen canlılar, suyu temizleyen ekosistemler, bitkileri çoğaltan tozlayıcı canlılar, iklimi dengeleyen ormanlar birer birer yok oluyor. İşte biyolojik çeşitlilik dediğimiz; yaşamı ayakta tutan bu ağın kendisi. İnsan da o ağın dışında değil; onun bir parçası. Ancak iklim krizi, arazi tahribatı, kirlilik, aşırı tüketim ve doğal yaşam alanlarının yok edilmesi nedeniyle dünya üzerindeki bu yaşam ağı her geçen gün daha kırılgan hale geliyor. "Tür kaybı, doğal yok oluş hızının 1000 katına ulaştı" TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, son yıllarda giderek derinleşen biyolojik çeşitlilik kaybının insanlığın karşı karşıya olduğu en büyük krizlerden biri olduğuna dikkat çekerek şu değerlendirmede bulundu: “Biyolojik çeşitlilik yalnızca doğadaki canlıların zenginliği değil; insan yaşamının devamlılığını sağlayan görünmez sistemin temelidir. Dünyadaki ağaç türlerinin yüzde 38’inin nesli tehdit altında. Fosil kayıtlarına dayanan bilimsel araştırmalara göre, bugün tür kayıpları doğal yok oluş hızının yaklaşık 1000 katına ulaştı. Bu veriler, yaşamı ayakta tutan doğal sistemlerin kritik bir kırılma noktasına yaklaştığını gösteriyor. Kaybettiğimiz her türle birlikte aslında geleceğimizin bir parçasını da kaybediyoruz.” Ataç, biyolojik çeşitliliğin korunmasının iklim kriziyle mücadele açısından büyük öneme sahip olduğunu belirterek “Şunu asla unutmamalıyız; biyolojik çeşitlilik; temiz suya erişimden sağlıklı gıdaya, doğal afetlere karşı dirençten iklimin dengesine kadar yaşamın sürdürülebilirliğini doğrudan etkiliyor. Doğa yalnızca korunması gereken bir alan değil, korunması gereken bir yaşam sistemi. Ormanlar, sulak alanlar, meralar ve tüm doğal ekosistemler; canlı türleriyle birlikte insanlığın geleceğini de ayakta tutuyor. Bu nedenle doğayı korumak artık bir tercih değil, ortak sorumluluğumuz.” uyarısında bulundu. Yerelde korunan her yaşam alanı dünyanın geleceğini etkiliyor Türkiye, üç farklı bitki coğrafyasının kesiştiği, endemik türler açısından önemli ülkeler arasında yer alıyor. Ancak korunan alanların ülke yüzölçümüne oranı yalnızca yüzde 14 düzeyinde; bu oran yüzde 17 olan dünya ortalamasının altında kalıyor. Artan madencilik faaliyetleri, plansız yapılaşma, arazi tahribatı ve doğal alanlar üzerindeki baskılar biyolojik çeşitlilik açısından ciddi riskler oluşturuyor. Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında kabul edilen, Türkiye’nin de imzacı olduğu ve “biyolojik çeşitliliğin Paris Anlaşması” olarak tanımlanan Kunming-Montreal Küresel Biyolojik Çeşitlilik Çerçevesi, 2030 yılına kadar korunan alanların yüzde 30’a çıkarılmasını ve tahrip edilmiş ekosistemlerin yüzde 30’unun restore edilmesi hedefliyor. Bu hedefler, bu yılın teması olan “Küresel etki için yerel hareket” çağrısıyla da doğrudan örtüşüyor. Yerelde korunan bir mera, yaşatılan sulak alan ya da koruma altına alınan bir tür yalnızca bulunduğu bölgeyi değil, dünyanın ortak yaşam ağını da güçlendiriyor. “Dünyanın kendini yenileme kapasitesinden 1,5 kat fazlasını tüketiyoruz” Deniz Ataç, doğayı korumanın yalnızca kurumların ya da devletlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin ortak sorumluluğu olduğunu vurgulayarak “Bugünkü tüketim düzeyi, dünyanın kendini yenileyebilme kapasitesinin yaklaşık 1,5 katına ulaştı. Doğanın yalnızca tüketilecek bir kaynak ya da ham madde deposu olarak görülmesi ekosistemlerle birlikte insan yaşamını da tehdit ediyor. Bu nedenle her bireyin tüketim alışkanlıklarını gözden geçirmesi ve doğayla daha dengeli bir yaşam kurması büyük önem taşıyor. Evlerimizden başlayacak hareket, yerel düzeyde alınacak bir önleme oradan ise dünyayı etkileyecek bir güce dönüşebilir.” dedi. Ataç, TEMA Vakfı’nın kurucularından merhum A. Nihat Gökyiğit’in ismini taşıyan Biyolojik Çeşitlilik Projesi ile toplumda biyolojik çeşitlilik farkındalığının yaygınlaştırılması başta olmak üzere ülkemizde korunan alanların artırılması ve doğal yaşam alanlarını tehdit eden uygulamalara karşı doğa koruma politikalarının güçlendirilmesi için faaliyetler gerçekleştirdiklerini söyleyerek doğanın hâlâ kendini yenileme gücüne sahip olduğunu ifade etti. “Bir tohum hâlâ filizlenebilir, bir dere yeniden canlanabilir, bir orman yeniden nefes olabilir. Yerelde atılan her koruma adımı; bir türü, bir ekosistemi, bir su varlığını ve aslında ortak geleceğimizi koruyor. Dünya sessizleşmeden harekete geçmek hâlâ mümkün.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İstanbul Mavisi mi Bursa Yeşili mi Ankara Grisi mi? Sosyal Medyadaki Şehir Renkleri Akımı Gündem Oldu Haber

İstanbul Mavisi mi Bursa Yeşili mi Ankara Grisi mi? Sosyal Medyadaki Şehir Renkleri Akımı Gündem Oldu

Özellikle TikTok, X ve Instagram platformlarında paylaşılan şehir videoları, Türkiye’nin üç büyük şehrini renklerle tanımlayan yeni bir dijital tartışma başlattı. Google’da “İstanbul mavisi”, “Bursa yeşili”, “Ankara grisi”, “şehir renkleri akımı” ve “Türkiye şehir estetiği” aramalarındaki yükseliş dikkat çekiyor. Kullanıcılar yaşadıkları şehirlerin ruhunu renklerle anlatırken, ortaya hem nostaljik hem de duygusal görüntüler çıkıyor. İstanbul’un boğaz manzaraları ve mavi tonları, Bursa’nın doğayla iç içe yeşil atmosferi ve Ankara’nın gri gökyüzüyle özdeşleşen şehir yapısı sosyal medyada yoğun etkileşim almaya devam ediyor. İstanbul Mavisi Sosyal Medyada Neden Bu Kadar Konuşuluyor? Akımın en dikkat çeken başlıklarından biri olan İstanbul mavisi, şehrin denizle kurduğu güçlü bağı temsil ediyor. Özellikle Boğaz görüntüleri, vapur manzaraları, martılar ve gün batımındaki mavi tonlar kullanıcıların paylaşımlarında öne çıkıyor. Sosyal medya kullanıcıları İstanbul’u anlatırken en çok “özgürlük”, “hareket”, “karmaşa içinde huzur” ve “denizin verdiği his” ifadelerini kullanıyor. Özellikle sabah saatlerinde çekilen Boğaz görüntüleri ve tarihi yarımadaya yansıyan mavi tonlar milyonlarca görüntülenmeye ulaşıyor. Google aramalarında “İstanbul mavisi nedir” ve “İstanbul neden maviyle anılıyor” gibi başlıkların yükselmesi, akımın yalnızca sosyal medya trendi olmaktan çıkıp kültürel bir tartışmaya dönüştüğünü gösteriyor. Bursa Yeşili Şehrin Kimliğini Yeniden Hatırlattı Akımın en çok destek gören şehirlerinden biri ise Bursa oldu. Kullanıcılar özellikle Uludağ etekleri, tarihi çınarlar, parklar, kestane ormanları ve doğal yaşam alanlarını paylaşarak “Bursa yeşili” kavramını öne çıkardı. Türkiye’nin en yeşil şehirlerinden biri olarak anılan Bursa, uzun yıllardır “Yeşil Bursa” ifadesiyle biliniyor. Sosyal medyada paylaşılan drone görüntülerinde şehrin doğayla bütünleşen yapısı dikkat çekerken, birçok kullanıcı Bursa’nın betonlaşmaya rağmen hâlâ doğal dokusunu koruduğunu savunuyor. Özellikle Cumalıkızık, Gölyazı, Uludağ yolu ve şehir merkezindeki tarihi ağaçların yer aldığı videolar yoğun ilgi görüyor. Kullanıcılar Bursa’yı anlatırken “nefes alan şehir”, “doğanın içindeki şehir” ve “huzurun rengi” ifadelerini sıkça kullanıyor. Ankara Grisi Tartışmanın En Duygusal Tarafı Oldu Sosyal medyada en çok yorum alan başlıklardan biri ise Ankara grisi oldu. Başkent Ankara’nın gri gökyüzü, sert mimarisi ve sakin atmosferi kullanıcılar tarafından farklı duygularla anlatılıyor. Bazı kullanıcılar Ankara’nın gri tonlarını kasvetli bulurken, bazıları ise bu atmosferin şehre karakter kattığını savunuyor. Özellikle yağmurlu havalarda çekilen Kızılay, Tunalı Hilmi, Bahçelievler ve Anıtkabir görüntüleri milyonlarca kez izlendi. Ankara için yapılan paylaşımlarda “melankoli”, “ciddiyet”, “devletin rengi” ve “soğuk ama samimi şehir” yorumları öne çıkıyor. Google’da “Ankara neden gri”, “Ankara’nın havası neden kapalı” ve “Ankara estetiği” gibi aramalarda da artış yaşanıyor. Şehirlerin Renklerle Anlatılması Yeni Bir Dijital Kültür Oluşturdu Uzmanlara göre sosyal medyada yayılan şehir renkleri akımı, insanların yaşadıkları kentlerle kurduğu duygusal bağı ortaya koyuyor. Özellikle kısa video platformlarında şehirleri yalnızca turistik yönleriyle değil, hissettirdiği duygularla anlatan içeriklerin daha fazla ilgi gördüğü belirtiliyor. İstanbul’un hareketli mavi tonları, Bursa’nın doğayı çağrıştıran yeşili ve Ankara’nın dingin grisi; kullanıcıların şehir kimliğiyle ilgili yeni bir anlatım dili oluşturmasına neden oldu. Sosyal medya analizlerine göre şehir estetiği içerikleri son dönemin en hızlı büyüyen video kategorileri arasında yer alıyor. Özellikle genç kullanıcılar yaşadıkları şehirleri yalnızca bir yerleşim alanı değil, bir “ruh hali” olarak tanımlamaya başladı. “İstanbul Mavisi mi Bursa Yeşili mi Ankara Grisi mi?” Tartışması Büyüyor Akımın büyümesiyle birlikte kullanıcılar kendi şehirlerini de renklerle tanımlamaya başladı. İzmir için “Ege mavisi”, Trabzon için “Karadeniz yeşili”, Gaziantep için ise “bakır tonları” gibi yorumlar dikkat çekiyor. Ancak sosyal medyada en yoğun etkileşim hâlâ İstanbul, Bursa ve Ankara arasında yaşanıyor. Özellikle şehir aidiyeti üzerinden yapılan paylaşımlar milyonlarca kişiye ulaşıyor. Uzmanlara göre bu tarz dijital akımlar, şehirlerin kültürel kimliğini yeniden gündeme taşırken aynı zamanda kent estetiği konusunda da farkındalık oluşturuyor. Türkiye’nin farklı şehirlerini renkler üzerinden anlatan içerikler ise sosyal medyada büyümeye devam ediyor.

Sahiplendirme Şenliği’nde Can Dostlara Yeni Yuva Haber

Sahiplendirme Şenliği’nde Can Dostlara Yeni Yuva

Nilüfer Belediyesi, T.C. Ticaret Bakanlığı, Yarına Şans Ver Derneği (YASAV) ve PodyumPark Eğlence ve Yaşam Merkezi iş birliğiyle hayata geçirilen Podyum Doğal Yaşam Şenliği, anlamlı bir etkinliğe ev sahipliği yaptı. Şenliğin ikinci gününde düzenlenen “Sahiplendirme Şenliği” ile koruma altındaki hayvanların sıcak bir yuvaya kavuşturulması sağlandı. Nilüfer Belediyesi’nin yanı sıra çeşitli sivil toplum kuruluşlarının da yer aldığı etkinliğe Bursalı hayvanseverler yoğun ilgi gösterdi. Şenliğe; Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ve eşi Nuray Özdemir, Nilüfer Belediye Başkan Yardımcıları, meclis üyeleri ile YASAV Başkanı Emire Cantürk Eren katıldı. Alanda kurulan stantları tek tek gezen Başkan Şadi Özdemir, hem sivil toplum kuruluşları temsilcileriyle hem de vatandaşlarla sohbet etti. Etkinlik alanındaki hayvanlarla yakından ilgilenen Başkan Şadi Özdemir, koruma altındaki can dostları sahiplenerek onlara yeni bir hayat sunan vatandaşları tebrik etti. Sahiplendirme çalışmalarının önemine değinen Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, “ ‘Satın alma, sahiplen’ anlayışıyla can dostlarımıza sıcak bir yuva bulmak bizim için büyük bir hassasiyet. Bugün burada oluşan bu güzel dayanışma, Nilüfer halkının canlının her türüne ne kadar duyarlı yaklaştığını bir kez daha kanıtlıyor. Bu anlamlı etkinliğe destek veren tüm kurumlara ve evlerinin kapılarını can dostlara açan değerli hemşehrilerime yürekten teşekkür ediyorum” dedi. Başkan Şadi Özdemir, etkinlikte stant açarak sahiplendirme sürecine ve farkındalık çalışmalarına katkı sunan tüm katılımcılara da teşekkür belgesi takdim etti. Sahiplendirme Şenliği, yeni yuvalarına kavuşan hayvanların ve ailelerinin renkli görüntüleriyle gün boyu devam etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünyanın En Büyük Arı Oteli Kuruluyor Haber

Dünyanın En Büyük Arı Oteli Kuruluyor

Türkiye’nin köklü ve yenilikçi bal markalarından Anavarza Bal, arı popülasyonunun korunması ve biyoçeşitliliğin sürdürülebilirliği adına sınırları aşan bir projeye imza atıyor. Kurum bünyesinde hayata geçirilen “Yaşasın Arılar” departmanının ilk büyük hamlesi olarak tasarlanan “Dünyanın En Büyük Arı Oteli”, markanın Adana Kozan’daki tesislerinde yükseliyor. Guinness Dünya Rekorlar Kitabı’na girmek için kriterlerin yerine getirilerek başvurunun ardından tescillenmesi ile eş zamanlı olarak açılışı yapılacak olan yapı, arı ölümlerine karşı küresel farkındalık için global bir adım atıyor. Arı otelleri, özellikle ekosistem için hayati öneme sahip olan ancak koloni halinde yaşamayan yalnız arı türleri için gece sığınağı, yuvalama alanı ve kış koruması sağlıyor. Anavarza Bal’ın hayata geçirdiği bu kalıcı yapı, dünyadaki arı ölümlerine dikkat çekerken, arıların doğal yaşam haklarını savunma misyonunu fiziksel bir anıta dönüştürüyor. Anavarza Bal Genel Müdürü Can Sezen konuyla ilgili yaptığı açıklamada şunları ifade etti: “Arılar varsa yaşam var. Biz yaptığımız işi, arıların dünyadaki yaşam hakkını ve ekosistemdeki vazgeçilmez yerini korumayı bir borç bilerek yapıyoruz. Dünyanın en büyük arı oteli, bu sorumluluk bilincinin uluslararası bir sembolü olacak.” Ekoloji ve Teknoloji Bir Arada: Dünyanın En Önemli 10 Tesisi Arasında Anavarza Bal’ın Kozan’daki bal tesisi, kapasitesinin yanı sıra, çevre dostu yaklaşımıyla da dikkat çekiyor. Kendi enerjisini üreten ve karbon ayak izini minimize eden tesis, gelişmiş laboratuvar altyapısı ve modern dolum hatları sayesinde küresel ölçekte en önemli 10 bal tesisi arasında gösteriliyor. Yeni kurulan arı oteli, markanın “Şeffaf Tesis” politikası kapsamında ziyaretçiler tarafından görülebilecek şekilde konumlandırıldı. Guinness Dünya Rekoru ile Global Farkındalık Projenin en heyecan verici adımlarından biri olan Guinness Dünya Rekoru başvurusu, Türkiye’den yükselen bu çevreci sesin tüm dünyada yankı bulmasını sağlayacak. 15 metrenin üzerinde uzunluğa ve 3 metreye varan yüksekliğe sahip dev boyutlarıyla dikkat çeken ve arılara güvenli bir habitat sunacak olan otel, bilimsel araştırmalara da ilham kaynağı olmayı amaçlıyor. Arıların doğal tozlaşma döngüsüne sağladığı katkı, bu dev yapı sayesinde bölgedeki tarımsal verimliliği de doğrudan destekleyecek. Yaşasın Arılar: Bir Sosyal Sorumluluk Vizyonu Anavarza Bal tarafından kurulan “Yaşasın Arılar” departmanı, sadece bir kurumsal birim değil; arıların refahını, yaşam haklarını ve ekolojik dengeyi korumayı hedefleyen bir düşünce biçimi. Marka, bu vizyonuyla insanların doğayla nasıl uyum içinde çalışabileceğinin en somut örneğini sergilemeyi hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Balparmak’tan Dünya Arı Günü’nde Kritik Çağrı Haber

Balparmak’tan Dünya Arı Günü’nde Kritik Çağrı

Mayıs ayı, dünya genelinde arıların ve doğadaki kritik rollerinin en çok konuşulduğu dönem olarak öne çıkıyor. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda 20 Aralık 2017 tarihinde oy birliğiyle alınan kararla, her yıl 20 Mayıs tarihi “Dünya Arı Günü” olarak kutlanıyor. Bu özel gün, modern arıcılığın öncüsü kabul edilen Slovenyalı arıcı Anton Janša’nın doğum gününe ithafen belirlenirken aynı zamanda arıların ekosistem, biyolojik çeşitlilik ve yaşamın sürdürülebilirliği açısından taşıdığı hayati öneme dikkat çekmeyi amaçlıyor. Arılar, yeryüzündeki en eski canlı türleri arasında yer alıyor ve yaklaşık 100 milyon yıldır doğanın dengesinin korunmasında kritik bir rol üstleniyor. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) verilerine göre dünya genelindeki gıda ürünlerinin yaklaşık yüzde 75’i, kısmen tozlaşmaya bağlı olarak üretiliyor. Bu durum, arıların yalnızca doğal yaşam için değil, insanlığın geleceği için de vazgeçilmez olduğunu ortaya koyuyor. Ancak hızlı şehirleşme, yanlış tarım uygulamaları, iklim krizi, biyolojik çeşitliliğin azalması ve su kaynaklarının kirlenmesi gibi nedenler arı popülasyonlarını ciddi biçimde tehdit ediyor. Dünya Arı Günü ise arılar ve yaşam arasındaki güçlü bağı hatırlatmak, toplumsal farkındalığı artırmak ve ekosistemin korunmasına yönelik ortak sorumluluğa dikkat çekmek açısından önemli bir fırsat sunuyor. Arıyı korumak ortak sorumluluğumuz. Çünkü “Arılar Varsa Gelecek Var.” Her yıl mayıs ayı boyunca Dünya Arı Günü kapsamında önemli farkındalık projeleri hayata geçiren Türkiye’nin lider bal markası* Balparmak, arıların yaşamın devamlılığına sağladığı katkıya vurgu yaparak, arıların doğal yaşam alanlarının ve sürdürülebilir arıcılığın desteklenmesi için tüm paydaşlara ortak hareket etme çağrısında bulundu. Migros’un Dünya Arı Günü kapsamında düzenlediği etkinlikte, moderatörlüğünü şair, yazar, müzeci ve usta hikâye anlatıcısı Sunay Akın’ın üstlendiği “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” özel oturumunda konuşan Balparmak Yönetim Kurulu Başkanı Özen Altıparmak, “Bugün burada verdiğimiz mesaj çok net: Arılar Varsa Gelecek Var. Biz arıları sadece bal ürettikleri için değil, yaşamın devamlılığı için taşıdıkları kritik rol nedeniyle önemsiyoruz. Arıların korunması; doğa, tarım ve gıda güvenliği açısından tüm toplumun ortak sorumluluğudur” dedi. Balparmak’ın, arı ürünleri markası olmanın ötesinde; Türkiye’de arı ürünleri sektörünün gelişimine öncülük eden, bilim temelli yaklaşımıyla güven inşa etmeyi odağına alan bir kurum olma vizyonuyla hareket ettiğini vurgulayan Altıparmak, şöyle devam etti: “Bugün biliyoruz ki arılar; gıda üretiminden biyolojik çeşitliliğe kadar yaşam döngüsünün merkezinde yer alıyor. Ancak iklim krizi, çevre kirliliği ve yaşam alanlarının azalması nedeniyle tüm canlılar gibi arılar da ciddi tehditlerle karşı karşıya. Bu nedenle biz de yıllardır yalnızca bugünü değil, geleceği de düşünerek hareket ediyor, Balparmak Arıcılık Akademisi ile sürdürülebilir arıcılığı desteklemeye devam ediyoruz. Bu yaklaşımın en önemli parçalarından biri de kalite politikamız ve bilimsel çalışmalarımızdır. Balparmak Ar-Ge Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren APİLAB, arı ürünleri alanında Avrupa’nın en kapsamlı ihtisas laboratuvarları arasında bulunuyor. Burada Türkiye’nin farklı bölgelerinden gelen arı ürünlerini detaylı analizlerden geçiriyor, sadece doğallığından emin olduğumuz ürünleri sofralara sunuyoruz. Çünkü tüketici güveninin ancak bilimsel yaklaşım, yüksek kalite anlayışı ve şeffaflıkla mümkün olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle bilgi birikimi, uzmanlığı ve bilimsel altyapısıyla sektöre katkı sunan bir bilir kurum olmayı önemsiyoruz. Balparmak Arıcılık Akademisi ile binlerce arıcıya ulaşılıyor Oturumda Balparmak’ın bilimsel yaklaşımı, Ar-Ge çalışmaları ve arıcılık ekosistemine katkıları hakkında bilgi veren Balparmak Ar-Ge ve Kalite Direktörü Dr. Emel Damarlı ise sürdürülebilir arıcılığın ancak bilimsel yaklaşım, eğitim ve kalite odaklı çalışmalarla mümkün olabileceğini belirtti. Damarlı, şöyle devam etti: “Balparmak olarak bilimi, kaliteyi ve izlenebilirliği arıcılık ekosisteminin merkezine koyuyoruz. Ar-Ge merkezimizde yürüttüğümüz çalışmalarla tüketicilerimize doğal ve güvenilir ürünler sunarken, Balparmak Arıcılık Akademisi ile arıcılarımızın mesleki gelişimine katkı sağlıyoruz. Akademiyle temel hedefimiz; yaş ortalaması giderek yükselen arıcılık mesleğini gençleştirmek, kadınları ve gençleri sektöre kazandırmak ve bilimle desteklenmiş kaliteli arı ürünleri üretimini yaygınlaştırmak.” Damarlı, 2018 yılında Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası’nın (EBRD) katkılarıyla hayata geçirilen Balparmak Arıcılık Akademisi kapsamında arıcı adaylarına ve aktif arıcılara; uzaktan eğitim, gezici araç eğitimi ve uygulamalı sınıf eğitimi olmak üzere farklı modellerde eğitimler sunulduğunu aktardı. Akademisyenlerin katkılarıyla hazırlanan programlarla teorik bilginin sahadaki uygulamalarla birleştirildiğini belirten Damarlı, bugüne kadar binlerce arıcıya ulaştıklarını ifade etti. “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” projesi ikinci yılında Balparmak’ın Migros ve TEMA Vakfı iş birliğiyle hayata geçirdiği “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” projesi oturumun öne çıkan başlıkları arasında yer aldı. 46 yıldır balın ve arıların sürdürülebilirliği için pek çok projeye imza atan Balparmak’ın, çocukların doğaya ve arılara yönelik farkındalığını artırmak amacıyla hayata geçirdiği “Doğa İçin Arı Gibi Düşün” resim projesinin ikincisi 23 Nisan’da başladı. Balparmak’ın Migros ve TEMA Vakfı iş birliğiyle yürüttüğü projede bu yıl çocuklara “Çevreci arı olsaydın, dünya için ne yapardın?” sorusu yöneltiliyor. Çocuklardan bu soruya hayallerini resme dökerek yanıt vermeleri bekleniyor. Çizdikleri resimleri 23 Nisan – 31 Mayıs 2026 tarihleri arasında www.dunyaarigunu.com adresine yükleyen her çocuk için TEMA Vakfı’na fidan bağışı yapılacak. Bu yıl da 10 bin fidanlık bir hatıra ormanı oluşturulması hedefleniyor. Projeye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Dr. Emel Damarlı, şunları söyledi: “Çocuklar, hayata geçirdiğimiz projelerde doğa için sorumluluk alan birer doğa elçisine dönüşüyor. Bu nedenle çocuklara yönelik çalışmalarımızı hiçbir zaman bir yarışma formatında kurgulamıyoruz. Çünkü bizim için her katılım çok değerli. ‘Doğa İçin Arı Gibi Düşün’ projemiz ile çocukların hayal güçlerini doğa sevgisiyle buluştururken, arıların yaşam için taşıdığı önemi yeni nesillere aktarmayı hedefliyoruz. Projeye katılan tüm çocukların eserleri www.dunyaarigunu.com sayfamızda sergileniyor. Ayrıca çocukların tamamına içinde çeşitli hediyelerin yer aldığı paketler ulaştırıyoruz. Bu projeye katılarak doğaya sevgiyle dokunan, yaptıkları resimlerle arıların ve yaşamın önemini hissettiren tüm çocuklarımıza gönülden teşekkür ediyoruz.” Balparmak Kampüs’te binlerce çocuğa arının önemi anlatılıyor Son yıllarda Balparmak Kampüs’te binlerce çocuğu ağırladıklarını belirten Damarlı, şu bilgileri paylaştı: “Balparmak Kampüs’te son 4 yılda yaklaşık 9 bin çocuğu ağırladık. Pedagog eşliğinde gerçekleştirdiğimiz buluşmalarda, arının yaşamın sürdürülebilirliği açısından ne kadar önemli olduğunu anlatıyoruz. Çünkü arının ve doğanın izinden gitmek, bizim için bir sorumluluk.” *Türkiye pazarı toplam bal kategorisi 2025 Nielsen raporuna göre ciro (TL) bazında Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Karacabey, Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nda Güçlü Şekilde Temsil Edildi Haber

Karacabey, Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nda Güçlü Şekilde Temsil Edildi

Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nın Bulgaristan’daki 23. Uluslararası Buluşması’nda Karacabey’in doğal mirası, Eskikaraağaç Leylek Köyü, Yaren Leylek hikâyesi ve Uluabat Gölü’nün biyolojik zenginliği kapsamlı şekilde tanıtılırken, Karacabey’in 2028 yılında organizasyona ev sahipliği yapması önerisi de gündeme geldi. Belediye Başkan Yardımcısı Bora Akın, Başkan Fatih Karabatı’nın vizyonuyla Karacabey’in doğa turizminde örnek bir merkez haline gelmesi için çalışmaların kararlılıkla sürdüğünü vurguladı. Avrupa Doğal Yaşamı Koruma Vakfı (EuroNatur) koordinasyonunda yürütülen ve Avrupa’nın farklı ülkelerinden leylek köylerini bir araya getiren Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nın (ESVN) 23. Uluslararası Buluşması, Bulgaristan’ın Filibe kentine bağlı Belozem kasabasında gerçekleştirildi. Türkiye’yi temsilen Avrupa Leylek Köyleri Ağı üyesi olan Eskikaraağaç Leylek Köyü adına toplantıya Karacabey Belediye Başkan Yardımcısı Bora Akın ile Bursa Büyükşehir Belediyesi Turizm ve Tanıtma Şube Müdürü Serkan Teke katıldı. Avrupa genelinden 11 farklı yerleşimin yer aldığı uluslararası buluşmada; doğal yaşamın korunması, insan-doğa uyumunun sürdürülebilir şekilde geliştirilmesi ve leylek popülasyonunun korunmasına yönelik yürütülen çalışmalar ele alındı. Toplantıya ayrıca Filibe, Rakovski ve Belozem belediyelerinin yöneticileri ile EuroNatur Projeler Müdürü Justine Vansynghel de katılım sağladı. Karacabey yalnızca tarım ve sanayide değil, turizmde de iddialı Toplantıda Türkiye ve Bursa’yı temsilen gerçekleştirilen sunumda özellikle Karacabey’in doğal yaşam zenginliği ve ekoturizm potansiyeli ön plana çıkarıldı. Tarım ve sanayide güçlü olan Karacabey’i, turizmde de güçlü ve etkin hale getirme hedefi vurgulandı. Sunum kapsamında; Eskikaraağaç Leylek Köyü’nün Avrupa’daki önemi, tüm Türkiye’nin yakından takip ettiği Yaren Leylek ve Adem Amca hikâyesi, Uluabat Gölü’nün biyolojik çeşitliliği, Karacabey Longozu’nun doğal yapısı ve bölgede sürdürülen çevre koruma çalışmaları hakkında kapsamlı bilgiler paylaşıldı. Ayrıca Karacabey Belediyesi ile Bursa Büyükşehir Belediyesi iş birliğinde planlanan “Bursa Leylek Şenliği” projesi hakkında da katılımcılara bilgi verildi. Bölgenin doğa turizmi açısından taşıdığı potansiyelin uluslararası alanda daha görünür hale getirilmesi adına yapılan çalışmalar büyük ilgi gördü. Program kapsamında ayrıca Belozem Belediyesi ile Green Balkans iş birliğinde düzenlenen Uluslararası Beyaz Leylek Şenliği etkinliklerine de katılım sağlandı. “Karacabey’imizin doğal zenginliğini dünyaya tanıtmaya devam edeceğiz” Karacabey Belediye Başkan Yardımcısı Bora Akın, toplantıya ilişkin yaptığı değerlendirmede Karacabey’in doğal mirasının uluslararası platformlarda her geçen gün daha fazla dikkat çektiğini belirtti. Akın, şu ifadelere yer verdi: “Belediye Başkanımız Sayın Fatih Karabatı’nın öncülüğünde, Karacabey’imizin sahip olduğu doğal güzellikleri, biyolojik çeşitliliği ve ekoturizm potansiyelini uluslararası platformlarda tanıtmaya devam ediyoruz. Özellikle Eskikaraağaç Leylek Köyümüz ve Yaren Leylek hikâyesi artık yalnızca ülkemizde değil, Avrupa’da da büyük ilgi görüyor. Gerçekleştirilen bu önemli buluşmada Karacabey’imizi temsil etmekten büyük gurur duyduk. Amacımız hem doğal yaşamı korumak hem de ilçemizi doğa turizmi alanında örnek destinasyonlardan biri haline getirmektir.” 2028 için Karacabey ev sahipliği önerildi Toplantıda ayrıca Avrupa Leylek Köyleri Ağı’nın her yıl düzenlenen uluslararası buluşmasının 2028 yılında Karacabey ev sahipliğinde gerçekleştirilmesi önerisi de gündeme geldi. Avrupa Leylek Köyleri Ağı içerisinde Türkiye’yi temsil eden tek üye olan Eskikaraağaç’ın uluslararası görünürlüğünün artırılması adına yapılan öneri, katılımcılar tarafından olumlu karşılandı. Öte yandan yaklaşık 3 bin 700 nüfusa sahip olan Belozem kasabasında 63 adet leylek yuvası bulunduğu belirtilirken, bölgede yürütülen doğa dostu tarım uygulamaları, canlı yayın kameraları, ziyaretçi merkezleri ve kuş gözlem altyapılarının da örnek uygulamalar arasında yer aldığı ifade edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.