Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dolar

Kapsül Haber Ajansı - Dolar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dolar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

YASED: Yılın İlk 2 Ayında Türkiye’ye 1,5 Milyar Dolar Değerinde Uluslararası Doğrudan Yatırım Geldi Haber

YASED: Yılın İlk 2 Ayında Türkiye’ye 1,5 Milyar Dolar Değerinde Uluslararası Doğrudan Yatırım Geldi

13 Nisan 2026’da paylaşılan güncel resmi verilere göre, 2026 yılının Şubat ayında, Türkiye’ye, 780 milyon dolar değerinde UDY girişi gerçekleşti. Güncel bu istatistikle beraber, yılın ilk 2 ayında Türkiye’ye gelen toplam UDY miktarı, 1,5 milyar dolara ulaştı. 2003 yılından itibaren Türkiye’ye gelen UDY girişlerinin toplam değeri ise 289 milyar doları aştı. Şubat ayında gerçekleşen toplam UDY girişi 780 milyon dolar olarak hesaplanırken bu yatırımların 370 milyon doları yatırım sermayesi şeklindeydi. Şubat ayındaki toplam UDY’nin 513 milyon doları borçlanma araçları, 230 milyon doları yabancı uyruklulara gayrimenkul satışı yoluyla kaydedildi. Aynı ay içerisinde yatırım tasfiyelerinin 333 milyon dolar değerinde aşağı yöndeki etkisiyle, Şubat ayındaki toplam UDY girişi 780 milyon dolar oldu. En fazla uluslararası yatırım toptan ve perakende ticaret ile elektronik imalatında gerçekleşti 2026 yılının Şubat ayı içerisinde gerçekleşen 370 milyon dolar değerindeki yatırım sermayesi girişlerinde, 65 milyon dolarlık yatırım girişi ile bilgi ve iletişim, yüzde 18’lik bir pay aldı. Finans ve sigorta faaliyetleri ve toptan ve perakende ticaret sırasıyla yüzde 17 ve yüzde 14’lük paylarıyla aynı ay içerisinde gerçekleşen yatırım sermayesi girişlerinde öne çıkan diğer sektörler oldu. Yılın ilk 2 ayı toplamında ise; 146 milyon dolar ile toptan ve perakende ticaret ve 143 milyon dolarlık yatırım girişiyle elektronik imalatı öne çıkan sektörler oldu. En fazla uluslararası yatırım Almanya, Hollanda ve Birleşik Arap Emirlikleri’nden geldi 2003-2025 dönemi toplamında yüzde 59’luk pay sahibi olan Avrupa Birliği (AB-27) ülkeleri 2026’in 2’nci ayında yüzde 35’lik bir pay aldı. Şubat 2026’da ülkeler özelinde, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yüzde 18 ile en büyük paya sahip olurken, onu yüzde 15 ile Singapur, yüzde 15 ile Amerika Birleşik Devletleri (ABD), yüzde 14 ile Almanya ve yüzde 9 ile İspanya takip etti. Yılın ilk 2 ayının toplamı değerlendirildiğinde ise yatırımların geldiği kaynaklar ülkeler özelinde; 198 milyon dolarlık yatırım ile Almanya öne çıkarken onu 118 milyon dolar ile Hollanda ve 95 milyon dolarla BAE izledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mehmet Şimşek’ten  UEZ’de Güçlü Ekonomi Vurgusu Haber

Mehmet Şimşek’ten UEZ’de Güçlü Ekonomi Vurgusu

İş ve ekonomi dünyasının kalbinin attığı Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026) başladı. 2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen UEZ, bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. Bu yıl “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ana sponsorluğunu Tera Finans Grubu üstleniyor. Zirvenin ana konuşmacısı olan Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, jeopolitik risklerin arttığı bir dönemde Türkiye ekonomisinin şoklara karşı dirençli olduğunu belirtti. İran savaşının etkilerinden bahseden Şimşek, “Bu büyük bir şok. Geçmişe oranla baktığınızda, bugünkü savaşın enerji piyasalarına etkisi çok büyük. Hürmüz Boğazı çok kritik bir geçiş noktası. Sadece petrol değil, gübre ve doğalgaz açısından da öyle. Geçmiş benzer savaş ve şoklarla karşılaştırdığımız zaman, petrol ve doğalgazda artışın çok fazla olduğunu görürsünüz. Ateşkes sürse dahi maalesef bir miktar küresel ve Türkiye ekonomisi açısından tahribat söz konusu. Enflasyon yukarı yönlü, büyüme aşağı yönlü, tedarikte sorunlar devam edecek. Bunun farkındayız. Çok daha kalıcı etkiler doğurduğunun farkındayız. Savaşın getirdiği yıkım ve rehabilitasyon biraz zaman alacak. Jeopolitik olarak ne bölge ne de dünya eskisine dönmeyecek” dedi. “Şokları önemli kayıplar yaşamadan programla atlattık” “Ümit ederim ABD ve Çin anlaşır ve daha büyük savaşlar olmaz” diyen Şimşek, sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye olarak dayanıklı olduğumuzu geçen yıl ispatladık, bu yıl da ispatlayacağız. Geçen yıl ticaret savaşlarının yarattığı hareketlilik, volatilite, 12 günlük savaş, kuraklık; bütün bunlar önemli gündem maddeleriydi. Bu şokları önemli kayıplar yaşamadan programla atlattık. Program kendini kanıtladı, kendi rüştünü ispat etti. Peki bu sene içinden geçtiğimiz sıkıntıları atlatabilecek miyiz? Enerjide o bölgeye olan bağımlılığımız çok az. Petrolde hemen hemen bağımlılığımız yok. Türkiye’nin dayanıklılığının en önemli ayağı, maliye politikasının sağlam yapıda olması. 2023’te büyük bir deprem yaşadık. EYT gibi konular da vardı; bütçe açığının millî gelire oranını yüzde 3’ün altına düşürdük. Açığın millî gelire oranının düşük olması önemli. Bu da bize politikada manevra alanı sağlıyor. Bizim makroekonomik şoklara olan dayanıklılığımız daha yüksek. Reel kurda önemli bir artış yaşansa bile, faizlerde önemli bir artış yaşansa bile, büyümede düşüş görsek bile, Türkiye’nin kamu borcunun millî gelire oranı düşük olduğu için rahat atlatabiliyoruz. Özel ve kamu borçluluğunun toplamına baktığımızda da geçmişe oranla düşük. Bu nedenle bu şoku da atlatacağız.” Türkiye dezenflasyonda kararlı olduğunu ortaya koyuyor Savaş döneminde Türkiye’nin olumlu yönde ayrıştığını ifade eden Mehmet Şimşek, şöyle konuştu: “Vatandaşların bize ve programa olan güveni önemli. Vatandaşların dövize olan talebi geçmişte çok yüksek olurdu. Bugün o kadar değil. Altına yönelik talebin olduğunu ise görüyoruz. Programın raydan çıkmasını engelleyeceğiz. Fiyat istikrarı ve mali disiplin konusunda gerekeni yapacağız. Bu savaşın etkilerini rakama dökecek olursak; yılbaşından itibaren petrol fiyatı yılın tamamı için 81 dolar öngörülüyor. Bunu baz alırsak bizim enflasyon 3 puan yüksek seyredebilir. Bizim öngörümüz 65 dolardı. Cari açık bir puan yükselir, onu yönetebiliriz. Büyüme yarım puan veya bir puan düşebilir. Benim buradaki mesajım şu: Bütün bu etkiler yönetilebilir. Dolayısıyla programı rayından çıkarmaz. Programı etkiler ama rayından çıkarmaz. Bu önemli bir şok ama bu şoku yönetilebilir görüyoruz. Türkiye dezenflasyonda kararlı olduğunu ortaya koyuyor. 65’lerden 30’lara düştü. Hedefimiz 20’lerin altıydı. Piyasa enflasyonu 25 civarı görüyor. Ateşkes devam ettiği takdirde enflasyonu düşük tutmak için çalışmaya devam edeceğiz. Uzun vadede cari açıkta azalma bekliyoruz. Petrol ve doğalgazda üretimimiz artıyor. Daha fazla enerjiyi yenilenebilir enerjiden üretiyoruz. Bizim hizmet ihracatında çok güçlü bir pozisyonumuz var. En önemlisi, biz şu anda sanayi politikalarıyla sanayide dönüşümü başarıyoruz.” Philip Hammond: “ABD, Çin'in ekonomik bir oyuncu olarak gücünü tanımadığı için çok pişman oldu” Birleşik Krallık Eski Dışişleri ve Maliye Bakanı Lord Philip Hammond ise “Jeopolitik Parçalanma Çağında Global Ekonominin Geleceği” başlıklı konuşmasında; yapay zekâ destekli teknolojiler, demografik dönüşüm ve iklim değişikliğiyle bağlantılı enerji güvenliği gibi başlıkların küresel gündemi belirlemeyi sürdürdüğünü vurguladı. Teknolojik dönüşümün küresel güç dengelerini yeniden şekillendirdiğine dikkati çeken Hammond, 2015 yılına atıfta bulunarak şu değerlendirmeyi yaptı: “2015 yılında ben mesela bireysel olarak şuna şahit oldum. ABD, Çin'in ekonomik bir oyuncu olarak gücünü tanımadığı için çok pişman oldu. Çünkü gerçekten bu çok çok büyük, önemli sonuçları olacak bir stratejik hataydı. Özellikle de daha sofistike teknolojilere erişim açısından…Bu konuda bir pişmanlık yaşadılar. Ama maalesef çok geç olmuştu. Çünkü Çin dünyanın en önemli teknoloji merkezlerinden ve kuvvet merkezlerinden biri oldu.” Philip Hammond, Ukrayna savaşı sonrasında Avrupa’nın yalnızca karbonsuzlaşma hedefleriyle değil aynı zamanda yüksek enerji maliyetleri ve rekabet kaybı riskiyle de karşı karşıya kaldığını kaydetti. Avrupa’nın 2050 net sıfır hedeflerine ulaşmasına şüphe ile yaklaştığını belirten Hammond, “Çünkü burada gerçekten çok görünür olmayan bir takım beklenmedik etkiler olacak. Ve bu etkiler nedeniyle de bazı fırsatlar gözden kaçmış olacak. Kısa vadede beklenen pozitif etkiler gerçekleşmedi. Rekabetçilik perspektifinden bakıldığında, birçok ülkenin karbonsuzlaşma hedeflerine yaklaşmakta dahi zorlanacağını düşünüyorum.” dedi. Küresel ekonominin yeniden şekillendiğini ifade eden Hammond,son dönemdeki küresek gelişmelerin özellikle enerji güvenliği üzerinde yıkıcı etkiler yarattığını ve mevcut ekonomik trendleri doğrudan etkilediğini sözlerine ekledi. Jeopolitik gelişmeler belirleyici oluyor RePie Yatırım Holding Yönetim Kurulu Başkanı Dr. M. Emre Çamlıbel, açılışta yaptığı konuşmada jeopolitik gelişmelere dikkat çekti. Çamlıbel, “Ekonomi ve iş hayatında atabileceğimiz adımlar, alabileceğimiz kararlar ve bu kararların etkileri giderek daha fazla bu sınırın içinde şekilleniyor. Küresel enflasyon, altın fiyatları, döviz pariteleri, petrol fiyatları ve tedarik zincirleri; artık büyük ölçüde jeopolitik, uluslararası ve askeri gelişmeler tarafından belirleniyor” dedi. Orta ve uzun vadede Türkiye adına olumlu bir tablo olduğunu dile getiren Çamlıbel, sözlerine şöyle devam etti: “Ancak kısa vadede karşı karşıya olduğumuz dalgalanmalarla nasıl mücadele edeceğimiz en kritik sorulardan biri olarak öne çıkıyor. Bu belirsizlik ortamında şirketler de stratejilerini ve süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Gündemlerine üç temel kavramı almış durumdalar: Dayanıklılık, risk azaltma ve çeşitlendirme. Amaç, belirsizlikleri yönetebilmek ve sürprizlere karşı hazırlıklı olmak. Ben de bu zirvede yer alan değerli konuşmacıların ve oturumların, tam da bu çerçevede yol gösterici öngörüler sunmasını bekliyorum. Elbette yalnızca jeopolitik cam tavanı değil, onun altındaki oyun alanımızı da konuşmalıyız. Yapay zekâ, dijitalleşme, sürdürülebilirlik, dayanıklılık, değişen küresel dengeler ve start-up ekosistemi gibi başlıklarda yapılacak tartışmaları da büyük bir heyecanla takip ediyorum.” Geleceğe dair yön belirleyecek liderler bir arada UEZ 2026’nın açılış konuşmasını yapan Capital&Ekonomist&StartUp Dergileri Yayın Direktörü Sedef Seçkin Büyük, bu yılki zirveyi dünya çapında yaşanan büyük kırılmayı birlikte analiz edebilecek bir kurguyla tasarladıklarını belirtti. “Geleceğe dair yönümüzü belirlememize katkı sağlayacak değerli fikir liderlerini bir araya getirdik” diyen Büyük, dünya ekonomisinin artık öngörülebilir ve sürdürülebilir bir yapı olmaktan hızla uzaklaştığını vurguladı. Sedef Seçkin Büyük, şunları söyledi: “Jeopolitik fay hatları derinleşiyor, ticaret blokları sertleşiyor. Dünyanın en güçlü ülkeleri arasındaki teknoloji rekabeti stratejik bir mücadeleye dönüşüyor. Bu yeni düzende büyüme ve kârlılık artık temel parametreler olarak yeterli değil. Dayanıklılık, sürdürülebilirlik ve stratejik konumlanma belirleyici hale geliyor. Bu nedenle UEZ 2026’nın ana temasını ‘Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası’ olarak belirledik. Çünkü artık mesele değişimin olup olmayacağı değil; bu değişimin kim tarafından, nasıl ve hangi kurallarla yönetileceği. Bugün küresel ekonomi yalnızca piyasa dinamikleriyle şekillenmiyor. Siyasi kararlar; sosyal hayatın, iş dünyasının ve ticaretin kurallarını doğrudan yeniden yazıyor. Artık mesele sadece değişime uyum sağlamak değil. Mesele, belirsizliği yönetmek ve yön tayin edebilmek. UEZ 2026 bu nedenle bir konferans olmanın ötesinde; derinlikli bir fikir ve yön belirleme platformudur. Burada ortaya konacak fikirler ve öneriler, yalnızca bugünü değil, önümüzdeki on yılın ekonomik mimarisini de şekillendirecek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege İhracatçı Birlikleri’nin Türkiye İhracatından Aldığı Pay 16 Yıl Geriye Gitti Haber

Ege İhracatçı Birlikleri’nin Türkiye İhracatından Aldığı Pay 16 Yıl Geriye Gitti

Ege İhracatçı Birlikleri 2025 yılı sonunda 18 milyar 505 milyon dolar ihracatı kayda alırken, Türkiye’nin 273 milyar 434 milyon dolarlık ihracatında yüzde 6,75’lik dilimi temsil etti. Ege İhracatçı Birlikleri en son 2009 yılında yüzde 7’nin altını görmüştü. Ege İhracatçı Birlikleri’nin 2000 yılı sonrasında otomotiv, kimya, yenilenebilir enerji sektörlerinde ihracatçı birlikleri kurma talepleri hayata geçmediği için Türkiye ihracatından aldığı pay sürekli geriledi. Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye ihracatının yüzde 80’den fazlasına imza atan Egeli ihracatçılar, sonraki yıllarda İstanbul ve Anadolu şehirlerinin ihracatı öğrenmesiyle birlikte ihracatlarını artırsalar da Türkiye ihracatından aldıkları pay gerilemeye başladı. EİB 1980 yılında yüzde 18 pay alıyordu 1980 yılında kuru meyve, tütün ve tekstil sektörlerinin büyük katkısıyla 523 milyon dolarlık ihracata imza atan Ege İhracatçı Birlikleri, Türkiye’nin 2 milyar 910 milyon dolarlık ihracatından yüzde 18 pay alıyordu. Ege İhracatçı Birlikleri 2000 yılına kadar Türkiye ihracatından yüzde 10 ve üzerinde pay almayı sürdürdü. 2000 yılında Türkiye’nin ihracatı 27,2 milyar dolar olurken, Ege İhracatçı Birlikleri bu ihracata 2,6 milyar dolarlık katkı sağladı. 2000 yılında EİB’nin Türkiye geneli ihracattan aldığı pay yüzde 9,5’e indi. EİB, çeyrek asırdır yüzde 10’u göremiyor EİB 2000 yılı sonrasında geçen çeyrek asırda Türkiye ihracatından hiçbir yıl iki haneli bir temsile ulaşamadı. 2009 yılında Türkiye 97 milyar 50 milyon dolarlık ihracat yaparken Ege İhracatçı Birlikleri 6 milyar 385 milyon dolar dövizi Türkiye’ye kazandırdı. EİB, 2009 yılında Türkiye ihracatında yüzde 6,6 pay almıştı. EİB sonraki 15 yıl boyunca Türkiye ihracatından yüzde 7 ve üzerinde pay almayı sürdürmüştü. EİB 2008 yılında yüzde 6,2’ye dibi gördü 2000 sonrasında Türkiye geneli ihracatta aldığı pay yüzde 10’un altına düşmeye başlayan Ege İhracatçı Birlikleri, 2008 krizinde 7 milyar 977 milyon dolarlık ihracata imza atarken, Türkiye’nin 127,6 milyar dolarlık ihracatında yüzde 6,2’lik temsil oranıyla dibi görmüştü. 2011 yılında 11 milyar 399 milyon dolarlık ihracatı kayda alarak tarihinde ilk kez 10 milyar doları aşan Ege İhracatçı Birlikleri, Türkiye’nin o yılki 135 milyar dolarlık ihracatında yüzde 8,4’lük dilimle temsil edildi. 2015 yılında Türkiye 143,8 milyar dolar ihracat yapma başarısı gösterirken, Ege İhracatçı Birlikleri 10 milyar 450 milyon dolarlık ihracatla yüzde 7,2’lik payın sahibi oldu. Pandeminin yaşandığı 2020 yılında Ege İhracatçı Birlikleri 13 milyar dolarlık dış satım yaparken, Türkiye’nin 169,5 milyar dolarlık ihracatında yüzde 7,7’lik dilimi temsil etti. Eskinazi: “İhracatta Güçlenen Sektörler EİB’de Temsil Edilmiyor” Ege İhracatçı Birlikleri’nin 2000 yılında 2,6 milyar dolar ihracatının 2025 yılı sonunda 7 kattan fazla artarak 18,5 milyar dolara ulaştığını dile getiren Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Jak Eskinazi, EİB’nin Türkiye ihracatından aldığı paydaki azalışın temel nedeninin 2000 yılı sonrasında Türkiye’de 6 sektörde kurulan ihracatçı birliklerinin merkezlerinin İstanbul ve Ankara merkezli olmasının olduğunu vurguladı. Türkiye’de ihracatın 2000 yılına kadar 20 sektörde kayda alındığı bilgisini veren Jak Eskinazi, “2000 yılı sonrasında makine, iklimlendirme, savunma sanayi, mücevher, çelik, gemi, yat ve hizmetleri sektörlerinde ihracatçı birlikleri kuruldu. Son yıllarda ihracatımızı sırtlayan otomotiv ve kimya sektörlerinde ihracatçı birliği kurma çabalarımız sonuçsuz kaldı. Ege Bölgesi’nde bu sektörlerde faaliyet gösteren ihracatçı firmaların ihracat rakamları Ege İhracatçı Birlikleri tarafından kayda alınamıyor. Bu nedenle EİB’nin Türkiye ihracatından aldığı payda göreceli bir azalış oldu. Ticaret Bakanlığı Faaliyet İlleri İhracat İstatistiklerine göre Ege Bölgesi’nin ihracatı 44 milyar dolara ulaşıyor ve Türkiye geneli ihracattan yüzde 16 pay almayı sürdürüyoruz. Bizim talebimiz Kimya, Otomotiv, Elektrik-Elektronik, Yenilenebilir Enerji Ekipmanları Sektörlerinde EİB bünyesinde yeni ihracatçılar birliği kurabilmek. Bu birlikleri kurduğumuz takdirde EİB’nin ihracat kaydı 30 – 35 milyar dolar aralığına ulaşacak” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin KKTC’ye F-16 Gönderme Hamlesi Güçlü ve Zamanında Bir Yanıt! Haber

Türkiye’nin KKTC’ye F-16 Gönderme Hamlesi Güçlü ve Zamanında Bir Yanıt!

Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” dedi. Milli Savunma Bakanlığı (MSB), Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) güvenliğini artırmaya yönelik planlamalar kapsamında 6 F-16 savaş uçağı ile hava savunma sistemlerinin adaya konuşlandırıldığını açıkladı. Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler (İngilizce) Bölüm Başkanı Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’de artan askeri hareketlilik ve bunun Kıbrıs meselesine yansımalarına ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. İran meselesi küresel düzenin kritik düğüm noktalarından biri Prof. Dr. Havva Kök Arslan, İran merkezli gerilimin Doğu Akdeniz’de yeni bir güvenlik mimarisinin oluşmasına neden olduğunu belirterek, “İran meselesi, yalnızca bir güvenlik veya nükleer program tartışması olmanın ötesinde, küresel düzenin enerji, finans ve jeopolitik yapısında kritik bir düğüm noktası haline gelmiştir. Bu düğümün çözülmeye çalışıldığı sahalardan biri de Doğu Akdeniz’dir. ABD ve İsrail ile İran arasındaki gerilimin genişlemesi, Kıbrıs adasında askeri yığınağın artmasına neden olmuştur. Avrupa Birliği ülkelerinin bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermesi ile Yunanistan’ın GKRY’ye askeri takviye yapması, tansiyonu yükselten başlıca etkenlerdir.” dedi. Türkiye’nin KKTC’ye F-16 göndermesi çok katmanlı bir stratejik hamle Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne (KKTC) 6 adet F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemleri konuşlandırmasının bölgesel dengeler açısından kritik olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Arslan, şöyle devam etti: “Bu kritik dönemde, Türkiye’nin KKTC’ye 6 F-16 savaş uçağı ve hava savunma sistemi göndermesi, bölgesel ve küresel dengeler açısından önemli bir hamle olarak değerlendirilmektedir. Peki, bu adımın arkasındaki stratejik mantık nedir? Bölgesel ve küresel güçler (ABD, AB ülkeleri, Yunanistan, İran) bu süreçte hangi pozisyonları almış, ne tür hamleler yapmıştır? Türkiye’nin 6 F-16 ve hava savunma sistemlerini KKTC’ye konuşlandırması, çok katmanlı ve zamanında bir stratejik hamledir. Türkiye, 1959 Londra ve Zürih Antlaşmaları ile 1960 Kıbrıs Anayasası çerçevesinde, yalnızca KKTC değil, tüm Kıbrıs adasının garantörüdür. Uzmanlar, bu hamlenin olası bir çatışma ortamında adanın bütünlüğünü ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğini koruma yükümlülüğünün bir gereği olduğunu vurgulamaktadır. Özellikle belirsizlik ortamında, mevcut anayasal düzeni bozma veya toprak kazanma amaçlı girişimlere karşı caydırıcı bir güç oluşturmak hedeflenmiştir.” Doğu Akdeniz’deki güç dengesi hızla değişiyor Prof. Dr. Arslan, Doğu Akdeniz’de birçok küresel ve bölgesel aktörün aynı anda askeri varlık gösterdiğini belirterek, şunları kaydetti: “Bölgede halihazırda önemli bir askeri varlık bulunmaktadır. ABD, İngiltere, Fransa, İtalya, İspanya, Hollanda ve Yunanistan, İran tehdidine karşı olduklarını belirterek bölgeye savaş gemileri ve uçaklar göndermiştir. Türkiye de bu ortamda ‘sahada olmak’ ve bölgesel bir güç olarak pozisyon almak durumundadır. Bu hamle, aynı zamanda Türkiye’nin KKTC’nin yanında durduğunu göstermesi açısından da önem taşımaktadır.” Enerji güvenliği Türkiye için stratejik önemde Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları açısından taşıdığı öneme de dikkat çeken Prof. Dr. Arslan, “Doğu Akdeniz’in enerji kaynakları ve ticaret yolları Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bu adım, enerji arz güvenliği ile ilgili potansiyel sorunlarda Türkiye’nin sahada bulunduğunu açıkça ortaya koymaktadır.” ifadesinde bulundu. GKRY’nin NATO üyeliği girişimi Türkiye açısından kritik bir risk Prof. Dr. Arslan, Batı dünyasının İran tehdidini gerekçe göstererek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişimlerinin gündeme gelebileceğini de ifade ederek, “Bazı yorumcular, Batı dünyasının İran tehdidini bahane ederek GKRY’yi NATO’ya dahil etme girişiminde bulunabileceğini belirtmektedir. Türkiye’nin onayı olmadan GKRY’nin NATO’ya üyeliği, Türkiye’yi çevreleme ve KKTC’nin varlığını göz ardı etme riski taşıyacaktır. Bu hamle, söz konusu planları önden engellemeyi hedeflemektedir.” dedi. Yunanistan bölgedeki en aktif askeri aktörlerden biri Bölgede Yunanistan’ın askeri hareketliliğinin dikkat çektiğini belirten Prof. Dr. Arslan, “Yunanistan’ın F-16 ve savaş gemisi göndermesi, Avrupa ülkelerinin askeri yığınağı ve GKRY’ye Patriot füzeleri konuşlandırması, Türkiye’de bir tehdit algısı oluşturmuştur. Türkiye, bu algıya yanıt vererek hem caydırıcılığını artırmış hem de olası sürpriz gelişmelere hazırlık göstermiştir.” diye konuştu. Doğu Akdeniz uzun süre kriz potansiyeli taşıyacak Prof. Dr. Havva Kök Arslan, Doğu Akdeniz’in, farklı aktörlerin karmaşık bir satranç tahtası haline geldiğini ifade ederek, “ABD, İran’a yönelik operasyonları başlatan taraf olarak görülmekte ve bölgede stratejik bir çıkış planının eksikliği nedeniyle önemli yıkımlar yaşanmaktadır. Uzun vadede ise ABD, doların rezerv para statüsünü koruma çabasıyla jeopolitik sertliğini artırmaktadır. İsrail ise doğrudan bir çatışmadan kaçınmakta, ancak Kıbrıs ile askeri iş birliği yaparak dolaylı bir güvenlik şemsiyesi oluşturmayı sürdürmektedir.” şeklinde konuştu. Fransa, İngiltere, İtalya, Hollanda ve İspanya’nın İran tehdidini gerekçe göstererek Doğu Akdeniz’deki askeri varlıklarını artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “Bu hamlelerin temel stratejileri şunlardır: Enerji ve ticaret güvenliğini sağlamak, AB üyesi GKRY’yi olası saldırılara karşı korumak, İsrail’in dolaylı güvenliğini desteklemek, NATO içinde bağımsız bir güvenlik rolü üstlenmek, Fransa ve İngiltere’nin Kıbrıs merkezli operasyon alanları oluşturduğu dikkat çekmektedir.” ifadesinde bulundu. Yunanistan GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdi Yunanistan’ın bölgedeki en aktif aktörlerden biri olarak, GKRY’ye 4 F-16 ve savaş gemisi gönderdiğini söyleyen Prof. Dr. Arslan, “Bazı generaller, Ege Adaları’nın silahlandırılması ve olası bir çatışmada AB ve ABD desteği olacağını varsayarak hareket etmektedir.” dedi. ABD-İsrail saldırılarının hedefi olan İran’ın, karşılık vererek bölgesel yayılma riskini artırdığını da kaydeden Prof. Dr. Arslan, “İngiliz üslerine düzenlenen dron saldırısı Doğu Akdeniz’i de etkilemiştir. Uzun vadede İran meselesi, dolar merkezli küresel finans sistemine meydan okuma niteliği taşımakta ve yalnızca bölgesel değil, küresel düzenin geleceğini de ilgilendirmektedir.” şeklinde konuştu. Kıbrıs artık Avrupa’nın ileri savunma platformlarından biri Kıbrıs Adasının artık yalnızca diplomatik veya enerji temelli bir rekabet alanı olmadığını dile getiren Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Ada, artık yalnızca enerji veya diplomasi sahası olmaktan çıkmış, jeostratejik bir düğüm noktası ve Avrupa’nın ileri savunma platformu haline gelmiştir. Bölgede üç ana askeri eksen oluşmaktadır. Kuzey Eksen: Türkiye kıyıları, KKTC ve Türk donanması, Orta Eksen: Kıbrıs Adası, İngiliz üsleri (Akrotiri ve Dikelya) ve Avrupa unsurları, Güney Eksen: İsrail kıyıları, Levant havzası ve ABD müttefik unsurları.” Beklenmedik hamleler doğrudan çatışma riskini artırabilir Bölgedeki askeri yığılmanın çeşitli riskleri de beraberinde getirdiğini ifade eden Prof. Dr. Arslan, geleceğe dair riskleri şöyle sıraladı: “Doğrudan Çatışma: Yunanistan’ın Ege Adaları veya Kıbrıs’ta beklenmedik hamleleri doğrudan bir çatışmayı tetikleyebilir. GKRY’nin NATO Üyeliği: Batı’nın bu girişimi, Türkiye için kırmızı çizgiyi oluşturabilir ve ittifak içinde kriz yaratabilir. Uzun Vadeli Askeri Yığınak: Bölgeye konuşlandırılan silah ve gemiler, tehdit ortadan kalktıktan sonra da kalabilir; bu durum Türkiye için risk yaratabilir. Bölgesel Rekabetin Derinleşmesi: Avrupa ülkelerinin kalıcı askeri varlığı, Doğu Akdeniz’deki güç rekabetini artırabilir. Küresel Düzenin Test Edilmesi: İran merkezli kriz, sadece bölgesel değil, aynı zamanda küresel ekonomik ve güvenlik düzeninin sınandığı bir durumdur.” F-16 gönderilmesi zamanında ve güçlü bir yanıt Türkiye’nin KKTC’ye F-16 gönderme hamlesinin, artan askeri yığınağa karşı verilen güçlü ve zamanında bir yanıt olarak değerlendirilebileceğini kaydeden Prof. Dr. Havva Kök Arslan, “Bu hamle, garantörlük hakkının kullanılması, enerji güvenliğinin sağlanması ve Kıbrıs Türklerinin güvenliğinin temini açısından kritik öneme sahiptir. Önümüzdeki dönemde Doğu Akdeniz, enerji rekabeti ve büyük güçlerin güvenlik stratejilerinin kesiştiği bir kriz alanı olmaya devam edecektir. Türkiye’nin hem kendi güvenliğini hem de KKTC’nin varlığını korumak için sahada olmayı sürdüreceği açıktır.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kayseri OSB Başkanı Yalçın: Kayseri’nin 2026 Ocak İhracatı 291 Milyon Dolar Oldu Haber

Kayseri OSB Başkanı Yalçın: Kayseri’nin 2026 Ocak İhracatı 291 Milyon Dolar Oldu

Türkiye İstatistik Kurumu ve Ticaret Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen genel ticaret sistemi geçici dış ticaret verilerinin 2026 yılı Ocak ayı rakamları kamuoyu ile paylaşıldı. Rakamlara ilişkin açıklama yapan Kayseri OSB Başkanı Mehmet Yalçın, Türkiye’nin ihracatının 2026 yılı Ocak ayında, bir önceki yılın aynı ayına göre yüzde 4,0 azalarak 20 milyar 315 milyon dolar, ithalat yüzde 0,1 artarak 28 milyar 695 milyon dolar olduğunu kaydetti. Başkan Yalçın, “Kayseri olarak, 2026 yılının ilk ayında 291 milyon 804 bin dolar ihracat gerçekleştirdik. Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 5,94 oranında düşüş gerçekleşmiştir” dedi. Kayseri’nin Ocak ayı ithalat rakamının 129 milyon 532 bin dolar seviyesinde gerçekleştiğini belirten Başkan Mehmet Yalçın, “Şehrimizin Ocak ayı ithalat rakamı, Geçen yılın aynı ayına göre yüzde 20,81 azalma göstermiştir” diye konuştu. Başkan Mehmet Yalçın, “Kayseri olarak 2025 yılını 3 milyar 846 milyon dolarlık ihracatla kapatmıştık. Sanayicilerimiz; dünyada yaşanan ekonomik dalgalanma, ABD’nin sürekli olarak gündeme getirdiği ve oransal değişikliklerle baskı kurduğu vergiler, ihracata dönük pazarlardaki daralma gibi nedenlerle zorlanmaktadır. İç piyasada yaşanan durgunluk ve nakit ihtiyacının hızlı ve karşılanabilir oranlarda giderilememesi nedeniyle de sıkıntılar yaşanmaktadır. Yaşanan tüm sıkıntılar ve olumsuzluklara rağmen, sanayiciler olarak üretmek, ihracat yapmak ve istihdamın artışına katkı sağlamak için var gücümüzle çaba gösteriyoruz. Kayseri sanayicisi olarak, 2025 yılında elde ettiğimiz ihracat başarısını 2026 yılında da sürdürmek ve 4 milyar doları aşan ihracat rakamına ulaşmak öncelikli hedefimiz olmalıdır. Hükümetimizce verilecek desteklerle sanayicimiz daha güçlü şekilde ekonomiye katkı vermeyi sürdürecektir” şeklinde konuştu. Başkan Yalçın, açıklamasının sonunda tüm ihracatçılara ve sanayicilere ekonomiye sağladıkları katkılardan dolayı teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Vakıfbank’tan 900 Milyon Doların Üzerinde Sürdürülebilirlik Temalı Sendikasyon Kredisi Haber

Vakıfbank’tan 900 Milyon Doların Üzerinde Sürdürülebilirlik Temalı Sendikasyon Kredisi

VakıfBank, uluslararası piyasalardaki güçlü konumunu bir kez daha teyit ederek, 29 ülkeden 55 bankanın katılımıyla 618 milyon dolar ve 252,2 milyon Euro olmak üzere iki dilimden oluşan toplam 900 milyon ABD doları üzerinde sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi temin etti. 367 gün vadeli kredinin maliyeti; dolar dilimi için SOFR+%1,50; Euro için Euribor+%1,25 seviyesinde gerçekleşti. Sendikasyon işlemiyle ilgili açıklama yapan VakıfBank Genel Müdürü Abdi Serdar Üstünsalih, “29 ülkeden 55 bankanın katılımıyla, üstelik son 10 yılın en yüksek katılımcı sayısına ulaşarak gerçekleştirdiğimiz bu sendikasyon işleminin Bankamızın uluslararası piyasalardaki güçlü konumu kadar Türkiye ekonomisine duyulan güvenin de çok açık bir göstergesidir. Ülkemiz ve Bankamıza olan güvenin bir göstergesi olarak her yeni işlemde büyüyen bir ilgi görüyoruz. Malta, Mısır ve Polonya gibi uzun süredir sendikasyonlarımıza katılmayan ülkelerden bu işleme gelen ilgi, geniş muhabir ağımızla kurduğumuz kalıcı ve güvene dayalı ilişkilerin bir sonucudur” sözlerine şöyle devam etti: “Sağlam bilanço yapımız, istikrarlı performansımız ve kaynak çeşitlendirmeye yönelik stratejimizle küresel yatırımcıların artan desteğini görmeye devam ediyoruz. Sürdürülebilirlik temalı bu işlemi yüzde 100’ün üzerinde yenileme oranıyla tamamlamamız hem Bankamızın hem de ülkemizin geleceğine duyulan inancın güçlü bir teyididir. Çeşitlendirdiğimiz kaynak yapımızda payı azalsa da sendikasyon kredileri önemli bir kaynak olmaya devam ediyor. Bugün itibarıyla sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisi bakiyemiz 2 milyar dolara ulaşmış durumda. Önümüzdeki dönemde de yurt dışı kaynak temininde özellikle sürdürülebilir temalı fonlara olan ilgimizi korurken yatırımcı tabanını genişletmeye devam edeceğiz.” 15 yeni banka sendikasyona katıldı Bu işlemle birlikte VakıfBank, son 10 yılın en yüksek katılımcı banka sayısına ulaşarak önemli bir başarıya imza attı. Sendikasyona 55 banka katılım sağlarken, geçen yıl kasım ayındaki sendikasyona göre 15 yeni banka bu işleme dahil oldu. VakıfBank, 2024 ve 2025 yıllarında uluslararası fonlama tarafında oldukça aktif bir dönem geçirdi. 2025 yılının başından bu yana yurt dışı piyasalardan sağlanan yeni kaynak tutarı 12,5 milyar ABD dolarına ulaştı. Kaynak çeşitlendirme stratejisi sayesinde sendikasyon kredilerinin toplam yurt dışı fonlama içindeki payı yüzde 10’un altına geriledi. VakıfBank, yılın ikinci sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredisini yüzde 100’ün üzerinde yenileme oranı ile tamamlayarak toplam sürdürülebilirlik temalı sendikasyon kredi bakiyesini yaklaşık 2 milyar dolara çıkardı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.