Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Döngüsel Ekonomi

Kapsül Haber Ajansı - Döngüsel Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Döngüsel Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

TSKB Üçüncü Çeyrekte Türkiye’nin Çok Boyutlu Kalkınmasına Desteğini Büyüttü Haber

TSKB Üçüncü Çeyrekte Türkiye’nin Çok Boyutlu Kalkınmasına Desteğini Büyüttü

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), 2026 yılının üçüncü çeyreğine ilişkin finansal sonuçlarını açıkladı. 76 yılı geride bırakan, Türkiye’nin ilk özel sermayeli kalkınma ve yatırım bankası TSKB’nin yılın ilk 9 ayında uzun vadeli nakdi kredileri aracılığıyla Türkiye ekonomisine sağladığı desteği 1,8 milyar ABD dolarına ulaşırken, kurdan arındırılmış bazda kredi büyüme oranı %8,1 oldu. Banka’nın toplam aktif büyüklüğü 398,5 milyar TL’ye ulaşırken, toplam aktifler içerisinde %71’lik paya sahip kredi portföyü ise 238,9 milyar TL oldu. Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınma öncelikleriyle uyumlu faaliyetlerini sürdüren Banka; üretim sektörü ve değer zincirinde döngüsel ekonomi, adaptasyon, iş gücü gelişimine katkı sağlayarak kadın ve genç istihdamına kadar pek çok stratejik kalkınma alanındaki projeleri finanse etmeye devam etti. Böylelikle, Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları (SKA) bağlantılı kredilerin toplam kredi portföyündeki oranı %93 seviyesinde gerçekleşti. Yılın üçüncü çeyreğinde, 2,7 milyar TL net kar açıklayan TSKB’nin 9 aylık net dönem karı 8,5 milyar TL’ye ulaştı. %22,3 özkaynak karlılık oranı elde eden Banka’nın hali hazırda yasal yükümlülüklerin oldukça üzerinde olan %19,4 oranındaki sermaye yeterliliği Banka’nın hedeflerini desteklemeye devam etti. Yılın ilk Dokuz Ayında 1,8 milyar ABD dolarını Aşan Fonlama TSKB’nin yılın üçüncü çeyreğinde T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın geri ödeme garantisiyle temin edilen Dünya Bankası ile imzaladığı 200 milyon Euro tutarındaki “Dağıtık Enerji için Piyasa Dönüşümünün Hızlandırılması Ek Finansman” kredi anlaşmasıyla Türkiye genelindeki dağıtık yenilenebilir enerji yatırımları ile batarya enerji depolama sistemlerinin finansmanının desteklenmesi hedefleniyor. 2024 yılında Dünya Bankası’ndan temin edilen ve Türkiye’de ilk kez başarıyla uygulanan Sonuç Odaklı Program kapsamındaki finansmanın devamı niteliğindeki bu anlaşmayla birlikte yılın ilk dokuz ayında kalkınma finansmanı kurumlarından (KFK) sağlanan kaynaklar 1,1 milyar ABD dolarına ulaştı. Bu tutarla, önceki yılın tamamında imzalanan KFK kredi tutarı aşıldı. Yılın üçüncü çeyreğinde, Bankanın uluslararası piyasalardaki fonlama faaliyetleri kapsamında ise temmuz ayında 300 milyon ABD doları tutarında, beş yıl vadeli tahvil ihracı başarıyla gerçekleştirildi. Banka ağustos ayında ise toplam 229 milyon ABD doları tutarındaki sendikasyon kredisini %110 çevirme oranıyla yeniledi. Yılbaşından bu yana temin edilen toplam fonlama tutarının 1,8 milyar ABD dolarını aşması yılın tarihi seviyelerde tamamlanacağını gösteriyor. Türkiye Yeşil Fonu’ndan Yatırımlar Devam Ediyor Aynı dönemde, TSKB’nin ana yatırımcısı olduğu ve T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası’ndan sağlanan kaynakla hayata geçirilen Türkiye Yeşil Fonu, üçüncü yatırımını tıbbi malzeme sektörünün önde gelen oyuncularından Disera Tıbbi Malzeme Lojistik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye gerçekleştirdi. Tamamı sermaye artırımı yoluyla sağlanan 10 milyon ABD doları değerindeki bu yatırımla şirketin yeşil dönüşüm projelerinin desteklenmesi hedefleniyor. Fonun dördüncü yatırımı ise Maxis yönetimindeki Atlas Büyüme Sermayesi Fonu ile Cevher Jant’a dönüşümü güçlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. COP31 Raporu Yayımlandı Bu yıl ilk kez Türkiye ev sahipliğinde 9-20 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 için de hazırlıklarını sürdüren TSKB, iştiraki Escarus iş birliği ile "COP31’e Doğru: Öncelikli Gündem Konuları ve Türkiye İçin Dönüşüm Fırsatı" başlıklı raporunu da bu dönemde yayımladı. Rapor, COP31 hazırlık sürecini Paris Anlaşması kapsamındaki ilk Küresel Durum Değerlendirmesi (Global Stocktake) sonrasında başlayan yeni uygulama döneminin önemli bir aşaması olarak ele alırken, iklim hedeflerinin belirlenmesinden çok uygulanmasına odaklanan yeni döneme dikkat çekiyor. Raporda, Bonn İklim Konferansı'nın ardından Londra İklim Eylemi Haftası'nda uluslararası paydaşlarla paylaşılan COP31 Eylem Gündemi kapsamında Türkiye'nin benimsediği "Diyalog, Uzlaşı ve Aksiyon" vizyonuyla COP31'i bir "Uygulama COP'u" olarak konumlandırdığı belirtiliyor. TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar: “İklim finansmanı öncelikli odağımız olmaya devam ediyor” Üçüncü çeyrek finansal sonuçlarını değerlendiren TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar şunları söyledi: “Ülkemizin kalkınma rotasında sağladığımız finansman ve sunduğumuz danışmanlık faaliyetleriyle iş ortaklarımızın yeşil ve kapsayıcı dönüşüm yolculuğuna eşlik ediyoruz. Son dört yıldır pozitif değer ve etki yaratmaya odaklanarak büyümemizi sürdürüyoruz. Sosyal, çevresel ve ekonomik kalkınma hedeflerimizi izlerken, iklim finansmanı öncelikli odağımız olmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde de insan kaynağımız başta olmak üzere tüm sermaye öğelerimizle Türkiye için kalıcı değer üretmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kaleseramik’e Innovatile Projesiyle  Sürdürülebilir Dönüşümde Birincilik Ödülü Haber

Kaleseramik’e Innovatile Projesiyle  Sürdürülebilir Dönüşümde Birincilik Ödülü

Kaleseramik, İş Dünyası ve Sürdürülebilir Kalkınma Derneği (SKD Türkiye) tarafından düzenlenen COP31 Sürdürülebilir Dönüşüm Ödülleri’nde, “Finansman, Teknoloji ve Dönüşümü Hızlandıran Çözümler” kategorisinde birincilik ödülüne layık görüldü. COP31 öncesinde iş dünyasının sürdürülebilir dönüşüme yönelik uygulamalarını görünür kılmak amacıyla düzenlenen programa, 12 sektörden 102 kurum toplam 189 başvuruyla katıldı. Finale kalan 57 uygulamanın jüriye yüz yüze sunulduğu değerlendirme sürecinde; ölçülebilir etki, uygulanabilirlik, ölçeklenebilirlik ve kurumsal sahiplenme gibi kriterler dikkate alındı. Kaleseramik’in ortakları arasında bulunduğu INNOVATILE projesi kapsamında geliştirilen yarı yaş granülasyon teknolojisi, seramik karo üretiminin enerji ve kaynak yoğunluğunu azaltmaya yönelik yaklaşımıyla kategori birinciliği elde etti. Daha Az Enerji, Su ve Hammadde Kullanımı Hedefleniyor Avrupa Birliği’nin Interreg NEXT MED Programı kapsamında desteklenen INNOVATILE, porselen karo üretiminde yenilikçi yarı yaş granülasyon teknolojisinin geliştirilmesine, ölçeklendirilmesine ve endüstriyel uygulamasına odaklanıyor. Yaklaşık 2,8 milyon euro toplam bütçeye sahip projenin yaklaşık 2,49 milyon eurosu Avrupa Birliği tarafından finanse ediliyor. Alternatif bir hammadde hazırlama yöntemi olan yarı yaş granülasyon teknolojisiyle, üretimde enerji ihtiyacının ve sera gazı emisyonlarının %30–35, su ve hammadde tüketiminin ise %10–20 azaltılması hedefleniyor. Proje ayrıca yerel hammaddelerin, geri dönüştürülmüş ikincil hammaddelerin, endüstriyel atıkların ve yan ürünlerin üretimde kullanımını artırmayı amaçlıyor. Bu yaklaşımla kaynak verimliliğinin geliştirilmesi, döngüsel üretimin desteklenmesi ve ithal kritik hammaddelere bağımlılığın azaltılması hedefleniyor. Geliştirilecek teknolojinin doğrulama ve pilot uygulama çalışmalarıyla değerlendirilmesi, çevresel performansının ise geleneksel üretim yöntemleriyle karşılaştırılması planlanıyor. Akdeniz Ölçeğinde Teknoloji ve Deneyim Paylaşımı İspanya, Türkiye, İtalya, Kıbrıs, Tunus ve Mısır’dan kuruluşları bir araya getiren INNOVATILE, sürdürülebilir üretim teknolojilerinin Akdeniz havzasında geliştirilmesini ve yaygınlaştırılmasını destekliyor. Kaleseramik, proje kapsamındaki uluslararası bilgi ve deneyim paylaşımına da katılım sağlıyor. Şirket, 14 Mayıs 2026’da Kahire’de düzenlenen “Karo Üretiminde Döngüsel Ekonomi” çalıştayının ardından, Tunus’un Hammamet kentinde gerçekleştirilen sürdürülebilir seramik üretimi çalıştayında da yer aldı. Gafsa Üniversitesi’ne bağlı Gafsa Ulusal Mühendislik Okulu (ENIGA) ev sahipliğinde düzenlenen Tunus çalıştayında Kaleseramik’i, Ar-Ge Merkezi ve Teknoloji Geliştirme Direktörü Kağan Kayacı ile Ar-Ge Merkezi Projeler ve Fikri Haklar Müdürü Mehmet Uğur Taşkıran temsil etti. Araştırmacıları, sanayi temsilcilerini ve kamu kurumlarını buluşturan etkinlikte, sürdürülebilir karo üretimine yönelik hammadde seçenekleri ve sektörün düşük karbonlu dönüşümünü destekleyen yaklaşımlar ele alındı. Proje kapsamında oluşturulan HypocarbonTileTech ağı ise karo üreticileri, araştırmacılar, teknoloji sağlayıcıları ve politika yapıcılar arasında karbonsuzlaşma, yenilenebilir enerji, atık yönetimi ve kaynak verimliliği alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. INNOVATILE uygulamasına verilen birincilik ödülü, Kaleseramik’in seramik üretiminde enerji ve kaynak verimliliğini geliştirmeye yönelik Ar-Ge çalışmalarının görünürlüğünü güçlendiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEB’den Ekonomiye 553 Milyar TL Destek Haber

TEB’den Ekonomiye 553 Milyar TL Destek

TEB’in ekonomiye ve müşterilerine sağladığı desteğin en önemli göstergesi olan kredileri toplam aktiflerinin yüzde 62,59’unu oluşturdu. Her dönem olduğu gibi risk yönetimine ve aktif kalitesine öncelik veren TEB’in toplam kredileri yılın üçüncü çeyreğinde 553 milyar TL seviyesinde gerçekleşirken aynı dönemde toplam mevduatı ise 577 milyar TL oldu. 2026 yılında güçlü sermaye yapısıyla birlikte istikrarlı büyümeyi sağlayan ve kârlılığını sürdürülebilir bir şekilde devam ettiren TEB’in öz kaynakları 72,2 milyar TL olurken, sermaye yeterlilik rasyosu hedef rasyo olan yüzde 12’nin üstünde, yüzde 17,26 oranında gerçekleşti. ChatGPT entegrasyonu hayata geçirildi Banka, dijital dönüşüm yolculuğunda önemli bir adım atarak bankacılık ürün ve hizmetlerine herkesin tek bir kanaldan hızlı ve kolayca erişebilmesini sağlamak amacıyla ChatGPT entegrasyonunu hayata geçirdi. Yeni uygulama sayesinde tüm kullanıcılar TEB’in ürün ve hizmetlerine ilişkin merak ettikleri konulara ChatGPT üzerinden TEB eklentisini kullanarak ulaşabiliyor. Kadın girişimcilere finansal destek sürüyor Kadınların ekonomideki gücünü artırmayı hedefleyen TEB, EBRD (Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası) ile %80 KGF teminatlı 50 milyon avroluk kredi anlaşması kapsamında ikinci 25 milyon avroluk dilimi kullandırmaya üçüncü çeyrek itibarıyla başladı. Bu çalışmaların sonucunda, TEB’in kadın işletme sahiplerine sağladığı krediler geçen yılın sonuna kıyasla %22 oranında artış gösterdi. Dijital bankacılıkta kapsayıcı ve erişilebilir hizmet Dijital bankacılık deneyiminde herkes için erişilebilirliği önceliklendiren TEB, uluslararası standartlara uygun geliştirmelerini sürdürüyor. Görme engelli veya az gören kullanıcıların CEPTETEB Mobil'i yardıma ihtiyaç duymadan rahatça kullanabilmesi için ekrandaki yazıları sese dönüştüren ekran okuyucu teknolojilerini hayata geçiren banka, tüm dijital kanallarında yürüttüğü bu çalışmalarla BlindLook değerlendirmelerinde ortalama 95 puan seviyesine ulaştı. TEB, dijital kanallarını BlindLook’un EyeBrand kriterleri doğrultusunda geliştirmeyi sürdürerek daha kapsayıcı dijital bankacılık deneyimi sunmayı hedefliyor. Girişimcilik ekosisteminin gelişimine yönelik katkılar devam ediyor "Danışman Banka" anlayışıyla KOBİ'lerin yeşil ve dijital dönüşümüne rehberlik eden TEB; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği ve döngüsel ekonomi gibi birçok alanda sürdürülebilir finansman çözümleri sunuyor. BNP Paribas, IFC, EBRD ve KOSGEB iş birlikleriyle işletmelerin bu yatırımlara erişimini kolaylaştıran banka, girişimcilik ekosistemini de güçlü bir şekilde desteklemeyi sürdürüyor. Bu kapsamda, yenilikçi iş fikirlerini ekonomiye kazandırmak amacıyla TİM ile yürütülen Girişim Evi Start Up ve Level Up programlarına 7 ilde toplam 84 girişimci daha dahil edildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Upcycle’ın da Artık Pasaportu Var Haber

Upcycle’ın da Artık Pasaportu Var

ıllarca otoyollarda yük taşıyan bir kamyon brandası, bir şehrin ortasında aylarca reklam taşıyan bir billboard vinili ya da bir festivalin sona eren afişi... Çoğunun son durağı çöp sahası. Loading Bag ise bu malzemeleri atılmadan hemen önce yakalayıp seri numaralı, her biri tek olan çantalara dönüştürüyor. İlk günden bu yana ürettiği her ürünü detaylı biçimde kayıt altına alan marka, Türkiye'de upcycle ürünlerde Dijital Ürün Pasaportu (Digital Product Passport – DPP) uygulayan öncü markalardan biri olarak her çantanın hikâyesini QR kodla doğrulanabilir kılıyor. Türkiye'nin 9-20 Kasım'da Antalya'da ev sahipliği yapacağı COP31'de Antalya Valiliği'nin davetiyle bir stantla yer alacak olan marka, şirketlere net bir çağrıda bulunuyor: Sürdürülebilirliği anlatmayı bırakın, kanıtlamaya başlayın. Döngüsel ekonomi modelini daha geniş ölçekte hayata geçirmeyi hedefleyen Loading Bag, sürdürülebilir inovasyon yatırımlarıyla öne çıkan Koçulu Holding’den aldığı stratejik yatırımla büyüme yolculuğuna yeni bir ivme kazandırıyor. Ortaklık, markanın dijital ürün pasaportu teknolojisini ölçeklendirmesine, kurumsal iş birliklerini geliştirmesine ve Türkiye’de geliştirdiği modeli uluslararası pazarlara taşımasına destek olacak. “Upcycle” bir etiket değil, bir kayıt olmalı Sürdürülebilirlik iletişimi bugün bir güven sorunuyla karşı karşıya. “Doğa dostu”, “geri dönüştürülmüş”, “sürdürülebilir” gibi ifadeler her yerde; ama tüketicinin ve kurumsal alıcının bunları doğrulayabileceği bir yol çoğu zaman yok. Avrupa Birliği'nin Ekotasarım Tüzüğü (ESPR) kapsamında tekstil başta olmak üzere pek çok ürün grubunda dijital ürün pasaportunun önümüzdeki yıllarda zorunlu hale gelmesi beklenirken, kanıt sunamayan iddiaların değeri hızla düşüyor. Loading Bag bu soruya ürünün kendisiyle cevap veriyor. Çantanın etiketindeki QR kod okutulduğunda, ürünün dijital pasaportu açılıyor ve şu bilgiler görülebiliyor: Malzemenin kökeni: Örneğin brandanın İstanbul Unkapanı'ndaki bir branda tedarikçisinden geldiği Üretim yeri ve ustası: Çantanın İzmir'de, hangi atölyede ve kimin elinde dikildiği Bileşenler: Geri dönüştürülmüş fermuar gibi donanımın kaynağı İleri dönüşüm oranı: Çantanın yüzde kaçının ileri dönüştürülmüş malzemeden oluştuğu Etki verisi: Karbon ve su tasarrufu ile adil ücret ve kadın üretici oranına dair kayıtlar Loading Bag için pasaport yeni bir başlangıç değil: Marka, kuruluşundan bu yana her ürününü detaylı biçimde kayıt altına alıyor; dijital pasaport bu kaydı herkese açıyor. Pasaportun en dikkat çekici verilerinden biri de ileri dönüşüm oranı. Bir üründe ne kadar geri dönüştürülmüş malzeme bulunduğu çoğu zaman söylenmez; küçük bir oran bile ürünün tamamını “geri dönüştürülmüş” diye anlatmaya yetebilir. Loading Bag ise her çantanın yüzde kaçının ileri dönüştürülmüş malzemeden oluştuğunu açıkça paylaşıyor. Altyapı, karbon ve sürdürülebilirlik doğrulama platformu Commited.app ile kuruldu. Böylece “upcycle” kelimesi ürünün üzerinde duran bir pazarlama mesajı olmaktan çıkıyor; arkasında izi sürülebilir bir yolculuk beliriyor. “Ürünün üzerinde bir iddia değil, arkasında veri olsun” Loading Bag'in kurucu ortağı ve CEO’su İlker Karagöz, markanın çıkış noktasını şöyle anlatıyor: "Bir kamyon brandası yıllarca yollarda güneş, yağmur ve kilometre biriktiriyor. O izleri kusur değil, karakter olarak görüyoruz. Malzemeyi çöpe gitmeden hemen önce yakalıyor ve ona ikinci, daha değerli bir hayat veriyoruz. Ama bizim için döngü orada bitmiyor: Bir çanta ömrünü tamamladığında onu geri alıyor, bu kez bir laptop kılıfına, kartlığa ya da cüzdana dönüştürüyoruz. Gerçek upcycle, malzemenin hiç durmadan yeni bir hayata geçebilmesi. Ama bugün 'upcycle' demek tek başına yetmiyor; insanlar haklı olarak kanıt istiyor. Dijital ürün pasaportu tam da bunun için var. Çantanın üzerinde bir iddia değil, arkasında veri olsun istiyoruz. QR kodu okutan herkes malzemenin nereden geldiğini, nerede dönüştüğünü ve onu kimin diktiğini görebiliyor.” Karagöz'e göre önümüzdeki dönemin sürdürülebilirlikteki ana kavramı güven olacak. Atık, onun ifadesiyle, daha iyi bir amacı bekleyen bir tasarım. Şirketin atığı, şirketin ürünü Loading Bag'in modeli kendi koleksiyonlarıyla sınırlı değil. Marka, şirketlerin kampanya, etkinlik ve operasyonlarından çıkan billboard vinillerini, brandaları, afişleri ve tekstil artıklarını yeniden tasarlayarak o kuruma özel ürünlere dönüştürüyor. Bir lansmanın billboard'u çalışanlara verilecek bir çantaya, bir kongrenin branding malzemesi katılımcı hediyesine, bir otelin eski tekstili misafir ürünlerine dönüşebiliyor. Her ürün kendi dijital pasaportuyla birlikte geliyor; şirket bu dönüşümün hikâyesini çalışanlarına, müşterilerine ve paydaşlarına doğrulanabilir biçimde anlatabiliyor. Modelin sahadaki karşılıkları şimdiden somut: Hampton by Hilton İzmir Aliağa için otelin kendi malzemelerinden iPad kılıfları ve çamaşır/ayakkabı torbaları üretildi. VOOS / Akkale Dekorasyon iş birliğiyle soğutucu çantadan oluşan seriler hayata geçirildi. Upcycle İstanbul Festivali için her biri seri numaralı sınırlı üretim Urban Cooler serisi tasarlandı. “COP31 sonrası daha az iddia, daha fazla kanıt göreceğiz” Loading Bag Yönetici Ortağı Ergi Şener, modelin şirketler için neden kritik olduğunu şöyle değerlendiriyor: “Şirketler yıllardır sürdürülebilirlik hedeflerini anlatıyor; artık belirleyici olan bu hedeflerin doğrulanabilir sonuçları olacak. Loading Bag'de tüm süreci teknolojiyle tasarlıyor ve yönetiyoruz. Hangi atığın hangi ürüne dönüşeceğine karar verirken ve ürünleri tasarlarken yapay zekâdan yararlanıyoruz. Avrupa Birliği dijital ürün pasaportu uygulamasını yaygınlaştırmaya hazırlanırken, biz bu dönüşüme bugünden hazırız; ürettiğimiz tüm çantalarda dijital pasaportlara yer veriyor, ürünlerin yolculuğuna ilişkin bilgilere QR kodları aracılığıyla erişim sağlıyoruz. Bir sonraki adımımız bu kayıtları blokzinciriyle güçlendirerek değiştirilemez hale getirmek. Bir şirketin billboard reklamında kullanılan malzemenin bir çalışanının omzundaki çantaya dönüşmesi, sürdürülebilirlik raporundaki bir veriyi herkesin görebileceği, dokunabileceği ve izini sürebileceği somut bir kanıta dönüştürüyor. Türkiye'nin ev sahipliği yaptığı COP31 ile birlikte daha az iddia, daha fazla kanıt dönemine giriyoruz. Loading Bag olarak biz de taahhütlerin somut sonuçlara dönüşmesine katkı sağlamaya devam edeceğiz.” Upcycle'ı doğru yapmak: malzemeye de, insana da ikinci şans Loading Bag'in modelinde ekonomik denklem de farklı işliyor. “Malzemenin kendisine para ödemiyoruz; ama onu toplamak, temizlemek, ayrıştırmak ve stoklamak ciddi bir emek ve maliyet gerektiriyor ve bunların her birinin bedelini ödüyoruz. Malzemeden sağladığımız tasarrufu ise çantayı diken ellere adil ücret olarak aktarıyoruz. Bizim için upcycle'ı doğru yapmak, yalnızca malzemeye değil, insana da ikinci bir şans vermek demek.” — İlker Karagöz Marka ayrıca İzmir’deki stüdyosunda ve mobil atölyesi aracılığıyla kurumlara upcycle atölyeleri düzenliyor; ekipler kendi kurumlarının atığından kendi ürünlerini tasarlıyor. Loading Bag, Antalya Valiliği'nin daveti üzerine 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya'da düzenlenecek COP31'de 12-13-14 Kasım tarihlerinde bir stantta ürünlerini sergileyecek ve düzenleyecekleri upcycle etkinliklerinde ileri dönüşümü anlatacak. Ziyaretçiler standda kamyon brandası ve billboard vinilinden üretilen 15’den fazla farklı çanta modellerini yakından inceleyebilecek, QR kodları okutarak her ürünün dijital pasaportuna ulaşabilecek. COP31 ile birlikte iklim, döngüsel ekonomi ve kaynak verimliliğinin Türkiye'nin gündeminin merkezine yerleşeceği bu dönemde Loading Bag'in şirketlere çağrısı net: Atığınızı bertaraf etmeden önce, ondan ne üretebileceğinizi düşünün. Çünkü sürdürülebilirliğin en ikna edici hali bazen bir rapordan ziyade, çöpe gidecekken yeni bir hayata başlayan bir ürünün üzerinde duruyor.

Döngüsel Ekonomi, Çimento Sektörünün Net Sıfır Dönüşümünü Hızlandıracak Haber

Döngüsel Ekonomi, Çimento Sektörünün Net Sıfır Dönüşümünü Hızlandıracak

Çimento sektörünün net sıfır dönüşümünde döngüsel ekonomi uygulamalarının önemli bir rol üstlendiğini belirten TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, alternatif yakıt kullanımının fosil yakıt ihtiyacını ve ithal kaynaklara bağımlılığı azaltırken, alternatif hammadde kullanımının doğal kaynakların korunmasına katkı sağladığını vurguladı. Bozay, bu uygulamaların daha geniş ölçekte yaygınlaştırılması için altyapı, lojistik, politika ve finansman koşullarının birlikte geliştirilmesi gerektiğini ifade etti. Uygun atıkların enerji içeriğinden ve mineral bileşenlerinden yararlanılmasının hem atık yönetimi hem de kaynak verimliliği açısından önemli fırsatlar sunduğunu belirten Bozay, 2025 yılında kullanılan 2,3 milyon ton alternatif yakıtın yaklaşık 1,21 milyon ton petrokok tasarrufuna karşılık geldiğini kaydetti. Bozay, “Bu rakamlar sektörümüzün döngüsel ekonomi alanında kaydettiği ilerlemeyi ortaya koyuyor. Bununla birlikte, uygulamaların yaygınlaştırılması için önemli bir potansiyelimiz bulunuyor. Hedefimiz yalnızca atık miktarını artırmak değil, uygun atıkların güvenli, verimli ve sürdürülebilir biçimde üretim süreçlerine kazandırılmasını sağlamak olmalı” dedi. Düşük karbonlu üretim için bütüncül yaklaşım Döngüsel ekonomi uygulamalarının emisyon azaltımına katkısının alternatif yakıt ve hammadde kullanımıyla sınırlı olmadığını belirten Bozay, klinker ikamesi, enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımlarının da birlikte ele alınması gerektiğini söyledi. Yeşil Çimento Tebliği’nin düşük karbonlu çimento kullanımını destekleyen önemli bir düzenleme olduğunu ifade eden Bozay, tebliğ kapsamında önümüzdeki 10 yılda yaklaşık 16,5 milyon ton klinker tasarrufu ve 11 milyon ton CO₂ emisyon azaltımı sağlanmasının öngörüldüğünün altını çizdi. Sektörün çevresel dönüşüm yatırımlarına da değinen Bozay, 2025 yılında toplam çevresel yatırımların 6 milyar TL’ye, yenilenebilir enerji yatırımlarının ise 4,1 milyar TL’ye ulaştığını ve her iki yatırım kaleminde de bir önceki yıla göre yaklaşık üç kat artış gerçekleştiğini belirtti. Alternatif yakıt ve ham madde kullanımının yaygınlaştırılmasının önündeki temel engeller arasında atıkların uygun şekilde ayrıştırılması, gerekli altyapının kurulması ve lojistik süreçlerin etkin yönetilmesinin bulunduğuna dikkat çeken Bozay, belediyeler, atık yönetimi kuruluşları ve sanayi arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi gerektiğini vurguladı. Dönüşümün hızlanması için uzun vadeli ve erişilebilir finansman olanaklarının geliştirilmesinin de önem taşıdığını ifade etti. Türkiye’de döngüsel ekonominin net sıfır hedeflerine katkısını artırmak için önceliğin atıkların kaynağında ayrıştırılmasından sanayide yeniden kullanılmasına kadar uzanan bütünleşik bir geri kazanım sistemi kurulması olduğunu belirten Bozay, kamu, sanayi ve finans sektörünün eş güdüm içinde hareket etmesi gerektiğini söyledi. Bozay, “Döngüsel ekonomi tek başına net sıfır hedefinin çözümü değil, ancak bu hedefe ulaşmak için temel araçlardan biri. Atıkları kaynağa dönüştüren, doğal kaynak tüketimini ve klinker kullanımını azaltan, enerji verimliliğini artıran ve kalan emisyonları yeni teknolojilerle yöneten bütünleşik bir model kurabilirsek hem çimento sektörünün dönüşümünü hızlandırabilir hem de ülkemizin 2053 net sıfır hedeflerine önemli katkı sağlayabiliriz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Metalürji Sektörü ANKIROS 2026’da İstanbul’da Buluştu Haber

Küresel Metalürji Sektörü ANKIROS 2026’da İstanbul’da Buluştu

17.Uluslararası Demir-Çelik, Döküm, Demir Dışı Metalürji Teknolojileri, Makina ve Ürünleri İhtisas Fuarı ANKIROS 2026, 22 Ekim’de İstanbul Fuar Merkezi’nin 3 numaralı salonunda düzenlenen açılış töreninin ardından ziyaretçilere kapılarını açtı. 24 Ekim’e kadar sürecek fuar, metalürji ve üretim teknolojileri ekosisteminin ulusal ve uluslararası temsilcilerini İstanbul’da bir araya getirdi. İstanbul Fuar Merkezi’nin 2, 3, 4, 5, 6, 7 ve 8 numaralı hollerinde gerçekleştirilen fuarda, 39 yabancı ülkeden katılımcıların da aralarında bulunduğu toplam 1.100’ün üzerinde katılımcı yer alıyor. Fuarın 20 bini aşkın ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor. Açılış töreninde sektörün gündemi öne çıktı Açılış töreninde T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, Hannover Messe Ankiros Fuarcılık A.Ş. Genel Müdürü Ozan Hünler, VDMA Metallurgy Genel Müdürü ve CECOF Genel Sekreteri Dr. Timo Würz, IMMC 2026 Organizasyon Kurulu Başkanı Prof. Dr. Caner Durucan, TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası Eğitim Merkezi (METEM) Yürütme Kurulu Başkanı Bülent Yıldırım, Oda Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet İrfan Türkkolu, Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Deniz ve Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı’nın konuşmaları yer aldı. Mehmet Fatih Kacır T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanı Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, ANKIROS 2026’nın açılışında yaptığı konuşmada, fuarın yeni ticari bağlantılar ve yatırımlar için önemli fırsatlar sunduğunu belirtti. Türkiye’nin demir-çelik sektöründe yıllık 62 milyon ton üretim kapasitesine sahip olduğunu ifade eden Kacır, çelik üretiminde Avrupa’da birinci, dünyada yedinci sırada bulunduğunu söyledi. Döküm sektörünün ise geçen yıl yaklaşık 8 milyar avro ciro ve 6 milyar avroyu aşan doğrudan ihracat gerçekleştirdiğini aktardı. Metal sanayisinin rekabet gücünü artırmak için yeşil ve dijital dönüşüm yatırımlarını desteklediklerini belirten Kacır, döküm sektörüne yönelik düşük karbonlu yol haritası çalışmalarının başladığını açıkladı. HIT-30 kapsamında 2030’a kadar 30 milyar dolarlık devlet desteğiyle gerçekleştirilmesi hedeflenen yatırımların metal sanayisinde de yeni talep ve üretim fırsatları oluşturacağını kaydetti. Avrupa Birliği’nin çelik ithalatına getirdiği sınırlamaların Türkiye’nin ihracatına yansıdığına değinen Kacır, Avrupa’nın Türkiye ile sanayi ve teknoloji alanındaki ortaklığını güçlendirmesi gerektiğini vurguladı. Kacır ayrıca Burdur Batı ve Amasya Gümüşhacıköy organize sanayi bölgelerinin ilan edilmesiyle Türkiye’deki OSB sayısının 374’e ulaştığını bildirdi. Fuat Tosyalı Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye Çelik Üreticileri Derneği (TÇÜD) Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, ANKIROS’un yalnızca teknolojilerin ve ürünlerin sergilendiği bir fuar olmadığını, Türkiye’nin metalürji, makine, döküm ve çelik ekosistemini dünyayla buluşturan önemli bir platform olduğunu söyledi. Dünya çelik sektörünün zorlu bir dönüşümden geçtiğini belirten Tosyalı, küresel kapasite fazlasının, değişen ticaret politikalarının, karbon düzenlemelerinin ve artan maliyetlerin rekabet koşullarını yeniden şekillendirdiğini vurguladı. Tosyalı, artık yalnızca üretim kapasitesinin değil, teknoloji, verimlilik, sürdürülebilirlik ve güçlü bir sanayi ekosisteminin de rekabette belirleyici olduğunu ifade ederek şunları kaydetti: “Türkiye bu dönüşüme güçlü bir noktadan başlıyor. Avrupa’nın en büyük, dünyanın 7’nci büyük çelik üreticisiyiz. Geçen yıl 38,1 milyon ton çelik ürettik. 2026’nın 7 ayında üretimimiz yüzde 7,9 artarak 23,2 milyon tona ulaştı. Yıl sonunda 40 milyon ton seviyesine ulaşmayı öngörüyoruz ancak güçlü üretim kapasitemize rağmen dış ticarette giderek zorlaşan koşullarla karşı karşıyayız.” Avrupa Birliği’nin uyguladığı kota nedeniyle Türkiye’nin bu bölgeye çelik ihracatının azaldığına dikkati çeken Tosyalı, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Avrupa’nın kendi stratejik çelik kapasitesini korumak adına atacağı adımlar her ne kadar meşru ise Türkiye’nin de kendi stratejik üretim gücünü koruması adına atacağı her adım aynı ölçüde meşrudur ve bu adımları atmaktan da geri durmamalıdır. Elbette Avrupa’nın yeşil çelik dönüşüm hedeflerini destekliyoruz. Türkiye çelik sektörü elektrik ark ocaklarına ve yüksek hurda kullanımına dayalı üretim yapısıyla bu dönüşümde önemli bir avantaja sahip. Ancak gerçek bir dönüşüm için önce üretim gücümüzü korumamız gerekiyor.” Türk çelik sektörünün Avrupa’daki kısıtlamaların yanı sıra başta Çin olmak üzere Uzak Doğu kaynaklı yoğun ithalat ve fiyat baskısıyla karşı karşıya olduğunu belirten Tosyalı, stratejik üretim kapasitesini koruyan, yatırımları destekleyen ve sanayicinin maliyet yükünü azaltan öngörülebilir politikalara ihtiyaç duyulduğunu vurguladı. Çeliğin Türkiye’nin sanayi gücünün temelini oluşturduğunu ifade eden Tosyalı, sektörün dönüşümü için KOBİ’lerin, makine ve döküm sanayisinin, teknoloji geliştiricilerinin, kamunun ve üniversitelerin birlikte hareket etmesi gerektiğini belirtti. Ozan Hünler Hannover Messe Ankiros Fuarcılık A.Ş. Genel Müdürü Hannover Messe Ankiros Fuarcılık A.Ş. Genel Müdürü Ozan Hünler, ANKIROS 2026’ya ilişkin değerlendirmesinde, fuarın Türkiye ve bölge için metalürji sektörünün önemli uluslararası buluşma noktalarından biri olduğunu belirtti. Organizasyonun uluslararası yapısını güçlendirmeyi hedeflediklerini ifade eden Hünler, ANKIROS’un üreticileri, teknoloji sağlayıcılarını ve farklı ülkelerden sektör profesyonellerini İstanbul’da buluşturan bir platform sunduğunu kaydetti. Fuarın değerinin katılımcı ve ziyaretçi sayılarının ötesinde olduğunu vurgulayan Hünler, organizasyonun yeni ticari bağlantılar kurulmasına, bilgi ve deneyim paylaşımına ve üretim teknolojilerindeki yeniliklerin sektörle buluşmasına katkı sağladığını ifade etti. Hünler, bu etkileşimin geleceğe yönelik iş birliklerinin geliştirilmesi açısından önem taşıdığını belirtti. Oğuzhan Deniz Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Türkiye Döküm Sanayicileri Derneği (TÜDÖKSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Oğuzhan Deniz, 76. Dünya Döküm Kongresi (WFC 2026) kapsamında dünyanın dört bir yanından gelen 1.000’in üzerinde katılımcıyı İstanbul’da ağırladıklarını belirtti. Bilgi ve deneyim paylaşımına olanak sağlayan bu buluşmanın, Türkiye’nin döküm sanayisinde bilimsel bilgiye ve uluslararası iş birliklerine yön verme potansiyelini ortaya koyduğunu ifade etti. Kongrenin ardından ANKIROS 2026’nın kapılarını açmasının sektör açısından özel bir anlam taşıdığını vurgulayan Deniz, uluslararası konukların fuarı ziyaret etmesinin bu buluşmayı daha da değerli kıldığını söyledi. Deniz, fuarın yeni iş birliklerinin kurulmasına ve ülke sanayisinin gelişimine önemli katkılar sağlayacağına inandığını kaydetti. Deniz, “Kongremizde bilimi, araştırmayı, yenilikçi teknolojileri ve döküm sanayisinin geleceğini konuştuk. Şimdi ise burada bu bilgi birikiminin üretime, teknolojiye, makinelere ve sanayiye nasıl dönüştüğünü hep birlikte göreceğiz.” diye konuştu. Sektörün yaşadığı zorluklara da değinen Deniz, değerlendirmelerini şöyle sürdürdü: “Ancak Türk döküm sanayisinin sahip olduğu üretim altyapısına, yetişmiş insan kaynağına, mühendislik birikimine ve girişimci ruhuna güveniyoruz. Bu güçlü altyapının doğru iş birlikleri ve ortak bir vizyonla çok daha büyük başarılara ulaşacağına inanıyoruz. ANKIROS, yıllardır demir-çelik, döküm ve demir dışı metalürji sektörlerini bir araya getiren, ülkemizin uluslararası sanayi dünyasındaki en önemli buluşma noktalarından biri olmuştur.” Deniz, organizasyonun yeni iş birliklerine ve başarılı sonuçlara vesile olmasını dileyerek İstanbul’a gelen tüm katılımcılara teşekkür etti. Dr. Timo Würz VDMA Metallurgy Genel Müdürü; CECOF Genel Sekreteri “Metalürji sanayisinin geleceğini enerji verimliliği, teknolojik yenilikler ve uluslararası iş birlikleriyle birlikte şekillendireceğimize inanıyoruz. ANKIROS, üreticiler ile teknoloji sağlayıcılarını buluşturarak bilgi ve deneyimin ortak çözümlere dönüşmesine önemli bir zemin sunuyor. Sektörümüzün rekabet gücünü artırmak ve sürdürülebilir üretimi yaygınlaştırmak için ülkeler ve kurumlar arasındaki diyaloğu güçlendirmeyi önemsiyoruz.” Prof. Dr. Caner Durucan IMMC 2026 Organizasyon Kurulu Başkanı “Bu yıl 23’üncüsünü düzenlediğimiz Uluslararası Metalurji ve Malzeme Kongresi’nde akademik bilgi birikimini sanayinin ihtiyaçlarıyla buluşturuyoruz. Önceliğimiz, araştırmaların yüksek katma değerli ürünlere dönüşmesine katkı sağlamak ve kaynaklarımızı daha verimli kullanabileceğimiz üretim yaklaşımlarını geliştirmek. Deneyimli bilim insanlarıyla genç araştırmacıları aynı platformda bir araya getirerek bilimsel paylaşımı ve ortak çalışma kültürünü güçlendirmeyi hedefliyoruz.” Bülent Yıldırım TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası Eğitim Merkezi (METEM) Yürütme Kurulu Başkanı “Sanayide teknolojik dönüşümün başarıya ulaşması, bu teknolojileri geliştiren ve uygulayan mühendislerin bilgi ve yetkinlikleriyle doğrudan bağlantılı. Mesleki gelişimin sürekliliğini sektörümüzün geleceği açısından temel bir ihtiyaç olarak görüyoruz. Kongre ve fuarın sunduğu etkileşim ortamını, mühendislerin güncel gelişmeleri takip etmesi, deneyimlerini paylaşması ve yeni çalışma alanlarıyla tanışması bakımından değerli buluyoruz.” Ahmet İrfan Türkkolu TMMOB Metalurji ve Malzeme Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Başkanı “Metalürji ve malzeme mühendisliği, ülkemizin üretim yetkinliğini geliştirmesinde ve sanayimizin geleceğe hazırlanmasında önemli bir sorumluluk üstleniyor. Bilimsel bilgiyi, mühendislik birikimini ve mesleki dayanışmayı güçlendirerek kaynaklarını verimli kullanan, çevreye duyarlı bir sanayiye katkı sunmayı önemsiyoruz. Üniversiteler, sanayi kuruluşları ve meslek örgütleri arasındaki iş birliğinin kalıcı ve uygulanabilir sonuçlar üretmesini hedefliyoruz.” Üretim zincirinin farklı halkaları aynı platformda buluştu ANKIROS 2026’da demir-çelik üretim ve proses ekipmanlarından ergitme ve döküm teknolojilerine, kalıplama ve maça makinelerinden kum hazırlama ve yenileme sistemlerine kadar geniş bir teknoloji yelpazesi sergileniyor. Endüstriyel fırınlar, ısıl işlem ve termal proses çözümleri, refrakterler, yüksek sıcaklık teknolojileri, brülör ve yakma sistemleri ile ısıtma-soğutma ve sıcaklık kontrol uygulamaları da fuar alanında yer alıyor. Ölçüm, test ve kalite kontrol ekipmanları; otomasyon ve proses kontrol sistemleri; çevre ve filtrasyon teknolojileri de ziyaretçilerin incelemesine sunuluyor. Üreticiler ve teknoloji sağlayıcıları, tesislerin verimliliğini, kalite kontrolünü ve süreç yönetimini geliştirmeye yönelik çözümlerini sektör profesyonelleriyle paylaşıyor. Fuarın özel bölümü TURKCAST’ta otomotiv, ağır sanayi, makine, enerji, savunma ve ulaştırma gibi farklı sektörlere üretim yapan döküm firmaları, ürünlerini ve üretim kabiliyetlerini tanıtıyor. Döküm teknolojileri ve döküm ürünlerinin aynı ekosistemde buluşması, ziyaretçilere sektörün değer zincirini bütünlüklü biçimde değerlendirme olanağı sunuyor. Dijitalleşme ve düşük karbonlu üretim çözümleri Yapay zekâ, otomasyon, dijital üretim ve akıllı fabrika uygulamaları ANKIROS 2026’nın öne çıkan başlıkları arasında yer alıyor. Üretim hatlarında izlenebilirliği ve kontrolü geliştiren, proses optimizasyonu sağlayan ve karar süreçlerini hızlandıran çözümler; enerji verimliliği, kaynakların etkin kullanımı ve emisyonların azaltılmasına yönelik teknolojilerle birlikte ele alınıyor. Düşük karbonlu üretim, yenilenebilir enerji kullanımı ve enerji tasarrufu sağlayan sistemler, metal sanayisinin dönüşüm gündemini fuara taşıyor. Ziyaretçiler, üretim süreçlerinin çevresel etkisini azaltmaya ve kaynak verimliliğini artırmaya yönelik yeni teknolojileri ve uygulamaları inceleme fırsatı buluyor. Bilimsel etkinlikler ve “Second Life” sergisi ANKIROS 2026 ile eş zamanlı olarak 22–24 Ekim tarihlerinde İstanbul Fuar Merkezi’nde 23. Uluslararası Metalurji ve Malzeme Kongresi (IMMC 2026) gerçekleştiriliyor. Kongrede sürdürülebilir metalürji, kritik ham maddeler, ileri malzeme teknolojileri ve döngüsel ekonomi başlıkları akademi ve sanayi temsilcilerinin katılımıyla ele alınıyor. 76.Dünya Döküm Kongresi (World Foundry Congress – WFC 2026) ise 18–24 Ekim tarihlerinde İstanbul’da düzenleniyor. Kongre, Dünya Dökümcüler Birliği WFO’nun 100’üncü ve TÜDÖKSAD’ın 50’nci kuruluş yıl dönümlerinin kutlandığı dönemde sektör profesyonellerini bir araya getiriyor. Fuar programında sanatçı Rüşhan Keçeci’nin “Second Life” (İkinci Yaşam) sergisi de ziyaretçilerle buluşuyor. Endüstriyel atıklardan üretilen metal eserler, kullanılmayan malzemelerin yeniden değerlendirilmesine sanatsal bir bakış sunuyor ve döngüsel ekonomi yaklaşımını görünür kılıyor. Uluslararası iş bağlantılarına ev sahipliği yapıyor ANKIROS 2026, üreticileri, teknoloji sağlayıcılarını, yatırımcıları, satın alma profesyonellerini, mühendisleri ve akademisyenleri aynı platformda buluşturuyor. Uluslararası alım heyetleri kapsamında gerçekleştirilen görüşmeler, katılımcıların potansiyel müşteriler ve satın alma profesyonelleriyle doğrudan temas kurmasına imkân veriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi Haber

COP31’de İklim Hedeflerini Teknoloji ve Yatırıma Dönüştürme Dönemi

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31’inci Taraflar Konferansı’nın (COP31) 9–20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya EXPO Center’da Türkiye’nin ev sahipliğinde gerçekleştirilecek olmasını ve konferansın teknoloji, sanayi, finansman ve uygulama boyutlarını değerlendirdi. Türkiye’nin ev sahibi ülke olarak konferans başkanlığını üstleneceği COP31’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum COP31 Başkanı, Avustralya İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen ise müzakerelerden sorumlu başkan olarak görev yapacak. Dünya Liderler Zirvesi de 11–12 Kasım tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek. Vatansever, COP31’in yalnız Türkiye’nin ev sahipliği yaptığı büyük bir uluslararası organizasyon değil, enerji, sanayi, teknoloji ve finans politikalarının kesiştiği küresel bir platform olduğunu söyledi. “COP31’in anahtar kelimesi uygulama” COP31 Türkiye Başkanlığı ile müzakerelerden sorumlu Avustralya’nın hazırlık sürecinde konferansı bir “Uygulama COP’u” olarak tanımlamasını önemli bulduklarını belirten Vatansever, iklim diplomasisinde ölçülebilir sonuçların giderek daha belirleyici hâle geldiğini ifade etti. Vatansever şöyle konuştu: “Dünyanın yalnız iklim hedefi sıkıntısı yok, uygulama sıkıntısı da var. Emisyon azaltımını, enerji dönüşümünü, iklim finansmanını ve uyumu uzun süredir konuşuyoruz. Bundan sonraki kritik soru, verilen taahhütlerin ne kadarının sahada çalışan projelere ve gerçek yatırıma dönüştüğü olacak.” COP31 Eylem Gündemi’nin de yeni başlıklar üretmekten çok daha önce alınmış kararların hayata geçirilmesine, başarılı uygulamaların ölçeklenmesine ve finansmanın sahaya ulaşmasına odaklanmasını değerli bulduklarını kaydetti. 2035 için somut ve ölçülebilir hedefler COP31 Türkiye Başkanlığı, Eylem Gündemi kapsamında 2035 perspektifinde bir dizi ölçülebilir küresel hedef ortaya koydu. Bu hedefler arasında nihai enerji talebinin elektrikle karşılanan bölümünün bugün yüzde 20’nin biraz üzerindeki seviyesinden 2035’te yüzde 35’e çıkarılması, küresel atık miktarındaki artışın yarıya indirilmesi ve binalarda enerji tüketim yoğunluğunun en az yüzde 25 azaltılması bulunuyor. Üretim ve imalat sektöründe ise küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az yüzde 15’e çıkarılması hedefleniyor. Vatansever, hedeflerin ölçülebilir şekilde tanımlanmasını önemli bulduklarını belirterek şunları söyledi: “Yüzde 35 elektrifikasyon hedefi, enerji dönüşümünün ne kadar büyük bir teknoloji ve altyapı ihtiyacı yaratacağını gösteriyor. Sanayiden ulaşıma, binalardan ısıtmaya kadar çok sayıda süreç daha fazla elektrik kullanacak. Bunun arkasında yenilenebilir enerji, güçlü şebekeler, enerji depolama sistemleri, yazılım ve çok büyük yatırım ihtiyacı bulunuyor.” “İklim dönüşümü aynı zamanda teknoloji dönüşümüdür” COP31 Küresel İklim Eylem Gündemi’nin altı ana ekseninden birinin finansman, teknoloji ve kapasite geliştirme gibi hızlandırıcıları kapsamasına dikkat çeken Vatansever, iklim politikalarının teknoloji dünyasından bağımsız düşünülemeyeceğini söyledi. “Net sıfır dönüşümü yalnız daha fazla güneş paneli ve rüzgâr türbini kurmak değildir. Akıllı şebekeler, batarya ve enerji depolama sistemleri, güç elektroniği, yapay zekâ, sensörler, nesnelerin interneti, dijital ikizler, veri analitiği ve yazılım bu dönüşümün tamamlayıcı teknolojileridir” dedi. Vatansever, yenilenebilir enerji üretiminin değişken yapısı nedeniyle dijitalleşmenin elektrik sistemlerinde giderek daha kritik hâle geldiğini, üretim ve talebin doğru tahmin edilmesinin enerji sistemlerinin verimliliğini artırabileceğini ifade etti. COP31’de yapay zekâ ve dijital teknolojilere özel gündem COP31 kapsamında 16 Kasım’ın Bilim, Sanayi ve Teknoloji tematik günü olarak planlanmasını BİDER açısından özellikle önemli bulduklarını belirten Vatansever, aynı gün yapay zekâ, dijital kamu altyapısı ve dijital teknolojilerin iklim eylemindeki rolünün ayrı bir oturumda tartışılacağına dikkat çekti. Aynı programda iklim inovasyonu ve girişimcilik, küçük ve mikro işletmeler, biyoteknoloji, yeşil sanayileşme ve iklim hedeflerini dikkate alan kamu alımları da gündemde olacak. Vatansever şu değerlendirmede bulundu: “Yapay zekâ enerji talebini tahmin etmekten elektrik şebekelerini yönetmeye, fabrikalarda enerji kullanımını optimize etmekten binaların tüketimini azaltmaya, tarımsal sulamadan afet risk analizine kadar çok geniş bir alanda iklim çözümünün parçası olabilir.” Ancak dijital dönüşümün kendi enerji tüketiminin de yönetilmesi gerektiğini belirten Vatansever, yapay zekâ ve veri merkezlerinin hızla artan enerji ihtiyacının bilişim sektöründe verimlilik ve düşük karbonlu enerji kullanımını daha önemli hâle getireceğini söyledi. “Teknolojiyi iklim çözümünün parçası yaparken teknolojinin kendi enerji ayak izini de yönetmek zorundayız. Yeşil veri merkezleri, daha verimli işlem altyapıları ve temiz enerji kullanımı bilişim sektörünün rekabet kriterlerinden biri hâline gelecek.” “İklim hedeflerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek gerekiyor” COP31 Türkiye Başkanlığı tarafından açıklanan İklim Uygulama Köprüsü yaklaşımının, ülkelerin Ulusal Katkı Beyanlarında yer alan hedefleri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmelerine yardımcı olmayı amaçladığını hatırlatan Vatansever, iklim finansmanında temel sorunlardan birinin hedef ile yatırım arasındaki boşluk olduğunu söyledi. “Bir ülkenin NDC belgesinde enerji dönüşümü hedefinin bulunması tek başına yatırım oluşturmuyor. Projenin teknik fizibilitesi, finansman modeli, izinleri, gelir modeli ve uygulayacak kapasitesi bulunmalı. Hedefleri bankaların ve yatırımcıların finansman sağlayabileceği projelere dönüştürmek iklim eyleminin en kritik aşamalarından biri” dedi. Vatansever, bu yaklaşımın COP31’in “uygulama” karakterini en iyi anlatan başlıklardan biri olduğunu ifade etti. İklim finansmanında 300 milyar ve 1,3 trilyon dolarlık çerçeve COP31’in iklim finansmanı tartışmalarını sıfırdan başlatmadığını, önceki konferanslarda alınan kararların uygulanmasının Antalya gündeminin önemli bir bölümünü oluşturacağını belirten Vatansever, özellikle COP29’da kabul edilen yeni küresel finansman hedefini hatırlattı. COP29 kararında gelişmekte olan ülkelere yönelik iklim finansmanının gelişmiş ülkelerin öncülüğünde 2035’e kadar yıllık en az 300 milyar dolara çıkarılması kararlaştırılmıştı. Aynı karar bütün kamu ve özel kaynaklardan gelişmekte olan ülkeler için iklim finansmanının 2035’e kadar yıllık en az 1,3 trilyon dolara ölçeklenmesi için tüm aktörlerin birlikte çalışmasını öngörüyor. Vatansever, bu rakamların COP31’in yeni hedefleri gibi sunulmaması gerektiğini belirterek şunları söyledi: “Antalya’da önemli mesele yeni bir finansman rakamı açıklamaktan çok, daha önce üzerinde uzlaşılan finansman hedeflerine nasıl ulaşılacağını ve paranın uygulanabilir projelerle nasıl buluşturulacağını tartışmak olacak.” “Finansman ile teknoloji transferi birlikte ilerlemeli” İklim dönüşümünde gelişmekte olan ülkelerin yalnız sermayeye değil teknoloji ve uygulama kapasitesine de ihtiyaç duyduğunu belirten Vatansever, teknoloji transferinin uluslararası iklim rejiminin önemli unsurlarından biri olduğunu söyledi. “Bir ülkeye temiz enerji tesisi finansmanı sağlamak önemli, ancak teknolojiyi kullanacak mühendisin, işletme kabiliyetinin, bakım altyapısının ve yerel tedarik zincirinin de gelişmesi gerekiyor. Kalıcı dönüşüm, yalnız ekipmanın ithal edildiği değil bilginin ve yetkinliğin de ekonomide oluştuğu modeldir” dedi. “Yeşil sanayileşme yeni rekabet alanı” COP31’in 16 Kasım programında yeşil sanayileşmenin öncelikli başlıklar arasında yer almasını değerlendiren Vatansever, iklim politikasının sanayi ve dış ticaret politikalarından giderek daha az ayrılabildiğini söyledi. “Bir ürünün fiyatı ve kalitesinin yanında üretim sürecindeki enerji tüketimi ve karbon yoğunluğu da rekabet kriterine dönüşüyor. Bu nedenle yeşil dönüşüm artık yalnız çevre yatırımı değil, sanayi rekabetçiliği yatırımıdır” dedi. Firmaların enerji ve karbon verilerini güvenilir şekilde ölçebilmesinin de yeni dönemde önemli bir dijital altyapı ihtiyacı oluşturacağını belirten Vatansever, teknoloji şirketleri açısından yeni bir pazar doğduğunu söyledi. “Karbon yönetimi veri yönetimidir. Ölçemediğiniz emisyonu azaltamaz, doğrulayamadığınız veriyi de piyasa mekanizmasının içine güvenilir biçimde sokamazsınız.” Türkiye’nin 2035 iklim hedefi Türkiye’nin Birleşmiş Milletler’e sunduğu ikinci Ulusal Katkı Beyanı kapsamında 2035 yılında sera gazı emisyonlarını referans senaryoya göre 466 milyon ton karbondioksit eşdeğeri azaltarak 643 milyon ton CO₂e seviyesinde sınırlandırmayı hedeflediğini hatırlatan Vatansever, COP31 ev sahipliğinin Türkiye’nin kendi dönüşüm politikalarının uluslararası görünürlüğünü de artıracağını söyledi. “Türkiye Antalya’da yalnız konferansın ev sahibi olmayacak. Kendi enerji, sanayi, şehircilik ve iklim dönüşümü de uluslararası paydaşların yakından izleyeceği başlıklardan biri olacak” dedi. Vatansever, bu nedenle ev sahipliğinin Türkiye açısından teknoloji ortaklıklarını, proje geliştirme kapasitesini ve uluslararası finansmana erişimi güçlendirmek için değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. İklim Kanunu ve Türkiye’de Emisyon Ticaret Sistemi Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren 7552 sayılı İklim Kanunu’nun, yeşil büyüme ve net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda ulusal iklim politikasına yasal zemin oluşturduğunu belirten Vatansever, kanunun Emisyon Ticaret Sistemi’nin kurulmasını açıkça düzenlediğine dikkat çekti. Kanuna göre İklim Değişikliği Başkanlığı tarafından ETS kurulacak, ulusal tahsisat planlaması hazırlanacak ve tahsisatların dağıtımı yapılacak. Tam uygulama öncesinde ise bir pilot dönem gerçekleştirilecek. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Emisyon Ticaret Sistemi’nin sağlıklı çalışması için şirketlerin emisyonlarını doğru ölçmesi, raporlaması ve doğrulaması gerekiyor. Bunun arkasında sensörlerden kurumsal yazılımlara, veri güvenliğinden denetim sistemlerine kadar ciddi bir dijital altyapı var.” Karbon piyasasının güvenilirliğinin büyük ölçüde veri kalitesine bağlı olacağını ifade etti. “KOBİ’ler yeşil ve dijital dönüşümü birlikte yönetmeli” İklim dönüşümünün yalnız büyük sanayi şirketlerini ilgilendirmediğini belirten Vatansever, tedarik zincirleri üzerinden küçük ve orta ölçekli işletmelerin de giderek daha fazla enerji, emisyon ve sürdürülebilirlik verisiyle çalışmak zorunda kalacağını söyledi. “Bir KOBİ doğrudan bir karbon düzenlemesine tabi olmasa bile ürün verdiği büyük şirket kendisinden enerji tüketimi veya ürün karbon ayak izi bilgisi isteyebilir. Yeşil dönüşüm tedarik zincirinin tamamına yayılacak” dedi. Vatansever, KOBİ’lerin enerji verimliliği, karbon ölçümü, dijitalleşme ve finansmana erişim konusunda desteklenmesinin Türkiye’nin sanayi ve ihracat rekabetçiliği açısından önemli olduğunu ifade etti. İklim teknolojileri girişimcilik için yeni pazarlar oluşturuyor COP31’in Bilim, Sanayi ve Teknoloji gününde iklim inovasyonu, girişimcilik ve küçük işletmelere ayrı oturum ayrılmasını da değerlendiren Vatansever, “climate-tech” ekosisteminin çok daha geniş bir alanı kapsadığını söyledi. “İklim teknolojileri yalnız güneş paneli ve rüzgâr türbini değildir. Enerji depolama, batarya yazılımları, enerji yönetimi, karbon ölçümü, akıllı tarım, su teknolojileri, atık yönetimi, döngüsel ekonomi, yeşil lojistik, yeni malzemeler ve yapay zekâ çok büyük bir inovasyon alanı oluşturuyor” dedi. Türkiye’nin mühendislik, üretim ve yazılım gücünü bu alanlarda küresel ürünlere dönüştürmesinin yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini ifade etti. Döngüsel ekonomi teknolojiyle ölçeklenecek COP31 Başkanlığı’nın küresel atık artışını 2035’e kadar yarıya indirme ve üretimde küresel döngüsel malzeme kullanım oranını en az yüzde 15’e çıkarma hedeflerini değerlendiren Vatansever, döngüsel ekonominin de güçlü bir teknoloji ve veri altyapısına ihtiyaç duyduğunu söyledi. “Akıllı toplama sistemleri, sensörler, görüntü işleme ile atık ayrıştırma, malzeme izlenebilirliği ve dijital ürün bilgileri döngüsel ekonominin ölçeklenmesini sağlayabilecek teknolojiler arasında. Atığı azaltmanın yanında kullanılan malzemeyi sistem içinde tekrar dolaşıma sokabilmek gerekiyor” dedi. Binalarda yüzde 25 hedefi yeni teknoloji pazarı yaratabilir COP31’in 2035’e kadar binalarda enerji tüketim yoğunluğunu en az yüzde 25 azaltma hedefini değerlendiren Vatansever, bunun bina otomasyonu, sensörler, enerji yönetim sistemleri, yalıtım ve akıllı şebeke teknolojileri açısından önemli bir dönüşüm alanı oluşturduğunu söyledi. “Bir binayı daha verimli hâle getirmek yalnız fiziksel yalıtım yatırımı değildir. Isıtma, soğutma ve aydınlatmanın sensörler ve yazılımla ihtiyaca göre yönetilmesi de önemli tasarruf sağlayabilir. Bina teknolojileri ile bilişim sektörü giderek daha fazla iç içe geçiyor” dedi. “COP31 Türkiye için teknoloji diplomasisi fırsatıdır” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesini yalnız diplomatik ve organizasyonel bir başarı olarak değerlendirmemek gerektiğini belirten Vatansever, Antalya’nın teknoloji, finansman ve yatırım ortaklıkları açısından da değerlendirilmesi gerektiğini söyledi. COP31 Green Zone’un ev sahibi Türkiye tarafından yönetileceğini ve iklim çözümleri ile inovasyonun sergileneceği halka açık bir alan olacağını hatırlatan Vatansever, Türk teknoloji ve sanayi şirketlerinin küresel aktörlere erişimi açısından bunun önemli bir vitrin oluşturabileceğini ifade etti. Vatansever değerlendirmesini şu sözlerle tamamladı: “COP31’de dünyanın hükümetleri, enerji şirketleri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, yatırımcıları, şehirleri, girişimcileri ve sivil toplumu Antalya’da bir araya gelecek. Türkiye’nin burada yalnız iyi bir ev sahibi olarak değil, teknoloji geliştiren, üretim yapan, yatırım yapılabilir projeler ortaya koyan ve çözüm ihraç edebilen bir ülke olarak görünmesi çok daha değerli. COP31’in en önemli mesajı hedefleri çoğaltmak değil, mevcut hedefleri uygulamaya dönüştürmek. Biz de bu dönüşümü yalnız bir çevre yükümlülüğü olarak değil; teknoloji, sanayi, enerji, finansman ve rekabet gücü dönüşümü olarak okumalıyız. İklim politikalarını teknolojiye, yatırıma, istihdama, ihracata ve ölçülebilir sonuçlara dönüştürebildiğimiz ölçüde COP31 Türkiye açısından kalıcı ekonomik ve teknolojik değer oluşturabilir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Borusan Holding’e Sürdürülebilir İş Ödülleri’nde “Çalışan Katılımı” Ödülü Haber

Borusan Holding’e Sürdürülebilir İş Ödülleri’nde “Çalışan Katılımı” Ödülü

Dört yıldır devam eden “Geleceğe İlham Ödülleri” kapsamında toplam 459 proje değerlendirildi; hayata geçirilen projelerle 168 bin tonun üzerinde karbon emisyonu önlendi, 83 bin ton atık azaltımı ve 24,5 milyon kWh enerji tasarrufu sağlandı. Program, dört yılda yaklaşık 17 milyon ABD doları ekonomik değer yarattı. Sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin ayrılmaz bir parçası olarak gören Borusan Holding, iş dünyasının bu alandaki saygın platformlarından Sürdürülebilir İş Ödülleri töreninden önemli bir başarıyla döndü. Holding, 2022’den bu yana başarıyla yürüttüğü ve tüm Borusanlıların katılımına açık olan Geleceğe İlham Ödülleri Programı ile Çalışan Katılımı kategorisinde ödülün sahibi oldu. Borusan Holding İnsan, İletişim ve Sürdürülebilirlik Grup Lideri Nursel Ölmez Ateş, ödüle ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Borusan’da sürdürülebilirliğin en büyük gücü, çalışma arkadaşlarımızın bu alandaki katkısı ve sahiplenmesi. Geleceğe İlham Ödülleri ile ortaya çıkan her proje, işimizi daha sorumlu, daha verimli ve geleceğe daha hazırlıklı hale getiriyor. Bu ödül, geleceğe birlikte ilham veren tüm Borusanlıların ortak başarısının bir göstergesi.” Borusanlıların fikir ve projelerini somut faydaya dönüştürmek amacıyla hayata geçirilen Geleceğe İlham Ödülleri Programı; çevresel, sosyal ve ekonomik boyutlarda yüksek etki yaratan Grup içi projeleri destekliyor. Tüm Borusan çalışanlarının katılımına açık olan program kapsamında projeler; Borusan’ın i³ yaklaşımı çerçevesinde İklim (karbonsuzlaşma, enerji yönetimi, atık yönetimi ve döngüsel ekonomi), İnsan (yetenek yönetimi, kapsayıcılık ve çeşitlilik, iş sağlığı ve güvenliği) ve İnovasyon olmak üzere üç ana odak alanında belirlenen kriterlere göre değerlendiriliyor, alanında uzman değerlendirme kurulu üyelerinin değerlendirmesinden geçiyor. Program, başarılı uygulamaların Grup genelinde ölçeklenmesini teşvik ediyor. 4 yılda 459 proje, 17 milyon dolarlık ekonomik değer Sürdürülebilirliği bir kurum kültürü haline getiren Geleceğe İlham Ödülleri, ölçülebilir çıktılarıyla dikkat çekiyor. Program kapsamında bugüne kadar 459 proje titizlikle değerlendirildi. Hayata geçirilen projeler sayesinde: 168 bin tonun üzerinde karbon emisyonu azaltımı sağlandı.24,5 milyon kWh enerji tasarrufu elde edildi.2,2 milyon Sm³ doğal gaz tüketimi azaltıldı.95 bin ton su çekimi ve 83 bin ton atık azaltımı gerçekleştirildi.Çevresel kazanımların yanı sıra projelerle toplamda yaklaşık 17 milyon ABD doları ekonomik değer yaratıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Anadolu Efes’te Sürdürülebilirlik Ortak Akılla Somut Çözümlere Dönüşüyor Haber

Anadolu Efes’te Sürdürülebilirlik Ortak Akılla Somut Çözümlere Dönüşüyor

Şirket, sürdürülebilirlik bilgi ve yetkinliğini organizasyon genelinde yaygınlaştırmak amacıyla kurduğu Sürdürülebilirlik Akademisi çatısı altında, geçtiğimiz yıl Sustainable Actions in Motion (SAIM) programını başlattı. Farklı departmanlardan çalışanların oluşturduğu 11 ekibin geliştirdiği projelerden 6’sı 2026’da uygulama aşamasına geçerken, 5’i 2027 planlarına dahil edildi. Bu yıl ikincisi düzenlenen programda ise ekipler, sürdürülebilirliği iş süreçlerine taşıyacak yeni fikirler geliştirdi. Anadolu Efes, sürdürülebilirliğin organizasyon genelinde sahiplenilmesi ve çalışanların kendi iş alanlarına taşıyabilecekleri bir yetkinliğe dönüşmesi amacıyla 2023 yılında Sürdürülebilirlik Akademisi’ni kurdu. Türkiye, Kazakistan, Gürcistan ve Moldova’da gerçekleştirilen 21 departman bazlı sürdürülebilirlik derinleşen etki eğitimi ile 1.300’den fazla beyaz ve mavi yaka çalışana ulaşıldı. Akademi’de oluşan bilgi ve deneyimi uygulamaya taşımak amacıyla 2025 yılında ise “Sustainable Actions in Motion” programı hayata geçirildi. Üretimden Tedarik Zinciri’ne, İnsan Kaynaklarından Finans’a kadar farklı fonksiyonlardan çalışanların oluşturduğu ekipler, “Su Verimliliği”, “Kapsayıcılık” ve “Sürdürülebilir Markalar” alanlarında projeler geliştirdi. İlk dönemde geliştirilen 11 proje, uygulanabilirlikleri ve iş planlarına sağlayacakları katkılar doğrultusunda değerlendirilerek, 6’sı 2026’da uygulama aşamasına geçerken, 5’i 2027 uygulama planlarına taşındı. Programın yeni döneminde ise ekipler bu kez “Atık Yönetimi ve Döngüsel Ekonomi”, “İş Sağlığı ve Güvenliği” ile “Sürdürülebilir Marka Deneyimi” başlıklarında, bulundukları ülkelerin kendi pazarlarından ve günlük iş deneyimlerinden yola çıkarak ortak iş problemlerine yönelik çözümler geliştirdi. Farklı coğrafyalardaki deneyim ve uygulamalar birbirini besleyen yeni fikirlere dönüştü.Anadolu Efes Grup Kurumsal İletişim ve İlişkiler Direktörü Selda Susal Saatçi, programla ilgili şunları söyledi: “Anadolu Efes olarak sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ve uzun vadeli değer yaratma anlayışımızın ayrılmaz bir parçası olarak görüyoruz. Faaliyet gösterdiğimiz her ülkenin farklı dinamikleri ve ihtiyaçları var. Bu çeşitliliği önemli bir güç olarak görüyor, farklı coğrafyalardaki bilgi ve deneyimimizi ortak çözümlere dönüştürmeyi önemsiyoruz. SAIM ile farklı ülkelerden ve fonksiyonlardan çalışma arkadaşlarımızı bir araya getirerek sürdürülebilirliği kendi iş alanlarındaki ihtiyaçlar üzerinden ele almalarını sağlıyoruz. Böylece farklı uzmanlıklar birbirini beslerken, bir ülkede geliştirilen fikirler başka ülkelerdeki çalışmalara da katkı sunabiliyor. Programın en önemli kazanımı, ortaya çıkan projelerin ötesinde, sürdürülebilirliğin tüm operasyonlarımızda çalışanlarımızın katkısıyla günlük iş kararlarına ve uygulamalara yansıması. Kalıcı dönüşümün de bu ortak sahiplenmeyle mümkün olduğuna inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.