Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dünya Bankası

Kapsül Haber Ajansı - Dünya Bankası haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Bankası haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Konya’nın Raylı Sistem Ağını Güçlendirecek Adliye-Şehir Hastanesi Hattı Açıldı Haber

Konya’nın Raylı Sistem Ağını Güçlendirecek Adliye-Şehir Hastanesi Hattı Açıldı

Adliye’den Şehir Hastanesi’ne kadar tramvayı kullanan Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay, protokolle birlikte tören alanına gelerek hattın açılışını yaptı. Konya için önemli bir açılış için daha bir araya geldiklerini belirten Başkan Altay, “Adliyeden başlayıp Şehir Hastanesi'ne kadar gelen 1.4 kilometrelik tramvay hattımızın bugün itibariyle fiilen açılışını gerçekleştirmiş olacağız. Özellikle bölge esnafımızın uzun süredir beklediği, Şehir Hastanesi'ne gelen vatandaşlarımızın aktarma yaparak gelmek zorunda olduğu bir işi neticelendirdik” diye konuştu. “ŞEHRİMİZDE ÇOK ÖNEMLİ RAYLI SİSTEM YATIRIMLARI GERÇEKLEŞTİRİYORUZ” Konya ile ilgili daha büyük hayallerinin olduğunu vurgulayan Başkan Altay, “Konya Anadolu'da ilk raylı sistemi kullanan şehir. 1980'li yılların sonlarına doğru raylı sistem işine başlamış ve bugüne kadar 27 kilometrelik raylı sistem hattıyla Anadolu'da raylı sistem kültürü olan şehrimize çok önemli raylı sistem yatırımları gerçekleştiriyoruz. Alaaddin-Şehir Hastanesi, Şehir Hastanesi-Sanayi ve Stadyum hattı olmak üzere toplam 21.1 kilometrelik hattımızın bugün 1.4 kilometrelik kısmını açmış olacağız. Ama çalışmamız bununla kısıtlı değil. Şehir Hastanesi'nden başlayıp Yeni Sanayi Alanı'na kadar yapmakta olduğumuz 10 kilometrelik kısmı Büyükşehir Belediyesi olarak biz üstlendik ve artık ray işlemleri tamamlandı. Direkler dikildi ve tellerin gerdirilmesi süreci devam ediyor. İnşallah tamamlandığında ikinci etap olarak Yeni Sanayi'ye kadar 10 kilometrelik bir hattı daha açmış olacağız” ifadelerini kullandı. ÇALIŞMALARIN TOPLAM BEDELİ 20 MİLYAR TL’NİN ÜZERİNDE Yeni Sanayi-Stadyum Hattı’nda da Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile birlikte çok yoğun bir çalışma yürüttüklerini, bölgede büyük üstyapı işlerinin olduğunu kaydeden Başkan Altay konuşmasına şöyle devam etti: “Öncelikle TÜMOSAN Kavşağı'nda bir köprülü kavşak inşa ediyoruz. Devamında Aksaray Yolu Köprülü Kavşağı’nda hem taşıtların olduğu yer hem de hızlı tren hattındaki köprünün yıkılıp revize edilmesi gerekiyor. Onunla ilgili yan yolların çalışmalarını yürütüyoruz. Devamında Sadık Ahmet Caddesi üzerinde Yurtlar Bölgesinde raylı sistemi yukarıya alacağımız bölgede köprü kirişlerimizle ilgili bir çalışma yürütüyoruz. Yine Otogar Kavşağı'nda çok önemli bir çalışma yürüyor. Devamında Barış Caddesi Kavşağı'nda da raylı sistemi yer altına aldığımız büyük bir çalışma yürütüyoruz. Toplam bedeli 20 milyar liranın üzerinde olan bu çalışmalar tamamlandığında Stadyum’dan başlayıp Şehir Hastanesi ve Adliye’ye kadar kesintisiz 21.1 kilometrelik yeni bir raylı sistem hattını şehrimize kazandırmış olacağız. Bu hattı Altyapı Genel Müdürlüğümüzle birlikte yürütüyoruz. Bu vesileyle Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu'na ve bugün açılışta bizimle birlikte olan Altyapı Genel Müdürümüz Sayın Yalçın Eyigün Bey'e Konyalılar adına şükranlarımı sunuyorum.” 19 KİLOMETRELİK BİR HAT DAHA YAPILACAK Başkan Altay, Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı ile birlikte çok kıymetli projelere imza attıklarını belirterek, “Bakanlığımızla yaptığımız işler bununla sınırlı değil. Özellikle Fetih-Ahmet Özcan Caddesi, Şehir Caddesi, Sivaslı Ali Kemal Caddesi, Şehit Ömer Halisdemir Caddesi ve Çevre Yolu’ndan başlayacak ve 19 kilometrelik bir raylı sistemle ilgili de çalışmada son aşamaya gelindi. İnşallah Genel Müdürümüz yakında Konya’ya yeni müjdeler verecek ve oradaki imalatlarımıza da bir an önce başlamayı hedefliyoruz” dedi. RAYLI SİSTEME NEREDEYSE İKİ KATINDAN FAZLA BİR İLAVE YAPILDI Raylı sistem projelerindeki çalışmaların titizlikle sürdürüldüğünü vurgulayan Başkan Altay, “Fırat Caddesi'nden başlayıp Beyhekim Hastanesi ve Barış Caddesi'nden devam edip ilk etapta Kent Plaza Alışveriş Merkezi'ne kadar gelecek, sonrasında YHT Gar'a kadar gelecek yaklaşık 19 kilometrelik raylı sistem hattıyla ilgili Dünya Bankası'yla ilgili süreçleri takip ediyoruz. Yine, Konya'mızın çok önemli altyapı yatırımlarından biri olan KONYARAY'da Meram Gar'dan başlayıp Pınarbaşı'na kadar ilk etapta 23 kilometrelik hatta ray imalatlarımız fiziki olarak tamamlandı. Durakların yapımıyla ilgili çalışmalar yürütüyoruz, sinyalizasyonlar tamamlanacak. Bir taraftan da Büyükşehir Belediyesi olarak araç alımıyla ilgili süreci yürütüyoruz. Yani sadece şu anda Barış Caddesi Tramvayı, KONYARAY ve Şehir Hastanesi - Stadyum Tramvay Hattı’nda bile 57 kilometrelik bir raylı sistem hattı inşa ediyoruz. Yani 1980'li yıllardan 2026'ya kadar toplamda yaptığımız 27 kilometrelik raylı sisteme neredeyse iki katından fazla bir ilave yaparak şehrimizin raylı sistem ağını geliştiriyoruz” cümlelerini kullandı. BAŞKAN ALTAY CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN'A TEŞEKKÜR ETTİ Başkan Altay, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Konya’ya ve Konyalılara duyduğu muhabbete dikkati çekerek, “Bu konuda özellikle Konya'ya olan sevgisini, muhabbetini sürekli ifade eden değerli Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'a tüm Konyalılar adına şükranlarımı sunuyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızın destek ve talimatlarıyla hatırlarsanız seçim öncesinde Ulaştırma ve Altyapı Bakanımız Sayın Abdulkadir Uraloğlu Konya'ya geldi ve bu raylı sistem hatlarını önce ben anlattım. Kendisi kürsüye gelince dedi ki ‘Vallahi billahi yapacağız artık’ dedi ve sözünü yerine getiriyor. Sayın Bakanımıza da yine Konyalılar adına teşekkür ediyorum. Ayrıca bu süreçte büyük katkısı olan Altyapı Yatırımları Genel Müdürümüz Yalçın Eyigün’e de katkılarından dolayı şükranlarımı sunuyorum” ifadelerine yer verdi. “HEDEFİMİZ OLAN 114 KİLOMETREYE ULAŞMAK İÇİN GECE GÜNDÜZ DEMEDEN ÇALIŞIYORUZ” Başkan Altay konuşmasını şu sözlerle tamamladı: “Bu işler şehir tarihine geçecek önemli yatırımlar. Konyalıların bu süreçte gösterdiği nezaket ve sabırdan dolayı teşekkür ediyorum. Konyalılar, ilk günden itibaren Sayın Cumhurbaşkanımıza, AK Parti’mize sadece merkezde değil tüm ilçelerde çok güçlü bir destek veriyor ve bizim elimizi güçlendiriyorlar. Masaya her oturduğumuzda her seçimde birinci olmanın verdiği gururla oturuyoruz. Gittiğimiz her yerde de bunun karşılığını görüyoruz. Onun için Konyalılara da Cumhurbaşkanımıza ve AK Partimize verdikleri bu güçlü destekten dolayı teşekkür ediyorum. Bunlar Konya’ya hizmet olarak, yatırım olarak gelmeye devam edecek. İnşallah hedefimiz olan 114 kilometreye ulaşmak için gece gündüz demeden çalışıyoruz, gayret ediyoruz. Sefer bizden zafer Allah’tandır.” “KONYA’YA HİZMET ETMEK BÜYÜK ŞEREF” Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığı Altyapı Yatırımları Genel Müdürü Yalçın Eyigün, Konya'ya hizmet etmenin kendisi için büyük şeref olduğunu vurguladı. Konuşmasında dünya metropollerinden örnekler veren Eyigün, şöyle devam etti: “Tokyo'da, Moskova'da, Paris'te Londra'da raylı sistem ağına bakarsanız, raylı sistem ağı diyoruz. Bir network, bir örümcek ağı gibi olmalı. Büyükşehirlerde yeterince büyükse elbette ki bir çizgiyle başlar raylı sistem. İşte Konya'da Selçuk Üniversitesi-Alaaddin çizgisiyle, Alaaddin-Adliye çizgisiyle bir L harfiyle başlamıştı. Ama şehir büyüdükçe neyi görmek isteriz? L harfini değil, O harfini yani daireyi, halkaları görmek isteriz. Işınsal hatları görmek isteriz. Konya'da bugün belki 1.4 km kısa bir mesafe ama halkanın oluşması için kritik bir parça. Network’ün oluşması için. Çünkü devamında Şehir Hastanesi, Yeni Sanayi ve Stadyum diyoruz. Dolayısıyla Konya'mızın artık önünde çizgisel hatlardan network’e, ringlere, ışınsal ve yuvarlak dairesel hatların oluşturduğu gerçek bir dünya şehrinin hak ettiği raylı sistem ağına doğru gidiyoruz. Başkanımız bahsetti, 27 kilometrenin üstüne 57 km koyuyoruz. Bu çok ciddi bir artış. Yani dünyada en çok raylı sistem yapan şehir bir anda 2,5 kadar daha ilave yapmamıştır. Bu örnek bir çalışma. İnşallah birkaç yıl içerisinde bu 50 kilometreden fazla hattı beraberce açacağız ve bu network’ü beraberce kullanmaya başlayacağız.” Eyigün; “Ay'a ilk adım atan Neil Armstrong'un şu sözü var. ‘Bu, bir insan için küçük, insanlık için büyük bir adımdır’ diyor. Dolayısıyla bu hat, mesafe olarak kısa ama Konya'nın 80, 90, 100 kilometrelere giderken önemli bir halkasını tamamlaması itibariyle de büyük bir adımdır. Her adım birleşecek. Her birisi bir bölgeyi toplayacak. Her birisi konforu, hızı, emniyeti sunacak ve Konya'mız daha iyi, daha konforlu, büyükşehir dünyada standardını yakalamış bir şehir haline gelecek. Ben yeni mevcut yürüttüğümüz projelerdeki işbirliğimizin de çok değerli olduğunu düşünüyorum. Bu hattı da Büyükşehir Belediyemizle beraber inşa ettik. Büyük kısmını Büyükşehir yaptı. Biz de katkı verdik. Devamında Şehir Hastanesi, Yeni Sanayi, Stadyum hattını beraber yapıyoruz. Beraber network'ü oluşturmak, beraber projelendirmek, beraber yapmak gerçekten şehir için büyük avantajlar sunuyor. Yeni hattın hayırlara vesile olmasını diliyorum” ifadelerini kullandı. “KONYA'MIZ ÇALIŞMALARIYLA TÜM TÜRKİYE'YE ÖRNEK BİR ŞEHİR” AK Parti Konya Milletvekili Ziya Altunyaldız, “Biraz önce Başkanımız ve Genel Müdürümüz açıkladı. 100 kilometreyi aşan bir network'ten bahsediyoruz. İşte bugünün şehirleri aslında raylı sistemlerle örülebiliyorsa, çevreye duyarlı hale getirebiliyorsanız, 2053 ülkemizin net sıfır emisyon hacmine emisyon gazı salınımını düşürmek suretiyle katkıda bulunabiliyorsanız, yenilenebilir enerji kullanarak tramvayları ve demiryolu ağlarını örerek ülkemizi ulaşım ağlarıyla örebiliyorsanız o zaman şehri şehir yapıyorsunuz demektir. Şehirde yaşayanları da güvenli bir şehirde yaşamanın hazzını, gururunu ve keyfini yaşatıyorsunuz. İşte Konya'mız Anadolu'ya ve aslında tüm Türkiye'ye çalışmalarıyla örnek bir şehir olma yolunda emin adımlarla ilerliyor. Tabii ki biraz önce Genel Müdürümüz de ifade etti. Eğer mutfakta bir çalışma yaparsanız o çalışmayı çeşitlendirmek, o çalışmaya ilave katkılar sunmak, ilave tatlar eklemek mümkündür ama mutfakta bir şey yoksa maalesef ortaya bir şey koyamazsınız. İşte mutfağımız güçlü. Bu vesileyle mutfağı güçlü kılan bu projeleri tüm ekibi ile birlikte çalışarak Konya'mıza kazandıran Büyükşehir Belediye Başkanımıza ve tüm ekibine de yürekten teşekkür ediyorum” değerlendirmesini yaptı. “BU HAT ŞEHRİMİZİ DEMİR AĞLARLA ÖRECEK BÜYÜK VİZYONUN İLK VE EN KRİTİK HALKASINI OLUŞTURMAKTADIR” Konya Valisi İbrahim Akın da Konya’nın yarınını inşa eden projelerle büyümeye devam ettiğini belirterek, “Bu doğrultuda şehrimiz şehircilik, toplu ulaşım ve raylı sistem yatırımlarında tüm bölgenin cazibe ve erişim merkezine dönüşmesine de öncülük ederek örnek olmayı sürdürmektedir” dedi. Açılışı gerçekleştirilen hattın hizmete girmesinden büyük mutluluk duyduğunu dile getiren Vali Akın, “Hizmete giren bu ilk hat hastanemize gelen vatandaşlarımızın, sağlık çalışanlarımızın ve geleceğimizin teminatı olan öğrencilerimizin şehir merkezine ulaşımını son derece konforlu, kesintisiz ve hızlı bir hale getirecektir inşallah. İlerleyen aşamalarda da sanayi bölgesi ve stadyum istikametine doğru devam edecek olan bu hat şehrimizi demir ağlarla örecek büyük vizyonun ilk ve en kritik halkasını oluşturmaktadır. Devletimizin gücü, yerel yönetimlerimizin gayreti ve siz Konyalı hemşehrilerimizin sabrı ve desteğiyle bu aşamaya geldik. Ülkemizi her alanda olduğu gibi ulaşımda da çağ atlatan Sayın Cumhurbaşkanımıza şükranlarımı arz ediyorum. Ayrıca Ulaştırma ve Altyapı Bakanlığımıza, Altyapı Yatırımları Genel Müdürlüğümüze, Konya Büyükşehir Belediyemize ve emeği geçen tüm mühendislerimizden işçi kardeşlerimize kadar herkese teşekkür ediyorum. Yeni tramvay hattımızın ve raylı sistem ağımızın Konya'mıza ve tüm vatandaşlarımıza hayırlı olmasını temenni ediyorum” dedi. Konuşmaların ardından yapılan dua ile Adliye-Şehir Hastanesi Tramvay Hattı’nın açılışı yapıldı. Programa; AK Parti Konya Milletvekilleri Orhan Erdem ve Mustafa Hakan Özer, Karatay Kaymakamı Cengiz Ayhan, Selçuklu Belediye Başkanı Ahmet Pekyatırmacı, Karatay Belediye Başkanı Hasan Kılca, Meram Belediye Başkan Vekili Ahmet Melih Güçlü, AK Parti Konya İl Yönetim Kurulu Üyeleri Kazım Küçükçöğen, Emre Salur, Mevlüt Köşek, MHP Konya İl Başkanı Sedat Göncü, BBP İl Başkan Yardımcısı Mehmet Atasagun, Selçuklu AK Parti İlçe Başkanı Arif Bağcı ve İl Emniyet Müdürü Necmettin Koç da katıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Yeşil Fonu’ndan Disera’ya 10 Milyon ABD Doları Yatırım Haber

Türkiye Yeşil Fonu’ndan Disera’ya 10 Milyon ABD Doları Yatırım

Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB), T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı garantörlüğünde Dünya Bankası’ndan sağlanan kaynakla kurulan Türkiye Yeşil Fonu’nun 10 milyon ABD doları tutarındaki üçüncü yatırımını, Disera Tıbbi Malzeme Lojistik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye gerçekleştirdi. Tamamı sermaye artırımı yoluyla sağlanan ve doğa pozitif üretime katkı sunan bu yatırımla Disera’nın yeşil dönüşüm ve büyüme stratejilerinin desteklenmesi hedefleniyor. Türkiye Yeşil Fonu ile Türkiye’nin kalkınma planı doğrultusunda büyüme ve gelişme potansiyeli taşıyan alanlarda katma değer sağlayan firmalara orta-uzun vadeli yatırımlar yaparak sera gazı salımlarının azaltılması ile Türkiye ekonomisinin yeşil ve kapsayıcı dönüşümü amaçlanıyor. AB Yeşil Mutabakatı kapsamına giren sektörlerde faaliyet gösteren verimli üretim süreçlerine sahip firmaların çevre dostu üretimi desteklenirken eş zamanlı olarak Türkiye Yeşil Fonu ile sermaye piyasalarının iklim finansmanı odağında derinleşmesinde ve çeşitlenmesinde etkin rol üstlenilerek özel sermayenin harekete geçirilmesi hedefleniyor. 30 yılı aşkın tecrübesiyle tıbbi malzeme sektörünün önde gelen oyuncularından biri olan Disera, bu ortaklık kapsamında karbon ayak izini azaltmaya, yenilenebilir enerji kullanımını artırmaya, üretim verimliliğini geliştirmeye ve atık ile su yönetimini güçlendirmeye yönelik projeleri hayata geçirecek. Yatırım aynı zamanda, Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Hedefi doğrultusunda sanayide yeşil dönüşümün kapsayıcı bir anlayışla hızlandırılmasına yönelik önemli bir adım niteliği taşıyor. Anlaşmaya dair değerlendirmelerde bulunan TSKB Genel Müdürü Ozan Uyar, “75 yılı aşkın süredir ülkemizin ve sanayimizin çok yönlü kalkınması için pek çok ilke imza atmanın gururunu yaşadık. Bunlardan birini de kalkınma ve yatırım bankacılığı alanındaki uzmanlığımızı birleştirerek kurduğumuz Türkiye Yeşil Fonu oluşturuyor. Dünya Bankası ile uzun yıllara dayanan iş birliğimizin önemli bir adımı olan Türkiye Yeşil Fonu kapsamında ortak çalışmalarımızı güçlendirirken, ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerine yönelik katkımızı da kararlılıkla artırıyoruz. Disera ile sağladığımız bu iş birliğinin, sanayimizin yeşil dönüşümüne ivme kazandırmanın yanı sıra tıbbi cihaz düzenlemeleri prensiplerine uygun çevre dostu ürünlerle toplum sağlığını da ileriye taşımaya yönelik bir adım olduğuna inanıyoruz. Bu kıymetli anlaşmanın Disera başta olmak üzere tüm paydaşlarımız ve ülkemiz için hayırlı olmasını diliyorum.” dedi. Türkiye Yeşil Fonu’nun Disera Tıbbi Malzeme Lojistik Sanayi ve Ticaret A.Ş.’ye yaptığı yatırımın şirketin sürdürülebilirlik vizyonuyla güçlü bir uyum içinde olduğunu belirten Disera A.Ş. Genel Müdürü Kenan Deniz Büyükakman, “Bu yatırım, sürdürülebilir üretim ve büyüme hedeflerimize duyulan güvenin önemli bir göstergesidir. Türkiye Yeşil Fonu ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği sayesinde çevresel etkimizi azaltırken üretim ve ihracat kapasitemizi daha da güçlendirmeyi hedefliyoruz.” açıklamasını yaptı. Maxis Girişim Sermayesi Genel Müdürü Özgür Temel, Türkiye Yeşil Fonu’nun, karbonsuzlaşma ve kapsayıcı dönüşüm hedefleri doğrultusunda şirketlerin yeşil dönüşüm süreçlerini desteklemeye devam ettiğini belirterek, Disera’ya gerçekleştirilen yatırımın Fon’un sağlık sektöründeki ilk yatırımı olma özelliğini taşıdığını aktardı. Yaklaşık 30 yıllık sektörel deneyimi, tıbbi cihaz alanındaki uzmanlığı ve teknoloji geliştirme kabiliyetiyle sağlık sektöründe önemli bir konuma sahip olan Disera’nın bugüne kadar yenilenebilir enerji ve ileri teknoloji alanlarında attığı adımların önemini vurgulayan Temel, bu adımların önümüzdeki dönemde hayata geçirilmesi planlanan yeşil dönüşüm yatırımları için sağlam bir temel oluşturduğuna dikkat çekti. Temel, “Bu yatırımla Disera’nın büyüme hedeflerine katkı sağlarken enerji ve kaynak verimliliğinin artırılmasını, çevresel etkinin azaltılmasını ve sürdürülebilirlik yaklaşımının şirketin gelecek dönem yatırımlarında daha da güçlendirilmesini hedefliyoruz. Disera yatırımının, sağlık sektöründe büyüme ve yeşil dönüşümün birlikte ilerlemesine yönelik önemli bir örnek teşkil edeceğine inanıyoruz.” değerlendirmesinde bulundu. Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Jean-Christophe Carret ise “İklim eylemi ve sürdürülebilir büyüme için özel sektör sermayesinin harekete geçirilmesi, Türkiye’nin yeşil dönüşümünün hızlandırılması açısından kritik önem taşımaktadır. Türkiye Yeşil Fonu aracılığıyla Disera’ya yapılan yatırım, yenilikçi finansman mekanizmalarının şirketlerin çevresel ayak izlerini azaltmalarına yardımcı olurken aynı zamanda rekabet güçlerini artırabileceğini, istihdam yaratabileceğini ve kapsayıcı büyümeyi destekleyebileceğini göstermektedir. Türkiye’nin 2053 Net Sıfır Emisyon Hedefine katkı sağlayan ve sağlık sektöründe daha sürdürülebilir üretim uygulamalarının yaygınlaşmasını destekleyen bu iş birliğini desteklemekten memnuniyet duyuyoruz. Bu yatırımın yeşil ve dayanıklı kalkınma alanında özel sektör tarafından yapılacak ilave yatırımları teşvik etmesini ümit ediyoruz.” dedi. Hâlihazırda Disera’nın yatırımcısı olan Azimut LCP I Özel Sermaye Fonu adına değerlendirmelerde bulunan Azimut Portföy Genel Müdürü Murat Salar, şunları söyledi: “Portföy yönetim sektörünün en büyük bağımsız şirketi olan Azimut Portföy’de, alternatif yatırım fonlarını da stratejik önceliklerimiz arasına aldık. Yönetmekte olduğumuz 13 milyar ABD doları varlık büyüklüğü yanında, alternatif fonlarda da kısa sürede 1 milyar ABD doları büyüklüğe ulaşmayı hedefliyoruz. Türkiye’de özel sermaye alanındaki stratejik ortağımız Lycian Capital Partners ile kurduğumuz LCP I GSYF, 3 milyar TL’yi aşkın fon büyüklüğüne ulaşırken, Fon’un ilk yatırımı olan Disera’nın bugüne kadar sergilediği performans, Azimut Grubu’nun Türkiye reel sektörüne ve özel sermaye piyasasına duyduğu güveni daha da pekiştirdi. TSKB’nin ana yatırımcısı olduğu Türkiye Yeşil Fonu’nu Disera’nın yeni yatırımcısı ve ortağımız olarak aramızda görmekten büyük memnuniyet duyuyor, bu ortaklığın Disera’nın büyüme yolculuğuna ivme kazandıracağına inanıyoruz.” Lycian Capital Partners Yönetici Ortağı Gökhan Arıkoç ise şunları ekledi: “Lycian Capital olarak önceliğimiz, portföy şirketlerimize uzun vadeli ve sürdürülebilir değer katmak. Yeşil dönüşümü de değer yaratma stratejimizin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. Disera’yı kendi alanında küresel bir oyuncu haline getirme hedefimizde, TSKB’nin ana yatırımcısı olduğu Türkiye Yeşil Fonu gibi vizyonumuzu paylaşan güçlü bir kurumsal yatırımcıyı ortaklarımız arasına katmaktan memnuniyet duyuyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İklim Dostu Gübre Yönetimi Yaygınlaşıyor Haber

İklim Dostu Gübre Yönetimi Yaygınlaşıyor

Genel Müdürlüğümüzce yürütülen Türkiye İklim Akıllı ve Rekabetçi Tarımsal Büyüme Projesi’nin (TUCSAP) “3.3. Su Kirliliği ve Sera Gazı Emisyonları Üzerindeki Hayvansal Üretimden Kaynaklanan Baskıların Azaltılması” alt bileşeni kapsamında, hayvansal gübrenin çevre ve iklim dostu yöntemlerle yönetilmesine yönelik çalışmalar devam ediyor. İzmir ve Manisa’da Örnek Model: 28 Adet Gübre Deposu Çiftçilerin doğal kaynakları koruma-kullanma dengesi içerisinde çevre ve iklim dostu tarım uygulamalarına yönlendirilmesi amacıyla İzmir’in Kiraz ilçesi Şemsiler Mahallesi ile Manisa’nın Ahmetli ilçesi Ataköy Mahallesi’nde, demonstrasyon uygulaması olarak hayvancılık işletmelerine 28 adet hayvansal gübre deposu yaptırılacak. Saha Personeline Kapsamlı Teknik ve İdari Eğitim Yapım işlerinin etkin ve mevzuata uygun şekilde yürütülmesi amacıyla oluşturulan Yapı Denetim Teşkilatında görevli personele yönelik iki günlük eğitim ve bilgilendirme programı, 18-19 Ağustos 2026 tarihlerinde gerçekleştirildi. Programa Bakanlığımız merkez teşkilatı ile İzmir ve Manisa İl Tarım ve Orman Müdürlüklerinden Yapı Denetim Teşkilatında görevlendirilen teknik personel katıldı. Eğitimler; Destek Hizmetleri Dairesi Başkanlığı ile Avrupa Birliği ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü uzmanlarının katkı ve desteğiyle yürütüldü. Proje Denetiminde Dünya Bankası Standartları Program kapsamında katılımcılara; yapım işlerinin uygulama projelerine, teknik şartnameye ve sözleşme hükümlerine uygunluğunun denetlenmesi, inşaat malzemelerinin kontrolü ve deney raporlarının değerlendirilmesi, imalatların ölçülmesi ve metraj işlemleri, hak ediş raporlarının hazırlanması, iş sağlığı ve güvenliği tedbirleri, Dünya Bankasının çevresel ve sosyal gereklilikleri, kontrol, raporlama ve koordinasyon süreçleri konularında kapsamlı bilgi verildi. Sürdürülebilir Tarım ve Temiz Çevre Hedefi İki günlük programla Yapı Denetim Teşkilatı personelinin teknik ve idari kapasitesinin güçlendirilmesi, uygulamalarda ortak bir yaklaşım geliştirilmesi ve yapım işlerinin sözleşme hükümlerine uygun, kaliteli ve güvenli biçimde tamamlanması amaçlandı. Hayvansal gübrenin uygun koşullarda depolanmasını sağlayacak örnek uygulamalarla su ve toprak kaynaklarının korunmasına, tarımsal kaynaklı kirliliğin ve sera gazı emisyonlarının azaltılmasına, hayvancılık işletmelerinde sürdürülebilir gübre yönetiminin yaygınlaştırılmasına katkı sağlanacaktır.​ Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dikili’nin Güneş Enerjisi Santrali Elektrik Üretmeye Başladı Haber

Dikili’nin Güneş Enerjisi Santrali Elektrik Üretmeye Başladı

1,4 megavat kurulu güce sahip tesisin, yıllık yaklaşık 2 milyon 700 bin kilovatsaat elektrik üretmesi ve belediyenin enerji maliyetlerini uzun vadede önemli ölçüde azaltması hedefleniyor. Yaklaşık yedi yıllık hazırlık ve izin sürecinin ardından tamamlanan proje kapsamında 30 farklı kurum ve kuruluştan gerekli izin ve görüşler alınarak kapsamlı bir çalışma yürütüldü. Dünya Bankası tarafından finanse edilen ve İLBANK tarafından yürütülen Sürdürülebilir Şehirler II Programı kapsamında yenilenebilir enerji kredisine başvuran Dikili Belediyesi, Türkiye genelinde başvurusu kabul edilen ilk 52 idare arasında yer aldı. Bu kapsamda 1,4 megavat gücündeki tesis için 1,4 milyon Euro tutarında finansman planlandı. 1 YILDAN KISA SÜREDE İNŞAATI TAMAMLANDI Dünya Bankası standartlarına uygun olarak yürütülen ihale süreci Mart 2024’te başlatılırken, Eylül 2025 itibarıyla yüklenici firmayla sözleşme imzalandı. Tesisin inşasına ise Ekim 2025’te başlandı. Gerekli süreçlerin tamamlanmasının ardından tesis, Haziran 2026’da TEDAŞ (Türkiye Elektrik Dağıtım Anonim Şirketi) tarafından kabul edildi ve haziran ayının ortasından itibaren fiilen enerji üretmeye başladı. Santral, haziran ayının kalan 15 günlük döneminde 139 bin 31 kilovatsaat, temmuz ayında ise 282 bin 606 kilovatsaat elektrik üretti. Tam kapasiteyle yıllık yaklaşık 2 milyon 700 bin kilovatsaat elektrik üretmesi öngörülen tesis, özellikle bahar ve yaz aylarında Dikili Belediyesi’nin elektrik ihtiyacının tamamını karşılamaya önemli ölçüde katkı sağlayacak. Üretim fazlasının ise belediye bütçesine ek gelir sağlaması bekleniyor. “SANTRAL KISA SÜREDE KENDİNİ FİNANSE EDECEK” Güneş Enerjisi Santrali’nin yalnızca belediyenin enerji maliyetlerini azaltacak bir yatırım olmadığını, aynı zamanda çevre ve sürdürülebilirlik açısından da Dikili’nin geleceğine yönelik önemli bir adım olduğunu belirten Dikili Belediye Başkanı Adil Kırgöz, şunları söyledi: Kentimizin geleceği adına önemli bir yatırımı daha hayata geçirmenin gururunu yaşıyoruz. Uzun ve titiz bir izin sürecinin ardından Dünya Bankası ve İller Bankası aracılığıyla sağlanan finansman desteğiyle hayata geçirdiğimiz 1,4 megavat gücündeki santralimiz, yılda yaklaşık 2 milyon 700 bin kilovatsaat elektrik üretecek. Bu üretim, özellikle bahar ve yaz aylarında belediyemizin elektrik ihtiyacının tamamını karşılamaya önemli ölçüde katkı sağlayacak. Fazla üretim ise ilçemize ek gelir sağlayacak. Bu yatırım kendi kendini kısa sürede finanse ederek yıllar boyunca belediyemiz bütçesine katkı sağlayacak. Böylece enerji giderlerimizi azaltırken, elde ettiğimiz kaynakları kentimizin farklı ihtiyaçları ve yatırımları için kullanma imkânımız artacak. Güneşten aldığımız enerjiyi kentimizin geleceğine dönüştürüyoruz. Daha yeşil, daha güçlü ve daha yaşanabilir bir kent için çalışmaya, üretmeye ve geleceğe yatırım yapmaya devam edeceğiz. Projenin değerinin sadece ekonomik olmadığını da belirten Başkan Kırgöz, santral sayesinde her yıl bin 600 tonun üzerinde karbon salınımının da önüne geçileceğini, bugün sadece elektrik üretmediklerini; tasarruf edip, bütçeyi güçlendirirken ilçenin geleceğini de koruduklarına dikkat çekti. Dikili Belediyesi, yenilenebilir enerji yatırımlarıyla kamu kaynaklarının daha etkin kullanılmasını, enerji verimliliğinin artırılmasını ve kentin sürdürülebilirlik hedeflerinin güçlendirilmesini amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir İtfaiyesi’ne 13,5 Milyon Euro’luk Teknoloji Yatırımı Haber

İzmir İtfaiyesi’ne 13,5 Milyon Euro’luk Teknoloji Yatırımı

Dünya Bankası ve İller Bankası iş birliğiyle yürütülen Türkiye Deprem, Sel ve Orman Yangınları Acil İmar Projesi (TEFWER) kapsamında 13,5 milyon Euro’luk yatırımla İzmir İtfaiyesi’ne insansız yangın söndürme robotları, yeni nesil arazözler ve özel müdahale araçları kazandırılacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi, son yıllarda iklim değişikliğinin etkisiyle artan orman yangınları ve afet risklerine karşı itfaiye teşkilatını geleceğin teknolojileriyle buluşturuyor. Dünya Bankası ve İller Bankası iş birliğiyle yürütülen Türkiye Deprem, Sel ve Orman Yangınları Acil İmar Projesi (TEFWER) kapsamında ayrılan 13,5 milyon Euro bütçeyle İzmir İtfaiyesi filosu baştan sona güçlendiriliyor. Proje kapsamında engebeli arazilerde görev yapabilecek yeni nesil arazözler, dar alan müdahale araçları ve uzaktan kumandayla görev yapacak insansız yangın söndürme robotları hizmete alınacak. Orman yangınlarından endüstriyel tesislere, metro tünellerinden dar sokaklara kadar birçok farklı risk alanında görev yapacak yeni nesil araçlar; uzaktan kumanda teknolojisi, yüksek su kapasitesi ve çok yönlü kullanım özellikleriyle hem itfaiye personelinin güvenliğini artıracak hem de yangınların yerleşim alanlarına ulaşmadan kontrol altına alınmasına katkı sağlayacak. Proje kapsamında ilk etapta 10 arazi tipi arazöz teslim alınırken, filoya 2 insansız yangın söndürme robotu ile çok sayıda özel amaçlı itfaiye aracı da kazandırılacak. Kardeş: Yangının önünde güvenli bölge oluşturacak İzmir Büyükşehir Belediyesi İtfaiye Dairesi Başkanlığı Planlama Destek Hizmetleri Şube Müdürü Şeref Kardeş, robotik araçların özellikle kırsal ve engebeli alanlarda önemli avantaj sağlayacağını belirterek, “Ormanlar, Orman Genel Müdürlüğü’nün sorumluluğunda olsa da yerleşim alanları bizim sorumluluğumuzda. Bu iki alanın iç içe geçtiği sınır bölgelerinde yangının yerleşim yerlerine ulaşmasını önlemek amacıyla bu araçlara ihtiyaç duyduk. Paletli yapıları sayesinde daha önce müdahale edemediğimiz engebeli ve zorlu kırsal alanlara rahatlıkla ulaşabilecekler” dedi. Kritik bölgelerde tampon alan oluşturulacak Yangınla mücadelede yalnızca söndürme süresinin değil, güvenli çalışma alanı oluşturmanın da büyük önem taşıdığına dikkat çeken Kardeş, robotların yangının önünde koruyucu bir hat oluşturacağını belirterek, “Bu araçların en önemli avantajı sadece yangını söndürmek değil, kritik bölgelerde ıslatma yaparak tampon alan oluşturabilmeleri. Böylece yangının ilerleyişi kontrol altına alınabiliyor. Araçlar alttan ve üstten su püskürterek kendi kendini soğutabiliyor, güvenli şekilde yangının içine ilerleyebiliyor. Hem vatandaşlarımızın hem de personelimizin can güvenliğini en üst seviyeye çıkarıyoruz” diye konuştu. Metrodan sanayi tesislerine kadar çok yönlü kullanım Robotik araçların yalnızca orman yangınlarında değil, birçok farklı afet senaryosunda kullanılabileceğini belirten Kardeş, modüler yapıları sayesinde farklı görevler üstlenebileceklerini ifade etti. Araçların metro hattı ve tünellerdeki ray sistemi üzerinde hareket edebildiğini, endüstriyel tesis yangınlarında köpüklü söndürme yapabildiğini, büyük yangınlarda ise dakikada 7 bin ila 8 bin litre su aktarabildiğini belirten Kardeş, “Gerektiğinde yanan araçları uzaktan güvenli bölgelere taşıyabilecekler. Söz konusu teknoloji ABD, Avustralya, Almanya ve İtalya’nın yanı sıra Türkiye’de İstanbul ve Ankara büyükşehir belediyelerinde de kullanılıyor. Bu teknolojiyi İzmir’e kazandırarak itfaiye teşkilatımızın gücüne güç katacağız” ifadelerini kullandı. Çoban: 10 arazözün üretim süreci devam ediyor Makine İkmal Bakım ve Onarım Dairesi Başkanlığı Makine İkmal Şube Müdürü Melike Çoban ise TEFWER Projesi kapsamında yürütülen satın alma sürecine ilişkin bilgi vererek, “Dünya Bankası kredisiyle finanse edilen proje kapsamında İzmir İtfaiyesi için 13,5 milyon Euro bütçe ayrıldı. İlk ihale kapsamında 10 arazi tipi itfaiye arazözünün üretim süreci devam ediyor. Son teslim tarihi olan 1 Kasım itibarıyla araçlarımızı teslim alarak İtfaiye Dairesi Başkanlığımızın hizmetine sunacağız. Projenin ikinci ihale paketinde ise İzmir İtfaiyesi’nin müdahale kapasitesini önemli ölçüde artıracak yeni araçlar alacağız. Bu kapsamda 2 insansız yangın söndürme robotu, 8 dar alan sepetli bomlu itfaiye aracı, 6 standart itfaiye arazözü ve 8 dar alan itfaiye aracı İzmir Büyükşehir Belediyesi filosuna kazandırılacak. Son yıllarda artan orman yangınlarının ardından İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Dr. Cemil Tugay’ın talimatıyla filonun güçlendirilmesi çalışmalarına hız verdik. Amacımız, olaylara daha hızlı, daha güvenli ve daha etkin müdahale edebilecek güçlü bir itfaiye teşkilatı oluşturmak” dedi. Hedef Mart 2028 TEFWER Projesi kapsamındaki araç alımlarının Dünya Bankası ve İller Bankası tarafından belirlenen takvim doğrultusunda Mart 2028’e kadar tamamlanması planlanıyor. Özel eğitim ve sertifikasyon süreçlerinden geçecek uzman itfaiye personeli tarafından kullanılacak uzaktan kumandalı robotik sistemlerle İzmir İtfaiyesi; orman yangınlarından endüstriyel tesislere, metro tünellerinden dar sokaklara kadar birçok farklı risk alanında daha hızlı, daha güvenli ve daha etkin müdahale kapasitesine sahip olacak. 13,5 milyon Euro tutarındaki yatırımın tamamlanmasıyla birlikte İzmir Büyükşehir Belediyesi, iklim krizinin etkilerine karşı teknolojiyi merkeze alan yeni nesil itfaiyecilik anlayışını güçlendirirken, afetlere müdahale kapasitesini de önemli ölçüde artıracak. Yeni nesil araçlarla desteklenecek İzmir İtfaiyesi, hem personelin güvenliğini üst seviyeye taşıyacak hem de kentin afetlere karşı direncini daha da güçlendirecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

VakıfBank’ın aktif büyüklüğü yıllık bazda yüzde 28 artışla 5,8 trilyon TL’yi aştı Haber

VakıfBank’ın aktif büyüklüğü yıllık bazda yüzde 28 artışla 5,8 trilyon TL’yi aştı

Türkiye’nin halka açık en büyük bankası VakıfBank, 2026 yılı ikinci çeyrek finansal sonuçlarını açıkladı. Güçlü bilanço yapısını koruyan VakıfBank’ın aktif büyüklüğü yıllık bazda yüzde 28 artarak 5,8 trilyon TL seviyesine yükseldi. Aynı dönemde Bankanın özkaynakları yıllık bazda yüzde 43 artışla 353 milyar TL’ye, toplam mevduatı ise 3,6 trilyon TL’ye ulaştı. Güçlü sermaye ve fonlama yapısını koruyan VakıfBank, yılın ilk yarısında 39,6 milyar TL vergi öncesi kâr ve 30 milyar TL net dönem kârı elde etti. Nakdi kredilerini yüzde 35 artışla 3,3 trilyon TL’ye, gayrinakdi kredilerini ise yüzde 34 artışla 1 trilyon TL’nin üzerine taşıyan VakıfBank’ın nakdi ve gayrinakdi krediler aracılığıyla ekonomiye sağladığı toplam desteği 4,3 trilyon TL’ye ulaştı. “Kaynağı değere, değeri ise sürdürülebilir kalkınmaya dönüştürmek önceliğimiz” Türkiye ekonomisinin üretim gücünü desteklediklerini belirten VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, “Kalkınma odaklı değer bankacılığı vizyonu doğrultusunda, uluslararası piyasalardan sağladığımız kaynaklarla ülkemizin üretimine, ihracatına ve istihdamına kesintisiz finansman sunmayı sürdürüyoruz. Reel sektörümüzün yatırım iştahını güçlendirmeyi ve sürdürülebilir büyümesine katkı sağlamayı en temel önceliklerimiz arasında görüyoruz. Uluslararası piyasalardan temin ettiğimiz kaynak tutarı ve çeşitliliği ise yalnızca Bankamızın finansal gücünü değil, aynı zamanda Türkiye ekonomisine duyulan güveni de teyit ediyor” dedi. “Kadınlarımıza, genç girişimcilerimize, yeşil dönüşüme ve deprem bölgesinin yeniden yapılanmasına uluslararası finansman desteği” VakıfBank’ın üreten Türkiye’nin güçlü destekçisi olduğunu belirten Arslan, “Kaynaklarımızı ülkemizin üretim kapasitesini, ihracatını, istihdamını ve yatırımlarını destekleyen alanlara yönlendirmeye devam ediyoruz. Asya Altyapı Yatırım Bankası (AIIB) ile hayata geçirdiğimiz uzun vadeli finansman iş birliği sayesinde, deprem bölgesinde afetlere dayanıklı ve enerji verimli konutların yanı sıra eğitim ve sağlık altyapısının yeniden inşasına katkı sağlayacak yatırımları destekliyoruz. Deprem bölgesinin ekonomik olarak yeniden ayağa kaldırılmasını yalnızca bir yeniden yapılanma süreci değil, aynı zamanda ülkemizin sürdürülebilir kalkınma hedeflerinin önemli bir parçası olarak görüyoruz. Bu doğrultuda, uluslararası kalkınma kuruluşlarıyla önümüzdeki dönemde gerçekleştirilecek yeni uzun vadeli finansman programlarıyla depremden etkilenen bölgelerin ekonomik ve sosyal dayanıklılığını daha da güçlendirecek adımlar atmayı sürdüreceğiz. Deprem bölgesinin yeniden güçlendirilmesinden reel sektörün yeşil dönüşümünün desteklenmesine, kadın ve genç girişimcilerin finansmana erişiminin artırılmasından enerji verimliliği yatırımlarına kadar geniş bir alanda ülkemizin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlamaya devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde de kalkınmaya değer katan yenilikçi finansman modelleri geliştirmeyi sürdürecek; ülkemizin kalkınma yolculuğunda yalnızca finansman sağlayan bir banka değil, aynı zamanda büyümeye yön veren güvenilir bir çözüm ortağı olmaya devam edeceğiz” ifadelerinde bulundu. Yurt dışı kaynak teminindeki güçlü performans devam etti VakıfBank, uluslararası piyasalardan sağladığı uzun vadeli ve uygun maliyetli kaynaklarla fonlama yapısını çeşitlendirerek güçlendirmeye devam etti. Dünya Bankası Grubu bünyesinde faaliyet gösteren IBRD ve MIGA garantileri kapsamında sağladığı iki farklı fonlama işleminin, bir diğer uluslararası finans kuruluşu olan AIIB ile gerçekleştirdiği uzun vadeli finansmanın ve Türk bankacılık tarihinde tek yatırımcıyla gerçekleştirilen en yüksek tutarlı ve en uzun vadeli DPR seküritizasyon işleminin de katkısıyla, Bankanın yılbaşından bu yana farklı yapılar aracılığıyla ülkemize kazandırdığı uluslararası kaynakların toplamı 7,1 milyar ABD dolarına ulaştı. Böylece Bankanın yurt dışından sağladığı toplam kaynak tutarı 25 milyar dolara yükselirken, söz konusu kaynakların toplam pasifler içindeki payı yüzde 20 seviyesine ulaştı. Bu güçlü performans, uluslararası yatırımcıların hem VakıfBank’a hem de Türkiye ekonomisine duyduğu güveni bir kez daha ortaya koydu. Sağlanan uzun vadeli kaynaklar sayesinde Banka, reel sektöre sunduğu finansman kapasitesini artırırken üretim, yatırım, ihracat ve istihdama yönelik desteğini kararlılıkla sürdürdü. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye COP31’de Sıfır Atık ve Sanayi Vizyonunu Tanıtacak Haber

Türkiye COP31’de Sıfır Atık ve Sanayi Vizyonunu Tanıtacak

Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mehmet Fatih Kacır, “Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak; sıfır atık vizyonunu üretim süreçlerine, Ar-Ge politikalarımıza entegre etmeyi sürdüreceğiz. Şimdi önümüzde, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31 var. Bu önemli platformda, Sıfır Atık Hareketi’yle edindiğimiz tecrübeyi; sanayimizin üretim ve teknoloji kabiliyetini; adil ve kapsayıcı kalkınma anlayışımızı bütün dünya ile paylaşacağız.” dedi. Bakan Kacır, Türkiye Sıfır Atık, Çevre ve İklim Değişikliği Trabzon Çalıştayı’nın sonuç konferansına katıldı. Karadeniz Teknik Üniversitesi Osman Turan Kongre Merkezi’nden gerçekleştirilen konferansa Bakan Kacır’ın yanı sıra, Trabzon Valisi Tahir Şahin, Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Metin Genç, Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samed Ağırbaş, akademisyenler ve davetliler katıldı Bakan Kacır, programda yaptığı konuşmada Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sıfır atık vizyonunu üretim süreçlerine ve Ar-Ge politikalarına entegre etmeyi kararlılıkla sürdürdüklerini belirterek şu ifadeleri kullandı: SANAYİ DEVRİMİ: Sanayi Devrimi’nden bu yana insanlık ailesi olarak bilimden tıbba, ulaşımdan iletişime pek çok alanda muazzam başarı hikâyelerine imza attık. Tıpta kaydedilen ilerlemeler, dünya genelinde ortalama insan ömrünü 35 yıldan 73 yıla taşıdı. Ulaşım ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler mesafeleri muazzam ölçüde kısalttı. Peşi sıra gelen sanayi devrimleri üretim kapasitesini katbekat artırdı; daha önce yalnızca belirli kesimlerin erişebildiği pek çok ürün ve hizmeti geniş toplum kesimleri için ulaşılabilir hâle getirdi. Buhar gücünden elektriğe, seri üretimden dijitalleşmeye uzanan bu büyük dönüşüm, insanlığın refahını yükseltti, dünya ekonomisine eşi benzeri görülmemiş bir ivme kazandırdı. YERKÜRE ALARM VERİYOR: Ancak bu ilerleme yolculuğuna tabiatın kaynaklarını sınırsız, kendini yenileme gücünü sonsuz kabul eden bir üretim ve tüketim anlayışı da maalesef eşlik etti. Uzun yıllar boyunca, daha fazla üretmek ve daha fazla tüketmek kalkınmanın ölçüsü sayıldı. Doğal kaynaklar, korunması gereken ortak bir emanet olmaktan ziyade; insanlığın hizmetine sunulmuş sınırsız bir hammadde deposu olarak görüldü. Sanayi devriminden bu yana yaklaşık 1,5 derece ısınan yerküre, bugün alarm veriyor. Doğal dengenin bozulması neticesinde; dünyanın bazı bölgeleri kuraklık ve susuzlukla mücadele ederken, bazı bölgeleri şiddeti ve sıklığı giderek artan sellerin, fırtınaların ve orman yangınlarının yıkıcı sonuçlarıyla karşı karşıya kalıyor. “YENİ BİR KALKINMA PARADİGMASI İNŞA ETMEK ZORUNDAYIZ”: Giderek artan atık yükü ise karşı karşıya olduğumuz bu ağır tabloyu daha da derinleştiren bir başka küresel meydan okuma olarak karşımızda duruyor. Çevreyi ve tabiatın taşıma kapasitesini gözetmeyen üretim ve tüketim anlayışının neticesinde artık, yerkürenin en bakir coğrafyalarından Antarktika’da dahi mikroplastiklere rastlıyoruz. Üretimi kaynak verimliliğiyle, büyümeyi çevresel sorumlulukla buluşturan yeni bir kalkınma paradigmasını hep birlikte inşa etmek zorundayız. Sınırsız kaynak yanılgısına dayanan tüketim anlayışını terk etmek artık bir tercih değil; dünyamıza, vatanımıza, evlatlarımıza karşı en büyük borcumuzdur. YAŞANABİLİR BİR ÇEVRE: Nitekim Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın “Daha Adil Bir Dünya Mümkün” çağrısı, bizler için yalnızca uluslararası sistemin adaletsizliğine karşı yükseltilmiş güçlü bir itiraz değildir. Bu çağrı, aynı zamanda tabiatın nimetlerinden faydalanırken külfeti yoksullara, kırılgan kesimlere ve gelecek nesillere yükleyen anlayışa karşı ortaya konulmuş esaslı bir medeniyet teklifidir. İnsanlık ailesini; adalet ve merhameti merkeze alan, temiz havayı, sağlıklı suyu, güvenli gıdayı ve yaşanabilir bir çevreyi herkesin temel hakkı kabul eden yeni bir dünya inşa etme iradesidir. Ürünü daha tasarım aşamasında uzun ömürlü ve yeniden kullanılabilir kılan, israfı oluşmadan önleyen, kullanım ömrünü tamamlayan her malzemeyi yeniden üretime kazandıran bir yaklaşımla insanlığın kalkınma yolculuğuna yeni bir istikamet çizebiliriz. Esasen bu yaklaşım, bizim medeniyetimizin mayasında vardır. Biz; nimeti emanet bilen, ölçüyü gözeten, kanaati yücelten, bereketi israfın değil paylaşmanın ve tasarrufun neticesi kabul eden köklü bir irfanın mensuplarıyız. SIFIR ATIK HAREKETİ: Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde başlatılan Sıfır Atık Hareketi, işte bu medeniyet birikiminin günümüzün çevre meselelerine verilmiş en güçlü cevaplarından biri. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak sıfır atık anlayışını; başta imalat sanayimiz olmak üzere üretim süreçlerimizin her alanına dahil ediyor, bütüncül ve çok boyutlu mekanizmalarımızı kararlılıkla devreye alıyoruz. YEŞİL DÖNÜŞÜM PROGRAMI: Bakanlığımızın yeşil dönüşümde sanayimize rehberlik eden paydaş olarak konumlandığı Yeşil Dönüşüm Programı’nı hayata geçirdik. Programla; imalat sanayimizdeki firmalarımızın döngüsel ekonomi, atık yönetimi, kaynak verimliliği ve karbon salınımını azaltmaya dönük yatırım projelerine 226 milyon liraya kadar nakit destek, yatırımların yüzde 40’ı kadar vergi indirimi sağlıyoruz. Tabi, sanayimizin sıfır atık, sürdürülebilirlik ve verimlilik eksenindeki dönüşümü; büyük ölçekli ve nitelikli yatırımları zorunlu kılıyor. Bu nedenle, Türk sanayisi ile uluslararası finans kuruluşlarının net sıfır emisyon hedefine yönelik çabalarını ortak bir zeminde buluşturmayı stratejik bir adım olarak görüyoruz. ÇEVRECİ FİNANSMAN DESTEKLERİ: “Türkiye Sanayi Karbonsuzlaştırma Yatırım Platformu”yla, sanayimizin yeşil dönüşüm yatırımlarına 2030’a kadar 5 milyar avroluk uluslararası finansman sağlama yolunda önemli bir adım attık. Türkiye Organize Sanayi Bölgeleri Projesi’nde, yeşil dönüşüm projeleri için OSB’lerimize 250 milyon avroluk finansman sağladık. Dünya Bankası iş birliğinde yürüttüğümüz 450 milyon dolar bütçeye sahip bir diğer program olan “Türkiye Yeşil Sanayi Projesi” ile sanayimizin yeşil dönüşümde teknoloji ve kapasite geliştirme sürecini hızlandıracak adımlar atıyoruz. 161 PROJEYE 914 MİLYON LİRA: Teknoloji geliştirmeden istihdama, girişimcilikten sosyal eşitsizliklerin azaltılmasına uzanan geniş bir yelpazede doğru adımları attığımız takdirde sıfır atık yolculuğumuzu refahın ülke sathında daha dengeli yayılması için bir vesile haline getirebiliriz. Bu anlayış doğrultusunda, kalkınma ajanslarımız eliyle sıfır atık hedefimize güç katan 161 projeye 914 milyon lira destek sağladık. Bölgesel kalkınmayı çevresel sürdürülebilirlikle buluşturmak üzere Dünya Bankası iş birliğinde 400 milyon dolar bütçeli (SoGreen) Türkiye Sosyal Kapsayıcı Yeşil Geçiş Projesini uygulamaya aldık. YEREL KALKINMA HAMLESİ PROGRAMI: Geçtiğimiz yıl devreye aldığımız teşvik sisteminin temel unsurları arasında yer alan Yerel Kalkınma Hamlesi Programının 2025 yılı çağrısında, 22 ilde 33 başlıkta sıfır atık ve döngüsel ekonomi anlayışını esas alan yatırımları destekleyeceğimizi ilan ettik. Başvurular arasında başarılı bulunan 33 projeyle atık geri kazanımından biyobazlı üretime, tarımsal ve endüstriyel atıkların katma değerli ürünlere dönüştürülmesinden sürdürülebilir enerji ve ileri malzeme üretimine geniş bir yelpazede 12,7 milyar liralık yatırımın önünü açtık. 2026 yılı Yerel Kalkınma Hamlesi Çağrısında da atıkları çevresel bir yük olmaktan çıkarıp üretime, istihdama ve katma değere dönüştüren 14,6 milyar lira yatırım büyüklüğüne sahip 56 proje için başvuru aldık. Bu programda desteklediğimiz projelerin her birine 301 milyon liraya kadar finansman katkısı ve yatırımın yüzde 50’si kadar vergi indirimi sağlıyoruz. “YERELDEN ULUSALA İSRAF, ATIK VE KAYNAK YÖNETİMİ”: Arzumuz; ülkemizin dört bir yanında atığı kaynağında azaltan, mevcut kaynakları yeniden değere dönüştüren ve yerel potansiyeli üretimle buluşturan bir kalkınma modelini hep birlikte tesis edebilmek. Sıfır Atık Vakfının “Yerelden Ulusala İsraf, Atık ve Kaynak Yönetimi” anlayışıyla başlattığı çalıştaylar, bu modelin fikrî zeminini güçlendiren; şehirlerimizin bilgi, tecrübe ve ihtiyaçlarını milli hedeflerimizle buluşturan çok kıymetli bir istişare mekanizması. SIFIR ATIK FORUMU: Şunu da bu vesileyle ifade etmek isterim: Sıfır Atık Hareketi, bugün artık insanlığın ortak davası hâline gelmiş küresel bir çevre seferberliğidir. Bakınız, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda 2022’de kabul edilen kararla 30 Mart, “Uluslararası Sıfır Atık Günü” ilan edildi. Bu tarihî karar, ülkemizde filizlenen bir hareketin bütün insanlığın ortak vicdanında karşılık bulduğunun açık tescilidir. Geçtiğimiz haziran ayında yine vakfımızın öncülüğünde İstanbul’da gerçekleşen Sıfır Atık Forumu’nda 183 ülkeden beş bini aşkın katılımcıyı ağırladık. Bu buluşmayla, çevresel sorumlulukla ekonomik kalkınmayı; toplumsal adaletle gelecek nesillerin hakkını aynı ufukta buluşturduk. Sıfır Atık Hareketi’nin farklı ülkeleri, kurumları ve toplum kesimlerini müşterek bir gelecek ideali etrafında kenetleyen küresel gücünü, bir kez daha ortaya koyduk. Forumda kabul edilen ortak deklarasyon ve sonuç bildirgesi, bu müşterek iradenin yalnızca sözde kalmadığını; somut hedeflere, ortak sorumluluklara ve güçlü bir gelecek tasavvuruna dönüştüğünü gösterdi. “SIFIR ATIK VİZYONUNU DESTEKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ”: Şimdi önümüzde, 9-20 Kasım tarihlerinde Antalya’da ev sahipliği yapacağımız COP31 var. Bu önemli platformda, Sıfır Atık Hareketi’yle edindiğimiz tecrübeyi; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığımızın öncülüğünde sanayimizin üretim ve teknoloji kabiliyetini; adil ve kapsayıcı kalkınma anlayışımızı bütün dünya ile paylaşacağız. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı olarak; sıfır atık vizyonunu üretim süreçlerine, Ar-Ge politikalarımıza entegre etmeyi sürdüreceğiz. TEKNOFEST’lerde, bilim merkezlerimizde ve TÜBİTAK programlarımızda sıfır atık anlayışının genç kuşaklar tarafından benimsenmesini; sıfır atık esaslı teknolojilerin geliştirilmesini ve yenilikçi çözümlerin girişimlere dönüşmesini desteklemeye devam edeceğiz. Bilime, üretime, teknolojiye, insan kaynağına yapılan yatırımların önünü açarak Saygıdeğer Emine Erdoğan Hanımefendi’nin öncülüğünde tüm dünyada kök salan bu hareketi hep birlikte daha ileri seviyelere taşımak için gayret edeceğiz. TRABZON’A İL SIFIR ATIK HEDEF BELGESİ: İnanıyorum ki ilan edilecek Trabzon İl Sıfır Atık Hedef Belgesi de bu yürüyüşe yerelden yükselen çok güçlü bir katkı sunacak. Bizler, organize sanayi bölgelerimizin yeşil dönüşümünden kalkınma ajanslarımızın desteklerine, bölge kalkınma idarelerimizin yatırım ve projelerinden yerel kalkınma politikalarımıza geniş bir alanda bu ortak akıldan en ileri seviyede istifade edeceğiz. Böylece Trabzon’a dair belirlenen hedeflerin yatırımlara, destek mekanizmalarına ve sahada karşılığı olan somut projelere dönüşmesini sağlayacağız. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yumaklı: 2026’da 5 Organize Tarım Bölgesini Daha Üretime Kazandıracağız Haber

Yumaklı: 2026’da 5 Organize Tarım Bölgesini Daha Üretime Kazandıracağız

Bakan Yumaklı programda yaptığı konuşmada, ​​Türkiye'nin hem gıda arz güvenliği hem de gıda ürünleri ihracatı açısından dünyada saygın bir konuma geldiğini söyledi. ​Bakan Yumaklı, tarımın stratejik bir sektör olduğunun bütün ülkeler tarafından ifade edildiğini hatta milli güvenlik meselesi olarak tanımlanmasının da doğru olacağını belirtti. Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı tarımsal altyapının geliştirilmesi noktasında birçok yatırım yapıldığını, "Bugün geldiğimiz noktada hem gıda arz güvenliği hem de gıda ürünleri ihracatı açısından ülkemiz, bütün dünyada saygın bir konuma gelmiş durumda. Birkaç gün önce Dünya Bankası tarafından açıklanan 2025 yılı sonuçlarına göre ülkemiz, 83,2 milyar dolar tarımsal hasılayla Avrupa'da 1'inci, dünyada 7'nci sırada yerini almış durumda. Bunların hepsi Sayın Cumhurbaşkanı'mızın liderliğindeki yatırımların sonucu." diye konuştu. BU YIL 5 ORGANİZE TARIM BÖLGESİ DAHA ÜRETİME KAZANDIRILACAK Bakan Yumaklı, organize tarım bölgelerini iklim değişikliği başta olmak üzere üretim yapılan alanların tüketim yerlerine yakınlığı ve doğal kaynaklar gibi birçok konuyu dikkate alarak stratejik alanlar olarak belirlediklerini vurguladı. "42 ilde 61 organize tarım bölgesi gerçekleştiriyoruz." diyen Yumaklı, şöyle devam etti: "Bunlardan 46'sında tüzel kişilik gerçekleşti. 20'sinin altyapı yatırımları tamamlandı, 15'inde de üretime başlandı. Şu ana kadar üretime başlanan yerlerde 10 bin istihdam gerçekleşti. 60 bin ton üretim gerçekleşti ve 160 bin büyükbaş hayvan üretimi ki organize tarım bölgelerinin bazıları hayvansal üretimi yapacak şekilde dizayn edildi. Toplam itibarıyla bir hesap yapacak olursak ekonomiye katkıları yıllık 20 milyar liraya ulaştı. 2026 yılında 5 organize tarım bölgesini daha üretime kazandırmış olacağız inşallah." Yatırım aşamasındaki organize tarım bölgelerinin de bulunduğuna dikkati çeken Bakan Yumaklı, "Özellikle altyapı inşaatları için güncel fiyatlarla 10 milyar liralık bir bütçeyi de ayırmış durumdayız. Şu anda harcamaya devam ediyoruz. Peki 46 organize tarım bölgesi yani tüzel kişilik kazananlar, üretime geçtiğinde ne olacak? Yaklaşık 1,1 milyon tonluk bir bitkisel karşılığı üretim yapmış olacaklar. 600 bin büyükbaş hayvanın üretimi buralarda gerçekleşecek ve 1 milyar dolarlık bir ihracatı inşallah yakalamış olacağız bunlarla." dedi. Banaz Jeotermal Sera Organize Tarım Bölgesi'nin 12 milyar liralık yatırımla hayata geçirileceğini söyleyen Tarım ve Orman Bakanı Yumaklı, 1300 dekarlık sera alanı ve 400 dekarlık tarımsal sanayi alanı olmak üzere toplamda yaklaşık 1700 dekarlık alanı bu iş için ayırdıklarını anlattı. Yumaklı, yatırımın yapıldığı alanda 70 derece sıcaklığında su çıktığını, bu sayede 12 ay üretim gerçekleştirileceğini dile getirerek, "Yaklaşık 65 bin ton domates karşılığı üretim yapılacak. Ekonomiye faaliyete geçtikten sonraki katkısı, yıllık yaklaşık 5 milyar lira olacak. 2 bin 500 kişilik bir istihdamı öngörüyoruz burada. Bunların da yüzde 75'ini kadın olarak öngörüyoruz. Dolayısıyla hem bulunduğu bölge hem de bizim tarımsal üretimde gençlerin ve kadınların yer alması açısından son derece önemli bir sonuç getirecek bize." ifadelerini kullandı. Bakan Yumaklı, Manisa Salihli Jeotermal Organize Tarım Bölgesi'nin de tüzel kişilik kazanan bölgelerden olduğunu sözlerine ekledi.​ Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi Haber

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılan YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Türkiye’de deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çerçevesini ilk kez bu ölçekte somutlaştırdı. Toplam 1.000 MW kapasiteli deniz üstü rüzgâr santraline ilişkin bağlantı kapasitesi tahsisini ve ilgili YEKA kullanım hakkını düzenleyen taslak, yalnızca yeni bir ihale sürecini değil; Türkiye’nin offshore rüzgârda nasıl bir yatırım modeli kurmak istediğini de ortaya koyuyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, taslağın Türkiye açısından önemli bir başlangıç olduğunu ancak offshore’da asıl belirleyici unsurun, açıklanan modelin yatırımcı açısından sürdürülebilir ve uygulanabilir hale gelmesi olacağını söyledi. TÜRKİYE’NİN DENİZÜSTÜ POTANSİYELİ, BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNİN ÜZERİNDE Dünya Bankası’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü “Offshore Wind Roadmap for Türkiye” çalışmasına göre, Türkiye’nin karasularındaki teknik denizüstü rüzgâr potansiyeli yaklaşık 75 GW seviyesinde bulunuyor. Bu potansiyelin büyük bölümü başta Ege ve Marmara olmak üzere belirlenen ana bölgelerde yoğunlaşıyor. Aynı yol haritası, Türkiye’nin 2035’e kadar yaklaşık 5 GW denizüstü rüzgâr kapasitesine ulaşabileceği bir gelişim senaryosu öngörüyor. Türkiye’nin denizüstü rüzgâr potansiyelinin birçok Avrupa ülkesinin üzerinde olduğunu vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yaklaşık 75 GW’lık teknik potansiyel, Türkiye açısından offshore’un bir ‘olur mu’ sorusu değil, bir zamanlama ve model sorusu olduğunu gösteriyor. 1.000 MW’lık ilk yarışma, bu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümüne karşılık geliyor; ancak doğru kurgulandığında arkasından gelecek çok daha büyük kapasitenin de yolunu açacak bir pilot işlevi görüyor. Kara rüzgârında Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’nin sanayi birikimi, gemi inşa geleneği ve liman altyapısı, bu potansiyeli yalnızca bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda bir tedarik zinciri ve ihracat fırsatı olarak değerlendirme imkânı sunuyor” dedi. TASLAK, GELİŞTİRME RİSKİNİ KISMEN TANIMLIYOR Taslağa göre yarışmayı kazanan yatırımcının, sözleşme imzasından itibaren en geç 1 yıl içinde ölçümlere başlaması ve en az 12 aylık meteorolojik/oşinografik ölçüm yapması gerekiyor. Ölçümler sonucunda kapasite faktörünün yüzde 40’ın altında çıkması halinde ise yatırımcı, gerekçe raporu sunarak sözleşmenin feshini talep edebiliyor. Benzer şekilde deniz tabanı araştırmaları sonrasında kapasitenin yüzde 50’sine kadar tadil edilmesi veya sözleşmeden çekilme imkânı da tanımlanıyor. Bu hakların ilk 4 yıl içinde kullanılabilmesi öngörülüyor. Şartname taslağında yatırımcı açısından en dikkat çekici başlıklardan birinin, ölçüm ve fizibilite sonuçlarına bağlı olarak tanımlanan çıkış mekanizmaları olduğunu belirten Arıcı: “YEKA DÜRES-2026 taslağı bu anlamda önemli; çünkü ilk kez offshore tarafında yalnızca potansiyel değil, ihalenin ekonomik, teknik ve operasyonel çerçevesi de tarif ediliyor. Ancak offshore gibi sermaye yoğun ve geliştirme süresi uzun bir alanda asıl mesele ihaleyi açmak değil; yatırımcının riskini doğru tarif eden, finansmanı mümkün kılan ve sahada uygulanabilir bir model kurabilmek. Bu yaklaşım önemli çünkü offshore projeler masa başında değil, sahada netleşen çok sayıda teknik veriye bağlı. Rüzgâr rejimi, deniz tabanı, temel tasarımı, kablo güzergâhı, liman lojistiği gibi değişkenler yatırımın nihai fizibilitesini ciddi biçimde etkiliyor. Taslağın bu belirsizlikleri yok saymak yerine belli ölçüde tanımlaması, yatırımcı açısından olumlu bir sinyal” diye konuştu. YERLİLİK YAKLAŞIMI DEĞERLİ, ANCAK OFFSHORE’UN GERÇEK MALİYET YAPISIYLA BİRLİKTE ELE ALINMALI Taslakta yer alan asgari yüzde 25 yerlilik zorunluluğunun ve bu oranın altında kalınması halinde eksik her yüzde 1’lik dilim için 5 milyon ABD doları ceza öngörülmesinin, Bakanlığın offshore’u yalnızca bir elektrik üretim yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası aracı olarak da kurguladığını gösterdiğini belirten Arıcı, “Türkiye’nin rüzgâr sanayisinde ciddi bir birikimi var; ancak offshore, karasal rüzgârdan çok daha farklı bir tedarik zinciri gerektiriyor. Burada yalnızca türbin ekipmanı değil; deniz üstü temel yapıları, denizaltı kablolama, liman altyapısı, kurulum ekipmanları, servis yapısı ve uzman insan kaynağı da devreye giriyor. Dolayısıyla yerlilik hedefi değerli olmakla birlikte, bu hedefin sektörün bugünkü kapasitesi ve offshore’un gerçek maliyet yapısı ile uyumlu bir geçiş planı içinde değerlendirilmesi kritik” dedi. Taslak yerlilikte yalnızca yaptırım değil, teşvik de tanımlıyor. Asgari %25 yerlilik oranının sağlanması kaydıyla, Ek-1’de listelenen aksamın Yerli Malı Belgeli kullanılması durumunda Nihai Alım Fiyatının uygulanmaya başladığı ilk 5 yıl boyunca fiyata ek bedel ekleniyor: jeneratör ve dişli kutusu/doğrudan tahrikli jeneratör için 0,60; kanat için 0,30; temel yapısı ve denizaltı kablolar için 0,20’şer; kule için 0,10 ABD Doları-cent/kWh. En yüksek katsayının jeneratör ve kanatta belirlenmesi, Bakanlığın yerlileştirmede hangi tedarik kalemlerini önceliklendirdiğini de ortaya koyuyor. FİYAT MEKANİZMASI YATIRIMCI İŞTAHI KADAR FİNANSMAN TARAFI İÇİN DE BELİRLEYİCİ OLACAK YEKA DÜRES-2026 taslağında yarışma için 11,00 ABD Doları-cent/kWh tavan fiyat ve 7,00 ABD Doları-cent/kWh taban fiyat belirlendiğini hatırlatan Arıcı, kapalı zarf tekliflerin ardından en düşük teklif sahipleri arasında açık eksiltme yapılacak olmasının, fiyat rekabetini artıracağını ancak offshore projelerde yalnızca yarışma fiyatına odaklanmanın eksik kalacağını ifade etti. Arıcı, “Taslağa göre ilk kabulün sözleşme imza tarihinden itibaren ilk 7 yıl içinde yapılması halinde, bu ilk 7 yıl boyunca üretilen elektrik için 12,00 ABD Doları-cent/kWh fiyat uygulanacak. İlk kabul sonrası dördüncü yılın bitiminden itibaren ise kapasite faktörü performansına bağlı nihai alım fiyatı devreye girecek. Erken devreye alma için getirilen 12 cent’lik mekanizma önemli bir teşvik unsuru. Ancak offshore projelerde finansman kuruluşlarının bakacağı başlık yalnızca ilk fiyat değil; izin süreçleri, inşaat takvimi, tedarik güvenliği, deniz operasyonlarının yönetimi ve sözleşme çerçevesinin öngörülebilirliği olacak. Dolayısıyla bu modelin gerçek gücü, sadece ihale günündeki rekabetten değil, finansman tarafında ne kadar bankable bulunduğundan anlaşılacak” değerlendirmesinde bulundu. Taslak, fiyatı üretim performansına da bağlıyor: ekonomik açıdan en avantajlı teklif %43 kapasite faktörüne göre verilmiş sayılıyor (Sözleşme Fiyatı) ve kapasite faktöründeki her bir birimlik düşüş için alım fiyatı %2,5 artırılıyor; faktörün %40’ın altına inmesi halinde %40 seviyesine karşılık gelen fiyat geçerli oluyor. Santral için Lisans süresi 49 yıl, elektrik alım süresi ise 27 yıl olarak tanımlanıyor. Bu kademelendirme, üretim performansı ile gelir arasındaki ilişkiyi finansman kuruluşları açısından öngörülebilir kılması bakımından önem taşıyor. TEMİNAT BÜYÜKLÜĞÜ VE TAKVİM, GÜÇLÜ YATIRIMCIYI ÇAĞIRIYOR AMA HATA PAYINI DARALTIYOR Taslakta başvuru aşamasında 50 milyon ABD doları, sözleşme öncesinde ise 200 milyon ABD doları tutarında teminat mektubu öngörülmesinin, Bakanlığın projeyi güçlü sermaye yapısına sahip yatırımcılarla ilerletmek istediğini gösterdiğini belirten Arıcı, “Şartnameye göre DÜRES için önlisans süresi azami 36 ay, lisans sonrası inşaat süresi de azami 36 ay olarak belirlenirken, belirli koşullarda inşaat süresine 12 aya kadar ek uzatma imkânı tanımlanıyor. Offshore projelerde takvim yalnızca yatırımcının performansına bağlı ilerlemez; deniz koşulları, tedarik takvimi, liman hazırlıkları, izin süreçleri ve şebeke bağlantısı gibi çok katmanlı unsurlar devreye girer. Bu nedenle belirlenen takvimin gerçekçi saha koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi, hem yatırımcı iştahı hem de projenin başarıyla tamamlanması açısından kritik” dedi. YEKA MODELİNİN ASIL AVANTAJI, İZİN VE ALTYAPI SÜREÇLERİNDE KAMUYU SÜRECİN İÇİNE ALMASI Taslağın yatırımcı açısından en güçlü yanlarından birinin, projeyi salt bir lisans tahsisi olmaktan çıkarıp kamuyu sürecin tarafı haline getirmesi olduğunu belirten Arıcı, “YEKA modelinin offshore’daki asıl katkısı, yatırımcıyı izin ve altyapı süreçlerinde yalnız bırakmaması. Taslakta Bakanlık; YEKA’nın yatırıma hazırlanması ve kamu kurumlarından alınması gereken izin ve onayların süresinde tamamlanması için iyi niyetle hareket etmeyi, iletim tesisleri ve nakil hatlarında koordinasyonu sağlamayı, alanın verimliliğini olumsuz etkileyecek imar düzenlemelerine karşı önlem almayı ve gerektiğinde şalt sahası ile enerji nakil hattı için acele kamulaştırma yapılabilmesini taahhüt ediyor. Bağlantı kapasitesinin baştan tahsis edilmiş olması, sahanın Resmî Gazete’de YEKA olarak ilan edilmesi ve 49 yıllık kullanım hakkı; izin ve arazi riskinin yüksek olduğu offshore’da yatırımcıya ciddi bir öngörülebilirlik sağlıyor. Buna YEKDEM kapsamındaki döviz bazlı ve uzun süreli alım garantisi eklendiğinde, model finansman tarafında güçlü bir zemin kazanıyor” dedi. Modelin sağladığı mali avantajlar da bununla sınırlı değil. Taslağa göre üretilen elektrik için TEİAŞ’a ödenen iletim tarifesi bedelleri 27 yıl boyunca YEKDEM kapsamında yatırımcıya geri ödeniyor; yatırımcı tarafından yapılan enerji nakil hattı bedelinin TEİAŞ tarafından geri ödenmesinde ise süre 1 yıl olarak uygulanıyor. Sistem işletmecisinden kaynaklanan kısıt talimatları nedeniyle oluşan gelir kayıplarının da alım süresi boyunca telafi edilmesi, yatırımcının operasyonel riskini kamu tarafıyla paylaşan bir çerçeve ortaya koyuyor. TÜRKİYE İÇİN ASIL SORU, OFFSHORE’UN BAŞLAYIP BAŞLAMAYACAĞI DEĞİL; NASIL BİR EKOSİSTEMLE BAŞLAYACAĞI Türkiye’nin deniz üstü rüzgârda sahip olduğu potansiyelin artık yalnızca enerji üretimi açısından değil; sanayi, teknoloji, mühendislik ve tedarik zinciri perspektifiyle de ele alınması gerektiğini vurgulayan Arıcı, “Bugün Türkiye açısından asıl soru offshore’a geçilip geçilmeyeceği değil; bunun nasıl bir yatırım ekosistemiyle yapılacağı. Eğer ilk proje, yatırımcıyı, tedarikçiyi, finansmanı ve kamu tarafını aynı zeminde buluşturan dengeli bir modelle ilerlerse, bu yalnızca 1.000 MW’lık bir proje olmaz; Türkiye’nin offshore rüzgâr yolculuğunun referans çerçevesine dönüşür. Bu nedenle YEKA DÜRES-2026 taslağını, ilk saha tahsisinden çok daha büyük bir yapısal başlangıç olarak okumak gerekiyor” diye konuştu. YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılmış olup; taslağa ilişkin görüş ve öneriler en geç 17 Ağustos 2026 tarihine kadar resmi yazıyla veya yeka@enerji.gov.tr adresine e-posta yoluyla Bakanlığa iletilebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.