Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dünya Ekonomik Forumu

Kapsül Haber Ajansı - Dünya Ekonomik Forumu haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Ekonomik Forumu haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Arçelik Üründen Üretime Yapay Zekâ Uygulamaları İle Fark Yaratıyor Haber

Arçelik Üründen Üretime Yapay Zekâ Uygulamaları İle Fark Yaratıyor

Dünyanın öncü ev teknolojileri şirketlerinden Arçelik, üretim teknolojilerindeki yetkinliğini dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ uygulamalarıyla güçlendirerek Türkiye’den dünyaya yüksek katma değerli ürünler geliştirmeyi sürdürüyor. Şirketin bu alandaki yaklaşımının en güçlü örneklerinden biri olan Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi, Arçelik’in üretimde teknoloji odağını somut biçimde ortaya koyuyor. 2024 yılında Dünya Ekonomik Forumu tarafından Global Lighthouse Network ağına dahil edilen Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi, yapay zekâ, veri analitiği ve ileri otomasyon teknolojileriyle desteklenen üretim altyapısıyla dünya çapında sayılı tesisler arasında yer alıyor. Ürün geliştirme altyapısı, Ar-Ge yetkinliği ve inovasyon yaklaşımıyla dikkat çeken tesis, Arçelik’in üretim gücünü daha da görünür kılıyor. Bu güçlü üretim ve Ar-Ge altyapısının en güncel örneklerinden biri olan yeni nesil yapay zekâ destekli Diamond serisi bulaşık makinesi ve program karmaşasına son veren yeni teknoloji yaklaşımı öne çıkıyor. Arçelik’in global üretim ağını ileri teknoloji, yapay zekâ ve Endüstri 4.0 uygulamalarıyla güçlendirmeye devam ettiğini söyleyen Arçelik CEO’su Can Dinçer, “Arçelik olarak 13 ülkede 38 üretim tesisimizle faaliyet gösteriyor, üretim gücümüzü ileri teknoloji odağında sürekli geliştiriyoruz. Türkiye ise bu yapının en stratejik üretim üslerinden biri. Bu güçlü üretim altyapısını Endüstri 4.0 yaklaşımımızla daha da ileri taşıyoruz. Üretim ve servis sistemlerimize fiziksel ve dijital teknolojileri entegre ederek ileri veri analitiği, yapay zekâ, dijital ikiz ve otonom sistemlerden yararlanıyor, akıllı ve bağlantılı ürünler geliştiriyoruz. Akıllı fabrika uygulamalarımızla verimlilik, kalite ve sürdürülebilirlik performansını eş zamanlı olarak optimize ediyoruz. Romanya Ulmi Çamaşır Makinesi İşletmemiz, 2019 yılında Dünya Ekonomik Forumu (WEF) tarafından ‘Lighthouse’, 2022 yılında ise ‘Sustainability Lighthouse’ seçilerek; %100 yeşil elektrik kullanımı ve kaynak verimliliği uygulamalarıyla sürdürülebilirlik vizyonumuzun en güçlü örneklerinden biri haline geldi. Eskişehir Buzdolabı İşletmemizin 2021 yılında, Ankara Bulaşık Makinesi İşletmemizin ise 2024 yılında ‘Global Lighthouse Network’ ağına dahil edilmesi, yapay zekâ, veri analitiği ve ileri otomasyon alanlarında ulaştığımız seviyeyi ve yarattığımız ölçülebilir etkiyi net biçimde ortaya koyuyor.” dedi. Can Dinçer: “Ankara Bulaşık Makinesi İşletmemizde 4,69 saniyede 1 makine üretebiliyoruz” Arçelik CEO’su Can Dinçer, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ankara Bulaşık Makinesi İşletmemiz, yüksek üretim kapasitesi, ileri teknoloji altyapısı, çevre dostu teknolojileri ve Endüstri 4.0 alanındaki başarılarıyla hem Türkiye operasyonlarımız hem de global yapılanmamız için kritik bir rol üstleniyor. Dünyanın bulaşık makinesi üretiminin %10’undan fazlasını karşılayan tesisimiz bugün yıllık 4,62 milyon adetlik üretim kapasitesine sahip. Bu kapasiteyle 4,69 saniyede 1 makine üretilebiliyor ve Avrupa’nın en büyük bulaşık makinesi işletmesi konumunda. Tesiste üretim %90’ın üzerinde otomasyon ile gerçekleştiriliyor. 171 Robot aktif olarak üretim süreçlerine katkı sağlıyor. Yaklaşık 109 bin metrekare alan üzerine kurulu tesisimiz, Batı Avrupa’dan Asya-Pasifik’e uzanan geniş bir coğrafyaya üretim yaparken, sadece geçtiğimiz yıl bu fabrikamızdan 54 ülkeye ihracat gerçekleştirdik. Markalarımız bu fabrikada ürettiğimiz bulaşık makineleriyle Türkiye pazarında da liderliğini sürdürüyor. Bunun yanı sıra tesisimizde kurulu 1,22 MWp gücündeki güneş enerjisi sistemiyle yıllık 1.500 MWh’nin üzerinde yeşil elektrik üretiyoruz. Bu, yaklaşık 410 evin bir yıllık elektrik tüketimine denk geliyor. Sistemlerimizle yaklaşık 640 ton karbon salımını engelliyoruz. Bu rakam da yaklaşık 30 bin ağacın 1 yılda tuttuğu karbon salımına eşdeğer.” Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural: “Artık program karmaşasına son veriyoruz ve bu dönüşüm bulaşık makinelerinde devrim niteliğinde bir değişim” Özellikle son yıllarda değişen yaşam biçimleri, gündelik tempo ve teknolojinin hayatın içinde giderek daha fazla yer alması tüketici beklentilerini yeniden şekillendiğini belirten Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural ise sözlerini şöyle sürdürdü: “Tüketiciler artık fiyat ve yüksek performansın ötesinde, zaman kazandıran, hayatı kolaylaştıran, hijyen sağlayan, enerji ve su verimliliği sunan akıllı çözümler talep ediyorlar. Arçelik olarak 12 ülkede gerçekleştirdiğimiz “Akıllı Yaşam Endeksi” araştırması da bunu net biçimde ortaya koyuyor: Türkiye’de her 10 kişiden 8’i daha akıllı ve enerji verimli cihazlar isterken, tüketicilerin üçte ikisi hayatı sadeleştiren teknolojik çözümleri önceliklendiriyor. İşte bu değişen beklentiler, bizim için bulaşıkta kategoriyi baştan sorgulamamızın da tetikleyicisi oldu. Türkiye bulaşık makinesi pazarında teknolojik ilerlemenin göstergesi uzun yıllardır program sayısı üzerine kuruluydu. Yaptığımız araştırmalarımız net bir gerçeği ortaya koydu: tüketicilerin büyük çoğunluğu günlük hayatta tek bir programı kullanıyor. Ülkemizin mutfak kültürü bulaşık makineleri için zorlu lekeler oluştururken; tüketicilerimiz kısa programda bile etkili temizlik bekliyor. Türkiye’de kullanıcılar, Avrupa ortalamasının üzerinde bir sıklıkla, haftada ortalama yaklaşık 5 kez bulaşık makinesi çalıştırıyor. Bu içgörülerden yola çıkarak tüm ürün gamımızı ve tasarımımızı sadeleşme, kolaylık ve gerçek kullanıcı ihtiyaçları etrafında uçtan uca yeniden kurduk. Bu dönüşüm bulaşık makinelerinde devrim niteliğinde bir değişim aslında. Artık program karmaşasını kaldırıyoruz. Yeni bulaşık makinesi serimiz ile tüketicileri düşündürmeyen bir teknoloji yaklaşımı izliyoruz.” Yapay Zekâ Destekli Diamond Bulaşık Makinesi En Uygun Yıkama Seçeneğini Otomatik Olarak Belirliyor Arçelik’in Star, Prestige ve Diamond isimlerini verdiği yeni serisinde üçlü bir yapı tüketici ile buluşuyor. Star giriş segmenti ürünleri temsil ederken, Prestige serisi orta segmenti, Diamond ise üst segmenti temsil ediyor. Arçelik, giriş ve orta segmentte Hızlı Program’ı, üst segmentte Yapay Zekâlı Program’ı merkeze alarak program mantığında sadeleşmeye gidiyor. Yeni yapay zekâ destekli Diamond serisi bulaşık makinesi bağlantılı yapısı ve kullanıcı dostu özellikleriyle dikkat çekiyor. Bu seride tüketicilerin bulaşıklarını sadece makineye yerleştirmesi ve yapay zekalı programa basması bekleniyor. Geriye kalan bütün süreci yapay zekâ destekli programı sayesinde makine kendi kendine hallediyor. Bulaşıkları ölçülen yük ve kirlilik seviyelerine göre, yapay zekâ desteğiyle en uygun yıkama koşullarını belirleyerek yıkıyor. Enerji ve su tüketiminde %50’ye varan tasarruf sağlarken, temizlik süresini de %50’ye kadar kısaltıyor. Yapay zekâyı somut bir tüketici faydasına dönüştüren bir deneyim sunuyor. Solo (free-standing) tipte geliştirilen Diamond serisi ürünler, 8,9 litre su tüketimi, çalışma esnasındaki 41 ila 43 dbA arasında değişen ses seviyesi ve A enerji sınıfı ile öne çıkıyor. 15 kişilik yıkama kapasitesiyle de geniş ailelere kolaylık sağlıyor. Super Dry özelliğiyle desteklenen 45 dakikalık hızlı program pazardaki en hızlı programlardan biri olarak öne çıkıyor. Modern ve kullanıcı dostu ikon ekran tasarımına sahip bulaşık makinesi, esnek üçüncü rafı sayesinde daha rahat yerleşim olanağı sunuyor. Diamond serilerinde sunulan Spray360 yıkama teknolojisi, suyu bulaşıklara daha geniş bir alandan ve farklı açılardan ulaştırıyor. Ana pervane ve bağımsız hareket eden uydu pervaneleri ile özellikle alt sepette daha dinamik ve kapsamlı bir yıkama desenine dönüşüyor. Bunun yanı sıra tüketici faydası yüksek otomatik kapı açma, dokunmatik ekran ve B Enerji sınıfından başlayan yüksek enerji sınıfları artık Star, Prestige ve Diamond segmentinde de erişilebilir hale geliyor. Otomatik kapı açma özelliği de program sonunda kapıyı otomatik açarak ortamdaki havanın kullanımı ile ekstra enerji harcamadan kurutma performansını üst seviyeye çıkarıyor. Bu sayede doğal hava akışı ile bulaşıklar 5 kata kadar daha iyi kuruyor. Ankara Bulaşık Makinesi İşletmesi’nin Arçelik’in en stratejik merkezlerinden biri olduğunu da belirten Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural, “Tesisimiz, dünya çapındaki farklı mutfak tasarımlarına ve tüketici ihtiyaçlarına tam uyum sağlamak üzere geniş bir ürün yelpazesi sunuyor. 35 yıllık Ar-Ge deneyimimiz, 28 farklı Ar-Ge merkezimiz ve 3.500’ün üzerindeki patent başvurumuzdan güç alan altyapımızla üretiyoruz. Yapay zekâ destekli teknolojiler, bağlantılı ürün altyapısı ve akıllı ev çözümleriyle kullanıcı ihtiyaçlarına yanıt veren yenilikçi çözümler geliştiriyoruz. Sürdürülebilirlik odağında güçleniyor; her yeni nesil üründe su ve enerji tüketimini daha da azaltmaya odaklanıyoruz. Geri dönüştürülmüş malzemeler içeren, karbon ayak izini azaltmaya katkı sağlayan ürünleri geliştirmeye devam ediyoruz. Teknolojiyi insanın hayatına faydalı hale getirmek kadar, gezegenin geleceğine faydalı hale getirmek sorumluluğuyla da hareket ediyoruz” dedi. Global Lighthouse Network hakkında World Economic Forum’un (Dünya Ekonomik Forum) McKinsey & Company iş birliğiyle 2018 yılında hayata geçirdiği Global Lighthouse Network, Sanayi 4.0 alanında öncü üretim tesislerini bir araya getiren uluslararası bir platformdur. “Global Lighthouse Network”, (Küresel Deniz Fenerleri Ağı) sürdürülebilirliği inovasyonun merkezine alan, ileri üretim teknolojilerini başarıyla uygulayan ve bu teknolojileri pilot aşamadan tam ölçekli üretime taşıyabilen tesisleri kapsıyor. Global Lighthouse Network’te yer alan şirketler, teknoloji odaklı endüstriyel dönüşümde iyi örnekler arasında kabul edilirken, deneyim ve içgörülerini iş dünyası, kamu, akademi ve diğer paydaşlarla paylaşarak daha geniş bir ekosistemin dönüşümüne de katkı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yurtdışı Yatırımlarda Yeni Dönem! Haber

Yurtdışı Yatırımlarda Yeni Dönem!

IBS Sigorta ve Reasürans Brokerliği CEO’su Murat Çiftçi de yatırımcıların önceki dönemlerde daha çok pazar büyüklüğü, işgücü maliyeti ve regülasyona bakarken; bugün yaptırım riski, ticaret korumacılığı, ödeme-transfer kısıtları, enerji arz güvenliği, lojistik koridorlar ve siyasi istikrarın da aynı masada değerlendirildiğine dikkat çekti. Kırılganlığın artık sadece savaş bölgeleriyle sınırlı olmadığını belirten Murat Çiftçi, “Doğu Avrupa, Orta Doğu, Kızıldeniz-Hürmüz hattı, bazı Afrika ülkeleri ve ABD-Çin eksenindeki tedarik zincirlerine bağlı Asya coğrafyası yatırımcılar açısından daha hassas görülüyor. Dünya Ekonomik Forumu da 2025-2026 risk raporlarında özellikle Ukrayna, Orta Doğu ve Sudan gibi bölgelerde jeopolitik kırılganlığın yüksek seyrettiğine dikkat çekiyor” ifadelerini kullandı. Dolaylı etkiler de teminat tasarımının merkezine taşınıyor Klasik poliçelerin artık tek başına yeterli görülmediğine dikkat çeken Murat Çiftçi, “Piyasada artık siyasi risk, politik şiddet, savaş riski, tedarik zinciri kırılması, iş kesintisi (Contingent business interruption), ticaretin aksaması ve kesintiye uğraması (trade disruption) ve kredi riskine yakın çalışan hibrit yapılar daha fazla öne çıkıyor. Özellikle çok uluslu şirketlerde, bir ülkedeki politik olayın başka bir ülkedeki üretimi veya teslimatı etkilemesi daha görünür hale geldiği için, sigorta da bu zincirleme etkiyi karşılamaya dönük şekilde gelişiyor. Lloyd’s ve uluslararası broker raporları, jeopolitik çatışmaların yalnızca doğrudan fiziksel hasarı değil, tedarik ve operasyon sürekliliği üzerindeki dolaylı etkileri de teminat tasarımının merkezine taşıdığını gösteriyor” dedi. Siyasi risk sigortası kapsamındaki temel başlıklar Murat Çiftçi, siyasi risk sigortasının özellikle yabancı bir ülkede uzun vadeli sermaye bağlanan, kamu otoritesiyle ilişki içeren, lisans/izin bağımlılığı bulunan ya da gelir akışı devlet kararlarından etkilenebilen yatırımlarda kritik hale geldiğini belirterek “Enerji, altyapı, lojistik, finans, telekom ve büyük üretim yatırımları bu açıdan öne çıkıyor. Kapsam tarafında en temel başlıklar; kamulaştırma, sözleşme ihlali, savaş ve iç karışıklık, transfer kısıtı ve yerel paranın dövize çevrilememesi gibi riskler. Dünya Bankası Grubu’na bağlı Çok Taraflı Yatırım Garanti Ajansı (MIGA) da siyasi risk sigortasını tam olarak bu eksende tanımlıyor ve başlıca teminatları transfer döviz transfer kısıtları ve yerel paranın dövize çevrilememesi, kamulaştırma, savaş ve iç karışıklık ile sözleşme ihlali riskleri olarak sıralıyor” diye konuştu. Reasürans, daha seçici, veri odaklı ve şartlı davranıyor Murat Çiftçi’nin verdiği bilgiye göre; reasürans tarafında tablo tamamen “iştah kaybı” şeklinde değil; daha seçici, daha veri odaklı ve daha şartlı bir iştah olarak görülüyor. Yani kapasite bazı alanlarda hâlâ güçlü, ancak fiyatlama, muafiyet, alt limit, özel kloz ve bölge bazlı istisna yönetimi çok daha hassas hale geldi. Murat Çiftçi şöyle devam etti: “Özellikle siyasi şiddet, savaş, kritik altyapı, deniz ticareti ve enerji nakil hatlarına bağlı risklerde underwriting daha ayrıntılı yapılıyor. Buna karşılık bazı specialty alanlarında ve iyi yapılandırılmış programlarda kapasitenin devam ettiğini de görüyoruz. 2025-2026 piyasa raporları, genel olarak sermayenin güçlü kaldığını ancak jeopolitik belirsizlik nedeniyle reasürörlerin risk seçimini daha disiplinli yürüttüğünü gösteriyor.” Yatırım kararında ülke gündemi tek başına belirleyici değil “Artık yatırım kararı verilirken sadece ülkenin bugünkü görünümüne değil, şoklara ne kadar dayanıklı olduğuna bakılıyor” diyen Murat Çiftçi, şunları söyledi: “Öncelikli parametreler arasında ülke riski, yaptırım olasılığı, yerel hukuk sistemi, sözleşme uygulanabilirliği, döviz transferi serbestisi, tedarik zinciri yoğunlaşması, enerji arz güvenliği, kritik altyapı dayanıklılığı, siber güvenlik, yerel ortak profili ve siyasi geçiş riskleri bulunuyor. Sektöre göre ağırlık değişiyor: enerjide kaynak ve iletim güvenliği, altyapıda kamu otoritesiyle sözleşme ilişkisi, teknolojide veri-egemenliği ve ihracat kısıtları daha belirleyici hale geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) da enerji güvenliğinin artık jeopolitik riskler, siber saldırılar, tedarik zinciri aksaklıkları ve aşırı hava olaylarıyla birlikte ele alınması gerektiğini vurguluyor.” Uluslararası alanda en çok tercih edilen stratejiler Murat Çiftçi, uluslararası sigorta piyasalarında jeopolitik risklere karşı en çok tercih edilen koruma stratejileri de şu şekilde sıraladı: “En çok tercih edilen strateji, tek bir poliçeye yüklenmek yerine katmanlı koruma yapısı kurmak. Bunun içinde siyasi risk sigortası, politik şiddet/terör, savaş riski, contingent business interruption, trade credit, marine war ve gerektiğinde sözleşme kırılması veya alıcı tarafın ödeme yapamama riskini kapsayan çözümler yer alabiliyor. Şirketler ayrıca programlarını bölge bazlı ayırıyor, kritik tedarikçilere bağlı etkilenme düzeyini haritalıyor ve poliçelerin hasar tetikleyicilerini senaryo bazlı test ediyor. Piyasadaki eğilim, korumayı “hasar sonrası ödeme” mantığından çıkarıp bilanço dayanıklılığı ve iş sürekliliği mantığına taşımak yönünde. Lloyd’s raporları da bu senaryo-temelli yaklaşımın giderek standartlaştığını gösteriyor.” Jeopolitik riskte sigorta tek çözüm olmayacaktır Şirketlerin, jeopolitik riskleri yönetmek için sigorta dışında kullandıkları önleyici mekanizmalar ile ilgili bilgi veren Murat Çiftçi, “Burada en etkili yaklaşım, sigortayı tek çözüm olarak görmemek. Şirketlerin, ticaret belirsizliği ve jeopolitik kırılganlıklara karşı sigorta çözümleri ile eş zamanlı olarak tedarik zincirlerini çeşitlendirmesi, yedekleme plan oluşturması ve operasyonel esneklikleri artırması da gerekiyor. Şirketler öncelikle hukuki yapıyı güçlendirmeli, yatırım aracını doğru ülkede ve doğru sözleşme mimarisiyle kurmalı, uluslararası tahkim güvencelerini değerlendirmeli, yerel ortak seçiminde titiz davranmalı. Tek ülke, tek tedarikçi, tek rota bağımlılığı azaltılmalı. Paydaş haritalaması, kriz senaryosu çalışmaları, alternatif tedarik rotaları, yerel regülasyon takibi ve güçlü uyum mekanizmaları yapılmalı” dedi. 2026 ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendler Murat Çiftçi, 2026 ve sonrası için öngörülen jeopolitik trendlerin, sigorta sektörüne etkilerine yönelik, “2026 ve sonrasında sigorta ürünleri daha modüler, daha parametrik ve daha senaryo odaklı hale gelecek. Çünkü önümüzdeki dönemde enerji koridorları üzerindeki baskı, ticaret bloklaşması, kritik mineraller ve teknoloji tedariki üzerindeki rekabet, siber tehditler ve iklim-jeopolitik etkileşimi birlikte çalışacak gibi görünüyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2026 raporu da jeopolitik şoklar, teknoloji kırılmaları ve iklim istikrarsızlığının birlikte hareket ettiği daha kompleks bir risk evrenine işaret ediyor. Sigorta sektörü de daha esnek, veriyle desteklenen ve sektör-ülke bazında özelleştirilmiş çözümlere yöneliyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bilkom, Kadın Yönetici Oranında Küresel Ortalamanın İki Katını Aştı Haber

Bilkom, Kadın Yönetici Oranında Küresel Ortalamanın İki Katını Aştı

Küresel teknoloji sektörü, kadın temsiliyetinde kritik bir dönemeçten geçiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun Küresel Cinsiyet Uçurumu Raporu, STEM (bilim, teknoloji, mühendislik ve matematik) alanlarında kadın istihdamının %29,2 ile sınırlı kaldığını gösteriyor. Yönetim kademesine çıkıldığında bu oran daha da düşüyor. Deloitte verilerine göre, büyük teknoloji şirketlerinde kadın liderlerin oranı küresel ölçekte yaklaşık %25 seviyesinde seyrediyor. Teknik uzmanlık gerektiren alanlarda eşitsizlik daha da derinleşiyor. WEF verileri, yapay zeka ve yazılım mühendisliği gibi kritik rollerde kadın temsilinin %12’ye kadar gerilediğini ortaya koyarken, Eurostat Avrupa’daki ICT uzmanları arasında kadın oranının %19,4 olduğunu bildiriyor. Türkiye’deki tablo ise yüksek bir potansiyele rağmen benzer bir duruma işaret ediyor. TÜBİSAD ve Deloitte iş birliğiyle hazırlanan Teknoloji Sektöründe Kadın Raporu, teknoloji odaklı kadın istihdamının yaklaşık %30 seviyesinde olduğunu ortaya koyuyor. Yükseköğretim mezunu kadınların işgücüne katılım oranının %68,9 olduğunu gösteren TÜİK’in İstatistiklerle Kadın araştırması ise değerlendirilmeyi bekleyen önemli bir nitelikli iş gücü potansiyeline dikkat çekiyor. Sektör Ortalamalarının Ötesine Geçen Bir Temsiliyet Modeli Bilkom, bu küresel ve yerel tablo içinde ortalamaları belirgin biçimde aşan bir yaklaşım sergiliyor. Şirkette kadın çalışan oranı %58 seviyesine ulaşırken, yönetim kademesindeki %62’lik kadın temsili teknoloji sektöründe nadir görülen bir tabloya işaret ediyor. Bu oran, küresel teknoloji şirketlerindeki yaklaşık %25’lik liderlik ortalamasının iki katından fazlasına karşılık geliyor ve stratejik karar alma süreçlerinde kadınlara güçlü bir temsiliyet zemini oluşturuyor. Kurumsal kültürün etkisi çalışan deneyimine de yansıyor. Bilkomlu kadın profesyonellerin %80’i kariyer yolunun açık olduğunu ve ilerlemek için önünde bir engel olmadığını düşünüyor. Bu veri, şirketin eşitlikçi yaklaşımının istatistiklerin ötesinde eşitlik algısı düzeyinde de karşılık bulduğunu gösteriyor. Sürdürülebilir Eşitlik İçin Sistematik İnsan Kaynakları Yaklaşımı Bilkom’un ulaştığı yüksek temsiliyet oranları, kurumsal ölçekte tasarlanmış bir insan kaynakları yaklaşımının sonucu. Koç Holding liderliğinde yürütülen “Ülkem İçin Toplumsal Cinsiyet Eşitliğini Destekliyorum” programıyla uyumlu hareket eden Bilkom, eşitliği kültürel bir değer olmanın ötesine taşıyarak operasyonel bir prensip haline getiriyor. Liderlik rollerine yönelik yedekleme planlarında kadın adayların bulunmasını zorunlu kılan Bilkom, işe alım ve yönetici atamalarında çeşitliliği stratejik bir performans göstergesi olarak ele alıyor. Bu yaklaşım, temsiliyetin yalnızca mevcut tabloyu değil, gelecekteki organizasyon yapısını da şekillendirmesini sağlıyor. Bilkom, 2026 vizyonu kapsamında teknoloji ekosistemindeki öncü konumunu korumayı ve kadınların liderlikteki rolünü daha da güçlendirmeyi hedefliyor. Eşitlikçi temsiliyetin rekabet gücü ve sürdürülebilir kurumsal başarı açısından kritik olduğunu vurgulayan Bilkom İnsan Kaynakları Direktörü Gamze Yücel Genç, şu değerlendirmede bulundu: “Bilkom için kurumsal performansın ayrılmaz bir parçası olan çeşitliliğin karar alma süreçlerini zenginleştirdiğine ve sürdürülebilir başarının temelini oluşturduğuna inanıyoruz. Bu nedenle Bilkom’da kapsayıcı liderliği bir hedeften ziyade organizasyonumuzun işleyiş biçimi olarak konumlandırıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schneider Electric, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısı’nda Enerji Teknolojisini İleri Taşıyor Haber

Schneider Electric, Davos’taki Dünya Ekonomik Forumu Yıllık Toplantısı’nda Enerji Teknolojisini İleri Taşıyor

“Yapay zekâ ile enerjinin artık birbirinden ayrılamaz olduğu yeni bir döneme girdiğimiz açıkça görülüyor; bu iki alan birlikte tüm iş dünyasını yeniden şekillendirecek,” diyen Schneider Electric CEO’su Olivier Blum sözlerini şöyle sürdürdü: “Yapay zekâ işlem gücü gerektirir, işlem gücü ise enerjiye dayanır. Bu nedenle dünyanın daha yüksek bir enerji zekâsına ihtiyacı var. Tüm sektörlerdeki müşterilerimiz aynı zorlukla ve aynı fırsatla karşı karşıya: enerjiyi verimli kullanmak. Enerji teknolojisi ortağınız olarak her endüstriyi, işletmeyi ve evi elektriklendiriyor, otomatikleştiriyor ve dijitalleştirerek herkes için verimlilik ve sürdürülebilirlik sağlıyoruz. Biz yalnızca sistemleri birbirine bağlamıyoruz; yapay zekâ, veri ve insanların kusursuz bir uyum içinde birlikte çalıştığı ekosistemler oluşturuyoruz. Gelin, Davos’taki bu fırsatı enerji teknolojisini birlikte ileri taşımak için değerlendirelim.” Schneider Electric , bu yılki Yıllık Toplantı süresince aşağıda özetlenenler de dahil olmak üzere çeşitli duyurular gerçekleştirecek. Schneider Electric delegelerinin tam listesi ve Davos kapsamındaki tüm katılım detayları se.com adresinde yer alıyor. Gerçek etki yaratan yapay zeka uygulamaları Schneider Electric, Dünya Ekonomik Forumu'nun yüksek etki yaratan, gerçek dünya yapay zeka uygulamalarını öne çıkaran küresel programı MINDS'ın (Meaningful, Intelligent, Novel, Deployable Solutions) 1. ve 2. fazlarında yer aldı. CEO Olivier Blum, EcoStruxure Microgrid Advisor ve Snaplogic Touchscreen Room Controller adına verilen ödülleri 20 Ocak 2026 tarihinde WEF Yıllık Toplantısı kapsamında düzenlenecek kazananlar resepsiyonunda, kabul edecek. Schneider Electric’in dokuzuncu Lighthouse fabrika ödülü Dünyadaki en gelişmiş operasyonel tesisleri belirleyip ödüllendiren Dünya Ekonomik Forumu Küresel Lighthouse Ağı, Schneider Electric'in Wuhan fabrikasını ödüllendirdi. Wuhan tesisi, bu yıl ilk kez hayata geçirilen “yetenek” kategorisinde ödül alan dünya çapındaki yalnızca üç fabrikadan biri oldu. Bu başarı, Schneider Electric’in dokuzuncu Lighthouse ödülünü temsil ediyor. Fabrika, yetkinlik açığını kapatan ve üretim dayanıklılığı için yeni bir referans noktası belirleyen; geleceğe hazır, insan odaklı bir iş gücü modeline öncülük etmesi nedeniyle onurlandırıldı. Sektörler arası üst düzey liderlerle temas Schneider Electric Enerji Yönetiminden Sorumlu İcra Kurulu Başkan Yardımcısı Frédéric Godemel, Bloomberg Yeni Ekonomi Enerji Teknolojisi Koalisyonu adına, küresel karar vericiler ve kanaat önderlerinden oluşan sektörler arası bir grubu bir araya getirecek. Bu, hızla artan küresel elektrik talebi karşısında enerji tüketimini daha verimli, dayanıklı ve duyarlı hale getiren teknolojilerin benimsenmesini hızlandırmayı amaçlayan Koalisyon için ilk önemli toplantı olacak. Dezavantajlı topluluklar için değişimi güçlendirmek Schneider Electric ve EDP; dezavantajlı topluluklarda temiz, uygun fiyatlı enerji çözümleri ve kapsayıcı ekonomik fırsatlar sunan sosyal girişimcileri güçlendirecek küresel bir hızlandırıcı olan EDGE Transition'ı ortaklaşa hayata geçirdi. Program; mentorluk, teknik doğrulama, stratejik ortaklıklar ve uzun vadeli, riske toleranslı sermayeye erişim yoluyla erken aşama etki girişimlerini destekliyor. Dezavantajlı topluluklara hizmet eden ve enerjiye adil erişimi geliştiren çözümleri odağına alan bu girişim, enerji dönüşümünü hızlandırmayı ve sürdürülebilir küresel elektrifikasyonu teşvik etmeyi amaçlıyor. İki şirket, ortaklıklarını 21 Ocak'ta Davos'ta duyuracak.

Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya Haber

Küresel İş Dünyası, Hızla Ortaya Çıkan Yeni Bir Rekabet Çağıyla Karşı Karşıya

Risk, reasürans ve sermaye, insan kaynakları ve yatırımlar ile yönetim danışmanlığı alanlarında küresel lider olan Marsh (NYSE: MRSH) ile önde gelen küresel çok branşlı sigorta şirketi ve dayanıklılık hizmetleri sağlayıcısı Zurich Insurance Group'un (Zurich) üst düzey yöneticilerinin, bugün yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu'nun 2026 Küresel Riskler Raporu'nun bulgularına ilişkin yorumlarına göre küresel iş dünyası liderleri, derinleşen jeopolitik bölünmelerin yanı sıra artan teknolojik ve toplumsal zorlukların önümüzdeki 12 ay boyunca iş dünyasını şekillendirmeye devam edeceği bir dönemde artan risklerle karşı karşıya. Marsh ve Zurich, Dünya Ekonomik Forumu'nun stratejik ortakları ve Küresel Riskler Danışma Kurulu üyeleridir. Katılımcılar tarafından 2026'da en önemli beş acil risk olarak jeoekonomik çatışma, devlet temelli silahlı çatışmalar, aşırı hava olayları, toplumsal kutuplaşma ve yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon belirlendi. İki yıllık görünümde yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ikinci, toplumsal kutuplaşma üçüncü sıraya yükseldi. Marsh Risk'in Özellikli Ürünler Lideri Andrew George rapor ile ilgili şu açıklamalarda bulundu: “Toplumsal parçalanma ve eşitsizlikten, sağlık ve refahın azalmasına kadar, hepimizin karşı karşıya olduğu toplumsal risklerin merkezinde derinleşen bölünmeler yer alıyor. Bu küresel risklerin artan önemine rağmen, büyük hükümetler ortak zorluklarımızın üstesinden gelmek için tasarlanmış birçok kabul gören sistemden uzaklaşıyor. Sonuç olarak, bölünmüş toplumlar sosyal istikrarsızlık ve artan çatışma eşiğine daha da yaklaşıyor.” Raporun uzun vadeli bulguları, jeoekonomik çatışma hariç 33 riskin tamamının önümüzdeki 10 yıl içinde iş liderleri tarafından şiddetinin artacağı öngörüsünü vurgulayarak yeni bir küresel rekabet çağının ortaya çıkışının altını çiziyor. Rapora göre, katılımcıların yüzde 57'si önümüzdeki on yılda çalkantılı veya fırtınalı bir görünüm öngörüyor. 10 yıllık görünüm, çevresel ve teknolojik riskler tarafından güçlü bir şekilde domine ediliyor. Zurich'in Yaşam, Sağlık ve Banka Dağıtım Kanalları CEO'su Alison Martin raporla ilgili şunları söyledi: “Büyük ekonomilerdeki iş dünyası liderleri emeklilik ve kamu sağlığı konusunda derin endişe duyuyor. Bu açıklar hem iş gücünün refahını hem de sosyal istikrarı tehdit ediyor. Ancak sağlıkta yaşanan gerileme, kamu altyapısı ve sosyal koruma eksikliği gibi toplumsal riskler ile bu risklerin etkileri dünyamızı yeniden şekillendirmeye başlamış olmasına rağmen, 10 yıllık risk görünümünde neredeyse hiç yer almaması dikkat çekici. Acil bir şekilde ve iş birliği içinde hareket etmezsek, geleceğimizi tanımlayabilecek tehditleri görmezden gelme riskiyle karşı karşıyayız.” Rapora göre, iş gücü piyasalarını, toplumsal yapıları, altyapıyı ve jeopolitiği büyük ölçüde etkileyecek olan yapay zeka (YZ) ve kuantum bilişimdeki ilerlemeler küresel ekonomik uçurumların genişlemesine de katkıda bulunabilir. Deniz altı kablolarının kesilmesinden uyduların bozulmasına kadar çeşitli tehditlere maruz kalan kritik altyapıların modernizasyonu için de önemli yatırımlar gerekebilir. Zurich’in Grup Risk Yöneticisi Peter Giger şunları ekledi: “Aşırı hava koşulları, siber saldırılar ve jeopolitik çatışmalar artan tehditler oluşturmasına rağmen, kritik altyapı kesintileri önümüzdeki on yıl için küresel riskler arasında sadece 23. sırada yer aldı. Bu tehlikeli bir ihmal. Rekor sıcaklıklar nedeniyle zorlanan elektrik şebekelerinden yükselen deniz seviyeleri nedeniyle risk altında olan kıyı kentlerine kadar, hazırlıksız ve yetersiz fonlanmış sistemlere güveniyoruz. Altyapı çöktüğünde, her şey risk altında olur. Bu tehditlerin ne kadar birbirine bağlı olduğunu anlamalı ve bir sonraki kriz gelmeden önce dayanıklılığı güçlendirmek için şimdi yatırım yapmalıyız.” Yapay zeka ve kuantum bilişimindeki gelişmeler işgücü piyasalarını ve jeopolitiği hızla yeniden şekillendiriyor; bu durum, bireylerin yaşamlarında devrim yaratacak, sağlığımızı ve refahımızı artıracak ve ulusların geleceğini şekillendirecek derin etkiler doğuracak. Otomasyon ve kuantum atılımları hızlanırken, hükümetler ve şirketler, rol fazlalığı, ekonomik yoğunlaşma ve kritik altyapıda ile dijital güven alanında sistemik aksamalar potansiyelinin yarattığı zorlukların üstesinden gelmek için birlikte çalışmalıdır. Marsh Türkiye, Doğu Akdeniz ve Hazar Bölgesi CEO’su Tarık Serpil rapor ile ilgili şunları aktardı: “Küresel Riskler Raporu 2026, dünyada risklerin artık tekil değil, birbirini besleyen bir yapı içinde ilerlediğini gösteriyor. Jeopolitik belirsizliklerden ekonomik dalgalanmalara, teknolojik dönüşümden çevresel tehditlere kadar pek çok başlık aynı anda karar alma süreçlerini etkiliyor. Bu yeni dönemde asıl fark yaratan, belirsizliği öngörüyle yönetebilen ve kısa vadeli baskılarla uzun vadeli hedefler arasında denge kurabilen kurumlar olacak. Rapor, risklerin arttığı bir dünyada dayanıklılık, esneklik ve iş birliğinin her zamankinden daha kritik hale geldiğini açıkça ortaya koyuyor.” Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, “Kısa vadede jeoekonomik ve jeopolitik karışıklıklar, yanlış bilgilendirme ve dezenformasyon ile toplumsal kutuplaşma gibi riskler öne çıkarken; uzun vadede olağanüstü hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistem çöküşü ile doğal kaynak kıtlığı giderek daha belirleyici hale geliyor. Bu tablo, sorumluluk alarak birlikte harekete geçmemiz gerektiğini gösteriyor. Dünyamıza sahip çıkmalıyız” dedi.

Küresel İşlerin Yaklaşık Yüzde 40’ı Yapay Zekâ Etkisi Altında Haber

Küresel İşlerin Yaklaşık Yüzde 40’ı Yapay Zekâ Etkisi Altında

Vatansever, istihdam rakamları korunurken görevlerin ve yetkinliklerin algoritmalara devredildiği bu sürecin, klasik işsizlik tartışmalarının ötesinde, mesleklerin içeriden dönüşümü perspektifiyle ele alınması gerektiğini vurguladı. Uluslararası Para Fonu’na (IMF) göre yapay zekâ, küresel ölçekte istihdamın yaklaşık yüzde 40’ını etkileyebilir. IMF, gelişmiş ekonomilerde bu oranın yüzde 60’a kadar çıkabileceğini belirtirken, söz konusu etkinin büyük ölçüde doğrudan iş kaybı değil, işlerin içeriğinde ve görev dağılımında dönüşüm şeklinde gerçekleşeceğine dikkat çekiyor. Bu tablo, istihdam rakamları korunurken mesleklerin içinin kademeli olarak boşalabildiğini gösteriyor. Bu bağlamda sessiz dijital işsizlik, bireyin istihdamda kalmasına rağmen karar alma, üretim ve mesleki katkı kapasitesinin yapay zekâ destekli sistemler tarafından aşamalı biçimde devre dışı bırakılması sürecini ifade ediyor. Sorun, insanların işsiz kalması değil; çalışmaya devam ederken mesleki değerlerinin görünmez biçimde aşınması olarak tanımlanıyor. Ekonomik Kalkınma ve İşbirliği Örgütü (OECD) verileri, küresel ortalamada istihdamın yaklaşık yüzde 28’inin yüksek otomasyon riski altında bulunduğunu ortaya koyuyor. OECD, bu riskin kısa vadede kitlesel işten çıkarmalardan ziyade rol ve görev dönüşümü yoluyla ortaya çıkabileceğini vurguluyor. Bu durum, çalışanların karar verici pozisyonlardan daha sınırlı uygulayıcı rollere kaymasına neden olabiliyor. Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) ile NASK tarafından hazırlanan küresel endeks ise dünya genelinde işlerin yaklaşık dörtte birinin (yüzde 25) generatif yapay zekâ tarafından dönüşüm riski taşıdığını gösteriyor. ILO, bu dönüşümün çoğu durumda işlerin tamamen ortadan kalkması anlamına gelmediğini; ancak işin içeriğinin, gereken becerilerin ve çalışma biçimlerinin köklü biçimde değiştiğini belirtiyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun (WEF) Future of Jobs 2025 raporu da benzer bir eğilime işaret ediyor. Raporda, yapay zekânın yalnızca bazı iş rollerini azaltmakla kalmayacağı; aynı zamanda meslek tanımlarını, beceri gereksinimlerini ve kariyer yollarını yeniden şekillendireceği vurgulanıyor. Bu yaklaşım, iş kaybı tartışmalarından çok iş dönüşümü kavramını öne çıkarıyor. Günlük iş pratiklerinde bu dönüşüm, birçok kurumda somut biçimde hissediliyor. Analist, muhasebeci, editör veya idari uzman gibi unvanlar korunurken; raporlama, veri sınıflandırma, içerik üretimi ve ön analiz gibi görevlerin giderek yapay zekâ destekli sistemler tarafından üstlenildiği görülüyor. Çalışanlar istihdamda kalmaya devam etse de mesleğin karar ve üretim merkezinden uzaklaşma riski artıyor. Klasik otomasyon çoğu zaman işten çıkarma odaklı bir tehdit olarak ele alınırken, sessiz dijital işsizlik yerinde tutarak dönüştürme pratiğiyle ilerliyor. Bu nedenle etkileri daha yavaş, daha görünmez ve ölçülmesi daha zor; ancak uzun vadede kurumsal verimlilik, mesleki kimlik ve karar alma kapasitesi üzerinde daha derin sonuçlar doğurabiliyor. Türkiye açısından bakıldığında, beyaz yaka istihdam oranının görece yüksek olması ve yapay zekâ yatırımlarının hız kazanması bu eğilimi daha kritik hâle getiriyor. Uzmanlar, sürecin yalnızca ekonomik değil; motivasyon kaybı, aidiyet zayıflaması ve mesleki kimlik erozyonu gibi psikososyal etkiler de ürettiğine dikkat çekiyor. Bu tabloya ilişkin değerlendirmelerde, mesleklerin yapay zekâ karşısındaki kırılganlığını ortaya koyan göstergelerin, farklı ülkelerden gelen verilerin ortak bir analitik çerçevede birlikte okunmasıyla anlam kazandığı belirtiliyor. Yapay zekânın istihdam üzerindeki etkilerini tekil raporlar üzerinden değil, görev, yetkinlik ve karar alma süreçlerindeki yapısal değişimi birlikte ele alan bir yaklaşımla değerlendirmek gerektiği vurgulanıyor. Vatansever Platformu ve Dijital Biz editoryal ekipleri tarafından, IMF, OECD, WEF ve ILO başta olmak üzere uluslararası kurumların güncel rapor ve verileri esas alınarak derlenen bu değerlendirmede, istihdam göstergeleri korunurken mesleklerin içeriden dönüştüğü ve “sessiz dijital işsizlik” olarak tanımlanan risk alanının orta ve uzun vadede belirleyici bir yapısal mesele hâline geldiği vurgulanıyor. İstihdam rakamları ayakta kalırken mesleklerin içi boşalıyorsa sorun hâlâ görünmezdir. “Sorun işsiz kalmak değil, çalışırken mesleğini kaybetmek.” Bu yaklaşım, sessiz dijital işsizliğin bir kriz söyleminden ziyade istatistiklerin henüz yakalayamadığı bir dönüşüme dair erken uyarı kavramı olarak ele alınması gerektiğini ortaya koyuyor. Tartışmanın önümüzdeki dönemde hangi mesleklerin değil, hangi yetkinliklerin ayakta kalacağı sorusu etrafında derinleşmesi bekleniyor.

Dünya Ekonomik Forumu’ndan Kıvanç Zaimler’e Küresel Liderlik Görevi Haber

Dünya Ekonomik Forumu’ndan Kıvanç Zaimler’e Küresel Liderlik Görevi

Kıvanç Zaimler, yeni rolü kapsamında, Advanced Energy Solutions platformunun stratejik gündeminin belirlenmesine, küresel önceliklerin şekillendirilmesine ve ileri enerji çözümlerinin dünya genelinde hızla ve etkin biçimde ölçeklenmesine yönelik çalışmalara liderlik edecek. Enerji ve iklim teknolojilerinde dönüşüm niteliği taşıyan alanlara odaklanan Advanced Energy Solutions; temiz yakıtlar, hidrojen, yeni nesil nükleer teknolojiler, enerji ve karbon depolama gibi başlıklarda, küresel ekosistemin en yenilikçi şirketlerini ve vizyoner liderlerini bir araya getiriyor. Platform, bu teknolojilerin yaygınlaşma süresini onlarca yıldan yıllara indirmeyi hedeflerken; teknoloji geliştiriciler, enerji üreticileri, yatırımcılar ve kamu arasında güçlü bir iş birliği zemini oluşturuyor. İleri enerji çözümlerinin küresel ölçekte hızla ölçeklenmesi, yatırım ortamının güçlendirilmesi ve enerji dönüşümünün ekonomik, teknolojik ve toplumsal boyutlarıyla ele alınması, platformun yeni dönemdeki öncelikleri arasında yer alıyor. Sabancı Holding CEO’luğu görevinin yanında, ulusal ve uluslararası pek çok stratejik platformda aktif roller üstlenen Kıvanç Zaimler; Advanced Energy Solutions Eş Başkanlığı’nın yanı sıra Dünya Enerji Konseyi Türkiye Başkan Yardımcılığı, IICEC (İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi) Yönetim Kurulu Üyeliği, SHURA Enerji Dönüşüm Merkezi Danışma Kurulu Üyeliği gibi önemli sorumluluklar taşıyor. COP İklim Zirveleri ve Dünya Ekonomik Forumu gibi küresel platformlarda Türkiye’yi ve Sabancı Topluluğu’nu temsil eden Kıvanç Zaimler, enerji dönüşümü ve iklim politikalarına ilişkin uluslararası karar alma süreçlerine katkı sunmaya devam ediyor. TÜRKİYE’Yİ SADECE SABANCI HOLDİNG TEMSİL EDİYOR Advanced Energy Solutions bünyesinde, enerji ve iklim teknolojileri alanında faaliyet gösteren 20 uluslararası şirket yer alıyor. Platformda Türkiye’yi temsil eden tek şirket olan Sabancı Holding, yenilebilir enerji üretimi ve enerji dağıtımı iş kollarındaki tecrübelerinin yanı sıra ileri güneş ve rüzgâr teknolojileri, enerji depolama, füzyon gibi yeni nesil alanlardaki yetkinliklerini de küresel paydaşlarla paylaşarak Türkiye’nin bu alandaki vizyonunu uluslararası arenaya taşıyacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akfen Holding, Sürdürülebilirlik Raporu ile ESG Alanında Öncü Konumunu Güçlendirdi Haber

Akfen Holding, Sürdürülebilirlik Raporu ile ESG Alanında Öncü Konumunu Güçlendirdi

Akfen Holding, Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sunmaya ve uzun vadeli değer yaratmaya kararlılıkla devam ediyor. Holding, 2024 Sürdürülebilirlik Raporu ile çevresel, sosyal ve yönetişim (ESG) alanlarında yürüttüğü çalışmaları uluslararası standartlarla uyumlu, ölçülebilir ve şeffaf bir çerçevede ortaya koydu. Rapor, Akfen Holding’in sürdürülebilirliği yalnızca bir raporlama konusu değil, kurumsal yönetim anlayışının ayrılmaz bir parçası olarak ele aldığını bir kez daha ortaya koyuyor. Akfen Holding’in 2024 Sürdürülebilirlik Raporu; Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi (UNGC), Kadının Güçlenmesi Prensipleri (WEPs), ve Dünya Ekonomik Forumu Paydaş Kapitalizmi Metrikleri ile uyumlu olarak hazırlanarak, Türkiye’de sınırlı sayıda kurumun erişebildiği uluslararası raporlama olgunluğu hedeflendi. ÇEVRESEL PERFORMANSTA SOMUT VE ÖLÇÜLEBİLİR BAŞARI Akfen Holding, 2024 yılında ilk kez katıldığı CDP Su Güvenliği Programı’nda “B-”, CDP İklim Değişikliği değerlendirmesinde ise “B” (Yönetim Seviyesi) notu alarak çevresel riskleri yöneten ve fırsata dönüştüren bir yapı ortaya koydu. Aynı yıl içerisinde grup genelinde 43 milyon TL’nin üzerinde çevre yatırımı gerçekleştirilirken, Akfen Yenilenebilir Enerji özelinde yaklaşık 1,98 milyar TL’lik yatırım ile hibrit güneş ve rüzgâr santrallerinin kapasite artırımları hayata geçirildi. Akfen Holding, sürdürülebilirlik yönetimini “Sorumlu, Hedef Odaklı, Anlayışlı ve Etkileyici” başlıkları altında yapılandırarak, ESG yaklaşımını üst yönetimden tüm organizasyona yayılan bir yönetim modeli haline getirdi. 2024 itibarıyla Yönetim Kurulu’nda %33 kadın temsil oranına ulaşılması, kapsayıcılık ve eşitlik konusundaki yaklaşımın somut bir göstergesi olarak öne çıktı. SOSYAL ETKİ VE ÇEVREYE KATKI Akfen Holding, sosyal etkiyi yalnızca destek projeleriyle değil, ana faaliyet alanlarının bir parçası olarak ele alıyor. TİKAV aracılığıyla eğitimde fırsat eşitliği, gençlerin gelişimi ve toplumsal gönüllülük projeleri sürdürülürken; sağlık, altyapı ve kamu hizmetleri alanındaki yatırımlar da yüksek kalite ve sürdürülebilirlik standartlarıyla yönetiliyor. 2024 Sürdürülebilirlik Raporu, Akfen Holding için yalnızca bir performans özeti değil; aynı zamanda iklim değişikliğiyle mücadele, su güvenliği, dijitalleşme ve kapsayıcı büyüme alanlarında geleceğe dönük güçlü bir yol haritası sunuyor. Yapay zekâ ve veri analitiği temelli dijital uygulamaların operasyonlara entegre edilmesiyle, sürdürülebilirlik yaklaşımı verimlilik ve etki odağında güçlendiriliyor. AKFEN GRUP SÜRDÜRÜLEBİLİRLİK LİDERİ EMRE SEZGİN: HEDEFİMİZ UZUN VADELİ VE KALICI DEĞERLER İNŞA ETMEK Akfen Grup Sürdürülebilirlik Lideri Emre Sezgin, 2024 Sürdürülebilirlik Raporu’na ilişkin değerlendirmede bulundu, Raporun, Akfen Holding’in sürdürülebilirliği stratejik bir yönetim alanı olarak ele aldığının somut bir göstergesi olduğuna dikkat çeken Emre Sezgin, sözlerine şöyle devam etti: “2024 yılıCDP değerlendirmelerinde İklim Değişikliği’nde ‘B’, Su Güvenliği’nde ise ‘B-’ notu almamız; çevresel riskleri ölçen ve yöneten bir yapıya ulaştığımızı ortaya koyuyor. Aynı dönemde grup genelinde 43 milyon TL’nin üzerinde çevre yatırımı gerçekleştirirken, Akfen Yenilenebilir Enerji özelinde yaklaşık 1,98 milyar TL’lik yatırım ile yenilenebilir enerji kapasitemizi güçlendirdik. Yönetim Kurulu’nda %33 kadın temsil oranına ulaşmamız ve sürdürülebilirlik yönetimini WEF Paydaş Kapitalizmi Metrikleri ile uyumlu bir modele taşımamız da bu bütüncül yaklaşımın önemli çıktıları. Hedefimiz, yalnızca bugünü değil, uzun vadeli ve kalıcı değer yaratan bir büyüme modelini sürdürülebilirlik ekseninde inşa etmek.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.