Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dünya Sağlık Örgütü

Kapsül Haber Ajansı - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Takeda Türkiye, Hasta Güvenliğinde Bütüncül Bakımın Önemine Dikkat Çekiyor Haber

Takeda Türkiye, Hasta Güvenliğinde Bütüncül Bakımın Önemine Dikkat Çekiyor

Sağlık hizmetlerinde önlenebilir zararların azaltılması ve hasta güvenliği kültürünün güçlendirilmesi amacıyla her yıl 17 Eylül’de kutlanan Dünya Hasta Güvenliği Günü, güvenli bakımın sağlık sistemlerinin temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çekiyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, dünya genelinde her 10 hastadan 1'i sağlık hizmeti sırasında önlenebilir zararlarla karşılaşmakta; güvensiz bakım her yıl 3 milyondan fazla ölüme yol açmaktadır. Ayrıca; birinci basamak ve ayakta sağlık hizmetlerinde her 10 hastanın 4'ü zarar görmektedir ve bu zararların yaklaşık %80'i (%23,6-%85 aralığında) önlenebilir durumdadır.[1] Bu veriler ışığında DSÖ 2026 yılı için belirlediği “Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar İçin Güvenli Bakım” teması ve “Yaşam Boyu Güvenli Bakım” mesajı ise kronik hastalıklarla yaşayan bireylerin yalnızca tedavi sırasında değil, yaşamlarının her aşamasında güvenli ve hasta odaklı sağlık hizmetlerine erişiminin önemini vurguluyor. Güvenli Bakım, Tüm Hasta Yolculuğunu Kapsıyor Bulaşıcı olmayan hastalıkların yönetimi; tanı, tedavi ve uzun dönemli takip boyunca farklı uzmanlık alanlarından sağlık profesyonellerinin ve çeşitli bakım ortamlarının koordinasyonunu gerektirebiliyor. Bu nedenle hasta güvenliği yalnızca sağlık kuruluşlarında gerçekleştirilen uygulamalarla sınırlı kalmıyor. Doğru tanıya zamanında erişim, tedavinin uygun şekilde yönetilmesi, ilaçların güvenli kullanımı, olası risklerin izlenmesi, takip süreçlerinin kesintisiz sürdürülmesi ve hastaların kendi sağlıklarıyla ilgili süreçlere aktif olarak katılması, güvenli bakımın önemli bileşenleri arasında yer alıyor. Takeda Türkiye, hasta güvenliğini tüm bakım yolculuğunun ayrılmaz unsuru olarak ele alıyor Hayatları iyileştirmek ve gelecek nesiller için daha sağlıklı bir dünya inşa etmek için çalışan Takeda Türkiye, gerçekleştirdiği faaliyetlerin merkezine hasta güvenliğini koyuyor. Takeda Türkiye; faaliyet gösterdiği hematoloji, immünoloji, gastroenteroloji, onkoloji ve nadir hastalıklar alanlarında hasta güvenliğini tüm bakım yolculuğunun temeli olarak ele alıyor. Şirket, hastaların ihtiyaç duydukları tedavilere erişiminin yanı sıra, bu tedavilerin güvenli, sürdürülebilir ve hasta odaklı bir bakım yaklaşımı içinde yönetilmesini temel bir öncelik olarak benimsiyor. Tedavi yolculuğunda doğru tanıya zamanında ulaşılması, tedavi süreçlerinin etkin şekilde yönetilmesi, olası risklerin yakından takip edilmesi ve bakımın farklı aşamaları arasında sürekliliğin korunması hasta güvenliğinin temel unsurlarını oluşturuyor. Takeda Türkiye, hasta güvenliğini yalnızca tedavinin uygulandığı anla sınırlı bir yaklaşım olarak değil; tanıdan tedaviye, takipten hastanın kendi sağlık yönetimine kadar uzanan bütüncül bir bakım anlayışının parçası olarak konumlandırıyor. Daha Güçlü Bir Hasta Güvenliği Kültürü İçin Ortak Sorumluluk Hasta güvenliğinin güçlendirilmesinde, hastaların kendi sağlık yolculuklarının aktif bir paydaşı olması da önemli bir rol oynuyor. Hastaların doğru bilgiye erişebilmesi, tedavi ve takip süreçlerini anlayabilmesi ve sağlıklarıyla ilgili karar süreçlerine katılım sağlayabilmesi daha güvenli bakımın desteklenmesine katkı sunuyor. Sağlık hizmetleri sırasında meydana gelen zararların yarısından fazlası önlenebilir nitelik taşırken, hastaların bakım süreçlerine aktif katılımı bu zararların yükünü %15'e kadar azaltabiliyor. Takeda Türkiye, hasta güvenliğini sağlık sisteminin tüm paydaşlarının ortak sorumluluğu olarak değerlendiriyor. Bu doğrultuda hasta toplulukları, sağlık profesyonelleri, sağlık otoriteleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte daha güçlü ve sürdürülebilir bir hasta güvenliği kültürünün geliştirilmesini destekliyor. 17 Eylül Dünya Hasta Güvenliği Günü, bulaşıcı olmayan hastalıklarla yaşayan bireyler için güvenli bakımın yalnızca belirli bir tedavi anında değil, yaşam boyu devam eden sağlık yolculuğunun her aşamasında öncelik olması gerektiğini bir kez daha hatırlatıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir Haber

Halk Sağlığının Asıl Gücü Hastalıkları Ortaya Çıkmadan Önlemeyi Hedeflemesinden Gelir

3–9 Eylül Halk Sağlığı Haftası kapsamında açıklamalarda bulunan İstanbul Bilgi Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu’ndan Dr. Funda Yıldız, halk sağlığında hastalıkların ortaya çıkmasını önlemeye yönelik koruyucu yaklaşımın önemine dikkat çekti. Koruyucu sağlık uygulamalarının toplum sağlığı üzerindeki etkisi küresel verilerde çarpıcı biçimde görülüyor. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) öncülüğünde gerçekleştirilen kapsamlı bir çalışmaya göre, aşılama programları son 50 yılda dünya genelinde en az 154 milyon kişinin hayatını kurtardı. Aşılamanın küresel bebek ölümlerindeki azalmanın yüzde 40’ına katkıda bulunduğu hesaplandı. Hastalıkların ortaya çıkmasına yol açan önlenebilir risklerin azaltılması da halk sağlığının önemli çalışma alanlarından biri. DSÖ ve Uluslararası Kanser Araştırmaları Ajansı’nın (IARC) 2026 yılında yayımladığı, 185 ülke ve 36 kanser türünü kapsayan küresel analize göre, incelenen yeni kanser vakalarının yüzde 37’si, yaklaşık 7,1 milyon vaka, önlenebilir nitelikte. Tütün kullanımı, enfeksiyonlar ve alkol tüketimi önlenebilir kanser nedenleri arasında ilk sıralarda yer alırken; yüksek vücut kitle indeksi, fiziksel hareketsizlik ve hava kirliliği de risk faktörleri arasında bulunuyor. Bunun yanı sıra, güvenli su, sanitasyon ve hijyen de hastalıkların önlenmesinde kritik önem taşıyor. DSÖ’ye göre güvenli olmayan su, sanitasyon ve hijyen koşulları dünya genelinde her yıl en az 1,4 milyon önlenebilir ölümle ilişkili. Hastalıklara yönelik koruyucu sağlık önlemlerinin önemine değinen Yıldız, “Halk sağlığının asıl gücü, yalnızca geniş çalışma alanından değil, hastalığı ortaya çıktıktan sonra ele almak yerine mümkün olduğunca ortaya çıkmadan önlemeyi hedeflemesinden gelir. Bu yönüyle halk sağlığı, ‘Nasıl tedavi ederiz?’ sorusundan önce ‘Nasıl koruruz, nasıl önleriz ve nasıl daha sağlıklı bir yaşamı mümkün kılarız?’ sorularını sorar” dedi. ‘Halk sağlığı yaşamın her alanındadır’ Aşılama, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite, temiz su ve hijyen gibi birbirinden farklı alanların halk sağlığının kapsamına girdiğini belirten Yıldız, halk sağlığının bireyi yaşamın belirli bir döneminde değil, doğum öncesinden yaşlılığa uzanan yaşam yolculuğunun tamamında ele aldığını söyledi. Yıldız, “Halk sağlığı, anne ve çocuk sağlığından adolesan, erişkin, kadın, erkek ve yaşlı sağlığına; bağışıklamadan bulaşıcı ve bulaşıcı olmayan hastalıkların kontrolüne; erken tanı ve tarama programlarından sağlıklı beslenme ve fiziksel aktiviteye; ruh ve aile sağlığından çevre, iş ve okul sağlığına; evde sağlık ve bakım hizmetlerinden dezavantajlı grupların sağlık gereksinimlerine ve sağlıkta eşitsizliklerin azaltılmasına kadar çok geniş bir alanda bireyin ve toplumun sağlığını korumayı ve geliştirmeyi amaçlar” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nin Programı Açıklandı Haber

9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nin Programı Açıklandı

“Güvenli Gıdaya Erişim: Herkesin Hakkı, Herkesin Sorumluluğu” sloganıyla düzenlenen Kongre’de 12 farklı ülkeden konuşmacı yer alacak. Kongre, iki gün boyunca ele alınacak güncel konular, bilimsel çalışmalar ve farklı bakış açılarıyla gıda güvenliğinin nabzını tutacak. Gıda güvenliği alanında ulusal ve uluslararası düzeyde her geçen yıl daha yoğun ilgi gören 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi’nin programı açıklandı. İki gün boyunca 12 oturumda 45 sözlü sunumun yer alacağı programda ayrıca üç interaktif panel gerçekleştirilecek. Kongre’nin her iki günü de alanında dünya çapında tanınan otoritelerin açılış konferanslarıyla başlayacak. Prof. Charles Spence yeme biliminin duyusal boyutlarını ele alacak Kongre’nin ilk gününün açılış konferansını, dünyaca ünlü deneysel psikolog Prof. Charles Spence gerçekleştirecek. Gastronomi ile psikolojiyi buluşturan alanda uzun yıllardır çalışan ve bu konuda çok sayıda yayını bulunan ve önemli araştırmaları yürüten Prof. Spence, “Gastrofizik: Yeme Bilimi” başlıklı son derece ilgi çekici konferansında, çok duyulu tat alma deneyiminin tüketici algısı üzerindeki etkilerini ele alacak. Prof. Spence; tüketilen gıdanın kendisinin yanı sıra ambalajın rengi, gıdanın sunumu ve arka planda çalan müzik gibi unsurların tat alma deneyimini nasıl etkilediğini aktaracak. “Sesli baharat” olarak da tanımlanan müziğin yanı sıra gıdanın dışındaki farklı duyusal unsurların tüketici algısı üzerindeki etkilerini irdeleyecek. Prof. Spence ayrıca algı üzerinde yaratılan bu etkinin, tüketicileri gezegenimiz için daha sürdürülebilir bir beslenme düzenine yönlendirmek amacıyla nasıl kullanılabileceği ve tüketicilerin gıda güvenliği ile kalitesine ilişkin algılarında oluşturabileceği muhtemel değişiklikler konusunda önemli bilgiler paylaşacak. Prof. Francesco Branca gıda güvenliğinde bireysel ve toplumsal önlemleri ele alacak Kongre’nin ikinci günü ise Prof. Francesco Branca’nın açılış konferansıyla başlayacak. 2008–2024 yılları arasında Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Cenevre Merkez Ofisi’nde Beslenme ve Gıda Güvenliği Bölümü Başkanı olarak görev yapan ve halen Cenevre Üniversitesi Küresel Sağlık Enstitüsü’nde davetli profesör olarak yazısı kaldırıldı çalışmalarını sürdüren Prof. Branca, “Gıdalarımızı Güvenli Hale Getirmek: Çiftlikten Sofraya Gıdalarımızı Güvenli Hale Getirmek İçin Bireysel ve Toplumsal Önlemler” başlıklı bir konferans verecek. Dünya Sağlık Örgütü’ndeki uzun yıllara dayanan çalışmaları boyunca sağlıklı beslenme ve gıda güvenliği alanında bilim temelli önerilerin ve küresel politikaların geliştirilmesine katkıda bulunan Prof. Branca; ülkelere politika ve teknik destek sağlanmasından Birleşmiş Milletler kuruluşları, sivil toplum ve gıda sektörüyle yürütülen iş birliklerine kadar geniş bir alanda çalışmalar gerçekleştirdi. Prof. Branca, bilimsel birikimini küresel sağlık politikaları alanındaki deneyimiyle bir araya getirerek, gıda güvenliğinin çiftlikten sofraya uzanan süreçte ortak bir sorumluluk olduğuna dikkat çekecek. Bireylerden üreticilere, kamu otoritelerinden özel sektöre kadar tüm kesimlerin rollerini değerlendirirken, güvenli gıdaya erişimin gıda sistemleri, kamu politikaları ve toplumsal sorumluluk çerçevesinde ele alınmasının önemini küresel deneyimleri ışığında aktaracak. 12 ülkeden konuşmacı İstanbul’da buluşacak Her geçen yıl gerek ulusal gerekse uluslararası düzeyde daha yoğun ilgi gören Kongre’de bu yıl Türkiye’den konuşmacıların yanı sıra 12 farklı ülkeden uzman isimler yer alacak. “Güvenli Gıdaya Erişim: Herkesin Hakkı, Herkesin Sorumluluğu” sloganıyla düzenlenen Kongre’nin öne çıkan özelliklerinden biri de akademik araştırmaların yanı sıra sektörden iyi uygulama örnekleri ve yeniliklerin program kapsamında paylaşılması olacak. Kongre; akademi, kamu ve özel sektör temsilcileri, genç araştırmacılar, öğrenciler ve tüketici temsilcilerini aynı platformda bir araya getiren yapısını bu yıl daha da genişleterek sürdürmeyi hedefliyor. Yapay zekâdan iklim değişikliğine gıda güvenliğinin güncel gündemi ele alınacak İki gün sürecek Kongre programı, gıda güvenliği alanında gıdanın var oluşundan bu yana gündemde olan temel risk alanlarını kapsayan sunumların yanı sıra günümüzün yeni ve güncel konularını da içerecek. Yeni riskler ve trendler, yapay zekâ uygulamaları ve dijitalizasyon, doğal koruma yöntemleri, ileri analiz teknolojileri, iklim değişikliği ve gıda güvenliği ile döngüsel ekonomi gibi başlıklar alanlarında uzmanlaşmış bilim insanları ve sektör temsilcileri tarafından ele alınacak. Gıda güvenliği alanındaki farklı tarafların bir araya gelmesini hedefleyen 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi, katılımcı çeşitliliği ve yoğunluğu arttıkça yaratacağı ortak faydanın da büyüyeceği anlayışıyla, konuya ilgi duyan tüm kesimleri Kongre’ye katılmaya davet ediyor. 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresi, 5–6 Kasım 2026 tarihlerinde İstanbul Grand Cevahir Hotel & Convention Center’da gerçekleştirilecek. Kongre için erken kayıt dönemi 14 Ağustos 2026 tarihinde sona erecek. 9. Uluslararası Gıda Güvenliği Kongresine katılmak için kayıt ve ayrıntılı bilgiye http://www.gidaguvenligikongresi.org ulaşılabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ebelik Mesleği Dönüşüyor Haber

Ebelik Mesleği Dönüşüyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi. "Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü" Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür." dedi. Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti: "Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler." Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir." diye konuştu. Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı'nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu. Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi: "Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir." "Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar" Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye'de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.” Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, "Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 'Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi' de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır." diye konuştu. Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar." ifadelerini kullandı. Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir." şeklinde konuştu. "Annelik Yolculuğu" uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen 'Annelik Yolculuğu' mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra 'Ebebul' gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir." dedi. "Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir" Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: "Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nilüfer Belediyesi’nin Sosyal Projelerini DSÖ’de Anlattı Haber

Nilüfer Belediyesi’nin Sosyal Projelerini DSÖ’de Anlattı

Nilüfer Belediyesi, kentsel sağlık ve sosyal kapsayıcılık odağıyla geliştirdiği vizyon projelerini uluslararası arenaya taşıdı. Portekiz’in Viana do Castelo kentinde düzenlenen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferansı’na katılan Nilüfer Belediyesi, kente değer katan uygulamalarıyla küresel ölçekte dikkat çekti. DSÖ Siyasi Komite Üyesi olan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan, ilgili birim müdürleri ve proje koordinatörleri ile birlikte toplantıya geniş bir katılım sağladı. Konferansa geniş bir katılım sağlayan Nilüfer Belediyesi’ni, Nilüfer Belediye Başkanı ve aynı zamanda DSÖ Siyasi Komite Üyesi Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan ile ilgili birim müdürleri ve proje koordinatörleri temsil etti. Nilüfer Belediyesi tarafından hazırlanan ve odağına kentsel sağlık, adalet ile sosyal kapsayıcılığı alan dört bilimsel bildirinin tamamı, konferansın Bilimsel Komitesi tarafından kabul edildi. Nilüfer Belediyesi, bu küresel organizasyonda, toplam beş projesini dünya kentlerinin temsilcilerine ve uzmanlara aktardı. Konferansta beğeni toplayan çalışmalardan “İş Koçu Destekli Engelli İstihdamı” projesiyle nöroçeşitliliğe sahip bireylerin iş gücüne katılımı anlatılırken, “Nilüfer Belediyesi Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi” ile bilişsel sağlık alanındaki bütüncül bakım modeli paylaşıldı. Sağlık hizmetlerine erişimde adaleti hedefleyen “Anne Taksi” ve döngüsel yardımlaşmayı esas alan “Giymiyorsan Giydir” projeleri de sunumlarda anlatıldı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, konferansın ardından yaptığı değerlendirmede, yerel düzeyde ürettikleri çözümlerin küresel ölçekte karşılık bulmasından gurur duyduklarını belirtti. Başkan Şadi Özdemir, “Nilüfer’de hayata geçirdiğimiz insan odaklı, eşitlikçi ve kapsayıcı projelerin Dünya Sağlık Örgütü platformunda takdir görmesi, doğru yolda olduğumuzun en somut göstergesidir. Amacımız sadece fiziki belediyecilik değil; dezavantajlı grupları gözeten, dayanışmayı büyüten ve toplumsal refahı her alanda destekleyen sürdürülebilir bir kent modeli inşa etmektir. Bursa’da ürettiğimiz bu yerel başarı hikâyelerini uluslararası arenada paylaşmaya ve dünya kentlerine model olmaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeşilay’ın Yeni Raporu Alkolün Toplum Üzerindeki Etkilerine Dikkat Çekiyor Haber

Yeşilay’ın Yeni Raporu Alkolün Toplum Üzerindeki Etkilerine Dikkat Çekiyor

Araştırmaya göre Türkiye'de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8'i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2'si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içerisinde alkol kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 11,4, son 30 gün içerisinde kullandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 7,1 olarak tespit edildi. Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişinin alkol kullanım bozukluğu bulunduğu belirtilirken, Türkiye'de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak ölçüldü. ALKOLE BAŞLAMA YAŞI ORTALAMA 19,4 Rapora göre alkol kullanmaya başlama yaşı ortalama 19,4 olarak belirlendi. Alkol kullandığını belirten katılımcıların yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. Erkeklerin alkol kullanmaya başlama yaşının kadınlara göre daha düşük olduğu tespit edildi. Araştırmada alkol kullanımına başlamada arkadaş çevresinin etkisi yüzde 48,8 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı ve yüzde 43,6 ile merak duygusu izledi. ALKOL DÜNYADA HER YIL 2,5 MİLYONDAN FAZLA ÖLÜME NEDEN OLUYOR Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre alkol kullanımı, bireysel ve toplumsal sonuçları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Alkol; karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve damar hastalıkları, beyin işlevlerinde bozulma ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere 200'den fazla hastalık ve sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölümün alkolle ilişkili nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor. KORUYUCU POLİTİKALARA TOPLUM DESTEĞİ YÜKSEK DÜZEYDE Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadelede koruyucu politikalara yüksek düzeyde destek verdiğini ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının yasaklanması, reklam ve promosyon faaliyetlerinin sınırlandırılması, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine yönelik düzenlemeler gibi uygulamalara önemli ölçüde destek verdi. “DÜNYADA HER YIL YAKLAŞIK 2 MİLYON 600 BİN İNSAN ALKOL NEDENİYLE HAYATINI KAYBEDİYOR” Programda konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, sözlerine bağımlılıkların günümüzün en büyük toplumsal risklerinden biri olduğunu belirterek başladı. Alkolün sosyalleşmenin vazgeçilmez bir parçası, eğlenmenin bir gerekliliği gibi sunulduğuna dikkat çeken Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bağımlılık endüstrileri ürünlerini çoğu zaman cazip, normal ve hatta gerekli göstererek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Oysa biz hiçbir insanımızın zarar görmesini, sağlığını, geleceğini ve sevdiklerini kaybetmesini istemiyoruz. Araştırmalarımız, alkolün bireysel ve toplumsal sorunları çözmekten çok derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen özellikle gençler üzerinde farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması bizleri endişelendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümler savaşlar, afetler ya da salgın hastalıklar nedeniyle değil; önlenebilir bir risk faktörü olan alkol nedeniyle gerçekleşiyor.” “81 İLDE BULUNAN YEŞİLAY DANIŞMANLIK MERKEZLERİMİZLE İNSANIMIZIN YANINDAYIZ” Alkolün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çeken Dinç, “Alkol yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Trafik kazaları, şiddet olayları, suç davranışları ve aile içi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle toplum olarak daha dikkatli ve daha koruyucu bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Nitekim araştırmamızda toplumun büyük çoğunluğunun alkolle ilgili koruyucu düzenlemeleri desteklediğini görüyoruz. Öte yandan alkol kullanım sorunu yaşayan insanlarımızı etiketlemeden, dışlamadan ve suçlamadan yaklaşmamız büyük önem taşıyor. Türkiye'nin 81 ilinde hizmet veren YEDAM'larımızla ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunuyoruz. Geçtiğimiz yıl alkol nedeniyle 1.500'ün üzerinde başvuru aldık. Sonuçlar bize gösteriyor ki bağımlılıkta tedavi mümkündür, rehabilitasyon mümkündür ve umut her zaman vardır. Yeşilay olarak bu süreçte insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi. “ALKOL KULLANIMINA NE KADAR ERKEN YAŞTA BAŞLANIRSA BAĞIMLILIK RİSKİ O KADAR ARTIYOR” Alkol kullanımına başlama yaşının geciktirilmesinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu belirten Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rabia Bilici, Türkiye'nin alkol kullanımına başlama yaşı açısından birçok ülkeye kıyasla daha koruyucu bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bilici, “Araştırmamızda Türkiye’de alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğunu görüyoruz. Alkol kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa bağımlılık geliştirme riski de o kadar artıyor. Bu nedenle önleme çalışmalarıyla birlikte gençlerde farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.” dedi. Beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerinin gelişiminin genç yetişkinlik dönemine kadar devam ettiğine dikkat çeken Bilici, yaş sınırlamalarının önemli bir koruyucu işlev gördüğünü vurguladı. “ALKOL BİLİNÇLİ BİR ÇILGINLIKTIR” “Alkol bilinçli bir çılgınlıktır” diyen Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün, “Karaciğer vücudumuzun laboratuvarıdır. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasından siroza kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle sağlığımıza zarar verecek hiçbir maddeyi ne bedenimize ne de zihnimize taşımamalıyız. Alkolün zararları konusunda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu. “ALKOL KANSERİN BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ” Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren ise toplumda alkolün sağlık üzerindeki zararları ve trafik kazalarıyla ilişkisi konusunda belirli bir farkındalık bulunduğunu, ancak alkolün kanserle olan ilişkisinin yeterince bilinmediğini ifade etti. Eren, alkolün kanserin başlıca risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Birçok kişi düşük veya ara sıra alkol kullanımının herhangi bir zarara yol açmadığını düşünüyor. Oysa bilimsel veriler, alkolün güvenli bir kullanım düzeyi olmadığını ve kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Bu sebeple biz bir kadehten bir şey olmaz diyenlerin aksine bir kadehten bir şey olur diyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güvenli Gıda İçin Esnaf ve Vatandaşlar Bilgilendirildi Haber

Güvenli Gıda İçin Esnaf ve Vatandaşlar Bilgilendirildi

Nilüfer Belediyesi, Bursa Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (BESOB) ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, toplum sağlığını korumak ve gıda işletmecilerini bilinçlendirmek amacıyla bir seminer düzenledi. Karaman Dernekler Yerleşkesi’ndeki “Gıda Güvenliği Eğitimi”nde, tarladan sofraya güvenilir gıdaya ulaşmanın yolları ve gıda kaynaklı riskler ele alındı. ESNAFIMIZ EN ÖNEMLİ PAYDAŞIMIZ Programın açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, güvenilir gıdaya ulaşmanın öncelikli olduğunu belirterek, “Vatandaşımıza güvenilir gıdayı ulaştırmak için denetim ve desteklerimizi sürdürürken, gıda mühendislerimiz ve esnafımızla birlikte yol almak bizim için çok kıymetli" dedi. BİLİNCİ YAYGINLAŞTIRACAĞIZ BESOB Başkan Vekili Fahrettin Tüccaroğlu ise öğrenmenin yaşı olmadığını ifade etti. Tüccaroğlu, “Esnafımızın bu eğitimlere katılımını çoğaltmayı kendimize görev biliyoruz. Gelecek eğitimlerde daha büyük salonları doldurarak bu bilinci yaygınlaştıracağız” diye konuştu. GIDA KAYNAKLI HASTALIKLARLA MÜCADELE EDİLİYOR Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Serkan Durmuş, dünyada her yıl milyonlarca insanın gıda kaynaklı hastalıklarla mücadele ettiğini hatırlattı. Nilüfer Belediyesi ile yapılan protokol çerçevesinde işletmelerin saha analizlerini ve teknik değerlendirmelerini yaptıklarını belirten Durmuş, bu iş birliğinin halk sağlığı adına artarak devam etmesini diledi. MİLLİ GÜVENLİK SORUNU Seminerde sunum yapan Gıda Mühendisi Didem Salman ise gıda güvenliğinin sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu dile getirdi. Salman, “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 1,5 milyon insan güvenli olmayan gıda nedeniyle hayatını kaybediyor. Gıda güvencesi dünya için bir tehlike ve milli güvenlik sorunudur” dedi. Konuşmaların ardından Nilüfer Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü Emine Aksoy, Salman’a teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü? Haber

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?

Özellikle uzun süre kapalı kalmış, yetersiz havalandırılan alanlarda yapılan temizlik sırasında virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Depolar, ahırlar, kilerler, bağ evleri ve kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor. Sadece Bir Türü İnsandan İnsana Geçiyor Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi Andes virüsü, insandan insana bulaşabilen tek hantavirüs türü etkeni olarak biliniyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Bugüne kadar insandan insana bulaş esas olarak Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Özellikle Arjantin ve Şili’de bildirilen Andes virüsü vakalarında, yakın ve uzun süreli temas sonrası sınırlı bulaş gösterilmiştir. Avrupa ve Asya’da görülen hantavirüs türlerinde ise insandan insana bulaş kanıtlanmamıştır.” Belirtileri Grip Benzeri Şikayetlerle Karışabilir Hantavirüs belirtileri genellikle virüsle temastan 1 ilâ 8 hafta sonra ortaya çıkabiliyor. İlk belirtiler çoğu zaman grip benzeri şikâyetlerle karışabiliyor. Erken dönemde; ateş, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler gözleniyor. Bazı hastalarda hastalık ilerleyerek öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği gibi ağır klinik tablolara da sebep olabiliyor. Özellikle kemirgen teması öyküsü olan kişilerde açıklanamayan ateş, kas ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi durumunda hantavirüs akla gelmelidir. Hantavirüs Enfeksiyonunda Tedavi Süreci Hantavirüs enfeksiyonu olan her hastada kullanılan ve etkinliği kesin kanıtlanmış antiviral ilaç bulunmuyor. Asıl yapılması gereken, yakın takip ve destekleyici tedavilerdir. Ağır seyreden hastalarda yoğun bakım takibi gerekebiliyor. Günümüzde hantavirüslere karşı kullanılan bir aşı da henüz yok. Hantavirüsten Nasıl Korunabiliriz? Hantavirüsten korunmada çevre temizliği büyük önem taşıyor. Ev ve depolara kemirgenlerin girmesini engelleyecek önlemler alınmalı, riskli alanlar havalandırılmalı, kemirgen dışkısı bulunan alanlar süpürülmemeli, nemlendirilerek temizlenmelidir. Kemirgenlerle temas ihtimali bulunan kişiler yüksek risk taşır. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, depo çalışanları, ahır ve kiler temizliği yapanlar daha dikkatli olmalıdır. Riskli alanları süpürme virüs partiküllerinin havaya yayılmasına neden olabileceğinden önerilmez. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı, sonrasında eller hemen yıkanmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şadi Özdemir, DSÖ Siyasi Komitesi’ne Seçildi Haber

Şadi Özdemir, DSÖ Siyasi Komitesi’ne Seçildi

Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, kentsel sağlık ve refah politikalarının Avrupa’daki en önemli platformlarından biri olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın Siyasi Komitesi’ne seçildi. 2026-2030 yıllarını kapsayan 8. faz döneminde görev yapacak olan Başkan Şadi Özdemir, Avrupa genelinden seçilen 16 siyasi temsilciden biri oldu. Komite’de Türkiye’den iki isim yer alacak. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ile birlikte, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği (SKB) Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, yerel yönetim tecrübelerini Avrupa sahasına taşıyacak. NİLÜFER’İN SAĞLIK VİZYONU AVRUPA’YA TAŞINIYOR Seçilmesine ilişkin değerlendirmede bulunan Başkan Şadi Özdemir, bu görevin Nilüfer için büyük bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Nilüfer’in sağlıklı ve dirençli kent vizyonunu Avrupa’da temsil edecek olmanın gururunu yaşıyoruz. Siyasi komite aracılığıyla, kentimizdeki iyi uygulama örneklerini uluslararası düzeye taşırken, Avrupa’nın sağlık politikalarına da yön vereceğiz” dedi. Siyasi Komite’nin ilk toplantısına katılan Başkan Şadi Özdemir, Nilüfer’in sağlığa bakış açısını paydaşlarla paylaştı. Sağlığı, temel bir insan hakkı olarak gördüklerini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “Bizim önceliğimiz, sosyal adaleti kentsel dokunun her katmanına yaymak. Özellikle dezavantajlı grupların sağlığın sosyal belirleyicilerine erişimini iyileştirmek için çalışıyoruz. Nilüfer’de hayata geçirdiğimiz dijital belediyecilik uygulamalarıyla da kriz anlarında bile hizmet sürekliliğini yağlayarak toplumsal dayanıklılığımızı artırıyoruz” ifadelerini kullandı. Nilüfer Belediyesi, Siyasi Komite üyeliğinin yanı sıra teknik birikimini de Haziran ayında Portekiz’de düzenlenecek olan DSÖ Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferansı’na taşıyacak. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in de katılması beklenen toplantıda Nilüfer Belediyesi, dört farklı bildiri sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.