Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Dünya Sağlık Örgütü

Kapsül Haber Ajansı - Dünya Sağlık Örgütü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Dünya Sağlık Örgütü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ebelik Mesleği Dönüşüyor Haber

Ebelik Mesleği Dönüşüyor

Üsküdar Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, yeni yönetmeliklerle güçlenen ebelik mesleğinin dönüşümünü değerlendirdi. "Ebelik, bilimsel temellere dayanan profesyonel bir sağlık alanına dönüştü" Ebeliğin insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslek olduğunu hatırlatan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik, insanlık tarihi kadar eski ve köklü bir meslektir. Yüzyıllardır ebeler, doğum yapan kadınların yanında yer almış, onlara destek olmuş ve en zor anlarında güven veren kişiler olmuştur. Günümüzde ise ebelik, sadece doğum yaptıran bir meslek olmaktan çıkmış; bilimsel verilere dayanan, profesyonel bir sağlık alanına dönüşmüştür." dedi. Eskiden usta-çırak ilişkisiyle öğrenilen ebeliğin bugün üniversitelerde lisans düzeyinde eğitim verilen akademik bir meslek haline geldiğini vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şöyle devam etti: "Artık ebeler; gebelik öncesinden başlayarak doğum ve doğum sonrası döneme kadar annenin hem fiziksel hem de psikolojik sağlığını takip eden, normal doğumu yönetebilen ve yenidoğan bakımında aktif rol alan sağlık profesyonelleridir. Aynı zamanda aile planlaması, üreme sağlığı ve toplum sağlığı gibi alanlarda da hizmet vermektedirler." Yeni yönetmelikle ebelerin yetki ve sorumlulukları güçlendi Modern sağlık sisteminde ebelerin yalnızca doğum sürecinde değil, koruyucu sağlık hizmetlerinde de önemli görevler üstlendiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Günümüzde ebeler hem koruyucu hem de tedavi edici sağlık hizmetlerinde görev almaktadır. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte uzaktan takip, mobil uygulamalar ve tele-sağlık gibi yöntemlerle daha fazla kişiye ulaşabilmektedirler. Ayrıca bazı alanlarda bağımsız olarak hizmet sunabilmeleri de mümkün hale gelmiştir." diye konuştu. Türkiye’de ebelik eğitiminin 1996 yılından itibaren lisans düzeyine çıkarıldığını ardından yüksek lisans ve doktora programlarıyla akademik olarak güçlendirildiğini kaydeden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, “Sağlık Bakanlığı’nın 3 Aralık 2024 tarihinde yayımlanan yeni Ebelik Yönetmeliği, ebelerin yetki ve sorumluluklarını netleştirerek serbest meslek icrası gibi bağımsız çalışma haklarını güçlendirmiştir. Normal Doğum Eylem Planı'nın bir parçası olarak, her gebenin kendi özel ebesine sahip olması ve doğum sürecinde birebir ebe desteği alması sağlanmıştır.” şeklinde konuştu. Yönetmeliğin yalnızca doğum sürecini değil, kadın sağlığının birçok alanını kapsadığını vurgulayan Doç. Dr. Yıldırım, şunları söyledi: "Yönetmelik, ebelerin sadece doğum anıyla sınırlı kalmayıp; üreme sağlığı, cinsel sağlık, aile planlaması danışmanlığı ve toplum sağlığı liderliği gibi alanlarda daha etkin ve yetkili olmalarını sağlamıştır. Ebelerin doğum ve sezaryen yönetimini güncel klinik rehberlere göre sağlaması teşvik edilerek, tıbbi müdahale gerektirmeyen fizyolojik süreçlerdeki karar verici otoriteleri pekiştirilmiştir." "Ebelerin güçlenmesi sezaryen oranlarının düşmesine katkı sağlar" Ebelik hizmetlerinin güçlü olduğu sağlık sistemlerinde anne ve bebek sağlığı göstergelerinin daha olumlu olduğunu belirten Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Ebelik hizmetlerinin yeterince güçlü olmadığı sağlık sistemlerinde koruyucu sağlık hizmetlerinin zayıflaması, sağlıklı yaşam alışkanlıklarının azalması ve doğum sürecinin doğal akışının bozulması gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Türkiye'de sezaryen oranlarının yüzde 61,2 gibi yüksek bir seviyede olması da bu durumun önemli bir göstergesi olarak değerlendirilmektedir." dedi. Dünya Sağlık Örgütü verilerinin de ebelerin önemini ortaya koyduğunu ifade eden Doç. Dr. Yıldırım, şöyle konuştu: "Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre, ebelerin aktif olduğu sistemlerde hem sezaryen oranları hem de anne ve bebek ölümleri daha düşüktür. Ebeler, özellikle düşük riskli gebeliklerde normal doğumu destekleyerek gereksiz cerrahi müdahalelerin önüne geçebilmektedir.” Anne adayına doğum boyunca sunulan birebir desteğin önemine değinen Doç. Dr. Yıldırım, "Anne adayını sürece hazırlayan, doğum boyunca birebir destek sunan ebeler, doğumun doğal akışına uygun ilerlemesini sağlayarak komplikasyon risklerini azaltmaktadırlar. Sağlık Bakanlığınca yayımlanan 'Ebelere Yönelik Doğum Eylem Yönetimi Klinik Rehberi' de doğumun fizyolojik bir süreç olarak yönetilmesinde ebelerin kilit rolünü vurgulamaktadır." diye konuştu. Doğum sonrası ruh sağlığının korunmasında kritik görev üstleniyorlar Doğum sonrasının yalnızca fiziksel değil, psikolojik açıdan da hassas bir dönem olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Doğum sonrası dönem, anneler için hem fiziksel hem de duygusal açıdan hassas bir süreçtir. Bu dönemde ebeler, düzenli takip ve destek sağlayarak annenin kendini yalnız hissetmesini önleyip yapılan izlem ziyaretleri sayesinde ruhsal değişimleri erken fark edebilmektedir. Ebeler, takipler sırasında çeşitli değerlendirme yöntemleri kullanarak doğum sonrası depresyon riski taşıyan anneleri erken dönemde belirleyebilmekte, gerekli durumlarda uzman desteğine yönlendirme yapıp erken müdahale ile annenin ruh sağlığının korunmasında önemli bir rol oynamaktadırlar." ifadelerini kullandı. Dijitalleşme ebelik hizmetlerini de dönüştürüyor Sağlıkta dijital dönüşümün ebelik hizmetlerini daha erişilebilir hale getirdiğini ifade eden Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, "Sağlık alanındaki dijital gelişmeler, ebelik hizmetlerini de dönüştürmüştür. Artık bakım hizmetleri sadece hastanelerle sınırlı kalmamakta, dijital platformlar üzerinden de sürdürülebilmektedir." şeklinde konuştu. "Annelik Yolculuğu" uygulaması ve dijital ebe danışmanlık sistemlerinin annelere önemli kolaylık sağladığını belirten Doç. Dr. Yıldırım, "T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından geliştirilen 'Annelik Yolculuğu' mobil uygulaması, e-Nabız entegrasyonu sayesinde annelerin aşı takvimini ve bebek gelişimini kolayca takip etmesine imkân tanımaktadır. Bunun yanı sıra 'Ebebul' gibi platformlar üzerinden aileler uzman ebelere görüntülü görüşmelerle ulaşabilmekte ve ihtiyaç duydukları desteği hızlı bir şekilde alabilmektedir. Uzaktan takip sistemleri sayesinde ebeler, annelerin tansiyon ve nabız gibi temel sağlık verilerini dijital ortamda izleyebilmektedir. Bu sayede olası riskler erken fark edilerek zamanında müdahale edilebilmektedir." dedi. "Güçlü ebelik, sağlıklı toplum demektir" Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesinin yalnızca doğum süreçlerini değil, toplum sağlığını da doğrudan etkilediğini vurgulayan Doç. Dr. Ayça Demir Yıldırım, sözlerini şöyle tamamladı: "Ebelerin sağlık sisteminde daha aktif ve güçlü bir şekilde yer alması hem sezaryen oranlarının azaltılmasına hem de anne ve bebek sağlığının korunmasına önemli katkı sağlar. Ebelik hizmetlerinin güçlendirilmesi, daha sağlıklı bir toplum için atılacak en önemli adımlardan biridir." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nilüfer Belediyesi’nin Sosyal Projelerini DSÖ’de Anlattı Haber

Nilüfer Belediyesi’nin Sosyal Projelerini DSÖ’de Anlattı

Nilüfer Belediyesi, kentsel sağlık ve sosyal kapsayıcılık odağıyla geliştirdiği vizyon projelerini uluslararası arenaya taşıdı. Portekiz’in Viana do Castelo kentinde düzenlenen Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferansı’na katılan Nilüfer Belediyesi, kente değer katan uygulamalarıyla küresel ölçekte dikkat çekti. DSÖ Siyasi Komite Üyesi olan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan, ilgili birim müdürleri ve proje koordinatörleri ile birlikte toplantıya geniş bir katılım sağladı. Konferansa geniş bir katılım sağlayan Nilüfer Belediyesi’ni, Nilüfer Belediye Başkanı ve aynı zamanda DSÖ Siyasi Komite Üyesi Şadi Özdemir, Nilüfer Belediye Meclis Üyesi Demirhan Aslan ile ilgili birim müdürleri ve proje koordinatörleri temsil etti. Nilüfer Belediyesi tarafından hazırlanan ve odağına kentsel sağlık, adalet ile sosyal kapsayıcılığı alan dört bilimsel bildirinin tamamı, konferansın Bilimsel Komitesi tarafından kabul edildi. Nilüfer Belediyesi, bu küresel organizasyonda, toplam beş projesini dünya kentlerinin temsilcilerine ve uzmanlara aktardı. Konferansta beğeni toplayan çalışmalardan “İş Koçu Destekli Engelli İstihdamı” projesiyle nöroçeşitliliğe sahip bireylerin iş gücüne katılımı anlatılırken, “Nilüfer Belediyesi Lions & Ercan Dikencik Alzheimer Hasta Konuk Evi” ile bilişsel sağlık alanındaki bütüncül bakım modeli paylaşıldı. Sağlık hizmetlerine erişimde adaleti hedefleyen “Anne Taksi” ve döngüsel yardımlaşmayı esas alan “Giymiyorsan Giydir” projeleri de sunumlarda anlatıldı. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, konferansın ardından yaptığı değerlendirmede, yerel düzeyde ürettikleri çözümlerin küresel ölçekte karşılık bulmasından gurur duyduklarını belirtti. Başkan Şadi Özdemir, “Nilüfer’de hayata geçirdiğimiz insan odaklı, eşitlikçi ve kapsayıcı projelerin Dünya Sağlık Örgütü platformunda takdir görmesi, doğru yolda olduğumuzun en somut göstergesidir. Amacımız sadece fiziki belediyecilik değil; dezavantajlı grupları gözeten, dayanışmayı büyüten ve toplumsal refahı her alanda destekleyen sürdürülebilir bir kent modeli inşa etmektir. Bursa’da ürettiğimiz bu yerel başarı hikâyelerini uluslararası arenada paylaşmaya ve dünya kentlerine model olmaya devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeşilay’ın Yeni Raporu Alkolün Toplum Üzerindeki Etkilerine Dikkat Çekiyor Haber

Yeşilay’ın Yeni Raporu Alkolün Toplum Üzerindeki Etkilerine Dikkat Çekiyor

Araştırmaya göre Türkiye'de 15 yaş ve üzerindeki nüfusun yüzde 20,8'i hayatında en az bir kez alkol kullandığını belirtirken, yüzde 79,2'si hiç alkol kullanmadığını ifade etti. Son 12 ay içerisinde alkol kullandığını belirtenlerin oranı yüzde 11,4, son 30 gün içerisinde kullandığını belirtenlerin oranı ise yüzde 7,1 olarak tespit edildi. Dünya genelinde yaklaşık 400 milyon kişinin alkol kullanım bozukluğu bulunduğu belirtilirken, Türkiye'de alkol kullanım bozukluğu yaygınlığı yüzde 4,8 olarak ölçüldü. ALKOLE BAŞLAMA YAŞI ORTALAMA 19,4 Rapora göre alkol kullanmaya başlama yaşı ortalama 19,4 olarak belirlendi. Alkol kullandığını belirten katılımcıların yarısının ilk alkol deneyimini 18 yaşında veya daha önce yaşadığı görüldü. Erkeklerin alkol kullanmaya başlama yaşının kadınlara göre daha düşük olduğu tespit edildi. Araştırmada alkol kullanımına başlamada arkadaş çevresinin etkisi yüzde 48,8 ile ilk sırada yer alırken, bunu yüzde 45,4 ile eğlence amacı ve yüzde 43,6 ile merak duygusu izledi. ALKOL DÜNYADA HER YIL 2,5 MİLYONDAN FAZLA ÖLÜME NEDEN OLUYOR Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre alkol kullanımı, bireysel ve toplumsal sonuçları nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunu olmaya devam ediyor. Alkol; karaciğer hastalıkları, kanser, kalp ve damar hastalıkları, beyin işlevlerinde bozulma ve psikolojik sorunlar başta olmak üzere 200'den fazla hastalık ve sağlık sorunuyla ilişkilendiriliyor. Dünyada her yıl 2,5 milyondan fazla ölümün alkolle ilişkili nedenlerden kaynaklandığı belirtiliyor. KORUYUCU POLİTİKALARA TOPLUM DESTEĞİ YÜKSEK DÜZEYDE Araştırma sonuçları, toplumun alkolle mücadelede koruyucu politikalara yüksek düzeyde destek verdiğini ortaya koydu. Katılımcılar; öğrenci yurtları, spor kulüpleri ve kafelerde alkol satışının yasaklanması, reklam ve promosyon faaliyetlerinin sınırlandırılması, benzin istasyonlarında satış yapılmaması ve satış saatlerine yönelik düzenlemeler gibi uygulamalara önemli ölçüde destek verdi. “DÜNYADA HER YIL YAKLAŞIK 2 MİLYON 600 BİN İNSAN ALKOL NEDENİYLE HAYATINI KAYBEDİYOR” Programda konuşan Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Başkanı Doç. Dr. Mehmet Dinç, sözlerine bağımlılıkların günümüzün en büyük toplumsal risklerinden biri olduğunu belirterek başladı. Alkolün sosyalleşmenin vazgeçilmez bir parçası, eğlenmenin bir gerekliliği gibi sunulduğuna dikkat çeken Dinç, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bağımlılık endüstrileri ürünlerini çoğu zaman cazip, normal ve hatta gerekli göstererek yaygınlaştırmaya çalışıyor. Oysa biz hiçbir insanımızın zarar görmesini, sağlığını, geleceğini ve sevdiklerini kaybetmesini istemiyoruz. Araştırmalarımız, alkolün bireysel ve toplumsal sorunları çözmekten çok derinleştirdiğini ortaya koyuyor. Buna rağmen özellikle gençler üzerinde farklı bir algı oluşturulmaya çalışılması bizleri endişelendiriyor. Dünya Sağlık Örgütü, alkol kullanımında güvenli bir alt sınır bulunmadığını ifade ediyor. Dünyada her yıl yaklaşık 2 milyon 600 bin insan alkol nedeniyle hayatını kaybediyor. Bu ölümler savaşlar, afetler ya da salgın hastalıklar nedeniyle değil; önlenebilir bir risk faktörü olan alkol nedeniyle gerçekleşiyor.” “81 İLDE BULUNAN YEŞİLAY DANIŞMANLIK MERKEZLERİMİZLE İNSANIMIZIN YANINDAYIZ” Alkolün yalnızca bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğuna dikkat çeken Dinç, “Alkol yalnızca bir sağlık meselesi değildir. Trafik kazaları, şiddet olayları, suç davranışları ve aile içi sorunlarla da yakından ilişkilidir. Bu nedenle toplum olarak daha dikkatli ve daha koruyucu bir yaklaşım benimsememiz gerekiyor. Nitekim araştırmamızda toplumun büyük çoğunluğunun alkolle ilgili koruyucu düzenlemeleri desteklediğini görüyoruz. Öte yandan alkol kullanım sorunu yaşayan insanlarımızı etiketlemeden, dışlamadan ve suçlamadan yaklaşmamız büyük önem taşıyor. Türkiye'nin 81 ilinde hizmet veren YEDAM'larımızla ücretsiz ve gizlilik esasına dayalı destek sunuyoruz. Geçtiğimiz yıl alkol nedeniyle 1.500'ün üzerinde başvuru aldık. Sonuçlar bize gösteriyor ki bağımlılıkta tedavi mümkündür, rehabilitasyon mümkündür ve umut her zaman vardır. Yeşilay olarak bu süreçte insanımızın yanında olmaya devam edeceğiz.” dedi. “ALKOL KULLANIMINA NE KADAR ERKEN YAŞTA BAŞLANIRSA BAĞIMLILIK RİSKİ O KADAR ARTIYOR” Alkol kullanımına başlama yaşının geciktirilmesinin bağımlılıkla mücadelede kritik öneme sahip olduğunu belirten Yeşilay Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Rabia Bilici, Türkiye'nin alkol kullanımına başlama yaşı açısından birçok ülkeye kıyasla daha koruyucu bir konumda bulunduğunu ifade etti. Bilici, “Araştırmamızda Türkiye’de alkol kullanımına başlama yaşının ortalama 19,4 olduğunu görüyoruz. Alkol kullanımına ne kadar erken yaşta başlanırsa bağımlılık geliştirme riski de o kadar artıyor. Bu nedenle önleme çalışmalarıyla birlikte gençlerde farkındalık oluşturmak büyük önem taşıyor.” dedi. Beynin karar verme ve dürtü kontrolünden sorumlu bölgelerinin gelişiminin genç yetişkinlik dönemine kadar devam ettiğine dikkat çeken Bilici, yaş sınırlamalarının önemli bir koruyucu işlev gördüğünü vurguladı. “ALKOL BİLİNÇLİ BİR ÇILGINLIKTIR” “Alkol bilinçli bir çılgınlıktır” diyen Prof. Dr. Ayşe Nurdan Tözün, “Karaciğer vücudumuzun laboratuvarıdır. Alkol kullanımı karaciğer yağlanmasından siroza kadar uzanan ciddi sağlık sorunlarına neden olabilmektedir. Bu nedenle sağlığımıza zarar verecek hiçbir maddeyi ne bedenimize ne de zihnimize taşımamalıyız. Alkolün zararları konusunda farkındalığın artırılması büyük önem taşımaktadır.” şeklinde konuştu. “ALKOL KANSERİN BAŞLICA RİSK FAKTÖRÜ” Türk Tıbbi Onkoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Tülay Eren ise toplumda alkolün sağlık üzerindeki zararları ve trafik kazalarıyla ilişkisi konusunda belirli bir farkındalık bulunduğunu, ancak alkolün kanserle olan ilişkisinin yeterince bilinmediğini ifade etti. Eren, alkolün kanserin başlıca risk faktörlerinden biri olduğuna dikkat çekerek, “Birçok kişi düşük veya ara sıra alkol kullanımının herhangi bir zarara yol açmadığını düşünüyor. Oysa bilimsel veriler, alkolün güvenli bir kullanım düzeyi olmadığını ve kanser riskini artırabildiğini gösteriyor. Bu sebeple biz bir kadehten bir şey olmaz diyenlerin aksine bir kadehten bir şey olur diyoruz” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güvenli Gıda İçin Esnaf ve Vatandaşlar Bilgilendirildi Haber

Güvenli Gıda İçin Esnaf ve Vatandaşlar Bilgilendirildi

Nilüfer Belediyesi, Bursa Esnaf ve Sanatkar Odaları Birliği (BESOB) ve TMMOB Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi, toplum sağlığını korumak ve gıda işletmecilerini bilinçlendirmek amacıyla bir seminer düzenledi. Karaman Dernekler Yerleşkesi’ndeki “Gıda Güvenliği Eğitimi”nde, tarladan sofraya güvenilir gıdaya ulaşmanın yolları ve gıda kaynaklı riskler ele alındı. ESNAFIMIZ EN ÖNEMLİ PAYDAŞIMIZ Programın açılışında konuşan Nilüfer Belediye Başkan Yardımcısı Okan Şahin, güvenilir gıdaya ulaşmanın öncelikli olduğunu belirterek, “Vatandaşımıza güvenilir gıdayı ulaştırmak için denetim ve desteklerimizi sürdürürken, gıda mühendislerimiz ve esnafımızla birlikte yol almak bizim için çok kıymetli" dedi. BİLİNCİ YAYGINLAŞTIRACAĞIZ BESOB Başkan Vekili Fahrettin Tüccaroğlu ise öğrenmenin yaşı olmadığını ifade etti. Tüccaroğlu, “Esnafımızın bu eğitimlere katılımını çoğaltmayı kendimize görev biliyoruz. Gelecek eğitimlerde daha büyük salonları doldurarak bu bilinci yaygınlaştıracağız” diye konuştu. GIDA KAYNAKLI HASTALIKLARLA MÜCADELE EDİLİYOR Gıda Mühendisleri Odası Bursa Şubesi Başkanı Serkan Durmuş, dünyada her yıl milyonlarca insanın gıda kaynaklı hastalıklarla mücadele ettiğini hatırlattı. Nilüfer Belediyesi ile yapılan protokol çerçevesinde işletmelerin saha analizlerini ve teknik değerlendirmelerini yaptıklarını belirten Durmuş, bu iş birliğinin halk sağlığı adına artarak devam etmesini diledi. MİLLİ GÜVENLİK SORUNU Seminerde sunum yapan Gıda Mühendisi Didem Salman ise gıda güvenliğinin sadece bireysel değil, toplumsal bir mesele olduğunu dile getirdi. Salman, “Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre her yıl yaklaşık 1,5 milyon insan güvenli olmayan gıda nedeniyle hayatını kaybediyor. Gıda güvencesi dünya için bir tehlike ve milli güvenlik sorunudur” dedi. Konuşmaların ardından Nilüfer Belediyesi Ruhsat ve Denetim Müdürü Emine Aksoy, Salman’a teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü? Haber

Hantavirüs Bir Salgına Dönüşür mü?

Özellikle uzun süre kapalı kalmış, yetersiz havalandırılan alanlarda yapılan temizlik sırasında virüs içeren partiküllerin havaya karışması enfeksiyon riskini artırabiliyor. Depolar, ahırlar, kilerler, bağ evleri ve kullanılmayan yazlıklar riskli alanlar arasında yer alıyor. Sadece Bir Türü İnsandan İnsana Geçiyor Dünya Sağlık Örgütü’nün de açıkladığı gibi Andes virüsü, insandan insana bulaşabilen tek hantavirüs türü etkeni olarak biliniyor. İstanbul Okan Üniversitesi Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Saliha Ayan, hantavirüsün toplum içinde kolay yayılan bir enfeksiyon olmadığını söylüyor ve ekliyor: “Bugüne kadar insandan insana bulaş esas olarak Güney Amerika’da görülen Andes virüsü ile ilişkilendirilmiştir. Özellikle Arjantin ve Şili’de bildirilen Andes virüsü vakalarında, yakın ve uzun süreli temas sonrası sınırlı bulaş gösterilmiştir. Avrupa ve Asya’da görülen hantavirüs türlerinde ise insandan insana bulaş kanıtlanmamıştır.” Belirtileri Grip Benzeri Şikayetlerle Karışabilir Hantavirüs belirtileri genellikle virüsle temastan 1 ilâ 8 hafta sonra ortaya çıkabiliyor. İlk belirtiler çoğu zaman grip benzeri şikâyetlerle karışabiliyor. Erken dönemde; ateş, baş ağrısı, yaygın kas ağrısı, halsizlik, karın ağrısı, bulantı ve kusma gibi belirtiler gözleniyor. Bazı hastalarda hastalık ilerleyerek öksürük, nefes darlığı, akciğerlerde sıvı birikimi, tansiyon düşüklüğü, kanama bozuklukları, böbrek yetmezliği gibi ağır klinik tablolara da sebep olabiliyor. Özellikle kemirgen teması öyküsü olan kişilerde açıklanamayan ateş, kas ağrısı veya nefes darlığı gelişmesi durumunda hantavirüs akla gelmelidir. Hantavirüs Enfeksiyonunda Tedavi Süreci Hantavirüs enfeksiyonu olan her hastada kullanılan ve etkinliği kesin kanıtlanmış antiviral ilaç bulunmuyor. Asıl yapılması gereken, yakın takip ve destekleyici tedavilerdir. Ağır seyreden hastalarda yoğun bakım takibi gerekebiliyor. Günümüzde hantavirüslere karşı kullanılan bir aşı da henüz yok. Hantavirüsten Nasıl Korunabiliriz? Hantavirüsten korunmada çevre temizliği büyük önem taşıyor. Ev ve depolara kemirgenlerin girmesini engelleyecek önlemler alınmalı, riskli alanlar havalandırılmalı, kemirgen dışkısı bulunan alanlar süpürülmemeli, nemlendirilerek temizlenmelidir. Kemirgenlerle temas ihtimali bulunan kişiler yüksek risk taşır. Özellikle tarım ve hayvancılıkla uğraşanlar, depo çalışanları, ahır ve kiler temizliği yapanlar daha dikkatli olmalıdır. Riskli alanları süpürme virüs partiküllerinin havaya yayılmasına neden olabileceğinden önerilmez. Temizlik sırasında maske ve eldiven kullanılmalı, sonrasında eller hemen yıkanmalıdır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şadi Özdemir, DSÖ Siyasi Komitesi’ne Seçildi Haber

Şadi Özdemir, DSÖ Siyasi Komitesi’ne Seçildi

Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, kentsel sağlık ve refah politikalarının Avrupa’daki en önemli platformlarından biri olan Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Avrupa Sağlıklı Şehirler Ağı’nın Siyasi Komitesi’ne seçildi. 2026-2030 yıllarını kapsayan 8. faz döneminde görev yapacak olan Başkan Şadi Özdemir, Avrupa genelinden seçilen 16 siyasi temsilciden biri oldu. Komite’de Türkiye’den iki isim yer alacak. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir ile birlikte, Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği (SKB) Başkanı ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, yerel yönetim tecrübelerini Avrupa sahasına taşıyacak. NİLÜFER’İN SAĞLIK VİZYONU AVRUPA’YA TAŞINIYOR Seçilmesine ilişkin değerlendirmede bulunan Başkan Şadi Özdemir, bu görevin Nilüfer için büyük bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Nilüfer’in sağlıklı ve dirençli kent vizyonunu Avrupa’da temsil edecek olmanın gururunu yaşıyoruz. Siyasi komite aracılığıyla, kentimizdeki iyi uygulama örneklerini uluslararası düzeye taşırken, Avrupa’nın sağlık politikalarına da yön vereceğiz” dedi. Siyasi Komite’nin ilk toplantısına katılan Başkan Şadi Özdemir, Nilüfer’in sağlığa bakış açısını paydaşlarla paylaştı. Sağlığı, temel bir insan hakkı olarak gördüklerini vurgulayan Başkan Şadi Özdemir, “Bizim önceliğimiz, sosyal adaleti kentsel dokunun her katmanına yaymak. Özellikle dezavantajlı grupların sağlığın sosyal belirleyicilerine erişimini iyileştirmek için çalışıyoruz. Nilüfer’de hayata geçirdiğimiz dijital belediyecilik uygulamalarıyla da kriz anlarında bile hizmet sürekliliğini yağlayarak toplumsal dayanıklılığımızı artırıyoruz” ifadelerini kullandı. Nilüfer Belediyesi, Siyasi Komite üyeliğinin yanı sıra teknik birikimini de Haziran ayında Portekiz’de düzenlenecek olan DSÖ Yıllık İş Toplantısı ve Teknik Konferansı’na taşıyacak. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir’in de katılması beklenen toplantıda Nilüfer Belediyesi, dört farklı bildiri sunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BM’de Türkiye İmzası Haber

BM’de Türkiye İmzası

Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyi (United Nations Economic and Social Council) tarafından 8 Nisan 2026 tarihinde gerçekleştirilen seçimlerde, Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu (International Narcotics Control Board) Başkanı olan Prof. Dr. Sevil Atasoy yeniden Kurul üyeliğine seçildi. 4. Kez 5 yıllığına seçildi… Halen Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı ve Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü Müdürü olarak görev yapan ve Türkiye tarafından aday gösterilen Prof. Dr. Atasoy, bu seçimle birlikte dördüncü kez 5 yıllık bir dönem için Kurul üyeliğine seçilmiş olup, ilk görev dönemini 2005–2010 yılları arasında yürüttü. Prof. Dr. Atasoy, seçimlerde en yüksek oyu alarak ilk turda seçildi. Kurul toplam 13 üyeden oluşuyor Toplam 13 üyeden oluşan Kurulda, 3 üye Dünya Sağlık Örgütü tarafından aday gösterilen uzmanlar arasından seçilirken, diğer üyeler hükümetler tarafından önerilen adaylar arasından belirleniyor. Bununla birlikte, Kurul üyeleri ülkelerini temsil ederken, görevlerini tam bağımsızlık ve tarafsızlık ilkeleri çerçevesinde, yalnızca bilimsel ve teknik uzmanlıklarına dayanarak yerine getiriyor. Bu çerçevede, Prof. Dr. Atasoy’un yeniden seçilmesi, yalnızca adaylık süreciyle sınırlı olmayıp, uzun yıllara dayanan bilimsel birikimi, uluslararası deneyimi ve Kurul çalışmalarına yaptığı teknik katkıların üye devletler nezdinde güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor. Oylama sonuçlarına göre Kurul, Mayıs 2027 itibarıyla Türkiye, Cezayir, Çad, Kolombiya, Çin, Hindistan, Güney Afrika, Fas, Uganda, Hollanda, Paraguay, Tayland ve Fransa’dan seçilen üyelerden oluşacak. Kurul bağımsız ve teknik bir organ Uluslararası Uyuşturucu Kontrol Kurulu, Birleşmiş Milletler uyuşturucu kontrol sözleşmeleri çerçevesinde faaliyet gösteren bağımsız ve teknik bir organ. Kurul, kontrollü maddelerin tıbbi ve bilimsel amaçlarla erişilebilirliğini sağlarken, aynı zamanda bu maddelerin yasa dışı kanallara yönlendirilmesinin önlenmesine yönelik çalışmaları izliyor. Prof. Dr. Atasoy’dan teşekkür Prof. Dr. Atasoy, seçimlerin ardından yaptığı değerlendirmede, üye devletlerin gösterdiği güvene teşekkür ederek, Kurulun bağımsız, dengeli ve kanıta dayalı yaklaşımını sürdürmeye devam edeceğini ifade etti. Prof. Dr. Atasoy’un yeni görev süresi 2027–2032 dönemini kapsıyor. Dördüncü kez seçilmesi, Prof. Dr. Atasoy’un uluslararası alandaki uzmanlığı ve kurumsal hafızasının üye devletler nezdinde güçlü bir karşılık bulduğunu ortaya koydu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

  Kanserden Korunmanın 10 Önemli Kuralı! Haber

  Kanserden Korunmanın 10 Önemli Kuralı!

Üstelik kanser kalp damar hastalıklarından sonra dünya genelinde en sık görülen ikinci ölüm nedeni olarak öne çıkıyor. Özellikle gelişmiş ülkelerde bazı yaş gruplarında ise birinci sıraya yaklaşıyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre, dünyada her yıl yaklaşık 20 milyon kişiye kanser tanısı konuluyor ve yaklaşık 10 milyon kişi bu hastalık nedeniyle hayatını kaybediyor. Türkiye’de de her yıl yaklaşık 230–240 bin yeni kanser vakası görülüyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, aslında kanserin risk faktörlerinin önemli bir kısmının kontrol altına alınabildiğini belirterek, “Bilimsel çalışmalar, uygun önlemler alındığında kanserlerin yaklaşık yüzde 30–40’ının önlenebileceğini göstermektedir. Kanserden korunmada en temel kurallar ise sigara kullanmamak, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmaktır. Bunların yanı sıra tarama tetkiklerini düzenli olarak yaptırmak da kanser riskini önemli ölçüde azaltabilmektedir” diyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, kanserden korunmak için dikkat etmemiz gereken 10 kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Sigara ve tütün ürünlerinden uzak durun Sigara dumanında dört binden fazla kimyasal madde bulunuyor ve bunların 50’den fazlasının kansere yol açabildiği biliniyor. Bu etkisi nedeniyle sigara ve tütün ürünleri; başta akciğer kanseri olmak üzere ağız, gırtlak, pankreas, mesane ve böbrek gibi pek çok kanser türüne yol açabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Araştırmalar, akciğer kanserinin yüzde 90’ından sigara ve tütün ürünlerinin sorumlu olduğunu ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bu zararlı alışkanlığın bırakılması yaşamsal önem taşımaktadır” diyor. Akdeniz tipi beslenin Sebze, meyve, tam tahıllar ve liften zengin besinlerin tüketildiği “Akdeniz tipi” beslenme kanser riskinin azalmasında önemli bir rol oynuyor. Bu besinler içerdikleri antioksidanlar, vitaminler ve fitokimyasallar sayesinde hücrelere zarar veren serbest radikalleri azaltarak DNA hasarını önlemeye yardımcı oluyor. Bunun yanı sıra liften zengin besinler, bağırsakta zararlı maddelerin daha hızlı atılmalarını sağlayarak, özellikle kolorektal kanser riskini düşürüyor. Araştırmalar, liften zengin beslenmenin bazı kanser türlerinde riski yaklaşık yüzde 20 oranında azaltabileceğini gösteriyor. Sağlıklı kilonuzu koruyun Çağımızın önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite, kanser riskini artıran başlıca faktörler arasında yer alıyor. Obezite; kronik iltihap, artmış insülin ve IGF-1 hormon düzeyleri ile yağ dokusundan salgılanan östrojen gibi bazı hormonların artışı yoluyla hücre çoğalmasını tetikleyebiliyor. Bu durum bazı kanser türlerinin gelişimine zemin hazırlayabiliyor. Obezitenin özellikle meme, kolon, rahim, pankreas ve karaciğer kanseriyle ilişkili olduğu belirtiliyor. Haftada en az 150 dakika egzersiz yapın Düzenli egzersiz; bağışıklık sistemini güçlendirmesi, hormon dengesini düzenlemesi, bağırsak hareketlerini artırması ve kronik iltihabı azaltması sayesinde kanser riskini düşürebiliyor. Büyük ölçekli çalışmalar; düzenli egzersizin kanser riskini yaklaşık yüzde 10 – 30 oranında azalttığını gösteriyor. Düzenli fiziksel aktivitenin özellikle kolon ve meme kanseri üzerinde etkili olduğunu belirten Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, “Sağlıklı bir yaşam için haftada en az 150 dakika orta düzeyde egzersiz yapılması önemlidir” diyor. Alkolden uzak durun Alkol vücutta asetaldehit adı verilen toksik bir maddeye dönüşerek oksidatif stres ve hormonal değişikliklere yol açabiliyor. Bu durum DNA’ya zarar vererek hücrelerin kontrolsüz çoğalmasını kolaylaştırabiliyor. Alkol tüketimi; karaciğer, ağız, yemek borusu, meme ve kolon kanserleriyle ilişkili oluyor. Alkol tüketimi arttıkça kanser riski de yükseliyor. İşlenmiş et ürünlerinden kaçının İşlenmiş et tüketimi özellikle kolorektal kanser riskini artırabiliyor. Salam, sucuk ve sosis gibi işlenmiş ürünler; içerdikleri nitrit ve nitratların kansere neden olabilen N-nitrozo bileşiklerine dönüşmesi sebebiyle risk oluşturuyor. Ayrıca, bu ürünler yüksek sıcaklıkta pişirildiğinde oluşan zararlı bileşikler de DNA hasarına yol açabiliyor. Güneşin zararlı ışınlarından korunun Aşırı güneş ışığına maruz kalmak cilt kanserlerinin en önemli nedenlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Güneşten korunmak ve yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı riski azaltabiliyor. Bu nedenle güneşin zararlı ultraviyole ışınlarının yeryüzüne en dik geldiği 11:00 – 15:00 saatleri arasında mümküne dışarı çıkmayın. Mecbursanız güneş koruyucunuzu güneşe çıkmadan yarım saat önce uygulamayı ihmal etmeyin. Enfeksiyonlara karşı aşı olun HPV (Human Papilloma Virüsü) enfeksiyonu rahim ağzı kanseri; hepatit B ve C virüsleri ise karaciğer kanseriyle ilişkili oluyor. Aşı olmak bu kanserlerin önlenmesinde etkili bir yöntem olarak yerini koruyor. Tarama programlarını ihmal etmeyin! Meme kanseri için mamografi, kolon kanseri için kolonoskopi ve rahim ağzı kanseri için Pap smear ile HPV (Human Papilloma Virüsü) tarama testleri kanserin önlenmesi açısından büyük bir öneme sahip. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Ömer Fatih Ölmez, hiçbir yakınmanız olmasa bile bu tarama yöntemlerini düzenli olarak yaptırmanızın yaşamsal önem taşıdığına dikkat çekiyor. Kolonoskopi: Kansere dönüşebilen poliplerin saptanması için 45 yaşından itibaren 5-10 yılda bir kolonoskopi öneriliyor. Ailede kolon kanseri öyküsü varsa tarama 40 yaşında başlatılabiliyor. İltihabi bağırsak hastalığı gibi risk faktörlerinde takvim daha öne çekilebiliyor. Pap smear ve HPV DNA testi: 21 yaşından itibaren her 3 yılda bir Pap smear testi yaptırılması gerekiyor. 30 yaşından sonra 5 yılda bir Pap Smear ile birlikte HPV DNA testinin yapılması, rahim ağzı kanserine neden olabilen CIN (Cervical Intraepithelial Neoplasia) lezyonlarının erken saptanmasını sağlıyor. Mamografi: 40 yaşından itibaren yılda bir kez yapılan mamografi taramasıyla meme kanserinin öncül lezyonları tespit edilebiliyor. Zararlı çevresel maddelerden kaçının Hava kirliliği ve bazı kimyasallar (asbest, kurşun, arsenik, pestisit ve civa) DNA hasarına ve inflamasyona neden olarak özellikle akciğer kanseri riskini artırabiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nilüfer’de Pandeminin İzleri Konuşuldu Haber

Nilüfer’de Pandeminin İzleri Konuşuldu

Nilüfer Belediyesi Dr. Ceyhun İrgil Sağlık Müzesi’nde düzenlenen “Sağlık Buluşmaları” etkinlikleri kapsamında “COVID-19 Pandemisi ve Sağlık: Etkiler, Deneyimler ve Pandemi Şehitlerimiz” başlıklı bir söyleşi düzenlendi. Etkinlikte, dünyayı sarsan pandemi süreci hem bilimsel verilerle hem de toplumsal yansımalarıyla ele alındı. Prof. Dr. Harun Ağca, Prof. Dr. Ali Asan ve Doç. Dr. Ezgi Demirdöğen’in konuşmacı olarak katıldığı programda, Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından küresel acil durum ilan edilen sürecin detayları aktarıldı. Uzmanlar; virüsün bulaş özellikleri, hastalığın klinik seyri ve ortaya çıkan komplikasyonlar hakkında katılımcıları bilgilendirdi. Etkinlikte; pandeminin yalnızca bir sağlık krizi olmadığı; sağlık sistemlerinde yarattığı yoğunluğun yanı sıra uzaktan eğitim ve evden çalışma gibi yeni uygulamalarla sosyal ve ekonomik yaşam üzerinde uzun süreli izler bıraktığı ifade edildi. Salgınla mücadelede dönüm noktası olan mRNA ve inaktif aşıların rolü vurgulanırken, antiviral ilaçlar ile destekleyici tedavi yöntemlerinin hastalığın yönetimindeki etkileri de detaylarıyla konuşuldu. SALGINDA HAYATINI KAYBEDEN SAĞLIK ÇALIŞANLARI ANILDI Programda ayrıca hem Türkiye’de hem de dünyada salgınla mücadelenin ön saflarında yer alırken yaşamını yitiren hekimler ve tüm sağlık personeli, gösterdikleri büyük fedakârlıklara dikkat çekilerek, saygı ve minnetle anıldı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.