Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Düşük Karbon

Kapsül Haber Ajansı - Düşük Karbon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Düşük Karbon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çınar: "Made In Europe" Türk İhracatçısı İçin Zamanlı Bir Bomba Olabilir Haber

Çınar: "Made In Europe" Türk İhracatçısı İçin Zamanlı Bir Bomba Olabilir

Dış Ticaret ve Yönetim Derneği (DIŞYÖNDER) Başkanı Dr. Hakan Çınar, Avrupa Birliği'nin sanayi tabanını yeniden güçlendirmek amacıyla hazırladığı Sanayi Hızlandırıcı Yasası (Industrial Accelerator Act) kapsamındaki "Made in EU" girişimine ilişkin kamuoyunu uyardı . Kamu alımları ve devlet destekli projelerde Avrupa menşeli üretim şartı getirmeyi öngören düzenlemenin, Türkiye'nin Gümrük Birliği statüsü nedeniyle hukuki olarak kapsam içinde değerlendirilmesine rağmen, uygulamada Türk ihracatçısının aleyhine işleyecek bir mekanizmaya dönüşebileceğini belirten Çınar, "Bu düzenlemeyi sadece bir teknik mevzuat değişikliği gibi görmek büyük bir hata olur. Masada konuşulan, Türkiye'nin Avrupa değer zincirindeki konumunun bir gecede sorgulanır hale gelmesidir" dedi. Düzenlemenin Arka Planı Avrupa Birliği'nde imalat sektörünün gayri safi yurt içi hasıla içindeki payı 2000 yılında yüzde 18,4 seviyesindeyken 2024'te yüzde 14,3'e kadar geriledi. Bu gerilemeyi tersine çevirmek isteyen AB Komisyonu, söz konusu oranı 2035 yılına kadar yüzde 20'ye çıkarmayı hedefliyor. Bu kapsamda hazırlanan taslak, başta otomotiv, çelik, alüminyum, çimento, kimya, batarya, rüzgâr t ürbinleri ve fotovoltaik sistemler olmak üzere stratejik sektörlerde kamu alımlarında ve destek programlarında "Avrupa'da üretilmiş olma" ve "düşük karbon" şartı arıyor. Türkiye Kapsamda mı, Kapsam Dışında mı? AB Komisyonu Başkan Yardımcısı Stéphane Séjourné'nin Brüksel'de duyurduğu teklife göre, AB ile serbest ticaret anlaşması ya da Gümrük Birliği bulunan ülkelerden gelen içerikler AB menşeli sayılacak. Bu düzenleme Türkiye'yi ilke olarak kapsam içine alıyor; ancak kamu alımlarında karşılıklılık ilkesinin uygulanması şart koşuluyor. Ticaret Bakanı Ömer Bolat, AB ile yürütülen istişareler sonucunda bu yasal zeminin teyit edilmesini "önemli bir adım" olarak değerlendirdi. Ancak konunun uzmanları, otomatik bir kapsama dahil oluşun söz konusu olmadığı uyarısında bulunuyor. Kapsamın nihai sınırları, ilgili düzenlemenin metni, Türkiye-AB anlaşmaları ve olası eşdeğerlik tanınmasıyla belirlen ecek. Risk Boyutu: Otomotiv Sektörü Alarmda DIŞYÖNDER Başkanı Çınar, riskin boyutunu somut bir örnekle açıklıyor: "Eğer bu düzenleme Türkiye'yi kapsam dışında bırakacak şekilde yasalaşırsa, Türk malı ürünler bir gecede 'ithal ürün' statüsüne düşürülür ve Avrupa ihalelerinden elenir. Bu, lafta kalan bir ihtimal değil; masada somut olarak tartışılan bir senaryo. Özellikle elektrikli araçlarda aranan yerlilik şartı, Türkiye'nin ihracat şampiyonu konumundaki otomotiv ana sanayisini doğrudan tehdit ediyor. Şimdiden hazırlık yapmayan firmalar, kapıda bekleyen bu riski çok geç fark edecek" diye konuştu. Avrupalı Yatırımcı da Bu Riskin İçinde Dr. Hakan Çınar, sorunun yalnızca Türk üreticileri değil, Türkiye'deki Avrupalı yatırımcıları da doğrudan vuracağını sert bir dille vurguluyor: "Türkiye'nin ihracatın ın yaklaşık yüzde 42'si AB'ye gidiyor; ama bu rakamın gerisindeki gerçeği herkes görmeli: Bu ihracatın üçte ikisi, Türkiye'deki Avrupa yatırımı olan fabrikalardan çıkıyor. Yani Brüksel, kendi şirketlerini kendi eliyle cezalandırmak üzere. Son 23 yılda Türkiye'ye gelen yaklaşık 270 milyar dolarlık uluslararası yatırımın yüzde 70'i Avrupa kaynaklı. Bu yatırımcılar bir gecede mağdur edilirse, bunun faturası sadece bize değil, Avrupa'nın kendi sanayisine de çıkar. Brüksel'deki karar alıcıları bu çelişkiyi görmezden gelmeye devam ederse, bedelini iki taraf da ağır şekilde öder" dedi. AB İçinde de Görüş Birliği Yok Konu, AB üyeleri arasında da tartışmalı. Fransa girişimin en güçlü destekçisi olarak öne çıkarken, Almanya ile birlikte Estonya, Finlandiya, Letonya, Litvanya, Hollanda ve İsveç gibi ülkeler yerli üretim şartının yatırımları caydırabileceği, kamu ihalelerinde maliyetleri artırabi leceği ve AB'nin küresel rekabet gücünü zayıflatabileceği görüşünü savunuyor. Almanya, "Made in Europe" tanımının dar kaldığını belirterek ticaret ortaklarını da kapsayan "Made with Europe" yaklaşımının benimsenmesini öneriyor ki bu yaklaşım kabul edilirse Türk ihracatçılar için daha avantajlı bir tablo doğabilir. Uyum Yükü Görmezden Gelinemez Dr. Çınar, konunun sadece "kapsama girer miyiz, girmez miyiz" sorusuna indirgenemeyeceği konusunda da uyarıyor: "Diyelim ki Türkiye kapsama dahil edildi. Bu, işin bittiği anlamına gelmiyor; aksine yeni bir yükümlülükler döneminin başladığı anlamına geliyor. Türk şirketleri artık 'Türkiye'de montaj yaptık' demekle yetinemeyecek. Menşe ispatı, tedarik zinciri şeffaflığı, kayıt tutma, ERP ve gümrük veri altyapısı gibi alanlarda AB standartlarına tam uyum şart olacak. Bu hazırlığı bugünden yapmayan, özellikle tekstil, otomotiv yan sanayi, makine ve batar ya zincirinde çalışan firmalarımız, yarın Avrupa pazarının dışında kalmanın şokunu yaşayabilir. Bunu söylemek benim görevim" dedi. DIŞYÖNDER'den Net Çağrı: "Beklemek Bir Seçenek Değil" Dr. Hakan Çınar, bültenini sert bir çağrıyla noktalıyor: "Hükümetimizin ve sektör kuruluşlarımızın Brüksel nezdinde sürdürdüğü diplomatik çaba elbette değerli. Ancak ihracatçılar, bu süreci masadaki diplomatlara havale edip rahat oturmamalı. Avrupa Parlamentosu'ndaki müzakerelerde taslağın hangi yöne evrileceği henüz netleşmedi. DIŞYÖNDER olarak tüm üyelerimizi ve sektördeki firmaları şimdiden menşe ve tedarik zinciri uyumu konusunda hazırlık yapmaya davet ediyoruz. Bu konuda beklemek, lüks değil; doğrudan rekabet gücümüzü kaybetmek anlamına gelir. Bu uyarıyı yapmak bizim sorumluluğumuz, gerekli adımı atmak ise artık ihracatçımızın elinde." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu, Bakan Murat Kurum ile Bir Araya Geldi Haber

Türkiye Bankalar Birliği Yönetim Kurulu, Bakan Murat Kurum ile Bir Araya Geldi

Toplantıda, sürdürülebilirlik ve iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında yürütülen çalışmalar ile ülkemizin ev sahipliğinde Antalya’da gerçekleştirilecek 31’inci Taraflar Konferansı (COP31) hazırlık süreci değerlendirildi. Finans sektörünün yeşil dönüşüm sürecindeki rolü, sürdürülebilir finansman uygulamaları ve iklim odaklı risklerin yönetimi konularında da değerlendirmelerde bulunuldu. TBB Yönetim Kurulu Başkanı Alpaslan Çakar, toplantıya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Bankacılık sektörü olarak sürdürülebilirlik gündemini stratejik önceliklerimiz arasında konumlandırıyoruz. İklim değişikliğiyle mücadele ve düşük karbon ekonomisine geçiş sürecinde finans sektörüne önemli sorumluluklar düşüyor. Bu çerçevede, tüm paydaşlarımızla yakın iş birliği içinde çalışmalarımızı sürdürmeye devam edeceğiz” dedi. Çakar, COP31 sürecinin küresel ölçekte iklim politikalarının şekillenmesi açısından önemli bir platform olduğunu belirterek, sürecin ülkemizin yeşil dönüşüm vizyonunun uluslararası alanda daha görünür hale gelmesine katkı sağlayacağını ifade etti. Sürdürülebilir finansmanın yeşil dönüşümün temel unsurlarından biri olduğuna dikkat çeken Çakar, iklim hedeflerine ulaşılmasında bankacılık sektörünün önemli bir rol üstlendiğini vurgulayarak, Türk bankacılık sektörünün COP31 sürecinde de aktif rol almaya devam edeceğini söyledi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Makine İhracatı 4 Ayda 9,3 Milyar Dolar Oldu Haber

Makine İhracatı 4 Ayda 9,3 Milyar Dolar Oldu

Sanayicinin küresel rekabet gücünü korumak ve imalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifletmek üzere son dönemde kamu tarafından atılan adımları desteklediklerini belirten Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, “Yerli tedarik zincirini korumak ve firmaların küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse etmek için finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi ve kaynakların teknoloji geliştiren stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmesi gerekiyor” dedi. Makine imalat sanayii konsolide verilerine göre; yılın ilk dört ayında serbest bölgeler dâhil toplam makine ihracatı, geçtiğimiz yılın aynı dönemine göre %4,5 artışla 9,3 milyar dolar oldu. İhraç edilen makine miktarı %6,7 gerilemiş olsa da KG başına ortalama ihracat fiyatının %12’lik artışla 8,6 dolara yükselmesi ile bu dönemde 350 milyon dolar daha fazla ihracat yapıldı. Yıllıklandırılmış konsolide makine ihracatı %1,3 artışla 29,1 milyar dolar olurken, makine ithalatı önceki 12 aya göre %8,2 artışla 47,2 milyar dolara yükseldi. Türkiye’nin makine ihracatında ilk sırada gelen Almanya'ya satışların %14,1 artışla 1,1 milyar dolara yükseldiği bu dönemde %39,5 artışın gerçekleştiği ABD'ye yapılan makine ihracatı 767 milyon dolara ulaştı. Makine ihracatının %12,7 artışla 442 milyon dolara yükseldiği İtalya üçüncü sıradaki yerini korurken, Irak, Rusya ve Polonya en çok daralan büyük pazarlar oldu. En fazla ihracatın gerçekleştiği içten yanmalı motor ve aksamları %6,4 artışla 867 milyon dolara ulaşılırken, 629 milyon dolar tutarında inşaat ve madencilik makinesi ile 530 milyon dolar tutarında pompa ve kompresör ihracatı gerçekleştirildi. Türbin, turbojet ve hidrolik silindirler %40,1 ile oransal olarak en çok yükseliş gösteren alt sektör olurken, en yüksek düşüş %52,2 ile deri işleme makinelerinde gözlendi. “Her adımın başka bir aktörün çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentteyiz” Ülkelerin güvenlik kaygıları ve jeopolitik güç savaşları arttıkça çıkar çatışmalarının yeni gümrük ve teknoloji duvarları örmeye devam ettiğine dikkat çeken Makine İhracatçıları Birliği Başkanı Sevda Kayhan Yılmaz, küresel ekonomik konjonktürü şu şekilde değerlendirdi: “Ukrayna-Rusya Savaşı nedeniyle enerji tedarikinde uzun süredir ek maliyetlere katlanan Avrupa, küresel enerji hatlarının Hürmüz Boğazı’nda kilitlenmesi nedeniyle şimdiden 25 milyar euro daha ilave enerji maliyeti ile karşı karşıya. Çözüm sağlayacak altyapı yatırımlarının uzun yıllar alacağı bu enerji türbülansının ortasında, Almanya milli gelirinin %3,1’ini savunma harcamalarına ayırarak bütçesini askeri modernizasyon hamlesine dönüştürmeye çalışıyor. Yatırımların odağının değiştiği bu tabloda; makine sanayiimizin yüksek teknoloji üreten mevcut hatlarının, savunma sanayiinin özel regülasyon ve sertifikasyon gereksinimleriyle tam uyumlu bir entegrasyon sürecinden geçmesi gerekiyor. Ancak bu dönüşüm, son dönemde ABD ve Çin arasında tekrar tırmanan ve küresel tedarik zincirlerini istikrarsızlaştıran teknoloji savaşlarının gölgesinde, her adımın bir diğer aktörün çıkarlarıyla çarpıştığı karmaşık bir labirentte ilerlemeyi gerektiriyor.” Ülkelerin birbiriyle çelişen çıkar çatışmaları içinde her aktörün yeni iş birlikleri ve çoklu ittifaklarla yönünü bulmaya çalıştığı bu süreçte Türkiye’nin tüm ticari muhataplarıyla diyalog kuran proaktif bir tutum izlediğini Yılmaz şunları belirtti: “Biz bu stratejik yön arayışını, küresel sanayiinin kalbinin attığı her noktada sahada bulunarak yönetiyoruz. Farklı kıtalara yayılan geniş bir coğrafyada gerçekleşen yoğun fuar ve ticaret heyeti maratonumuzda, Türk makinesinin güvenilir ve esnek çözüm ortağı kimliğini tescillemeye çalışıyoruz. Batı’nın siber güvenlik ve düşük karbon odaklı yeni nesil korumacılık duvarlarına uyum sağlarken, Doğu’nun teknolojik hammadde ve üretim avantajlarıyla rekabet ettiğimiz bu denklemde dünyanın her yerinde güven duyulan partner olma özelliğimizi korumak istiyoruz.” “İmalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifleten adımları destekliyoruz” Küresel rekabette öne geçmeyi amaçlayan bu girişimlerin, firmaların finansal manevra alanını genişletecek yapısal adımlarla desteklenmesinden memnun olduklarını dile getiren Yılmaz şu değerlendirmelerde bulundu: “Yatırım Teşvik Paketi ile gündeme gelen kurumlar vergisi indirimini, imalatçı sektörler üzerindeki yükleri hafifletmek üzere stratejik bir adım olarak destekliyoruz. Bu düzenleme, hem yerli tedarik zincirini korumak hem de firmalarımızın küresel pazardaki dönüşüm süreçlerini finanse edebilmek açısından önemli. Finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi, bu adımın kalıcı bir etkiye dönüşmesine büyük katkı sağlar. Yabancı para kredi kullanım kısıtıyla daralan kredi arzı ve yüksek komisyon maliyetleri, ihracatçının en temel savunma mekanizması olan doğal hedge imkânını elinden alarak finansal riskleri artırıyor. TL kredilerdeki istisnaların yabancı para kredilerde sadece İGE kapsamıyla sınırlandırılması da uluslararası fonlara ve döviz cinsi kaynaklara erişimi zorlaştırıyor. Finansal enstrümanların, vergi indirimlerinden kredi piyasasına kadar bir bütün olarak kurgulanacağına ve Orta Doğu’daki gelişmeler neticelendiğinde sanayicinin ihtiyaç duyduğu finansman kanallarının daha açık tutulacağına inanıyoruz.” “Kaynaklar stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmeli” Sanayideki mevcut kapasite artışlarını ve teknolojik yenilenme yatırımlarını kaynak israfı olarak değerlendiren finansal analizlerin madalyonun diğer yüzünü gözden kaçırdığına dikkat çeken Yılmaz sözlerini şöyle tamamladı: “Sanayicinin asıl önceliği kâr maksimizasyonu değil, rakipleriyle teknolojik olarak başa çıkabileceği sürdürülebilir bir yatırım zeminine kavuşmaktır. Üretim tesislerindeki kapasite kullanım oranlarının düşük kalmasını, dünya genelinde artan makroekonomik uyumsuzlukla ilgili görmek gerekiyor. Yurt içi tarafında da kurun enflasyonun altında seyretmesi nedeniyle sanayi gelirlerinin maliyetlerin altında seyrettiği uzun bir süreç yaşandı. İhracatçıyı dış rekabette dezavantajlı hale getiren ve artık sonuna geldiğimize inandığımız bu uyumsuzluk, ithalatı cazip kılarak yerli üreticiyi iç pazarda ana tedarikçi olma özelliğini kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bıraktı. Kısacası yatırımların henüz beklenen verimliliğe ulaşamamasının nedenini siyasi ve jeopolitik belirsizliklerin artırdığı küresel istikrarsızlıkta ve rekabetçilikte yaşanan geçici yıpranmada aramak gerekir. Finansal piyasalardaki teknik tıkanıklıkların giderilmesi ve kaynakların teknoloji geliştiren stratejik sektörlere seçici şekilde yönlendirilmesi, Türkiye ekonomisini hızlı bir şekilde canlandıracaktır. Sanayideki mevcut kapasite ve potansiyelin bütüncül bir stratejiyle yüksek verimliliğe dönüştürülmesi, cari açık ve enflasyonla mücadelede yine en güçlü silahımız olacaktır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İnci Akü’nün #HerAküBirTohum Projesi’nden 100 Bin Tohum Daha Haber

İnci Akü’nün #HerAküBirTohum Projesi’nden 100 Bin Tohum Daha

İlk etapta doğayla buluşturulan 100 bin tohumun ardından, yeni faz kapsamında 100 bin tohum daha ekosisteme kazandırılarak toplam etkinin 200 bin tohuma ulaşması hedefleniyor. Proje, 11. İstanbul Karbon Zirvesi’nde “2026 Düşük Karbon Kahramanı Ödülü”ne de layık görüldü. İnci Akü’nün ecording iş birliğiyle yürüttüğü #HerAküBirTohum projesi, ikinci fazıyla ekosistem restorasyonuna katkı sağlamayı sürdürüyor. ecoDrone teknolojisiyle gerçekleştirilen ekim çalışmalarıyla doğa temelli çözümler geliştirilmesine katkı sunan proje, 11. İstanbul Karbon Zirvesi’nde “2026 Düşük Karbon Kahramanı Ödülü”ne layık görüldü. Ödül, zirveye ev sahipliği yapan İstanbul Teknik Üniversitesi’nin rektörü Prof. Dr. törende İTÜ Rektörü Hasan Mandal tarafından İnci Akü’ye takdim edildi. ecoDrone teknolojisi ve yeni tohum türleriyle yeşil destek Projede kullanılan ecoDrone teknolojisiyle ulaşılması güç bölgelerde hızlı ve ölçülebilir ekim çalışmaları gerçekleştiriliyor. Böylece iklim krizinin etkilerine karşı doğa temelli çözümler geliştirilmesi hedefleniyor. Bu çözümler kapsamında İnci Akü’nün desteğiyle ilk fazda toprakla buluşan 100 bin tohum yangın sonrasında Muğla bölgesinin restorasyonuna katkı sağladı. İnci Akü ve ecording iş birliğinin ikinci fazında ise, biyolojik çeşitliliği desteklemek amacıyla danışman akademisyenler tarafından gerçekleştirilen değerlendirmeler doğrultusunda, bölge koşullarına uygunluğu teyit edilen Defne, ana tür Kızılçam ile İnci Akü adına gerçekleştirilecek ekim çalışmalarına dahil edilecek. Uygulamaya alınan bu modelle biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi, toprak yapısının güçlendirilmesi ve ekosistemin doğal onarım sürecine katkı sağlanması hedefleniyor. Proje kapsamında İnci Akü ve EAS marka akü satın alan tüketicilere satış sonrasında iletilen SMS ile ulaşılan tohum takip sistemi üzerinden tohumların doğadaki serüveni e-postalar ile izlenebiliyor. “Sürdürülebilirlik yolculuğumuzu somut adımlarla atıyoruz.” İnci GS Yuasa Akü Yatırım, Yönetim Sistemleri ve Sürdürülebilirlik Müdürü Andrea Mazzone, projeye ilişkin değerlendirmesinde şunları kaydetti: “İnci Akü olarak sürdürülebilirliği yalnızca operasyonlarımızın değil, uzun vadeli değer yaratma yaklaşımımızın da merkezinde konumlandırıyoruz. ecording iş birliğiyle hayata geçirdiğimiz #HerAküBirTohum projesinin ilk fazında 100 bintohumu doğayla buluşturmanın mutluluğunu yaşarken, ikinci faz kapsamında 100 bin tohumu daha doğayla buluşturarak toplam etkimizi büyütmeye devam ediyoruz. Bu defa Hisarönü, Muğla bölgesinde ekosistemlerin yeniden canlanmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz. İş birliğimizin ikinci yılında ise projeyi daha kapsamlı bir ekosistem restorasyonu yaklaşımıyla geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu doğrultuda biyolojik çeşitliliği destekleyen farklı bitki türlerini de projeye dahil ederek sahadaki ekolojik faydayı artırmayı amaçlıyoruz. Projemizin 11. Karbon Zirvesi’nde 2026 Düşük Karbon Kahramanı Ödülü’ne layık görülmesi ise sürdürülebilirlik odağımızın ve attığımız somut adımların değerli bir göstergesi oldu.” Birden fazla sürdürülebilir kalkınma amacına katkı #HerAküBirTohum projesi; İklim Eylemi, Karasal Yaşamın Korunması, Sorumlu Üretim ve Tüketim, Eşitsizliklerin Azaltılması ve Amaçlar İçin Ortaklıklar başlıklarında Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkı sunuyor. ecording’in #Mission2030 vizyonuyla uyumlu ilerleyen proje, karbon nötr bir gelecek hedefi doğrultusunda somut çevresel fayda yaratmayı amaçlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DHL Supply Chain Türkiye, Nestlé Türkiye ve Mercedes-Benz Türk’ten Elektrikli Tır Hamlesi Haber

DHL Supply Chain Türkiye, Nestlé Türkiye ve Mercedes-Benz Türk’ten Elektrikli Tır Hamlesi

DHL Supply Chain Türkiye ve Nestlé Türkiye’nin hayata geçirdiği elektrikli tır projesi kapsamında devreye alınan 3 adet Mercedes-Benz eActros 600 çekici, Nestlé Türkiye’nin fabrika ile ana deposu arasındaki taşımacılık faaliyetlerinde aktif kullanılacak. Bu adım, tedarik zincirinde düşük karbonlu taşımacılık modeline geçişi hızlandırırken, lojistik süreçlerinde daha verimli bir operasyon yapısının oluşturulmasına katkı sağlayacak. Proje, DHL Supply Chain Türkiye, Nestlé Türkiye, ve Mercedes-Benz Türk’ün ortak vizyonu ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda hayata geçirildi. İlham veren ve ölçeklenebilir bir dönüşüm Konuyla ilgili bilgi veren DHL Supply Chain Türkiye Genel Müdürü Buket Cox, “Nestlé Türkiye ve Mercedes-Benz Türk ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliği, DHL’in sorumlu ve entegre tedarik zinciri yaklaşımı ile Nestlé’nin sürdürülebilirliği iş yapış biçimlerinin merkezine alan vizyonunun güçlü bir kesişim noktasını temsil ediyor. DHL Group’un 2030 Stratejisi kapsamında ‘Tercih Edilen Yeşil Lojistik’ olma isteğimizle, büyüyen sürdürülebilir filomuzu yeni nesil lojistik ihtiyaçlarına uygun ve yenilikçi araçlarla güçlendirerek hem operasyonel verimliliğimizi artırmayı hem de çevresel etkimizi en aza indirmeyi hedefliyoruz. Bununla birlikte, Çevresel, Sosyal ve Yönetim ilkelerimiz doğrultusunda sürdürülebilirliği yalnızca çevresel etkilerle sınırlı görmeyip; toplumsal faktörler ve güçlü kurumsal yönetim anlayışıyla birlikte ele alıyor, daha yaşanabilir bir gelecek için somut adımlar atmaya devam ediyoruz. Vizyonumuzu paylaşan Nestlé Türkiye ile iş birliğimizden büyük memnuniyet duyuyoruz. Bu değer birlikteliğinin, sürdürülebilir lojistik alanında ilham veren ve ölçeklenebilir bir dönüşüme katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Tedarik zincirinde sürdürülebilir ve entegre dönüşüm Nestlé’nin tedarik zinciri yaklaşımının sürdürülebilirlik, sorumlu tedarik ve uçtan uca operasyonel mükemmeliyet odağında şekillendiğini belirten Nestlé Türkiye Tedarik Zinciri Genel Müdürü Mehmet Ali Keleş, “Çalışmalarımızın merkezinde, bugünün ihtiyaçlarını karşılarken, gelecek nesillerin yaşam kaynaklarını koruma sorumluluğu yer alıyor. Operasyonlarımızda verimlilik ile sürdürülebilirliği birbirini tamamlayan iki temel öncelik olarak ele alıyoruz. DHL Supply Chain Türkiye ve Mercedes-Benz Türk ile hayata geçirdiğimiz bu proje sayesinde süreçlerimizi daha etkin hale getirirken, lojistik operasyonlarımızın dönüşümüne de katkı sağlıyoruz. Nestlé Türkiye’ye özel olarak tahsis edilen elektrikli tırlar, planlama, operasyonel süreklilik ve esneklik açısından önemli avantajlar sunarken, düşük karbon emisyonlu taşımacılık modeline geçişimizde de stratejik bir rol üstleniyor. İş ortaklarımızla aynı vizyonu paylaşmaktan ve çevresel sürdürülebilirlik alanındaki etkimizi birlikte büyütmekten memnuniyet duyuyoruz,” dedi. Elektrikli taşımacılığa bütüncül çözümler Mercedes-Benz Türk Kamyon Pazarlama ve Satış Direktörü Alper Kurt ise “Mercedes-Benz Türk olarak elektrifikasyonun artık yalnızca geleceğe yönelik bir vizyon değil, lojistik sektöründe somut bir dönüşüm alanı olduğuna inanıyoruz. Geliştirdiğimiz yeni nesil batarya elektrikli araçlarımızla müşterilerimizin sürdürülebilirlik hedeflerine katkı sağlıyor; süreç boyunca sunduğumuz operasyon analizi ve mobilite danışmanlığı gibi bütüncül çözümlerle elektrikli taşımacılığa geçişlerini destekliyoruz. Bu kapsamda pazara sunduğumuz Mercedes-Benz eActros 600 çekicimiz de bu vizyonun en önemli temsilcisi. Uzun menzil, yenilikçi batarya teknolojisi ve gelişmiş güvenlik destek sistemleriyle donatılan “doğuştan elektrikli” Mercedes-Benz eActros 600 çekicimiz, yenilikçi teknolojileri bir arada sunuyor. DHL Supply Chain Türkiye’ye gerçekleştirdiğimiz 3 adet Mercedes-Benz eActros 600 çekici teslimatının, markalarımız arasındaki iş birliğini önümüzdeki dönemde yeni projelerle daha da ileriye taşıyacağına inanıyoruz,” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tosyalı’ya Stevie MENA'dan 4 Ödül Birden ​​​​​​​ Haber

Tosyalı’ya Stevie MENA'dan 4 Ödül Birden ​​​​​​​

Türkiye’nin küresel çelik üreticisi Tosyalı, ileri teknoloji ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlarından aldığı güçle küresel ölçekte başarılarını artırırken, bu vizyonunu uluslararası arenada kazandığı ödüllerle taçlandırmayı sürdürüyor. Tosyalı bu yıl 7’ncisi düzenlenen Stevie MENA Awards (Middle East & North Africa Stevie®️ Awards) kapsamında, sürdürülebilirlik, inovasyon ve liderlik odaklı projeleriyle önemli bir başarıya imza attı. Küresel iş ödülü programları düzenleyen Stevie Awards kapsamındaki Stevie MENA Awards, Orta Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinin en prestijli iş dünyası ödül platformları arasında gösteriliyor. Şirketlerin inovasyon, sürdürülebilirlik, büyüme ve liderlik alanlarında ortaya koyduğu vizyoner çalışmaları uluslararası ölçekte ödüllendiriyor. Bölgenin en güçlü 18 şirketinin ve liderlerinin değerlendirildiği organizasyonda Tosyalı’nın dört farklı kategoride ödüle layık görülmesi, şirketin uluslararası başarısını bir kez daha tescillemiş oldu. Stevie MENA Awards kapsamında; “Yeşil Çelikte Vizyoner Büyüme” projesiyle “Büyümede İnovatif Başarı” kategorisinde Gümüş ödüle layık görülen Tosyalı, ayrıca Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı adına yapılan başvuruyla “Yılın Düşünce Lideri” kategorisinde de Gümüş ödül kazandı. Tosyalı, TOSYALI V-Green” ile “Yılın Sürdürülebilir Ürün/Hizmeti” kategorisinde ve Contemporary Istanbul ile Upcycling in Art – Sanatta İleri Dönüşüm İş Birliği” projesiyle “Sponsorluklarda İnovasyon” kategorisinde Bronz ödül elde ederek toplam dört ödülün sahibi oldu. Bugün 3 kıtada 50’ye yakın tesisi, 15 milyon ton/yıl sıvı çelik üretim kapasitesi ve 15.000 çalışanıyla küresel büyümesini sürdüren Tosyalı’nın kazandığı birçok uluslararası ödül, yaptığı güçlü sürdürülebilirlik yatırımlarının küresel ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor. Fuat Tosyalı’ya “Yılın Düşünce Lideri” ödülü Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, “Yılın Düşünce Lideri” kategorisinde Gümüş Stevie Ödülü’ne layık görüldü. Uluslararası jüri değerlendirmelerinde, Tosyalı’nın düşük karbonlu çelik üretimine yönelik uzun vadeli vizyonu; yenilenebilir enerji yatırımları, hidrojen uyumlu üretim teknolojileri, yapay zekâ destekli operasyonel dönüşüm, Ar-Ge ve döngüsel üretim yatırımları ve sürdürülebilir sanayi dönüşümüne liderlik eden yaklaşımı öne çıkarıldı. Yeşil çelikte vizyoner büyüme Tosyalı Holding uzun yıllardır sürdürülebilirliği bir iş yapış biçimi haline getirerek yeşil çelik üretiminde küresel olarak vizyoner bir büyüme sergiliyor. “Yeşil Çelikte Vizyoner Büyüme” projesiyle “Büyümede İnovatif Başarı” kategorisinde kazanılan Gümüş ödül de bunun bir yansıması. Uluslararası jüri bu kapsamda yaptığı değerlendirmede, Tosyalı’nın yaklaşık 6 milyar dolarlık sürdürülebilirlik yatırımıyla çelik sektöründe küresel ölçekte örnek gösterilen bir dönüşüm gerçekleştirdiğine dikkat çekti. Yılın sürdürülebilir ürünü “TOSYALI V-Green” Bronz ödüle layık görülen Tosyalı’nın düşük emisyonlu çelik markası Tosyalı V-Green, ürünlerinde karbon emisyonu azaltımı sağlayan yapısı, Avrupa Yeşil Mutabakatı ve CBAM kriterleriyle uyumu, çevresel ürün beyanlarıyla sunduğu şeffaflık ve ölçeklenebilir sürdürülebilir üretim modeliyle, jüri tarafından ‘iklim değişikliğiyle mücadelede somut etkiler yaratan umut verici bir adım’ olarak değerlendirildi. Tosyalı bugün ürünlerinde, CBAM kapsamında varsayılan değerler yerine doğrulanmış emisyon verilerini kullanıyor ve varsayılan değerlere göre yüzde 70’e varan düşük karbon salımı sağlıyor. Sanatta ileri dönüşümün gücü Kültür ve sanatı, sürdürülebilirlik konusunda bilinç oluşturmanın önemli bir parçası olarak konumlayan Tosyalı’nın Contemporary Istanbul iş birliğiyle hayata geçirdiği “Upcycling in Art-Sanatta İleri Dönüşüm” projesi endüstriyel dönüşümü sanat aracılığıyla toplumla buluşturan özgün yaklaşımıyla övgü topladı. Jüri değerlendirmelerinde, endüstriyel atıkların sanat eserlerine dönüştürülmesinin yeşil dönüşüm açısından duygusal farkındalık yaratan güçlü ve ilham verici bir örnek olduğunu vurgulandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Shell & Turcas’tan Elektrikli Mobilitede Çevre Dostu İnovasyon Haber

Shell & Turcas’tan Elektrikli Mobilitede Çevre Dostu İnovasyon

Shell & Turcas, elektrikli araç şarj istasyonları için geliştirdiği kablosuz acil durum butonu uygulaması ile 11. İstanbul Karbon Zirvesi’nde “Düşük Karbon Kahramanı” ödülüne layık görüldü. Shell Recharge markası ile ve anlaşmalı olduğu Trugo elektrikli araç şarj noktalarıyla önemli bir ekosisteme hizmet veren Shell&Turcas, uygulama kapsamında yürütülen çalışmalarla toplamda yaklaşık 866 ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e) emisyonun önüne geçti. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) tarafından, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin desteğiyle 11 yıldır düzenlenen zirve bu yıl, “Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri” temasıyla gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcileri bir araya geldi. Kazı ihtiyacını azaltan uygulama Kablosuz Acil Durum Butonu (ASB) uygulaması, elektrikli araç şarj cihazlarının acil durdurma sistemlerine kablosuz olarak entegre edilmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, geleneksel yöntemlerde ihtiyaç duyulan kablolama altyapısı için yapılan saha çalışmalarını azaltıyor. Uygulama ile 180 istasyonda yaklaşık 9.000 metre kazının ve buna bağlı olarak 2.880 metreküp beton ve çimento kullanımının önüne geçildi. Ayrıca beton kırımı için iş makinesi kullanımına ihtiyaç duyulmazken, saha uygulamaları ortalama 48 saatlik bir montaj süresi ile tamamlandı. 866 ton karbon azaltımı Yapılan hesaplamalara göre, beton ve çimento kullanımının önlenmesiyle yaklaşık 864 ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e), iş makinesi kullanımının ortadan kaldırılmasıyla yaklaşık 2 ton CO₂’e ve personel ulaşımına bağlı olarak yaklaşık 0,1 ton CO₂e emisyonun önüne geçildi. Böylece toplamda yaklaşık 866 ton CO₂e emisyon azaltımı sağlandı. Mehmet Ünal: “Hedefimiz net sıfır emisyonlu bir gelecek” Shell & Turcas Yatırımlar, Operasyon ve Yeni Enerjiler Direktörü Mehmet Ünal, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Shell olarak global stratejimizi, 2050 yılına kadar net sıfır emisyonlu bir enerji şirketi olma hedefimiz doğrultusunda; daha az emisyonla daha fazla değer yaratmak üzerine kuruyoruz. Bu kapsamda, müşterilerimizle, kamu kurumlarıyla ve farklı sektörlerle birlikte çalışarak daha düşük karbonlu enerji çözümlerinin yaygınlaşmasını destekliyoruz. Elektrikli araç şarj altyapısı da bu dönüşümde önemli bir rol oynuyor. Kablosuz ASB uygulamamız, sahadaki kurulum süreçlerini sadeleştirirken emisyonları azaltmayı sağladığımız somut örneklerden biri. Geçmişte birçok kez kazandığımız bu ödülü geçen yıl da, Derince’deki Madeni Yağ ve Gres Üretimi Tesisimizde hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi projesiyle, kendi operasyonlarımızdan kaynaklanan emisyonları yıllık 500 ton azaltan bir projeyle kazanmıştık. Projelerimizi uygulamayı sürdürürken, önümüzdeki dönemde de operasyonlarımızda verimliliği artıran, emisyonları azaltan ve müşterilerimize daha düşük karbonlu enerji seçenekleri sunan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde büyük sektör buluşması Haber

İstanbul Teknik Üniversitesi’nde büyük sektör buluşması

Arlight, Fagerhult Group’un küresel vizyonunu yerel uzmanlığıyla birleştirerek, akademiye sunduğu kesintisiz katkı ile aydınlatma sektörünün gelişimine öncülük etmeye devam ediyor. İstanbul Teknik Üniversite’nde düzenlenen “Türkiye ve Ötesi İçin Düşük Karbonlu, Yüksek Konforlu Entegre Aydınlatma Stratejileri” (Low Carbon, High Comfort Integrated Lighting Strategies for Türkiye and Beyond) konferansında aydınlatma alanında sürdürülebilirlik, enerji verimliliği ve kullanıcı konforu odağında geliştirilen entegre yaklaşımlar ele alındı. Sektörün önemli oyuncularından Arlight, sağlık yapılarında aydınlatma konusunu Dr. Serhat Özenç sözcülüğünde ele aldı. “Türkiye’deki toplam rüzgar ve güneş üretiminin neredeyse tamamı aydınlatmada tüketiliyor” Arlight Genel Müdürü Altuğ Bilgiç, Türkiye’deki toplam rüzgar ve güneş üretiminin neredeyse tamamının aydınlatmada tüketildiğini söyledi. Bilgiç: “İstanbul Teknik Üniversitesi’nde gerçekleştirilen bu uluslararası çalıştay, akademi ile sektörün birlikte üretmesinin ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Bunun önemini size şöyle anlatabilirim. Türkiye’deki toplam rüzgar ve güneş üretimini topladığınızda, neredeyse tamamını aydınlatmada tüketiyoruz. Dağların tepesindeki rüzgar türbinlerini, geniş arazilere kurulu güneş panellerini düşünün; bunun karşılığı sadece ışık. Bu bize aydınlatmada muazzam bir verimlilik potansiyeli olduğunu söylüyor. Özellikle sağlık yapılarında aydınlatma; verimlilik ile farklı kullanıcı ihtiyaçlarının birlikte ele alınmasını gerektiriyor. Bu noktada bizim yaklaşımımız, aydınlatmayı bütüncül bir sistem olarak ele almak. Çünkü doğru aydınlatma, doğru senaryoyu kurgulamakla ve gün ışığı ile yapay ışığı birlikte değerlendiren tasarım yaklaşımıyla mümkün oluyor. Arlight olarak, Fagerhult Group’un bilgi birikimini Türkiye’deki saha deneyimimizle birleştirerek, bu tür etkinliklerde aktif rol almayı çok önemsiyoruz. Akademi ile sektör arasında kurulan bu etkileşim, yalnızca bugünün projelerinin ötesinde geleceğin aydınlatma anlayışına da yön veriyor. Bu nedenle bu iş birliklerini, uzun vadeli bir gelişim alanı olarak görüyor ve desteklemeye devam ediyoruz.” “Sağlık yapılarında doğru aydınlatma; iyileşme sürecinin ve operasyonel başarının ayrılmaz bir parçasıdır” Çalıştay kapsamında Arlight adına söz alan Dr. Serhat Özenç de sağlık yapıları gibi kompleks organizmalarda gün ışığı entegrasyonu ile enerji verimliliği ve kullanıcı konforu arasındaki kritik dengeye dikkat çekti. Hastaneler gibi 24 saat yaşayan, farklı kullanıcı gruplarına aynı anda hizmet eden yapılarda aydınlatmanın çok katmanlı bir yaklaşım gerektirdiğini belirten Özenç: "Hastaneler, her metrekaresinde farklı bir senaryo barındıran devasa organizmalardır. Bizim en büyük mücadelemiz; cerrahın ameliyathanedeki keskin görme ihtiyacı ile hastanın odasındaki huzur beklentisini aynı mühendislik potasında eritmektir. Binlerce metrekarelik bu alanlarda gün ışığını akıllı sistemlerle tasarıma dahil ederek, sadece konforu değil, işletme maliyetlerini ve enerji verimliliğini de yönetiyoruz. Çünkü sağlık yapılarında doğru aydınlatma; teknik bir zorunluluk değil, iyileşme sürecinin ve operasyonel başarının ayrılmaz bir parçasıdır" dedi. Program kapsamında düzenlenen atölye çalışmaları ve oturumlar, katılımcıların farklı başlıklarda bir araya gelerek bilgi paylaşımında bulunmasına ve güncel yaklaşımları çok yönlü olarak değerlendirmesine olanak sağladı. Uluslararası ölçekte araştırmacıların, akademisyenlerin ve sektör profesyonellerinin katılımıyla gerçekleşen çalıştayda; düşük karbon hedefleri doğrultusunda aydınlatma tasarımının rolü, gün ışığı ve yapay aydınlatmanın birlikte ele alındığı bütüncül çözümler ve kullanıcı odaklı tasarım yaklaşımları kapsamlı biçimde tartışıldı. Farklı disiplinleri bir araya getiren çalıştay, hem teorik bilgi paylaşımına hem de uygulamaya yönelik yaklaşımların değerlendirilmesine olanak sağladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Aksa Doğalgaz 7. Kez “Düşük Karbon Kahramanı Ödülü”ne Değer Görüldü Haber

Aksa Doğalgaz 7. Kez “Düşük Karbon Kahramanı Ödülü”ne Değer Görüldü

Türkiye’nin lider, Avrupa’nın dördüncü büyük doğal gaz dağıtım şirketi Aksa Doğalgaz, 71 bin kilometreyi aşan şebeke uzunluğuyla 30 il, 375 ilçe ve beldede 8,4 milyon abonesini doğal gazla buluşturuyor. Faaliyetlerini daha temiz bir gelecek anlayışıyla insana, doğaya ve yaşama saygı çerçevesinde hayata geçiren Aksa Doğalgaz, sürdürülebilir enerji dönüşümüne katkı sağlamak üzere Ar-Ge çalışmalarını kararlılıkla yürütüyor. 11. İstanbul Karbon Zirvesi, 4-5 Mayıs tarihlerinde Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ve İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ana desteğinde İTÜ Süleyman Demirel Kültür Merkezi’nde “Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri” başlığıyla gerçekleştirildi. Aksa Doğalgaz da Doğal Gaz ile Biyometanın Güç Birliği projesiyle SÜT-D 2026 Düşük Karbon Kahramanı Ödül Töreni’nde yedinci kez ödülün sahibi oldu. Törende Aksa Doğalgaz’a, sera gazı emisyonlarını azaltarak iklim değişikliğine karşı etkin mücadelede örnek oluşturan kuruluşlara değer görülen SÜT-D 2026 Düşük Karbon Kahramanı Ödülü’nün veriliş teknik gerekçesini İTÜ Öğretim Üyesi ve SÜT-D Başkanı Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu açıkladı, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal takdim etti. Doğal gaz ile biyometanın güç birliği Aksa Doğalgaz Başkan Yardımcısı Şinasi Gölbaşı, zirve kapsamındaki “Karbon Yönetimi ve Enerji” oturumunda konuşmacı olarak yer aldı. Gölbaşı sunumunda, Aksa Doğalgaz’ın sürdürülebilirlik faaliyetlerini, karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik çalışmalarını ve Şirket’in yenilikçi Ar-Ge projesi Doğal Gaz ile Biyometanın Güç Birliği’ni anlattı. Gölbaşı, “Aldığımız ödülü uzun soluklu çalışmalarımızın anlamlı bir takdiri olarak görüyoruz. Doğal Gazımızda Atığın Yerli ve Yeşil Gücü projemizin devamı niteliğindeki Doğal Gaz ile Biyometanın Güç Birliği’nde, biyometanın üretimden şebekeye enjeksiyonuna, taşıma seçeneklerinden sertifikasyon ve mevzuat süreçlerine kadar tüm değer zincirini inceliyoruz. Biyometanın doğal gaz altyapısıyla birlikte kullanılabilirliğini teknik, ekonomik, çevresel ve sertifikasyon boyutlarıyla değerlendiriyoruz” diye konuştu. Enerji arzını çeşitlendiriyoruz Küresel iklim krizine karşı kapsayıcı ve sürdürülebilir bir çevresel yönetim adımlarıyla ilerlediklerini belirten Gölbaşı, iklim değişikliğinin etkileriyle mücadelede alternatif yakıtların ve çevreci enerji kaynaklarının önemine inandıklarına dikkat çekti. Gölbaşı, sözlerine şöyle devam etti: “Karbon yönetimi açısından doğal gaz, fosil yakıtlardan çevreci yakıtlara geçiş sürecinde en önemli yakıt olduğundan, Ar-Ge çalışmalarımızla enerji arzını çeşitlendirmeyi hedefliyoruz. Bunun yanı sıra düşük karbon ekonomisine geçiş, yalnızca emisyon azaltımıyla sınırlı olmayan; enerji arz güvenliğinden atık yönetimine, yerli kaynakların değerlendirilmesinden sanayinin rekabet gücüne kadar çok boyutlu bir dönüşümü ifade ediyor. Doğal Gaz ile Biyometanın Güç Birliği projemiz de bu yaklaşımın somut bir çıktısı.” Sürdürülebilir yaşama katkı Aksa Doğalgaz, faaliyet gösterdiği bölgelerde hava kalitesinin iyileşmesine önemli bir katkı sağlıyor. Kömür gibi karbon yoğun yakıtların çevresel etki konusunda bilinçlendirme çalışmalarına devam ederek, hava kalitesinin her geçen gün iyileştirilmesine katkıda bulunuyor. Şirket, 2025 yılında abonelerinin kömür yerine doğal gazı tercih etmesiyle 17,64 milyon ton karbon emisyonunun önüne geçilmesini sağladı. 2025 yılı Kapsam 1, 2 ve 3 emisyonlarını ISO 14064 Kurumsal Sera Gazı Emisyonlarının Hesaplanması ve Raporlanması Standardı’na uygun olarak altı farklı kategori üzerinden hesapladı. Ayrıca, 2025 yılı elektrik tüketiminden kaynaklı Kapsam 2 karbon emisyonlarını Yenilenebilir Enerji Kaynak Belgesi ile nötrleyen Aksa Doğalgaz, ecodrone’larla ulaşılması zor alanlarda gerçekleştirilen tohum atışlarıyla bugüne kadar aboneleri adına 201 bin tohumu toprakla buluşturdu, 2026 yılı sonuna kadar da 500 bin tohum topunu daha toprakla buluşturmayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.