Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Duygusal Farkındalık

Kapsül Haber Ajansı - Duygusal Farkındalık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Duygusal Farkındalık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Eleştiride Doğru Yaklaşım Fark Yaratıyor!  Haber

Eleştiride Doğru Yaklaşım Fark Yaratıyor! 

İnsan beyninin kimliğine yönelik eleştirileri fiziksel tehdit kadar güçlü algılayabildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur.” dedi. Davranışa odaklanan bir yaklaşımın ise bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Kalaz, sağlıklı eleştirinin empati, saygı ve çözüm odaklı bir iletişim anlayışıyla yapılmasının önemini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sena Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Eleştiride hedef kişilik değil, davranış olmalı! Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen en önemli iletişim araçlarından biri olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Ancak bunun için odağın kişinin karakterine değil, gözlemlenebilir davranışlarına yönelmesi gerekir.” dedi. Davranışa odaklanan eleştirinin, kişinin yaptığı belirli bir eylemi, o eylemin sonuçlarını ve değiştirilebilir yönlerini ele alırken, kişiliğe yönelik eleştirinin bireyin kimliğini hedef aldığına işaret eden Kalaz, “Örneğin, ‘sen dikkatsiz bir insansın’ demek yerine ‘bu raporda bazı ayrıntılar gözden kaçmış, bunları birlikte gözden geçirebiliriz’ demek hem aynı sorunu ifade eder hem de kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olmaz.” şeklinde konuştu. İnsan beyni, kimliğine yönelik tehditleri fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabilir! Psikolojik açıdan kişiliğe yönelik eleştirilerin daha yıkıcı olduğuna dikkat çeken Sena Kalaz, “Çünkü kişilik, bireyin benlik algısının ve öz değerinin temel bileşenlerinden biridir.” dedi. İnsan beyninin kimliğine yönelik tehditleri, fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabileceğini aktaran Kalaz, şöyle devam etti: “Bu nedenle kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler savunmacılığı artırır, utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur. Buna karşılık davranış odaklı geri bildirim, değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir durumu işaret ettiği için bireyde ‘ben kötü bir insanım’ yerine ‘bu davranışımı farklı yapabilirim’ düşüncesini destekler. Bu nedenle davranış odaklı geri bildirimler psikoloji literatüründe daha yapıcı kabul edilir; çünkü suçlayıcı değil geliştirici bir yaklaşım sunar, öğrenmeyi teşvik eder ve öz yeterlilik duygusunu korur.” İnsanlar çoğu zaman tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi etiketleme eğilimi gösterir! İnsanlar eleştiri yaparken sıklıkla kişiliğe yönelme eğilimi gösterdiklerini kaydeden Kalaz, “Bunun en önemli nedenlerinden biri, öfke ve hayal kırıklığı gibi yoğun duygular yaşandığında beynin olayları genelleyerek değerlendirme eğilimidir. Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi ‘sorumsuz’, ‘bencil’, ‘tembel’ ya da ‘saygısız’ olarak etiketlemek daha kolay gelir.” dedi. Ayrıca çocukluk döneminde aile içinde ya da okul ortamında maruz kalınan iletişim biçimlerinin de bu alışkanlığı pekiştirdiğini dile getiren Kalaz, “Sürekli kişiliği eleştirilerek büyüyen bireyler, yetişkinlikte farkında olmadan aynı dili kullanabilirler. Bunun yanında iletişim becerilerinin yetersiz olması, davranış ile kişilik arasındaki ayrımın bilinmemesi ve temel yükleme hatası olarak adlandırılan bilişsel eğilim de kişilik odaklı eleştirileri artırır; insanlar başkalarının hatalarını çoğu zaman karakter özellikleriyle açıklarken, kendi hatalarını koşullara bağlama eğilimindedir.” açıklamasını yaptı. Kişiliği değil, davranışı eleştirmek değişim motivasyonunu artırır! Davranışa odaklanan bir yaklaşımın, bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Çünkü insanlar değiştirebilecekleri alanlara ilişkin geri bildirim aldıklarında daha fazla sorumluluk üstlenir, çözüm üretmeye yönelir ve gelişim için çaba göstermeye istekli olurlar.” dedi. Kişiliği hedef alınan bireyin ise çoğunlukla umutsuzluk hissettiğini belirten Kalaz, “‘Ben zaten böyle biriyim’ düşüncesi değişim isteğini azaltabilir. Davranış odaklı geri bildirim ise gelişim zihniyetini destekler ve bireyin yaptığı davranışın kimliğiyle eş anlamlı olmadığını hissettirir. Bu durum özellikle çocukların eğitiminde, çift ilişkilerinde, ebeveyn tutumlarında ve iş yaşamında daha sağlıklı iletişim kurulmasını sağlar.” diye konuştu. Sağlıklı eleştiri; empati, saygı ve çözüm odaklı iletişimle mümkündür! Sağlıklı bir eleştiri kültürünün toplumda gelişebilmesi için öncelikle aile içinde çocuklara yargılayıcı değil açıklayıcı bir iletişim modeli sunulması gerektiğine vurgu yapan Kalaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Okullarda duygusal farkındalık ve etkili iletişim becerileri öğretilmeli, iş yaşamında ise geri bildirim kültürü yalnızca hata odaklı değil, güçlü yönleri de görünür kılan dengeli bir anlayışla uygulanmalı. Eleştirinin doğru zamanlama ile yapılması, somut örneklere dayanması, çözüm önerisi içermesi, empatiyle sunulması ve kişinin onurunu zedelemeyecek bir dil kullanılması da bu kültürün temel unsurlarıdır. Doğruları ifade etmek yalnızca dürüst olmak değil, aynı zamanda bunu karşımızdaki kişinin gelişimine katkı sağlayacak, saygılı ve yapıcı bir iletişim diliyle yapabilmek anlamına da gelir. Çünkü insanlar en çok yargılandıklarında değil, anlaşıldıklarını hissettiklerinde değişime açık hale gelirler ve gerçek anlamda etkili eleştiri de tam olarak bu zeminde mümkün olur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’de “Sessiz Boşanmalar” Dönemi: Evli Çiftlerin Sadece Yüzde 5’i Mutlu Haber

Türkiye’de “Sessiz Boşanmalar” Dönemi: Evli Çiftlerin Sadece Yüzde 5’i Mutlu

Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, evliliğe karar verme süreçlerindeki dışsal faktörlerin ve duygusal farkındalık eksikliğinin boşanma riskini doğrudan artırdığını vurguluyor. İlişkisini sadece somut kazanımlar veya yalnızlık korkusu üzerine kuran çiftler, zamanla duygusal bir kopuş yaşayarak ayrılık noktasına geliyor. TÜİK tarafından paylaşılan güncel veriler, Türkiye’de yaklaşık 3,5 milyon kişinin boşanmış olduğunu ve yetişkin nüfus içinde bu oranın %5,20 seviyesinde seyrettiğini gösteriyor. Klinik gözlemler ve toplumsal araştırmalar, boşanmadan evliliğini sürdüren çiftlerin sadece yüzde 5 kadarının gerçek bir mutluluk yaşadığını ortaya koyuyor. Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, bu tablonun boşanmış olmanın ötesinde, aynı çatı altında duygusal paylaşım yaşamayan "sessiz boşanmış" kitlelerin varlığını kanıtladığını belirtiyor. Boşanma kararı, ilişkinin kalitesini göstermek yerine tarafların o ilişkide ne kadar var olmak istediğini simgeliyor. Hayat deneyimlerinden yola çıkarak kendi isteklerini netleştiren ve duygusal farkındalığı yüksek bireylerin kurduğu evliliklerde ise ayrılık ihtimali minimum seviyede kalıyor. Araftaki Evlilikler: İnsanlar Neden Boşan(a)mıyor? Mutsuzluğa rağmen evliliğin sürdürülmesinin ardındaki görünmez engelleri analiz eden Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, bireyleri bir döngüye hapseden nedenleri açıklıyor. Düzenin Konforu ve Değişim Travması: Çiftler mutsuz olsalar dahi mevcut yaşam ritminin, sorumluluk paylaşımının ve kurulu düzenin bozulmasını istemiyor. Sıfırdan bir hayat kurma fikri, mutsuzluğun tanıdık güvenliğinden çok daha travmatik bir seçenek olarak algılanıyor. Finansal Prangalar: Evlilikteki bütçe paylaşımı, çiftler için korunaklı bir ekonomik sistem oluşturuyor. Boşanmayla gelecek olan ekstra mali yüklerin altına girmekten kaçınan bireyler, yeni yaşam giderlerini göze alamadıkları için mutsuzluğu sürdürmeyi tercih ediyor. Çocuk Odaklı Suçluluk ve İçsel Istırap: Anne ve babasından ayrı büyüyecek çocukların ruhsal dünyasına dair duyulan yoğun sorumluluk, çiftleri bir tıkanıklığa sürüklüyor. Hem eşiyle devam edemeyen hem de boşanmayı gerçekleştiremeyen bireyler, bu arafta kalmışlık haliyle yoğun bir içsel ıstırap yaşıyor. Evliliklerin İlk Beş Yılındaki Kritik Viraj TÜİK verilerine göre boşanmaların yüzde 34’ü evliliğin ilk beş yılında gerçekleşiyor. Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, bu dönemde kazanılan gelin, damat veya yenge gibi yeni kimliklerin beraberinde büyük sorumluluklar getirdiğini ifade ediyor. Kök ailesinden zihnen ayrışamayan ve hala ebeveynlerinin "küçük çocuğu" gibi davranan bireyler, eşiyle "biz" olma halini yaşamakta güçlük çekiyor. Geniş aile üyelerinin müdahaleleri, henüz temeli oturmamış evliliklerde büyük depremlere yol açıyor. Evlilikle gelen güven duygusunun yarattığı cinsel rehavet ise tutkunun yerini durağanlığa bırakmasına neden oluyor. Henüz ilişki zemini sağlamlaşmadan sadece evliliği kurtarmak amacıyla çocuk sahibi olmak, tahammül seviyesini hızla düşürerek ayrılık sürecini hızlandırıyor. On Yılı Aşan Evliliklerde Değişen Dinamikler Türkiye’de boşanmayla sonuçlanan evliliklerin ortalama 12 yıl sürmesi, zamanla biriken hasarların geri dönülemez bir noktaya ulaştığını gösteriyor. Uzun süreli evliliklerde boşanma sebeplerini analiz eden Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, özellikle "tükenen tahammül" faktörüne dikkat çekiyor. Sorun çıkmasın diye sürekli uyumlanan ve kendi isteklerini yok sayan partner, yıllar içinde biriken emek ve sevginin karşılıksız kaldığını fark ettiğinde boşanma kararı netleşiyor. Çocukların ihtiyaçlarının tüm enerjiyi tüketmesi eşlerin birbirine ayıracak vakit bulamamasına yol açarken, tarafların birbirini "sabit bir veri" olarak görmesi duygusal bağları zayıflatıyor. Bu süreçte bireylerin yaşadığı kişisel dönüşüm ve farkındalık artışı eşler arasında senkronize ilerlemediğinde, ortak bir rotada devam etmek imkansız hale geliyor. Dr. Psk. Sevilay Abudaram, gelişimsel farklılıkların çiftlerin aynı zaman diliminde farklı ihtiyaçlara sahip olmasına yol açtığını ve bu durumun evliliğin ilerleyen yıllarında boşanma kararını tetiklediğini belirtiyor. İlişkilerin ilk yıllarındaki sağlam sınırlar ve ilerleyen yıllardaki duygusal yatırım evliliğin ömrünü belirliyor. Çift Terapisti Dr. Psk. Sevilay Abudaram, bireysel gelişim süreçlerini eşzamanlı yönetebilen ve "biz" alanını koruyan çiftlerin mutsuzluk döngüsünden kurtulabildiğini ifade ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hayal Panosu ve Manifest Etmek Bilimsel mi, Efsane mi? Haber

Hayal Panosu ve Manifest Etmek Bilimsel mi, Efsane mi?

Hayal panolarının hedefleri görselleştirerek davranışları harekete geçirebildiğini aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Araştırmalar, hedeflerini görselleştiren kişilerin motivasyonunda ve hedefe götüren davranışlarında artış olduğunu gösteriyor.” dedi. Ancak bu yöntemlerin tek başına mucizevi sonuçlar doğurmadığını vurgulayan Aytop, hayal panosu ve manifest çalışmalarının, gerçekçi hedefler ve somut adımlarla desteklendiğinde işlevsel olabileceği, aksi durumda ise beklenti ve hayal kırıklığının artabileceği uyarısında bulundu. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, vision board (hayal panosu) ve manifest uygulamalarının psikolojik etkileri, faydaları ve sınırları hakkında bilimsel bir bakış açısıyla değerlendirmelerde bulundu. Hayal panosu hedefleri görselleştirmeyi sağlıyor! Son günlerde özellikle sosyal medyada ‘vision board’ yani hayal panosu ritüeli ile sıkça karşılaşıldığını aktaran Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Hayal panosu özellikle yılın son aylarında hazırlanıyor. Kişi, yeni yılda gerçekleşmesini istediği dilek, beklenti ve hedeflerini temsil eden çeşitli görselleri, sembolleri ve motive edici sözleri kullanarak bir pano oluşturuyor.” dedi. Hayal panolarının zihni ve motivasyonu nasıl etkilediğine değinen Aytop, “Bu panolar hedefleri sadece düşünmekle kalmayıp, onları görselleştirmemizi sağlıyor. Araştırmalar, hedeflerini görselleştiren kişilerin motivasyonunda ve hedefe götüren davranışlarında artış olduğunu gösteriyor.” şeklinde konuştu. Hayal panosunu sık görmek, hedeflere yönelik davranışı motive edebilir! Görselleştirmenin, beynin motor korteksinde gerçek davranışa benzer bir aktivasyon yaratabileceğini dile getiren Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Panoyu sık sık görmek, beynimizi bu hedeflere ‘hazır hâle’ getirebilir ve bizi adım atmaya motive ederek hedeflerimizle daha uyumlu davranışlar sergilememize yardımcı olabilir.” dedi. Buna ek olarak, hayal panolarının pozitif duyguların deneyimlenmesine, geleceğe umutla bakabilmeye ve hedeflere ulaşmada yeterlilik inançlarının güçlenmesine katkıda bulunabileceğini ifade eden Aytop, “Ayrıca, bu aktivite tek başına ya da sevdiklerinizle birlikte yapılabilecek, yeni yıl öncesi keyifli ve yaratıcı bir etkinlik olarak da düşünülebilir.” açıklamasını yaptı. Manifestin tek başına mucizevi bir uygulama olduğu iddia edilemez! ‘Manifest’ kavramının, kişinin ulaşmak istediği hedefleri ya da hayatında görmek istediği değişimleri zihinsel ve duygusal olarak desteklemeyi amaçlayan bir uygulama olarak tanımlandığını kaydeden Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu yaklaşımda, kişinin düşüncelerini ve dikkatini belirli bir hedefe yöneltmesinin, o hedefe ulaşma sürecini destekleyebileceği düşünülmektedir.” dedi. Manifest etmenin gerçekten etkili mi, yoksa kişinin etkili olduğuna tam inanç göstermesiyle ortaya çıkan bir plasebo etkisi mi olduğu konusunda değerlendirme yapan Aytop, şunları söyledi: “Zamanla kişi, farkında olarak ya da olmadan davranışlarını, tutumlarını ve kararlarını manifestlediği hedeflerle uyumlu hâle getirebilir. Bu açıdan manifest, kişinin bilişsel ve duygusal kaynaklarını belirlediği hedefe odaklaması yoluyla, kararlı ve motive bir şekilde o yolda ilerlemesini destekleyen bir araç olarak düşünülebilir. Ancak tek başına mucizevi bir uygulama olduğu iddia edilemez. Bir hayalin ya da hedefin aksiyon almadan gerçekleşmesi gerçekçi değildir. Kişi manifestlediği şeyi bir hedef olarak ele alıp onu gerçekçi bir zemine oturtur, somut ve ulaşılabilir parçalara ayırır; zamanını, enerjisini, dikkatini ve özverisini bu yola verir; engellerle karşılaştığında sebatkâr bir tutumla ilerlemeye devam ederse hedeflenen şey daha ulaşılabilir hâle gelebilir. Çünkü bu durumda manifest, yalnızca zihinsel bir çaba olmaktan çıkar ve fiziksel bir boyut kazanır.” Yalnızca olumlu düşünmeye çalışmak sağlıklı değil! İnsanın olumlu düşünebilmesinin çok değerli bir yetenek olduğunu vurgulayan Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Bu yetenek öğrenilebilir, geliştirilebilir bir kapasitedir. Olumlu düşünen kişinin kendisiyle, başkalarıyla ve dünyayla daha pozitif bir ilişkisi olur. İçsel ve dışsal kaynaklarını, güçlü yanlarını daha verimli şekilde amaçları ve hedefleri doğrultusunda kullanabilir. Geleceğe umutla bakabilir ve zorlukların üstesinden daha kararlı bir şekilde gelebilir. Hem kendi hayatında hem de çevresinde pozitif dokunuşlarda bulunabilir.” dedi. Ancak hayatın içinde zorlu deneyimler, düşünceler ve duygular da olduğunun unutulmaması gerektiğine işaret eden Aytop, “Kişinin yaşadığı olumsuzlukları görmezden gelmesi, onları yok sayarak yalnızca olumlu düşünmeye çalışması sağlıklı bir yaklaşım değildir. Çünkü bastırılan ya da görmezden gelinen duygular zamanla büyüyerek kişiyi içten içe yıpratır; bireyin hem kendisiyle hem de ilişkileriyle olan bağlarına zarar verebilir. Bu noktada kişinin yaşananlara dair farkındalık geliştirmesi, olan biteni kabul etmesi, deneyimlerinden ders çıkararak onları dönüştürmesi son derece önemlidir. Hayatımızdaki zorlu olayların, onlara yüklediğimiz anlamların ve bu anlamlarla ortaya çıkan zorlayıcı duyguların, yapılması gereken değişiklikler konusunda bizi motive ettiğini ve güç verdiğini unutmamak gerekir. Düşüncelerimize denge ve esneklik kazandırmak, onlara eşlik eden duygularımızı fark edebilmek; duygusal farkındalık ve duygusal regülasyon becerilerinin gelişmesi açısından büyük önem taşır.” ifadelerini kullandı. Vision board ve manifest çalışmaları, destekleyici bir motivasyon aracı! Hayatta kontrol sahibi olduğumuz, kontrolümüzün sınırlı olduğu ya da hiç olmadığı alanların varlığını hatırlatan Klinik Psikolog Emine Akın Aytop, “Kişinin bu farkındalıkla yola çıkması, hayal ettiği ya da hedeflediği değişimleri gerçekleştirebilmesi açısından kritiktir.” dedi. Beklentilerin kontrol alanıyla uyumlu olmasının, kişinin içsel ve dışsal kaynaklarının farkında olması ve bunları etkin şekilde kullanabilmesinin, sebatkâr davranması, zaman ve emek harcaması, gerektiğinde bazı fedakârlıklar yapabilmesinin ve süreci denge içinde sürdürebilmesinin önemli olduğunun altını çizen Aytop, sözlerini söyle tamamladı: “Vision board ya da manifest çalışmalarını, destekleyici bir motivasyon aracı olarak görmek, onlara gereğinden fazla anlam ve beklenti yüklememek daha işlevsel bir yaklaşım sunar. Ancak gerekli farkındalık, duygusal düzenleme, davranışsal çaba ve bilişsel esneklik olmadığında; gerçekleşmesi mümkün olmayan hedeflere takıntılı biçimde odaklanıldığında; vision board ya da manifest çalışmaları zihinde sihirli bir araç gibi büyütüldüğünde ve kişi er ya da geç gerçeklerle yüzleştiğinde yoğun bir hayal kırıklığı yaşayabilir. Bu durum üzüntü, stres ve öfke gibi duyguların artmasına yol açabilir. Böyle bir süreçte kişi fiziksel, psikolojik ve sosyal sorunlar yaşayabilir ya da mevcut sorunların şiddeti artabilir.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.