Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ebru Arıcı

Kapsül Haber Ajansı - Ebru Arıcı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ebru Arıcı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Güneş ve Rüzgârda Üretim Rekoru Haber

Güneş ve Rüzgârda Üretim Rekoru

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının açıkladığı verilere göre, ağustos ayında güneş kaynaklı elektrik üretimi 5,16 milyar kilovatsaat, rüzgâr kaynaklı elektrik üretimi ise 4,74 milyar kilovatsaat olarak gerçekleşti. Bu rakamlarla iki kaynak, ağustosta 36,71 milyar kilovatsaat olan toplam elektrik üretiminin yaklaşık yüzde 27’sini karşıladı. Yenilenebilir enerji projelerinin geliştirilmesi ve izin süreçleri alanında faaliyet gösteren ARI-ES Enerji’nin Genel Müdürü Ebru Arıcı, ulaşılan seviyenin uzun vadeli yatırımların üretime katkısını ortaya koyduğunu belirtti. Arıcı, bu ivmenin korunmasında proje geliştirme süreçlerinin etkin yönetilmesinin ve enerji sisteminin artan yenilenebilir üretime hazırlanmasının kilit rol oynayacağını vurguladı. YATIRIM HEDEFLERİNİN ÜRETİME DÖNÜŞMESİNDE İZİN SÜREÇLERİ BELİRLEYİCİ Yeni projelerin hayata geçirilmesinde yatırımın bütün aşamalarının birlikte planlanması gerektiğini ifade eden Arıcı, şunları söyledi: “Bir projenin yatırım gündemine alınması ile elektrik üretmeye başlaması arasında birbirine bağlı çok sayıda aşama bulunuyor. Lisanslama, çevresel değerlendirmeler, imar, arazi ve bağlantı süreçlerinin doğru yönetilmesi, yatırımın devreye alınma takvimini doğrudan etkiliyor. Bu aşamaların koordinasyon içinde yürütülmesi, yatırımcının finansman ve tedarik planını daha sağlıklı kurmasını sağlıyor. Türkiye’nin güneş ve rüzgâr potansiyelinden daha fazla yararlanabilmesi için kapasite hedeflerinin uygulanabilir proje takvimleriyle desteklenmesi gerekiyor.” YENİ ÜRETİM KAPASİTESİYLE ŞEBEKE YATIRIMLARI BİRLİKTE İLERLEMELİ Güneş ve rüzgârın elektrik üretimindeki katkısı büyüdükçe sistemin esnekliğinin de önem kazandığını belirten Arıcı, “Üretimi artırırken, bu elektriğin ihtiyaç duyulan zamanda ve noktada kullanılabilmesini de planlamalıyız. Yeni santrallerin devreye alınmasıyla şebekenin güçlendirilmesi eş zamanlı ilerlemeli. Depolama sistemleri, üretim tahmin teknolojileri ve talep yönetimi uygulamaları, değişken üretimin sisteme entegrasyonunu destekleyen önemli araçlar. Bu alanlarda atılacak adımlar, mevcut ve yeni kapasitenin daha verimli kullanılmasına katkı sağlayacaktır” dedi. YERLİ KAYNAKLARIN KATKISI, ENERJİ BAĞIMSIZLIĞI HEDEFİNİ GÜÇLENDİRİYOR Yenilenebilir enerji üretimindeki artışın enerji güvenliği ve ekonomik dayanıklılık açısından önemine dikkat çeken Arıcı, değerlendirmesini şöyle tamamladı: “Güneş ve rüzgâr, Türkiye’nin kendi kaynaklarıyla elektrik üretebilmesi açısından güçlü bir avantaj sunuyor. Yerli ve yenilenebilir kaynakların elektrik arzındaki payının artması, ithal yakıt ihtiyacını azaltırken uluslararası enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara karşı dayanıklılığımızı da güçlendiriyor. Ağustostaki rekoru, enerji bağımsızlığı yolunda önemli bir adım olarak görüyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ARI-ES Enerji Rüzgâr ve Güneşte 352 Projeyle Enerji Dönüşümüne Katkı Sağlıyor Haber

ARI-ES Enerji Rüzgâr ve Güneşte 352 Projeyle Enerji Dönüşümüne Katkı Sağlıyor

Yenilenebilir enerji yatırımlarında süreç, saha seçimiyle birlikte proje geliştirme aşamasında başlıyor; bu aşamada atılan adımlar yatırımın en kritik belirleyicilerinden birini oluşturuyor. Kurum görüşlerinin alınması, imar planlarının hazırlanması, halihazır haritaların oluşturulması, ÇED ve ESIA süreçlerinin yürütülmesi, kamulaştırma işlemleri, yol projeleri ile orman izinlerinin tamamlanması; yatırımın zamanında başlayabilmesi açısından büyük önem taşıyor. İzmir merkezli ARI-ES Enerji, yaklaşık 40 kişilik uzman kadrosuyla ARI-ES Planlama, HNS Harita ve Orman birimleri altında şehir planlama, harita mühendisliği, çevre ve orman mühendisliği disiplinlerini tek çatı altında buluşturuyor; bu disiplinlerin her birinde mesleki yeterlik belgesi ve büro tesciline sahip. Şirket, yatırımlara proje geliştirme aşamasından itibaren eşlik ediyor; önlisanslı, üretim lisanslı ve lisanssız projelerin tamamında hizmet veriyor. Kurum görüşlerinin alınmasından imar planlarının hazırlanmasına, halihazır harita üretiminden yol projelerine, mülkiyet edinimi ve kamulaştırmadan orman ön izinleri, kesin izinler ile ÇED ve ESIA süreçlerine kadar yatırımın ihtiyaç duyduğu jeolojik ve jeoteknik etütler dışındaki tüm aşamaları, proje geliştirmeden inşaata başlanmasına kadar kendi bünyesinde (in-house) yürütüyor. Geliştirdiği proje takip sistemiyle de her yatırımın izin ve ruhsat takvimini anlık izleyerek süreçlerin koordinasyonunu tek merkezden sağlıyor. 30 YILA YAKLAŞAN MÜHENDİSLİK BİRİKİMİ Kökleri 1998 yılına dayanan ARI-ES Enerji, 2004 yılında yenilenebilir enerji alanına yönelmiş, 2005 yılında bu alana odaklanan yapısıyla yeniden kurulmuş ve o tarihten bu yana yalnızca yenilenebilir enerji alanında faaliyet gösteriyor. Bugün şehir planlama, harita mühendisliği, çevre mühendisliği ve orman mühendisliği disiplinlerini aynı yapı altında buluşturan şirket; lisanslı ve önlisanslı rüzgâr ile güneş enerjisi projelerinin yanı sıra hibrit, lisanssız, hidroelektrik, jeotermal ve biyokütle yatırımlarında da hizmet veriyor. Şirketin en güçlü olduğu alanlardan biri, arazi projeleri ile lisanssız rüzgâr ve güneş projelerinin geliştirme aşamasından itibaren yürütülmesi: proje geliştirme aşamasında 68 rüzgâr projesinde 5.313,58 MW'lık çalışma yürüten şirket, 52 lisanssız rüzgâr ve güneş projesi (352,16 MW) ile rüzgâr santrallerine bütünleşik 19 hibrit güneş projesinde de görev aldı. Bugüne kadar görev aldığı 352 proje ve 16.211,29 MW'lık referans portföyü, şirketi sektörün önemli proje geliştirme ve mühendislik kuruluşlarından biri haline getiriyor. HER YATIRIM, FARKLI DİSİPLİNLERİN AYNI HEDEF İÇİN ÇALIŞMASINI GEREKTİRİYOR Yenilenebilir enerji yatırımlarında başarının yalnızca üretim kapasitesiyle değil, yatırımın her aşamasının doğru planlanmasıyla mümkün olduğuna dikkat çeken ARI-ES Enerji Kurucu Ortağı ve Genel Müdürü Ebru Arıcı: "Enerji dönüşümünün görünür yüzünü rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri oluşturuyor. Ancak bu yatırımların arkasında uzun bir planlama, mühendislik ve izin süreci bulunuyor. Sürdürülebilir enerji yatırımlarının zamanında hayata geçirilebilmesi için teknik uzmanlık kadar disiplinler arası koordinasyon da büyük önem taşıyor. ARI-ES Enerji olarak yaklaşık otuz yıla dayanan mühendislik birikimimizle yatırımın fikir aşamasından inşaat başlangıcına kadar tüm süreçleri bütüncül bir yaklaşımla yönetiyoruz" açıklamalarında bulundu. ARI-ES Enerji Hakkında Kökleri 1998 yılına dayanan ARI-ES Enerji, 2004 yılında yenilenebilir enerji alanına yönelmiş, 2005 yılında yalnızca bu alana odaklanan yapısıyla kurulmuştur. İzmir merkezli şirket; ARI-ES Planlama, HNS Harita ve Orman birimleriyle şehir planlama, harita mühendisliği, çevre ve orman mühendisliği, ÇED / ESIA, yol projeleri ve kamulaştırma alanlarında, ilgili mesleki yeterlik belgeleri ve büro tescilleriyle entegre hizmet vermektedir. Yaklaşık kırk kişilik ekibiyle proje geliştirmeden inşaat aşamasına kadar jeolojik-jeoteknik etütler dışındaki tüm süreçleri kendi bünyesinde yürüten şirket, gelişmiş proje takip sistemleriyle takvim yönetimini kontrol altında tutmaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

RES Projelerinde Tarım ve Enerjiyi Buluşturan Yeni Model Haber

RES Projelerinde Tarım ve Enerjiyi Buluşturan Yeni Model

Tarım Reformu Genel Müdürlüğü'nün 81 il müdürlüğüne gönderdiği talimatla resmileşen uygulama kapsamında, türbin kanatlarının izdüşümünde kalan alanlar “Tarımsal Niteliği Korunacak Alan (TNKA)” olarak planlanacak ve tarımsal üretime açık kalacak. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı liderliğinde uzun yıllardır yürütülen proje geliştirme, arazi planlama ve izin süreçleri çalışmalarında da savunulan bu yaklaşımın hayata geçirilmesini sektör adına önemli bir gelişme olarak değerlendiren Arıcı, düzenlemenin doğru arazi planlaması ve sürdürülebilir proje geliştirme anlayışı açısından önemli bir adım olduğunu söyledi. Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından RES projelerinde tarım arazilerinin kullanımına ilişkin uygulamada yapılan değişiklikle, türbinlerin dönen kanatlarının kapsadığı izdüşüm alanları artık tarım dışı kullanım kapsamında değerlendirilmeyecek. Yeni modelde yalnızca türbinlerin kurulduğu platform alanları ile ulaşım yolları için tarım dışı kullanım izni verilecek ve TAD portal girişi bu alanlarla sınırlı tutulacak; kanat izdüşüm (süpürme) alanları ise TNKA olarak planlanarak kamulaştırma sonrasında tarımsal üretime devam edilebilecek. YENİ DÜZENLEMEYLE TARIM ARAZİLERİNDE GEREKSİZ KAYIP ÖNLENECEK Uygulamanın sahadaki etkisi tekil proje düzeyinde dahi belirgin biçimde ortaya çıkıyor. Örnek bir RES projesinde 18 türbinin toplam süpürme alanı yaklaşık 463 bin metrekareyi bulurken, fiilen inşaata konu olan platform alanı bu alanın yalnızca %29'unu oluşturuyor. Geriye kalan yaklaşık %71'lik kısım — yani yaklaşık 33 hektar tarım arazisi — mevcut uygulamada gereksiz yere tarım dışı bırakılırken, yeni modelle bu alanlar üretimde kalabilecek. Uygulama ülke geneline yaygınlaştığında korunacak tarım arazisi miktarının çok daha yüksek olacağı öngörülüyor. Enerji yatırımları ile tarımsal üretimin doğru planlama sayesinde birlikte sürdürülebileceğini belirten ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yenilenebilir enerji yatırımları ile tarımsal üretimi birbirinin alternatifi olarak görmek doğru değil. Doğru planlanan projelerde her iki alanın birlikte değer üretmesi mümkün. Yeni düzenleme de bu anlayışı destekleyen önemli bir yaklaşım ortaya koyuyor. Tarım arazilerinin korunması, yatırım süreçlerinin daha verimli yönetilmesi ve gereksiz arazi kayıplarının önlenmesi açısından sektör adına değerli bir gelişme olduğunu düşünüyoruz” açıklamalarında bulundu. DOĞRU PLANLAMA HEM YATIRIMI HEM ÜRETİMİ GÜÇLENDİRİYOR ARI-ES Enerji olarak proje geliştirme süreçlerinde arazi seçiminden izin süreçlerine kadar tüm aşamalarda tarımsal üretim, çevresel sürdürülebilirlik ve yatırım ihtiyaçlarını birlikte değerlendirdiklerini belirten Arıcı, bu yaklaşımın uzun yıllardır yürüttükleri çalışmaların temelini oluşturduğunu söyledi. “Her proje bulunduğu bölgenin çevresel, teknik ve sosyoekonomik koşulları dikkate alınarak planlanmalı. Doğru mühendislik yaklaşımıyla hem yenilenebilir enerji yatırımları hız kazanabilir hem de verimli tarım arazileri korunabilir. Yeni düzenleme ile birlikte RES yatırımlarında gereksiz tarım dışı kullanım izinlerinin azaltılması, tarım arazilerinin üretimde kalmaya devam etmesi, kamulaştırma ve TAD portal süreçlerine ilişkin işlem yükünün hafifletilmesi ve yatırım süreçlerinin daha etkin yönetilmesi hedefleniyor. Türkiye'nin enerji dönüşümünde sürdürülebilir arazi planlaması bundan sonraki dönemin en kritik başlıklarından biri olacak” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi Haber

 Offshore’da Yeni Dönem Türkiye İlk 1.000 Mw İçin Yatırım Çerçevesini Çizdi

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılan YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Türkiye’de deniz üstü rüzgâr enerjisi yatırımlarının çerçevesini ilk kez bu ölçekte somutlaştırdı. Toplam 1.000 MW kapasiteli deniz üstü rüzgâr santraline ilişkin bağlantı kapasitesi tahsisini ve ilgili YEKA kullanım hakkını düzenleyen taslak, yalnızca yeni bir ihale sürecini değil; Türkiye’nin offshore rüzgârda nasıl bir yatırım modeli kurmak istediğini de ortaya koyuyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, taslağın Türkiye açısından önemli bir başlangıç olduğunu ancak offshore’da asıl belirleyici unsurun, açıklanan modelin yatırımcı açısından sürdürülebilir ve uygulanabilir hale gelmesi olacağını söyledi. TÜRKİYE’NİN DENİZÜSTÜ POTANSİYELİ, BİRÇOK AVRUPA ÜLKESİNİN ÜZERİNDE Dünya Bankası’nın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile birlikte yürüttüğü “Offshore Wind Roadmap for Türkiye” çalışmasına göre, Türkiye’nin karasularındaki teknik denizüstü rüzgâr potansiyeli yaklaşık 75 GW seviyesinde bulunuyor. Bu potansiyelin büyük bölümü başta Ege ve Marmara olmak üzere belirlenen ana bölgelerde yoğunlaşıyor. Aynı yol haritası, Türkiye’nin 2035’e kadar yaklaşık 5 GW denizüstü rüzgâr kapasitesine ulaşabileceği bir gelişim senaryosu öngörüyor. Türkiye’nin denizüstü rüzgâr potansiyelinin birçok Avrupa ülkesinin üzerinde olduğunu vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, “Yaklaşık 75 GW’lık teknik potansiyel, Türkiye açısından offshore’un bir ‘olur mu’ sorusu değil, bir zamanlama ve model sorusu olduğunu gösteriyor. 1.000 MW’lık ilk yarışma, bu potansiyelin yalnızca küçük bir bölümüne karşılık geliyor; ancak doğru kurgulandığında arkasından gelecek çok daha büyük kapasitenin de yolunu açacak bir pilot işlevi görüyor. Kara rüzgârında Avrupa’nın önde gelen ülkelerinden biri olan Türkiye’nin sanayi birikimi, gemi inşa geleneği ve liman altyapısı, bu potansiyeli yalnızca bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda bir tedarik zinciri ve ihracat fırsatı olarak değerlendirme imkânı sunuyor” dedi. TASLAK, GELİŞTİRME RİSKİNİ KISMEN TANIMLIYOR Taslağa göre yarışmayı kazanan yatırımcının, sözleşme imzasından itibaren en geç 1 yıl içinde ölçümlere başlaması ve en az 12 aylık meteorolojik/oşinografik ölçüm yapması gerekiyor. Ölçümler sonucunda kapasite faktörünün yüzde 40’ın altında çıkması halinde ise yatırımcı, gerekçe raporu sunarak sözleşmenin feshini talep edebiliyor. Benzer şekilde deniz tabanı araştırmaları sonrasında kapasitenin yüzde 50’sine kadar tadil edilmesi veya sözleşmeden çekilme imkânı da tanımlanıyor. Bu hakların ilk 4 yıl içinde kullanılabilmesi öngörülüyor. Şartname taslağında yatırımcı açısından en dikkat çekici başlıklardan birinin, ölçüm ve fizibilite sonuçlarına bağlı olarak tanımlanan çıkış mekanizmaları olduğunu belirten Arıcı: “YEKA DÜRES-2026 taslağı bu anlamda önemli; çünkü ilk kez offshore tarafında yalnızca potansiyel değil, ihalenin ekonomik, teknik ve operasyonel çerçevesi de tarif ediliyor. Ancak offshore gibi sermaye yoğun ve geliştirme süresi uzun bir alanda asıl mesele ihaleyi açmak değil; yatırımcının riskini doğru tarif eden, finansmanı mümkün kılan ve sahada uygulanabilir bir model kurabilmek. Bu yaklaşım önemli çünkü offshore projeler masa başında değil, sahada netleşen çok sayıda teknik veriye bağlı. Rüzgâr rejimi, deniz tabanı, temel tasarımı, kablo güzergâhı, liman lojistiği gibi değişkenler yatırımın nihai fizibilitesini ciddi biçimde etkiliyor. Taslağın bu belirsizlikleri yok saymak yerine belli ölçüde tanımlaması, yatırımcı açısından olumlu bir sinyal” diye konuştu. YERLİLİK YAKLAŞIMI DEĞERLİ, ANCAK OFFSHORE’UN GERÇEK MALİYET YAPISIYLA BİRLİKTE ELE ALINMALI Taslakta yer alan asgari yüzde 25 yerlilik zorunluluğunun ve bu oranın altında kalınması halinde eksik her yüzde 1’lik dilim için 5 milyon ABD doları ceza öngörülmesinin, Bakanlığın offshore’u yalnızca bir elektrik üretim yatırımı olarak değil, aynı zamanda sanayi politikası aracı olarak da kurguladığını gösterdiğini belirten Arıcı, “Türkiye’nin rüzgâr sanayisinde ciddi bir birikimi var; ancak offshore, karasal rüzgârdan çok daha farklı bir tedarik zinciri gerektiriyor. Burada yalnızca türbin ekipmanı değil; deniz üstü temel yapıları, denizaltı kablolama, liman altyapısı, kurulum ekipmanları, servis yapısı ve uzman insan kaynağı da devreye giriyor. Dolayısıyla yerlilik hedefi değerli olmakla birlikte, bu hedefin sektörün bugünkü kapasitesi ve offshore’un gerçek maliyet yapısı ile uyumlu bir geçiş planı içinde değerlendirilmesi kritik” dedi. Taslak yerlilikte yalnızca yaptırım değil, teşvik de tanımlıyor. Asgari %25 yerlilik oranının sağlanması kaydıyla, Ek-1’de listelenen aksamın Yerli Malı Belgeli kullanılması durumunda Nihai Alım Fiyatının uygulanmaya başladığı ilk 5 yıl boyunca fiyata ek bedel ekleniyor: jeneratör ve dişli kutusu/doğrudan tahrikli jeneratör için 0,60; kanat için 0,30; temel yapısı ve denizaltı kablolar için 0,20’şer; kule için 0,10 ABD Doları-cent/kWh. En yüksek katsayının jeneratör ve kanatta belirlenmesi, Bakanlığın yerlileştirmede hangi tedarik kalemlerini önceliklendirdiğini de ortaya koyuyor. FİYAT MEKANİZMASI YATIRIMCI İŞTAHI KADAR FİNANSMAN TARAFI İÇİN DE BELİRLEYİCİ OLACAK YEKA DÜRES-2026 taslağında yarışma için 11,00 ABD Doları-cent/kWh tavan fiyat ve 7,00 ABD Doları-cent/kWh taban fiyat belirlendiğini hatırlatan Arıcı, kapalı zarf tekliflerin ardından en düşük teklif sahipleri arasında açık eksiltme yapılacak olmasının, fiyat rekabetini artıracağını ancak offshore projelerde yalnızca yarışma fiyatına odaklanmanın eksik kalacağını ifade etti. Arıcı, “Taslağa göre ilk kabulün sözleşme imza tarihinden itibaren ilk 7 yıl içinde yapılması halinde, bu ilk 7 yıl boyunca üretilen elektrik için 12,00 ABD Doları-cent/kWh fiyat uygulanacak. İlk kabul sonrası dördüncü yılın bitiminden itibaren ise kapasite faktörü performansına bağlı nihai alım fiyatı devreye girecek. Erken devreye alma için getirilen 12 cent’lik mekanizma önemli bir teşvik unsuru. Ancak offshore projelerde finansman kuruluşlarının bakacağı başlık yalnızca ilk fiyat değil; izin süreçleri, inşaat takvimi, tedarik güvenliği, deniz operasyonlarının yönetimi ve sözleşme çerçevesinin öngörülebilirliği olacak. Dolayısıyla bu modelin gerçek gücü, sadece ihale günündeki rekabetten değil, finansman tarafında ne kadar bankable bulunduğundan anlaşılacak” değerlendirmesinde bulundu. Taslak, fiyatı üretim performansına da bağlıyor: ekonomik açıdan en avantajlı teklif %43 kapasite faktörüne göre verilmiş sayılıyor (Sözleşme Fiyatı) ve kapasite faktöründeki her bir birimlik düşüş için alım fiyatı %2,5 artırılıyor; faktörün %40’ın altına inmesi halinde %40 seviyesine karşılık gelen fiyat geçerli oluyor. Santral için Lisans süresi 49 yıl, elektrik alım süresi ise 27 yıl olarak tanımlanıyor. Bu kademelendirme, üretim performansı ile gelir arasındaki ilişkiyi finansman kuruluşları açısından öngörülebilir kılması bakımından önem taşıyor. TEMİNAT BÜYÜKLÜĞÜ VE TAKVİM, GÜÇLÜ YATIRIMCIYI ÇAĞIRIYOR AMA HATA PAYINI DARALTIYOR Taslakta başvuru aşamasında 50 milyon ABD doları, sözleşme öncesinde ise 200 milyon ABD doları tutarında teminat mektubu öngörülmesinin, Bakanlığın projeyi güçlü sermaye yapısına sahip yatırımcılarla ilerletmek istediğini gösterdiğini belirten Arıcı, “Şartnameye göre DÜRES için önlisans süresi azami 36 ay, lisans sonrası inşaat süresi de azami 36 ay olarak belirlenirken, belirli koşullarda inşaat süresine 12 aya kadar ek uzatma imkânı tanımlanıyor. Offshore projelerde takvim yalnızca yatırımcının performansına bağlı ilerlemez; deniz koşulları, tedarik takvimi, liman hazırlıkları, izin süreçleri ve şebeke bağlantısı gibi çok katmanlı unsurlar devreye girer. Bu nedenle belirlenen takvimin gerçekçi saha koşullarıyla birlikte değerlendirilmesi, hem yatırımcı iştahı hem de projenin başarıyla tamamlanması açısından kritik” dedi. YEKA MODELİNİN ASIL AVANTAJI, İZİN VE ALTYAPI SÜREÇLERİNDE KAMUYU SÜRECİN İÇİNE ALMASI Taslağın yatırımcı açısından en güçlü yanlarından birinin, projeyi salt bir lisans tahsisi olmaktan çıkarıp kamuyu sürecin tarafı haline getirmesi olduğunu belirten Arıcı, “YEKA modelinin offshore’daki asıl katkısı, yatırımcıyı izin ve altyapı süreçlerinde yalnız bırakmaması. Taslakta Bakanlık; YEKA’nın yatırıma hazırlanması ve kamu kurumlarından alınması gereken izin ve onayların süresinde tamamlanması için iyi niyetle hareket etmeyi, iletim tesisleri ve nakil hatlarında koordinasyonu sağlamayı, alanın verimliliğini olumsuz etkileyecek imar düzenlemelerine karşı önlem almayı ve gerektiğinde şalt sahası ile enerji nakil hattı için acele kamulaştırma yapılabilmesini taahhüt ediyor. Bağlantı kapasitesinin baştan tahsis edilmiş olması, sahanın Resmî Gazete’de YEKA olarak ilan edilmesi ve 49 yıllık kullanım hakkı; izin ve arazi riskinin yüksek olduğu offshore’da yatırımcıya ciddi bir öngörülebilirlik sağlıyor. Buna YEKDEM kapsamındaki döviz bazlı ve uzun süreli alım garantisi eklendiğinde, model finansman tarafında güçlü bir zemin kazanıyor” dedi. Modelin sağladığı mali avantajlar da bununla sınırlı değil. Taslağa göre üretilen elektrik için TEİAŞ’a ödenen iletim tarifesi bedelleri 27 yıl boyunca YEKDEM kapsamında yatırımcıya geri ödeniyor; yatırımcı tarafından yapılan enerji nakil hattı bedelinin TEİAŞ tarafından geri ödenmesinde ise süre 1 yıl olarak uygulanıyor. Sistem işletmecisinden kaynaklanan kısıt talimatları nedeniyle oluşan gelir kayıplarının da alım süresi boyunca telafi edilmesi, yatırımcının operasyonel riskini kamu tarafıyla paylaşan bir çerçeve ortaya koyuyor. TÜRKİYE İÇİN ASIL SORU, OFFSHORE’UN BAŞLAYIP BAŞLAMAYACAĞI DEĞİL; NASIL BİR EKOSİSTEMLE BAŞLAYACAĞI Türkiye’nin deniz üstü rüzgârda sahip olduğu potansiyelin artık yalnızca enerji üretimi açısından değil; sanayi, teknoloji, mühendislik ve tedarik zinciri perspektifiyle de ele alınması gerektiğini vurgulayan Arıcı, “Bugün Türkiye açısından asıl soru offshore’a geçilip geçilmeyeceği değil; bunun nasıl bir yatırım ekosistemiyle yapılacağı. Eğer ilk proje, yatırımcıyı, tedarikçiyi, finansmanı ve kamu tarafını aynı zeminde buluşturan dengeli bir modelle ilerlerse, bu yalnızca 1.000 MW’lık bir proje olmaz; Türkiye’nin offshore rüzgâr yolculuğunun referans çerçevesine dönüşür. Bu nedenle YEKA DÜRES-2026 taslağını, ilk saha tahsisinden çok daha büyük bir yapısal başlangıç olarak okumak gerekiyor” diye konuştu. YEKA DÜRES-2026 Şartname Taslağı, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından görüşe açılmış olup; taslağa ilişkin görüş ve öneriler en geç 17 Ağustos 2026 tarihine kadar resmi yazıyla veya yeka@enerji.gov.tr adresine e-posta yoluyla Bakanlığa iletilebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yeni Enerji Mimarisi Söylemi Entegre Yaklaşım Sağlayacak Haber

Yeni Enerji Mimarisi Söylemi Entegre Yaklaşım Sağlayacak

Süper izin mekanizmaları, paralel ilerleyen süreçler, iletim altyapısının hızlandırılması ve enerji koridorlarının planlama sistemine entegrasyonu, yeni dönemin temel başlıkları arasında yer alıyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, söz konusu gelişmelerin yalnızca yenilenebilir enerji yatırımlarındaki artışla sınırlı olmadığını; izin süreçlerinden şebeke planlamasına, mekânsal tasarımdan yatırım geliştirme modeline kadar uzanan bütüncül bir dönüşüm sürecini ortaya koyduğunu belirtti. Arıcı açıklamasında; öne çıkan “yeni enerji mimarisi” söylemi, yalnızca arz tarafına ilişkin bir vurgu değil; üretim, iletim, talep dönüşümü ve izin süreçlerini daha entegre kurgulayan yeni bir yaklaşımın habercisi olarak görülmesi gerektiğine de değindi… Türkiye’nin 2035 yılı için ortaya koyduğu 120 GW rüzgâr ve güneş kurulu güç hedefi doğrultusunda enerji dönüşümünün yalnızca yeni santral yatırımlarıyla değil, yatırım ekosisteminin tamamının yeniden yapılandırılmasıyla mümkün olacağı vurgulanırken, artan elektrikleşme talebinin enerji altyapısını mevcut reflekslerle yönetilemeyecek yeni bir ölçeğe taşıdığına dikkat çekiliyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın paylaştığı, yıllık 8–9 GW seviyesindeki kurulum temposunun 15 GW düzeyine çıkarılabileceğine yönelik mesajlar ise sektörde yeni bir ölçeğe geçileceğine işaret ediyor. HEDEFLERE ULAŞMAK İÇİN SİSTEM BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDE KURGULANAN YATIRIM MODELLERİ Yeni dönemde enerji yatırımlarının yalnızca üretim tesisi bazlı ele alınamayacağını belirten ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı: “Sayın Bakan’ın özellikle elektrikleşmeyi enerji dönüşümünün temel sürükleyicilerinden biri olarak vurgulaması kritik önemdedir; ulaşım, sanayi, ısıtma-soğutma ve dijitalleşme kaynaklı elektrik talep artışı, yenilenebilir kurulu güç artışını artık yalnız iklim hedeflerinin değil, büyüyen sistem talebinin de zorunlu bileşeni haline getiriyor. Trafo merkezleri, iletim koridorları, depolama sistemleri ve hibrit altyapıları kapsayan ağ temelli bir planlama anlayışı öne çıkıyor. Önümüzdeki dönemde enerji dönüşümünde yeni dönemi tanımlayan ana unsur, üretim artışından ziyade sistem bütünlüğü içinde kurgulanan yatırım modelleri olacak. Bu dönüşümün; paralel ve entegre işleyen reform mimarisi, üretim ve iletim altyapısını birlikte optimize eden grid-aware proje geliştirme yaklaşımı ve depolama ile hibritleşme destekli yeni nesil mekânsal enerji planlama modeli ekseninde şekilleneceğini öngörüyoruz. Türkiye’nin 2035 hedeflerine ulaşımı yalnızca yeni kapasite tahsisiyle değil, bu alanların birlikte dönüşümüyle mümkün olacaktır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2035 Hedeflerine Ulaşmak için Süreç 18 Aya Düşüyor Haber

2035 Hedeflerine Ulaşmak için Süreç 18 Aya Düşüyor

Süreçlerin sadeleşmesi ve eş zamanlı ilerlemesiyle yatırım sürelerinin yaklaşık 36 aydan 18 aya kadar düşürülmesi hedefleniyor. Süreçlerin sadeleşmesi ve eş zamanlı ilerleyebilmesi sayesinde yatırım sürelerinin yaklaşık 36 aydan 18 aya kadar düşürülmesi hedeflenirken, projelerin daha hızlı devreye alınması ve finansman tarafında öngörülebilirliğin artması bekleniyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, söz konusu dönüşümün hem yatırım iştahını artıracağını hem de Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynayacağının altını çizdi. İZİN VE KAMULAŞTIRMADA KRİTİK ADIM Yeni düzenlemeler, uzun süredir sektörün gündeminde olan izin süreçleri, arazi temini ve kurumlar arası koordinasyon sorunlarına doğrudan müdahale ediyor. EPDK tarafından yapılan düzenleme ile yenilenebilir enerji santralleri için özel mülkiyet arazilerinde acele kamulaştırmanın önü açılırken, süreçlerin daha bütüncül ilerlemesi mümkün hale geliyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji gelişimine bakıldığında, 2005 yılında 19 MW olan rüzgar kurulu gücünün bugün 15.000 MW seviyesine ulaştığı görülüyor. Önümüzdeki 3–4 yıl içinde ise yaklaşık 26.000 MW’lık yeni kapasitenin izin süreçlerinden geçmesi gerekiyor. Bu tablo, süreçlerin hızlandırılmasını sektör açısından kritik bir başlık haline getiriyor. “MEVCUT YAPIYLA BU HEDEFLERE ULAŞMAK MÜMKÜN DEĞİL” Yenilenebilir enerji yatırımlarında süreçlerin hızlandırılmasının sektörün büyüme ivmesi açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin önünde çok ciddi bir kapasite artışı hedefi var. Önümüzdeki 3–4 yıl içinde yaklaşık 26.000 MW’lık yeni kapasitenin izin süreçlerinden geçmesi gerekiyor. Bu da mevcut yapıyla ilerlemenin mümkün olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarında en büyük darboğazlardan biri, izin süreçlerinin uzunluğu ve kurumlar arası parçalı yapıydı. Yeni düzenlemelerle birlikte bu süreçlerin eş zamanlı ilerleyebilmesi mümkün hale geliyor. Bu da proje geliştirme süresini kısaltarak yatırımların sahaya daha hızlı yansımasını sağlayacaktır. Süreçlerin kısalması yalnızca operasyonel bir kazanım değil; aynı zamanda finansman açısından da kritik bir güven unsurudur. Yatırımın ne zaman devreye alınacağının öngörülebilir olması, yatırımcı kararlarını doğrudan hızlandırır. Bu gelişmelerin hem yerli hem de uluslararası yatırımcı ilgisini artırmasını bekliyoruz.” YENİ NESİL YATIRIMLAR İÇİN ZEMİN GÜÇLENİYOR Düzenlemelerin özellikle depolamalı rüzgar ve güneş projeleri başta olmak üzere yeni nesil yatırımların önünü açması bekleniyor. Geçmişte 4–5 yıla kadar uzayabilen devreye alma sürelerinin önemli ölçüde kısalmasıyla birlikte, Türkiye’nin enerji dönüşümünde daha rekabetçi bir konuma gelmesi öngörülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Süreçler Yarı Yarıya Kısalıyor Haber

Yenilenebilir Enerji Yatırımlarında Süreçler Yarı Yarıya Kısalıyor

Süreçlerin sadeleşmesi ve eş zamanlı ilerlemesiyle yatırım sürelerinin yaklaşık 36 aydan 18 aya kadar düşürülmesi hedefleniyor. Süreçlerin sadeleşmesi ve eş zamanlı ilerleyebilmesi sayesinde yatırım sürelerinin yaklaşık 36 aydan 18 aya kadar düşürülmesi hedeflenirken, projelerin daha hızlı devreye alınması ve finansman tarafında öngörülebilirliğin artması bekleniyor. ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, söz konusu dönüşümün hem yatırım iştahını artıracağını hem de Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedeflerine ulaşmasında kritik bir rol oynayacağının altını çizdi. İZİN VE KAMULAŞTIRMADA KRİTİK ADIM Yeni düzenlemeler, uzun süredir sektörün gündeminde olan izin süreçleri, arazi temini ve kurumlar arası koordinasyon sorunlarına doğrudan müdahale ediyor. EPDK tarafından yapılan düzenleme ile yenilenebilir enerji santralleri için özel mülkiyet arazilerinde acele kamulaştırmanın önü açılırken, süreçlerin daha bütüncül ilerlemesi mümkün hale geliyor. Türkiye’nin yenilenebilir enerji gelişimine bakıldığında, 2005 yılında 19 MW olan rüzgar kurulu gücünün bugün 15.000 MW seviyesine ulaştığı görülüyor. Önümüzdeki 3–4 yıl içinde ise yaklaşık 26.000 MW’lık yeni kapasitenin izin süreçlerinden geçmesi gerekiyor. Bu tablo, süreçlerin hızlandırılmasını sektör açısından kritik bir başlık haline getiriyor. “MEVCUT YAPIYLA BU HEDEFLERE ULAŞMAK MÜMKÜN DEĞİL” Yenilenebilir enerji yatırımlarında süreçlerin hızlandırılmasının sektörün büyüme ivmesi açısından kritik önem taşıdığını vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’nin önünde çok ciddi bir kapasite artışı hedefi var. Önümüzdeki 3–4 yıl içinde yaklaşık 26.000 MW’lık yeni kapasitenin izin süreçlerinden geçmesi gerekiyor. Bu da mevcut yapıyla ilerlemenin mümkün olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Yenilenebilir enerji yatırımlarında en büyük darboğazlardan biri, izin süreçlerinin uzunluğu ve kurumlar arası parçalı yapıydı. Yeni düzenlemelerle birlikte bu süreçlerin eş zamanlı ilerleyebilmesi mümkün hale geliyor. Bu da proje geliştirme süresini kısaltarak yatırımların sahaya daha hızlı yansımasını sağlayacaktır. Süreçlerin kısalması yalnızca operasyonel bir kazanım değil; aynı zamanda finansman açısından da kritik bir güven unsurudur. Yatırımın ne zaman devreye alınacağının öngörülebilir olması, yatırımcı kararlarını doğrudan hızlandırır. Bu gelişmelerin hem yerli hem de uluslararası yatırımcı ilgisini artırmasını bekliyoruz.” YENİ NESİL YATIRIMLAR İÇİN ZEMİN GÜÇLENİYOR Düzenlemelerin özellikle depolamalı rüzgar ve güneş projeleri başta olmak üzere yeni nesil yatırımların önünü açması bekleniyor. Geçmişte 4–5 yıla kadar uzayabilen devreye alma sürelerinin önemli ölçüde kısalmasıyla birlikte, Türkiye’nin enerji dönüşümünde daha rekabetçi bir konuma gelmesi öngörülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Rüzgâr ve Güneş Projelerinde Yatırıma Dönüş Hız Kazanıyor Haber

Rüzgâr ve Güneş Projelerinde Yatırıma Dönüş Hız Kazanıyor

Özellikle izin süreçlerini tamamlamış ve uzun süredir hazırlığı yapılan rüzgâr projelerinin 2026 yılı itibarıyla sahada karşılık bulması öngörülürken; yatırım süreçlerinde zaman yönetimi ve sahadaki uygulama disiplininin sektör açısından belirleyici hale geldiği görülüyor. 2025 yılı ile 2026’nın ilk çeyreği, izin süreçlerindeki iyileştirmeler açısından bugüne kadarki en yapıcı dönemler arasında yer alıyor. Geride kalan iki kritik düzenleme ve uygulamada yapılması öngörülen sadeleştirmelerle, bugün ortalama 5,4 yıl olan yatırıma geçiş sürelerinin orta vadede 15–18 ay bandına çekilmesi mümkün hale gelebilecektir. Bu kapsamda ARI-ES Enerji, 2026 yılına yönelik beklentilerini Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefleri çerçevesinde değerlendiriyor. Türkiye’nin rüzgâr ve güneş enerjisinde toplam 120 bin MW kurulu güce ulaşma hedefi doğrultusunda, yatırım süreçlerinde zaman yönetimi ve sahadaki uygulama kalitesinin belirleyici hale geldiğini vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, yatırımların hız kaybetmeden devreye alınmasının sektörün gücünü ve yatırım iştahını koruması açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Arıcı, önümüzdeki dönemde devreye alma performansının sektörün ana gündem başlıklarından biri olacağını ifade ediyor. Rüzgâr ve güneş enerjisi alanında proje geliştirme, mühendislik ve uygulama süreçlerinde faaliyet gösteren ARI-ES Enerji; özellikle izin süreçlerini tamamlamış projelerin sahaya taşınması, devreye alma yönetimi ve uygulama kalitesi konularında uzmanlaşıyor. Farklı ölçeklerdeki yenilenebilir enerji yatırımlarında saha deneyimi ve zaman yönetimi odaklı yaklaşımıyla öne çıkan şirket; 15.000 MW işletmedeki, 25.000 MW izin süreçlerindeki toplam 40.000 MW’lık yenilenebilir enerji portföyünün (rüzgâr + güneş) yüzde 25’ine karşılık gelen 10.000 MW’lık bölümünde, rüzgâr projeleri olmak üzere aktif olarak proje geliştirme süreçlerini yürütüyor. Bu portföy içerisinde, rüzgâr enerjisine dayalı 25.000 MW’lık RES portföyünün 20.000 MW’lık bölümünde edinilen saha tecrübesinin, 2026 yılı itibarıyla rüzgâr yatırımlarının daha hızlı ve öngörülebilir şekilde devreye alınmasına katkı sağlayacağı değerlendiriliyor. ARI-ES Enerji’nin rüzgâr enerjisine dayalı 25.000 MW’lık RES portföyünün önemli bir bölümünün 2026 yılı itibarıyla sahaya taşınması öngörülürken; bu süreçte devreye alma aşamaları ve zaman planlamasının belirleyici olduğu görülüyor. Mevcut proje stoğunun fiili yatırıma dönüşmesi, rüzgâr enerjisinde yatırım temposunun korunması ve sektör genelindeki uygulama performansı açısından kritik önem taşıyor. TEK BİR MEGAVATI BİLE KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK Rüzgâr enerjisinde bugüne kadar oluşan proje birikiminin artık sahada karşılık bulması gerektiğini vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı şunları söyledi: “Türkiye’de rüzgâr enerjisinde ciddi bir proje birikimi oluştu. Bugün yaklaşık 15 bin MW seviyesindeki kurulu güç, güçlü bir ekosisteme işaret ediyor. Ancak bu birikimin gerçek karşılığı, projelerin sahaya ne kadar hızlı ve sağlıklı taşındığıyla ölçülecek. Rüzgâr projelerinde yatırıma geçiş sürelerinin kısaltılması ve tek bir megavatın bile sahada kaybedilmemesi, sektör açısından kritik önemde.” 2035 HEDEFLERİ HIZ VE UYGULAMA KALİTESİNİ ÖNE ÇIKARIYOR Türkiye’nin 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisinde toplam 120 bin MW kurulu güce ulaşma hedefi, her yıl ortalama 7,5–8 bin MW yeni kapasitenin devreye alınmasını gerektiriyor. Bu ölçekte bir dönüşümün yalnızca yeni projelerin geliştirilmesiyle değil; yatırım süreçlerinin etkin yönetilmesi ve sahadaki uygulama kalitesinin artırılmasıyla mümkün olabileceğini vurgulayan Arıcı, önümüzdeki dönemde hız, zaman yönetimi ve devreye alma performansının sektör açısından belirleyici başlıklar olacağını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026 Rüzgâr ve Güneş Yatırımlarının Sahada Karşılık Bulduğu Yıl Olacak Haber

2026 Rüzgâr ve Güneş Yatırımlarının Sahada Karşılık Bulduğu Yıl Olacak

Bu kapsamda ARI-ES Enerji, 2026 yılına yönelik beklentilerini Türkiye’nin 2035 yenilenebilir enerji hedefleri çerçevesinde değerlendiriyor. Türkiye’nin rüzgâr ve güneş enerjisinde toplam 120 bin MW kurulu güce ulaşma hedefi doğrultusunda, yatırım süreçlerinde zaman yönetimi ve sahadaki uygulama kalitesinin belirleyici hale geldiğini vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, yatırımların hız kaybetmeden devreye alınmasının sektörün gücünü ve yatırım iştahını koruması açısından kritik önem taşıdığına dikkat çekiyor. Arıcı, önümüzdeki dönemde devreye alma performansının sektörün ana gündem başlıklarından biri olacağını ifade ediyor. Rüzgâr ve güneş enerjisi alanında proje geliştirme, mühendislik ve uygulama süreçlerinde faaliyet gösteren ARI-ES Enerji; özellikle izin süreçlerini tamamlamış projelerin sahaya taşınması, devreye alma yönetimi ve uygulama kalitesi konularında uzmanlaşıyor. Farklı ölçeklerdeki yenilenebilir enerji yatırımlarında saha deneyimi ve zaman yönetimi odaklı yaklaşımıyla öne çıkan şirket; 15.000 MW işletmedeki, 25.000 MW izin süreçlerindeki toplam 40.000 MW’lık yenilenebilir enerji portföyünün (rüzgâr + güneş) yüzde 25’ine karşılık gelen 10.000 MW’lık bölümünde, rüzgâr projeleri olmak üzere aktif olarak proje geliştirme süreçlerini yürütüyor. Bu portföy içerisinde, rüzgâr enerjisine dayalı 25.000 MW’lık RES portföyünün 20.000 MW’lık bölümünde edinilen saha tecrübesinin, 2026 yılı itibarıyla rüzgâr yatırımlarının daha hızlı ve öngörülebilir şekilde devreye alınmasına katkı sağlayacağı değerlendiriliyor. ARI-ES Enerji’nin rüzgâr enerjisine dayalı 25.000 MW’lık RES portföyünün önemli bir bölümünün 2026 yılı itibarıyla sahaya taşınması öngörülürken; bu süreçte devreye alma aşamaları ve zaman planlamasının belirleyici olduğu görülüyor. Mevcut proje stoğunun fiili yatırıma dönüşmesi, rüzgâr enerjisinde yatırım temposunun korunması ve sektör genelindeki uygulama performansı açısından kritik önem taşıyor. TEK BİR MEGAVATI BİLE KAYBETME LÜKSÜMÜZ YOK Rüzgâr enerjisinde bugüne kadar oluşan proje birikiminin artık sahada karşılık bulması gerektiğini vurgulayan ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı şunları söyledi: “Türkiye’de rüzgâr enerjisinde ciddi bir proje birikimi oluştu. Bugün yaklaşık 15 bin MW seviyesindeki kurulu güç, güçlü bir ekosisteme işaret ediyor. Ancak bu birikimin gerçek karşılığı, projelerin sahaya ne kadar hızlı ve sağlıklı taşındığıyla ölçülecek. Rüzgâr projelerinde yatırıma geçiş sürelerinin kısaltılması ve tek bir megavatın bile sahada kaybedilmemesi, sektör açısından kritik önemde.” 2035 HEDEFLERİ HIZ VE UYGULAMA KALİTESİNİ ÖNE ÇIKARIYOR Türkiye’nin 2035 yılına kadar rüzgâr ve güneş enerjisinde toplam 120 bin MW kurulu güce ulaşma hedefi, her yıl ortalama 7,5–8 bin MW yeni kapasitenin devreye alınmasını gerektiriyor. Bu ölçekte bir dönüşümün yalnızca yeni projelerin geliştirilmesiyle değil; yatırım süreçlerinin etkin yönetilmesi ve sahadaki uygulama kalitesinin artırılmasıyla mümkün olabileceğini vurgulayan Arıcı, önümüzdeki dönemde hız, zaman yönetimi ve devreye alma performansının sektör açısından belirleyici başlıklar olacağını ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.