Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ege Üniversitesi

Kapsül Haber Ajansı - Ege Üniversitesi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ege Üniversitesi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Demant’in Küresel Ve Yerel Uzmanları İstanbul’da Buluştu Haber

Demant’in Küresel Ve Yerel Uzmanları İstanbul’da Buluştu

Dünyanın farklı ülkelerinden kulak burun boğaz ve baş-boyun cerrahisi uzmanlarını İstanbul’da buluşturan XXIII. Dünya Kulak Burun Boğaz ve Baş Boyun Cerrahisi Kongresi (IFOS 2026), işitme sağlığı ve vestibüler tanı alanındaki bilimsel gelişmeler ile teknolojik yeniliklerin paylaşılmasına ev sahipliği yaptı. 7.000’in üzerinde katılımcının yer aldığı kongrede Demant, Türkiye ekibi ve küresel organizasyonundaki uzmanlarla işitme, baş dönmesi ve denge bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan tanı teknolojilerini sağlık profesyonelleriyle buluşturdu. Görüşmelerde tanı ürünleri ve testleri, güncel yöntemlerin klinik uygulamalardaki rolü ve farklı ülkelerden deneyimler ele alındı. Demant’in küresel ve yerel uzmanları İstanbul’da buluştu Demant, IFOS 2026 kapsamında Türkiye ekibinin yanı sıra küresel organizasyonunda yer alan GSI, Inventis ve Maico markalarının temsilcileriyle sağlık profesyonellerini bir araya getirdi. Kongrede düzenlenen sempozyumlarda bilimsel gelişmeler ve klinik uygulamalar paylaşıldı. Demant Diagnostik bünyesindeki Grason-Stadler markasının Klinik Eğitim Müdürü Laura Prigge, “Geniş Bant Timpanometride (WBT) Etkin Uygulama Yaklaşımları” başlıklı sunumunda WBT’nin orta kulak fonksiyonlarının kapsamlı değerlendirilmesindeki yerini aktardı. Maico Ürün Müdürü Ecem Savaş ise “Çocukluk Çağı İşitme Taramaları” başlıklı sunumunda erken ve güvenilir işitme taramasının önemini ve güncel yaklaşımları ele aldı. Küresel ekiplerin katılımıyla işitme ve vestibüler sağlık alanındaki güncel gelişmeler, tanısal yaklaşımlar ve teknolojinin klinik uygulamalardaki rolü üzerine bilgi ve deneyim paylaşımı gerçekleştirildi. IFOS 2026’da vestibüler tanıda kapsamlı değerlendirmenin önemi vurgulandı Baş dönmesi ve denge bozuklukları, günlük yaşamı etkileyen ancak nedenleri her zaman kolaylıkla belirlenemeyen sağlık sorunları arasında yer alıyor. Farklı belirtilerle ortaya çıkabilen vestibüler bozuklukların doğru değerlendirilmesi, uygun tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin planlanması açısından önem taşıyor. Baş dönmesinin iç kulak kaynaklı sorunların yanı sıra nörolojik, sistemik veya psikolojik etkenlerle ilişkili olabileceğini belirten Ege Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Gülce Kirazlı, değerlendirme sürecinde farklı uzmanlık alanlarının birlikte çalışmasının önemine dikkat çekti: “Baş dönmesi yaşayan bir kişide öncelikle hayati risk oluşturabilecek durumların dışlanması gerekiyor. Özellikle ani başlayan baş dönmesine konuşma bozukluğu, kol veya bacakta güçsüzlük ya da çift görme gibi belirtiler eşlik ediyorsa vakit kaybetmeden acil servise başvurulmalı. Ardından baş dönmesinin altında yatan nedenin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Bu süreçte kulak burun boğaz ve nöroloji hekimleri ile odyologların iş birliği, doğru değerlendirme ve tedavi yaklaşımının belirlenmesinde önemli rol oynuyor. Günümüzde gelişmiş vestibüler testler sayesinde denge sisteminin farklı bileşenlerini ayrıntılı biçimde değerlendirebiliyor, elde ettiğimiz bulgular doğrultusunda kişiye özgü tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinin planlanmasına katkı sağlayabiliyoruz. Özellikle uygun hastalarda uygulanan vestibüler rehabilitasyon, baş dönmesi ve dengesizlik şikâyetlerinin azaltılmasına, denge becerilerinin geliştirilmesine ve bireylerin günlük yaşamlarına daha güvenli ve bağımsız şekilde devam etmelerine yardımcı oluyor. Temel hedefimiz yalnızca belirtileri azaltmak değil, sorunun altında yatan nedeni doğru belirleyerek hastanın yaşam kalitesini artırmak.” Yeni nesil cihazlar daha kapsamlı değerlendirme olanağı sunuyor İşitme ve denge bozukluklarının değerlendirilmesinde kullanılan teknolojiler, tanı süreçlerinin kapsamlı ve sistematik yürütülmesini destekliyor. Vestibüler sistemin farklı bileşenlerinin incelenmesine olanak tanıyan yeni nesil cihazlar, sağlık profesyonellerinin klinik değerlendirme ve karar süreçlerine katkı sağlıyor. Bu alandaki teknolojik gelişmelerin önemine dikkat çeken Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü Öğretim Üyesi ve Türkiye Odyologlar ve Konuşma Bozuklukları Uzmanları Derneği (OKSUD) Başkanı Prof. Dr. Meral Didem Türkyılmaz, şunları söyledi: “Gelişmiş tanı cihazları sayesinde geçmişe göre çok daha kapsamlı ve sistematik değerlendirmeler yapabiliyoruz. Gelişmiş tanı sistemleri ile hata riskinin azaltılmasına ve klinik karar süreçlerinin desteklenmesine katkı sağlayabiliyor. Özellikle vestibüler bozukluklarda uygun cihazların kullanılması, hastaların daha ayrıntılı değerlendirilmesi açısından büyük önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Koçfest 7 Şehirde 150 Bin Üniversite Öğrencisiyle Buluştu Haber

Koçfest 7 Şehirde 150 Bin Üniversite Öğrencisiyle Buluştu

Koç Topluluğu’nun 100. yıl kutlamaları kapsamında yeniden düzenlenen KoçFest, 5–22 Ekim tarihleri arasında Çanakkale, Ankara, Bolu, Gaziantep, Adana, Antalya ve İzmir’de üniversite öğrencileriyle buluştu. Athena, Nova Norda ile Daddy-E & DJ Dear Darling’in sahne aldığı festival, müzik ve eğlenceyi yeniden kampüslere taşırken Koç Topluluğu’nun gençlerle yıllara dayanan buluşma geleneğini de sürdürdü. 50 bini aşkın öğrencinin öğle yemeği “#BizdenOlsun” KoçFest kapsamında, öğrencilerin günlük kampüs yaşamına dokunan “BizdenOlsun” uygulaması da hayata geçirildi. Festivalin düzenlendiği her şehirde, KoçFest’in ilgili üniversitede gerçekleştirildiği gün, üniversite yemekhanelerinde öğrencilere ücretsiz öğle yemeği sunuldu. Çanakkale’den İzmir’e uzanan yedi şehirlik festival boyunca 50 bini aşkın üniversite öğrencisi bu uygulamadan yararlandı. Çanakkale’den İzmir’e uzanan festival yolculuğu KoçFest’in 2026 yolculuğu, 5 Ekim’de Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’nde 15 bini aşkın öğrencinin katılımıyla başladı. Festival, 7 Ekim’de Ankara Üniversitesi’nde 27 bin, 9 Ekim’de Bolu Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nde 20 bin, 13 Ekim’de Gaziantep Üniversitesi’nde 16 bin ve 16 Ekim’de Çukurova Üniversitesi’nde yaklaşık 10 bin öğrenciyle buluştu. 19 Ekim’de Akdeniz Üniversitesi’nde 27 bin öğrenciyi bir araya getiren KoçFest, 22 Ekim’de İzmir Ege Üniversitesi’nde 30 bini aşkın öğrencinin katıldığı finalle tamamlandı. Böylece yedi şehirlik festival yolculuğu boyunca yaklaşık 150 bin üniversite öğrencisi KoçFest etkinliklerinde bir araya geldi. Athena, Nova Norda ve Daddy-E & DJ Dear Darling KoçFest sahnesindeydi KoçFest 2026, müziğin merkezde olduğu programıyla üniversite öğrencilerini müzik ve eğlence dolu bir programda buluşturdu. Daddy-E & DJ Dear Darling’in DJ performanslarıyla başlayan etkinliklerde Nova Norda ve Athena sahne aldı. Yedi şehir boyunca binlerce öğrencinin şarkılara eşlik ettiği konserler, Koç Topluluğu’nun 100. yıl kutlamalarına gençlerin enerjisini taşıdı. 2 20 yıllık KoçFest geleneği 100. yılda kampüslere döndü Temelleri 2006 yılında atılan KoçFest, yıllar içinde kapsamını genişleterek Türkiye'nin köklü üniversite gençlik etkinliklerinden biri haline geldi. Müzik ve eğlencenin yanı sıra sporun da programa dahil edilmesiyle KoçSporFest adı altında yolculuğunu sürdüren etkinlik, üniversitelerde spor kültürünün gelişmesine katkı sağladı, üniversite liglerinin görünürlüğünü artırdı ve gençlerin spora katılımını teşvik etti. Türkiye’nin dört bir yanındaki üniversitelerde milyonlarca öğrenciyle buluşan festival, Koç Topluluğu’nun 100. yılında, altı yıllık aranın ardından yeniden KoçFest adıyla kampüslere döndü. Böylece 20 yıl önce başlayan bu köklü gelenek, Topluluğun gençlerle kurduğu güçlü bağı bir kez daha üniversite kampüslerine taşıdı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Geleceğin Tarımı Manisa’da Şekilleniyor Haber

Geleceğin Tarımı Manisa’da Şekilleniyor

Avrupa Birliği Ufuk Avrupa Programı kapsamında destek almaya hak kazanan projenin hibe sözleşmesi imzalandı. Manisa’daki pilot uygulamada, Sarıgöl’de arıtılmış atık suyun tarımsal sulamada yeniden kullanımı üzerine çalışılacak. Finlandiya’daki Centria Uygulamalı Bilimler Üniversitesi koordinasyonunda yürütülen proje, 8 farklı ülkeden 36 uluslararası ortağı bir araya getiriyor. Avrupa Birliği, tarafından toplam 8,76 milyon avro hibe desteği sağlanan projeyle yapay zekâ, sensör teknolojileri ve uç bilişim uygulamalarından yararlanılarak tarımsal üretimde su verimliliğini artıracak çözümler geliştirilecek ve sahada test edilecek. Sarıgöl’de Arıtılmış Atık Su Tarıma Kazandırılacak Projenin Manisa ayağındaki uygulamaları Manisa Büyükşehir Belediyesi ile Manisa Su ve Kanalizasyon İdaresi (MASKİ) Genel Müdürlüğü işbirliğiyle yürütülecek. Sarıgöl Atıksu Tesisi’nde gerçekleştirilecek pilot uygulamada, arıtılmış atık suyun tarımsal sulamada güvenli ve verimli bir şekilde yeniden değerlendirilmesi sağlanacak. Böylece küresel iklim değişikliğiyle birlikte artan kuraklık riskine karşı alternatif bir su kaynağı oluşturulması ve mevcut su kaynakları üzerindeki baskının azaltılması hedefleniyor. Projenin uluslararası koordinasyonu ve kurumlar arası iletişimi Manisa Büyükşehir Belediyesi Dış İlişkiler Dairesi Başkanlığı tarafından, teknik ve saha uygulamaları ise MASKİ Genel Müdürlüğü eliyle yürütülecek. Proje Ortakları Finlandiya’da Bir Araya Geldi AFarEdge Projesi’nin açılış toplantısı, 8–10 Eylül 2026 tarihlerinde Finlandiya’da gerçekleştirildi. Toplantıda Manisa Büyükşehir Belediyesi ve MASKİ Genel Müdürlüğü’nü, MASKİ Atıksu Arıtma Dairesi Başkan Vekili Onur Artan temsil etti. Sekiz Ülkeden 36 Ortak 8 farklı ülkeden (Finlandiya, Portekiz, Avusturya, İspanya, Hollanda, İsviçre, Fransa ve Türkiye) 36 ortağın yer aldığı projeye Türkiye’den Manisa Büyükşehir Belediyesi’nin yanı sıra Ege Üniversitesi, Ergünler (ERARGE) ve Bitnet katılım sağlıyor. Eylül 2026’da başlayan ve 36 ay boyunca sürecek proje kapsamında geliştirilen dijital teknolojiler ve Manisa Sarıgöl’deki pilot uygulamanın saha deneyimleri sağlanmış olacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Klaros’ta 3 Bin 300 Yıllık Kehanetin İzinde Haber

Klaros’ta 3 Bin 300 Yıllık Kehanetin İzinde

İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanetin de verildiği kutsal alanda, İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle yürütülen arkeolojik çalışmalar tarihin izlerini gün yüzüne çıkarıyor. İzmir’in Menderes ilçesinde, ilk bakışta sessizliğin hakim olduğu bir vadinin içinde binlerce yıl önce bir kentin, bir ordunun, bazen de binlerce insanın geleceğini değiştirecek sorulara yanıt aranıyordu. Savaşın başlayıp başlamayacağı, salgının nasıl sona ereceği, depremden sonra ne yapılacağı, bir kentin kurulup kurulmayacağı tanrı Apollon’a soruluyordu. Bugün aynı topraklarda kahinler yerine arkeologlar çalışıyor. Toprağın her katmanı yeni bir sorunun, her buluntu ise binlerce yıl öncesinden gelen yeni bir yanıtın kapısını aralıyor. İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kazı desteği verdiği Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Onur Zunal başkanlığındaki ekip tarafından sürdürülen Klaros kazıları, alanın antik dünya açısından taşıdığı önemi ortaya koyuyor. Avrupa’dan Afrika’ya Klaros’a geldiler Klaros’un dönemin üç büyük kehanet merkezinden biri ve bunlar arasında en erken kurulanı olduğunu belirten Doç. Dr. Onur Zunal, kutsal alanın sınırları aşan önemini şöyle anlattı: “Klaros, MÖ 13’üncü yüzyılda kuruluyor ve MS 4’üncü yüzyılda Hristiyanlığın resmi din haline gelmesine kadar bir pagan kutsal alanı ve kehanet merkezi olarak kullanılıyor. Burası özellikle İzmir ve İyonya için çok önemli bir yer. Didim’deki Apollon Tapınağı ve Yunanistan’daki Delphi Apollon Tapınağı ile birlikte antik dünyanın üç büyük kehanet merkezinden birindeyiz. Kehanet o dönemde dinsel bir olgu. İmparatorlar, komutanlar ya da kent yöneticileri önemli bir karar verecekleri zaman mutlaka Apollon’a danışıyorlar. Bu nedenle Klaros yalnızca Batı Anadolu’dan değil; bugünkü isimleriyle İtalya, İspanya, Hırvatistan, Romanya gibi Avrupa ülkelerinden, hatta Afrika’daki Moritanya’dan ziyaretçi alıyor. Dolayısıyla Klaros, döneminin en önemli kehanet merkezlerinden biri haline geliyor.” İzmir’in kaderi de Klaros’ta soruldu Klaros’un anlattığı hikâyeler arasında bugünkü İzmir’e uzanan önemli bir kehanet de bulunuyor. Zunal, İzmir’in kuruluş anlatısıyla Klaros arasındaki bağı şöyle aktardı: “Büyük İskender, Kadifekale’de, Pagos eteklerinde gördüğü rüyanın ardından ünlü komutanı Lysimakhos’u Klaros’a gönderiyor. Lysimakhos kehanet ritüelini gerçekleştirdikten sonra İskender’in rüyasını kahine iletiyor. Apollon kahini, yeni kentte yaşayacak insanların eski kenttekilere göre üç, hatta dört kat daha mutlu olacaklarını söylüyor. Böylece İzmir’in bugünkü yerine taşınmasına ilişkin kehanet Klaros’tan verilmiş oluyor.” Geçmişin izleri gün yüzüne çıkarılıyor Bugün de arkeologlar aynı yerde geçmişin izlerini sürüyor. 2026 yılı kazıları temmuz ayının ortasında başladı. Arkeolog, mimar, restoratör, konservatör, epigraf ve nümismatların yer aldığı disiplinler arası ekip, sezon boyunca farklı alanlarda çalışma yürüttü. Zunal, “İki farklı sektörde kazılar devam etti. Bunlardan biri kutsal alanın giriş yapısı olan propylonun doğusundaki alan. Bu bölgenin MS 1’inci ve 2’nci yüzyıllarda kutsal alana gelen ziyaretçilerin konakladığı bir alan olduğunu biliyoruz. Burada ‘katagogeion’ adı verilen, günümüzün motel ya da pansiyon sistemine benzetebileceğimiz yapılar bulunuyor. Kutsal alanın ana kenti Notion’a doğru, güneyde yaklaşık 2 bin 500 metrekarelik çok büyük bir yapı birimini kazıyoruz. Burada çalışmalar 2016 yılından beri devam ediyor. Yapı Roma İmparatorluk Çağı’nda, MS 1’inci ve 3’üncü yüzyıllar arasında kullanılmış. Kuzeyde yedi mekân var, güneyde de buna paralel yedi farklı mekân olması gerektiğini düşünüyoruz ve ortasında açık avlulu bir yapı bulunuyor. Fakat yapının işlevini henüz kesin olarak tespit edemedik. Günlük kullanım kapları ve sikkeler yardımıyla tarihini belirleyebiliyoruz. Çok ilginç şekilde yapının deprem etkisiyle sona ermiş olabileceğini düşünüyoruz. İlk evrenin bir yıkım gördüğünü ve ikinci evrenin bu enkazın üzerine kurulmuş olabileceğini bu yıl tespit ettik” dedi. Devasa bir tapınak Klaros’un merkezindeki Apollon Tapınağı, antik dünyanın görkemini bugün bile hissettiren yapılardan biri. Zunal, yapının büyüklüğünü rakamlarla anlattı: “Apollon Tapınağı döneminin eşsiz eserlerinden biri. MÖ 300’ler civarında yapımına başlanıyor ve Roma İmparatorluk Çağı’na geldiğimizde Augustus’un, Tiberius’un ve en sonunda Hadrianus’un desteklerine rağmen tapınak bir türlü bitirilemiyor. Yaklaşık 450 yıl süren bir inşaattan söz ediyoruz. Tapınak 44 metre uzunluğunda, 22 metre genişliğinde. Uzun kenarlarında 11, kısa kenarlarında 6 sütun bulunuyor. Her sütunun 11 mermer tamburdan oluştuğunu biliyoruz ve bu tamburların her biri yaklaşık 6 ton ağırlığında. Başlığıyla birlikte tek bir sütunun ağırlığı yaklaşık 75-80 tona ulaşıyor. Üst yapısını da düşündüğümüzde yaklaşık 13-14 metre yüksekliğinde devasa bir tapınaktan söz ediyoruz.” Tonlarca mermer denizleri aşarak Klaros’a geldi Klaros’un dış dünya ile bağlantısını anlatan en somut kanıtlardan biri ise denizin dibinde bulundu. Kutsal alanda Marmara Adası’ndaki antik Prokonnesos taş ocaklarından ve Paros Adası’ndan getirilen mermerlerin kullanıldığını anlatan Zunal, “En çarpıcı örneklerden biri Prokonnesos’tan, yani Marmara Adası’ndan Klaros’a gelen bir kargo gemisi. Bu gemi Kızılburun açıklarında bugünkü Teos’da batıyor. Geminin kazısı yapıldı ve taşıdığı kargonun Klaros’a gelmekte olan Dor düzeninde bir sütun başlığı ve bir sütuna ait olduğu tespit edildi. Bu bize, çevreden hayvanlarla, arabalarla ya da insan gücüyle getirilen mermer blokların dışında, Klaros’a özel mermerlerin deniz yoluyla da taşındığını gösteriyor. Yaklaşık 75-80 ton ağırlığa ulaşan bir taşıyıcı sütundan bahsediyoruz. Bunların taşınması son derece zahmetli ve maliyetliydi. Dolayısıyla Klaros gibi kutsal alanların, bugünkü ifadeyle sponsorlarının olduğunu da biliyoruz” şeklinde konuştu. Kaplumbağaya bakınca iki bin yıl öncesini görmek Klaros’ta hikâye yalnızca kazı çukurlarında, sütunlarda ve heykellerde değil. Bazen ağır ağır yürüyen bir kaplumbağanın kabuğunda saklı. Bugün Klaros’u gezenlerin karşısına sık sık çıkan kaplumbağalar, binlerce yıl önce de Apollon’un dünyasının bir parçasıydı. Zunal, antik çağ ile bugün arasındaki bu şaşırtıcı bağın altını önemle çizerek, “Antik dönemden izlerini bildiğimiz bazı şeyleri bugün Klaros’a geldiğinizde çok net şekilde görebiliyorsunuz. Bunlardan biri kaplumbağalar. Apollon’un çaldığı ve icat ettiği söylenen ‘lira’ isimli telli bir müzik aleti var. Liranın ses kutusu kaplumbağa kabuğundan yapılıyordu. Lira ve lira çalan Apollon figürinleri de o dönemde insanların Apollon’a sundukları en önemli adak eşyalarından biriydi. Klaros’un yaşayan bir diğer antik simgesi ise birkaç adım ötede yükseliyor: Defne” dedi. Apollon’un ağacı hâlâ sunakların çevresinde Klaros’un binlerce yıllık hafızasının yaşayan izlerinden biri de bugün sunakların çevresinde büyüyen defne ağaçları. Zunal, defnenin Apollon için taşıdığı anlamı şöyle anlattı: “Bugün Klaros’a geldiğiniz zaman özellikle sunakların çevresinde çok sayıda defne ağacı görüyorsunuz. Defne, Apollon’un kutsal ağaçlarından ve bitkilerinden biri. Mitolojide Daphne isimli bir sevgilisi var. Karşılıksız bir aşktan sonra Daphne tanrılar tarafından defne ağacına dönüştürülüyor ve o zamandan itibaren defne Apollon’un kutsal ağacı olarak biliniyor. Defnenin yalnızca Apollon’la özdeşleşmiş bir bitki olmadığını, kehanet sırasında esinlenmek amacıyla da kullanıldığını biliyoruz. Rahiplerin ve kahinlerin sunular sırasında defne taçları ve defne yaprakları kullandıklarına ilişkin bilgilerimiz de var. Böylece binlerce yıl önce kehanet ritüelinin parçası olan defne, bugün yine aynı topraklarda, aynı sunakların çevresinde büyüyor; Apollon’un lirasıyla ilişkilendirilen kaplumbağalar ise kutsal alanın içinde dolaşmaya devam ediyor.” Kehanet sustu, demircinin çekici duyuldu Hristiyanlığın Roma İmparatorluğu’nun resmi dini haline gelmesiyle pagan kutsal alanları işlevlerini yitirmeye başladı. Klaros ise bir anda ortadan kaybolmadı; başka bir yaşam alanına dönüştü. Kahinin sustuğu yerde yüzyıllar sonra demirciler çalışmaya başladı. Zunal, “Özellikle Hristiyanlık süreci bizim için çok önemli. Pagan kutsal alanlarının kapatıldığı, bazılarının tahrip edildiği bir dönemden söz ediyoruz. Ancak Klaros bu süreçte işlevini bir süre daha sürdürmüş gibi görünüyor. MS 5’inci ve 7’nci yüzyılda kutsal alanın gerçek işlevini kaybettiğini, kentten buraya doğru bir yerleşimin geldiğini ve bazı atölyelerin bu yapılarda faaliyet gösterdiğini biliyoruz. Bir demirci atölyesinin varlığını tespit ettik. Son üç yıldır çalışmalarımızı özellikle bu alana yönelttik. Bunun yanında çok sayıda yarı mamul ya da cüruflaşmış tuğla bulduk. Bunlar yakın çevrede bir tuğla atölyesinin de bulunduğunu düşündürüyor. Yani Klaros ne kadar kutsal bir alan olmuşsa da Hristiyanlık sürecinde işlevsel bir dönüşüm yaşamış” diye konuştu. Homeros’un başı ile gövdesi 40 yıl sonra buluştu Klaros’un sürprizleri bununla da bitmiyor. Batı edebiyatının temel eserlerinden İlyada ve Odysseia’nın şairi Homeros’un heykelinin bulunma öyküsü de neredeyse başlı başına bir arkeoloji hikâyesi. Zunal, “Homeros heykelinin gövdesi 1952 kazılarında iki parça halinde ortaya çıkarılıyor ve o dönemde İzmir’deki müzeye götürülüyor. 1992 yılı kazılarında ise Homeros’un başı ele geçiyor. O tarihte Klaros kazısı Selçuk Müzesi’ne bağlı olduğu için baş Selçuk’a gönderiliyor. Daha sonra gövde ve başın aynı heykele ait olduğu ortaya çıkıyor ve 2000’li yılların başında iki parça yeniden buluşuyor. Heykelin MÖ 200-180 civarında yapıldığını biliyoruz. Apollon, Artemis ve Leto’dan oluşan üçlü kült heykeliyle aynı dönemde, büyük olasılıkla aynı atölyede üretilerek Klaros’a getiriliyor. Homeros’un burada diğer tanrılarla aynı sınıfta görülmesi, onun tanrısallaştırılması açısından da son derece önemli” diye konuştu. İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016’dan bu yana Klaros’ta Klaros kazıları Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü’nün her yıl yenilenen izniyle sürdürülürken, kazı, koruma ve belgeleme çalışmalarına farklı kurumlar destek veriyor. Zunal, “İzmir Büyükşehir Belediyesi 2016 yılından bu yana Klaros’ta yürüttüğümüz arkeolojik kazı, restorasyon ve belgeleme çalışmalarının önemli destekçilerinden biri. Ayrıca 2025 yılından bu yana ana sponsorumuz olarak SAYA Holding ile iş birliğimizi sürdürüyoruz. Bakanlığımıza, Büyükşehir Belediyemize ve ana sponsorumuza sağladıkları değerli desteklerden dolayı, şahsım ve kazı ekibim adına şükranlarımı sunarım” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tüpraş, Temel Rafinericilik Staj Programıyla Meslek Yüksekokulu Öğrencilerini Destekliyor Haber

Tüpraş, Temel Rafinericilik Staj Programıyla Meslek Yüksekokulu Öğrencilerini Destekliyor

Temel rafinericilik eğitimleri, saha uygulamaları, kariyer gelişim oturumları ve sürdürülebilirlik içerikleriyle desteklenen programı başarıyla tamamlayan öğrenciler sertifikalarını aldı. Türkiye’nin lider enerji şirketi Tüpraş, “Enerjimiz Geleceğe” yaklaşımı ve toplumsal sorumluluk anlayışı doğrultusunda rafinerilerinin bulunduğu illerde üniversitelerle geliştirdiği iş birlikleriyle Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin gelişimini destekliyor, yerel kalkınmayı güçlendirecek yetkin insan kaynağının yetişmesine katkı sunuyor. Temel Rafinericilik Staj Programı, Tüpraş’ın rafinerilerinin bulunduğu dört ilde Kırıkkale Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Batman Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirildi. Yaklaşık bir ay süren Staj Programı’nda öğrenciler, temel rafinericilik eğitimlerinin yanı sıra saha uygulamaları ve teknik gelişim içerikleriyle de enerji sektörünü yakından tanıma fırsatı buldu. Teknik bilgi ile pratik uygulamaları bir araya getiren program, öğrencilerin mesleki yetkinliklerini geliştirirken kariyer yolculuklarına yönelik içeriklerle çok yönlü bir öğrenim süreci sağladı. Staj Programı’na Meslek Yüksekokulları’nın rafineri ve petrokimya, kimya teknolojileri, elektrik, makine ve metal teknolojileri gibi alanlarında öğrenim gören öğrenciler katıldı. Tüpraş Kırıkkale, İzmir, Batman ve İzmit Rafinerilerinde düzenlenen kapanış törenlerinde, programı başarıyla tamamlayan öğrencilere sertifikaları takdim edildi. “Yerel kalkınmaya katkı sağlayan üniversite-sanayi iş birliklerini güçlendirmeyi sürdüreceğiz” Tüpraş İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Önder Korkmaz Temel Rafinericilik Staj Programı ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Gençlerin mesleki gelişimlerini destekleyen, onları iş hayatına ve geleceğin yetkinliklerine hazırlayan programlar geliştirmeyi çok değerli buluyoruz. Temel Rafinericilik Staj Programı ile meslek yüksekokulu öğrencilerimizin rafinerilerimizi ve enerji sektörünü yakından tanımalarının yanı sıra, edindikleri teorik bilgileri sahada deneyimleme fırsatı bulmalarını hedefledik. Bu programın bizim için bir diğer boyutu ise rafinerilerimizin bulunduğu illerde üniversitelerimizle kurduğumuz güçlü iş birlikleri. Ortak geliştirdiğimiz bu program ile faaliyet gösterdiğimiz bölgelerin geleceğine nitelikli insan kaynağı yetiştirerek katkı sağlıyoruz. Bu yıl programın kapsamını sürdürülebilirlik içerikleriyle daha da zenginleştirdik. Gençlerin enerji dönüşümünü, sürdürülebilirliği ve geleceğin enerji dünyasını bugünden kavramalarını önemsiyoruz. Çünkü enerjinin geleceğini şekillendirecek olanlar, bugün eğitim gören gençlerimiz. Tüpraş olarak gençlerimize alan açan bu tür programları yaygınlaştırmaya, kariyer yolculuklarında destek olmaya ve üniversitelerimizle iş birliklerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.” Sertifika törenlerine Tüpraş rafineri müdürleri ile üniversitelerin rektörleri ve rektör yardımcıları da katıldı. Törende, Tüpraş çalışanlarının öğrencilerle mesleki deneyimlerini paylaştığı panelin yanı sıra, Tüpraş İnsan Kaynakları yöneticileri tarafından özgeçmiş hazırlama ve mülakat süreçlerine yönelik kariyer gelişim oturumları gerçekleştirildi. Öğrenciler böylece enerji sektörüne ilişkin merak ettikleri soruları sektör profesyonellerine doğrudan yöneltme fırsatı yakaladı. Bu yıl program kapsamında ilk kez düzenlenen sürdürülebilirlik oturumunda da öğrenciler, Tüpraş Sürdürülebilirlik ekibiyle bir araya gelerek şirketin 2050 Karbon Nötr hedefi ve sürdürülebilirlik çalışmaları hakkında bilgi edindi. Oturumla, gençlerin sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümüne yönelik farkındalıklarının artırılması hedeflendi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tüpraş, Temel Rafinericilik Staj Programıyla Meslek Yüksekokulu Öğrencilerini Destekliyor Haber

Tüpraş, Temel Rafinericilik Staj Programıyla Meslek Yüksekokulu Öğrencilerini Destekliyor

Türkiye’nin lider enerji şirketi Tüpraş, “Enerjimiz Geleceğe” yaklaşımı ve toplumsal sorumluluk anlayışı doğrultusunda rafinerilerinin bulunduğu illerde üniversitelerle geliştirdiği iş birlikleriyle Meslek Yüksekokulu öğrencilerinin gelişimini destekliyor, yerel kalkınmayı güçlendirecek yetkin insan kaynağının yetişmesine katkı sunuyor. Temel Rafinericilik Staj Programı, Tüpraş’ın rafinerilerinin bulunduğu dört ilde Kırıkkale Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Batman Üniversitesi ve Kocaeli Üniversitesi iş birliğiyle hayata geçirildi. Yaklaşık bir ay süren Staj Programı’nda öğrenciler, temel rafinericilik eğitimlerinin yanı sıra saha uygulamaları ve teknik gelişim içerikleriyle de enerji sektörünü yakından tanıma fırsatı buldu. Teknik bilgi ile pratik uygulamaları bir araya getiren program, öğrencilerin mesleki yetkinliklerini geliştirirken kariyer yolculuklarına yönelik içeriklerle çok yönlü bir öğrenim süreci sağladı. Staj Programı’na Meslek Yüksekokulları’nın rafineri ve petrokimya, kimya teknolojileri, elektrik, makine ve metal teknolojileri gibi alanlarında öğrenim gören öğrenciler katıldı. Tüpraş Kırıkkale, İzmir, Batman ve İzmit Rafinerilerinde düzenlenen kapanış törenlerinde, programı başarıyla tamamlayan öğrencilere sertifikaları takdim edildi. “Yerel kalkınmaya katkı sağlayan üniversite-sanayi iş birliklerini güçlendirmeyi sürdüreceğiz” Tüpraş İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı Önder Korkmaz Temel Rafinericilik Staj Programı ile ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Gençlerin mesleki gelişimlerini destekleyen, onları iş hayatına ve geleceğin yetkinliklerine hazırlayan programlar geliştirmeyi çok değerli buluyoruz. Temel Rafinericilik Staj Programı ile meslek yüksekokulu öğrencilerimizin rafinerilerimizi ve enerji sektörünü yakından tanımalarının yanı sıra, edindikleri teorik bilgileri sahada deneyimleme fırsatı bulmalarını hedefledik. Bu programın bizim için bir diğer boyutu ise rafinerilerimizin bulunduğu illerde üniversitelerimizle kurduğumuz güçlü iş birlikleri. Ortak geliştirdiğimiz bu program ile faaliyet gösterdiğimiz bölgelerin geleceğine nitelikli insan kaynağı yetiştirerek katkı sağlıyoruz. Bu yıl programın kapsamını sürdürülebilirlik içerikleriyle daha da zenginleştirdik. Gençlerin enerji dönüşümünü, sürdürülebilirliği ve geleceğin enerji dünyasını bugünden kavramalarını önemsiyoruz. Çünkü enerjinin geleceğini şekillendirecek olanlar, bugün eğitim gören gençlerimiz. Tüpraş olarak gençlerimize alan açan bu tür programları yaygınlaştırmaya, kariyer yolculuklarında destek olmaya ve üniversitelerimizle iş birliklerimizi güçlendirmeye devam edeceğiz.” Sertifika törenlerine Tüpraş rafineri müdürleri ile üniversitelerin rektörleri ve rektör yardımcıları da katıldı. Törende, Tüpraş çalışanlarının öğrencilerle mesleki deneyimlerini paylaştığı panelin yanı sıra, Tüpraş İnsan Kaynakları yöneticileri tarafından özgeçmiş hazırlama ve mülakat süreçlerine yönelik kariyer gelişim oturumları gerçekleştirildi. Öğrenciler böylece enerji sektörüne ilişkin merak ettikleri soruları sektör profesyonellerine doğrudan yöneltme fırsatı yakaladı. Bu yıl program kapsamında ilk kez düzenlenen sürdürülebilirlik oturumunda da öğrenciler, Tüpraş Sürdürülebilirlik ekibiyle bir araya gelerek şirketin 2050 Karbon Nötr hedefi ve sürdürülebilirlik çalışmaları hakkında bilgi edindi. Oturumla, gençlerin sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümüne yönelik farkındalıklarının artırılması hedeflendi. Tüpraş Staj Programları Hakkında: Kısa Dönem Staj Programı: Tüpraş’ın üniversite öğrencilerine yönelik sunduğu kısa dönem staj programı, gençlerin iş hayatını ve rafineri operasyonlarını yakından tanımalarını, akademik bilgilerini uygulama deneyimiyle desteklemelerini ve kariyer hedeflerini şekillendirmelerini amaçlıyor. Nextremers: Üniversitelerin 3. ve 4. sınıf öğrencileri, yüksek lisans öğrencileri ve yeni mezunlara yönelik yürütülen genç yetenek programı, yaklaşık 30.000 başvuru arasından seçilen 60 üniversite öğrencisine proje bazlı çalışma deneyimi, eğitim ve gelişim fırsatları sunarak profesyonel hayata hazırlanmalarına katkı sağlıyor. Temel Rafinericilik Staj Programı: Tüpraş’ın rafinerilerinin bulunduğu Kırıkkale, İzmir, Batman ve Kocaeli’nde üniversite iş birlikleriyle hayata geçirilen program, sürdürülebilir yerel kalkınmayı güçlendirecek nitelikli insan kaynağının yetişmesini hedefliyor. Meslek yüksekokulu öğrencilerine yönelik program; temel rafinericilik eğitimleri, saha uygulamaları, teknik ve kariyer gelişim oturumlarıyla gençlere enerji sektörünü yakından tanıma fırsatı sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Saya Holding Klaros Kazılarına Desteğini Sürdürüyor Haber

Saya Holding Klaros Kazılarına Desteğini Sürdürüyor

Saya Holding, 2025 yılında başladığı İzmir’in Menderes ilçesinde yer alan, antik dünyanın üç büyük Apollon kehanet merkezinden biri olan Klaros Antik Alanı kazılarına ana sponsorluğunu yeni dönemde sürdürecek. Saya Holding, Klaros’un araştırılması, korunması ve daha geniş çevrelerce tanınması için destek verecek. Saya Holding Yönetim Kurulu Başkanı Cem Mengi, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın izni ve Ege Üniversitesi’nin bilimsel koordinasyonuyla süren kazılara verdikleri desteği uzun vadeli bir kültürel sorumluluk olarak değerlendirdiklerini belirterek, “Klaros, yalnızca arkeolojik buluntularıyla değil, taşıdığı bilgi, inanç ve kent tarihiyle de çok katmanlı bir miras. Burada sürdürülen bilimsel çalışmalara katkı sağlamak, bizim için geçmişin izlerini korurken İzmir’in geleceğine de yatırım yapmak anlamına geliyor” dedi. İzmir’in kültürel ve arkeolojik değerlerinin kentin turizm kimliği açısından taşıdığı öneme de değinen Mengi, sözlerini şöyle sürdürdü: “İzmir’in geçmişinin bilgeliği ve hikâyeleriyle anılmasını önemsiyoruz. Klaros gibi alanlar bilimsel çalışmalarla gün yüzüne çıktıkça kentin kültür ve miras turizmindeki yeri de güçlenecek. Bu birikimin korunmasına ve doğru biçimde anlatılmasına katkıda bulunmayı sürdüreceğiz.” Klaros Kazısı Başkanı Doç. Dr. Onur Zunal ise konuyla ilgili şu bilgileri verdi: “Klaros’ta bu yıl kazı çalışmalarına iki farklı sektörde devam edilecek. İlk çalışma alanı, Propylon’un (anıtsal giriş yapısı) doğusunda yer alıyor. İkinci kazı alanı ise Hellenistik temenosun güneyinde bulunan Roma Dönemi yapısıdır. Bu sektörde, yapının kesin işlevini belirlemek ve mimari sınırlarını ortaya koymak amacıyla çalışmalar sürdürülecek.” Onur Zunal, şöyle devam etti: “Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğünün izin ve maddi destekleriyle yürütülen Klaros Kazısı'nın, 2025 yılında olduğu gibi bu yıl da ana sponsorluğunu Saya Holding üstlendi. Kültürel mirasımızın korunması, bilimsel araştırmalarla gelecek kuşaklara aktarılması ve arkeolojik çalışmaların sürdürülebilirliği açısından sağladıkları değerli katkılar nedeniyle Saya Holding’e ve Yönetim Kurulu Başkanı Sayın Cem Mengi’ye içten teşekkürlerimi sunarım. Özel sektörün kültürel mirasa yönelik bu duyarlı ve uzun soluklu desteği, ülkemizin ortak tarihî mirasının korunmasına ve bilim dünyasına önemli katkılar sağlamaktadır.” Klaros Kehanet Merkezi İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Ahmetbeyli Mahallesi yakınlarında, denizden sadece birkaç kilometre içeride saklı duran Klaros Antik Kazı Alanı, binlerce yıl boyunca insanların kaderlerine yön veren bir kehanet merkeziydi. Burada, tanrı Apollon’un sesiyle konuştuğuna inanılan kahinler, kralların ve halkların geleceğini şekillendirdi. Klaros, yalnızca inançların değil; aynı zamanda antik dünyanın politik kararlarının da şekillendiği yerlerden biriydi. Antik çağda Klaros, Kolophon adlı kente bağlıydı. Kolophon’un kutsal alanı olarak işlev gören bu merkez, aynı zamanda Notion antik kentiyle de kutsal yollar aracılığıyla bağlıydı. Bu stratejik konum, Klaros’u dini bir merkez olmanın ötesine taşıyarak, bölgesel bir hafıza ve karar mekânı haline getirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

İzmir’in Binlerce Yıllık Şifa Mirası Belgesel Oldu Haber

İzmir’in Binlerce Yıllık Şifa Mirası Belgesel Oldu

Başkan Tugay, “İzmir bir miras ve o mirası anlamak lazım” diyerek kentin binlerce yıllık sağlık geleneğine dikkat çekti. Ercan Kesal’ın seslendirdiği belgesel, İzmir’in kültürel ve sağlık mirasını izleyiciyle buluşturacak. İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından hazırlanan ve antik çağın kutsal sağlık merkezi Bergama Asklepion’dan Eşrefpaşa Hastanesi’ne uzanan sağlık hizmetleri tarihine ışık tutan “Asklepion’un Mirası: Antik Bir İnançtan Eşrefpaşa Hastanesi’ne” belgeselinin galası yapıldı. İzmir Sanat'taki programa, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, İzmir Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Gül Ergör, Ege Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, İzmir Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, belgeselin seslendirmesini yapan sanatçı ve hekim Ercan Kesal, belgeselde yer alan hekimler ile akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, sanatçılar, öğrenciler ve çok sayıda İzmirli katıldı. Büyük beğeni toplayan belgesel gösterimi alkışlarla sona erdi. “İzmir bir miras ve o mirası anlamak lazım” Gösterimin ardından konuşan Başkan Dr. Cemil Tugay, projeye emek veren herkese teşekkür ederek, hekimliğin hayatında 36 yıl süren bir meslek olduğunu belirtti. İzmir’in kadim kültürüne dikkat çeken Tugay, “Gerçekten çok özel bir şehirde yaşıyoruz. 8 bin 500 yıllık tarihiyle, önemli insanların nefes aldığı, ayak bastığı topraklardayız. İzmir bir miras ve o mirası anlamak lazım. Üzerinde yaşadığımız toprağın ve paylaştığımız kültürün geçmişini bilmek, hayatı anlamlı kılan unsurlardan biridir. Bu kısa ama asil filmin hazırlanmasında gösterilen emek de saygı uyandırıyor” dedi. Hayata ve hekimliğe dair rehber sözler Başkan Tugay, konuşmasını belgeselin seslendirmesini de yapan sanatçı Ercan Kesal’ın “Hekimlik Sanatları” adlı kitabının son bölümünden alıntı yaparak sonlandırdı. Kitapta, “Hekim kardeşim…” diye başlayan bölümde şu ifadeler yer alıyor: "Beden üzerinde hak iddia eden tıp biliminin hevesli polislerinden olma. Yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan ve olan bitene sessiz kaldıklarımızdan da sorumluyuz. Yeryüzü bizden önce vardı ve bizden sonra da var olmaya devam edecek. Biz, büyük bir sofranın tesadüfen bu çağda yerini almış misafirlerinden başka bir şey değiliz. Nasibimize düşeni alıp, sofrayı dağıtmadan edebimizle kalkıp gideceğiz." Kesal: İyi ki İzmir’e aşık olmuşum Ercan Kesal, konuşmasında İzmir’de olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirerek şunları söyledi: "Bu filmin ortaya çıkmasına vesile olan herkese teşekkür ederim. Katkıda bulunabildiysem ne mutlu. Film beni derinden duygulandırdı ve burada olma sebebimi daha iyi anlamamı sağladı. İzmir hayatımda hep çok önemli oldu. Tıp fakültesinden sadece hekim değil, her şey çıkar; yaptıklarımız ve uğraştıklarımız hekimlik mesleğiyle taçlanıyor. Film, iyi ki İzmir’de okumuşum, iyi ki İzmir’e aşık olmuşum, iyi ki Ege Üniversitesi mezunuyum dedirtti. Bu emeğin bir parçası olduğum için çok mutluyum." Prof. Dr. Bayındır: Asklepeion’un izleri, Eşrefpaşa’da devam ediyor” Başkan Tugay’ın Tıp Fakültesi eğitiminde öğretim üyeliği yapmış olan Ege Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay'ın da hocası olan Ege Üniversitesi eski rektörü Prof. Dr. Ülkü Bayındır, belgeselin bir parçası olmaktan mutluluk duyduğunu belirterek, “Asklepeion kendi zamanında önemli bir tıp merkezi ve çevresine örnek olmuştu. Eşrefpaşa Hastanesi de benzer şekilde, semtin ortasında, hiç ücret almadan sağlık hizmeti veren özgün bir merkezdir. Türkiye’ye tanıtılması gereken bir sosyal belediyecilik örneğidir. Asklepeion’un bıraktığı izleri, Eşrefpaşa da bize bırakmaktadır” dedi. Prof. Dr. Okyay: Dokunulmayana dokunmaya çalışıyoruz Projenin İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından titizlikle yürütüldüğünü anlatan Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay, “Birlikte çalıştığımızda farklı disiplinler bir araya geldiğinde ne güzel işler ortaya çıkıyor. Bu proje, belediyenin kendi personelinin emeğiyle gerçekleşti. Kentler, farklı insanlarla karşılaşmalara olanak sağlar; bu karşılaşmalarda en büyük farklılık ise dezavantajlı kesimlerle ilgilidir. Biz de Eşrefpaşa Hastanesi aracılığıyla en dokunulmayana dokunmaya çalışıyoruz. Bu, halkın kimsesiz olmadığını gösteriyor ve farklı bir yerel yönetim anlayışını ortaya koyuyor” diye konuştu. 6 aylık emeğin ürünü Projenin mimarlarından Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram, belgeselin 6 aylık yoğun bir emeğin ürünü olduğunu belirterek, “Hekimlik, insanın acılarını gören ve hisseden bir meslektir. Her tedavi ve her ölüm, bizde bir iz bırakır. Binalara sadece yapı olarak bakmıyoruz; onlara anlam yüklüyoruz. Hekimlik, insan ayrımı yapmadan çalışılan bir meslek. Bunları size hissettirmek bizim için çok önemliydi” ifadelerini kullandı. Asklepion’dan Eşrefpaşa’ya: İzmir’in Sağlık Mirası İzmir Büyükşehir Belediyesi imzalı belgeselin yönetmenliğini Kültür Sanat Şube Müdürlüğü Sinema Destek Birimi’nden Ahmet Utku Soylu üstlendi. Seslendirmesini ünlü oyuncu, yönetmen, yazar ve hekim Ercan Kesal yaptı. Danışmanlığını Eşrefpaşa Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Başak Bayram ve Dr. Turhan Sofuoğlu’nun yürüttüğü belgeselde, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Cemil Tugay, Genel Sekreter Yardımcısı Prof. Dr. Pınar Okyay ile Prof. Dr. Fehmi Akçiçek, Prof. Dr. Ülkü Bayındır, Prof. Dr. Şerafettin Canda, Prof. Dr. Tülay Canda, Doç. Dr. Akın Ersoy, Prof. Dr. Veli Lök, Prof. Dr. Zafer Öztek, Prof. Dr. Felix Pirson, Orhan Beşikçi ve Ayşegül Güngören konuşmacı olarak yer aldı. Televizyonlardan üniversitelere gösterim planlanıyor İlk gösterimini yapan “Asklepion’un Mirası: Antik Bir İnançtan Eşrefpaşa Hastanesi’ne” belgeselinin ilerleyen dönemde ulusal ve yerel televizyonlarda yayınlanması hedefleniyor. Ayrıca, belgeselin üniversitelerde, festival ve film günlerinde, özel gösterimlerde, kongrelerde ve dijital platformlarda da izleyiciyle bluşması planlaıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege Üniversitesi ve Tüpraş İş Birliği ile Temel Rafinericilik Staj Programı  Haber

Ege Üniversitesi ve Tüpraş İş Birliği ile Temel Rafinericilik Staj Programı 

Lider enerji şirketi Tüpraş, rafinerilerinin bulunduğu illerde üniversite iş birlikleriyle enerji sektörüne nitelikli iş gücü yetiştirmesine katkı sağlamayı hedefliyor. Ege Üniversitesi ile düzenlenen Temel Rafinericilik Staj Programı, öğrencilerin teorik bilgilerini saha deneyimiyle pekiştirmelerine imkân vererek mesleki gelişimlerini destekliyor. Ege Üniversitesi bünyesindeki Aliağa Meslek Yüksekokulu ve Ege Meslek Yüksekokulu’nda öğrenim gören Rafineri ve Petrokimya, Elektrik, Makine ve Kimya Teknolojisi öğrencilerinin başvurularına açık olan program 20 Temmuz – 14 Ağustos 2026 tarihleri arasında gerçekleştirilecek. Katılımcılar, Temel Rafinericilik Eğitimi’nin yanı sıra rafineri sahasında yürütülen işbaşı uygulamalara dahil olacak. Öğrenciler, üretim ve operasyon süreçlerini yerinde deneyimleyerek mesleki yetkinliklerini geliştirme fırsatı yakalayacak. Programı başarıyla tamamlayan katılımcılara, Tüpraş Akademi tarafından “Temel Rafinericilik Katılım Sertifikası” verilecek. Program sonunda Tüpraş İnsan Kaynakları ve rafineri yöneticileri, öğrencilere teknik kariyer yolculuğuna ilişkin deneyimlerini aktaracak. Protokolün imza töreni, Ege Üniversitesi Senato Salonunda gerçekleştirildi. Törene EÜ Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı, Rektör Yardımcıları Prof. Dr. Aydoğan Savran, Prof. Dr. Murat Boyacı, Rektör Danışmanları Prof. Dr. Mehmet Ali Yurdusev, Prof. Dr. Fevzi Bedir, Aliağa Meslek Yüksekokulu Müdürü Doç. Dr. Sevil Şener, Ege Meslek Yüksekokulu Müdürü Prof. Dr. Emre Ercan, Tüpraş İzmir Rafineri Müdürü Volkan Demirtaş ve Tüpraş Kurumsal İletişim Direktörü Çiler Teber katıldı. Ege Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Musa Alcı iş birliği protokolüne ilişkin şunları söyledi: “Program, Meslek Yüksekokullarımızın Rafineri ve Petro-Kimya, Elektrik, Makine ve Kimya Teknolojisi programlarında eğitim gören öğrencilerimizi kapsıyor. Öğrencilerimiz, teorik eğitimlerini doğrudan sahada, sektörün profesyonelleriyle birlikte deneyimleme fırsatı bulacak. YÖK’ün uygulamalı eğitimde başlattığı dönüşüm doğrultusunda, Meslek Yüksekokullarında eğitim gören öğrencilerimizi, sanayi ile buluşturmaya ve mesleklerine daha kolay adapte olabilmeleri için çalışmaya devam edeceğiz. İmzalanan protokolün her iki kurum ve öğrencilerimiz için hayırlı olmasını diliyorum.” Tüpraş İzmir Rafineri Müdürü Volkan Demirtaş ise programın önemine şu sözlerle dikkat çekti: “Ege Üniversitesi ile hayata geçirdiğimiz Temel Rafinericilik Staj Programı ile öğrencilerimizin teorik bilgilerini doğrudan sahada, gerçek rafineri ortamında deneyimlemelerini sağlıyoruz. Böylece mezun olduklarında enerji sektörüne daha hazır, daha donanımlı bireyler olarak katılmalarını hedefliyoruz. Aynı zamanda bu iş birliği, enerji sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını bugünden yetiştirme yaklaşımımızın önemli bir parçası. Gençlerimizi yalnızca izleyen değil, sürecin içinde yer alan, sorumluluk alan ve değer üreten bireyler olarak yetiştirmeyi önemsiyoruz. Bu programın hem öğrencilerimizin gelişimine hem de sektörümüz ve ülkemizin insan kaynağının gelişimine güçlü bir katkı sağlayacağına inanıyoruz.” Yerel ekonomiye ve yetenek gelişimine katkı sağlanmasını hedefleyen program, üniversite–sanayi iş birliğinin güçlü ve sürdürülebilir örneklerinden biri olarak konumlanıyor. Şirket, aynı zamanda Ege Üniversitesi tarafından düzenlenen Danışma Kurulu toplantılarında da rol alarak akademi–sanayi etkileşimini çok yönlü olarak destekliyor. Başvuru süreci boyunca Ege Üniversitesi’nde düzenlenecek bilgilendirme toplantıları ile öğrencilere programın kapsamı ve başvuru süreçlerine ilişkin detaylı bilgi sunulacak. Tüpraş, bu programı rafinerilerinin bulunduğu Kırıkkale, Batman ve Kocaeli illerinde de gerçekleştiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.