Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Egzersiz

Kapsül Haber Ajansı - Egzersiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Egzersiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Çalışanların %48’inin En Büyük Stres Kaynağı   Fiziksel Sağlık ve Uyku Oldu Haber

Çalışanların %48’inin En Büyük Stres Kaynağı Fiziksel Sağlık ve Uyku Oldu

Meditopia’nın veri odaklı wellbeing yaklaşımıyla hazırlanan ve iş dünyasının fiziksel ve ruhsal röntgenini çeken rapora göre, Türkiye’deki çalışanların genel esenlik skoru 100 üzerinden 54,8 ile kırılgan bir dengede kalırken, yıl boyunca çalışanların en sık hissettiği baskın duygu ‘yorgunluk’ oldu. Rapor, çalışanların %48’inin en büyük stres kaynağı olarak fiziksel sağlık ve uykuyu gördüğünü ortaya koyarken, Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi bu tablonun çalışanların fiziksel sağlık açısından daha fazla desteklenmeye ihtiyaç duyduğunu gösterdiğini vurguluyor. Günümüz iş dünyasında wellness, insan kaynakları stratejilerinin merkezine yerleşirken, çalışanların dayanıklılığını korumak kurumlar için artık ertelenemez bir öncelik haline geldi. Meditopia, 2025 yılının tamamını kapsayan verilerle hazırladığı Çalışan Wellbeing Raporu ile Türkiye’deki çalışanların bütüncül iyi oluş durumuna dair en güncel tabloyu ortaya koydu. Farklı sektörlerden 15 binden fazla çalışanın katılım sağladığı raporun sonuçlarına göre, çalışanların genel iyi oluş seviyesinin azaldığı görülüyor. Son çeyrekte genel esenlik puanı, yıl ortalaması olan 54,8’nin üstüne çıkarak 56,9 olan yüksek olduğu için ilk üç çeyrekten daha iyi geçmiş. 100 puan üzerinden yapılan analizlerde, 65,6 puanla stres ve 62,9 puanla kaygı indekslerinin yüksek seviyelerde seyrettiği, yıl boyunca çalışanların en baskın duygusunun ise %37 ile yorgunluk olduğu öne çıkıyor. Bu yorgunluğa, çalışanların günlük hayatını doğrudan etkileyen fiziksel ağrılar ve bedensel zorlanmalar da eşlik ediyor. Uyku skorunun 50,4 puan ile skalanın ortasında kalması, zihinsel yükle birlikte fiziksel toparlanmanın da yetersiz kaldığını gösteriyor. Buna karşın raporda her 10 çalışandan 6’sının 2026 yılına dair umutlu olması dikkat çekiyor. Raporun ortaya koyduğu bu tablo, çalışanların fiziksel sağlığına dair verilerin ayrıca ele alınması gerektiğini de açıkça ortaya koyuyor. Çalışanların Yarısı Hiç Egzersiz Yapmıyor Rapor, çalışanların fiziksel sağlığına dair endişe verici bir tabloyu da gözler önüne seriyor. Verilere göre çalışanların %81’i fiziksel ağrı ya da rahatsızlık hissettiğini belirtirken, %54’ü hiç egzersiz yapmadığını ifade ediyor. Hareket indeksinin 36,8 puanla tüm esenlik parametreleri arasında en düşük skora sahip olması, çalışanların motivasyon eksikliği ve zaman bulamama gibi nedenlerle fiziksel sağlıklarını geri plana attığını gösteriyor. Diğer yandan çalışanların %65’inin bireysel antrenmanlar yerine grup egzersizlerini daha motive edici bulması, spor topluluklarının ve birlikte hareket etmeyi teşvik eden yapıların fiziksel aktiviteyi artırmada kritik bir rol oynadığını ortaya koyuyor. Rapora göre hareketsizlik, orta seviyede kalan uyku kalitesini de olumsuz etkileyerek çalışanların genel esenlik dengesini daha da kırılgan hale getiriyor. Duyguların Kontrolü İş Hayatının Elinde Araştırma, iş yaşamının çalışanların duygu durumu üzerindeki belirleyici etkisini net bir şekilde ortaya koyuyor. Çalışanların %70’i duygu durumlarını en çok iş ve eğitim hayatının etkilediğini belirtirken, bu oranın aile ve ilişkilerin dahi önüne geçtiği görülüyor. Bu tablo, iş-özel yaşam dengesinde yaşanan bozulmaların çalışanların ruh haline doğrudan yansıdığını gösteriyor. Sektörel wellbeing skorlarına bakıldığında, teknoloji sektörü 64,7 puanla Türkiye genel ortalamasının üzerinde seyrederek iyi seviyedeki tek alan olarak öne çıkıyor. E-ticaret sektörü ise 51,9 wellbeing skoru ile ortalamanın altında seyrederek, çalışan tükenmişliğinin daha yoğun hissedildiği sektörler arasında yer alıyor. “Çalışan Sağlığı ve İyi Oluş, Kurum Kültürünün Ayrılmaz Bir Parçası” 2025 Çalışan Wellbeing Raporu’nun sonuçlarını değerlendiren Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi, “2025 raporumuz, iş dünyasında çalışanların iyi oluşuna dair önemli bir tabloyu ortaya koyuyor. Yıl boyunca yorgunluk, stres ve kaygının öne çıktığını görüyoruz. Buna rağmen çalışanların %58’inin 2026 yılına umutla bakması, doğru adımlar atıldığında iyileşmenin mümkün olduğuna işaret ediyor. Bugün wellbeing, şirketler için artık ‘olsa güzel olur’ denilen bir yan hak değil, çalışan bağlılığını ve kurumsal sürdürülebilirliği doğrudan etkileyen stratejik bir öncelik haline geliyor. Çalışanların kariyer hedeflerinin yanı sıra uyku düzenini, stres seviyesini ve fiziksel sağlığını da bütüncül biçimde destekleyen kurumlar, geleceğin rekabetçi iş dünyasında fark yaratıyor. Raporumuzda yer alan veriler de bunu doğruluyor ve WellnessPass kullanan çalışanların hareket indeksi skorunun kullanmayanlara kıyasla %48 daha yüksek olması, hareketli bir yaşamı teşvik eden yan hakların çalışanların günlük hayatında somut ve olumlu etkiler yarattığını gösteriyor. Meditopia olarak vizyonumuz, teknolojinin ve verinin gücünü kullanarak kurumlara çalışanlarının ihtiyaçlarını daha iyi anlama ve onlara kişiselleştirilmiş, erişilebilir iyi oluş çözümleri sunma imkanı sağlamak. Amacımız, sadece zor dönemlerde değil, her gün desteklenen ve sürdürülebilir bir iyi oluş kültürünün kurumların doğal bir parçası haline gelmesine katkı sağlamak.” açıklamasında bulundu.

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı! Haber

45 Yaş Üzerine Kolonoskopi Uyarısı!

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Gastroenteroloji ve Dahiliye Uzmanı Prof. Dr. Aytaç Atamer, kolon kanserinde erken tanının önemi, kolonoskopinin hayati rolü ve yaşam tarzı faktörleriyle korunmanın mümkün olduğu hakkında açıklamalarda bulundu. Kolon kanseri tedavisi mümkün olan ancak düzenli takip gerektiren bir hastalık! Kolon kanserinin günümüzde en çok karşılaşılan üçüncü kanser çeşidi olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Yaygın olarak görülmesi nedeniyle takip edilmesi gerekir.” dedi. Kolon kanserinin tedavisi mümkün olan bir hastalık olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Atamer, “45 yaşın üzerindeki herkesin mutlaka kolonoskopi yaptırması gerekir. Ancak ailesinde özellikle birinci derece akrabalarında kolon kanseri olan kişiler, akrabalarının kolon kanserine yakalandığı yaşın on yıl gerisinden başlayarak düzenli olarak kolonoskopi yaptırmaları önerilir.” şeklinde konuştu. Kolon kanserleri genellikle belirti vermeden ilerliyor! Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Kolonoskopi yapılarak düzenli takip edilen kişilerde hastalığı erken yakalamak mümkündür.” dedi. Kolon kanserinin genellikle belirti vermediğini hatırlatan Prof. Dr. Atamer, “Kanserler polip olarak başlar. Bu nedenle kolonoskopi yapıldığında polip aşamasındayken yakalanırsa polibi çıkartmak suretiyle hastalığı önlemek mümkün. Çünkü kolon kanserleri genellikle sinsi seyreder. Sol kolon tarafını tutan kanserler kanamayla erken belirti verdiğinde doktora gelinir. Ancak sağ tarafı tutan kolon kanserleri geç belirti verir.” açıklamasını yaptı. Kolonoskopi, kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart! Kolon kanserinin sadece genetik faktörlere bağlı olarak oluşmadığının altını çizen Prof. Dr. Aytaç Atamer, “Beslenme alışkanlıkları, özellikle sigara ve alkol tüketimi de riski artırır.” dedi. Kırmızı et tüketimi, şarküteri ürünleri, yağlı gıda tüketimi, aşırı kilo ve hareketsizliğin kolon kanserinin gelişmesinde rol oynadığını aktaran Prof. Dr. Atamer, sözlerini şöyle tamamladı: “Özellikle yanmış et ürünleri kolon kanserleri oluşma riskini artırır. Bu nedenle yanmış gıdalardan uzak durmakta fayda var. Kolon kanserinden korunmak için özellikle düzenli egzersiz, kilo kontrolü, sigara ve alkolden uzak durmak ve yanmış gıdalardan kaçınmak önemlidir. Ayrıca Akdeniz diyeti dediğimiz bol lifli gıdalar ile sebze tüketilmesinde fayda vardır. Bu nedenle hiçbir şikâyeti olmasa dahi 45 yaşını geçen her bireyin kolonoskopi yaptırmasında fayda vardır ve hâlâ günümüzde kolonoskopi kolon kanserinin ortaya çıkarılmasında altın standart olarak rol oynar. Kolonoskopiyi erteleyen ya da yaptırmaktan çekinen bireylere özellikle belirtmek gerekir ki kolonoskopi genellikle anestezi altında, tam uyutarak yapıldığı için hasta hiçbir şey hissetmez.”

Kötü Kolesterol Kalp Krizine Neden Olabilir!  Haber

Kötü Kolesterol Kalp Krizine Neden Olabilir! 

Vücudumuzun temel yapı taşları olan yağlar iyi kolesterol (HDL) ve kötü kolesterol (LDL) olmak üzere ikiye ayrılıyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kolesterolde yüksek olması istenilen tek değerin iyi kolesterol (HDL) olduğunu hatırlatarak, “İyi kolesterolde ideal olan, değerin 50-55’in üzerinde olmasıdır. Kötü kolesterol (LDL) ise kanda ihtiyaç duyulandan daha fazla olursa, atar damar duvarlarında birikerek; kalbe giden kan akışını engelleyen koroner arter hastalığı, kollara ve bacaklara giden kan akışının bozulmasıyla ortaya çıkan periferik damar hastalığı ve beyne giden kan akımını bozan karotid arter hastalığına yol açabilmektedir. Bu hastalıklar da kalp krizi ve felç ile sonuçlanabilmektedir. Dolayısıyla, kötü kolesterolün kandaki seviyesi 130'un altında olmalı ve 190'ın üzerine çıkmasına kesinlikle izin verilmemelidir” uyarısında bulunuyor. Erken tanı için 20 yaşından itibaren… Kötü kolesterol (LDL) çoğu zaman hiçbir belirti vermeden damarlarda birikebiliyor. Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, bu nedenle kolesterol seviyelerinin düzenli aralıklarla kontrol edilmesinin hayati önem taşıdığına vurgu yapıyor. Kolesterolde yaş ve cinsiyet, takip sıklığının önemli etkenlerini oluşturuyor. Erken tanı için kolesterole erkeklerde 20-44 yaş arasında 5 yılda bir, 45-60 arasında yılda bir veya 2 yılda bir, 65 yaş sonrasında her yıl bakılması öneriliyor. Kadınlarda ise menopoz dönemine kadar 5 yılda bir, menopoz sonrasında östrojenin damar sağlığını koruyucu etkisi kaybolduğundan yılda bir bakılması tavsiye ediliyor. Yaş ve cinsiyetin dışında diğer risk faktörlerinin de takip sıklığını belirlemede önem taşıdığını söyleyen Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, “Ailede kalp, inme veya felç gibi damar hastalığı öyküsü ya da diyabet gibi damar sağlığını tehdit eden bir başka hastalık varsa, hasta obeziteli bir bireyse veya sigara içiyorsa, hekim daha sıkı takip isteyebilmektedir” diye konuşuyor. Beslenme alışkanlıkları ve egzersiz önemli! Kolesterol değerlerinizi bilmek kalp hastalığı riskinizi anlamanıza yardımcı olsa da bu rakamlar tablonun sadece bir parçasını oluşturuyor. Dolayısıyla hekimler, kolesterol dışında genel sağlık durumunuzu da değerlendirerek risk analizi yapıyorlar. İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Öğretim Üyesi Ozan Kocakaya, kötü kolesterolün tedavisinde, yaşam alışkanlıklarının düzenlenmesinin yanı sıra ilaç tedavisine de başvurulabildiğini belirterek, “Vücutta oluşan kötü kolesterol miktarını azaltmak için hatalı beslenme alışkanlıklarının değiştirilmesi ve yakılan kolesterol miktarını artırmak için daha fazla egzersiz yapılması gerekmektedir. İhtiyaç halinde önerilen ilaçlar da karaciğerde üretilen kolesterol miktarını azaltmaktadır. Bu ilaçlar çok etkili ve kalp-damar hastalıklarının taşıdıkları risklerle karşılaştırıldığında son derece güvenlidir” bilgisini veriyor.

İBB’den Diyabet ve Obeziteyle Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Konferansı Haber

İBB’den Diyabet ve Obeziteyle Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Konferansı

20 Kasım 2025’te Esenler İBB Prof. Dr. Adem Baştürk Kültür Merkezi'nde gerçekleşen konferans, akademi dünyası, sağlık profesyonelleri ve sivil toplum kuruluşlarının geniş katılımıyla toplam 500 kişiyi bir araya getirdi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Sağlık İşleri Dairesi Başkanlığı’nın düzenlediği “Diyabet ve Obeziteyle Mücadelede Yeni Yaklaşımlar Konferansı”nda İstanbul Tıp Fakültesi öğretim üyeleri, diyabet ve obeziteyle mücadelede güncel tedavi, teknoloji ve koruyucu sağlık yaklaşımlarını paylaştı. “OBEZİTE VE DİYABET TÜRKİYE’NİN EN KRİTİK SAĞLIK BAŞLIKLARI” Konferansın açılışında söz alan İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Önder Yüksel Eryiğit, Türkiye’nin diyabet ve obezitede Avrupa’nın en yüksek oranlarına ulaştığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Dünya Sağlık Örgütü'ne göre obezite; 21. yüzyılın en önemli halk sağlığı sorunlarından biridir. Türkiye’de, günümüzde her üç kişiden biri obez. Bu oran, bizi Avrupa'da ilk sıraya koymaktadır. Dahası İş Birliği ve Kalkınma Teşkilatı (OECD) ülkeleri içinde de obezitede Amerika Birleşik Devletleri’nden sonra en yüksek ikinci ülke konumundayız.” “EN İYİ TEDAVİ KORUNMAKTIR” Açılışın ikinci konuşmacısı İstanbul Tıp Fakültesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kubilay Karşıdağ ise modern yaşamın obeziteyi artırdığını belirterek şöyle konuştu: “Son yıllarda en önemli mesaj şudur: En iyi tedavi korunmaktır. Obezite ve diyabeti yalnızca ilaçla ya da cerrahi ile çözmemiz mümkün değil. Toplumun tamamına yayılan sağlıklı yaşam farkındalığı şart. Bu nedenle yerel yönetimlerin bu konudaki öncü rolü son derece değerlidir.” KATILIMCILARDAN DİKKAT ÇEKEN UYARILAR Konferans boyunca söz alan akademisyen ve sağlık uzmanları, diyabet ve obezitenin yalnızca tıbbi değil, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla da ele alınması gerektiği ortak görüşünde birleşti. Prof. Dr. İlhan Satman: “Türkiye’de diyabet görülme sıklığı son 20 yılda iki katına çıktı. Bu çok kritik bir artış. Erken tarama, iş yerinde sağlık programları ve dijital takip teknolojileri artık zorunlu hale gelmeli.” Prof. Dr. Gülşah Yenidünya Yalın: “Obezite yalnızca fazla kilo değildir; hormonal, psikolojik ve çevresel faktörlerin bir araya geldiği kompleks bir tablodur. Tedavide kişiye özel yaklaşım hayati önem taşır.” Prof. Dr. Özlem Soyluk Selçuk Biricik: “Pelemir gibi yerli ürünlerin kan şekeri üzerindeki olumlu etkilerinin bilimsel verilerle doğrulanması, hem beslenme politikaları hem de tarımsal üretim açısından stratejik önem taşıyor.” Diyetisyen Hanife Köksal: “Beslenme tedavisi doğru uygulanmadığında diyabet yönetimi neredeyse imkânsız hale geliyor. En büyük sorun, yanlış bilginin sosyal medya üzerinden hızla yayılması.” Diyabet Hemşiresi Melike Çevikdizici: “İnsülin pompaları, sürekli glikoz ölçüm sistemleri ve mobil uygulamalar sayesinde hastaların tedavi farkındalığı ciddi şekilde artıyor.” Prof. Dr. Bülent Bayraktar: “Egzersiz, sıfır maliyetli en güçlü ilaçtır. Doğru planlanan fiziksel aktivite, diyabet riskini yüzde 50 azaltabilmektedir.” Prof. Dr. Akın Savaş Toklu: “Diyabetik ayak, geç kalındığında en ağır sonuçları doğuran komplikasyonlardan biridir. Erken bakım, uygun yara tedavileri ve hiperbarik uygulamalar hastaların yaşam kalitesini doğrudan yükseltir.” 5 OTURUMDA YENİ TEDAVİLER, BESLENME YAKLAŞIMLARI VE TEKNOLOJİLER 1. Oturum: Diyabet ve İş Yeri – Prof. Dr. İlhan Satman 2. Oturum: Obezitenin Tanısı ve Tedavisi – Prof. Dr. Gülşah Yenidünya Yalın 3. Oturum: Beslenmede Bilimsel Yaklaşımlar – Prof. Dr. Özlem Soyluk Selçuk Biricik 4. Oturum: İnsülin Tedavisi, Dijital Teknolojiler ve Egzersiz – Hanife Köksal, Melike Çevikdizici, Prof. Dr. Bülent Bayraktar 5. Oturum: Diyabetik Ayak ve Yara Yönetimi – Prof. Dr. Akın Savaş Toklu TÜRKİYE’DE VE AVRUPA’DA DİYABET GÖRÜLME SIKLIĞI DSÖ verilerine göre Türkiye’de 18 yaş üzeri diyabet sıklığı 2022 itibarıyla %16,6’ya ulaştı. Avrupa ülkelerinde ortalama oran %7–8 civarındayken Türkiye bu oranı neredeyse ikiye katlıyor. Türkiye'de her altı yetişkinden biri diyabet hastası konumuna gelmiş bulunuyor. Risk özellikle 30 yaş üzeri grupta çok daha belirgin şekilde seyretmekte. Bu durum, önleyici sağlık hizmetlerinin kritik önemini bir kez daha ortaya koyuyor. Oturumlar sonunda konuşmacılara İBB Sağlık İşleri Dairesi Başkanı Dr. Önder Yüksel Eryiğit ve Sağlık ve Hıfzıssıhha Şube Müdürü Uzm. Dr. Hakan Yılmaztürk tarafından teşekkür belgeleri takdim edildi. Program, tüm katılımcıların sahnede çekilen toplu fotoğrafıyla sona erdi. İBB’NİN HEDEFİ: “HASTALIK OLUŞMADAN ÖNCE KORUYUCU SAĞLIK” İBB Sağlık İşleri Dairesi, diyabet ve obezite gibi hızla büyüyen sağlık sorunlarına karşı halkı bilinçlendiren sempozyum, eğitim ve bilimsel etkinlikler düzenlemeye devam ediyor. İstanbul’un uzun vadede bir “sağlık kenti” olarak güçlendirilmesi ve koruyucu sağlık yaklaşımının toplumsal davranışa dönüşmesi hedefleniyor.

Saygınlar Kulübü 7 Ayda 1.764 Üyeye Ulaştı Haber

Saygınlar Kulübü 7 Ayda 1.764 Üyeye Ulaştı

65 yaş ve üzeri vatandaşların “ikinci evi” haline gelen Saygınlar Kulübü’nde üye sayısı 1.764’e ulaştı. Spordan sanata, kültürden sağlığa kadar birçok alanda üyelerini sosyal yaşama katan Saygınlar Kulübü büyümeye devam ediyor. 7 ayda 1.764 üyeye ulaşan kulüpte üyeler, “Akademi Topluluğu”, “Yeşil Sevenler Topluluğu”, “Sağlıklı Yaşam Topluluğu”, “Kültür Sanat Topluluğu”, “Torun Topluluğu” ve “5 Çayı Topluluğu” ile sosyal hayatın tadını çıkarıyor. ÜYELERİN SAĞLIK KONTROLÜ GÖZDEN GEÇİRİLİYOR Doğayla iç içe olmak isteyen üyelerin bulunduğu Yeşil Sevenler Topluluğu’nda fidan dikimi, orman gezileri ve piknikler düzenleniyor. Akademi Topluluğu’nda tanınmış şair ve yazarların kitap tahlilleri, yapılıyor. Üyeler bu grupta ayrıca dolandırıcılara karşı korunma ile hukuk eğitimleri alıyor. Sağlıklı Yaşam Topluluğu’nda şeker ve tansiyon ölçümleri yapılıyor. Bu grubun üyeleriyle hafta içi her gün egzersiz yapılıyor. TOPLULUK ETKİNLİKLERİ HİÇ BİTMİYOR Kültür Sanat Topluluğu’ndaki üyeler; el sanatları, sergi ve müze gezileri ile tarihimizi daha yakından tanıma imkânı buluyor. Bu topluluğun üyeleri ayrıca Türk ve Halk müziği koro etkinliklerine de katılabiliyor. Kuşaklar arası iletişimi geliştirmek amacıyla kurulan Torun Topluluğu’nda ise üyeler haftanın bir günü çocuk gelişim uzmanı eşliğinde torunlarını da Saygınlar Kulübü’ne getiriyor. 5 Çayı Topluluğu’nda üyeler, evlerinde çeşitli yiyecekler hazırlayıp burada sohbet eşliğinde tüketebiliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

KÜAD’da Geri Sayım Başladı Haber

KÜAD’da Geri Sayım Başladı

15-17 Aralık 2025 tarihlerinde Antalya’da gerçekleştirilecek kongre, sektör temsilcileri ve profesyonellerini bir araya getirecek. Ana teması “Holistik Kozmetik” olan kongre, uluslararası arenadan önemli sektör profesyonellerini Türkiye’de ağırlayacak. Kongrede, Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU holistik bakış açısıyla kişisel bakımı, Prof. Dr. Murat Aksoy sağlıklı yaşam mücadelesinde seçimlerimizi anlatırken, zihinsel strateji ve becerileriyle tanınan Semih Saygıner ile eğlenceli stand-up gösterisiyle Baturay Özdemir katılımcılarla buluşacak. Holistik kozmetik anlayışı, güzelliği yalnızca ciltle sınırlamayıp; beden, zihin ve ruh bütünlüğü içerisinde ele alıyor. Doğal içerikler, sürdürülebilir üretim süreçleri, ruhsal dengeyi destekleyen formülasyonlar ve duyusal deneyimler bu yaklaşımın temelini oluşturuyor. Bu kapsamda kongre, bilimin, doğanın ve duygusal iyiliğin kesiştiği yeni bir kozmetik çağını temsil ediyor. Yeni Dönemin Güzellik Kodları Tartışılıyor Kongre kapsamında gerçekleştirilecek sunumlarda, bilimsel araştırmaların, sürdürülebilir teknolojilerin ve tüketici trendlerinin bütünsel güzellik anlayışıyla nasıl birleştiği tartışılacak. “Yeni Dönemin Güzellik Kodları: Holistik Yaklaşım” oturumunda, güzellik kavramının duygusal, zihinsel ve fiziksel boyutları ele alınarak, Holistik bakış açısıyla kişisel bakım, Kozmetik Biliminde Gelişmeler değerlendirilecek. “Bütünsel Sağlık Ve Uzun Ömür İçin İçerikler Ve Teknolojiler” incelenirken, “Sürdürülebilir Güzellik Yolculuğu: Ar-Ge ve İnovasyon ile Geleceğe Adım” başlıklı oturumda biyoteknolojik gelişmelerin, doğal aktiflerin ve çevre dostu üretim süreçlerinin holistik bakış açısıyla nasıl birleştiği değerlendirilecek. “Bütünsel Güzelliğe Doğru: Yeni Nesil Tüketici Tercihleri ve Trendler” oturumunda ise değişen tüketici davranışları, kişiselleştirilmiş bakım anlayışı ve ‘iyi yaşam’ trendlerinin kozmetik sektöründeki yansımaları ele alınacak. Kongrede Bilim, Beceri ve Eğlence Bir Arada Katılımcılar için farklı deneyimlerin yaşanacağı kongrede, alanlarında öncü isimler sahne alacak. Bilim ve araştırma dünyasının önde gelen isimlerinden Prof. Dr. İbrahim Adnan SARAÇOĞLU ve Prof. Dr. Murat Aksoy, sağlıklı yaşam, kozmetik bilimi ve inovasyon konularındaki derin bilgisiyle sunum yaparken, bilinen spor ve beceri ustası Semih Saygıner, zihinsel strateji ve odaklanma konularındaki deneyimlerini paylaşacak. Ayrıca, eğlenceli bir deneyim için Baturay Özdemir, stand-up gösterisiyle kongreye renk katacak ve katılımcılara unutulmaz anlar yaşatacak. Geleneksel Upcycle Proje Yarışmasıyla Sürdürülebilirlik Öne Çıkıyor Kozmetik sektöründe çevre bilincini ön plana çıkaran Upcycle Proje Yarışması, 9. Uluslararası Kozmetik Kongresi’nde de katılımcılarla buluşacak. Yarışmada, kozmetik atıklarından geri dönüştürülerek hazırlanan ürünler değerlendirilecek. Sektör firmaları, atıklarını azaltarak ve karbon ayak izini düşürerek yürüttükleri çalışmalarla sürdürülebilirliğe katkı sağlıyor; Upcycle Proje Yarışması da bu bilinçli yaklaşımın geleneksel bir yansıması olarak kongre programında yer alıyor. Bir diğer önemli etkinlik olan Innovation Zone, üretici firmaların Ar-Ge başarılarını görünür kılarken, katılımcılara sektördeki en son gelişmeleri yerinde inceleme fırsatı sunuyor. En yenilikçi ürünler, kongre sonunda ödüllendirilecek ve sektörle paylaşılacak. Geleceğin Kozmetik Vizyonu Türkiye’den Yükseliyor Kozmetik sektörü artık sadece cilt bakımından ibaret olmadığını belirten KÜAD Kongre Başkanı Fuat Arslan yaptığı açıklamada: “Geçtiğimiz yıl ‘Biyoteknoloji’ ana temasıyla gerçekleştirdiğimiz kongrede, dünyanın en büyük kozmetik kongrelerinden biri olmanın gururunu yaşadık. Bu yıl da aynı başarıyı sürdürmek ve daha kapsayıcı bir yaklaşımla sektörümüze yön vermek istiyoruz. ‘Holistik Kozmetikler’ temasıyla, güzelliği yalnızca dış görünümle sınırlamayan, zihin, beden ve ruh dengesini esas alan bir döneme geçiyoruz. Holistik güzellik; wellness, well-aging, longevity ve well-being kavramlarıyla özdeşleşen, içten dışa iyi olma halini tanımlayan bir yaşam biçimidir. Artık bu yaklaşım bir trend değil, hayati bir ihtiyaç. Egzersiz, beslenme, uyku, hobilerimiz ve kozmetik tercihleri gibi günlük alışkanlıklarımızın her biri yaşam kalitemizi etkiliyor. Bu farkındalıkla, doğaya ve çevreye duyarlı, sürdürülebilir üretim süreçleriyle desteklenen yeni bir kozmetik anlayışını konuşacağız. Dünyada güçlü dönüşümlerin yaşandığı, rekabetin giderek arttığı bu dönemde, sektörümüzün dünya pazarında daha güçlü olabilmesi için birlikte üretmek, yenilikçi stratejiler geliştirmek ve deneyim paylaşımını artırmak büyük önem taşıyor. Bu yıl da kongremizde, yeni kavramları, güncel gelişmeleri ve dünyadan seçkin konukları bir araya getirerek, geleceğin kozmetik vizyonunu şekillendireceğiz.” Dedi. İnsan ve çevre sağlığını göz ardı etmeden, yüksek katma değerli kozmetik ürünlerin üretilmesini; Türkiye’nin kozmetik bilimi alanında dünyada söz sahibi olmasını sağlamayı amaç edinen KÜAD, tüketicilerde bilinçli kozmetik kullanımı konusunda farkındalık yaratmak için yoğun çalışmalar yürütüyor.

Türkiye’de Egzersiz Aramaları Yükselişte: Yoga, Maraton Yürüyüşü Ve Fonksiyonel Antrenman Öne Çıktı Haber

Türkiye’de Egzersiz Aramaları Yükselişte: Yoga, Maraton Yürüyüşü Ve Fonksiyonel Antrenman Öne Çıktı

Google Trends verilerine göre Türkiye’de sonbaharın spora dönüş dönemi olduğunu gözler önüne serdi. Kullanıcılar özellikle kuvvet ve dayanıklılığa yönelik hareketleri araştırıyor. “Bilek kıvırma” ve “el üstü şınav” gibi vücut ağırlığıyla yapılan egzersizlerin yanı sıra “mekik” gibi karın kası hareketleri de öne çıktı. Evde uygulanabilen kısa süreli antrenman rutinlerine olan ilgi, spor salonu dışındaki egzersiz biçimlerinin yaygınlaştığını gösteriyor. Aynı dönemde takım sporlarına yönelik ilgide de dikkat çekici bir artış yaşandı. Basketbol aramaları son 30 günde futbola kıyasla %245 daha fazla yapılarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaştı. Bu artışta da 2025 Avrupa Basketbol Şampiyonası (EuroBasket 2025) dönemindeki milli takımın başarılarına yönelik ilgi ön plana çıkıyor. “Nasıl yapılır” aramaları dikkat çekti Kullanıcılar, temel hareketlerin doğru biçimde nasıl yapılacağını da sıklıkla araştırdı. Son 30 günde öne çıkan sorgular arasında “el egzersizleri nasıl yapılır”, “omuz egzersiz nasıl yapılır”, “burpee egzersizi nasıl yapılır”, “fitness göğüs hareketleri nasıl yapılır” ve “karın kası nasıl yapılır” yer aldı. Bu eğilim, doğru formda egzersiz yapmaya ve vücut farkındalığını artırmaya yönelik bir merakın giderek güçlendiğini gösteriyor. Trend egzersizler: Yoga ve açık hava sporları Ağustos–Eylül 2025 döneminin en hızlı yükselen egzersiz trendleri arasında “Bikram yoga”, “nordik yürüyüş” ve “yarı maraton” öne çıktı. “Nordik yürüyüş” aramaları %160, “yarı maraton” aramaları %150 artış gösterdi. “Fonksiyonel antrenman” (+90%), “ashtanga yoga” (+80%), “jimnastik” (+60%) ve “zumba” (+40%) gibi disiplinlerde de artış gözlendi. Bu veriler, kullanıcıların hem bedensel güç hem de zihin–beden dengesini destekleyen egzersizlere yöneldiğini ortaya koyuyor. Google’ın yapay zekâ araçlarıyla kişisel antrenman deneyimiGoogle’ın yapay zekâ destekli araçları, kullanıcıların ihtiyaçlarına ve hedeflerine uygun antrenman planları oluşturmasına yardımcı oluyor. Google Lens ile spor ekipmanlarının işlevlerini incelemek, benzer ürünleri karşılaştırmak veya antrenman videolarına ulaşmak mümkün. Gemini ise kullanıcıların kondisyon düzeyine, antrenman sıklığına ve sağlık durumuna göre egzersiz önerileri sunabiliyor. Ayrıca, doğru formu korumaya yönelik ipuçları ve nefes egzersizi önerileriyle kişisel antrenman deneyimini daha verimli ve güvenli hale getiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Güneş Azaldıkça Depresyon Artıyor Haber

Güneş Azaldıkça Depresyon Artıyor

Uzmanlara göre bu durumun adı mevsimsel depresyon ya da mevsimsel duygudurum bozukluğu. Toplumda sanıldığından daha yaygın olan bu sorun, kişinin hem psikolojik hem de fiziksel sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Mevsimsel depresyon nedir? Psikiyatri Hekimi Uzm. Dr. Serap Kaya, mevsimsel depresyonun mevsim değişiklikleriyle ortaya çıkan bir depresyon türü olduğunu belirtiyor. En sık sonbahar ve kış aylarında görüldüğünü vurgulayan Uzm. Dr. Kaya, “Güneş ışığının azalması, havaların soğuması ve günlerin kısalması beyindeki serotonin ve melatonin hormonlarını etkileyerek depresyonu tetikleyebilir” dedi. Belirtiler uzun süre devam ederse dikkat edilmeli İstek kaybı, keyifsizlik, hayattan zevk alamama, uyku ve iştah değişiklikleri, enerjide belirgin azalma ve odaklanma zorluğu en sık görülen belirtiler arasında. Normal yorgunluğun birkaç gün içinde geçtiğini söyleyen Uzm. Dr. Kaya, “Mevsimsel depresyonda bu belirtiler haftalarca sürebilir ve kişinin iş, okul ya da aile hayatını olumsuz etkileyebilir” diye konuştu. Kimler risk altında? Kadınların, daha önce depresyon geçirmiş kişilerin, ailesinde depresyon öyküsü olanların ve kapalı ortamlarda uzun süre çalışanların risk grubunda olduğunu belirten Uzm. Dr. Kaya, “Kuzey bölgelerinde yaşayanlar ve güneş ışığını az görenler bu sorunu daha sık yaşayabiliyor. Ayrıca stresli yaşam, yalnızlık ve sosyal destek eksikliği de riski artırıyor” dedi. Sadece ruh halini değil bedeni de etkiliyor Mevsimsel depresyon yalnızca psikolojik değil fiziksel belirtilerle de kendini gösterebiliyor. Uyku düzeni bozulabiliyor, aşırı uyuma ya da uykusuzluk gelişebiliyor. Tatlı ve karbonhidrat isteği artabiliyor, buna bağlı olarak kilo değişiklikleri görülebiliyor. Uzm. Dr. Kaya, “Sürekli halsizlik, kaslarda yorgunluk, baş ağrısı ve motivasyon eksikliği de sık karşılaşılan şikâyetler. Bazı kişilerde bağışıklık sistemi zayıflayarak sık hastalanmalara yol açabiliyor” dedi. Ne zaman doktora başvurmalı? Eğer belirtiler iki haftadan uzun sürüyorsa, iş ve okul hayatını aksatıyorsa ya da sosyal hayattan uzaklaşmaya neden oluyorsa uzman desteği almak büyük önem taşıyor. Umutsuzluk hissi, uyku ve iştah değişikliklerinin belirgin olması ya da kendine zarar verme düşüncelerinin ortaya çıkması halinde vakit kaybetmeden psikiyatri uzmanına başvurulması gerekiyor. “Erken başvuru tedavi sürecini kolaylaştırır ve yaşam kalitesini hızla artırır” diyen Uzm. Dr. Kaya, toplumda bu konuda farkındalık yaratmanın önemine dikkat çekti. Umut veren bir mesaj Çakmak Erdem Hastanesi’nden Psikiyatri Hekimi Uzm. Dr. Serap Kaya, mevsimsel depresyonun tedavi edilebilir olduğunu vurgulayarak şu sözlerle sonlandırdı: “Karanlık günlerin ruh sağlığınızı gölgelemesine izin vermeyin. Profesyonel destek, doğru beslenme, düzenli egzersiz ve ışık terapisi ile bu süreci sağlıklı şekilde atlatmak mümkün.” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Beslenme, Güneş ve Hareket: Osteoporozdan Korunmanın Altın Üçlüsü Haber

Beslenme, Güneş ve Hareket: Osteoporozdan Korunmanın Altın Üçlüsü

Osteoporoz, yani halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi, dünya genelinde milyonlarca kişiyi etkileyen, ancak çoğu zaman geç fark edilen sinsi bir hastalık olarak öne çıkıyor. Uzmanlar, erken tanı ve doğru yaşam alışkanlıklarının hastalığın ilerlemesini önlemede kritik rol oynadığını belirtiyor. Osteoporoz Sessiz İlerleyen Bir Tehdit Kemik yoğunluğunun azalmasıyla ortaya çıkan osteoporoz, ilk etapta belirti vermeden ilerleyebiliyor. Ancak hastalık devam ettikçe kalça, omurga ve el bileği kırıkları gibi ciddi komplikasyonlara yol açabiliyor. Bu kırıklar, özellikle ileri yaşlardaki bireylerde yaşam kalitesini düşürmekle kalmıyor, aynı zamanda ömür süresini de kısaltabiliyor. “Osteoporoz masum bir hastalık değildir; ilerlediğinde kişinin bağımsız hareket kabiliyetini kaybetmesine yol açabilir” diyen Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, hastalığın sessiz ilerlediğine dikkat çekiyor. Kadınlarda Menopoz Dönemi Kritik Risk Faktörü Osteoporoz hem kadınlarda hem erkeklerde görülebilse de menopoz sonrası dönemde östrojen hormonunun azalması nedeniyle kadınlarda daha sık ortaya çıkıyor. Dr. Panza, “Menopozdan sonra ilk iki yıl içinde kemik kaybı çok hızlı gerçekleşir. Bu dönemde düzenli tarama ve gerekli tedaviye başlamak çok önemlidir” açıklamasında bulunuyor. Erkeklerde ise ileri yaş, aşırı sigara kullanımı ve hormon bozuklukları önemli risk faktörleri arasında yer alıyor. Tanıda DEXA Testi ve Uzman Değerlendirmesi Şart Osteoporozun tanısında DEXA (kemik mineral yoğunluğu ölçümü) testi temel yöntem olarak kullanılıyor. Ancak ileri yaş grubunda görülen kireçlenme gibi durumlar, bu testin sonuçlarını etkileyebiliyor. “DEXA ölçümü tek başına yeterli değildir, fizik tedavi ve radyolojik değerlendirmelerle birlikte yapılmalıdır” diyen Dr. Panza, doğru tanının tedavi başarısındaki önemini vurguluyor. Spor, Kemiklerin En Güçlü Dostu Kemik kütlesi, insan yaşamında en yüksek seviyesine 30’lu yaşlarda ulaşıyor. Bu dönemde yapılan düzenli fiziksel aktiviteler, ilerleyen yıllar için adeta bir kemik sağlığı yatırımı anlamına geliyor. “Genç yaşta yapılan düzenli egzersiz, ilerleyen yıllarda kemik erimesine karşı güçlü bir kalkan oluşturur” diyen Dr. Panza, yürüyüş, dans ve step gibi aktivitelerin kemik yapımını desteklediğini belirtiyor. Ayrıca ileri yaşta bile düzenli yürüyüşün kemik yoğunluğunu artırdığı ve kırık riskini azalttığı bilimsel olarak kanıtlanmış durumda. Kalsiyum, D Vitamini ve Güneş Işığı Hayati Rol Oynuyor Kemik sağlığını korumak için kalsiyum ve D vitamini alımı son derece önemli. Günlük beslenmede süt, yoğurt, peynir, badem, yeşil yapraklı sebzeler ve balık gibi besinlerin yer alması gerekiyor. Dr. Panza, “Güneş ışığı, D vitamini sentezi için en doğal kaynaktır. Günün erken saatlerinde 15–20 dakikalık güneşlenme bile kemik sağlığını destekler” ifadelerini kullanıyor. Ayrıca sigara ve alkol kullanımının kemik yoğunluğunu azalttığı, aşırı kafein tüketiminin ise kalsiyum emilimini olumsuz etkilediği biliniyor. Osteoporozda Erken Tanı Hayat Kurtarır Erken tanı sayesinde, osteoporozun ilerlemesi önlenebilir ve kemik kırıkları engellenebilir. Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, “Düzenli kemik ölçümü yaptırmak, sağlıklı bir yaşamın anahtarıdır. Özellikle menopoz sonrası kadınlar ve 50 yaş üzeri bireyler tarama programlarına dahil olmalıdır” uyarısında bulunuyor. Osteoporozun yalnızca ileri yaş hastalığı olmadığına dikkat çeken Dr. Panza, genç yaşta edinilen doğru alışkanlıkların kemik sağlığını uzun vadede koruduğunu da vurguluyor. Geleceğe Sağlam Adımlar İçin Farkındalık Şart Osteoporoz, önlenebilir bir hastalık olmasına rağmen farkındalık eksikliği nedeniyle birçok kişi geç tanı alıyor. Çakmak Erdem Hastanesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Evren Kul Panza, “Her birey, kemik sağlığını korumak için erken yaşlardan itibaren düzenli egzersiz yapmalı, dengeli beslenmeli ve gerekli tetkiklerini aksatmamalıdır. Sağlam kemikler, sağlıklı bir geleceğin temelidir” diyerek sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.