Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Egzersiz

Kapsül Haber Ajansı - Egzersiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Egzersiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat! Haber

35 Yaşından Sonra Yürüyüşe Başlayacaklar Dikkat!

Dünya Sağlık Örgütü, yetişkinlere haftada 150-300 dakika orta şiddette fiziksel aktivite öneriyor. Ancak özellikle 35 yaşından sonra ve uzun süredir hareketsiz olanlarda, yürüyüşün süresi kadar, temposu ve hangi koşullarda yapıldığı da önem taşıyor. Acıbadem Kartal Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüşte doğru tempoyu anlamanın en kolay yollarından birinin ‘konuşma testi’ olduğunu belirterek, “Orta tempolu bir yürüyüşte konuşabilir, ancak uzun cümleleri rahatça söylemekte zorlanırsınız. Konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız temponuz fazla yüksek olabilir” diyor. Prof. Dr. Murat Turfan, 4 Ekim Dünya Yürüyüş Günü kapsamında yaptığı açıklamada, kalp sağlığı için yürüyüşte dikkat edilmesi gereken 6 temel kuralı anlattı; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Yürüyüşe başlamadan önce kendi risklerinizi öğrenin Prof. Dr. Murat Turfan, “35 yaşından sonra değişen şey yürüyüşün kuralları değil, kişinin kendi risklerini daha iyi tanımasının önemidir” diyerek sözlerine şöyle devam ediyor: “Uzun süredir egzersiz yapmıyorsanız, sigara kullanıyorsanız, hipertansiyon, diyabet veya kolesterol yüksekliğiniz varsa ya da ailenizde erken yaşta kalp hastalığı öyküsü bulunuyorsa yürüyüş programına başlamadan önce sağlık durumunuzun değerlendirilmesi önemlidir. Gerekli görülen kişilerde hekim muayenesi ve ek testlerle egzersizin güvenli sınırları belirlenebilir. Bilinen kalp-damar hastalığı bulunan kişilerin ise yürüyüşün süresi ve şiddeti konusunda mutlaka hekimlerinin önerisine göre hareket etmeleri gerekir. İlk ve son 5-10 dakikayı hafife almayın Yürüyüşe başlar başlamaz yüksek tempoya çıkmak kalp ve dolaşım sistemi üzerindeki yükü aniden artırabilir. Bu nedenle ilk 5-10 dakikayı daha rahat bir tempoda geçirerek vücudun ısınmasını sağlamak, ardından yürüyüş hızını kademeli olarak yükseltmek faydalıdır. Yürüyüşü bitirirken de birden durmak yerine son birkaç dakikada tempoyu yavaşlatmak gerekir. Isınma ve soğuma bölümleri özellikle yüksek tempoda yürüyenler ve kalp-damar hastalığı bulunanlar için daha önemlidir. Temponuzu ‘konuşma testi’ ile ayarlayın Prof. Dr. Murat Turfan, “Yürüyüş sırasında nabzınızı sürekli takip etmek zorunda değilsiniz. Bunun için oldukça basit bir yöntem var; konuşma testi. Orta şiddette bir yürüyüş sırasında konuşabilirsiniz, ancak uzun cümleleri rahatlıkla söylemekte zorlanmaya başlarsınız. Buna karşılık konuşamayacak kadar nefes nefese kalıyorsanız tempo sizin için fazla yüksek olabilir. Elbette bu sınır kişiden kişiye değişir. Düzenli egzersiz yapan bir kişinin ‘orta şiddeti’, uzun süredir hareketsiz bir kişinin temposundan oldukça farklı olabilir. Bir günde çok değil, haftaya yayarak yürüyün Kalp sağlığı için haftada bir gün birkaç saat yürümek yerine, hareketi haftanın geneline yaymak daha doğru bir yaklaşım. Haftada en az 150 dakika orta şiddette fiziksel aktivite hedefleyin. Örneğin, haftanın 5 günü 30’ar dakikalık tempolu yürüyüş iyi bir başlangıç olabilir. Üstelik bu süreyi tek seferde tamamlamanız gerekmiyor; gün içinde yapacağınız 10-15 dakikalık yürüyüşleri bir araya getirerek de toplam süreye ulaşabilirsiniz. Burada önemli olan kusursuz bir program değil, hareketsiz geçen günlerin sayısını azaltmak ve sürdürülebilir bir düzen oluşturmak. Yemek saatine ve hava koşullarına dikkat edin Özellikle ağır bir öğünün hemen ardından tempolu yürüyüş yapmak hazımsızlık, şişkinlik ve rahatsızlık hissine yol açabilir. Büyük öğünlerden sonra bir süre beklemek ve yürüyüşe daha hafif tempoda başlamak daha uygun olacaktır. Sıcak ve nemli havalarda vücudun ısı düzenlemesi zorlaşırken, çok soğuk havalarda damarların büzüşmesi ve tansiyonun yükselmesi gibi etkiler görülebilir. Kalp hastalığı olan kişilerin özellikle aşırı sıcak veya soğuk havalarda egzersiz koşullarına daha fazla dikkat etmesi gerekir. Bu belirtilerde yürüyüşe devam etmeyin! Kardiyoloji Uzmanı Prof. Dr. Murat Turfan, yürüyüş sırasında bazı belirtilerin hafife alınmaması gerektiğini belirterek şöyle konuşuyor: “Yürüyüş sırasında göğüste baskı veya sıkışma; kola, sırta ya da çeneye yayılan ağrı, alışılmadık nefes darlığı; belirgin çarpıntı; baş dönmesi; soğuk terleme veya bayılacak gibi olma hissi gelişirse yürümeye devam edilmemelidir. Belirtiler kısa sürede geçse bile tekrarlıyorsa hekim değerlendirmesi gerekir. Belirgin ya da devam eden göğüs ağrısı, ciddi nefes darlığı veya bayılma gibi durumlarda ise acil tıbbi yardım alınmalıdır. Unutmayın, yürüyüşün amacı sınırlarınızı zorlamak değil, sağlığınızı güvenli ve düzenli hareketle desteklemektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa Hareketlilik Haftası’nda Açık Hava Etkinliği Haber

Avrupa Hareketlilik Haftası’nda Açık Hava Etkinliği

Nilüfer Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini desteklemek ve kentsel hareketliliği teşvik etmek amacıyla Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta “Outdoor Fitness Etkinliği” gerçekleştirdi. Gün boyunca süren programa çok sayıda sporsever katıldı. Açık alanda uzman eğitmenler eşliğinde düzenlenen programda yoga, step, cycle, plank ve zumba seansları yapıldı. Katılımcılar hem açık havada egzersiz yapma imkanı buldu hem de gün boyu farklı spor branşlarını deneyimledi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Podyumpark’taki etkinliğe katılarak spor yapan ilçe sakinleriyle bir araya geldi. Seansları yerinde takip eden ve vatandaşlarla sohbet eden Başkan Şadi Özdemir, sporun gündelik yaşamın doğal bir parçası olması gerektiğini belirtti. Etkinlik hakkında konuşan Başkan Şadi Özdemir, “Avrupa Hareketlilik Haftası dolayısıyla düzenlediğimiz bu buluşmada komşularımızla açık havada, sporun içinde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Günlük hayatın yoğun temposu içinde bazen hareket etmeyi ve sağlığımıza vakit ayırmayı ihmal edebiliyoruz. Oysa daha zinde ve sağlıklı bir yaşam için düzenli fiziksel aktivite şart. Biz de Nilüfer’de her yaştan hemşehrimizin rahatça spor yapabileceği, açık alanları aktif biçimde kullanabileceği bir kent ortamını önemsiyoruz. Bugün enerjileriyle alana katılan, sporu hayatına katan tüm komşularımıza ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum” dedi. NİLÜFER’DE AVRUPA HAREKETLİLİK HAFTASI’NDA AÇIK HAVA ETKİNLİĞİ Nilüfer Belediyesi, Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta gün boyu süren “Outdoor Fitness Etkinliği” düzenledi. Farklı branşlarda uzman eğitmenler eşliğinde spor yapan ilçe sakinleriyle buluşan Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir, sağlıklı ve hareketli bir kent yaşamının önemine dikkat çekti. Nilüfer Belediyesi, sağlıklı yaşam bilincini desteklemek ve kentsel hareketliliği teşvik etmek amacıyla Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında Podyumpark’ta “Outdoor Fitness Etkinliği” gerçekleştirdi. Gün boyunca süren programa çok sayıda sporsever katıldı. Açık alanda uzman eğitmenler eşliğinde düzenlenen programda yoga, step, cycle, plank ve zumba seansları yapıldı. Katılımcılar hem açık havada egzersiz yapma imkanı buldu hem de gün boyu farklı spor branşlarını deneyimledi. Nilüfer Belediye Başkanı Şadi Özdemir de Podyumpark’taki etkinliğe katılarak spor yapan ilçe sakinleriyle bir araya geldi. Seansları yerinde takip eden ve vatandaşlarla sohbet eden Başkan Şadi Özdemir, sporun gündelik yaşamın doğal bir parçası olması gerektiğini belirtti. Etkinlik hakkında konuşan Başkan Şadi Özdemir, “Avrupa Hareketlilik Haftası dolayısıyla düzenlediğimiz bu buluşmada komşularımızla açık havada, sporun içinde bir araya gelmekten büyük mutluluk duyuyorum. Günlük hayatın yoğun temposu içinde bazen hareket etmeyi ve sağlığımıza vakit ayırmayı ihmal edebiliyoruz. Oysa daha zinde ve sağlıklı bir yaşam için düzenli fiziksel aktivite şart. Biz de Nilüfer’de her yaştan hemşehrimizin rahatça spor yapabileceği, açık alanları aktif biçimde kullanabileceği bir kent ortamını önemsiyoruz. Bugün enerjileriyle alana katılan, sporu hayatına katan tüm komşularımıza ve bu güzel organizasyonun gerçekleşmesinde emeği olan herkese teşekkür ediyorum” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hipertansiyon Hastalarına 10 Kritik Yaz Önerisi Haber

Hipertansiyon Hastalarına 10 Kritik Yaz Önerisi

Ülkemizde her 3 erişkinden birinin hipertansiyon hastası olduğunu belirten Dr. Gürbüz “Ancak daha da tehlikelisi, henüz teşhis almamış ve tansiyon hastası olduğunun farkında bile olmayan devasa bir kitle bulunuyor. Hipertansiyonun ‘sessiz katil’ olarak adlandırılmasının temel nedeni de budur. Özellikle bu aşırı sıcaklarda kan basıncı kontrolünün ihmal edilmesi; bayılma, ritim bozuklukları, böbrek yetmezliği, kalp krizi ve hatta felç gibi hayati sorunlara yol açabiliyor” diyor. Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz, aşırı sıcaklarda hipertansiyon hastalarına 10 kritik yaz önerisinde bulundu, önemli mesajlar verdi. Su tüketimini mutlaka artırın Terlemeyle vücuttan ciddi oranda su ve sodyum, potasyum gibi hayati mineraller atılır. Bu sıvı kaybı, kanın akışkanlığının azalmasına ve kalbin kanı pompalarken daha fazla yorulmasına neden olur. Tansiyon hastalarının, susamayı beklemeden gün içinde yeterli sıvı (2,5 - 3 litre) tüketmesi büyük önem taşır. Ancak kalp yetmezliği ya da böbrek hastalığı gibi rahatsızlığınız varsa mutlaka hekiminize danışarak belirlemelisiniz. İdrar söktürücü (diüretik) ilaçlara dikkat edin Hipertansiyon tedavisinde sıklıkla kullanılan idrar söktürücü ilaçlar, vücuttan su ve tuz atılımını artırarak kan basıncını düşürür. Yaz aylarında terlemeyle zaten fazla miktarda sıvı kaybedildiği için, bu ilaçların dozu bazen fazla gelebilir ve tansiyonun tehlikeli seviyelere düşmesine (hipotansiyon) yol açabilir. İlaçlarınızı mutlaka kardiyoloğunuza başvurarak yaz dozu ayarlaması talep etmelisiniz. 11:00-16:00 arası mümkünse dışarı çıkmayın Kardiyoloji Uzmanı Dr. Gürbüz “Güneş ışınlarının yeryüzüne en dik açıyla geldiği 11:00-16:00 saatleri arası, tansiyon hastaları için günün en tehlikeli zaman dilimidir. Bu saatlerde doğrudan güneşe maruz kalmak, damarlarda ani ve aşırı genişlemeye sebep olarak kan basıncını hızla düşürebilir ve sıcak çarpması riskini artırır. Dışarı çıkmanız zorunluysa, mutlaka gölgeli alanları tercih etmeli, geniş kenarlı şapkalar kullanmalı ve dışarıdaki işlerinizi sabahın erken saatlerine veya akşamüstü serinliğine ertelemelisiniz” diyor. Beslenmenizi hafifletin, Akdeniz diyetine geçin Sıcak havalarda ağır, yağlı, kızartma türü ve aşırı tuzlu yemekler tüketmek, sindirim sistemini zorlarken kalbin iş yükünü de ciddi şekilde artırır. Tuz tüketiminin kısıtlanması, hipertansiyon yönetiminin olmazsa olmazıdır. Yaz aylarında zeytinyağlı yemekler, bol posalı sebzeler, taze meyveler ve hafif ızgaralardan oluşan Akdeniz tipi beslenme tarzı benimsenmelidir. Mideyi çok doldurmadan, az az ve sık sık yemek yemek tansiyon dalgalanmalarının önüne geçecektir. Soğuk duştan kesinlikle kaçının Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Serinlemek amacıyla doğrudan buz gibi suyun altına girmek, damarlarda ani bir büzüşmeye (vazokonstriksiyon) neden olur. Bu ani damar daralması, kan basıncının saniyeler içinde fırlamasına ve kalbe giden kan akışının bozulmasına yol açarak kalp krizini tetikleyebilir. Tansiyon hastaları serinlemek için mutlaka ılık suyla duş almalı, vücudu yavaş yavaş suya alıştırarak şok etkisinden tamamen uzak durmalıdır” diyor. Klimalı ortamlara geçişte vücudunuzu koruyun Dışarıdaki kavurucu sıcaktan, aniden çok düşük derecelere ayarlanmış klimalı buz gibi ortamlara girmek, tıpkı soğuk duş gibi damar sisteminde ani kasılmalara neden olur. Bu keskin ısı farklılıkları tansiyon ataklarına zemin hazırlar. İç mekanlardaki klima sıcaklığının 22-24 derece civarında, yani ideal oda sıcaklığında tutulması ve doğrudan klima havasına maruz kalınmaması, kan basıncının dengede kalması açısından kritik bir öneme sahiptir. Egzersiz rutininizi serin saatlere kaydırın Düzenli fiziksel aktivite, tansiyon kontrolünde son derece faydalıdır; ancak bunun hangi saatte yapıldığı yaz aylarında hayati fark yaratır. Sıcakta yapılan egzersiz, sıvı kaybını maksimuma çıkarır ve kalbi aşırı zorlar. Bu nedenle tempolu yürüyüş, yüzme veya bisiklet gibi egzersizler için güneşin etkisini yitirdiği akşam saatleri veya sabahın erken serinliği tercih edilmelidir. Egzersiz öncesinde, sırasında ve sonrasında su içmeyi kesinlikle ihmal etmeyin. Çay ve kahve tüketimini kısıtlayın, alkolden kaçının Yaz aylarında serinlemek veya keyif yapmak için tüketilen soğuk kahveler, koyu çaylar ve alkollü içecekler sanıldığının aksine susuzluğu gidermez; aksine vücuttan su atılımını hızlandıran idrar söktürücü etkilere sahiptir. Aynı zamanda yüksek kafein ve alkol, kalp hızını artırarak ritim bozukluklarını ve tansiyon ataklarını tetikleyebilir. Bunların yerine şekersiz ev yapımı limonatalar, maden suyu, ayran veya taze sıkılmış meyve suları gibi sağlıklı alternatifler tercih edilmelidir. Kıyafet seçiminde dikkatli olun! Sıcak havalarda vücudun kendi ısısını dengeleyebilmesinin en önemli yolu terin ciltten buharlaşmasıdır. Dar, sentetik veya koyu renkli kıyafetler bu doğal soğuma mekanizmasını engelleyerek vücut ısısının artmasına neden olur. Vücudu sıkmayan, hava geçirgenliği yüksek, terletmeyen pamuklu veya keten kumaşlardan yapılmış, açık renkli ve bol giysiler tercih etmek; yaz sıcaklarında vücudun termoregülasyonunu sağlayarak tansiyonu dolaylı yoldan dengede tutar. Tansiyon ölçümlerinizi ve doktor kontrollerinizi ihmal etmeyin Kardiyoloji Uzmanı Dr. Doğaç Çağlar Gürbüz “Yazın rehavetine kapılıp "kendimi iyi hissediyorum" diyerek tansiyon ölçümlerini bırakmak veya tatil sebebiyle doktor kontrollerini ertelemek büyük bir hatadır. Düzenli ölçümler yaparak değerlerinizi bir yere not etmeli ve inatçı düşüklük veya yükseklik durumlarında beklemeden kardiyoloğunuzla iletişime geçmelisiniz” diyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

PUMA, HYROX İstanbul'da Fitness ve Dayanıklılık Tutkunlarıyla Yeniden Buluştu Haber

PUMA, HYROX İstanbul'da Fitness ve Dayanıklılık Tutkunlarıyla Yeniden Buluştu

Koşu ve fonksiyonel antrenmanı tek bir yarış formatında bir araya getiren HYROX, İstanbul’da bir kez daha sporcuları ve fitness tutkunlarını buluşturdu. PUMA'nın global sponsorluğunda Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen organizasyon, 113 ülkeden gelen 5 bin 209 sporcuyu aynı parkurda bir araya getirirken, İstanbul'u HYROX'un uluslararası yarış takvimindeki önemli duraklardan biri haline getirdi. HYROX İstanbul, dünya genelinde uygulanan standart parkur yapısıyla gerçekleştirildi. İstanbul'da elde edilen dereceler, Berlin, Londra, Paris ve New York başta olmak üzere diğer HYROX şehirlerinde yarışan sporcuların performanslarıyla aynı sistem üzerinden karşılaştırılabilir şekilde kaydedildi. Dünyanın dört bir yanından sporcular aynı parkurda yarıştı 113 farklı ülkeden 5 bin 209 sporcunun katıldığı HYROX İstanbul, yarışmacıların yanı sıra spor topluluklarını ve izleyicileri de aynı çatı altında buluşturdu. Open, Pro Doubles ve Relay kategorilerinde gerçekleşen yarışlar boyunca sporcular, sekiz adet 1 kilometrelik koşu etabını sekiz fonksiyonel egzersiz istasyonuyla tamamlayarak dayanıklılık, güç ve performanslarını test etti. Tek mekanda gerçekleştirilen yarış formatı sayesinde izleyiciler de starttan finişe kadar tüm parkuru kesintisiz takip etme fırsatı yakaladı. Yarış atmosferi boyunca sporcuların performans mücadelesi, yüksek tempolu ve seyir keyfi yüksek bir deneyime dönüştü. PUMA Sporcusu Atakan Işıktutan da yarıştı PUMA Türkiye Sporcusu Atakan Işıktutan da HYROX İstanbul’da Pro Doubels kategorisinde mücadele etti. Atakan Işıktutan, yaptığı açıklamada, ‘’HYROX yoğunluğu çok yüksek şekilde yapılan bir antrenman sistemi. Toplamda 8 kilometre koşu ve 8 tane fitness istasyonundan oluşuyor. Her bir kilometrede bir istasyona giriyorsun. Biz gerçekten yoruluyoruz, görüldüğü gibi kolay değil. Mental savaşın olduğu, sınırlarını zorladığın benim açımdan da kendimi test ettiğim bir yarışma. Bir önceki yarışmamdan daha iyi nasıl yapabilirim bunun peşindeyim. Çok mutluyum böyle bir organizasyonda olduğum için. Çünkü ben sporu, fitness’ı, koşmayı çok seviyorum.’’ şeklinde konuştu. PUMA, yarış deneyiminin merkezinde yer aldı HYROX'un global partnerlerinden PUMA, İstanbul ayağında kurduğu deneyim alanıyla hafta sonu boyunca sporcuları ve ziyaretçileri ağırladı. Fitness ve wellness odaklı renkli aktiviteler, interaktif deneyimler ile yarış atmosferini destekleyen marka, etkinlik alanının en hareketli noktalarından biri oldu. PUMA ayrıca HYROX'a özel geliştirilen performans koleksiyonunu da organizasyonda katılımcılarla buluşturdu. PUMA x HYROX Deviate NITRO™ Elite, PUMA x HYROX Deviate NITRO™ ve PUMA x HYROX Velocity NITRO™ modelleri, koşu etapları ile fonksiyonel egzersiz istasyonları arasındaki hızlı geçişleri destekleyen hafiflik, enerji geri dönüşü ve denge odaklı yapılarıyla sporcuların parkur deneyimine eşlik etti. HYROX koleksiyonunda yer alan antrenman tekstil ürünleri de yarış öncesi ve sonrası hazırlık süreçlerinde sporculara performans odaklı seçenekler sundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Meditopia’nın 2026 Yılı İlk Yarı Çalışan   Wellbeing Raporu Açıklandı Haber

Meditopia’nın 2026 Yılı İlk Yarı Çalışan Wellbeing Raporu Açıklandı

Çalışan deneyimi artık performans göstergelerinin yanı sıra, fiziksel, zihinsel ve duygusal iyi oluşun birlikte değerlendirilmesiyle ele alınıyor. Meditopia'nın 2026 yılının ilk yarısını kapsayan Çalışan Wellbeing Raporu da Türkiye'deki çalışanların bütüncül iyi oluş durumunu ortaya koyuyor. 275 şirketten 19 binden fazla çalışanın yanıtlarıyla hazırlanan rapora göre, geçen yıl yalnızca bir ay ‘iyi’ seviyesine ulaşabilen wellbeing skoru, bu yıl ikinci çeyrek boyunca ‘iyi’ seviyesini korudu. Bununla birlikte rapor, mayıs ayının 2026’da çalışanların en fazla zorlandığı dönem olduğunu gösteriyor. Wellbeing skoru yalnızca bu ayda geçen yılın gerisine düşerken, stres ve kaygı seviyeleri de yine yalnızca mayıs ayında geçen yılı aştı. Aynı dönemde uyku skoru yılın en düşük seviyesine geriledi. Rapor, çalışanların iyi oluşunda geçen yıla kıyasla önemli bir toparlanmaya işaret ederken, bu iyileşmenin henüz tüm göstergelere aynı ölçüde yansımadığına ve sürdürülebilirliği için çalışanların ihtiyaç duyduğu alanlara odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Stres ve Kaygı Gerilerken, İş Yükü Çalışanları Zorlamaya Devam Ediyor Rapora göre, stres indeksi skoru geçen yılın aynı dönemindeki 66,2 puandan 63,3 puana, kaygı indeksi ise 63,4 puandan 60,1 puana geriledi. Çalışanların stres ve kaygısını artıran faktörlerin başında %65 ile iş hayatı gelirken, bunu maddi ve ekonomik koşullar, yakın ilişkilerde yaşanan problemler ve politik ve toplumsal gelişmeler takip etti. İş yaşamına daha yakından bakıldığında ise çalışanları en fazla zorlayan unsur iş yükü olurken; performans kaygısı, motivasyon düşüklüğü, toksik iş ortamı veya mobbing ile kariyer belirsizliği öne çıkan diğer başlıklar arasında yer aldı. İş yaşamındaki mevcut zorluklara ek olarak, çalışanların %42'si yapay zekanın işlerinde yaratacağı değişiklikleri düşündüğünde kendisini kaygılı hissettiğini belirtirken, en büyük endişenin işlerin veya bazı görevlerin ortadan kalkması olduğu görüldü. Yorgunluk Zirvedeki Yerini Koruyor, Çalışanları Sosyal İlişkiler Ayakta Tutuyor Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, yorgunluğun 2026 yılının ilk altı ayında da çalışanların en sık hissedilen duygusu olmayı sürdürmesi oldu. %36,8 ile ilk sırada yer alan yorgunluğu; stresli (%30,2), depresif (%26) ve endişeli (%26) hissetme izledi. Zorlu duygularda dönemsel gerilemeler görülse de bu iyileşmenin huzur ve anda olma hissine aynı ölçüde yansımadığı dikkat çekti. Öte yandan çalışanların %61,5'i, iş yerindeki sosyal çevrelerinin ve destekleyici ilişkilerinin yoğun iş baskısı altında bile duygusal dayanıklılıklarını korumalarına yardımcı olduğunu ifade etti. Çalışanları en çok mutlu eden unsurlar ise aile içi uyum, arkadaş desteği ve ilişki kalitesi gibi yakın ilişkilere dair faktörler oldu. Fiziksel sağlık göstergeleri de çalışanların genel iyi oluşunu etkileyen kritik alanlar arasında yer alıyor. Uyku indeksinin 49, hareket indeksinin ise 37,5 puanda kaldığı rapora göre çalışanlar yılın ilk yarısında günlük ortalama 6.247 adım attı. Çalışanların %51'i hiç egzersiz yapmadığını belirtirken, yalnızca %10'u Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği düzeyde, haftada en az beş gün ve günde en az 30 dakika egzersiz yaptığını ifade etti. Öte yandan çalışanların zorluklarla baş etmek için en sık başvurduğu yöntemin %38,2 ile hareket etmek olması, fiziksel aktivitenin psikolojik dayanıklılığı destekleyen önemli bir unsur olduğunu ortaya koydu. Raporda ayrıca, spor ve wellness merkezlerine erişim sağlayan Meditopia WellnessPass’i kullanan çalışanların hareket skorlarının kullanmayanlara göre %20 daha yüksek olduğu belirtilirken, bu bulgunun hareketi teşvik eden çalışan yan haklarının olumlu etki yaratma potansiyeline işaret ettiği vurgulandı. “İyileşmenin Kalıcı Olması İçin Çalışanların Gerçek İhtiyaçlarına Odaklanmak Gerekiyor” 2026 yılı ilk yarı Çalışan Wellbeing Raporu’nun sonuçlarını değerlendiren Meditopia İçerik ve Araştırma Direktörü Uzman Psikolog Gözde Ertekin, “2026'nın ilk yarısı ilk bakışta iyi haberlerle açılıyor. Esenlik skoru "iyi" sınırına yükseldi, stres ve kaygı geçen yıla göre belirgin biçimde geriledi. Bu tablo yalnızca bizim örneklemimize özgü değil: Gallup'un 2026 küresel iş yeri araştırması da çalışan iyi oluşunun üç yılın ardından ilk kez iyileşmeye başladığını gösteriyor. Yani buradaki iyileşme, daha geniş çaplı bir olumlu eğilimle aynı yönde ilerliyor.” açıklamasında bulundu. Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi ise “Raporumuz, 2026 yılının ilk yarısında çalışanların bütüncül iyi oluşunda olumlu bir gelişmeye işaret ederken, bu gelişimin henüz kırılgan olduğunu da açıkça ortaya koyuyor. Çalışanların en sık hissettiği duygunun hala yorgunluk olması, stres ve kaygının yüksek seviyelerini koruması ve fiziksel sağlık göstergelerinin gelişime ihtiyaç duyması, çalışan deneyiminin tek bir göstergeyle değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. İş yükü, uyku düzeni, hareket alışkanlıkları, sosyal ilişkiler ve psikolojik dayanıklılık birbirini doğrudan etkileyen unsurlar olarak birlikte ele alınmalı. Bu nedenle kurumların çalışanlarını düzenli olarak dinlemesi, dönemsel riskleri önceden tespit etmesi ve ihtiyaçlara uygun bütüncül wellbeing uygulamaları geliştirmesi, kalıcı bir iyi oluş kültürü oluşturmanın en önemli adımlarından biri. Raporumuz, çalışanların ihtiyaçlarının yıl boyunca aynı kalmadığını da açıkça ortaya koyuyor. Özellikle mayıs ayında birçok göstergede aynı anda görülen değişim, çalışanların iyi oluşunun düzenli olarak izlenmesi ve destek mekanizmalarının doğru zamanda devreye alınmasının önemini gösteriyor. Hareketi teşvik eden uygulamalar, iş yerindeki sosyal bağları güçlendiren yaklaşımlar ve çalışanların dinlenmesine alan açan kurum kültürü, bu olumlu gelişimin sürdürülebilir hale gelmesinde belirleyici rol oynuyor. Meditopia olarak kurumların çalışanlarının değişen ihtiyaçlarını veriye dayalı içgörülerle daha iyi anlamalarını sağlayan ve kişiselleştirilmiş wellbeing çözümleriyle sürdürülebilir bir iyi oluş kültürü oluşturmalarına destek olmaya devam ediyoruz.” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ASFİM’de Yeni Sezon Kayıtları Başladı Haber

ASFİM’de Yeni Sezon Kayıtları Başladı

Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin vatandaşlara ücretsiz spor yapma imkânı sunduğu Antalya Spor ve Fitness Merkezleri'nde (ASFİM) yeni dönem heyecanı başladı. Birbirinden farklı branşlarda açılacak kurslara katılmak isteyenler 29 Temmuz 2026 tarihine kadar online olarak kayıt yaptırabilecek. Yeni dönem eğitimleri ise 10 Ağustos'ta başlayacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren ASFİM her yaştan vatandaşı ücretsiz spor hizmetleriyle buluşturmaya devam ediyor. Sağlıklı ve aktif yaşamı teşvik eden ASFİM'in yeni dönem kurslarına katılmak isteyen vatandaşlar, 29 Temmuz 2026 tarihine kadar genclikspor.antalya.bel.tr adresi üzerinden online başvurularını gerçekleştirebilecek. Kurslarla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler ise 0242 321 24 70 numaralı telefondan yetkililere ulaşabilecek. ANTALYALILAR ASFİM’DE SPORLA BULUŞUYOR 10 Ağustos'ta başlayacak ASFİM kurslarında vatandaşlar, alanında uzman eğitmenler eşliğinde ücretsiz spor yapma imkânı bulacak. Yeni dönemde reformer, pilates, step-aerobik, zumba ve fitness gibi birçok branşta eğitim verilecek. Ayrıca özel gereksinimli bireylere yönelik spor programları da kurslar arasında yer alacak. Çocuk jimnastiği eğitimlerinin de düzenleneceği ASFİM'de, parkinson hastaları ve ileri yaştaki vatandaşlar için hazırlanan özel egzersiz programlarıyla her yaştan ve her kesimden bireyin spor yapması desteklenecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tatilde Omurga Sağlığımızı Tehdit Eden 6 Önemli Hata!  Haber

Tatilde Omurga Sağlığımızı Tehdit Eden 6 Önemli Hata! 

Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak, ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir. Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, yaz tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor. Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor. Doğrusu: Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin. Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor. Doğrusu: Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin. Hata: Sığ suya balıklama atlamak Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor. Doğrusu: Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın. Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor. Doğrusu: Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın. Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az 5 dakika yürümeniz ve mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır. Hata: Ağır valizi hatalı taşımak Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor. Doğrusu: Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın; tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır. Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Doğrusu: Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi Haber

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi

Dünya MS Günü kapsamında Türkiye MS Derneği ve Merck'in iş birliğiyle İstanbul Ataşehir Let’s Club Spor Kulübü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen farkındalık etkinliğinde, Multipl Skleroz (MS) ile yaşayan bireyler için hareketin ve fiziksel aktivitenin yaşam kalitesine katkısı uzman hekimlerin katılımıyla değerlendirildi. Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olan Multipl Skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise 70 binin üzerinde bireyi etkiliyor. Genellikle 20-40 yaş arası genç yetişkinlerde görülen ve hastaların günlük yaşamlarını fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan etkileyen bu hastalığa dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikte, fiziksel aktivitenin MS hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alındı. Toplantıda, hareketin yalnızca fiziksel değil psikolojik açıdan da destekleyici rolü vurgulandı. Etkinliğin moderatörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Yeşim Beckmann üstlenirken; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Şen, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gümüş ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cihat Uzunköprü konuşmacı olarak programa katıldı. Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; MS belirtileri, tanı süreci, günlük yaşam yönetimi ve güncel tedavi yaklaşımlarına dair önemli bilgiler paylaşıldı. Soru-cevap bölümünün ardından katılımcılar, düzenlenen spinning aktivitesiyle hareketin gücünü deneyimleme fırsatı buldular. Etkinliğin açılış ve moderasyonunu üstlenen Prof. Dr. Yeşim Beckmann, “MS, her bireyde farklı belirtilerle seyredebildiği için yalnızca tedavi süreci değil, günlük yaşam yönetimi de büyük önem taşıyor. Hareket etmek, düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası haline getirmek ve sosyal hayattan kopmamak; MS ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini destekleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.” dedi. “MS’de İlk Pedal: Hastalar Hangi Semptomlarla Yola Çıkıyor?” başlıklı konuşmasında erken tanının önemine değinen Doç. Dr. Sedat Şen, “MS’in erken dönem belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor ve zaman zaman uyuşma, halsizlik veya görme bozuklukları gibi semptomlar başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hem toplumdaki farkındalığın artması hem de bireylerin belirtileri doğru şekilde değerlendirmesi erken tanı açısından kritik önem taşıyor.” açıklamasında bulundu. “MS ile Günlük Hayat: Rutinler Nasıl Vites Değiştiriyor?” oturumunda hastalığın sosyal boyutuna dikkat çeken Prof. Dr. Haluk Gümüş, “MS ile yaşamak yalnızca fiziksel belirtileri yönetmek anlamına gelmiyor. Günlük rutinlerin sürdürülebilmesi, sosyal yaşamın devam etmesi ve bireyin aktif kalabilmesi de hastalık yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Düzenli egzersiz ve hareket, bu noktada hastalarımız için destekleyici bir rol üstleniyor.” şeklinde konuştu. “MS Tedavisinde İleri Vites: Bugün Neredeyiz?” başlığı altında güncel tıbbi yaklaşımları aktaran Doç. Dr. Cihat Uzunköprü ise, “MS tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Günümüzde hastaların yaşam kalitesini korumaya ve hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaya yönelik daha kapsamlı yaklaşımlar uygulanabiliyor. Ancak tıbbi tedaviler kadar toplumsal farkındalık, doğru yaşam alışkanlıkları ve multidisipliner yaklaşım da büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Dünya MS Günü kapsamında gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören etkinlikte verilen ortak mesaj; MS ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamdan kopmadan, aktif, hareketli bir yaşam sürmelerinin önemine dikkat çekmek ve hastalığa yönelik toplumsal bilinci daha da güçlendirmek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.