Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Egzersiz

Kapsül Haber Ajansı - Egzersiz haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Egzersiz haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

PUMA, HYROX İstanbul'da Fitness ve Dayanıklılık Tutkunlarıyla Yeniden Buluştu Haber

PUMA, HYROX İstanbul'da Fitness ve Dayanıklılık Tutkunlarıyla Yeniden Buluştu

Koşu ve fonksiyonel antrenmanı tek bir yarış formatında bir araya getiren HYROX, İstanbul’da bir kez daha sporcuları ve fitness tutkunlarını buluşturdu. PUMA'nın global sponsorluğunda Yeşilköy’deki İstanbul Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilen organizasyon, 113 ülkeden gelen 5 bin 209 sporcuyu aynı parkurda bir araya getirirken, İstanbul'u HYROX'un uluslararası yarış takvimindeki önemli duraklardan biri haline getirdi. HYROX İstanbul, dünya genelinde uygulanan standart parkur yapısıyla gerçekleştirildi. İstanbul'da elde edilen dereceler, Berlin, Londra, Paris ve New York başta olmak üzere diğer HYROX şehirlerinde yarışan sporcuların performanslarıyla aynı sistem üzerinden karşılaştırılabilir şekilde kaydedildi. Dünyanın dört bir yanından sporcular aynı parkurda yarıştı 113 farklı ülkeden 5 bin 209 sporcunun katıldığı HYROX İstanbul, yarışmacıların yanı sıra spor topluluklarını ve izleyicileri de aynı çatı altında buluşturdu. Open, Pro Doubles ve Relay kategorilerinde gerçekleşen yarışlar boyunca sporcular, sekiz adet 1 kilometrelik koşu etabını sekiz fonksiyonel egzersiz istasyonuyla tamamlayarak dayanıklılık, güç ve performanslarını test etti. Tek mekanda gerçekleştirilen yarış formatı sayesinde izleyiciler de starttan finişe kadar tüm parkuru kesintisiz takip etme fırsatı yakaladı. Yarış atmosferi boyunca sporcuların performans mücadelesi, yüksek tempolu ve seyir keyfi yüksek bir deneyime dönüştü. PUMA Sporcusu Atakan Işıktutan da yarıştı PUMA Türkiye Sporcusu Atakan Işıktutan da HYROX İstanbul’da Pro Doubels kategorisinde mücadele etti. Atakan Işıktutan, yaptığı açıklamada, ‘’HYROX yoğunluğu çok yüksek şekilde yapılan bir antrenman sistemi. Toplamda 8 kilometre koşu ve 8 tane fitness istasyonundan oluşuyor. Her bir kilometrede bir istasyona giriyorsun. Biz gerçekten yoruluyoruz, görüldüğü gibi kolay değil. Mental savaşın olduğu, sınırlarını zorladığın benim açımdan da kendimi test ettiğim bir yarışma. Bir önceki yarışmamdan daha iyi nasıl yapabilirim bunun peşindeyim. Çok mutluyum böyle bir organizasyonda olduğum için. Çünkü ben sporu, fitness’ı, koşmayı çok seviyorum.’’ şeklinde konuştu. PUMA, yarış deneyiminin merkezinde yer aldı HYROX'un global partnerlerinden PUMA, İstanbul ayağında kurduğu deneyim alanıyla hafta sonu boyunca sporcuları ve ziyaretçileri ağırladı. Fitness ve wellness odaklı renkli aktiviteler, interaktif deneyimler ile yarış atmosferini destekleyen marka, etkinlik alanının en hareketli noktalarından biri oldu. PUMA ayrıca HYROX'a özel geliştirilen performans koleksiyonunu da organizasyonda katılımcılarla buluşturdu. PUMA x HYROX Deviate NITRO™ Elite, PUMA x HYROX Deviate NITRO™ ve PUMA x HYROX Velocity NITRO™ modelleri, koşu etapları ile fonksiyonel egzersiz istasyonları arasındaki hızlı geçişleri destekleyen hafiflik, enerji geri dönüşü ve denge odaklı yapılarıyla sporcuların parkur deneyimine eşlik etti. HYROX koleksiyonunda yer alan antrenman tekstil ürünleri de yarış öncesi ve sonrası hazırlık süreçlerinde sporculara performans odaklı seçenekler sundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Meditopia’nın 2026 Yılı İlk Yarı Çalışan   Wellbeing Raporu Açıklandı Haber

Meditopia’nın 2026 Yılı İlk Yarı Çalışan Wellbeing Raporu Açıklandı

Çalışan deneyimi artık performans göstergelerinin yanı sıra, fiziksel, zihinsel ve duygusal iyi oluşun birlikte değerlendirilmesiyle ele alınıyor. Meditopia'nın 2026 yılının ilk yarısını kapsayan Çalışan Wellbeing Raporu da Türkiye'deki çalışanların bütüncül iyi oluş durumunu ortaya koyuyor. 275 şirketten 19 binden fazla çalışanın yanıtlarıyla hazırlanan rapora göre, geçen yıl yalnızca bir ay ‘iyi’ seviyesine ulaşabilen wellbeing skoru, bu yıl ikinci çeyrek boyunca ‘iyi’ seviyesini korudu. Bununla birlikte rapor, mayıs ayının 2026’da çalışanların en fazla zorlandığı dönem olduğunu gösteriyor. Wellbeing skoru yalnızca bu ayda geçen yılın gerisine düşerken, stres ve kaygı seviyeleri de yine yalnızca mayıs ayında geçen yılı aştı. Aynı dönemde uyku skoru yılın en düşük seviyesine geriledi. Rapor, çalışanların iyi oluşunda geçen yıla kıyasla önemli bir toparlanmaya işaret ederken, bu iyileşmenin henüz tüm göstergelere aynı ölçüde yansımadığına ve sürdürülebilirliği için çalışanların ihtiyaç duyduğu alanlara odaklanılması gerektiğine dikkat çekiyor. Stres ve Kaygı Gerilerken, İş Yükü Çalışanları Zorlamaya Devam Ediyor Rapora göre, stres indeksi skoru geçen yılın aynı dönemindeki 66,2 puandan 63,3 puana, kaygı indeksi ise 63,4 puandan 60,1 puana geriledi. Çalışanların stres ve kaygısını artıran faktörlerin başında %65 ile iş hayatı gelirken, bunu maddi ve ekonomik koşullar, yakın ilişkilerde yaşanan problemler ve politik ve toplumsal gelişmeler takip etti. İş yaşamına daha yakından bakıldığında ise çalışanları en fazla zorlayan unsur iş yükü olurken; performans kaygısı, motivasyon düşüklüğü, toksik iş ortamı veya mobbing ile kariyer belirsizliği öne çıkan diğer başlıklar arasında yer aldı. İş yaşamındaki mevcut zorluklara ek olarak, çalışanların %42'si yapay zekanın işlerinde yaratacağı değişiklikleri düşündüğünde kendisini kaygılı hissettiğini belirtirken, en büyük endişenin işlerin veya bazı görevlerin ortadan kalkması olduğu görüldü. Yorgunluk Zirvedeki Yerini Koruyor, Çalışanları Sosyal İlişkiler Ayakta Tutuyor Raporun en dikkat çekici bulgularından biri, yorgunluğun 2026 yılının ilk altı ayında da çalışanların en sık hissedilen duygusu olmayı sürdürmesi oldu. %36,8 ile ilk sırada yer alan yorgunluğu; stresli (%30,2), depresif (%26) ve endişeli (%26) hissetme izledi. Zorlu duygularda dönemsel gerilemeler görülse de bu iyileşmenin huzur ve anda olma hissine aynı ölçüde yansımadığı dikkat çekti. Öte yandan çalışanların %61,5'i, iş yerindeki sosyal çevrelerinin ve destekleyici ilişkilerinin yoğun iş baskısı altında bile duygusal dayanıklılıklarını korumalarına yardımcı olduğunu ifade etti. Çalışanları en çok mutlu eden unsurlar ise aile içi uyum, arkadaş desteği ve ilişki kalitesi gibi yakın ilişkilere dair faktörler oldu. Fiziksel sağlık göstergeleri de çalışanların genel iyi oluşunu etkileyen kritik alanlar arasında yer alıyor. Uyku indeksinin 49, hareket indeksinin ise 37,5 puanda kaldığı rapora göre çalışanlar yılın ilk yarısında günlük ortalama 6.247 adım attı. Çalışanların %51'i hiç egzersiz yapmadığını belirtirken, yalnızca %10'u Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği düzeyde, haftada en az beş gün ve günde en az 30 dakika egzersiz yaptığını ifade etti. Öte yandan çalışanların zorluklarla baş etmek için en sık başvurduğu yöntemin %38,2 ile hareket etmek olması, fiziksel aktivitenin psikolojik dayanıklılığı destekleyen önemli bir unsur olduğunu ortaya koydu. Raporda ayrıca, spor ve wellness merkezlerine erişim sağlayan Meditopia WellnessPass’i kullanan çalışanların hareket skorlarının kullanmayanlara göre %20 daha yüksek olduğu belirtilirken, bu bulgunun hareketi teşvik eden çalışan yan haklarının olumlu etki yaratma potansiyeline işaret ettiği vurgulandı. “İyileşmenin Kalıcı Olması İçin Çalışanların Gerçek İhtiyaçlarına Odaklanmak Gerekiyor” 2026 yılı ilk yarı Çalışan Wellbeing Raporu’nun sonuçlarını değerlendiren Meditopia İçerik ve Araştırma Direktörü Uzman Psikolog Gözde Ertekin, “2026'nın ilk yarısı ilk bakışta iyi haberlerle açılıyor. Esenlik skoru "iyi" sınırına yükseldi, stres ve kaygı geçen yıla göre belirgin biçimde geriledi. Bu tablo yalnızca bizim örneklemimize özgü değil: Gallup'un 2026 küresel iş yeri araştırması da çalışan iyi oluşunun üç yılın ardından ilk kez iyileşmeye başladığını gösteriyor. Yani buradaki iyileşme, daha geniş çaplı bir olumlu eğilimle aynı yönde ilerliyor.” açıklamasında bulundu. Meditopia Kurucu Ortağı ve CEO’su Fatih Mustafa Çelebi ise “Raporumuz, 2026 yılının ilk yarısında çalışanların bütüncül iyi oluşunda olumlu bir gelişmeye işaret ederken, bu gelişimin henüz kırılgan olduğunu da açıkça ortaya koyuyor. Çalışanların en sık hissettiği duygunun hala yorgunluk olması, stres ve kaygının yüksek seviyelerini koruması ve fiziksel sağlık göstergelerinin gelişime ihtiyaç duyması, çalışan deneyiminin tek bir göstergeyle değerlendirilemeyeceğini gösteriyor. İş yükü, uyku düzeni, hareket alışkanlıkları, sosyal ilişkiler ve psikolojik dayanıklılık birbirini doğrudan etkileyen unsurlar olarak birlikte ele alınmalı. Bu nedenle kurumların çalışanlarını düzenli olarak dinlemesi, dönemsel riskleri önceden tespit etmesi ve ihtiyaçlara uygun bütüncül wellbeing uygulamaları geliştirmesi, kalıcı bir iyi oluş kültürü oluşturmanın en önemli adımlarından biri. Raporumuz, çalışanların ihtiyaçlarının yıl boyunca aynı kalmadığını da açıkça ortaya koyuyor. Özellikle mayıs ayında birçok göstergede aynı anda görülen değişim, çalışanların iyi oluşunun düzenli olarak izlenmesi ve destek mekanizmalarının doğru zamanda devreye alınmasının önemini gösteriyor. Hareketi teşvik eden uygulamalar, iş yerindeki sosyal bağları güçlendiren yaklaşımlar ve çalışanların dinlenmesine alan açan kurum kültürü, bu olumlu gelişimin sürdürülebilir hale gelmesinde belirleyici rol oynuyor. Meditopia olarak kurumların çalışanlarının değişen ihtiyaçlarını veriye dayalı içgörülerle daha iyi anlamalarını sağlayan ve kişiselleştirilmiş wellbeing çözümleriyle sürdürülebilir bir iyi oluş kültürü oluşturmalarına destek olmaya devam ediyoruz.” şeklinde konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ASFİM’de Yeni Sezon Kayıtları Başladı Haber

ASFİM’de Yeni Sezon Kayıtları Başladı

Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin vatandaşlara ücretsiz spor yapma imkânı sunduğu Antalya Spor ve Fitness Merkezleri'nde (ASFİM) yeni dönem heyecanı başladı. Birbirinden farklı branşlarda açılacak kurslara katılmak isteyenler 29 Temmuz 2026 tarihine kadar online olarak kayıt yaptırabilecek. Yeni dönem eğitimleri ise 10 Ağustos'ta başlayacak. Antalya Büyükşehir Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Dairesi Başkanlığı bünyesinde hizmet veren ASFİM her yaştan vatandaşı ücretsiz spor hizmetleriyle buluşturmaya devam ediyor. Sağlıklı ve aktif yaşamı teşvik eden ASFİM'in yeni dönem kurslarına katılmak isteyen vatandaşlar, 29 Temmuz 2026 tarihine kadar genclikspor.antalya.bel.tr adresi üzerinden online başvurularını gerçekleştirebilecek. Kurslarla ilgili ayrıntılı bilgi almak isteyenler ise 0242 321 24 70 numaralı telefondan yetkililere ulaşabilecek. ANTALYALILAR ASFİM’DE SPORLA BULUŞUYOR 10 Ağustos'ta başlayacak ASFİM kurslarında vatandaşlar, alanında uzman eğitmenler eşliğinde ücretsiz spor yapma imkânı bulacak. Yeni dönemde reformer, pilates, step-aerobik, zumba ve fitness gibi birçok branşta eğitim verilecek. Ayrıca özel gereksinimli bireylere yönelik spor programları da kurslar arasında yer alacak. Çocuk jimnastiği eğitimlerinin de düzenleneceği ASFİM'de, parkinson hastaları ve ileri yaştaki vatandaşlar için hazırlanan özel egzersiz programlarıyla her yaştan ve her kesimden bireyin spor yapması desteklenecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Tatilde Omurga Sağlığımızı Tehdit Eden 6 Önemli Hata!  Haber

Tatilde Omurga Sağlığımızı Tehdit Eden 6 Önemli Hata! 

Günlük rutinden uzaklaşılan tatillerde yapılan basit hatalar; bel ve boyun bölgesinde kas spazmına, fıtık oluşumuna veya var olan problemin şiddetlenmesine neden olabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, tatillerde bel ile boyun sağlığını tehdit eden en önemli hatalı davranışların ise yanlış pozisyonda uzun süre kalmak, ani hareketler yapmak ve uzun süre hareketsiz durmak olduğunu belirterek, “Yıl boyunca alışık olunmayan hareketlerin kısa sürede ve yoğun şekilde yapılması da omurgada beklenmedik yükler oluşturabilmektedir. Yaz tatillerinde önemsenmeyen günlük hatalar omurgada bel ve boyun fıtığı gibi ciddi sorunlara dönüşebilmektedir. Bu nedenle tatilde de omurga sağlığını koruyacak basit önlemlerin ihmal edilmemesi gerekmektedir” diyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, yaz tatillerinde bel ve boyun sağlığımızı tehdit eden hatalı alışkanlıklarımıza dikkat çekti; önemli öneriler ve uyarılarda bulundu. Hata: Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak Tatilin en masum görünen alışkanlığı, aslında omurga sağlığı açısından önemli risklerden birini oluşturuyor. Şezlongda saatlerce aynı pozisyonda kalmak, boyun ve bel disklerine sürekli ve tek yönlü baskı uyguluyor. Özellikle boynun öne ya da yana eğik kalması, bir süre sonra kas spazmına neden olabiliyor. Bu durum basit bir tutulma gibi başlasa da, sinir köklerine baskı gelişirse bel veya boyun fıtığına bağlı şikayetlerin artmasına yol açabiliyor. Doğrusu: Her 20–30 dakikada bir pozisyon değiştirin. Özellikle sırtüstü yatarken belinizi ve boyun bölgenizi mutlaka destekleyin. Kısa yürüyüşler yaparak kaslarınızı hareket ettirin ve boynunuzu mümkün olduğunca nötr pozisyonda tutmaya özen gösterin. Hata: Sıcak havalarda aniden soğuk suya girmek Vücudun gevşemiş olduğu sıcak havalarda yapılan ani hareketler de bel ve boyun sağlığını olumsuz etkileyebiliyor. Özellikle terliyken soğuk suya hızlı bir şekilde girmek, kasların refleks olarak aniden kasılmasına ve bunun sonucunda bel ile boyun bölgesinde kontrolsüz yüklenmelere yol açabiliyor. Daha önce fark edilmemiş bir disk sorunu varsa, bu ani yüklenmeyle birlikte ağrı gibi sorunlar gelişebiliyor veya var olan tablo şiddetlenebiliyor. Doğrusu: Vücudunuzu ani ısı değişimine alıştırmak için deniz veya havuza yavaş yavaş girmeye özen gösterin. Hata: Sığ suya balıklama atlamak Yaz aylarında yapılan en tehlikeli hatalardan biri ise derinliği bilinmeyen sulara balıklama atlamak. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, sığ suya balıklama atlayış sırasında baş ve boyun bölgesinin zemine çarpması halinde omuriliğin ciddi şekilde zarar görebileceği uyarısında bulunarak, “Suyun beklenenden daha sığ olması durumunda bu tür atlayışlar boyun ve omurga kırıklarına, kalıcı felce ve hatta ölüme bile yol açabilmektedir” diyor. Doğrusu: Felce neden olabilecek hasarların oluşmasını önlemek için derinliğini bilmediğiniz denize veya havuza asla balıklama atlamayın. Hata: Yolculuk sırasında uzun süre hareketsiz kalmak Uzun araç yolculukları da omurga sağlığını tehdit eden faktörler arasında yer alıyor. Seyahat sırasında 3–5 saat boyunca mola vermeden oturmak bel ve boyun spazmlarına neden olabiliyor. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı yakınmaları şiddetlenebiliyor. Doğrusu: Seyahat ederken bel ve boyun bölgenizi destekleyen yastıklar kullanın. Her 15 – 20 dakikada bir kol ve bacaklarınızı hareket ettirip, pozisyon değiştirmeyi ihmal etmeyin. Bunların yanı sıra en azından her 2 saatte bir mola vermeniz; en az 5 dakika yürümeniz ve mümkünse esnetme hareketleri yapmanız fayda sağlayacaktır. Hata: Ağır valizi hatalı taşımak Tatil başlangıcında en çok yapılan hatalardan biri, ağır valizi belden eğilerek ve gövdeyi döndürerek kaldırmak oluyor. Beyin ve Sinir Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, “Bu hatalı hareketler omurgaya tek noktadan yük bindirmekte ve disklerde ani basınç artışına sebep olabilmektedir. Bunun sonucunda bel ile boyun fıtığı gelişebilmekte veya mevcut şikayetler artabilmektedir” diyor. Doğrusu: Bavulu yerden kaldırmanız gerektiğinde dizlerinizi mutlaka bükerek eğilin. Bavulunuzu kavradıktan sonra yavaşça ve kontrollü şekilde kaldırın. Bavulu kaldırırken yön değiştireceğiniz zaman belden dönme hareketi yapmayın; tüm vücudunuzla birlikte, ayaklarınızdan destek alarak dönün. Aslında büyük bir bavul yerine, daha hafif 2-3 küçük valiz tercih etmeniz bel ve boyun sağlığınız açısından daha uygun olacaktır. Hata: Su kayağı, kum voleyboluna hazırlıksız başlamak Tatilde sık tercih edilen su kayağı, sörf ve kum voleybolu gibi sporlar, yeterli hazırlık yapılmadan gerçekleştirildiğinde bel ile boyun sağlığı açısından risk oluşturabiliyor. Doç. Dr. Ali Erhan Kayalar, özellikle yıl boyunca düzenli egzersiz yapmayan kişilerin tatilde aniden yoğun fiziksel aktiviteye başlamalarının son derece riskli olduğunu vurgulayarak, “Öyle ki bu hata omurga çevresindeki kas ve bağ dokularında zorlanmaya neden olabilmektedir. Ani dönüş hareketleri, dengesiz düşüşler ve tekrarlayan yüklenmeler sonucunda bel ve boyun ağrıları gelişebilmekte; fıtık veya disk problemleri oluşabilmekte veya var olan bu sorunlara bağlı şikâyetler artabilmektedir” uyarısında bulunuyor. Doğrusu: Tatil sporlarına başlamadan önce kısa bir ısınma ve esneme programı uygulayın. Aktivitenin süresini ve yoğunluğunu kademeli olarak artırın. Özellikle boyun ve bel bölgesinde ağrı, tutulma veya hareket kısıtlılığı hissederseniz devam etmeyin ve dinlenmeye zaman ayırın. Omurgaya aşırı yük bindirebilecek ani ve kontrolsüz hareketlerden kaçınmaya özen gösterin. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi Haber

Dünya MS Günü’nde Hareketin Gücüne Dikkat Çekildi

Dünya MS Günü kapsamında Türkiye MS Derneği ve Merck'in iş birliğiyle İstanbul Ataşehir Let’s Club Spor Kulübü’nün ev sahipliğinde gerçekleştirilen farkındalık etkinliğinde, Multipl Skleroz (MS) ile yaşayan bireyler için hareketin ve fiziksel aktivitenin yaşam kalitesine katkısı uzman hekimlerin katılımıyla değerlendirildi. Merkezi sinir sistemini etkileyen kronik bir hastalık olan Multipl Skleroz (MS), dünya genelinde yaklaşık 3,5 milyon, Türkiye’de ise 70 binin üzerinde bireyi etkiliyor. Genellikle 20-40 yaş arası genç yetişkinlerde görülen ve hastaların günlük yaşamlarını fiziksel, duygusal ve sosyal açıdan etkileyen bu hastalığa dikkat çekmek için düzenlenen etkinlikte, fiziksel aktivitenin MS hastalarının yaşam kalitesi üzerindeki etkileri ele alındı. Toplantıda, hareketin yalnızca fiziksel değil psikolojik açıdan da destekleyici rolü vurgulandı. Etkinliğin moderatörlüğünü İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Prof. Dr. Yeşim Beckmann üstlenirken; Ondokuz Mayıs Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Doç. Dr. Sedat Şen, Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Prof. Dr. Haluk Gümüş ve İzmir Katip Çelebi Üniversitesi Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Cihat Uzunköprü konuşmacı olarak programa katıldı. Program kapsamında gerçekleştirilen oturumlarda; MS belirtileri, tanı süreci, günlük yaşam yönetimi ve güncel tedavi yaklaşımlarına dair önemli bilgiler paylaşıldı. Soru-cevap bölümünün ardından katılımcılar, düzenlenen spinning aktivitesiyle hareketin gücünü deneyimleme fırsatı buldular. Etkinliğin açılış ve moderasyonunu üstlenen Prof. Dr. Yeşim Beckmann, “MS, her bireyde farklı belirtilerle seyredebildiği için yalnızca tedavi süreci değil, günlük yaşam yönetimi de büyük önem taşıyor. Hareket etmek, düzenli fiziksel aktiviteyi yaşamın bir parçası haline getirmek ve sosyal hayattan kopmamak; MS ile yaşayan bireylerin yaşam kalitesini destekleyen en önemli unsurlar arasında yer alıyor.” dedi. “MS’de İlk Pedal: Hastalar Hangi Semptomlarla Yola Çıkıyor?” başlıklı konuşmasında erken tanının önemine değinen Doç. Dr. Sedat Şen, “MS’in erken dönem belirtileri kişiden kişiye değişiklik gösterebiliyor ve zaman zaman uyuşma, halsizlik veya görme bozuklukları gibi semptomlar başka sağlık sorunlarıyla karıştırılabiliyor. Bu nedenle hem toplumdaki farkındalığın artması hem de bireylerin belirtileri doğru şekilde değerlendirmesi erken tanı açısından kritik önem taşıyor.” açıklamasında bulundu. “MS ile Günlük Hayat: Rutinler Nasıl Vites Değiştiriyor?” oturumunda hastalığın sosyal boyutuna dikkat çeken Prof. Dr. Haluk Gümüş, “MS ile yaşamak yalnızca fiziksel belirtileri yönetmek anlamına gelmiyor. Günlük rutinlerin sürdürülebilmesi, sosyal yaşamın devam etmesi ve bireyin aktif kalabilmesi de hastalık yönetiminin ayrılmaz bir parçası. Düzenli egzersiz ve hareket, bu noktada hastalarımız için destekleyici bir rol üstleniyor.” şeklinde konuştu. “MS Tedavisinde İleri Vites: Bugün Neredeyiz?” başlığı altında güncel tıbbi yaklaşımları aktaran Doç. Dr. Cihat Uzunköprü ise, “MS tedavisinde son yıllarda çok önemli gelişmeler yaşanıyor. Günümüzde hastaların yaşam kalitesini korumaya ve hastalığın ilerlemesini kontrol altına almaya yönelik daha kapsamlı yaklaşımlar uygulanabiliyor. Ancak tıbbi tedaviler kadar toplumsal farkındalık, doğru yaşam alışkanlıkları ve multidisipliner yaklaşım da büyük önem taşıyor.” ifadelerini kullandı. Dünya MS Günü kapsamında gerçekleştirilen ve büyük ilgi gören etkinlikte verilen ortak mesaj; MS ile yaşayan bireylerin sosyal yaşamdan kopmadan, aktif, hareketli bir yaşam sürmelerinin önemine dikkat çekmek ve hastalığa yönelik toplumsal bilinci daha da güçlendirmek oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bahar Aylarında Astım Şikayetleri Artabiliyor Haber

Bahar Aylarında Astım Şikayetleri Artabiliyor

Nev Sağlık Grubu Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Seher Göktaş, astım hastalığı hakkında önemli bilgiler verdi. Astımın, hava yollarının daralmasıyla oluşan alevlenmelerle seyreden kronik bir hastalık olduğunu belirten Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın çoğunlukla alerjik nedenlerle ortaya çıktığını ancak alerjik olmayan astım türlerinin de bulunduğunu söyledi. “Astımın Belirtilerine Dikkat” Astımın en sık belirtilerinin nefes darlığı, öksürük, hırıltılı nefes alma ve göğüste sıkışma hissi olduğunu ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, “Bazen hastalık sadece öksürük ile ortaya çıkabilir. Kriz şeklinde seyredebilir. Öksürük genellikle kurudur yani balgamsızdır. Şikayetler gün içinde olabildiği gibi özellikle gece artar. Sabaha karşı olan öksürük ve/veya nefes darlığı tipiktir. Bu belirtiler tekrarlayıcıdır” dedi. “Sigara ve Alerjenler Riski Artırıyor” Astımda risk faktörlerine değinen Uzm. Dr. Göktaş, anne karnında bebeğin yetersiz beslenmesi ve düşük doğum ağırlığının risk oluşturduğunu belirtti. Anne ve babanın sigara içmesinin, özellikle gebelik döneminde annenin sigara kullanmasının astım gelişiminde önemli rol oynadığını vurgulayan Göktaş, ailede astım öyküsü bulunmasının da riski artırdığını söyledi. Bazı meslek gruplarında astımın daha sık görülebildiğini ifade eden Uzm. Dr. Seher Göktaş, fırıncılık, marangozluk, mobilyacılık, dökümcülük, kaynakçılık, plastik ve kimya sanayi, ilaç endüstrisi, demiryolu işçiliği, çay ve tütün üretimi, itfaiyecilik, kuru temizleme, temizlik ve tekstil işçiliği gibi alanlarda çalışan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini dile getirdi. “Polen, Parfüm ve Sigara Dumanı Astımı Tetikleyebiliyor” Astımı tetikleyen en önemli faktörlerin başında alerjen maddelere maruz kalmanın geldiğini belirten Uzm. Dr. Göktaş, “Polen, ev tozu, evcil hayvanlar, küf mantarı, gribal enfeksiyonlar, stres, sigara dumanı, egzersiz, temizlik malzemeleri ve parfüm gibi yoğun kokular astımı tetikleyebilir. Ayrıca astım hastalarında reflü sıklığı da yüksektir” ifadelerinde bulundu. Mevsim geçişlerinin de astım hastaları için risk oluşturduğunu belirten Göktaş, özellikle bahar aylarında polen ve çimenlerin hastalığı alevlendirebildiğini söyledi. Hava kirliliği, soğuk hava ve mevsimsel gribal enfeksiyonların da astım şikayetlerini artırabileceğini kaydetti. “Astım Krizinde Erken Müdahale Önemli” Astım krizinin ani gelişen öksürük nöbetleri, nefes darlığı ve hırıltı ile kendini gösterdiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, daha önce astım tanısı alan hastaların öncelikle nefes açıcı ilaçlarını kullanmaları gerektiğini söyledi. Göktaş, “Düzelme olmazsa şiddetine göre Göğüs Hastalıkları Polikliniği’ne veya acil servise başvurulmalıdır” dedi. “Astım Tamamen Geçmez Ancak Kontrol Altına Alınabilir” Astım tanısının; hasta öyküsü, fizik muayene, akciğer grafisi, kan tahlilleri, solunum fonksiyon testi ve alerji testleri ile konulduğunu ifade eden Uzm. Dr. Göktaş, hastalığın diyabet ve hipertansiyon gibi kronik bir hastalık olduğunu ancak ilaçlarla kontrol altına alınabildiğini söyledi. Astım ilaçlarının bağımlılık yaptığı yönündeki yanlış inanışlara da değinen Göktaş, “Bu ilaçlar ağızdan kullanılan ilaçlara göre daha güvenlidir. Direkt akciğerlere etki eder. Dolaşıma katılımı çok azdır. Bağımlılık yapmaz. Hasta ihtiyacı olduğu için kullanılır” diye konuştu. “Ev Ortamı ve Günlük Yaşam Düzenlenmeli” Astım hastalarının yaşam alanlarına dikkat etmesi gerektiğini belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, evde kedi, köpek ve kuş gibi evcil hayvanların beslenmesinin önerilmediğini söyledi. Halı, kitap ve toz tutabilecek eşyaların azaltılması gerektiğini ifade eden Göktaş, evin düzenli havalandırılmasının önemine dikkat çekti. Ayrıca parfümlü ve yoğun kokulu temizlik malzemelerinden uzak durulması gerektiğini vurguladı. Spor yapan astım hastalarının egzersiz öncesinde doktor önerisiyle nefes açıcı sprey kullanabileceğini belirten Göktaş, gerektiğinde egzersiz sonrasında da bu ilaçların kullanılabileceğini ifade etti. “Astım Hastanın Ömrünü Azaltmaz” Astım hastalarının ilaçlarını düzenli kullanmasının büyük önem taşıdığını belirten Uzm. Dr. Seher Göktaş, fiziksel yaşam alanlarının kişiye göre düzenlenmesi gerektiğini söyledi. Hastalığın şiddetine göre tedavi planının değişebileceğini kaydeden Göktaş, bazı hastaların sürekli ilaç kullanması gerektiğini ifade etti. İlaçların bırakılmasının ciddi sonuçlara yol açabileceğine dikkat çeken Uzm. Dr. Göktaş, “Ara verdiklerinde bazen hafif astımı olan hastalar bile acile astım kriziyle gelebilmektedir. Bu durum ölümcül sonuçlar doğurabilir. Astım kontrol altına alınabilecek bir hastalıktır, hastanın ömrünü azaltmaz. Genel olarak ilerlemez ancak hasta kendine dikkat etmez ve sigara içerse ilerleyebilir” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bacaklarda Geçmeyen Şişlik ve Ağrıya Dikkat! Haber

Bacaklarda Geçmeyen Şişlik ve Ağrıya Dikkat!

Bu durum da tanı ve tedavide gecikmelere yol açabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan, “Sinsi ilerleyen ve tedavi edilmediğinde yaşam kalitesini ciddi şekilde düşürebilen varis ve lipödem, hastalar tarafından çoğu zaman kilo artışı ya da vücutta hacim artışı ile karıştırılabilmektedir. Bu nedenle bacaklarda geçmeyen şişlik, ağrı, hassasiyet, şekil bozukluğu ve morarma gibi belirtiler mutlaka ciddiye alınmalı ve gecikmeden doktora başvurulmalıdır” diyor. KVC Uzmanı Dr. Ercan, varis ve lipödeme zemin hazırlayan 8 etkeni sıraladı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Son yıllarda hareketsiz (sedanter) yaşam, bilgisayar başında uzun süre kesintisiz oturma, sağlıksız beslenme, fazla kilo, aşırı tuz tüketimi, yetersiz su içme, düzenli egzersiz yapılmaması ve yanlış kıyafet seçimi gibi etkenler, dolaşım sistemini ciddi şekilde bozabiliyor. Günlük yaşamda çoğu zaman fark edilmeyen bu hatalar zamanla bacaklarda şişlik, ağrı ve dolaşım bozukluklarına zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Kozyatağı Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi (KVC) Uzmanı Dr. Arzu Ercan genetik etkenlerin yanı sıra yanlış yaşam alışkanlıklarının da varis ve lipödemin günümüzde hızla yaygınlaşmasına yol açtığını belirterek, erken dönemde müdahale edilmezse tablonun daha da ağırlaşabileceğini söylüyor. Bacaklarda ağrı, şişlik, morarma ve şekil bozukluğu gibi belirtilerin mutlaka ciddiye alınması ve zaman kaybetmeden doktora başurulması gerektiğini belirten Dr. Ercan “Nasıl olsa geçer” diyerek belirtileri görmezden gelmek ya da doktora gitmeyi ertelemek hastalığın ilerlemesine yol açar. Erken dönemde doktora başvurmak en kritik adımdır” diyor. “Kilo aldım” sanılıyor, ama!.. Lipödemin çoğu zaman kilo artışıyla karıştırıldığını vurgulayan Dr. Ercan “Lipödem, vücudun özellikle alt bölgelerinde anormal yağ birikimi ile karakterize kronik bir yağ dokusu hastalığıdır. Hastalar genellikle bunu kilo artışı zanneder ve diyet-egzersize rağmen sonuç alamadıklarında hayal kırıklığı yaşarlar” diyor. Varisin ise; toplardamarların genişlemesi ve işlevini yitirmesi sonucu ortaya çıktığını belirten Dr. Ercan, kanın geriye kaçmasıyla damarların belirginleştiğini ifade ediyor. Hastalığın zamanla ağrı, yanma ve şişlik gibi şikayetlerle ilerleyebileceğini ve özellikle uzun süre ayakta kalan kişilerde riskin arttığını vurguluyor. Modern tedaviler yüz güldürüyor Günümüzde gelişen tıbbi yöntemlerle hem varis hem de lipödem tedavisinde başarılı sonuçlar alındığını belirten KVC Uzmanı Dr. Arzu Ercan şöyle konuşuyor: “Lazer ve radyofrekans gibi minimal invaziv yöntemlerle varis tedavi edilebilmektedir. Lipödemde ise manul lenf drenajı, kompresyon tedavisi ve egzersiz temelli multidisipliner yaklaşımlar ön plana çıkmaktadır. Artık ameliyatsız ya da minimal girişimlerle hastalar kısa sürede günlük hayatlarına dönebiliyor. Ancak tedavi sürecinde kişiye özel planlama büyük önem taşıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

‘Parkinsonla Yaşamak’ Masaya Yatırıldı Haber

‘Parkinsonla Yaşamak’ Masaya Yatırıldı

Nilüfer Belediyesi, ‘Dünya Parkinson Günü’ kapsamında Karaman Dernekler Yerleşkesi’nde ‘Parkinsonla Yaşamak’ başlıklı bir seminer düzenledi. Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Ana Bilim Dalı’ndan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek’in moderatörlüğünde Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Demet Yıldız ve Bursa Sağlık Bilimleri Üniversitesi Yüksek İhtisas Eğitim Araştırma Hastanesi’nden Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel bilgilerini paylaştı. Toplumda parkinson hastalığına dair farkındalık oluşturmayı hedefleyen seminere katılım yoğun oldu. Uzmanlar, parkinson ile mücadelenin sadece ilaçla değil; egzersiz, doğru beslenme alışkanlıkları ve hasta yakınlarının sabırlı desteğiyle bir bütün olarak yürütülmesi gerektiği vurguladı. ÖLÜMCÜL HASTALIK KATEGORİSİNDE DEĞİL Seminerin açılışında konuşan Prof. Dr. Çiğdem Sevda Erer Özbek, parkinsonun artık ölümcül bir hastalık kategorisinde yer almadığını söyledi. 1960’lı yıllarda dopaminin keşfinden sonra parkinsonun ölümcül hastalık grubundan çıktığını hatırlatan Özbek, “Artık bu hastalığı, şeker hastalığı gibi kronik bir süreç olarak yaşayabiliyoruz” dedi. Hastalığın artış nedenlerine de değinen Özbek, “Yaşam süresi uzadı ama çevresel faktörler de artık çok etkili. Özellikle hava ve su kirliliğinin yanı sıra tarım ilaçları en önemli faktörler arasında yer alıyor" diye konuştu. ERKEN TANI ÖNEMLİ Hastalığın tıbbi boyutlarını ve tanı sürecini anlatan Doç. Dr. Demet Yıldız, parkinsonun sinsi bir hastalık olduğunu kaydetti. 65 yaş üzerinde her 100 kişiden bir veya ikisinde görüldüğünü anlatan Yıldız, “Tanı koydurucu temel belirtilerimiz; hareketlerde yavaşlama, istirahat halindeyken görülen el titremesi ve eklemlerdeki sertliktir” dedi. Erken tanının önemini vurgulayan Yıldız, “Tedavisiz kalan hastalar 5-10 yıl içinde bağımlı hale gelebilirken, doğru tedaviyle bu süreyi 15-20 yıla kadar uzatabiliyoruz. İleri evrelerde ise farklı tedavi yöntemlerine başvuruyoruz” şeklinde konuştu. GÜNDE 8-10 BARDAK SU TÜKETİN Beslenme konusundaki detayları aktaran Doç. Dr. Nilüfer Büyükkoyuncu Pekel ise ilaç kullanımı ile beslenme arasındaki bağı aktardı. Parkinson ilaçlarının vücutta proteinlerle yarışacağını belirten Pekel, “Bu yüzden maksimum fayda sağlamak için ilacınızı aç karna almalı ve yemek yemek için en az bir saat beklemelisiniz” diye konuştu. Hastaların yüzde 90’ında görülen kabızlık sorunu için de tavsiyelerde bulunan Pekel, “Günde 8-10 bardak su tüketimi, lifli gıdalar ve düzenli yürüyüş olmazsa olmazımızdır. Ayrıca yutma güçlüğü çeken hastalarımızı asla yatar pozisyonda beslenmemeli, gerekirse gıdaları blenderden geçirerek lapa kıvamında sunmalıyız” dedi. Seminer, katılımcılardan gelen soruların yanıtlanmasıyla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.