Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekonomi

Kapsül Haber Ajansı - Ekonomi haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomi haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ATO Başkanı Baran'dan Cumhurbaşkanı'na Ankara Raporu Haber

ATO Başkanı Baran'dan Cumhurbaşkanı'na Ankara Raporu

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Ankara Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı Gürsel Baran ile Ankara Valisi Yakup Canbolat, Ankara Sanayi Odası Yönetim Kurulu Başkanı Seyit Ardıç, Ankara Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı Faik Yavuz ve Ankara Kalkınma Ajansı Genel Sekreteri Av. Dr. Duhan Kalkan'ı kabul etti. Cumhurbaşkanlığı Özel Kalem Müdürü Büyükelçi Prof. Dr. Hasan Doğan'ın da yer aldığı kabulde Baran, Ankara'nın ekonomik ve ticari gelişimini desteklemek amacıyla yürüttükleri çalışmalar ve projeler hakkında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a bilgi vererek, Başkent ekonomisinin gelişimine yönelik önerilerini içeren bir "Ankara Raporu" arz etti. -METROYA TEŞEKKÜR, SERBEST BÖLGE'YE TALEP- Baran, kabule ilişkin yaptığı değerlendirmede "Sayın Cumhurbaşkanımıza, Ankara iş dünyamızın beklenti ve önerileri ile Başkentimizin ekonomik ve ticari gelişimini hızlandıracak, uluslararası konumunu daha da güçlendirecek konuları arz ettik. Ankara YHT Garı'ndan Esenboğa Havalimanı'na uzanacak olan ve ihale aşaması tamamlanan metro hattının Ankara'nın ticaret, turizm ve yatırım potansiyelini yükselteceğini ve Ankara'nın gelişimine önemli katkılar sağlayacağını belirterek, teşekkürlerimizi ilettik. 'Anadolu'nun dünyaya açılan kapısı' niteliğindeki Ankara'nın dünya ile bağını güçlendirecek yurt dışına direkt uçuşların artırılması konusuna ilişkin çalışmalarımız hakkında bilgi arz ettik. Başkentimizin ticaret, ihracat ve turizm alanındaki gelişimine dikkat çektiğimiz kabulde, şehrimizde bir Serbest Bölge kurulması ile Outlet Köyü projesini de dile getirdik" dedi. -KDV ÖDEMELERİNE İLİŞKİN ÖNERİ ATO Başkanı Baran'ın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a arz ettiği raporda, Ankara iş dünyasının gündemindeki konular da yer aldı. Finansmana erişimin zorlaştığı ve finansman maliyetlerinin yükseldiği mevcut koşullarda, işletmelerin nakit sıkıntısı yaşadığı ve ticaretin vadeli satışlarla gerçekleştirildiği belirtilen raporda, ATO üyelerinin Katma Değer Vergisi (KDV) yükümlülüğünün işletmelerin nakit akışı ve işletme sermayesi üzerindeki etkisine ilişkin değerlendirmeler de yer aldı. Baran'ın arz ettiği raporda, KDV ödeme süresinin ticari işlemin tahsilat vadesi dikkate alınarak belirlenmesi ve satış bedeli henüz tahsil edilmemiş işlemlerde KDV ödeme yükümlülüğünün 3 veya 6 ay süreyle ertelenmesine imkân sağlayacak bir düzenleme yapılması önerisinde bulunuldu. Raporda, "Ticari hayatta mal ve hizmet satışlarının önemli bir bölümü 3-6 ay gibi uzun vadelerle gerçekleştiriliyor. Ancak işletmelerimiz satış bedelini henüz tahsil etmeden, satışla birlikte hesaplanan KDV'yi, ilgili beyan dönemini takip eden sürede ödemek durumunda kalıyor. Bu durum, işletmelerin henüz kasasına girmeyen satış bedelinin KDV'sini öz kaynaklarından karşılamasına ve esas itibarıyla henüz tamamlanmamış alışverişten doğan verginin finansmanını üstlenmesine neden oluyor. KDV ödemelerinin tahsilata uygun vadeye ertelenmesine dair yapılacak bir düzenleme, vergi yükümlülüğünü ortadan kaldırmadan yalnızca ödeme zamanını ticari hayatın gerçekleri ve işletmelerin nakit akışıyla uyumlu hale getirecek; firmalarımızın KDV'yi öz kaynaklarından finanse etmek zorunda kalmalarının önüne geçerek işletme sermayelerine önemli bir destek sağlayacaktır" ifadelerine yer verildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kocaeli’de Bilime 4 Milyon 350 Bin TL Destek Haber

Kocaeli’de Bilime 4 Milyon 350 Bin TL Destek

Kocaeli’nin sosyal, ekonomik, çevresel ve kentsel sorunlarına bilimsel çözümler üretilmesini amaçlayan program kapsamında 60 araştırmacıya destek verilecek. Programa toplam 4 milyon 350 bin TL bütçe ayrıldı. AKADEMİK ÇALIŞMALAR DESTEKLENECEK Kocaeli Büyükşehir Belediyesi, kente yönelik akademik üretimi teşvik etmek amacıyla Kentbilim Lisansüstü Araştırma Desteği Programı’nı hayata geçiriyor. Kocaeli özelinde uygulanacak program kapsamında, kentin ihtiyaçlarına yönelik hazırlanan yüksek lisans ve doktora tezleri ile akademik makale çalışmaları desteklenecek. Araştırmaların Kocaeli’nin sosyal, ekonomik, çevresel ve kentsel sorunlarına yönelik çözüm önerileri sunması bekleniyor. 14 ANA TEMA BELİRLENDİ Program kapsamında desteklenecek çalışmalar için 14 farklı ana tema belirlendi. Bu temalar; kültür, sanat ve turizm, kadın, aile ve çocuk, engelliler, gençlik ve spor, eğitim, bilim ve teknoloji, akıllı şehir ve inovasyon, çevre ve tarım, şehircilik ve altyapı, sivil toplum ve katılımcı yönetim, medya ve iletişim, sanayi, ekonomi ve istihdam, afet yönetimi, ulaşım, sürdürülebilirlik ve kent sosyolojisi gibi alanları kapsıyor. Bu başlıklar altında yürütülecek akademik çalışmalarla Kocaeli’nin mevcut sorunlarının bilimsel yöntemlerle ele alınması ve kentin geleceğine yönelik uygulanabilir çözüm önerilerinin ortaya çıkarılması hedefleniyor. 60 ARAŞTIRMACIYA DESTEK VERİLECEK Kentbilim Lisansüstü Araştırma Desteği Programı kapsamında toplam 60 araştırmacı desteklenecek. Programdan 10 doktora öğrencisi, 20 yüksek lisans öğrencisi ve 30 makale araştırmacısı yararlanacak. Destekler için toplam 4 milyon 350 bin TL bütçe ayrıldı. Doktora tezleri için destek süresi 3 yıl, yüksek lisans tezleri için 1 yıl, makale çalışmaları için ise 6 ay olarak belirlendi. KİMLER BAŞVURABİLECEK? Programa Türkiye’deki üniversitelerde öğrenim gören veya ilgili akademik kurumlarda görev yapan araştırmacılar başvurabilecek. Yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin destekten yararlanabilmesi için tez konularının 2026-2027 güz dönemi itibarıyla onaylanmış ve yazım aşamasına geçmiş olması gerekiyor. Makale desteğine ise üniversitelerde görev yapan akademik personel başvurabilecek. Başvurularda hazırlanacak tez veya makale çalışmasının Kocaeli’nin ihtiyaçlarına yönelik bir çözüm önerisi sunması şartı aranıyor. BAŞVURULAR 13 KASIM’DA SONA ERECEK Kentbilim Lisansüstü Araştırma Desteği Programı’na başvurular 14 Eylül’de başladı. Başvurular 13 Kasım tarihine kadar devam edecek. Adaylar başvurularını programın dijital platformu üzerinden online olarak gerçekleştirecek. Başvuru yapmak isteyenlerin internet sitesi üzerinden üyelik oluşturarak başvuru formunu doldurmaları ve gerekli belgeleri sisteme yüklemeleri gerekiyor. BİLİM KOCAELİ’NİN GELECEĞİNE KATKI SAĞLAYACAK Kentbilim Lisansüstü Araştırma Desteği Programı ile akademik çalışmaların Kocaeli’nin ihtiyaçlarıyla buluşturulması amaçlanıyor. Program kapsamında desteklenecek araştırmaların kent yönetimi, sosyal politikalar, çevre, ekonomi, ulaşım, afet yönetimi, sürdürülebilirlik ve şehircilik gibi birçok alanda Kocaeli’ye yönelik bilimsel veriler ve çözüm önerileri ortaya koyması bekleniyor. AYRINTILI BİLGİLER KENTBİLİM İNTERNET ADRESİNDE Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Kocaeli Kent Konseyi tarafından yürütülen programla genç araştırmacıların kent odaklı çalışmalarının desteklenmesi ve bilimsel bilgi birikiminin yerel yönetim politikalarına katkı sağlaması hedefleniyor. Kentbilim Lisansüstü Araştırma Desteği Programı’nın başvuru şartları, başvuru rehberi ve programla ilgili ayrıntılı bilgilere Kentbilim internet sitesi üzerinden ulaşılabilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Dubai Turizm Sektörü, Şubat Ayından Bu Yana En Yüksek Ziyaretçi Sayısına Ulaştı Haber

Dubai Turizm Sektörü, Şubat Ayından Bu Yana En Yüksek Ziyaretçi Sayısına Ulaştı

Dubai Ekonomi ve Turizm Departmanı’nın (DET), Arabian Travel Market (ATM) 2026’nın açılış gününde açıkladığı son verilere göre Dubai turizm sektörü giderek güçlenirken, şehrin otel sektörü de istikrarlı performans artışını sürdürüyor. Ağustos ayı sonuna kadar kaydedilen performans, Dubai ve paydaşlarının yıllar içinde oluşturduğu güçlü sistemlerin, iş birliklerinin ve çeşitlendirilmiş pazar yapısının gücünü ortaya koyuyor. Bu sonuçlar aynı zamanda yatırım yapmaya, yenilik geliştirmeye ve misafirlerine yüksek standartlarda hizmet sunmaya devam eden sektörün kararlılığını gösterirken, 2026’nın son aylarına girerken destinasyonun konumuna duyulan güveni de pekiştiriyor. Ağustos ayında otel doluluk oranı %66’ya ulaşarak Ağustos 2025’teki seviyenin %89’una ulaştı. Bu oran, Mart 2026’da kaydedilen %36’lık doluluktan bu yana devam eden güçlü yükselişin de göstergesi oldu. Söz konusu istikrarlı artış, Dubai’nin konaklama sektöründeki temel talebin ve sektörün gücünün açık bir işareti olarak öne çıkıyor. Birçok otel, misafir deneyimini daha da geliştirmek ve geleceğe hazırlıklarını güçlendirmek amacıyla kapsamlı renovasyon projelerine başlarken, Dubai’nin otel oda kapasitesi Ağustos 2026 sonu itibarıyla 149 bine yaklaştı. Yılın ilk sekiz ayında Dubai’deki otellerde toplam 21,61 milyon dolu oda gecesi kaydedilerek sektörün faaliyet ölçeğinin büyüklüğü bir kez daha ortaya kondu. Otel sektöründeki güçlü performans ziyaretçi sayılarına da yansıdı. Dubai, Ağustos 2026’da yaklaşık 869 bin uluslararası gecelemeli ziyaretçiyi ağırlarken, mart ayından bu yana aylık bazda çift haneli büyüme kaydetmeye devam etti. Böylece Ağustos 2026, şubat ayından bu yana en yüksek aylık ziyaretçi sayısının kaydedildiği dönem olurken, yılın ilk sekiz ayında Dubai’yi ziyaret eden toplam uluslararası gecelemeli ziyaretçi sayısı 6,97 milyona ulaştı. Dubai, dünyanın farklı bölgelerinden geniş ve çeşitli ziyaretçi profillerini çekmeye devam etti. Ocak-Ağustos döneminde Batı Avrupa, toplam ziyaretçilerin %20’sini oluşturarak en büyük kaynak bölge olurken, onu %17 ile Güney Asya, %16 ile Körfez İşbirliği Konseyi (GCC) ülkeleri ve %14 ile Bağımsız Devletler Topluluğu (CIS) ve Doğu Avrupa takip etti. Bu çeşitlendirilmiş pazar yapısı, DET ve paydaşlarına hem mevcut hem de gelişmekte olan pazarlarda talebi artırabilecekleri geniş bir uluslararası taban sağlıyor. Bu yapı aynı zamanda Dubai Ekonomi Ajandası D33’ün, Dubai’nin iş ve tatil amaçlı seyahatlerde dünyanın önde gelen destinasyonlarından biri olma konumunu daha da güçlendirme ve dayanıklı, geleceğe odaklı bir ziyaretçi ekonomisi oluşturma hedefleriyle de örtüşüyor. Çeşitlendirilmiş Kaynak pazarlar Dubai Ekonomi ve Turizm Departmanı bünyesinde faaliyet gösteren Dubai Turizm ve Ticaret Pazarlama Kurumu (DCTCM) CEO’su Issam Kazim yaptığı açıklamada; “Bir şehrin gerçek dayanıklılığı, koşulların sorunsuz olduğu dönemlerde değil, zorlu zamanlarda sınanır. Liderliğimizin vizyonu doğrultusunda, çalışmalarımızı sürdürmek için ideal koşulların oluşmasını beklemiyoruz. Bu yıl şimdiye kadar elde edilen sonuçlar; küresel konaklama ve turizm ortaklarımızdan, ziyaretçilerin Dubai’de yaşadığı deneyimi birlikte oluşturan şehirdeki tüm paydaşlara kadar, Dubai’nin ziyaretçi ekonomisine katkıda bulunan herkesin çabasını yansıtıyor. Dubai’nin geniş ve çeşitlendirilmiş kaynak pazar yapısı, kapsamlı konaklama altyapısı ve sürekli gelişen destinasyon deneyimleri sayesinde uluslararası ziyaretçileri önemli ölçekte ağırlamaya devam ettiği bu dönemde, sektörümüzün son aylarda ortaya koyduğu performanstan gurur duyuyoruz. Arabian Travel Market, bu ilerlemeyi daha da ileri taşımak ve sektörümüzü desteklemek açısından önemli bir fırsat sunuyor. Etkinlik, dünyanın dört bir yanındaki iş ortaklarımızla bir araya gelmemize, kendi pazarlarında gözlemledikleri gelişmeleri dinlememize ve fırsat alanlarını birlikte değerlendirmemize imkân tanıyor. Odağımız; sektörümüzle yakın iş birliklerini sürdürmek, hem mevcut hem de gelişmekte olan pazarlardaki talebi güçlendirmek ve ziyaretçilere Dubai’yi tercih etmeleri için cazip nedenler sunmaya devam etmek. Bu güçlü temeller ve iş birlikleri, 2026’nın geri kalanına ve sonrasına güvenle bakmamızı sağlıyor” dedi. 14-17 Eylül tarihleri arasında Dubai World Trade Centre’da düzenlenen ATM’nin 33’üncü edisyonu, pazarların talebi artırmaya ve yeni fırsatları belirlemeye odaklandığı sektör açısından önemli bir dönemde, küresel seyahat ve turizm dünyasını Dubai’de bir araya getiriyor. Etkinlik, DET ve paydaşları açısından uluslararası seyahat sektörüyle ilişkileri güçlendirmek, kilit pazarlarda yeni fırsatlar geliştirmek ve Dubai’nin destinasyon olarak devam eden dönüşümünü sergilemek için önemli bir platform sunuyor. Güçlü İş Birliği Modeli DET, ATM 2026’ya Dubai’nin turizm ekosisteminin farklı alanlarını temsil eden 115’ten fazla katılımcı paydaşla birlikte katılıyor. Bunlar arasında otel grupları, turistik cazibe merkezleri, destinasyon yönetim şirketleri, havacılık sektörü paydaşları ve kamu kurumları bulunuyor. Bu geniş katılım, Dubai’nin turizm stratejisinin temelini oluşturmaya devam eden güçlü kamu-özel sektör iş birliği modelini yansıtırken, destinasyonun dünyanın dört bir yanından gelen seyahat profesyonellerine kapsamlı ve entegre bir turizm deneyimi sunmasını sağlıyor. Departman ayrıca “ATM Hosted Buyers Programme” kapsamında 40’tan fazla ülkeden 300’ün üzerinde uluslararası seyahat profesyonelini ağırlıyor. Program, Dubai’yi tanıtan ve satışını gerçekleştiren seyahat profesyonellerine destinasyonu doğrudan deneyimleme, turizm paydaşlarıyla birebir görüşme, yeni ürün ve deneyimleri keşfetme ve şehrin sürekli gelişen ziyaretçi deneyimleri hakkındaki bilgilerini derinleştirme fırsatı sunuyor. Gelişen Deneyimler DET ve paydaşları ATM boyunca Dubai’nin turizm ürünlerinin devam eden gelişimini sergiliyor. Bu kapsamda konaklama, gastronomi, kültür, eğlence, wellness, erişilebilirlik, sürdürülebilirlik ve aile deneyimleri öne çıkıyor. Şehrin 2026 yılı öncelikleri arasında küresel bağlantıların güçlendirilmesi, otizmli ve duyusal hassasiyeti bulunan ziyaretçilere yönelik erişilebilirliğin daha da geliştirilmesi ve Dubai Sustainable Tourism ile Dubai Can gibi girişimlerin ilerletilmesi de yer alıyor. DET, 2026 yılı boyunca uluslararası kitlelere ulaşma yöntemlerini geliştirmeye güçlendirmeye devam etti. Bu çalışmalar arasında uluslararası seyahat sektörü temsilcileriyle devam eden temaslar, pazar bilgilendirme toplantıları ve roadshow’lar ile kilit kaynak pazarlara özel olarak geliştirilen uluslararası kampanyalar ve iş birlikleri yer aldı. Yakın zamanda DET öncülüğünde hayata geçirilen “A Dubai Invite” programı ise yaklaşık 200 farklı milletten Dubai sakinine, ailelerini ve arkadaşlarını şehri deneyimlemeye davet etme imkânı sundu. Program kapsamında 90 binden fazla Dubai sakini avantajlardan yararlanmak için başvuruda bulundu. Tüm bu çalışmalar; Dubai’nin en değerli elçilerinden bazılarını desteklemek, destinasyonun görünürlüğünü, olumlu algısını ve tercih edilme potansiyelini korumak, öncelikli pazarlardaki ilişkileri derinleştirmek ve gelecekteki talebi desteklemek amacıyla gerçekleştiriliyor. Bu yılın başlarında küresel seyahati etkileyen bölgesel gelişmeler sırasında Dubai Hükümeti, turizm, konaklama ve eğlence sektörlerine doğrudan destek sağlamak amacıyla 2,5 milyar AED tutarında bir destek paketi hayata geçirdi. Şehir aynı zamanda küresel hava bağlantılarını hızla yeniden ölçeklendirdi. Bu toparlanmaya öncülük eden Emirates, küresel uçuş ağının %97’sini yeniden devreye alırken, Dubai Uluslararası Havalimanı’nda (DXB) doluluk oranları güçlenmeye devam ederek 2025 seviyelerine yaklaştı. DET’in ATM kapsamındaki faaliyetleri dört günlük etkinlik boyunca devam edecek. Programda, Dubai’nin uluslararası turizm ilişkilerini güçlendirmeye ve turizm ekonomisinde gelecekteki talebi desteklemeye odaklanan toplantılar, iş ortağı görüşmeleri ve sektör değerlendirmeleri gerçekleştirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABD-Türkiye İş Konseyi, "Gelecek Nesil Liderlik" Programını Başlatıyor Haber

ABD-Türkiye İş Konseyi, "Gelecek Nesil Liderlik" Programını Başlatıyor

ABD Ticaret Odası (U.S. Chamber of Commerce) bünyesindeki ABD-Türkiye İş Konseyi, ABD'de eğitim gören ve kariyerine başlayan Türk genç yeteneklerini Amerikan iş dünyası ile bir araya getiren "U.S.-Türkiye Business Council Next Generation Fellowship" (Gelecek Nesil Liderlik Programı) inisiyatifini hayata geçiriyor. İki yıl sürecek bu kapsamlı program, ABD'de öğrenim gören veya kariyerinin başındaki profesyonelleri Amerikan şirketleri, üniversiteler, ticaret odaları ve sivil toplum kuruluşlarıyla buluşturan alanındaki ilk mesleki ağ olma özelliğini taşıyor. Türkiye, 2023–24 akademik yılında ABD'deki 9 bin 148 kayıtlı öğrencisiyle Amerika'ya en çok uluslararası öğrenci gönderen ilk 20 ülke arasında yer alıyor. Son 15 yılın en yüksek artış oranı olan yüzde 5,7'lik büyüme kaydedilirken, Türk üniversite mezunlarının kariyer tercihlerinde ABD'nin mühendislik, bilgisayar bilimleri, işletme ve ekonomi alanlarında bir numaralı merkez konumunda olduğunu gösteriyor. Programın iki ülke arasındaki en büyük gücün insan kaynağı olduğunu ortaya koyduğunu belirten ABD-Türkiye İş Konseyi Başkanı Hamdi Ulukaya, "ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin gerçek gücü insanımızda saklı. Bu liderlik programı aracılığıyla inovasyona yön verecek, iki ülke ekonomisi arasında güçlü köprüler kuracak ve gelecek yıllara uzanan kalıcı ortaklıklar inşa edecek yeni nesil liderlere yatırım yapıyoruz." dedi. Program kapsamında katılımcılar, ABD Ticaret Odası’nın büyük şirketlerden küçük ve orta ölçekli işletmelere uzanan geniş ağından yararlanarak, ABD genelinde çok sayıda Türk öğrenciye ev sahipliği yapan üniversitelerle bağlantı kuracak. Program kapsamında seçilen ve ABD Ticaret Odası'nın Washington D.C.'deki merkezinde tam zamanlı görev yapacak iki program temsilcisi, üniversiteler, kurumsal ortaklar ve sivil toplum kuruluşlarıyla yakın temas halinde bu küresel ağı yönetecek. İnisiyatifin resmi başlangıcı, 26 Ekim 2026 tarihinde New York'ta öğrencileri, genç profesyonelleri ve sektör liderlerini bir araya getirecek lansman ve network etkinliğiyle yapılacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ege İhracatçı Birlikleri’nden Ağustos Ayında 1 Milyar 605 Milyon Dolarlık İhracat Haber

Ege İhracatçı Birlikleri’nden Ağustos Ayında 1 Milyar 605 Milyon Dolarlık İhracat

EİB’nin 2026 yılının Ocak-Ağustos döneminde ihracatı yüzde 5 artışla 12 milyar 784 milyon dolar olurken son bir yıllık dönemde ihracatı ise yüzde 4 artışla 19 milyar 129 milyon dolar olarak gerçekleşti. Sanayi ihracatı Ağustos ayında yüzde 1 artışla 824 milyon dolar, tarım ihracatı yüzde 6 artışla 632 milyon dolar, madencilik ihracatı ise yüzde 38 artışla 148 milyon dolar olarak gerçekleşti. Ege Demir ve Demirdışı Metaller İhracatçıları Birliği 206 milyon dolarlık ihracatla zirvedeki yerini korudu. Ege Maden İhracatçıları Birliği yüzde 38 artışla 148 milyon dolarlık ve Ege Tütün İhracatçıları Birliği yüzde 38 artışla 121 milyon dolarlık döviz getirerek Ağustos ayında ihracatını en fazla artıran Birlikler oldu. Ege Su Ürünleri ve Hayvansal Mamuller İhracatçıları Birliği yüzde 11 artışla 175 milyon dolarlık ihracatla Ağustos ayını geride bıraktı. Ege Hazırgiyim ve Konfeksiyon İhracatçıları Birliği yüzde 13 artışla 112 milyon dolarlık, Ege Hububat Bakliyat Yağlı Tohumlar ve Mamulleri İhracatçıları Birliği Ağustos ayında yüzde 3 artışla 104 milyon dolar ihracat gerçekleştirdi. Ege Yaş Meyve Sebze İhracatçıları Birliği yüzde 3 artışla 97 milyon dolar, Ege Mobilya Kağıt ve Orman Ürünleri İhracatçıları Birliği 60 milyon dolar ihracatı kayda aldı. Ege Kuru Meyve ve Mamulleri İhracatçıları Birliği 57 milyon dolar, Ege Tekstil ve Hammaddeleri İhracatçıları Birliği yüzde 7 artışla 35 milyon dolar ihracat yaptı. Ege Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği 16 milyon dolar, Ege Zeytin ve Zeytinyağı İhracatçıları Birliği 14 milyon dolarlık dövizi Türkiye’ye kazandırdı. 185 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat yaptık Ağustos ayında 185 ülke ve gümrüklü bölgeye ihracat yapıldığını, 87 ülkeye ihracatın artırıldığını aktaran Ege İhracatçı Birlikleri Koordinatör Başkanı Muhammet Öztürk, “Almanya, ABD ve İspanya en büyük ihraç pazarlarımız olmayı sürdürdü. Avrupa Birliği'ne ihracatımız yüzde 6 artışla 764 milyon dolara yükselirken, toplam ihracatta AB’nin payı yüzde 53’e ulaştı. Son bir yıllık ihracatımızda ilk kez 19 milyar dolar barajını aşarak 19 milyar 129 milyon dolara ulaştık. Ağustos ayındaki yüzde 4’lük ihracat artışı potansiyelimizi yansıtmıyor. İhracatımızın ekonomik büyümeye güçlü katkı verebilmesi için çift haneli büyüme rakamlarına ulaşmamız gerekiyor.” dedi. İhracatçıların yüksek faiz, enflasyon ve döviz kuru üçgeninde rekabetçiliklerini korumakta zorlandıklarını vurgulayan Öztürk, “Enflasyon yüzde 30’un üzerinde direncini korurken yüksek faizler yatırımcının hareket alanını daraltıyor, döviz kurlarındaki artış ise enflasyonun gerisinde kalıyor. Sağlıklı ve sürdürülebilir bir ekonomi için büyümenin sanayi ve ihracat destekli olması gerekiyor.” diye konuştu. “İhracatçının finansmana erişimi güçlendirilmeli” İhracatçının uygun maliyetli finansmana erişiminin kritik hale geldiğine dikkati çeken Öztürk sözlerini şöyle tamamladı: “Yüksek faiz-düşük kur sarmalından çıkmamız gerekiyor. Üretimin katma değere ve ihracat gelirine dönüşmesi için ihracatçılarımız uygun finansman modelleriyle desteklenmeli. Üreticimizin emeğinin karşılığını alması, sanayimizin çarklarının dönmesi, istihdamın korunması ve toplumun refahının artması için ihracatımızın yolculuğundaki taşları hep birlikte temizlemeliyiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

PLASFED: Yeni Büyüme Döneminin Anahtarı Üretim, Yatırım ve İhracat Haber

PLASFED: Yeni Büyüme Döneminin Anahtarı Üretim, Yatırım ve İhracat

Türkiye ekonomisinde enflasyonla mücadele kapsamında atılan adımların makroekonomik göstergelerde olumlu sinyaller verdiğini belirten Plastik Sanayicileri Federasyonu (PLASFED) Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, sürdürülebilir büyümenin ancak üretim odaklı politikalarla mümkün olacağını söyledi. Sanayinin büyüme, ihracat ve istihdamın temel taşı olduğuna dikkat çeken Karadeniz, "Enflasyonla mücadele elbette önemlidir. Ancak üretim gücünü koruyamayan ekonomiler kalıcı refah oluşturamaz. Türkiye'nin yeni büyüme hikayesi üretim ve sanayiyle yazılmalıdır" dedi. Son dönemde açıklanan ekonomik verilerin dezenflasyon sürecinde ilerleme kaydedildiğini gösterdiğini ifade eden Karadeniz, buna karşın yüksek finansman maliyetleri, yatırım iştahındaki zayıflama ve imalat sanayindeki daralmanın reel sektör açısından önemli riskler oluşturmaya devam ettiğini vurguladı. Üretimin yalnızca ekonomik büyüklük değil, aynı zamanda teknoloji geliştirme, ihracat, istihdam ve küresel rekabet gücünün de temel belirleyicisi olduğunu dile getiren Karadeniz, sanayinin desteklenmesinin Türkiye'nin orta ve uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından kritik öneme sahip olduğunu söyledi. "Sanayi güçlenmeden büyüme kalıcı olmaz" İlk çeyrek büyüme verilerinde sanayinin ekonominin gerisinde kaldığını hatırlatan Karadeniz, üretim kapasitesinin güçlendirilmesine yönelik adımların hızlandırılması gerektiğini belirtti. Karadeniz, "Ekonomide dengelenme sürecinin başarıya ulaşabilmesi için üretim tarafının da aynı ölçüde desteklenmesi gerekiyor. Sanayi yatırımlarını artıracak, ihracatı teşvik edecek ve katma değerli üretimi büyütecek politikalar öncelikli hale gelmeli. Tüketimle desteklenen büyüme kısa vadede rakamlara olumlu yansıyabilir ancak uzun vadede sürdürülebilir kalkınmanın yolu üretimden geçiyor" ifadelerini kullandı. İkinci çeyrek büyümesinde gözler sanayide Önümüzdeki günlerde açıklanacak ikinci çeyrek büyüme verilerinin ekonomideki toparlanmanın yönünü ortaya koyacağını belirten Karadeniz, "Öncü göstergeler, sanayide istenilen düzeyde güçlü bir toparlanmaya henüz işaret etmiyor. Bu nedenle ikinci çeyrek büyüme verilerinde üretimin ekonomiye katkısı yakından takip edilecek. Büyümenin hızı kadar niteliği de önemli. Üretim ve ihracatın büyümeye daha güçlü katkı verdiği bir tablo, Türkiye ekonomisinin geleceği açısından çok daha değerli. Sanayinin yeniden büyümenin lokomotifi olduğu bir ekonomi; sürdürülebilir kalkınmanın, kalıcı refahın ve küresel rekabet gücünün temelini oluşturacak" dedi. Türkiye'nin güçlü sanayi altyapısına sahip olduğuna dikkat çeken Karadeniz, mevcut potansiyelin doğru politikalar ve üretimi teşvik eden uygulamalarla çok daha yüksek katma değere dönüştürülebileceğini söyledi. "Rekabet gücümüz korunmalı" Küresel pazarlarda rekabetin her geçen gün daha da yoğunlaştığını belirten Karadeniz, Türkiye'nin üretim maliyetleri, finansman giderleri ve döviz kuru arasındaki dengenin ihracatçı açısından dikkatle yönetilmesi gerektiğini söyledi. Türk sanayisinin son yıllarda önemli ihracat başarıları elde ettiğini hatırlatan Karadeniz, bu başarının sürdürülebilir olması için üretim maliyetlerinin kontrol altında tutulmasının büyük önem taşıdığını belirtti. Plastik sektörünün çatı kuruluşu PLASFED Başkanı, Türk sanayisinin bugüne kadar tüm zorluklara rağmen üretmeye, yatırım yapmaya ve ihracatını artırmaya devam ettiğini belirtti. Türkiye'nin sürdürülebilir büyüme hedeflerine ulaşmasının yolunun üretimden, teknolojiden ve sanayiden geçtiğine dikkat çeken Karadeniz, “Bugün atılacak doğru adımlar yalnızca sanayiciyi değil, ihracatı, istihdamı ve ülkemizin küresel rekabet gücünü de güçlendirecek. Üreten, yatırım yapan ve katma değer oluşturan bir ekonomi, Türkiye'nin yeni büyüme döneminin en sağlam temeli olacak" diye konuştu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

En Karlı Yatırım Araçları Hangileri? Bu Yıl Hangi Yatırım Daha Çok Kazandırabilir? Haber

En Karlı Yatırım Araçları Hangileri? Bu Yıl Hangi Yatırım Daha Çok Kazandırabilir?

2026'da Yatırım Yaparken Nelere Dikkat Edilmeli? Yatırım kararı almadan önce piyasa koşulları, enflasyon, faiz oranları, döviz hareketleri ve küresel ekonomik gelişmeler yakından takip edilmeli. Uzmanlara göre tek bir yatırım aracına yönelmek yerine portföyü çeşitlendirmek, olası riskleri azaltmanın en etkili yollarından biri olarak öne çıkıyor. Yatırım sürecinde dikkat edilmesi gereken başlıca noktalar ise şöyle sıralanıyor: Risk seviyesini doğru belirlemekUzun vadeli yatırım stratejisi oluşturmakPiyasaları düzenli takip etmekFarklı yatırım araçlarını değerlendirmekAni kararlar yerine planlı hareket etmekAltın Güvenli Liman Özelliğini Koruyor Belirsizlik dönemlerinde yatırımcıların ilk tercihleri arasında yer alan altın, 2026 yılında da güvenli liman olma özelliğini sürdürüyor. Jeopolitik gelişmeler, merkez bankalarının politikaları ve küresel ekonomik görünüm altın fiyatları üzerinde belirleyici olmaya devam ediyor. Uzmanlar, özellikle uzun vadeli yatırım düşünenler için altının portföylerde önemli bir denge unsuru olabileceğini ifade ediyor. Borsa Uzun Vadede Dikkat Çekiyor Şirketlerin büyüme potansiyeline ortak olma imkânı sunan borsa, doğru hisse seçimi ve uzun vadeli bakış açısıyla yatırımcılar için önemli fırsatlar sunabiliyor. Uzmanlar, kısa vadeli fiyat hareketlerinden ziyade güçlü finansal yapıya sahip şirketlere odaklanmanın daha sağlıklı bir yatırım yaklaşımı olacağını vurguluyor. Mevduat Faizleri Hâlâ Tercih Ediliyor Faiz oranlarının yatırım kararları üzerindeki etkisi devam ediyor. Özellikle düşük risk tercih eden yatırımcılar için vadeli mevduat hesapları, düzenli getiri sağlaması nedeniyle dikkat çekiyor. Mevduat faizleri, piyasa koşullarına bağlı olarak değişiklik gösterdiğinden yatırımcıların güncel oranları takip etmeleri öneriliyor. Döviz Yatırımları Yakından İzleniyor Dolar ve euro gibi yabancı para birimleri, küresel ekonomik gelişmeler doğrultusunda yatırımcıların radarında yer almayı sürdürüyor. Döviz yatırımlarında yalnızca kur hareketlerine değil; merkez bankalarının faiz kararları, enflasyon verileri ve uluslararası piyasalardaki gelişmelere de dikkat edilmesi gerekiyor. Gümüş ve Değerli Metaller İlgi Görüyor Son yıllarda yatırımcıların ilgisinin arttığı gümüş, hem sanayi kullanım alanlarının genişlemesi hem de değerli metal olması nedeniyle alternatif yatırım araçları arasında gösteriliyor. Platin ve paladyum gibi diğer değerli metaller de belirli dönemlerde yatırımcıların ilgisini çekebiliyor. Kripto Varlıklarda Temkinli Yaklaşım Öneriliyor Kripto varlıklar yüksek getiri potansiyeli sunarken aynı zamanda yüksek risk de barındırıyor. Uzmanlar, bu alanda yatırım yapmayı düşünenlerin yalnızca kaybetmeyi göze alabilecekleri tutarlarla işlem yapmaları ve güvenilir platformları tercih etmeleri gerektiğini belirtiyor. Gayrimenkul Uzun Vadeli Yatırımcıların Gündeminde Konut, arsa ve ticari gayrimenkuller uzun vadeli yatırım araçları arasında önemini koruyor. Bölgesel gelişim potansiyeli, kira getirisi ve değer artışı beklentisi, yatırım kararlarında belirleyici faktörler arasında yer alıyor. Yenilenebilir Enerji Yatırımları Yükselişini Sürdürüyor Küresel enerji dönüşümüyle birlikte güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve enerji depolama sistemleri gibi alanlar da yatırımcıların ilgisini çekmeye devam ediyor. Özellikle enerji sektöründeki teknolojik gelişmeler ve sürdürülebilirlik odaklı yatırımlar, uzun vadeli büyüme potansiyeli taşıyan alanlar arasında değerlendiriliyor. Uzmanlardan Portföy Çeşitliliği Uyarısı Ekonomi uzmanları, 2026 yılında yatırım yaparken tek bir yatırım aracına bağlı kalmanın risk oluşturabileceğini belirtiyor. Altın, borsa, mevduat, döviz ve diğer yatırım araçlarının dengeli şekilde değerlendirildiği çeşitlendirilmiş bir portföyün, olası piyasa dalgalanmalarına karşı daha dayanıklı olabileceği ifade ediliyor. Yatırım kararlarının kişisel finansal hedefler, risk algısı ve yatırım süresi doğrultusunda verilmesi gerektiğini vurgulayan uzmanlar, yatırımcıların güncel ekonomik verileri ve piyasa gelişmelerini yakından takip etmelerinin önemine dikkat çekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.