Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekonomik Büyüme

Kapsül Haber Ajansı - Ekonomik Büyüme haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomik Büyüme haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Doğan Yatırım Bankası, Tam Finans’ın Blueorchard İle İmzaladığı Etki Odaklı Finansman İşlemine Aracılık Etti Haber

Doğan Yatırım Bankası, Tam Finans’ın Blueorchard İle İmzaladığı Etki Odaklı Finansman İşlemine Aracılık Etti

Doğan Yatırım Bankası, BOMF’in Türkiye’de ilk kez bir faktoring kuruluşuna finansman sağladığı bu işlemde, finansal danışman olarak yer aldı. Söz konusu finansman ile ülkemizdeki mikro ve küçük ölçekli işletmelerin finansman kaynaklarına erişiminin genişletilmesi, işletme sermayesi ihtiyaçlarının karşılanması ve sürdürülebilir büyümelerinin desteklenmesi hedeflenmektedir. Tam Finans CEO’su Hakan Karamanlı, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, “Tam Finans olarak mikro ve küçük ölçekli işletmelerin finansmana erişimlerini kolaylaştırmayı ve likidite çözümlerini artırmayı önceliklerimiz arasında görüyoruz. BlueOrchard ile gerçekleştirdiğimiz bu iş birliği, uluslararası finansman kaynaklarını müşterilerimizin likidite ihtiyaçlarıyla buluşturma hedefimiz doğrultusunda finansman ekosisteminin çeşitlendirilmesi ve finansal kapsayıcılığın yaygınlaştırılması açısından önemli bir adım niteliği taşıyor. Sağlanan finansmanla faktoring faaliyetlerimizi desteklerken, daha fazla KOBİ’nin finansman ihtiyaçlarına çözüm sunmayı ve sürdürülebilir büyümelerine katkıda bulunmayı amaçlıyoruz. Süreçte emeği geçen tüm paydaşlarımıza içtenlikle teşekkür ediyorum” dedi. BlueOrchard Kıdemli Yatırım Yöneticisi Irakli Gamkhvetelashvili, “Tam Finans’ın Türkiye genelinde mikro ve küçük ölçekli işletmelerin finansmana erişimini genişletme çalışmalarını desteklemekten memnuniyet duyuyoruz. KOBİ’ler istihdam, girişimcilik ve ekonomik büyüme açısından kritik öneme sahip olmakla beraber, işletme sermayesine erişim pek çoğu için önemli bir zorluk olmaya devam etmektedir. Bu finansman ihtiyaçlarına çözüm sunarak KOBİ’lerin faaliyetlerini güçlendirmelerine, yeni fırsatlara yatırım yapmalarına ve sürdürülebilir şekilde büyümelerine katkı sağlamayı, böylelikle Türkiye’de daha dayanıklı ve kapsayıcı ekonominin gelişimini desteklemeyi amaçlıyoruz” şeklinde konuştu. Doğan Yatırım Bankası CEO’su Hulusi Horozoğlu ise, “Tam Finans ile BlueOrchard arasında gerçekleştirilen bu önemli finansman işleminde finansal danışman olarak yer almaktan gurur duyuyoruz. Bu iş birliğinin, uluslararası finansman kaynaklarının ülkemizdeki mikro ve küçük işletmelerle buluşturulması ve finansal kapsayıcılığın güçlendirilmesi adına önemli bir değer yaratacağına inanıyoruz. Etki odaklı finansman yaklaşımımız ve uluslararası finansman alanındaki güçlü iş birliklerimiz ile ilerleyen dönemde de Türkiye’nin finansal ekosisteminin güçlendirilmesinde aktif rol üstlenmeye devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı Haber

Nato Zirvesi Sonrası Ticaretin Yeni Yol Haritası Ele Alındı

Küresel ticaret dengelerinin yeniden şekillendiği kritik bir dönemde uluslararası iş dünyasının güçlü temsilcilerini bir araya getiren ACE BPSC 2026 Zirvesi, Swissôtel The Bosphorus İstanbul’da devam etti. “İnovasyon, Yatırım, Teknoloji ve Ticaret için Girişimcilik: Daha Güçlü Bir Transatlantik Gelecek İnşa Etmek” başlığıyla düzenlenen zirvenin ikinci gününde de "NATO Zirvesi Sonrası Ticari ve Siyasi Gelişmeler" başlıklı panel gerçekleştirildi. TABA AmCHAM BAŞKAN YARDIMCISI DERİNKÖK: “GÜVENLİK POLİTİKALARI İLE EKONOMİ POLİTİKALARI BİRBİRİNDEN AYRI DÜŞÜNÜLEMEZ” 30 ülkeden 70 AmCham lideri ve Türkiye’den çok sayıda iş insanının katıldığı panelin açılış konuşmasını TABA-AmCham Başkan Yardımcısı H. Eren Derinkök yaptı. Derinkök, bugün artık güvenlik politikaları ile ekonomi politikalarını birbirinden bağımsız değerlendirmenin mümkün olmadığını ifade ederek, “Jeopolitik gelişmeler; ticaret yollarını, enerji güvenliğini, tedarik zincirlerini, teknoloji yatırımlarını, savunma sanayiini ve dolayısıyla doğrudan iş dünyasının kararlarını etkiliyor. NATO Zirvesi sonrasında ortaya çıkan gelişmeleri de bu geniş perspektiften değerlendirmek gerekiyor. Özellikle Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri arasındaki transatlantik ilişkilerin geleceği, Avrupa'nın güvenlik ve savunma alanındaki öncelikleri, artan savunma yatırımları ve bunların üretim, teknoloji ve ticaret üzerindeki etkileri önümüzdeki dönemin önemli başlıkları arasında yer alıyor.” dedi. AMCHAMS IN EUROPE (ACE) BAŞKANI VODNIK: “İSTİKRAR OLMADAN EKONOMİK BÜYÜME MÜMKÜN DEĞİL” Amchams in Europe (ACE) Başkanı Ajša Vodnik de konuşmasında güvenliğin yalnızca hükümetlerin ve orduların yetki alanında olmadığını ifade ederek, “İş dünyası olarak bizler; istikrar olmadan ekonomik büyümenin, inovasyonun ve küresel ticaretin var olamayacağını kabul etmeliyiz. Savaş ve çatışmalar tedarik zincirlerini bozar, pazarları yok eder ve hayatları mahveder.” diye konuştu. CONGAR: TRANSATLANTİK İŞ BİRLİĞİNDE HUKUKİ GÜVENCELERİN ÖNEMİ TABA-AmCham İngiltere Temsilcisi Av. Cem Congar da güvenlik alanındaki tercihlerin, enerji erişimi, teknoloji paylaşımı, yatırım ve ticaret kararlarında karşılık bulduğunu belirterek, “NATO'nun Ankara zirvesinde öne çıkan Transatlantik iş birliği ve sanayi kapasitesinin güçlendirilmesi hedefleri bu ilişkinin önemini bir kez daha ortaya koydu. Önümüzdeki dönemde siyasi iradenin ekonomik hayata nasıl yansıyacağını ve bu dönüşümün hangi hukuki güvencelerle destekleneceğinin üzerine birlikte düşünmemiz gerekmekte” dedi. Açılış konuşmalarının ardında panele geçildi. T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı Bekir Polat’ın moderatörlüğünde düzenlenen panelde, T.C. Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu, T.C. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel ve DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan yeni dönemdeki bölgesel ve küresel gelişmeleri iş dünyası perspektifinden değerlendirdi. TÜRKİYE’NİN UZUN VADELİ YATIRIM POTANSİYELİNE VURGU Panelin moderatörlüğünü üstlenen Bekir Polat, Türkiye’nin uluslararası yatırımcılar açısından sunduğu fırsatlara ve uzun vadeli yatırım perspektifinin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye, son 20 yılda yıllık ortalama yüzde 5,3 büyüyerek geçen yıl itibarıyla 1,8 trilyon dolarlık bir ekonomik büyüklüğe ulaştı ve son 20 yılda yaklaşık 300 milyar dolarlık uluslararası doğrudan yatırım aldı. Genç, dinamik nüfusu ile yine jeostratejik konumunu güçlendiren son 25 yıldaki 300 milyar doları aşan altyapı ve üst yatırımlarıyla ve kuvvetli bir reform ajandasıyla hala büyümeye devam ediyor. Özellikle uluslararası ortaklıklardaki uzun vade perspektifini çok önemsiyoruz. Bununla ilgili vermiş olduğum her zaman çok somut bir örnek var. Çok büyük bir Alman firmasının bir genişleme yatırımı vardı yakın bir zamanda. Sağ olsunlar açılış için davet etmişlerdi ve gittiğimizde sordum Alman firmaya siz kaç yıllık bir firmasınız? Biz 160 yıllık bir firmayız. Peki Türkiye'de ne zamandan beri faaliyetindesiniz? 116 yıldır Türkiye'deyiz dedi. Cumhuriyetimizden daha önce gelmişler. Bu önemli bir gösterge. Ülkenin şu anki resmine bakarak karar vericiler çok daha geniş bakıyorlar. Biz de ülkenin 5-10-15 yıllık aslında büyük resimde ülkemizin sunmuş olduğu fırsatları anlatmaya çalışıyoruz.” DIŞİŞLERİ BAKAN YARDIMCISI ÖZEL: “PARA GÜVENLİ BÖLGE ARAR” Dışişleri Bakan Yardımcısı Hacı Ali Özel de konuşmasında NATO Zirvesi’nin Türkiye’nin uluslararası konumuna etkilerini değerlendirdi. Özel, güvenlik ve yatırım arasındaki ilişkiye, çok taraflı iş birliklerine ve Türkiye’nin diplomatik kapasitesine vurgu yaparak şunları kaydetti: “Bazı siyasi gelişmeler ve söylemler sonrası NATO'ya bakışın da bazı noktalarda değiştiği bir dönemde bu zirvenin Türkiye'de yapılması hakikaten çok büyük bir ehemmiyet taşıyor. Bu zirve sonrası NATO biraz daha tek vücut haline geldi. NATO 3 olarak isimlendirilen bir söylemi vardı. Ve bu da sonuçlarını çok etkili kıldı. İşte bütün NATO üyesi ülkeleriyle birlikte NATO'nun gücü aslında biraz bu zirveyle beraber, söylemlerle ve uygulamalarla da upgrade olmuş oldu. NATO, 1950’li yıllarda Kore Harbi’nden sonra kurulmuş bir güvenlik organizasyonu. Peki iş adamlarının NATO ile ne ilişkisi var? Malum, para güvenli bölge arar. Güvensiz bölgelerden güvenli bölgelere para akışı geçer. 21. yüzyılda çatışmaların arttığı bir dönemde bu ilişki daha sık bir ilişki haline geldi. Bunu çok görüyoruz. Daha girift hale geldi. Bu bağlamda NATO zirvesi Ankara deklarasyonuyla beraber yapılan açıklamalar, 50 milyar dolarlık bir hedef konması, bunlar son derece önemli. Bu bakımdan ben öyle ümit ediyorum ki kısa ve orta vadede uzun vadedeki etkilerinin çok daha büyük olacağını düşünüyorum. Ülkemize siyasi, ticari, ekonomik ve diğer konular hatta kültürel açıdan çok büyük etkilerinin olacağını bekliyoruz. Biz hemen NATO zirvesi sonrasında yaptığımız ikili görüşmelerde bunun nasıl bir momentuma sahip olduğunu gerçekten açık ve net gördük. Onu ifade edeyim. Çünkü 32 tane NATO üyesi ülke var. Bir de bu ülkelerin birlikte çalıştığı dünyada başka ülkeler var. Yani bunların hepsini büyük resmi gördüğümüzde bir çarpan etkisi yapmak suretiyle katma değere dönüşeceğini umuyorum.” TİCARET BAKAN YARDIMCISI TUZCU: “TÜRKİYE’Yİ MERKEZE ALMAYAN HİÇBİR YAKLAŞIM GÜVENLİ BİR TİCARET ZEMİNİ OLUŞTURAMAYACAK” Küresel ticaretin değişen yapısına, tedarik zincirlerinin güvenliğine ve Türkiye’nin transatlantik ekonomik ilişkilerindeki rolüne değinen Ticaret Bakan Yardımcısı Mustafa Tuzcu da NATO Zirvesi sonrasında üretim ve savunma sanayisinde ortaya çıkan fırsatları şu sözlerle değerlendirdi: “Küresel ticarette aslında bir azalma yok. Ama coğrafya ve sektörlerde bir değişim var. Artık küresel ticaret daha Asya'ya, daha doğuya doğru gitmeye başladı. Burada şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki geçtiğimiz yıl küresel ticaret hacmi düşmedi. Peki değişen ne? Aslında küresel dünya daha da entegre haline geldi. Ama oyuncular ve sektörler değişti. Burada kendisini daha iyi konumlayanlar, daha düşük konumlayanlar ayrışmaya başladılar. Avrupa, bunun soru işaretlerini yaşıyor. Avrupa Birliği ülkeleri büyümelerinde, ihracatlardaki yükseltmede, verimlilikte kendileri ile ilgili olarak bir öz eleştiriye, sanayiyi tekrar toparlayacak yeni programlara, planlara girişmeye başladılar. Fakat son dönemde ıskalanan bir şey var. Bu da artık küresel ticaretin güvenlikle tam anlamıyla örtüşmesi. Bir ticaretteki varlığımız artık sadece tarifelerin düşürülmesi değil, sadece liberalizasyon değil, artık hem tedarik güvenliği, hangi ürünü kimden alacağımız, bu tedariğin güvenli olarak devam edip etmeyeceği, hem lojistik koridorların güvenli olarak devam edip etmeyeceği, verinin kendisi kimde kalacağı, bu verinin kimlerle paylaşılacağı, bunlar tekrar sorgulanmaya başladı. Bu sorgulamanın temelinde pandemi bir etkendi. Pandemiden sonra savaşlar, Rusya-Ukrayna ile başlayan savaş ve sonrasında devam eden savaşlar ve özellikle belli kritik hammaddelerin belli coğrafyalarda kalmış olması ülkelerin hem kritik hammaddelere hem veriye hem teknolojiye hem ticarete bakışını değiştirdi. Bugün Avrupa Birliği kritik hammaddeler yasasını çıkardı biliyorsunuz. 2030 yılına kadar Avrupa Birliği kritik hammaddelerin en az %10'unu kendisinden çıkarılmasının %35'inin de kendisine işlenmesini hedefliyor. Bununla beraber de bunu tek başına yapamayacak. Bunun da en büyük perspektifini bizlere veren NATO oldu. NATO aslında ortaya çıkardı ki bizim hem savunmada ama aynı zamanda üretimde bir araya gelip planlamalarımızı birlikte ve bir uyum içerisinde yapmamız gerekiyor. Türkiye burada çok kritik bir oyuncu. Ben G20 toplantısında şunu gördüm ki tüm ülkeler hem bağlantısallık için lojistik ve enerji koridorlarının sağlanması için Türkiye'ye çok ihtiyaçları var. Tüm koridorlar Türkiye üzerinden geçiyor. Enerji koridorları da lojistik koridorları da Türkiye ülkelerinin üzerinden geçiyor ve çok ihtiyaçları var. Ve G20 toplantılarında da ortaya çıktı ki Türkiye'yi bir merkeze almayan hiçbir yaklaşım güvenli bir ticaret ve sanayi zemini ortaya çıkartmayacak.” TÜRKİYE-ABD TİCARETİNDE 100 MİLYAR DOLARLIK HEDEF Tuzcu, ABD ve Türkiye arasındaki 100 milyar dolarlık ticaret vizyonunun gerçekleşmesinin önünde bir engel olup olmadığına ilişkin soruyu da şöyle yanıtladı: “Bu soruya engel yok diyemeyeceğiz tabii ki. Bu engellerin bir kısmı Türkiye'nin karşı karşıya olduğu engeller. Bir kısmı da Amerika'nın ticaretteki yeni kural seti ile ilgili engeller. Ancak şunu ifade edeceğim. 100 milyar dolarlık hedefi çok gerçekçi bir hedef. Amerika yaklaşık 32 trilyon dolarlık bir gayrisafi yurt içi hasılası var. 3 trilyonluk bir ithalatı var. Çok büyük bir ithalat pazarı var ve bu pazar içerisinde aslında karşılıklı ticari 100 milyar dolar olması çok yönlendirilebilir. Fakat Amerika'nın 2018 sonrası ortaya koyduğu vizyon içerisinde korumacılık belirleyici ve Amerika içerisine yatırımı önceleyen bir değerlendirme var ve bu değerlendirmenin de iki tane temel sorunu ortaya çıkardığını görüyoruz. Bir tanesi tarifelere aşırı yüklenme ve vergileri özellikle belli sektörlerde çok fazla arttırma. Daha büyük bir maliyet oluşturacak bir sorun da öngörülemezlik. Yatırımla ilgili olarak hem bizim firmalarımızın Amerika'da yapacağı yatırımlarda hem Amerikan firmalarının Türkiye'de yapacağı yapımlarda da, bu öngörülmezlik sorunu bir son bulacak. Biz Amerikalı muhataplarımızla çok yakın bir içerisindeyiz.” ÇETİNDOĞAN: “İŞ DÜNYASI AÇISINDAN KARAR VERİRKEN SADECE SİYASİ HAVAYA BAKMAK YETELİ DEĞİL” DEMSA Yönetim Kurulu Başkan Vekili Demet Sabancı Çetindoğan da Türkiye ile ABD arasındaki ilişkilerde oluşan olumlu atmosferin kalıcı yatırımlara dönüşebilmesi için yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve doğru ortaklık modellerinin önemine işaret etti. Çetindoğan, konuşmasına şöyle devam etti: “Bugün Türkiye ile Amerika arasındaki ilişkilerde olumlu bir atmosfer var. Fakat iş dünyası açısından karar verirken sadece siyasi havaya bakmak yeterli değil. Örneğin gümrük tarifeleri, savunma sanayi üzerindeki kısıtlamalar, finansmana erişim, yatırım mevzuatı, yaptırımlar, ihracat kontrolleri mutlaka masada olması gerekiyor. Özellikle sınır ötesi ortaklıklarda teknoloji transferi ve ihracat izinleri de çok önem arz ediyor. Bir diğer konu da jeopolitik belirsizlik. Bugün Amerika-Çin ilişkilerinden Rusya-Ukrayna savaşına, enerji güvenliğinden bölgesel çatışmalara kadar birçok gelişen ticaretin birçok gelişme ticaretin yönünü değiştirebiliyor. Dolayısıyla şirketlerin yalnızca bugünkü tabloya değil farklı senaryolara da hazırlıklı olması gerekiyor. Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var. Biz farklı güç merkezleriyle aynı anda ilişki kurulabilen bir ülkeyiz. Bu nedenle Türkiye'nin dengeli dış politika yaklaşımının İş dünyası açısından önemli bir güven unsuru olduğu da muhakkak. Şirketler açısından baktığımızda en önemli risklerden biri siyasi yakınlaşmayı otomatik olarak ticari fırsat olarak düşünmek. Bir ülke ile ilişkilerin iyi olması, her sektör için yatırım ortamının yatırım ortamının aynı ölçüde uygun olduğu anlamına gelmiyor. Her şirket kendi sektörünün risklerini, finansman maliyetini, kur riskini, gümrük koşullarını ve mevzuatı ayrı ayrı değerlendirmek zorunda. Ben bu nedenle şirketlerin büyük ve geri dönüşümü zor yatırımlardan önce daha esnek modellerle başlamasını doğru buluyorum. Bir yatırımın arkasında çok iyi bir finansal plan olabilir ama o planı hayata geçirecek doğru ekip yoksa sürdürebilirliği zor oluyor. Bu nedenle ben uluslararası ortaklıklarda bu konulara ehemmiyet veriyorum. Birincisi doğru ortak. Sadece finansal gücü değil, vizyonu ve iş yapma kültürü de birbirine yakın ortaklıklar seçilmeli. İkincisi yerel bilgi. Girdiğimiz pazarı gerçekten anlamadan sadece dışarıdan bakarak karar vermemek gerekiyor. Üçüncüsü uzun vadeli perspektif. Her yatırımın ilk sonuç vermesini beklememek gerekiyor. Dördüncüsü ise esneklik ki bu çok önemsediğim bir alan. Dünya çok hızlı değişiyor. Dolayısıyla yatırım modellerinin de değişen koşullara uyum sağlayacak şekilde tasarlanması gerekebiliyor. Benim için uluslararası iş birliğinin en değerli tarafı da aslında burada. Birlikte sadece sermaye koymak değil, birbiri deneyiminden, teknolojisinden ve pazar bilgisinden faydalanmak. Türkiye'nin bu anlamda sadece yatırım alan değil, yatırım yapan, ortaklık kuran ve bilgi üreten bir ülke konumunda olmasını ve bu şekliyle güçlenmesini arzu ediyorum.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ali Y. Koç: “Elektrifikasyon Hedefinin Gerçekleşmesi, Ülke Olarak Rekabet Gücümüzü Artırır” Haber

Ali Y. Koç: “Elektrifikasyon Hedefinin Gerçekleşmesi, Ülke Olarak Rekabet Gücümüzü Artırır”

COP31 Küresel İş Ortağı Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, “Oksijen İklimin Ötesinde: Antalya’ya Doğru” zirvesinde Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol ile bir araya geldi. COP31 öncesinde Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen buluşmada; küresel enerji dönüşümü, rekabetçilik ve iş dünyasının dönüşüm sürecindeki rolü değerlendirildi. Ali Y. Koç ve Dr. Fatih Birol, gazeteci Barçın Yinanç’ın moderatörlüğünü üstlendiği oturumda, COP31’e giden süreçte enerji dönüşümünün ekonomik büyüme ve rekabetçilik üzerindeki etkilerini ele aldılar. Yeşil dönüşüm yatırımlarını teşvik edecek bir ortamın sağlanmasını önemli bulduğunu kaydeden Ali Y. Koç, “Doğası gereği yenilenebilir enerji yüzde 100 üretim yapamıyor, yani 7/24 çalışamıyor. Bugün geldiğimiz noktada yüzde 61 üretim kapasitesi, enerji tüketiminin yüzde 40'ını karşılıyor. Bu arayı kapatabilmek için ciddi anlamda şebeke yatırımlarına ve depolamaya ihtiyacımız var. Bu durum, aynı zamanda iş dünyası için potansiyel sunuyor. Şu anda dünyadaki depolama kapasitesinin 6 misline ihtiyaç var. Dolayısıyla kamunun da iş dünyasına yeşil dönüşüm için yatırım yapabileceği iklimi, yatırımcıyı cezbedecek ortamı sağlaması gerekiyor” dedi. Ali Y. Koç: “İklim, rekabeti belirleyen önemli bir faktör haline geldi” Uluslararası rekabette enerji, finansman, teknoloji, jeopolitik gibi konuların hiç olmadığı kadar birbirine bağlı olduğunu kaydeden Koç, “İklim daha önce bugün olduğu kadar rekabet faktörü değildi. Örneğin sınırda karbon maliyetlendirmesi veya iklimle ilgili teşvikler gibi bu alandaki düzenlemeler ülkeden ülkeye değişiyor. Avrupa'daki enerji maliyeti Amerika'nın iki katı. İşin maliyeti de rekabeti çok etkiliyor” ifadelerini kullandı. Çinli şirketlerin dünyada bu kadar pazar payının artmasının arkasında kamu desteklerinin olduğunu belirten Koç, Çin’in stratejik bağımsızlık perspektifi doğrultusunda uzun yıllardır elektrifikasyonu önceliklendirdiğine dikkat çekti. Ali Y. Koç: “Finans kuruluşları ile finansmana ihtiyacı olan ülkeleri birleştirmek önemli” Koç Holding’in COP31’in Küresel İş Ortaklığı’na değinen Koç, “Hem ülkemizin ev sahipliğine katkı verebileceğimiz için hem de yaptıklarımızı anlatabileceğimiz için heyecanlıyız. Yeni iş birliklerini, teşvikleri, o ağın içinde hem yurt içi hem yurt dışı yeni yatırım imkanlarını sağlayabileceğimizi, geliştirebileceğimizi düşünüyorum” dedi. COP31 Başkanlığının net bir yol haritası olduğunu kaydeden Koç, “Uluslararası Enerji Ajansı, 2035'te enerji tüketiminin yüzde 35'inin elektrik olması hedefinin yüzde 33 olarak gerçekleşeceğini söyledi. Demek ki 2035’te %35 hedefi koyarak gerçekten erişilebilir bir rakamdan bahsediyoruz. Hatta hedefe ulaşıldığı takdirde, özellikle bizim gibi enerjisi ithalata bağımlı ülkelerin enerji maliyetlerinin 400 milyar dolar daha azalacağı öngörülüyor. Bu, daha rekabetçi olabileceğiz demek” dedi. Dünyada sermaye eksikliği olmadığını belirten Koç, “Ülkelerin iklim hedefleri, dönüşüm planları, enerji güvenliği ve bağımsızlığına yönelik projeleri için finansmana ihtiyacı var. Finans kuruluşlarının finansman vermek istediği projeler var, fakat yeterince uygun proje bulamıyorlar. Finans kuruluşları ile finansmana ihtiyacı olan ülkeleri birleştirmek önemli” dedi. Fatih Birol: “Elektrifikasyon çevreye pozitif etkisinin yanı sıra enerji güvenliği açısından da son derece önemli” Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol ise konuşmasında COP31’de elektrifikasyonla ilgili verilecek taahhütlerin önemine değindi. Birol: “Antalya'da COP31 bittiği zaman, örneğin 150 ülke ‘Dünyadaki şu anda elektriğin toplam enerjideki %23 olan payını 2035’de %35’e çıkarmayı hedefliyoruz’ diye bir bildirgenin altına imza atsa, bu sadece bir siyasi belge olarak kalmaktan çıkacak, piyasalara, yatırımcılara yön verecek” dedi. Birol ülkelerin bundan sonra elektrifikasyon alanında yapacakları yatırımların, alacağı tedbirlerin son derece önemli olduğuna değindi ve “Özellikle bizim gibi enerjiyi ithal eden ülkeler için yatırımlar önemli. Çünkü bizim ithalat rakamlarımız düşecek. Cari açığımızın büyük bir kısmı petrol, doğal gaz kullanımlarından geçiyor. Onlar düşecek. Çevreye pozitif etkisi olacak ve de elektrifikasyon enerji güvenliği açısından son derece önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Akbank, Girişimci Kadınları Destekleyen Uygulamalarıyla Birleşmiş Milletler Raporunda Yer Alan Tek Türk Bankası Oldu Haber

Akbank, Girişimci Kadınları Destekleyen Uygulamalarıyla Birleşmiş Milletler Raporunda Yer Alan Tek Türk Bankası Oldu

Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI), Sorumlu Bankacılık Prensipleri Finansal Sağlık ve Kapsayıcılık Taahhüdü’nün 2021-2026 dönemindeki sonuçlarına dair raporunu yayımladı. Taahhütte bulunan bankaların ilerlemesinin değerlendirildiği raporda Akbank, vaka çalışmasıyla yer alan tek Türk bankası oldu. Konuya ilişkin yaptığı açıklamada Akbank Genel Müdürü Kaan Gür şunları paylaştı: “Akbank’ta müşterilerimizin ihtiyaçlarına finansmanın ötesinde, bilgiye, yetkinliğe ve büyümeye erişimi kapsayan bütüncül bir anlayışla yaklaşıyoruz. Kadınların iş dünyasında daha güçlü yer almasının, ekonomik büyüme ve kapsayıcı kalkınma için önemli olduğuna inanıyoruz. Kadın liderliğindeki KOBİ’lere yönelik çalışmalarımızı da bu anlayışla yürütüyoruz. Çalışmalarımızın UNEP FI küresel raporunda Türkiye’den tek vaka çalışması olarak yer almasını çok değerli buluyoruz. Finansmanı, girişimci kadınların gelişimini destekleyen çözümlerle buluşturan yaklaşımımızı daha da genişletmeye ve ülkemizin sürdürülebilir büyümesine katkıda bulunmaya devam edeceğiz." KOBİ kadınlar için bütüncül model Vaka çalışması, bankanın kadın liderliğindeki KOBİ’lerin finansmana ve büyümeye erişimini güçlendiren bütüncül kapsayıcılık modeline odaklanıyor. Bu yaklaşımın merkezindeki Kadın KOBİ Paketi’yle Akbank, finansal çözümleri bilgi ve yetkinlik programlarıyla destekliyor. Bugüne kadar 22 binden fazla işletmeye ulaşan ve dış ticaretten dijital pazarlamaya, e-ticaretten sürdürülebilirliğe eğitimler sunan Akbank Dönüşüm Akademisi çatısı altında, kadın liderliğindeki işletmelere özel programlar sunan banka, STK ve platform iş birlikleriyle de eğitim, mentorluk ve iş ağı olanakları sağlıyor. Akbank, yıllık hedefini üç yıl üst üste aştı, 2030 için yeni hedef belirledi UNEP FI Finansal Sağlık ve Kapsayıcılık Taahhüdü kurucu imzacılarından biri olan Akbank, 2022-2025 yılları arasında, finansal dayanıklılığı veya sürdürülebilir büyümeyi destekleyen en az bir yeni finansal ürüne erişen kadın KOBİ müşterilerinin sayısını her yıl %10 artırmayı taahhüt etmişti. Banka bu hedefi raporlanan üç yılın tamamında başarıyla aştı. 2025 sonuna kadar bu segmentteki müşteri tabanı %60’ın üzerinde büyütürken, kredi bakiyesini 8 katına yükseltti. Akbank, 2025 sonuna kadar geçerli olan finansal kapsayıcılık hedefini başarıyla tamamlamasının ardından bu taahhüdünü 2030’a dek uzattı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Avrupa’da Yatırım Çeken Ülkeler Arasında Öne Çıktı Haber

Türkiye Avrupa’da Yatırım Çeken Ülkeler Arasında Öne Çıktı

Uluslararası danışmanlık şirketi EY’ın hazırladığı Avrupa Çekicilik Araştırması’nın (European Attractiveness Survey) sonuçları açıklandı. Araştırma; Avrupa’nın küresel ekonomik ve jeopolitik belirsizliklere rağmen uluslararası yabancı yatırımcılar açısından önemli bir cazibe merkezi olmayı sürdürdüğünü ortaya koyuyor. Türkiye’de yabancı yatırımlar %20 arttı Avrupa genelindeki düşüş eğilimine rağmen Türkiye, Polonya ve İspanya gibi ülkeler yatırım performanslarıyla dikkat çekti. Bir önceki yıl doğrudan yabancı yatırımda beşinci sırada yer alan Türkiye’de doğrudan yabancı yatırım projeleri %20 artarak dördüncü sıraya yükseldi ve proje sayısı 383 olarak gerçekleşti. Polonya’da bu oran %10, İspanya’da ise %7 olarak gerçekleşti. Araştırma, bu performansın arkasında; güçlü yetenek havuzları, mevcut iş hacmi, yatırım dostu uygulamalar, vergi teşvikleri, yerel yetkinlik geliştirme programları ve dijital altyapı yatırımlarının bulunduğunu ortaya koyuyor. Fransa, Birleşik Krallık ve Almanya’da yabancı yatırımı geriledi Araştırmaya göre; yabancı yatırımlar geçen yıla kıyasla Fransa’da %17, Birleşik Krallık’ta %14 ve Almanya’da %10 düşüş gösterdi. Fransa’da yaşanan siyasi belirsizlikler, Birleşik Krallık’ta ticari sürtüşmeler ve artan vergi yükleri, Almanya’da ise enerji maliyetleri ve Çin’den gelen talebin zayıflaması yatırımcı güvenini olumsuz etkileyen temel unsurlar arasında yer aldı. Yabancı yatırımcıların Avrupa’ya ilgisi sürüyor Avrupa; zayıf ekonomik büyüme, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalar, ABD ile yaşanan ticari gerilimler ve Ukrayna’daki gerilim ile Orta Doğu’daki anlaşmazlıkların devam eden etkileri nedeniyle önemli zorluklarla karşı karşıya kalıyor. Buna rağmen, 2025 yılında doğrudan yabancı yatırım projelerinde görülen sadece %7’lik düşüş, Avrupa’nın temel ekonomik ve kurumsal avantajlarının dirençli kalmaya devam ettiğini gösteriyor. Öte yandan Avrupa’da doğrudan yabancı yatırım projeleri kapsamında yaratılan istihdam sayısının %25 gerilediği görülüyor. Bu durum, yatırımcıların mevcut ekonomik ortamda daha seçici ve daha küçük ölçekli yatırımlara yöneldiğine işaret ediyor. Yapay zekâ, savunma sanayi ve düşük karbonlu enerji yatırımları yükselişte 2025 yılında Avrupa’da yapay zekâ odaklı doğrudan yabancı yatırım proje sayısı %96 artış gösterdi. Bu projeler 14.000’in üzerinde yeni istihdam yaratarak bir önceki yıla göre %41 daha fazla istihdam sağladı. Savunma sektöründe doğrudan yabancı yatırım proje sayısı %84 artarak yaklaşık 7.000 kişilik yeni istihdam yarattı. Yatırımlarda; hava sistemleri, insansız hava araçları, uzay teknolojileri, mühimmat, füze sistemleri ve kara savunma teknolojileri öne çıkan alanlar arasında yer aldı. Düşük karbonlu enerji sektöründeki yatırımlar ise %25 artış gösterdi. Otomotiv, kimya ve sağlık yatırımları geriledi Yüksek büyüme potansiyeline sahip sektörlerde artış yaşanırken, Avrupa’nın geleneksel sanayi alanlarında düşüş gözlendi. Otomotiv sektöründeki yatırımlar %11, kimya sektöründeki yatırımlar %19 ve sağlık üretimi alanındaki yatırımlar ise %28 oranında geriledi. ABD ve Almanya kaynaklı yatırımlar yavaşlıyor 2019–2025 döneminde ABD ve Almanya’dan Avrupa’ya yapılan yatırımlar sırasıyla %38 ve %28 düştü. ABD’li şirketler, ticaret politikalarındaki belirsizlikler ve yerel yatırımları teşvik eden politikalar nedeniyle Avrupa yatırımlarında daha temkinli davranırken, Alman şirketleri ise artan maliyetler, zayıflayan Çin talebi ve yoğunlaşan küresel rekabet baskısıyla karşı karşıya bulunuyor. Yatırımcılar kısa vadede temkinli, uzun vadede ise iyimser Araştırmaya katılan şirketlerin %54’ü önümüzdeki bir yıl içerisinde Avrupa’da yeni faaliyet kurmayı veya mevcut faaliyetlerini genişletmeyi planlıyor. Katılımcıların %41’i jeopolitik gerilimler ve çatışmaları Avrupa’nın yatırım çekiciliği açısından en önemli risk olarak değerlendirirken; makroekonomik koşullar, ticaret engelleri ve artan regülasyon yükü de öne çıkan diğer risk unsurları arasında yer alıyor. Geçtiğimiz yıla göre regülasyon ve bürokratik karmaşıklığa ilişkin kaygıların yeniden yükselişe geçtiği görülüyor. Bu nedenle Avrupa Birliği, şirketler üzerindeki idari yükü azaltmaya yönelik kapsamlı sadeleştirme çalışmalarını sürdürüyor. Avrupa uzun vadeli yatırım çekiciliğini koruyor Araştırmaya katılan şirketlerin %60’ı Avrupa’nın önümüzdeki üç yıl içerisinde yatırım çekiciliğinin artacağını öngörüyor. Avrupa’nın geniş ve erişilebilir pazarı, güçlü altyapısı, sürdürülebilirlik alanındaki liderliği, inovasyon kapasitesi ve yüksek nitelikli iş gücü yatırımcıların en çok önem verdiği avantajlar arasında yer alıyor. Katılımcılar aynı zamanda Avrupa’nın rekabetçilik ve verimlilik alanlarında ihtiyaç duyduğu dönüşümü gerçekleştirebileceğine de inanıyor. Şirketlerin %52’si Avrupa’nın yatırım ortamını güçlendirecek stratejik kararları hayata geçireceğini düşünürken, yalnızca %21’i bu konuda olumsuz görüş bildiriyor. Avrupa’nın planlarını uygulamaya dönüştürmesi gerekiyor Araştırma kapsamında görüşülen 500 yatırım lideri, Avrupa’nın küresel rekabet gücünü koruyabilmesi için öncelikle küçük ve orta ölçekli işletmelerin daha güçlü şekilde desteklenmesi, enerji maliyetlerinin azaltılması ve stratejik sektörlere yönelik teşviklerin artırılması gerektiğini vurguluyor. Bununla birlikte yatırımcılar, vergi sistemlerinin sadeleştirilmesi, dijital inovasyonun hızlandırılması ve rekabetçiliği artıracak politikaların kararlılıkla uygulanmasının Avrupa’nın uzun vadeli yatırım çekiciliğini daha da güçlendireceği görüşünü paylaşıyor. EY-Parthenon Türkiye Başkanı Özge Gürsoy araştırmayla ilgili şunları söyledi: “EY Avrupa Çekicilik Araştırmamızın sonuçları; jeopolitik dalgalanmaların, ticarette artan kısıtlamaların ve ekonomik belirsizliklerin küresel yatırım ortamını yeniden şekillendirdiğini gösteriyor. Ancak tüm bu zorluklara rağmen Avrupa’nın, yabancı yatırımlar açısından dayanıklılığını koruyan ve yatırımcılar için cazibesini sürdüren bir merkez olmaya devam ettiğini görüyoruz. Bu anlamda Türkiye’de oldukça iyi bir ivme kaydetmiş durumda. 2024 yılı sonuçlarında doğrudan yabancı yatırımda beşinci sırada yer alan Türkiye, 2025 yılında dördüncü sıraya yükselerek doğrudan yabancı yatırım projelerini %20 artırdı ve toplam proje sayısını 383’e çıkardı. Araştırmamızdan yatırımların giderek daha seçici hale geldiğini; yapay zekâ, savunma ve enerji gibi yüksek büyüme potansiyeline sahip stratejik alanlara ve güçlü yetkinlik ekosistemlerine sahip şehir ve bölgelere yöneldiğini gözlemliyoruz. Araştırmanın, yatırım kararlarında artık tek bir belirleyici unsurun olmadığı gerçeğini ortaya koyuyor. Teknolojik dönüşüm, insan kaynağına erişim, regülasyonlar, jeopolitik gelişmeler, enerji maliyetleri, ham madde ve tedarik zinciri dinamikleri gibi birçok unsur eş zamanlı olarak yatırım stratejilerini etkiliyor. Bu nedenle şirketler için asıl rekabet avantajı, değişimi öngörebilme ve yatırımlarını doğru zamanda, doğru sektöre ve doğru coğrafyalara yönlendirebilme yetkinliğinde yatıyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel İnşaat Sektörünün Kalbi Ankara’da Atıyor Haber

Küresel İnşaat Sektörünün Kalbi Ankara’da Atıyor

Etkinliğin açılış konuşmalarını T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Chris Bryant, Kırgızistan İnşaat, Mimarlık, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanı Oruntaev Nurdan Kemelovich, Gine Şehircilik ve İskan Bakanı Mohamed Lamine Sy Savane, Finlandiya’nın Türkiye Büyükelçisi Pirkko Mirjami Hämäläinen ve TMB Başkanı M. Erdal Eren gerçekleştirdi. Türkiye Müteahhitler Birliği (TMB), inşaat sektörünün dönüşümüne yön verecek konuların ele alınacağı zirvede sektörün tüm paydaşlarını aynı çatı altında buluşturuyor. Profesyoneller, karar vericiler, yatırımcılar, kamu temsilcileri, teknoloji sağlayıcıları, finans kuruluşları, akademi dünyası ve uluslararası sektör temsilcilerinin katılımıyla başlayan Zirve, inşaat sektörünün geleceğine ilişkin önemli görüş alışverişlerine ev sahipliği yapıyor. İnşaatın geleceği Ankara’da konuşuluyor Günümüzde inşaat sektörü; ileri teknolojilerin benimsenmesi, dijital dönüşümün hızlandırılması, verimliliğin artırılması, karbon salımlarının azaltılması, sürdürülebilirliğin güçlendirilmesi ve dijital alanlardaki nitelikli iş gücü ihtiyacının karşılanması gibi önemli başlıklarla karşı karşıya bulunuyor. Bu kapsamda düzenlenen İnşaat Zirvesi Türkiye 2026’da, inşaat sektörünü yeniden tanımlayan en son yenilikler, sürdürülebilir çözümler ve kaliteli yapı malzemeleri sektör temsilcilerinin gündemine taşınıyor. Zirve kapsamında yer alan uluslararası sergi alanlarında katılımcılar, sektörün en yeni ürünlerini, teknolojilerini ve uygulamalarını yakından inceleme fırsatı buluyor. İki gün boyunca devam edecek olan Zirve’de; dijital dönüşüm ve sürdürülebilirlikten büyük ölçekli projelerin finansmanına, ileri teknolojilerden geleceğe hazır yetkinliklerin geliştirilmesine kadar sektörün gündemindeki kritik başlıklar üst düzey panel oturumlarında değerlendiriliyor. Küresel ölçekte bilgi paylaşımının teşvik edilmesi ve sektörün karşı karşıya olduğu dönüşüm süreçlerine ilişkin farklı perspektiflerin ortaya konulması hedeflenen zirve, inşaat ve yapılı çevre ekosisteminin tüm bileşenlerini buluşturuyor. Üst düzey katılım İnşaat Zirvesi Türkiye (CST) 2026’nın açılışında T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Chris Bryant, Kırgızistan İnşaat, Mimarlık, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanı Oruntaev Nurdan Kemelovich, Gine Şehircilik ve İskan Bakanı Mohamed Lamine Sy Savane, Finlandiya’nın Türkiye Büyükelçisi Pirkko Mirjami Hämäläinen ile Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren yer aldı. Açılış konuşmalarında inşaat sektörünün küresel ölçekte karşı karşıya olduğu dönüşüm süreçleri, uluslararası iş birliklerinin geliştirilmesi, sürdürülebilirlik ve dijitalleşme başlıkları ele alındı. İnşaat sektörü enflasyonla mücadeleye katkı sağlıyor T.C. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz, açılışta yaptığı konuşmasında “Bu zirvenin, sektörün geleceğine yön verecek değerlendirmelere, yeni iş birliklerine ve ortak vizyonun geliştirilmesine katkı sağlayacağına inanıyorum. İnşaat sektörü ülkemizin büyümesi ve kalkınması açısından önemli bir role sahiptir. Enflasyonla mücadele programımıza da önemli katkılar sunmaktadır. Sosyal konut programlarından demiryollarına, enerji alanındaki yatırımlardan altyapı projelerine kadar pek çok alanda sektörümüz önemli görevler üstlenmektedir. İnşaat sektörü, yapı malzemeleri başta olmak üzere çok sayıda girdinin kullanıldığı, nihai tüketim ürünleri alanında birçok sektörü tetikleyen bir yapıya sahiptir. Geçtiğimiz yıl ekonomi yüzde 3,6 büyürken, inşaat sektörü yüzde 10,8’lik büyüme performansı kaydetmiştir. Bu büyümede deprem bölgesindeki yeniden inşa çalışmalarının önemli etkisi bulunmaktadır. Yaklaşık 14 milyon nüfusu etkileyen büyük bir afetin ardından bölgede yeniden inşa çalışmalarını hızla ve profesyonel bir şekilde yürüttük. 440 bin konut çok kısa sürede tamamlandı. Yollar, şehir altyapıları ve üstyapı çalışmaları hızlı bir şekilde hayata geçirildi” dedi. Körfez bölgesi müteahhitler için önemli T.C. Ticaret Bakanı Prof. Dr. Ömer Bolat, açılışta yaptığı konuşmada, dünya ekonomisinin zor günlerden geçtiğini belirterek, ABD ile İran arasında sağlanacak bir barış mutabakatının dünya ekonomisine, dünya siyasetine, dünya huzuruna, istikrarına ve gelişimine katkı sağlamasını temenni etti. Müteahhitlik sektörünün yaklaşık 250 alt sektöre kaynaklık ettiğini ifade eden Bolat, “Dünyada en fazla ticaret yapılan alanlar arasında hizmetler sektörü öne çıkmaktadır. Yurt dışı müteahhitlik sektörümüz dünyada ikinci sırada yer alıyor. 138 ülkede 13 bini aşan proje gerçekleştirmiş olmamız göğsümüzü kabartıyor. Türk müteahhitlik sektörü, Sayın Cumhurbaşkanımızın hedefleri doğrultusunda ülkemizde son 23 yılda gerçekleştirilen ulaştırma, altyapı ve üstyapı projelerinde önemli roller üstlenmiştir. Ukrayna'da üstlendiğimiz proaktif rol, Orta Asya'daki yakın ilişkilerimizle kazanılan projeler, Balkanlar'da kazanılan projeler, Afrika'da yaklaşık 100 milyar dolarlık projeler müteahhitlerimizin gücünü göstermektedir. Körfez bölgesinde alternatif koridorların oluşturulması, Suriye ve Ukrayna'nın yeniden imarı uluslararası müteahhitlik sektörü için önemli alanlardır” dedi. ‘Yeni iş birliği fırsatlarından memnuniyet duyuyorum’ Birleşik Krallık Ticaret Bakanı Chris Bryant ise konuşmasında, “Birleşik Krallık ve Türkiye, büyük altyapı projelerini hayata geçirme ve dünyanın dört bir yanında birlikte fırsatlar yaratma konusunda güçlü bir geçmişe sahiptir. İnşaat sektöründe özellikle ideal ortaklarız; çünkü şantiyeye farklı ancak birbirini tamamlayan beceri ve deneyimler getiriyoruz. Türk müteahhitlik uzmanlığını, Birleşik Krallık'ın tasarım, inovasyon, finansman ve mühendislik alanlarındaki güçlü yönleriyle bir araya getirerek, ekonomilerin büyümesi için ihtiyaç duyduğu sürdürülebilir, dayanıklı ve yüksek kaliteli altyapının geliştirilmesine katkı sağlayabiliriz. Ankara'da sektörün farklı kesimlerinden temsilcilerin bir araya gelerek mevcut ortaklıkları güçlendirmesinden ve yeni iş birliği fırsatlarını değerlendirmesinden memnuniyet duyuyorum” ifadelerini kullandı. Kırgızistan’dan ‘Asman Şehri’ için davet Kırgızistan İnşaat, Mimarlık, Konut ve Kamu Hizmetleri Bakanı Oruntaev Nurdan Kemelovich ise konuşmasında, “Bugün inşaat sektörü dünya genelinde büyük dönüşümler yaşamaktadır. Ülkelerimizin karşı karşıya olduğu ortak zorluklar vardır. Bunlar; kentleşme, iklim değişikliği, nüfusun uygun fiyatlı ve kaliteli konutlara erişimi, modern altyapının geliştirilmesi, dijital teknolojilerin uygulanması ve şehirlerin sürdürülebilirliğinin artırılmasıdır. Türk şirketleri Kırgızistan’ın inşaat sektörüne ciddi katkılar sunmaktadır. Bu deneyimlerin daha da geliştirilmesi ve şehircilik, altyapı ve turizm alanlarında yeni ortak projelerin hayata geçirilmesi hedeflenmektedir. Türk şirketleri ve yatırımcılarla iş birliğini genişletmeye açık olduğumuzu belirtmek isterim ve onları yeni projelere katılmaya davet ediyoruz. Bu projeler arasında Issık Göl kıyısında “Asman Şehri” kurulması, turizm kümeleri geliştirilmesi, yerel turizmin desteklenmesi, altyapı modernizasyonu ve ülke genelinde yeni sosyal tesislerin inşası yer almaktadır” ifadelerini kullandı. Gine, iş birliğini yeni bir boyuta taşımaya hazır Gine Şehircilik ve İskan Bakanı Mohamed Lamine Sy Savane yaptığı konuşmasında “21. yüzyıl; kentleşmenin, dijitalleşmenin ve iklim dönüşümünün yüzyılı olacaktır. Daha hızlı, daha kaliteli ve daha sürdürülebilir şekilde inşa etmeyi başarabilen ülkeler, küresel ekonomik rekabette önemli bir stratejik avantaj elde edeceklerdir. Gine de bu inanç ile Cumhurbaşkanımız Sayın Mamadi Doumbouya’nın liderliğinde yürütülen kamu politikalarına yön vermektedir. Simandou 2040 Programı bu vizyonun somut ifadesidir. Bu program, ülkemizin kalkınma perspektiflerini şekillendiren ve yeni bir yapılandırılmış yatırım döneminin kapılarını açan kapsamlı bir bölgesel dönüşüm projesidir. Hedefimiz yalnızca daha fazla yapı inşa etmek değildir. Amacımız; rekabetçi, akıllı, kapsayıcı ve ülkemizin ekonomik ve demografik büyümesini sürdürülebilir biçimde destekleyebilecek bölgeler ve şehirler inşa etmektir. Bu çerçevede Türkiye’nin deneyimi önemli bir referans teşkil etmektedir. Türk şirketleri, birçok kıtada karmaşık altyapı projelerini başarıyla hayata geçirme, inşaat süreçlerini sanayileştirme ve çağdaş kalkınma ihtiyaçlarına cevap veren yenilikçi çözümler üretme konularındaki yetkinliklerini kanıtlamışlardır. Gine, bu iş birliğini yeni bir boyuta taşımayı arzulamaktadır” dedi. ‘Uluslararası kredilerde ortak güven tesis edilmeli’ Küresel inşaat sektörünün İnşaat Zirvesi Türkiye 2026 etkinliği ile yeni bir çağa geçiş yaptığını vurgulayan Finlandiya’nın Türkiye Büyükelçisi Pirkko Mirjami Hämäläinen, “Dünyada altyapı ihtiyacı artarken iklim değişikliği de önemli bir gündem maddesi olarak öne çıkıyor. Dirençli şehirlerin ortaya konulmasında yapay zekânın katkıları ve dijitalleşme büyük önem taşıyor. Finlandiya, 2035 yılına kadar karbon nötr olma taahhüdünü ortaya koydu. Sürdürülebilir, enerji verimli binaların oluşturulması gibi unsurlar bu bağlamda ele alınıyor. Türk müteahhitler çok önemli bir üne sahip. Finlandiya’nın teknolojisi ve ortaya koyduğu çalışmalar, Türkiye ile kombine edildiği zaman önemli projelerin ortaya çıkabileceğini görüyoruz. Bu bağlamda finansman oldukça önemli. Ekonomik ilişkilerimizi ve Türkiye’deki şirketlerimizi her zaman güvenilir görmeye devam ediyoruz. Uluslararası krediler konusunda ortak bir güvenin tesis edilmesi için hareket ediliyor. Finlandiya’nın ortaya koyduğu teknolojik sağlayıcılarla birlikte Türkiye’nin katkılarıyla önemli çalışmalar yapılabileceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı. İnşaat sektörü tarihi bir dönüşüm sürecinden geçiyor Türkiye Müteahhitler Birliği Başkanı M. Erdal Eren de zirvenin açılışında yaptığı değerlendirmede, inşaat sektörünün ekonomik büyüme, istihdam ve kalkınmanın temel taşlarından biri olduğunu belirterek, sektörün bugün tarihinin en önemli dönüşüm süreçlerinden birini yaşadığını ifade etti. Dijitalleşme, yapay zekâ, otomasyon, ileri malzemeler ve veri odaklı proje yönetimi uygulamalarının projelerin tasarlanma, hayata geçirilme ve işletilme biçimlerini köklü şekilde değiştirdiğini vurgulayan Eren, “Sektörümüz, hızlı kentleşme, iklim değişikliği, tedarik zincirlerindeki kırılganlıklar ve sürdürülebilirlik alanında artan beklentiler gibi küresel ölçekte önemli sınamalarla karşı karşıya bulunuyor. Bu yeni dönemin gerekliliklerine cevap verebilmek; yenilikçiliği, dayanıklılığı ve her şeyden önemlisi uluslararası iş birliğini zorunlu kılıyor” dedi. Türk inşaat sektörünün odağında teknoloji, sürdürülebilirlik ve iş birliği var Türk inşaat sektörünün güçlü bir tecrübe ve birikimle geleceğe hazırlandığını belirten Eren, “Türk müteahhitleri son elli yılda 138 ülkede yaklaşık 13 bin projeyi başarıyla tamamlayarak dünyanın önde gelen uluslararası müteahhitlik güçlerinden biri haline geldi. Ancak geçmiş başarılarımızın gelecekteki liderliğimiz için tek başına yeterli olmayacağının da bilincindeyiz. Küresel rekabetin hızla değiştiği bir ortamda yenilikçi yaklaşım ve sürekli dönüşüm artık bir tercih değil, zorunluluktur. Bu doğrultuda çalışmalarımızı teknoloji, sürdürülebilirlik ve uluslararası iş birliği olmak üzere üç temel konu üzerinde yoğunlaştırıyoruz” ifadelerini kullandı. Sektörün tüm paydaşları aynı platformda Türkiye’nin güçlü müteahhitlik birikimini, yenilikçi teknolojileri ve sürdürülebilir gelecek vizyonunu aynı platformda buluşturan İnşaat Zirvesi Türkiye 2026’nın, sektörün dönüşümüne katkı sağlayacak önemli iş birliklerine ve fikir alışverişlerine zemin hazırlıyor. Kamu ve özel sektör temsilcilerini, akademisyenleri ve uluslararası sektör paydaşlarını bir araya getiren zirve, iki gün boyunca sektörün geleceğine ilişkin kritik başlıklara ev sahipliği yapmaya devam edecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi Haber

Yatırımcılar Yılın İlk Yarısında Güvenli Liman Arayışına Yöneldi

2026 yılının ilk beş ayı, küresel finans piyasalarında belirsizliklerin ve risk algısının belirgin şekilde yükseldiği bir dönem olarak geride kaldı. Yılın başından itibaren küresel ekonomide büyüme görünümüne ilişkin soru işaretleri devam ederken, özellikle Orta Doğu'da yaşanan gelişmeler ve İran eksenli jeopolitik gerilimler piyasalarda yön belirleyici unsurlar arasında yer aldı. Bölgedeki tansiyonun zaman zaman yükselmesi, enerji arzına yönelik endişeleri artırırken petrol fiyatlarında dalgalanmalara neden oldu. Bu durum, enflasyon beklentilerinin yeniden gündeme gelmesine ve yatırımcıların risk iştahında azalmaya yol açtı. Jeopolitik gelişmelerin yanı sıra ABD Merkez Bankası'nda yaşanan yönetim değişimi ve Fed'in yeni dönemde izleyeceği politika da küresel piyasalarda yakından takip edildi. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan SAFEbit CEO'su Emrah Aktaş, yatırımcıların yılın ilk yarısında güvenlik ve likiditeyi ön planda tuttuğunu belirtti. “2026'nın ilk yarısına baktığımızda piyasalarda fiyatlamaları yönlendiren en önemli unsurun jeopolitik gelişmeler olduğunu görüyoruz. Özellikle İran çevresinde yaşanan gerilimler, enerji fiyatlarından altına, hisse senetlerinden kripto paralara kadar hemen her varlık sınıfında etkisini hissettirdi. Belirsizliğin arttığı dönemlerde yatırımcıların ilk tercihi yine güvenli limanlar oldu ve altın bu süreçte güçlü bir performans sergiledi. Savaşın etkisiyle tarihi seviyelere yaklaşan altın fiyatlarında daha sonra kâr satışları ve risklerin kısmen azalmasına bağlı olarak geri çekilmeler gördük. Böylece yılbaşından bu yana elde edilen getirinin önemli bir bölümü silinmiş oldu. Bunun temel nedeni yalnızca jeopolitik riskler değil. Aynı zamanda küresel ekonomide büyümeye ilişkin soru işaretleri ve merkez bankalarının gelecekte nasıl bir politika izleyeceğine yönelik beklentiler de yatırımcıları koruma amaçlı pozisyon almaya yöneltti.” Piyasalar Kevin Warsh döneminin ilk sinyallerini izliyor Yılın ilk yarısında yatırımcıların yakından takip ettiği başlıklardan birinin de ABD Merkez Bankası'ndaki yönetim değişimi olduğunu ifade eden Aktaş, para politikalarına ilişkin beklentilerin piyasalarda yön tayin etmeye devam ettiğini söyledi. “Fed'de Kevin Warsh döneminin başlamasıyla birlikte piyasalar yeni dönemde para politikasının nasıl şekilleneceğini anlamaya çalışıyor. Küresel sermaye akışlarının yönünü belirleyen en önemli faktörlerden biri hâlâ ABD faiz politikası. Warsh'ın enflasyonla mücadele konusunda kararlı olmakla birlikte ekonomik büyümeyi destekleyen bir yaklaşım benimseyip benimsemeyeceği yatırımcılar tarafından dikkatle izleniyor. Çünkü Fed'in atacağı her adım yalnızca hisse senedi piyasalarını değil, emtia ve kripto para piyasalarını da doğrudan etkiliyor. Özellikle faiz indirimlerine yönelik beklentilerin güçlenmesi ve daha güvercin bir para politikası görünümünün oluşması durumunda riskli varlıklara yönelik talebin yeniden artabileceğini düşünüyoruz.” Yılın ikinci yarısında risk iştahı yeniden yükselebilir Hazira ayıyla birlikte yılın ilk yarısının son ayına girildiğini hatırlatan Aktaş, önümüzdeki dönemde piyasalarda dalgalı görünümün sürebileceğini belirtti. “Yılın ikinci yarısına yaklaşırken yatırımcıların dikkatle izlemesi gereken üç temel başlık bulunuyor. Bunlar jeopolitik gelişmeler, Fed'in para politikası ve küresel ekonomik büyüme verileri olacak. Özellikle Orta Doğu'daki gelişmelerin seyri, enerji piyasaları üzerinden tüm finansal varlıkları etkileme potansiyeline sahip. Kripto para piyasaları açısından baktığımızda ise uzun vadeli hikâyenin güçlü kalmaya devam ettiğini düşünüyoruz. Eğer yılın geri kalanında jeopolitik tansiyonun düşmesi ve daha kalıcı bir barış ortamının oluşması mümkün olursa, küresel piyasalarda risk iştahı yeniden güçlenebilir. Buna ek olarak Fed Başkanı Kevin Warsh'ın daha güvercin bir para politikası yaklaşımı benimsemesi halinde, Bitcoin başta olmak üzere dijital varlıkların bu ortamdan olumlu etkilenebileceğini düşünüyoruz. Ancak kısa vadede küresel belirsizliklerin oluşturduğu volatilite yatırımcıları zaman zaman zorlamaya devam edebilir. Sonuç olarak, 2026'nın ilk yarısı yatırımcıların risk yönetimine her zamankinden daha fazla önem verdiği bir dönem olarak kayıtlara geçti. Yılın ikinci yarısında da piyasaların yönünü büyük ölçüde jeopolitik gelişmeler ve merkez bankalarının atacağı adımlar belirleyecek gibi görünüyor.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

VakıfBank’tan Rekor Finansman Haber

VakıfBank’tan Rekor Finansman

T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın karşı-garantisi ve Dünya Bankası Grubu üyesi IBRD’nin kısmi garantisi altında sağlanan finansman, Türk bankacılık sektöründe kalkınma finansmanı alanında gerçekleştirilen en yüksek tutarlı işlemlerden biri oldu. Temin edilen bu kaynak; VakıfBank’ın “Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı” yaklaşımı çerçevesinde geliştirilen ürünler aracılığıyla, başta kadınlar, gençler, kadın ve genç girişimciler olmak üzere istihdamın artırılması, afet bölgesindeki ekonomik hayatın güçlendirilmesi ve kalkınmada öncelikli illerde üretimin desteklenmesi amacıyla kullandırılacak. T.C. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın karşı-garantisi ve Dünya Bankası Grubu üyesi IBRD’nin kısmi garantisi altında VakıfBank, Türk bankacılık sektöründe kalkınma finansmanı alanında gerçekleştirilen rekor seviyede işlemlerden birine imza attı. İstanbul Finans Merkezi’nde bulunan VakıfBank Genel Müdürlüğü’nde gerçekleştirilen imza törenine T.C. Hazine ve Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek ve Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Humberto Lopez ile paydaş finansal kuruluşların üst düzey temsilcilerinin yanı sıra iş dünyası, girişimcilik ekosistemi ve finans sektöründen davetliler katıldı. 1,5 milyar Euro tutarındaki kaynağın; başta kadınlar ve gençler olmak üzere girişimcilerin desteklenmesi, afet bölgesinin yeniden ekonomik olarak güçlendirilmesi ve kalkınmada öncelikli illerde üretimin artırılması amacıyla kullandırılması planlanıyor. “KOBİ’lerimizin finansmana erişimini desteklemeye devam ediyoruz” Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Türkiye'nin üretim ekosistemini güçlendirecek her türlü konuda Dünya Bankası ile tesis edilen iş birliğinin, kararlılıkla sürdürüleceğine işaret ederek, şu değerlendirmelerde bulundu: “KOBİ’lerimizin uzun vadeli ve uygun koşullu finansmana erişimini desteklemeye devam ediyoruz. Sağlanacak 1,5 milyar avro tutarındaki kaynak; istihdamın artırılması, özellikle genç ve kadın girişimcilerin desteklenmesi amacıyla kullanılacaktır. Uyguladığımız ekonomi programına duyulan güven, uluslararası kalkınma bankaları ile ilişkilerimize doğrudan yansımaktadır” dedi. “Bu finansman, ülkemize duyulan güvenin somut göstergesi” İmza töreninde konuşan VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, gerçekleştirilen işlemin yalnızca finansman sağlamakla sınırlı olmadığını belirterek şunları söyledi: “Dünya Bankası İcra Kurulu tarafından onaylanan bu proje kapsamında, uluslararası finans kuruluşlarıyla 1,5 milyar Euro tutarında, 10 yıl vadeli bir kredi anlaşmasına imza attık. Bu işlem, Türk bankacılık sektöründe kalkınma finansmanı alanında gerçekleştirilen en yüksek tutarlı fonlama işlemlerinden biri olma özelliğini taşıyor. Bu iş birliği, uluslararası finans çevrelerinin hem Bankamıza hem de ülkemize duyduğu güvenin güçlü bir göstergesidir.” “200 bin kadın ve gencin iş hayatına katkı sağlayacağız” “VakıfBank olarak ülkemizin üretim gücünü, istihdam kapasitesini ve toplumsal refahını destekleyen kalıcı değerler üretmeyi önceliklendiriyoruz. Bu anlayışla, özellikle gelişim potansiyeli yüksek alanlarda sürdürülebilir kalkınmayı destekleyen finansman modelleri geliştiriyoruz. Çünkü biz inanıyoruz ki, sürdürülebilir bir yaşam sadece ekonomik büyüme ile değil, kapsayıcılıkla, eşit fırsatlarla ve insanı merkeze alan bir anlayışla mümkündür” diyen Osman Arslan, Finansmanın kapsayıcı büyümeye hizmet edecek şekilde yapılandırıldığını vurgulayarak “Kaynağın önemli bir bölümünü kadınlar ve gençler için ayırıyoruz. Kadınların ve gençlerin üretim süreçlerine daha güçlü katılımı, ekonomik büyümeyi hızlandırırken toplumsal kalkınmayı da destekliyor. VakıfBank olarak 200 bin kadın ve gencin iş hayatına katılmasına katkı sağlayarak bu hedefin güçlü bir parçası olacağız. İnşallah attığımız bu adımlarla kadın ve genç istihdamına ölçülebilir düzeyde önemli bir katkı sağlayacağız” dedi. Afet bölgesine yönelik çalışmalara da özel önem verdiklerini belirten Arslan sözlerini şöyle tamamladı: “Afet bölgesinde ekonomik hayatın yeniden güçlenmesi için finansmana erişimi kolaylaştırıyoruz. İşletme ve yatırım kredileriyle üretimin yeniden canlanmasına katkı sağlarken, istihdam odaklı kredi programlarımızla kadınların ve gençlerin iş gücüne katılımını destekliyoruz. Önümüzdeki dönemde 150 bin kadın ve 50 bin gencin istihdama katılmasına katkı sağlamayı hedefliyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.