Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekonomik Dayanıklılık

Kapsül Haber Ajansı - Ekonomik Dayanıklılık haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomik Dayanıklılık haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek Haber

Vatansever: Türkiye’nin büyüme kalitesini teknoloji yoğunluğu belirleyecek

Global Bilişim Derneği (BİDER) Başkanı Şenol Vatansever, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz tarafından 6 Eylül 2026 tarihinde duyurulan ve aynı gün Resmî Gazete’de yayımlanan 2027–2029 Orta Vadeli Programı (OVP) hakkında görüşlerini paylaştı. OVP kapsamında makroekonomik istikrarın pekiştirilmesi, kalıcı fiyat istikrarının tesisi ve mali disiplinin korunmasının yanı sıra; verimliliğin artırılması, Ar-Ge ve inovasyon kapasitesinin geliştirilmesi, dijital ve yeşil dönüşüm, yüksek katma değerli üretim ile ekonomik direncin artırılmasının temel politikalar arasında yer almasını kıymetli bulduklarını belirten Vatansever, teknoloji stratejilerinin büyüme ve küresel rekabet gücüyle her geçen gün daha entegre hale geldiğini vurguladı. “Büyümenin niteliğini teknoloji yoğunluğu belirleyecek” OVP projeksiyonlarına göre Türkiye ekonomisinin 2027 yılında yüzde 4,2, 2028’de yüzde 4,6 ve 2029’da yüzde 5 oranında büyümesi; program dönemi sonunda toplam millî gelirin 2,2 trilyon doların üzerine, kişi başı gelirin 25 bin dolara ve mal ile hizmet ihracatının ise 450 milyar dolara ulaşması öngörülüyor. Söz konusu dönemde yaklaşık 2,1 milyon yeni istihdam yaratılması ve işsizlik oranının 2029 itibarıyla yüzde 7,6’ya çekilmesi planlanırken; enflasyonun 2027’de yüzde 21, 2028’de yüzde 13,5 ve 2029’da yüzde 9 seviyelerine indirilmesi hedefleniyor. Vatansever, makroekonomik hedeflerin yanı sıra ekonominin üretim yapısında gerçekleştirilecek dönüşümün kritik olduğuna değinerek şu değerlendirmeleri yaptı: “Ekonomik büyüklükte 2,2 trilyon dolar eşiğini aşmak büyük önem taşıyor. Bununla beraber, bu ekonominin ne kadarının yazılım, bilgi, teknoloji, mühendislik ve yüksek katma değerli işlerden meydana geldiği, uzun vadeli rekabet gücümüzü tayin edecektir. Türkiye’nin büyüme kalitesi, teknoloji yoğunluğumuzu ne ölçüde artırabildiğimizle ortaya çıkacaktır.” “Üretimdeki bilgi ve teknoloji payını yükseltmeliyiz” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda, büyümenin niteliğinin dönüştürülmesi amacıyla sanayi üretim kapasitesi ile teknoloji yoğunluğunun artırılması, hizmet sektöründe ise bilgi ve teknoloji odaklı yüksek katma değerli faaliyetlerin ön plana çıkarılmasına yönelik vizyonunu değerlendiren Vatansever, üretim yapısındaki teknolojik içeriğin artırılmasının önemine işaret etti. Yılmaz’ın aynı sunumda imalat sanayisine 250 milyar TL ek kredi desteği sağlanacağını ve orta-yüksek ile yüksek teknoloji odaklı yatırımlar için tahsis edilen 750 milyar TL’lik yatırım kredilerinin kullandırılmaya devam edileceğini açıklamasını da yerinde bulan Vatansever şunları ekledi: “Türkiye’nin gayesi sadece niceliksel olarak daha fazla üretmek olmamalıdır. Ürettiğimiz mal ve hizmetlerin içerisine daha fazla tasarım, yazılım, mühendislik, veri, Ar-Ge ve fikrî mülkiyet entegre edebilmeliyiz. Bir ürünün fiziksel değerinin ötesinde, barındırdığı bilgi ve teknoloji ihracat değerimizi belirleyen temel unsurdur.” Yapay zekâ destekli üretim verimliliği artıracak Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda; yapay zekâ destekli ve otonom üretim sistemleri aracılığıyla enerji, hammadde, iş gücü ve makine kullanımında verimliliğin artırılmasına yönelik yaklaşımını değerlendiren Vatansever, bu adımın yapay zekânın reel ekonomiyle olan bağını somutlaştırdığını ifade etti. Vatansever şu ifadeleri kullandı: “Yapay zekânın yarattığı ekonomik değer, sadece yapay zekâ şirketlerinin piyasa büyüklüğü ile ölçülmez. Eğer bir fabrika enerji tüketimini düşürüyor, üretim planlamasını optimize ediyor, makine parkurunu daha verimli işletiyor veya hata payını azaltıyorsa, doğrudan ekonomik değer üretmiş olur. Yapay zekâyı reel sektöre ne kadar yayabilirsek, toplam verimlilik artışını o denli güçlü hissederiz.” “Dijital dönüşüm artık bir verimlilik politikasıdır” OVP’de sanayinin yeşil ve dijital dönüşümünün hızlandırılması, üretim süreçlerinde verimliliğin artırılması ve teknoloji yoğunluğunun yükseltilmesine dair politikaları yorumlayan Vatansever, dijitalleşmenin yalnızca teknoloji firmaları için değil, tüm ekonomi için bir verimlilik kaldıracı haline geldiğini belirtti. “Bir işletmenin mevcut kaynaklarla daha fazla üretim yapması, hammadde ve enerjiyi daha etkin kullanması, süreçlerini hızlandırıp hataları minimize etmesi doğrudan ekonomik verimlilik demektir. Bu sebeple dijital dönüşümü artık sadece bir bilişim yatırımı değil, temel bir verimlilik politikası olarak görmeliyiz” dedi. KOBİ’lerin dijitalleşmesi dönüşümü tabana yayacak Teknolojik dönüşümün sadece büyük ölçekli işletmelerle sınırlı kalmaması gerektiğini vurgulayan Vatansever, Türkiye’nin güçlü KOBİ ekosisteminin dijitalleşmesinin toplam ekonomik verimlilik açısından kritik olduğunu ifade etti. “Büyük ölçekli firmaların ileri teknoloji yatırımları değerlidir; ancak binlerce KOBİ’nin stok yönetiminden üretime, finanstan satışa kadar tüm süreçlerini dijital araçlarla optimize etmesi, ekonomik dönüşümün tabana yayılmasını sağlar. Teknolojinin gerçek ekonomik etkisi, yaygınlaştığı noktada ortaya çıkar” şeklinde değerlendirmede bulundu. “Ekonomik güvenliğin yeni boyutlarından biri teknoloji” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda ekonomik güvenlik ve dayanıklılığı müstakil bir politika alanı olarak tanımlaması ve stratejik alanlarda dışa bağımlılığı azaltarak ekonominin şoklara karşı direncini artırma yönündeki yaklaşımını değerlendiren Vatansever, teknolojik kapasitenin ekonomik dayanıklılık için stratejik bir önem kazandığını söyledi. Yılmaz’ın özellikle savunma, sağlık, yarı iletkenler ve yapay zekâ gibi kritik alanlarda Ar-Ge, üretim ve yerlilik oranlarının artırılmasına dair açıklamalarına değinen Vatansever, sözlerini şöyle sürdürdü: “Ekonomik güvenlik günümüzde sadece enerji veya finansman güvenliğiyle sınırlı değildir. Yarı iletkenlerden yapay zekâya, siber güvenlikten haberleşme altyapılarına kadar kritik teknolojilere erişim sağlayabilmek ve bu alanlarda yerli mühendislik kapasitesi geliştirmek, ekonomik dayanıklılığın ayrılmaz bir parçası olmuştur.” “Yatırım artık yalnız fabrika yatırımı değildir” Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda uluslararası doğrudan yatırımların artırılması, küresel yeteneklerin ve girişimcilerin Türkiye’ye çekilmesi ile teknoloji şirketlerinin merkez operasyonlarına yönelik yatırım stratejilerini vurgulamasını değerlendiren Vatansever, dijital ekonomiyle beraber yatırım kavramının evrildiğini belirtti. Vatansever şöyle konuştu: “Günümüzde bir ülkeye yatırım gelmesi sadece fabrika binası kurulması demek değildir. Küresel bir teknoloji şirketinin yazılım ekibini, Ar-Ge merkezini, veri altyapısını veya bölgesel yönetimini Türkiye’ye taşıması da yüksek değerli bir doğrudan yatırımdır. Bu tür yatırımlar beraberinde güncel bilgi, nitelikli insan kaynağı ve uluslararası teknoloji ağlarını da getirir.” 450 milyar dolarlık ihracat hedefinde teknoloji yoğunluğu OVP’de program dönemi sonunda mal ve hizmet ihracatının 450 milyar dolara çıkarılması hedeflenirken, yüksek katma değerli ve teknoloji yoğun ürünlerin ihracat payının artırılmasına yönelik yaklaşım, Türkiye’nin rekabet gücü açısından kritik rol oynuyor. Vatansever şu değerlendirmeyi paylaştı: “450 milyar dolarlık ihracat hedefi içerisinde dijital hizmetlerin ve yüksek teknoloji ürünlerinin payını yükseltmek, uzun vadeli rekabet gücümüz için hayatidir. Siber güvenlik, yapay zekâ çözümleri, veri hizmetleri, oyun, finansal teknolojiler ve yazılım, Türkiye’nin yeni nesil ihracat kapasitesinin temel taşları olabilir.” Dijital Türk Lirası ve finansal teknoloji ekosistemi Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın OVP sunumunda Dijital Türk Lirası’nın kullanıma sunulması ve yaygınlaştırılmasına dair çalışmaların süreceğini belirtmesini değerlendiren Vatansever, finansal teknolojiler ve ödeme sistemlerinin dijital ekonominin temel taşı olduğunu söyledi. “Ödeme sistemlerinin yenilikçi, güvenli ve esnek olması dijital ekonominin büyümesini doğrudan tetikler. Dijital Türk Lirası çalışmalarını, bu kapsamlı finansal teknoloji dönüşümünün en önemli halkalarından biri olarak görmekteyiz” dedi. “Teknolojik kapasite ekonomik değere dönüştüğünde büyümenin niteliği güçlenir” Vatansever değerlendirmelerini şu sözlerle noktaladı: “2027–2029 Orta Vadeli Program’ın; mali disiplin, fiyat istikrarı ve sürdürülebilir büyüme hedeflerinin yanına teknolojik dönüşüm, verimlilik, yüksek katma değerli üretim ve ekonomik dayanıklılık başlıklarını eklemesini çok değerli buluyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliği ve Cumhurbaşkanı Yardımcımız Sayın Cevdet Yılmaz’ın koordinasyonuyla hazırlanan bu yaklaşımın, Türkiye’nin sadece ekonomik hacmini değil, aynı zamanda ekonomimizin niteliğini ve küresel rekabet gücünü artıracak bir çerçeve sunduğuna inanıyoruz. Teknolojik kapasitemizi verimlilik artışına, ihracata ve üretime dönüştürebildiğimiz ölçüde; daha dayanıklı, daha rekabetçi ve yüksek katma değer üreten bir ekonomik yapı inşa edebiliriz.”

3. Global İslami Ekonomi Zirvesi Tamamlandı Haber

3. Global İslami Ekonomi Zirvesi Tamamlandı

“İslam Ekonomisinde Sermaye: Sürdürülebilir Kalkınma İçin Servetin Yapılandırılması” temasıyla gerçekleştirilen zirve; devlet temsilcilerini, merkez bankası başkanlarını, ekonomi yöneticilerini, yatırımcıları, akademisyenleri, finans kuruluşlarını, girişimcileri ve iş dünyasının önde gelen isimlerini aynı platformda buluşturdu. Dört gün boyunca düzenlenen paneller, stratejik çalıştaylar, yuvarlak masa toplantıları, akademik oturumlar ve üst düzey görüşmelerde; İslami ekonominin geleceği, küresel sermaye hareketleri, dijital dönüşüm, yapay zekâ, katılım finansı, sürdürülebilir kalkınma, reel ekonomi, girişimcilik ve uluslararası iş birlikleri kapsamlı şekilde ele alındı. Zirve boyunca ortaya çıkan ortak mesaj ise netti: Küresel ekonominin karşı karşıya olduğu eşitsizlikler, artan borç yükü, finansal kırılganlıklar ve kalkınma sorunları karşısında; etik değerlere dayanan, üretimi önceleyen, kapsayıcı ve sürdürülebilir bir ekonomik modele her zamankinden daha fazla ihtiyaç bulunuyor. DÖRT GÜN BOYUNCA ÜST DÜZEY KATILIM 3.Global İslami Ekonomi Zirvesi, yalnızca ele aldığı konularla değil, ağırladığı üst düzey isimlerle de uluslararası ölçekte dikkat çekti. Zirvenin üçüncü günü ise Türkiye Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımıyla gerçekleştirilen resmi açılış törenine sahne oldu. Resmi açılış törenine AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Mütevelli Heyeti Başkanı Abdullah Saleh Kamel, Suudi Arabistan Kraliyet Sarayı Danışmanı ve Mescid-i Haram İmamı Şeyh Dr. Saleh bin Abdullah bin Humaid ile çok sayıda uluslararası davetli katıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında mevcut küresel ekonomik sistemin daha adil, üretim odaklı ve ahlaki temellere dayanan yeni yaklaşımlara ihtiyaç duyduğunu belirterek, “Faizin olduğu yerde bereket olmaz” mesajıyla İslam ekonomisinin sunduğu ilkelerin küresel ölçekte giderek daha fazla önem kazandığına dikkat çekti. Açılış konuşmasını gerçekleştiren AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Mütevelli Heyeti Başkanı Abdullah Saleh Kamel ise İslam ekonomisinin yalnızca finansal bir model değil; sosyal adalet, sürdürülebilir kalkınma ve kapsayıcı büyüme hedeflerine katkı sağlayan bütüncül bir yaklaşım sunduğunu vurguladı. Kamel, İstanbul’un tarih boyunca ticaret, finans ve medeniyetlerin buluşma noktası olduğunu belirterek, Türkiye’nin İslami ekonomi ve katılım finans alanındaki stratejik rolünün her geçen yıl daha da güçlendiğini ifade etti. Törende konuşan Suudi Arabistan Kraliyet Sarayı Danışmanı ve Mescid-i Haram İmamı Şeyh Dr. Saleh bin Abdullah bin Humaid ise ekonomik kalkınmanın yalnızca finansal göstergelerle değil; ahlaki değerler, adalet ve toplumsal sorumluluk ilkeleriyle birlikte değerlendirilmesi gerektiğini belirtti. Bin Humaid, İslam ekonomisinin insan odaklı yaklaşımına dikkat çekerek sürdürülebilir refahın ancak etik değerlerle desteklenen ekonomik modeller aracılığıyla mümkün olabileceğini ifade etti. Tören kapsamında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ile Türkiye Varlık Fonu tarafından özel bir hediye takdim edildi. Ayrıca Abdullah Saleh Kamel tarafından da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a özel bir hediye sunuldu. İSTANBUL, KÜRESEL İSLAMİ EKONOMİNİN BULUŞMA NOKTASI OLDU Zirvenin resmi açılışında Abdullah Saleh Kamel ve Şeyh Dr. Saleh bin Abdullah bin Humaid gibi İslam dünyasının önde gelen kanaat önderlerinin yer alması, organizasyonun uluslararası düzeydeki etkisini ve küresel İslami ekonomi ekosistemindeki önemini bir kez daha ortaya koydu. Ekonomi, finans, akademi ve dini düşünce dünyasını aynı platformda buluşturan zirve, disiplinler arası bir küresel diyalog zemini oluşturdu. Zirve, dünyanın farklı coğrafyalarından gelen politika yapıcıları, finans liderlerini, yatırımcıları ve düşünce kuruluşlarını İstanbul’da bir araya getirerek Türkiye’nin küresel İslami ekonomi ekosistemindeki stratejik konumunu bir kez daha ortaya koydu. İstanbul Finans Merkezi’nde gerçekleştirilen program boyunca İslami finansın geleceğine yön verecek yeni fikirler, politika önerileri ve iş birlikleri masaya yatırılırken, katılımcılar İstanbul’un bölgesel ve küresel bir finans merkezi olarak yükselen rolüne dikkat çekti. ZİRVENİN ANA GÜNDEMİ: SERMAYENİN YENİDEN TANIMLANMASI Zirvenin merkezinde yer alan “sermaye” kavramı, yalnızca finansal kaynaklar çerçevesinde değil; insan kaynağı, bilgi, teknoloji, girişimcilik, sosyal etki ve sürdürülebilir kalkınma boyutlarıyla ele alındı. Dört gün boyunca gerçekleştirilen oturumlarda sermayenin; • Reel ekonomiye yönlendirilmesi, • Üretim kapasitesinin artırılması, • KOBİ’lerin desteklenmesi, • Altyapı yatırımlarının güçlendirilmesi, • Sosyal refahın yaygınlaştırılması, • Genç girişimcilerin desteklenmesi, • Eğitim ve bilgi üretiminin teşvik edilmesi, • Sürdürülebilir kalkınma hedefleriyle uyumlu hale getirilmesi gerektiği vurgulandı. Katılımcılar, sermayenin yalnızca büyüme üretmek için değil, toplumsal fayda oluşturmak ve kalkınmayı daha kapsayıcı hale getirmek için de yapılandırılması gerektiği konusunda görüş birliğine vardı. İSLAMİ FİNANS İÇİN YENİ BÜYÜME DÖNEMİ Zirvede öne çıkan en güçlü mesajlardan biri, İslami finansın küresel ölçekte hâlen önemli bir büyüme potansiyeli taşıdığı yönündeydi. Katılımcılar, İslami finansın yalnızca Müslüman toplumlar için değil; etik yatırım, sürdürülebilirlik ve kapsayıcı kalkınma arayışındaki tüm ekonomiler için önemli fırsatlar sunduğunu vurguladı. Merkez bankası başkanları, uluslararası finans kuruluşlarının temsilcileri ve sektör liderleri tarafından gerçekleştirilen değerlendirmelerde; finansal istikrar, likidite yönetimi, sermaye hareketliliği, sınır ötesi iş birlikleri ve ekonomik dayanıklılık konuları öne çıktı. DİJİTAL DÖNÜŞÜM VE YAPAY ZEKÂ ZİRVENİN BELİRLEYİCİ BAŞLIKLARI ARASINDA YER ALDI Zirvenin ilk gününden son gününe kadar dijital sermaye, fintech çözümleri, dijital varlıklar, tokenizasyon, yapay zekâ destekli finansal hizmetler ve veri ekonomisi en yoğun tartışılan başlıklar arasında yer aldı. Uzmanlar, yapay zekânın yatırım süreçlerinden risk yönetimine, şeriat uyumluluğunun denetlenmesinden finansal kapsayıcılığın artırılmasına kadar geniş bir alanda dönüştürücü etkiler yaratacağını vurguladı. Son gün gerçekleştirilen oturumlarda ise yapay zekâ çağında sermayenin dönüşümü, dijital para uygulamaları, dijital finans altyapıları, İslami fintech çözümleri ve şeriata uygun dijital finans ekosisteminin geleceği kapsamlı şekilde değerlendirildi. Katılımcılar, dijitalleşmenin yalnızca teknolojik bir dönüşüm değil, aynı zamanda İslami finansın daha geniş kitlelere ulaşmasını sağlayacak stratejik bir fırsat olduğu konusunda görüş birliğine vardı. KOBİ’LER, GİRİŞİMCİLİK VE REEL EKONOMİ VURGUSU Zirvenin son gününde gerçekleştirilen oturumlarda, sermayenin üretime yönlendirilmesi ve reel ekonominin güçlendirilmesi konusu öne çıktı. KOBİ’lerin finansmana erişimi, girişimcilik ekosisteminin geliştirilmesi, sürdürülebilir iş modelleri, altyapı yatırımları ve genç iş liderlerinin desteklenmesi ekonomik kalkınmanın temel unsurları arasında gösterildi. Katılımcılar, İslami finans araçlarının özellikle gelişmekte olan ekonomilerde üretim kapasitesini artırabilecek önemli bir kaldıraç görevi üstlenebileceğini ifade etti. ETİK DEĞERLER VE SOSYAL ADALET ORTAK PAYDA OLDU Zirvenin en dikkat çekici yönlerinden biri, ekonomik büyümenin ahlaki ilkelerden bağımsız değerlendirilemeyeceğine yönelik güçlü vurgu oldu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Bilal Erdoğan, Abdullah Saleh Kamel ve uluslararası konuşmacılar tarafından yapılan değerlendirmelerde; adalet, emanet, sorumluluk, hakkaniyetli paylaşım ve toplumsal fayda kavramlarının İslam ekonomisinin temel yapı taşları olduğu vurgulandı. Katılımcılar, sürdürülebilir refahın ancak etik ilkelerle desteklenen ekonomik sistemler aracılığıyla mümkün olabileceği konusunda ortak görüş ortaya koydu. YENİ İŞ BİRLİKLERİ VE STRATEJİK ORTAKLIKLAR Zirve kapsamında uluslararası kurumlar arasında çeşitli iş birliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalanırken, akademik kurumlar, finans kuruluşları ve uluslararası organizasyonlar arasında yeni ortaklıkların temelleri atıldı. İslam Bankaları ve Finansal Kuruluşlar Genel Konseyi (CIBAFI), İslam İşbirliği Teşkilatı Tahkim Merkezi, Saleh Kamel İslam Ekonomisi Ödülü, İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi, İbn Haldun Üniversitesi ve Malezya Menkul Kıymetler Komisyonu başta olmak üzere birçok kurum arasında gerçekleştirilen anlaşmalar, zirvenin somut çıktıları arasında yer aldı. Ayrıca AlBaraka Stratejik Raporu’nun lansmanı gerçekleştirilerek İslami ekonominin geleceğine ilişkin kapsamlı bir referans çerçevesi sektörün kullanımına sunuldu. DOLMABAHÇE SARAYI'NDA KÜRESEL BULUŞMA Zirvenin üçüncü günü akşamında Dolmabahçe Sarayı Cumhurbaşkanlığı Ofisi’nde düzenlenen özel gala yemeği, küresel iş dünyası temsilcilerini, kamu otoritelerini, yatırımcıları ve uluslararası davetlileri bir araya getirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz’ın teşrifleriyle gerçekleştirilen gala programı, zirve boyunca kurulan uluslararası iş birliklerinin güçlendirilmesine ve farklı ülkelerden katılımcılar arasındaki stratejik ilişkilerin geliştirilmesine katkı sağladı. Gala gecesi, küresel İslami ekonomi ekosisteminin önde gelen temsilcilerini tarihi Dolmabahçe Sarayı’nda buluşturarak zirvenin uluslararası niteliğini ve prestijini bir kez daha ortaya koydu. GELECEĞE YÖN VEREN BİR PLATFORM Dört gün boyunca gerçekleştirilen oturumlar sonunda ortaya çıkan ortak değerlendirme, İslami ekonominin artık yalnızca alternatif bir finans modeli değil; sürdürülebilir kalkınma, finansal kapsayıcılık, etik yatırım ve küresel ekonomik dayanıklılık açısından giderek daha fazla önem kazanan bütüncül bir yaklaşım sunduğu yönünde oldu. İstanbul’da gerçekleştirilen 3. Global İslami Ekonomi Zirvesi, yalnızca mevcut ekonomik sorunlara çözüm arayan bir tartışma platformu olmakla kalmadı; aynı zamanda geleceğin ekonomi ve finans mimarisine ilişkin somut fikirlerin, iş birliklerinin ve stratejik vizyonun şekillendiği küresel bir buluşma noktası olarak öne çıktı. AlBaraka İslam Ekonomisi Forumu Genel Sekreteri Yousef Hassan Khalawi yaptığı kapanış konuşmasında zirvenin dört günlük genel bir özetine yer verirken, başarılı bir programa imza atıldığını, her yıl farklı bir konuya odaklandıklarını bu yıl sermaye ile ilgili konuya yer verdiklerini önümüzdeki yıl ise islami yatırım ve bankacılık üzerine odaklanacaklarını açıkladı. İslami bankacılığın faizsiz olmasının yanı sıra herhangi bir katkı da sağlamaması gerektiğini vurguladı. Bunu nasıl yapacağımız ile ilgili konulara önümüzdeki sene bakacağız dedi. Khalawi ayrıca; zirvede gerçekleştirilen panellerin yanı sıra kapalı oturum olarak düzenlenen yuvarlak masa toplantılarında spesifik konuların ele alındığını ve bu görüşmelerin çıktılarının yakın gelecekte yayınlanacağını belirtti. Ayrıca her yıl bu yuvarlak masa görüşmelerinde farklı bölgelere odaklandıklarını söyleyen Khalawi, bu yıl Rusya ve Orta Asya bölgeleri ile ilgili çalıştıklarını da söyledi. Genel olarak partnerlerimiz ve sponsorlarımızın da desteğiyle başarılı bir zirveyi geride bıraktık diyen Khalawi gelecek sene için herkesi tekrardan zirveye davet ederek, teşekkürlerini sundu. GÜÇLÜ PAYDAŞLARIN DESTEĞİYLE GERÇEKLEŞTİ 3.Global İslami Ekonomi Zirvesi, kamu kurumları, finans kuruluşları, akademik yapılar ve uluslararası organizasyonların oluşturduğu güçlü bir iş birliği ağıyla hayata geçirildi. Zirvenin Stratejik Ortakları arasında yer alan Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi, Türkiye Varlık Fonu, İstanbul Finans Merkezi, İslam İşbirliği Gençlik Forumu (ICYF) ve İbn Haldun Üniversitesi’nin temsilcileri; Global Partner AlBaraka Group, Ev Sahibi Partner Halkbank, Resmi Taşıyıcı Türk Hava Yolları, Global İletişim Partnerleri Anadolu Ajansı ve Demirören Medya, Platin Sponsor Ziraat Katılım, Medya Partneri Iqraa, Altın Sponsorlar Türkiye Katılım Sigorta, Takas İstanbul, Fuzul ve Emlak Katılım, Gümüş Sponsor Yıldız Holding ile Bronz Sponsor Kalyon İnşaat, Ayhan Hukuk ve Halal 360 sponsorlarının üst düzey temsilcileriyle birlikte gala gecesinde yer aldı. Kamu, özel sektör, akademi ve uluslararası kuruluşları ortak bir vizyon etrafında buluşturan bu güçlü paydaş yapısı sayesinde 3. Global İslami Ekonomi Zirvesi, yalnızca fikirlerin tartışıldığı bir platform olmanın ötesine geçerek yeni iş birliklerinin kurulduğu, ortak projelerin şekillendiği ve İslami ekonominin geleceğine yön veren küresel bir buluşma noktası olarak tamamlandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çiftçilere Eğitim, Mentorluk ve1 Milyon Liralık Destek Haber

Çiftçilere Eğitim, Mentorluk ve1 Milyon Liralık Destek

Sürdürülebilirlik çalışmaları ile tanınan Etki Çemberleri Vakfı tarafından başlatılan Harman Projesi, onarıcı tarım ve besicilik alanında üreticileri, uzmanları, gıda profesyonellerini, kurumları ve destekçileri bir araya getiriyor. Bir hareket, öğrenme ağı ve uygulama programı olarak öne çıkan Harman, toprağı iyileştiren, suyu koruyan, üreticiyi güçlendiren ve iyi, temiz, adil gıdayı çoğaltan uygulamaları görünür kılmayı amaçlıyor. Proje kapsamında hayata geçirilen “Harman Onaran Çiftçi Kapasite Programı” başvuruları açıldı. Programın ana çağrısı ise çok net: Toprağı onaranları arıyoruz. Ödülden daha fazlası: Kapasite Programı Harman Onaran Çiftçi Kapasite Programı, onarıcı üretim yapan ya da bu yöne geçmek isteyen çiftçilere 6 aylık ücretsiz eğitim, dijital izleme, mentorluk, gastronomi bağlantısı ve ödül desteği sunuyor. Bu yapı yalnızca ödül vermeye odaklanmıyor; çiftçiyi eğitim, veri, pazar bağlantısı ve iletişim desteğiyle güçlendirmeyi hedefliyor. Programa, kadın çiftçiler, 35 yaş altı genç çiftçiler, kooperatifler ve aile çiftlikleri başvurabiliyor. Bitkisel üretim, hayvancılık, arıcılık veya karma üretim yapan çiftçiler de değerlendirmeye alınacak. Eğitim, izleme ve veriye dayalı değerlendirme Başvuru sürecinin ardından seçilen çiftçiler 6 aylık eğitim ve dijital izleme havuzuna dahil edilecek. Bu süreçte toprak ve su yönetimi, atalık tohum ve biyoçeşitlilik, dijital izleme, veri, pazarlama ve değer zinciri gibi başlıklarda eğitimler verilecek. Kazananlar, program sonunda toplanan performans verileri ve saha değerlendirmeleriyle belirlenecek. Toplam 1 Milyon liralık ödül havuzu, kazanan çiftçilerin ürünlerinin gastronomi sektöründe görünürlük kazanmasıyla desteklenecek. Programda Yılın Onaranı 350 bin liralık ödülün yanı sıra, bir yıllık mentorluk ve restoran menülerinde görünürlük kazanacak. Dört kategori birincisine ise 150’şer bin liralık ödül, teknoloji desteği ve pazarlama atölyesi sunulacak. Üç bölgesel öncü çiftçi ise 75’er bin lira ödül ve saha ziyaret programından yararlanacak. Eğitim havuzuna dahil edilen çiftçiler, ödül kazanmasalar bile 6 aylık eğitim, dijital izleme erişimi, sertifika ve Harman Ağı’na katılım imkanına sahip olacak. Pazar bağlantısı ve görünürlük fırsatı Harman, iyi örneklerin yalnızca ödüllendirilmesini değil; daha fazla kişiye ulaşmasını, çoğalmasını ve güçlü bir ekosisteme bağlanmasını hedefliyor. Gastronomi sektörüyle kurulacak ilişkiler sayesinde çiftçiler için finansal ödülün yanında pazar bağlantısı da yaratılması amaçlanıyor. Onarıcı tarım, gıdanın geleceği için kritik Etki Çemberleri Vakfı Kurucusu Aylin Gezgüç, toprağı onarmanın yalnızca tarımsal üretimle sınırlı olmadığını; gıda güvenliğin de ekonomik dayanıklılık ve toplumsal gelecek açısından kritik bir başlık olduğunu vurguladı. Gezgüç, şöyle devam etti: “Onarıcı tarım, yalnızca toprağı nasıl işlediğimizle ilgili değil; neyi nasıl ürettiğimiz, gıdaya nasıl ulaştığımız ve üreticiyi nasıl desteklediğimizle de ilgili. Harman Onaran Çiftçi Kapasite Programı ile sahada üretimi dönüştüren çiftçileri görünür kılmayı, onları eğitim, veri ve pazar bağlantısıyla güçlendirmeyi hedefliyoruz. Türkiye’nin toprağını onaran çiftçilerini arıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.