Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekonomik Istikrar

Kapsül Haber Ajansı - Ekonomik Istikrar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekonomik Istikrar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor Haber

Artan İklim Riskleri Şehirleri ve Sanayiyi ‘Uyum’ Stratejilerine Yönlendiriyor

İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığının altını çizen Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, “Kentlerin ve sanayi altyapısının geleceği, iklim risklerinin ne kadar erken tespit edilebildiğine bağlıdır” diyerek stratejik uyumun önemine dikkat çekiyor. Dünya genelinde sıklığı artan aşırı sıcaklık, kuraklık ve su stresi gibi iklim olayları; ekonomik istikrar, üretim sürekliliği ve toplumsal refah üzerinde doğrudan bir risk unsuru oluşturuyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak, iklim değişikliğine uyum politikalarının artık yalnızca merkezi stratejilerle değil; yerel yönetimler, özel sektör ve toplumun tüm kesimlerinin dahil olduğu çok paydaşlı yönetişim modelleriyle etkinlik kazandığına dikkat çekiyor. Günümüzde iklim eylemi; sera gazı emisyonlarını düşürmeyi hedefleyen 'azaltım' ve mevcut etkilere karşı dayanıklılığı odağına alan 'uyum' çalışmaları olmak üzere iki ana eksende ilerliyor. Escarus, bu süreçte kurumların iklim risklerini sistematik bir yaklaşımla analiz etmelerini sağlıyor ve veri temelli karar alma kapasitelerini güçlendiriyor. Şirket, sunduğu çözümlerle kurumların hem risk yönetim süreçlerini iyileştiriyor hem de operasyonel olarak daha dirençli yapılar oluşturmalarına katkı sunuyor. “Escarus Genel Müdürü Dr. Kubilay Kavak: Özel sektör kritik rol üstleniyor” Üretim altyapılarının işletimi ve tedarik zincirlerinin koordinasyonunda özel sektörün ana aktör olduğunu hatırlatan Dr. Kubilay Kavak, iklim risklerinin kurumsal yönetim süreçlerine entegre edilmesinin önemine işaret ediyor. Dr. Kavak, “Politika tartışmaları gösteriyor ki, yerel dinamikleri ve özel sektörün operasyonel gücünü dışarıda bırakan bir uyum süreci eksik kalacaktır. Özellikle şirketlerin, üretim tesislerinin bulunduğu bölgelerdeki fiziksel riskleri analiz etmesi ve operasyonlarını bu etkilere karşı dayanıklı hale getirmesi artık bir tercih değil, yaşamsal zorunluluk” dedi. İklim dirençliliğinin temelinde kapsamlı bir analizin yattığını belirten Dr. Kavak, kentlerin ve sanayi altyapısının kalıcılığı ile iklim risklerinin erken tespit edilmesi arasında yakın bir ilişki bulunduğuna dikkat çekti. Bölgesel projeksiyonların ve altyapı kırılganlıklarının analiz edilmesinin karar alma süreçlerine rehberlik ettiğini söyleyen Dr. Kavak, sözlerine şöyle devam etti: “Kamu tarafında veri üretimi ve yerel iklim eylem planları ne kadar kritikse, özel sektörün de bu riskleri performans göstergeleri üzerinden izlemesi o denli hayati. Escarus olarak 2011’den bu yana, şirketlerin bu riskleri stratejik planlarına dahil etmelerine ve operasyonel dayanıklılıklarını artırmalarına rehberlik ediyoruz.” “Kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendiriyoruz” Dr. Kubilay Kavak, sürdürülebilirlik bağlantılı finansman araçlarının ve TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) kapsamındaki değerlendirmelerin kurumların finansmana erişimini doğrudan etkilediğini belirtti. Escarus’un ikinci taraf görüş hizmetleri ve stratejik yol haritalarıyla bu süreci desteklediğini dile getiren Dr. Kavak, ihracatçı firmalar için kritik öneme sahip olan Yeşil Mutabakat uyum çalışmalarına ve devlet teşvikleri kapsamında Responsible® Programı’na da değinerek, “Faz 1 Akredite Danışmanlık Kuruluşu olarak, ihracatçılarımızın çevresel ve sosyal olgunluk analizlerini gerçekleştiriyoruz. Amacımız, oluşturduğumuz stratejik yol haritalarıyla kurumların küresel değer zincirlerine entegrasyonunu güçlendirirken, onları ticari geçiş risklerine karşı en üst seviyede dayanıklı kılmak” ifadelerini kullandı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ömer Karadeniz: “Made in Europe” Yeni Bir Rekabet Dönemi Başlatıyor Haber

Ömer Karadeniz: “Made in Europe” Yeni Bir Rekabet Dönemi Başlatıyor

Avrupa sanayi politikalarının merkezine yerleşen “Made in Europe” yaklaşımı, üretimden enerji kullanımına, tedarik zincirlerinden kamu alımlarına kadar geniş kapsamlı bir dönüşümü beraberinde getiriyor. Avrupa içinde üretimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yeni çerçevenin, Türkiye’nin ihracat yapısı ve sanayi rekabeti açısından önemli sonuçlar doğurması bekleniyor. Bu nedenle süreç, Türkiye sanayisi açısından hem dikkatle izlenmesi gereken bir risk alanı hem de stratejik fırsatlar barındıran yeni bir dönem olarak değerlendiriliyor. Plastik Sanayicileri Federasyonu Yönetim Kurulu Başkanı Ömer Karadeniz, Avrupa Birliği’nin sanayide yerli üretimi güçlendirmeyi hedefleyen “Made in Europe” yaklaşımının, üretim koşullarından enerji kullanımına ve tedarik zincirlerine kadar geniş bir etki alanı oluşturduğunu belirtti. Karadeniz, Avrupa içinde üretimi güçlendirmeyi hedefleyen bu yeni çerçevenin Türkiye’nin ihracat yapısı ve sanayi rekabeti açısından önemli sonuçlar doğuracağını ifade etti. “Doğru strateji Türkiye için yeni fırsatlar yaratabilir” Avrupa pazarına erişimin giderek daha fazla sürdürülebilirlik, yerelleşme ve üretim standartlarına uyumla ilişkilendirildiğini vurgulayan Karadeniz, “Uyum sağlayan firmalar rekabet avantajı elde edecek, uyum sağlayamayanlar ise maliyet artışı ve pazar kaybı riskiyle karşılaşacak” dedi. Türkiye’nin güçlü üretim altyapısı ve esnek sanayi yapısıyla bu dönüşüme uyum sağlayabilecek potansiyele sahip olduğunu belirten Karadeniz, kamu ve özel sektörün eşgüdüm içinde hareket etmesinin kritik önem taşıdığını kaydetti. Doğru strateji ve zamanında atılacak adımlarla sürecin Türkiye için yeni ihracat fırsatları yaratabileceğini söyledi. “Türkiye’siz Avrupa sanayisi eksik kalır” Türkiye’nin Avrupa değer zincirleri içindeki rolünün stratejik nitelik taşıdığına dikkat çeken Karadeniz, üretim ağlarının bütünlüğünün korunmasının hem bölgesel rekabet hem de tedarik güvenliği açısından hayati olduğunu ifade etti. Türkiye’nin dışarıda kalmasının yalnızca ticari değil, bölgesel ekonomik istikrar açısından da olumsuz sonuçlar doğurabileceğini belirtti. “Gümrük Birliği güncellenmeli” Çatı kuruluş PLASFED Başkanı bu süreçte en kritik başlıklardan birinin Türkiye ile Avrupa arasındaki ekonomik entegrasyonun güçlendirilmesi olduğunu söyledi. Mevcut iş birliği mekanizmalarının günümüz sanayi politikalarıyla uyumlu hale getirilmesinin önemine dikkat çeken Karadeniz, özellikle Gümrük Birliği’nin güncellenmesinin bu açıdan belirleyici olabileceğini ifade etti. Başkan Karadeniz, şu açıklamalarda bulundu: “Ekonomik entegrasyonun derinleştirilmemesi ve Türkiye’nin yeni sanayi politikalarıyla yeterince bütünleşememesi, üretim ağlarında zayıflamalara yol açabilir. Bu durum hem Avrupa’nın rekabet gücünü hem de bölgesel ekonomik uyumu etkileyebilir. Bu nedenle Türkiye’nin yeni sanayi mekanizmalarına daha fazla dahil edilmesi ve ekonomik iş birliğinin ticaret, teknoloji ve sürdürülebilirlik alanlarındaki güncel koşullara uygun şekilde modernize edilmesi önem taşıyor.” Avrupa’daki dönüşümün yalnızca üretim politikalarıyla sınırlı olmadığını; yeşil dönüşüm, dijitalleşme, teknoloji yatırımları ve tedarik güvenliği gibi stratejik alanları da kapsadığını belirten Karadeniz, Türkiye’nin bu sürecin dışında değil, aktif bir parçası olarak konumlanmasının kritik olduğunu vurguladı. Karadeniz, Türkiye’nin bu dönüşümü yalnızca bir uyum süreci olarak değil, sanayi yapısını güçlendirecek stratejik bir fırsat olarak değerlendirmesi gerektiğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

11. Milli Ekonomi Modeli Kongresi Viyana’da Başlıyor Haber

11. Milli Ekonomi Modeli Kongresi Viyana’da Başlıyor

11. Uluslararası Milli Ekonomi Modeli Kongresi, 7-8 Şubat tarihlerinde Avusturya’nın başkenti Viyana’da gerçekleştirilecek. 50’yi Aşkın Akademisyen ve İktisatçı Katılacak İki gün sürecek kongrede, 21 ülkeden 50’yi aşkın akademisyen ve iktisatçı tebliğ sunacak. Kongre kapsamında düzenlenecek 9 ayrı oturumda; • Küresel ekonomik krizlerin çözüm yolları • Daha adil ve barışçıl bir ekonomik düzen arayışı • Milli Ekonomi Modeli’nin sunduğu tezler çok yönlü biçimde değerlendirilecek. Uluslararası Üniversitelerden Güçlü Katkı Uluslararası Bağımsız Ekonomi Modeli Birliği tarafından düzenlenen kongre, önemli akademik kurumların katkısıyla hayata geçiriliyor. Kongreye destek veren kurumlar arasında: • Viyana Teknik Üniversitesi • Viyana Bilim Kulübü • Malezya Taylor Üniversitesi • Bosna Hersek Zenica Üniversitesi yer alıyor. Kapanış Konuşmasını Hüseyin Baş Yapacak Kongrenin kapanış konuşmasını ise Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Hüseyin Baş gerçekleştirecek. Bugüne kadar düzenlenen on ayrı uluslararası kongrede dünya akademik çevrelerinde büyük ilgi gören model, sürdürülebilir büyüme ve ekonomik istikrar için güçlü bir alternatif olarak görülüyor. Milli Ekonomi Modeli: İnsanı Merkeze Alan Çözüm Prof. Dr. Haydar Baş’ın ortaya koyduğu Milli Ekonomi Modeli; insanı merkeze alan yaklaşımı, vatandaşın tüketim kabiliyetini artırarak üretimi tetikleyen yapısı ve milli para anlayışıyla ekonomi bilimine özgün bir bakış kazandırıyor. Model, aynı zamanda Bağımsız Türkiye Partisi tarafından parti programı haline getirilerek Türkiye’nin yaşadığı ekonomik krizlere yönelik somut proje ve önerilerle kamuoyuna sunuldu. Viyana’da Ekonominin Geleceği Tartışılacak 7-8 Şubat tarihlerinde Viyana’da düzenlenecek bu önemli kongrede, dünyanın farklı ülkelerinden akademisyenler bir araya gelerek ekonomik krizlerin çözümüne dair yeni perspektifler ortaya koyacak. 11. Milli Ekonomi Modeli Kongresi, daha adil, güçlü ve sürdürülebilir bir dünya ekonomisi için önemli bir buluşma olma niteliği taşıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

2026’da Konut Piyasasında Denge Arayışı Öne Çıkacak Haber

2026’da Konut Piyasasında Denge Arayışı Öne Çıkacak

Parcel Estates CEO’su Özden Çimen, Türkiye konut piyasasının 2025 performansını ve 2026 yılına yönelik beklentilerini değerlendirdi. 2025’te konut sektöründe kontrollü bir hareketlilik yaşandığını ifade eden Çimen, faiz oranları ve finansman koşullarının alıcı davranışlarını belirleyici rol oynadığını vurguladı. 2026’da ise piyasanın belirsizlikten çok denge arayışıyla şekilleneceğini belirten Çimen, yatırımcılar açısından doğru lokasyon, sürdürülebilir getiri ve uzun vadeli değer yaratmanın her zamankinden daha kritik hale geleceğini dile getirdi. Özden Çimen, Türkiye konut piyasasının 2025 performansını ve 2026 yılına ilişkin beklentilerini değerlendirdi. 2025 yılının sektör açısından temkinli toparlanma yılı olduğunu belirten Çimen, 2026’da ise finansman koşulları ve talep dengesinin belirleyici olacağını vurguladı. “2025, bekleme sürecinin öne çıktığı bir yıl oldu” 2025 yılını genel hatlarıyla değerlendiren Özden Çimen, konut piyasasında yıl boyunca kontrollü bir hareketlilik yaşandığını ifade etti. Çimen, “2025, alıcıların kararlarını ertelediği, satıcıların ise piyasa koşullarına uyum sağlamaya çalıştığı bir yıl oldu. Talep tamamen kaybolmadı ancak daha seçici ve temkinli bir yapıya büründü,” dedi. “Talebi belirleyen ana unsur finansman koşullarıydı” 2025’te konut talebini etkileyen en kritik faktörün finansman olduğunu vurgulayan Çimen, “Faiz oranları, ödeme planları ve erişilebilir kredi imkanları, alıcı davranışlarını doğrudan belirledi. İhtiyaç amaçlı alımlar devam ederken, yatırım amaçlı alımlarda daha temkinli bir yaklaşım gördük,” ifadelerini kullandı. “Faizler, alıcıyı daha küçük ve erişilebilir konutlara yöneltti” Konut kredisi faizlerinin alım kararlarını ciddi şekilde etkilediğini belirten Çimen, “2025’te alıcılar daha ulaşılabilir fiyatlı, metrekare olarak daha küçük ve amortisman süresi daha kısa konutlara yöneldi. Bu durum, segmentler arası talep dağılımını da değiştirdi,” diye konuştu. “Yabancı yatırımcı ilgisi tamamen bitmedi, şekil değiştirdi” Yerli ve yabancı yatırımcı ilgisine de değinen Özden Çimen, “Yabancı yatırımcı ilgisi 2025’te önceki yıllara kıyasla daha sınırlı olsa da tamamen ortadan kalkmadı. Daha çok uzun vadeli değer koruma ve kira geliri potansiyeli sunan projelere odaklanan, daha bilinçli bir yatırımcı profili öne çıktı,” değerlendirmesinde bulundu. “2026’da denge ve seçicilik öne çıkacak” 2026 yılına ilişkin beklentilerini paylaşan Çimen, konut piyasasında denge arayışının belirleyici olacağını söyledi. Çimen, “Faiz politikaları, enflasyon görünümü ve ekonomik istikrar 2026’nın seyrini belirleyecek. En büyük risk belirsizlik, en güçlü beklenti ise kontrollü bir normalleşme süreci,” dedi. “Yatırımcı için doğru proje ve doğru lokasyon her zamankinden daha önemli” Parcel Estates’in 2026 stratejisine de değinen Özden Çimen, yatırımcılara net bir mesaj verdi. Çimen, “Artık her konut yatırım değildir. 2026’da yatırımcılar için doğru lokasyon, doğru proje ve sürdürülebilir getiri her zamankinden daha kritik olacak. Biz Parcel Estates olarak yatırımcılara kısa vadeli beklentilerden ziyade, uzun vadeli değer ve güven odaklı bir yaklaşım sunmaya devam edeceğiz,” ifadelerini kullandı.

11. Ortak Gelişim Kongresi’nde  Gıda Ekosisteminin Geleceği İçin “Güven” Mesajı Verildi Haber

11. Ortak Gelişim Kongresi’nde Gıda Ekosisteminin Geleceği İçin “Güven” Mesajı Verildi

Bu yıl “Her Ürün Bir Güven Eseri” temasıyla düzenlenen kongreye; perakende sektörünün temsilcileri, üreticiler, tedarikçiler, çözüm ortakları, genç girişimciler ve kamu temsilcilerinden oluşan yüzlerce kişi katıldı. Açılış konuşmasını yapan GPD Yönetim Kurulu Başkanı Alp Önder Özpamukçu, Türkiye gıda perakendesinin taşıdığı ekonomik ve sosyal sorumluluğa dikkat çekerek sektördeki dönüşümün merkezinde güvenin, şeffaflığın ve üretim gücünün yer aldığını vurguladı. Özpamukçu, “Organize perakende olarak, bugün market, hızlı servis restoranı, kahve zincirleri ve çözüm ortaklarıyla birlikte 465 binin üzerinde istihdama ve 47 bin satış noktasına ulaşmış dev bir yapıdan söz ediyoruz. 3,5 trilyon TL’yi bulan Türkiye gıda perakendesi içinde organize perakendeciler olarak 1,5 trilyon TL’yi aşan ciro büyüklüğüyle ekonomimizin en dinamik alanlarından biriyiz” bilgisini paylaşarak sektörün etkisine dikkat çekti. Organize perakende büyümeye devam ediyor Konuşmasında 2025 yılı sektör verilerine de yer veren Özpamukçu, NielsenIQ Perakende Paneli Uzay sonuçlarına göre Türkiye genelinde perakende nokta sayısının yalnızca %0,2 arttığını, buna karşın modern kanalın %5’lik büyüme ile güçlü bir artış gerçekleştirdiğini belirtti. Özpamukçu, bu eğilimin, organize perakendenin yatırım iştahının ve tüketiciye erişimdeki kapsayıcı rolünün altını çizdiğini de sözlerine ekledi. NielsenIQ Perakende Paneli Uzay verilerine göre; sigara ve alkol hariç Hızlı Tüketim Ürünleri Pazarı (FMCG), yılın ilk dokuz ayında geçen yılın aynı dönemine göre %41 büyüme kaydederken, büyümenin %1’i hacim, %40’ı fiyat değişiminden kaynaklandı. Kategori ve e-ticaret büyümesi organize perakendenin dönüşüm hızını gösteriyor 2025’te hacim açısından en çok büyüyen kategori grupları alkolsüz içecekler, süt ürünleri, ev temizlik ürünleri, bakkaliye ve saç bakım ürünleri oldu. En hızlı büyüyen alt kategorilerde ise sıvıyağ, çikolata, donuk gıda, ev temizleyicileri, Türk kahvesi, dondurma, krem çikolata, evcil hayvan maması, soğuk kahve ve hazır kahve öne çıktı. Evcil hayvan mamaları, ev temizleyiciler ve donuk gıda kategorileri yüksek hacim artışıyla dikkat çekti. NielsenIQ içgörülerine göre 2026 yılı için perakendenin stratejik yol haritasında tüketici değer öncelikleri, uygun fiyat arayışı, promosyon etkinliği, güven ihtiyacı, yapay zekâ entegrasyonu, çoklu kanal deneyimi ve bilinçli & seçici tüketim trendleri öne çıkıyor. “Güven, gıda tedarik zincirinin temelidir” GPD Başkanı Özpamukçu, gıda güvenilirliğinin yalnızca halk sağlığı açısından değil; ekonomik istikrar ve uluslararası rekabet açısından da stratejik bir konu olduğunu vurguladı. Organize perakendenin bugün üretim süreçlerinden depolamaya, lojistikten raf güvenliğine, izlenebilirlikten hijyen denetimlerine uzanan tüm aşamalarda güvenin standartlarını belirleyen bir sektör olduğunu söyledi. Özpamukçu konuşmasında, Türkiye’de gıda sektörünün önemli bir kısmının hâlâ kayıt dışı kanallarda bulunduğunu, bunun da hem haksız rekabet yarattığını hem de gıda güvenliğinde şeffaflığı engellediğini belirterek, “Tarladan sofraya tüm süreçlerin izlenebilir, denetlenebilir ve şeffaf olması ulusal güvenlik kadar önemlidir.” dedi. Tarım ve üretim vurgusu: “Güçlü tarım olmadan gıda arz güvenliği sağlanamaz” Sektörün karşı karşıya olduğu maliyet baskıları, işgücü giderleri, lojistik dalgalanmaları ve küresel riskler nedeniyle üretimde sürdürülebilirliğin daha kritik hale geldiğini belirten Özpamukçu, çözümün merkezinde tarım ve hayvancılığın güçlendirilmesinin bulunduğunu vurguladı. Doğru planlama, etkin destek mekanizmaları, kooperatiflerin güçlendirilmesi, dijital tarım, kadın ve genç üreticilerin teşviki ve güçlü bir lojistik altyapının Türkiye’nin tarımsal potansiyelini açığa çıkaracağını ifade eden Özpamukçu, gıda israfının da kritik bir alan olduğunu söyledi. Türkiye’nin yılda yaklaşık 18 milyon ton gıda israf ederek 43 milyar dolar kaybettiğini hatırlatarak, organize perakendenin raf yönetimi, stok optimizasyonu, bağış sistemleri ve dijital takip teknolojileriyle bu alanda önemli adımlar attığını belirtti. “Amacımız sorunları değil, çözümleri konuşmak” Kongre boyunca gıda güvenliği, gıda arz güvenliği, tedarik zincirinin geleceği, üretici–perakendeci iş birliği, sürdürülebilirlik ve yeni teknolojiler masaya yatırıldı. Özpamukçu, “Güven, gıdanın da sektörün de ekonominin de temelidir. Bu kongrenin amacı sadece sorunları tartışmak değil, birlikte çözüm üretmektir.” diyerek katılımcılara teşekkür etti.

Özpamukçu: “Güvenli Gıda, Güçlü Tarım ve Sürdürülebilir Üretim Zinciriyle Mümkündür” Haber

Özpamukçu: “Güvenli Gıda, Güçlü Tarım ve Sürdürülebilir Üretim Zinciriyle Mümkündür”

Alp Önder Özpamukçu, gıda güvenliğinin yalnızca halk sağlığı değil, aynı zamanda ekonomik istikrar ve sürdürülebilir kalkınma açısından da stratejik bir öncelik haline geldiğini vurgulayarak, “Güvenilir, izlenebilir ve uluslararası standartlara uyumlu gıdaya erişim artık bir tercih değil, zorunluluk. Bu anlamda güvenli gıda üretimi güçlü tarım ve sürdürülebilir üretim zinciri ile mümkündür” açıklamasını yaptı. 2012 yılından bu yana, Türkiye’de modern perakende sektörünün gelişmesi ve kurumsallaşması, gıda perakendeciliğinde uluslararası standartların yakalanması konularında faaliyet gösteren Gıda Perakendecileri Derneği (GPD), Türkiye’nin ve dünyanın en kritik gündeminden biri olan gıda güvenliği konusunda da çalışmalarını sürdürüyor. Gıda güvenliğinin, sektörü, toplum sağlığını ve ekonomiyi yakından ilgilendirdiğini belirten GPD Başkanı Alp Önder Özpamukçu; iklim değişikliği, küresel tedarik zincirindeki kırılganlıklar, artan maliyetler ve üretim planlamasındaki eksikliklerin Türkiye’de gıda güvenliği açısından temel riskler oluşturduğuna dikkat çekti. Özpamukçu, “Türkiye gibi dört mevsimi yaşayan, zengin tarım potansiyeline sahip bir ülkede, bu potansiyelin ekonomiye yansıyabilmesi ancak planlı üretim, teknoloji kullanımı ve sürdürülebilir destek politikalarıyla mümkün. Güçlü bir tarım zinciri; kırsaldan kente, tarladan market rafına kadar istikrarı beraberinde getirir” diye konuştu. Perakendenin Gıda Güvenliğindeki Rolü Organize gıda perakendesinin, üretimden tüketiciye uzanan sürecin her aşamasında önemli bir sorumluluk üstlendiğini belirten Özpamukçu, “Gıda perakendeciliği, yalnızca ürün satmak değil; ürünü doğru üretmek, zamanında ulaştırmak ve süreci sürdürülebilir şekilde yönetmektir. Üyelerimiz bu anlayışla; üreticiden tüketiciye giden her adımda kalite, denetim ve şeffaflık ilkelerini gözetmektedir” diyerek sözlerine şöyle devam etti: “Organize gıda perakendesi bugün Türkiye’de 47 bin satış noktası ve 465 bini aşkın istihdam ile kayıtlı ekonomiye önemli katkı sağlıyor. Bu yapının en önemli avantajlarından biri, gıda ürünlerinde kalite güvencesi, izlenebilirlik ve denetim süreçlerinin güçlü bir sistematik içinde yürütülmesi. Gıda perakendeciliği işimizin yüzde 80’i tarım ve hayvancılıkla doğrudan bağlantılı. Tarımda ilerleme kaydedilmeden gıda arz güvenliğini sağlamak mümkün değil. Bu nedenle üretimin planlı hale getirilmesi, kooperatiflerin güçlendirilmesi ve üreticilerin modern tekniklerle desteklenmesi büyük önem taşıyor.” Özpamukçu, güçlü bir tarım altyapısının oluşturulması için yapılması gerekenleri şöyle sıraladı: Planlı ve bölgesel üretim uygulamalarının etkin hale getirilmesi,Sözleşmeli tarımın yaygınlaştırılması,Çiftçiye girdi desteği (gübre, yem, tohum) ile maliyet kontrolü sağlanması,Kooperatiflerin güçlendirilmesi ve pazarlama süreçlerinde aktif hale getirilmesi,Dijital tarım teknolojilerinin kullanımıyla verimliliğin artırılması,Genç çiftçilerin sosyal ve ekonomik olarak teşvik edilmesi,Su ve toprak dostu üretim yöntemlerinin yaygınlaştırılması. Uluslararası Standartlara Uyum: Güven ve Rekabetin Anahtarı Gıda güvenliğinde uluslararası standartlara uyumun yalnızca ihracat için değil, iç pazarda da güven ortamı yaratmak açısından kritik olduğunu vurgulayan Özpamukçu, “Tüketicinin güveni, üretimden dağıtıma kadar her aşamada ortak bir kalite diline sahip olmaktan geçiyor. Bu standartlar hem markalarımızın hem de ülkemizin itibarı açısından vazgeçilmezdir” şeklinde konuştu. 11. Ortak Gelişim Kongresi 18 Kasım’da Gerçekleşecek GPD’nin bu yıl 11’incisini düzenleyeceği Ortak Gelişim Kongresi hakkında da bilgiler veren Özpamukçu, 18 Kasım 2025 tarihinde gerçekleştirilecek kongrede gıda güvenliği ve sürdürülebilir üretim konuları farklı açılardan ele alınacağını belirterek şunları söyledi: “Sektörümüzün tüm paydaşlarını aynı masa etrafında buluşturan Ortak Gelişim Kongremizde, gıda güvenliğini çok boyutlu biçimde tartışacağız. Bu alanda atılacak adımların hem üreticilerimizin hem tüketicilerimizin geleceği için belirleyici olacağına inanıyoruz.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.