Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Ekosistem

Kapsül Haber Ajansı - Ekosistem haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Ekosistem haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Gençlerin Geleceğine Yatırım İçin İş Dünyasına Çağrı Haber

Gençlerin Geleceğine Yatırım İçin İş Dünyasına Çağrı

İstanbul, Londra ve Frankfurt’ta ofisleri bulunan bir Yatırım ve Varlık Yönetimi grubu olan ESAS’ın sosyal fayda odaklı yatırım birimi Esas Sosyal; odağına aldığı gençlik ve istihdam alanında sürdürülebilir ve ölçülebilir etki yaratmayı amaçlıyor. “Esas Sosyal Fırsat Eşitliği Sağlar” mottosu ile Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat, Hayırlı Sabancı Desteğiyle İngilizce Fırsatım ve Mezun Programlarını yürütüyor. Programları etrafında geliştirdiği 5.500’ü aşkın kişi ve kurumu kapsayan ekosisteminden güç alarak günden güne gelişen, 11 yıldır genç istihdamında fırsat eşitliği için başarılı programlar yürüten Esas Sosyal, bu zamana kadar 2.550 genci fırsat eşitliği ile buluşturdu. İş dünyasının insan yönetimi alanındaki önemli buluşmalarından PERYÖN 34. İnsan Odağında Yönetim Kongresi, bu yıl “Yansıma” temasıyla çalışma hayatındaki dönüşümü farklı boyutlarıyla ele aldı. ESAS Yönetim Kurulu Başkan Vekili Emine Sabancı Kamışlı, kongre kapsamında PERYÖN Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı, QNB Türkiye İnsan Kaynakları Genel Müdür Yardımcısı ve Esas Sosyal Danışma Kurulu Üyesi Cenk Akıncılar’ın moderatörlüğünde gerçekleşen oturumda, gençlerin eğitimden iş hayatına geçişte karşılaştıkları engelleri ve iş dünyasının fırsat eşitliğini güçlendirmedeki rolünü değerlendirdi. Konuşmasında Esas Sosyal'in 10 yıllık saha deneyiminden hareketle gençlerin mezun oldukları üniversitelerden bağımsız olarak potansiyellerine odaklanmanın önemine dikkat çeken Emine Sabancı Kamışlı, eğitimden istihdama geçiş sürecinde fırsat eşitliğini güçlendiren modellerin iş dünyası için de dönüştürücü bir değer yarattığını vurguladı. İş dünyasının yalnızca istihdam sağlayan değil, gençlerin gelişimine yatırım yapan ve etkiyi ölçebilen bir anlayışla hareket etmesi gerektiğini ifade eden Kamışlı, uzun vadeli sosyal yatırımların güçlü ekosistem iş birlikleriyle daha sürdürülebilir sonuçlar ürettiğine dikkat çekti: “Gençlerin kendilerini keşfedebileceği kapsayıcı ve eşitlikçi ortamlarda, potansiyellerini ortaya koyabildikleri ve topluma katkı sunabildikleri bir çalışma hayatı yaratmak hepimizin sorumluluğu... İş dünyası olarak gençlerden beklentilerimizi dile getirirken onlara hangi fırsatları sunduğumuza da dikkat etmek gerekiyor. Gençlerin en büyük ihtiyacı fark edilmek ve görünür olmak. Bu bakış açısıyla gençleri mezun oldukları üniversitelerin tanınırlığına göre değil, yetkinliklerine göre değerlendirmek gerekiyor. Fırsat eşitliği, gençlere yalnızca bir kapı açmakla sağlanmıyor; o kapıdan geçebilmeleri, kendilerini geliştirebilmeleri ve potansiyellerini gösterebilmeleri için gerekli koşulları da yaratmamız gerekiyor. Sosyal yatırımlarda da aynı yaklaşımın önemli olduğuna inanıyorum. Bir çalışma başlatmak, kaynak ayırmak elbette değerli. Ancak asıl soru, bu yatırımın nasıl bir sonuç yarattığı ve ortaya çıkan etkinin ne kadar sürdürülebilir olduğu. Kaç gence ulaştığımız kadar, o gençlerin hayatında neyin değiştiğini, istihdama katılımlarını nasıl desteklediğimizi ve uzun vadede nasıl, ne kadar derin bir değer yarattığımızı da önemli ve takip edilmesi gereken bir konu. Bunun için araştırmaya dayalı hedefler belirlemeli, sonuçlarımızı ölçmeli, öğrendiklerimizi paylaşmalıyız. Hiçbir kurum bu meseleleri tek başına çözemez. Şirketler, sivil toplum kuruluşları birbirlerinin deneyimlerinden güç alarak birlikte hareket etmeli, el ele vermeli… Kaynakların sınırlı olduğu bir dünyada, aynı hedef için çalışan kurumların birbirinden haberdar olması, deneyimlerini paylaşması ve güçlerini birleştirmesi çok önemli. Biz Esas Sosyal’de 11 yıldır bu anlayışla çalışıyoruz. Çünkü gençlere yapılan yatırımın gerçek değeri; bugün yarattığı sonuçta değil, gelecekte büyüterek sürdürebildiğimiz etkide yatıyor.” "İlk Fırsat benim için yalnızca bir iş değil, bir topluluğun parçası olmak demekti" Oturumun sonunda Kamışlı, Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı’nın 5. dönem mezunu ve PERYÖN Akademi Uzmanı Ayşe Bayram Bütün’e de söz verdi. 2019 yılında Uludağ Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra Şevket Sabancı Vizyonuyla İlk Fırsat Programı sayesinde PERYÖN’de çalışma hayatına başlayan Bütün, altı yıldır aynı kurumda görev yaptığını belirtti. Programın yalnızca kariyerine güçlü bir başlangıç yapma imkânı sunmadığını, aynı zamanda dayanışma ve paylaşım üzerine kurulu bir topluluğun parçası olmasını sağladığını ifade eden Bütün, geçmiştiğimiz yıl İlk Fırsat 4. Dönem Mezun Komitesi Başkanlığı görevini üstlenerek bu topluluğa katkı sunmaya devam ettiğini söyledi. Gençlere duyulan güven ve yapılan yatırım için Emine Sabancı Kamışlı’ya ve Esas Sosyal’e teşekkür ederek konuşmasını “İyi ki İlk Fırsatlıyım, iyi ki bu büyük ailenin bir parçasıyım” sözleriyle tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Girişimcilik Dünyasının Nabzı Türkiye’de Attı Haber

Küresel Girişimcilik Dünyasının Nabzı Türkiye’de Attı

12 Ekim’deki Investor ve Hackathon Day ile başlayan ve 13–14 Ekim’deki ana programla devam eden etkinlik, üç gün boyunca 2.500’ün üzerinde katılımcıyı bir araya getirdi. Etkinlik kapsamında girişimciler ve yatırımcılar arasında binlerce bire bir görüşme gerçekleşti. Türkiye’nin önde gelen girişimcilik etkinliklerinden Istanbul Ignited by Slush’D; Türkiye, Avrupa, Orta Doğu, Kuzey Amerika ve Asya'dan girişimcileri, yatırımcıları ve teknoloji liderlerini ağırladı. 100'ü aşkın konuşmacının yer aldığı etkinlikte aynı zamanda hackathonlar ve yatırımcı-girişimci eşleşmeleri de düzenlendi. Buluşmaya özel geliştirilen eşleştirme uygulaması üzerinden girişimciler ile yatırımcılar arasında 2.000’den fazla görüşme planlanarak gerçekleşti. Etkinlik bu yıl "The Bridge Nobody Expected" temasıyla düzenlendi. Tema, Türkiye’nin 87 milyonluk nüfusu ve 34,9 olan medyan yaşıyla sahip olduğu potansiyele ve İstanbul’un bu potansiyeli dünyayla buluşturan stratejik konumuna dikkat çekti. İstanbul; sermaye, yetenek ve pazarları birbirine bağlayan bir inovasyon ve girişimcilik merkezi olarak öne çıktı. Day 0: OpenAI ve Manus'un hackathonları ile Yatırımcı Günü, ekosistemi kapalı kapılar ardında bir araya getirdi Etkinlik, ana konferanstan bir gün önce, 12 Ekim'de, ‘Day 0’ programıyla başladı. Günün en çok ses getiren etkinliği, dünyanın önde gelen yapay zekâ şirketleri OpenAI ve Manus'un imzasını taşıyan hackathonlar oldu. Bu iş birliği, küresel yapay zekâ devlerinin Türkiye'deki geliştirici ve girişimci topluluğuna duyduğu ilginin güçlü bir göstergesi oldu. Apify, Clerion, fal ve Hilbert'in desteğiyle girişimcilerin buluşma noktalarından Dotshub’ta düzenlenen hackathonlarda 200'ü aşkın geliştirici, gün boyunca OpenAI ve Manus teknolojileriyle yapay zekâ ajanları ve oyun odaklı yeni ürünler geliştirdi. Uygulamalı demolar ve panellerle zenginleşen yarışmaların kazananları günün sonunda açıklandı ve ödülleri verildi. Sait Halim Paşa Yalısı'nda düzenlenen Yatırımcı Günü (Investor Day) ise 300'ü aşkın katılımcıyı bir araya getirdi. Metis Ventures’ın ev sahipliğinde düzenlenen etkinlikte global fonların yöneticileri, yatırım ofislerinin temsilcileri, yüksek net değerli bireysel yatırımcılar ve melek yatırımcılar buluştu. Program; risk sermayesi, kurumsal sermaye, oyun, fintek, kalkınma finansmanı, büyüme ve şirket satın alma (buyout), aile ofisleri, yatırımda yapay zekâ kullanımı ve yeni nesil fon yöneticileri başlıklarındaki panellerden oluştu. Gün, davetli yatırımcılara özel buluşma ile sona erdi. Ana konferans iki gün boyunca Rixos Tersane İstanbul'da gerçekleşti. Akbank ve Togg'un ana sponsorluğunda 13–14 Ekim'de Rixos Tersane İstanbul'da gerçekleşen ana konferans, Istanbul Ignited by Slush'D Kurucu Ortakları Melisa Çağlar ve Şan Yalman'ın açılış konuşmasıyla başladı. Açılışın ardından Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi Başkan Yardımcısı M. Muhiddin Keskin, "Türkiye Fırsatı: Yükselen Bir Teknoloji Gücüne Yatırım" başlıklı panelde kurucularla birlikte sahne aldı. İki gün boyunca ana sahne oturumlarının yanı sıra yuvarlak masa toplantıları ve bire bir görüşmeler düzenlenirken, küratörlü eşleştirmelerle yatırımcılar ve girişimciler bir araya getirildi. İkinci gün, ana sahne oturumları ve Google for Startups Demo Day ile tamamlandı. Etkinlikte 100’ü aşkın konuşmacı sahne aldı. Yatırım dünyasından Accel’den Zhenya Loginov, b2venture’den Gerrit Jurilj, Balderton Capital’den Luca Bocchio, BEK Ventures’den Baturay Kaya, Borusan Ventures’den Defne Kocabıyık Narter, Calm/Storm Ventures’den Lucanus Polagnoli, Dawn Capital’den Josh Bell, DN Capital’den Gülşah Wilke, DTCP’den Susie Meier, Earlybird’den Alina Bassi, e2vc’den Enis Hulli, Felix Capital’den Antoine Nussenbaum, Firgun Ventures’den Zeynep Korutürk, General Catalyst’ten Alex Momeni, HV Capital’den Manal Belaouane ve Alexander Joel Carbonell, Index Ventures’den Emil Schaefer, Inveo Ventures’den Haluk Nişli, Kleiner Perkins’ten Ilya Fushman, Mido Capital’den Bryan Kim, Northzone’den Dominik Esen, Raed Ventures’den Wael Nafee, redalpine’den Sebastian Becker ve Bilel Al Souaied, Scribble Ventures’den Elizabeth Weil ve Kevin Weil, Shorooq’tan Bilal Baloch, Speedinvest’ten Deepali Nangia, T.Capital’den Oliver Schmaeschke, VentureSouq’tan Suneel Gokhale, 212’den Numan Numan ve Ali Karabey, Laton Ventures’den Görkem Türk ve Oleka Capital’den İlker Sözdinler deneyimlerini paylaştı. Teknoloji ve iş dünyasından ise 1KOMMA5°’den Philipp Schröder, Anthropic’den Stephan von Perger, Cognition’dan Aman Thind, Google’dan Barış Yeşügey, Alpagut Çilingir, Mehmet Keteloğlu ve Tiago Henriques, Hilbert’ten Ceyda Erten, Loom Games’ten Kübra Gündoğan, Lyceum’dan Maximilian Niroomand, microagi’den Gianni Hodel, NVIDIA’dan Basil Fateen, OpenAI’dan Emre Okçular, Pallet’ten Nilkanth Patel, Pathfounders’den Mike Butcher, Periodic Labs’dan Ekin Doğuş Çubuk, Quantinuum’dan Ilyas Khan, Tencent Games’ten Nachuan Li, TYTAN Technologies’ten Batuhan Yumurtacı, Viktor.com’dan Fryd Wiatrowski, Wonderful’dan Georgios Kontogiannis, Akbank’tan Şebnem Dağ Güven, Disrupt.com’dan Alemşah Öztürk, Endeavor Türkiye’den Aslı Kurul Türkmen, Grand Games’ten Bekir Batuhan Çelebi, Heltia’dan Alperen Adıktı, İTÜ ARI Teknokent’ten Prof. Dr. Atilla Dikbaş, lumaq.ai’dan Sina Afra ve Rudi Dökmecioğlu, Midas’tan Egem Eraslan, Togg’dan Gürcan Karakaş, Trendyol’dan Erdem İnan ve TurkNet’ten Yunus Çelebiler sahne aldı. T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı’ndan Sadullah Uzun da etkinliğin konuşmacıları arasında yer aldı. Sponsorlar ve ortaklar Etkinlikte Akbank ve Togg ana sponsor, BytePlus elmas sponsor olarak yer alırken; Sahne Sponsorları Google for Startups Accelerator ve ITU Arı Teknokent, altın sponsorlar Adjust, T.C. Cumhurbaşkanlığı Yatırım ve Finans Ofisi ve Trendyol oldu. Teknoloji ortakları Clerion, fal, Hilbert, Manus ve OpenAI; VC ortakları 212, Ak Portföy, Felix Capital, Griffin Gaming Partners, HV Capital, Inveo Ventures, Laton Ventures, Metis Ventures, Speedinvest, Türk Telekom Ventures, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası ve Türkiye Kalkınma Fonu oldu. Ekinlikte ekosistem partnerleri arasında Girişimcilik Vakfı, Yenibirlider Derneği ve Endeavor yer alırken; Roamless, Magnitt, Brella, Kecos ve Visby etkinliğin strateji partnerleri olarak yer aldı. Etkinliğin medya ortakları ise EventLabs, FounderN, Hiwell, Inc. Türkiye, Ortak Alan, Orphex ve The Recursive oldu. Beş ülkeden bir araya gelen gönüllü bir ekip Istanbul Ignited by Slush'D, Kurucu Ortaklar Şan Yalman ve Melisa Çağlar liderliğinde; İpek Çeliksöz, Yağız Özkeş, Ceyda Sabancı Dinçer, Selin Kosova, Kaan Taşkent, Deniz Akyürek, Ata Yeğin, Anastasiia Shabliienko, Cecilie Auersperg, Kağan Korkmaz, Aymila Toyran, Yasemin Sezer, Nevena Vujovic, Tanzila Sharifli, Meryem Balcı, Nicole Mano, Selim Emirhan Önder, Aziz Berkan Hoşgül, Yiğit Çoban, Onur Cem Karaman, Furkan Öksüz, Emre Yiğit Ay ve Sude Naz Sarımeşe'den oluşan, Londra, Viyana, San Francisco, Milano ve İstanbul'dan bir araya gelen gönüllü bir ekip tarafından hayata geçirildi. Etkinliğin sahadaki işleyişini 120’yi aşkın gönüllü üniversite öğrencileri ve yeni mezun ekip üstlendi. Istanbul Ignited by Slush'D Kurucu Ortağı Şan Yalman, konuyla ilgili şunları söyledi: “İlk yıl İstanbul’un global bir sahneyi taşıyabileceğini kanıtladık. İkinci yıl, bunun tesadüf olmadığını gösterdik. Dünyanın önde gelen fonları ve yapay zekâ şirketleri İstanbul’a iş birliği yapmak, yatırım fırsatlarını görmek ve yeteneklerle bir araya olmak için geldi. Bizim için başarı ölçütü etkinlikteki kişi sayısı değil, bu üç günde hangi yatırım kararlarının alındığı ve hangi potansiyel iş birliklerinin ortaya çıktığı.” Istanbul Ignited by Slush'D Kurucu Ortağı Melisa Çağlar ise şunları söyledi: "İstanbul yıllarca Avrupa ile Asya arasında bir geçiş noktası olarak anlatıldı. Bu yıl gördük ki İstanbul bir arka plan değil, argümanın kendisi. 300'ü aşkın yatırımcının Yatırımcı Günü için bir yalıya sığması, 200'den fazla geliştiricinin OpenAI ve Manus ile bir gün boyunca ürün geliştirmesi ve 2.083 bire bir görüşme; bu şehrin sermaye ile yetenek arasında kimsenin beklemediği bir köprü olduğunun kanıtı." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DESA’nın İştiraki NUERA ve GOZEN’den Geleceğin Malzemesi LUNAFORM™ İçin Stratejik Lisans Anlaşması Haber

DESA’nın İştiraki NUERA ve GOZEN’den Geleceğin Malzemesi LUNAFORM™ İçin Stratejik Lisans Anlaşması

DESA’nın yüzde 100 iştiraki NUERA Sürdürülebilir Biyofabrikasyon Teknolojileri, San Francisco merkezli Türk biyoteknoloji şirketi GOZEN ile LUNAFORM™ biyomalzemesinin üretimi ve küresel pazarlara sunulması için uzun vadeli ve münhasır bir lisans anlaşmasına imza attı. Geleceğin dokusunu İstanbul’dan dünyaya taşımayı hedefleyen bu stratejik iş birliği, biyoteknoloji alanındaki yenilikçi çözümleri uluslararası moda ve tasarım dünyasıyla buluşturmayı amaçlıyor. Anlaşmayla GOZEN’in LUNAFORM™ biyomalzeme platformu ve BioCraft biyofabrikasyon teknolojisi, NUERA’nın İstanbul’daki tesisi ve DESA’nın endüstriyel üretim altyapısıyla bir araya geldi. DESA’nın biyomalzeme stratejisinin bir parçası olarak Ağustos 2026'da kurulan NUERA, LUNAFORM™’un araştırma-geliştirme, ürün geliştirme, üretim, ölçeklendirme ve farklı sektörlerde ticarileştirme süreçlerini tek çatı altında yürütecek. Sürdürülebilir malzemelere yönelik küresel talep artmaya devam ederken bu iş birliği, bir yandan markaların yeni nesil bir biyomalzemeyle tek ve şeffaf bir değer zinciri içinde çalışabilmesini, diğer yandan da tabakhanelerin mevcut sistemlerine ve makina parklarına doğrudan entegre olabilen yepyeni bir organik malzeme kazandırıyor. DESA’nın biyofabrikasyon teknolojilerini kullanarak sürdürülebilir bir gelecek yaratma vizyonunu GOZEN’in geliştirdiği teknolojiyi kullanarak hayata geçiren NUERA, malzemeyi yetiştiren, işleyen ve bitmiş ürüne dönüştüren iş modeliyle birçok sektörde var olanın yerini almadan, ona yeni bir değer katarak yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Bu iş birliğinin şekillenmesinde, DESA’nın büyüme ve dönüşüm yolculuğuna liderlik eden CEO Burak Çelet ile GOZEN’in CEO’su ve yenilikçi malzemesi LUNAFORM™’un mucidi Ece Gözen önemli rol oynadı. İki lider, geçtiğimiz yıl boyunca Avrupa’nın farklı noktalarında moda markalarıyla bir araya gelerek lüks moda dünyasının yeni nesil malzemelerden beklentilerini ve sektörün değişen ihtiyaçlarını yakından analiz etti. İş birliği sürecinde her iki şirketin ekipleri, birbirlerinin üretim tesislerinde yoğun bir şekilde birlikte çalışarak teknik uzmanlıklarını, üretim deneyimlerini ve zanaatkârlık alanındaki bilgi birikimlerini paylaştı. DESA ve GOZEN’in teknolojik yetkinliklerini ve üretim kabiliyetlerini bir araya getiren ekipler, ortak Ar-Ge çalışmaları ve geliştirme süreçleriyle karşılaşılan teknik zorlukları aşarak LUNAFORM™ platformunun performansını uluslararası lüks moda dünyasının yüksek kalite ve tasarım beklentilerini karşılayacak seviyeye taşıdı. DESA CEO’su ve NUERA’nın kurucusu Burak Çelet: “Deri benim için bir aile mirası ve dünyanın en sürdürülebilir malzemelerinden biri olmayı sürdürüyor. Ancak küresel ısınma, sürdürülebilirlik kaygıları ve değişen tüketici eğilimleri, derinin yanı sıra kullanılabilecek hayvansal olmayan yeni nesil malzemeleri giderek daha önemli kılıyor ve bu alanda yeni bir pazar oluşuyor. Kering Grubu deriye bağımlılığını 2028'e kadar %30 azaltmayı hedeflediğini açıkladı. Tesla ve Apple gibi teknoloji markaları ise ürünlerinde hayvansal deriden uzaklaştı. Deri markaları ve şirketleri olarak bu değişime direnmek yerine onu benimsememiz gerekiyor. Bu düşünceyle yıllardır pek çok tamamlayıcı teknolojiyi araştırdık. Bakteriyel selüloz fermantasyonunu deri sektörü ile en uyumlu ve her açıdan en güçlü teknoloji olarak belirledik ve aradığımız teknolojik birikimi GOZEN’de bulduk. Bir tabakhane için LUNAFORM™ adeta koyun veya dana gibi bir canlı türü. Tabakhanelerimizde mevcut makine parkıyla, ek bir yatırım gerektirmeden işlenebiliyor. Son yıllarda bu konuda çok değerli inovasyonlar ortaya çıktı, ancak laboratuvar ölçeğinden endüstriyel seri üretime geçmeyi tam anlamıyla başaran bir ürün henüz yok. DESA’yı tasarımdan üretime, tabakhaneden perakendeye kadar değer zincirinin her halkasını yöneten entegre bir iş modeliyle büyüttük. Aynı bütüncül yaklaşım bugün NUERA’nın kalbinde yaşıyoruz. Bu sayede sektörümüze yeni bir malzeme kazandırmanın ve laboratuvar ile endüstriyel seri üretim arasındaki uçurumu kapatan ilk öncülerden biri olmanın gururunu yaşıyoruz.” LUNAFORM™’un mucidi ve GOZEN CEO’su Ece Gözen Akın şunları söyledi: “LUNAFORM™’u yaratırken vizyonum ‘A New World, A New Form’ idi. Benim için bu, yeni bir malzemenin ötesinde, malzemelerle kurduğumuz ilişkiyi ve onları dünyaya kazandırma biçimimizi yeniden düşünmek anlamına geliyordu. Bir girişimci olarak bu yolculukta şunu gördüm: Yeni bir malzeme yaratmak tek başına yetmiyor. Yeni bir dünya için yeni nesil malzemeler kadar yeni nesil şirketlere, iş modellerine ve iş birliklerine de ihtiyaç var. NUERA, bu vizyonun endüstriyel ölçekte hayat bulduğu model ve bu dönüşüme liderlik etmek benim için çok anlamlı. Bu yolculukta emeği geçen GOZEN’deki ortaklarıma, yatırımcılarımıza ve bu yolu birlikte açtığımız Burak Çelet’e içtenlikle teşekkür ediyorum. Çünkü gerçek değişim, yalnızca yeni bir form yaratmakla değil, o formun dünyada karşılık bulacağı koşulları birlikte kurmakla mümkün.” LUNAFORM™: İnsan ve Doğanın İşbirliğiyle Yetişen Malzeme NUERA, LUNAFORM™ biyomalzemesini İstanbul’daki tesisinde, mikroorganizmaların yalnızca yedi günde doğal nanolif yapıları oluşturduğu yenilikçi bir biyofabrikasyon süreciyle üretiyor. Hasat edildiği haliyle %100 biyobazlı olan LUNAFORM™, USDA Certified Biobased Product sertifikasına sahip. Yıllık yaklaşık 15 bin m² üretim kapasitesine sahip tesis, artan talebe göre büyütülebiliyor. İstanbul’da üretilen LUNAFORM™, ardından DESA’nın Çorlu’daki LWG Gold sertifikalı tabakhanesinde markaların ihtiyaçlarına göre renk, doku ve kalınlık açısından özelleştiriliyor. Farklı yüzey seçenekleriyle lüks moda ve tasarım dünyasına yenilikçi ve yaratıcı olanaklar sunuyor. Biyofabrikasyondan Bitmiş Ürüne Entegre Bir Ekosistem NUERA’nın entegre iş modeli, malzemenin tabakhaneden çıktığı noktada bitmiyor. Markalar, LUNAFORM™ ile tasarladıkları ürünleri DESA’nın İstanbul ve Düzce’deki fabrikalarında ve Toskana’daki DESA Internazionale tesisinde ürettirebiliyor. DESA’nın köklü dağıtım ağı ise bu ürünlerin küresel pazarlara ulaşmasını sağlıyor. Biyofabrikasyondan bitmiş ürüne kadar tüm geliştirme sürecinin aynı yapı içinde ilerlemesi, markaların farklı tedarikçiler arasında yol almak yerine tek bir ortakla doğrudan üretime başlamasına olanak tanıyor. Bugün birçok tasarımcı ve global markanın kullandığı LUNAFORM™, NUERA’nın Türkiye’de ve dünya genelinde otomotiv şirketleriyle başlattığı konsept doğrulama projeleriyle modanın ötesine de taşınıyor. SOSV Genel Ortağı ve San Francisco ofisinin Yönetici Direktörü Po Bronson: “GOZEN’in ilk risk sermayesi yatırımcısı olarak, GOZEN’in teknolojisinin yeni nesil malzemeler alanında kazanan olacağına her zaman inandım. Ama bir girişimin tek başına kazanamayacağını, bir teknolojinin de bitmiş bir ürünle aynı şey olmadığını biliyordum. Hayatları boyunca deriyle çalışmış zanaatkârların uzmanlığına ve bilgeliğine ihtiyacımız vardı. Bir yılı aşkın süredir Burak Çelet ile yakından çalışma ve birlikte neler inşa edebileceğimizi hayal etme ayrıcalığına sahibim. Kendisi ileriyi gören, yaratıcı ve deri sektörünü derinden önemseyen olağanüstü bir girişimci. Güçlü iş içgüdülerine sahip olmasının yanı sıra kendisi de bir deri mühendisi. GOZEN için Burak Çelet ve DESA’dan daha iyi bir iş ortağı düşünemezdik. Bugün aramızda güçlü bir güvene ve yakın iş birliğine dayanan bir ilişki var.. NUERA’nın, yeni nesil malzeme teknolojilerine yatırım yapanların beklentilerini aşan ve sektörde fark yaratan bir başarı hikâyesine dönüşeceğine inanıyorum. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Türkiye’den Elektrikli Araç Sahiplerine Özel Yeni Platform: Ford EV Club Haber

Ford Türkiye’den Elektrikli Araç Sahiplerine Özel Yeni Platform: Ford EV Club

Ford Türkiye, elektrikli araç kullanıcılarının hayatını kolaylaştırmak ve sürüş deneyimini daha ileriye taşımak amacıyla geliştirdiği Ford EV Club platformunu kullanıma sundu. Binek ve ticari elektrikli araç kullanıcılarına özel olarak hazırlanan platform, günlük kullanımda maliyet ve zaman avantajı sağlayan somut ayrıcalıkların yanı sıra üyelerine özel deneyimler, içerikler ve zengin bir topluluk ekosistemi sunmayı hedefliyor. Elektrikli mobilite dünyasına adım atan kullanıcıların beklentileri doğrultusunda tasarlanan sistem, sürücülerin yolculuklarındaki temel ihtiyaçlara odaklanıyor. Markanın “Ford Hesabım” uygulamasıyla tamamen entegre bir yapıda kullanıma sunulan Ford EV Club sayesinde elektrikli araç kullanıcıları, markanın kendilerine sunduğu tüm ayrıcalıklara tek bir dijital platform üzerinden hızlı ve kolay bir şekilde erişebiliyor. Ford Türkiye, kaliteyi müşterilerinin markayla ilk temasından satış sonrası hizmetlere kadar uzanan kesintisiz bir yolculuk olarak tanımlarken, bu bütüncül yaklaşımı değişen beklentilerine tutarlı ve kapsamlı şekilde yanıt vermenin temeli olarak görüyor. Bu doğrultuda geliştirilen Ford EV Club, kullanıcıların elektrikli araç deneyimini donanım, yazılım ve hizmetlerle desteklenen uçtan uca entegre bir ekosistem içinde zenginleştirmeyi amaçlıyor. Günlük hayatı kolaylaştıran somut avantajlar Bir bilgi, deneyim ve etkileşim platformu olarak kullanıcılarını tamamen elektrikli mobilite odağında bir araya getiren Ford EV Club, ilk etapta üyelerine günlük yaşamı pratikleştiren cazip ayrıcalıklar sunmayı hedefliyor. Bu kapsamda platform üyeleri, anlaşmalı şarj istasyonlarında gerçekleştirecekleri şarj işlemlerinde anında indirim olanaklarınıa ek olarak ücretsiz otopark hakkına da sahip oluyor. Günlük ulaşım çözümleriyle beraber kullanıcılarına keyifli deneyimler de yaşatmayı hedefleyen EV Club, uygulamadan kod oluşturan üyelerine Turkcell Platinum Park’ta Ford Ranger ile offroad deneyimini de ücretsiz olarak sunuyor. Ford Hesabım uygulaması içerisinde yer alan Ford EV Club, kullanıcılarına elektrikli araç deneyimini kolaylaştıran birçok avantaj sunarken, topluluğun organik şekilde büyümesine paralel olarak yeni iş birlikleri ve deneyimlerle gelişmeye devam edecek. Ford EV Club, menzil ve şarj yönetimi gibi başlıkların yanı sıra merak edilen teknik detaylarla ilgili düzenli haftalık içeriklerle kullanıcı deneyimini sürekli zenginleştirmeyi amaçlıyor. Elektrikli araç kullanımını daha keyifli hale getiren Ford EV Club’ın önümüzdeki dönemde yeni iş birlikleri ve deneyim odaklı etkinliklerle daha da zenginleştirilmesi hedefleniyor. Platform, üyelerinin talep ve beklentileri doğrultusunda sürekli geliştirilerek kullanıcıların hayatına değer katacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye'nin Uzay Ekosistemindeki Küresel Aktörü ROKETSAN,  IAC 2026'da Yerini Aldı Haber

Türkiye'nin Uzay Ekosistemindeki Küresel Aktörü ROKETSAN, IAC 2026'da Yerini Aldı

Türkiye'nin uzaya bağımsız erişimini sağlamak için çalışmalarını aralıksız sürdüren ROKETSAN, ana sponsorlarından birisi olarak güçlü bir katılımla 77'nci Uluslararası Uzay Kongresi'nde yerini aldı. ROKETSAN Genel Müdürü Murat İkinci, küresel uzay çalışmalarının ve kurumlarının yer aldığı IAC 2026'nın Türkiye'de düzenlenmesinden büyük memnuniyet duyduklarını belirterek, Türkiye'nin uzaya gönderilecek uydu gibi faydalı yüklerini taşıyacak platformları geliştirmek için ROKETSAN olarak aralıksız çalıştıklarını söyledi. Uzay teknolojileri ekosisteminin geliştirilmesi konusunda ekosistem ve iş birliği ağı oluşturmak için çalışmalarını sürdürdüklerini aktaran İkinci, "Türkiye gelecek dönemde uzay konusunda küresel bir aktör olarak dünyadaki iş birliklerini büyütecek. Biz de ROKETSAN olarak üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmek için var gücümüzle çalışıyoruz. ŞİMŞEK-1 ve ŞİMŞEK-2 platformlarımız ülkemizden uzaya ulaşabilecek bir sistemi hayata geçirebileceğimiz ana sistemler olarak Türkiye'nin uzaydaki yolunu açacak. ŞİMŞEK platformlarımız bizi uzaya uydu taşıyabilen, aynı zamanda dost ve kardeş ülkelere bu konuda destek verebilen bir ülke statüsüne yerleştirecek." şeklinde konuştu. İkinci, ROKETSAN'ın Türkiye'nin uzayla ilgili çalışan en büyük mühendislik ekibine sahip olduğunu, teknik altyapı olarak da Türkiye'nin bu konudaki en yetkin kurumlarından bir tanesi durumunda bulunduklarını sözlerine ekledi. ROKETSAN uzay çalışmalarında güçlü iş birlikleri yürütüyor Uzay alanındaki teknolojilerin geliştirilmesi konusunda geniş bir ekosistem ve iş birliği ağı oluşturma çalışmaları yürüten ROKETSAN, uzay teknolojileri alanında nitelikli insan kaynağı çalışmalarına da 2020 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından açılışı gerçekleştirilen mükemmeliyet merkezi ile katkı sağlıyor. ROKETSAN ayrıca, uzay çalışmaları alanında kamu kurumları, üniversiteler ve savunma sanayisindeki iş ortakları dahil olmak üzere geniş bir yelpazede iş birliği çalışmaları yürütüyor. Alt teknolojiler de dahil olmak üzere birçok alandaki Ar-Ge faaliyetlerinde savunma endüstrisi ve üniversiteler ile yoğun koordinasyon içerisinde çalışmalar sürdürülüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Creality ShareFest 2026’da Türk Maker’ları K3 ve SPARKX i8 ile Buluşturuyor Haber

Creality ShareFest 2026’da Türk Maker’ları K3 ve SPARKX i8 ile Buluşturuyor

Tüketici tipi 3D yazıcılar alanında dünyanın önde gelen üreticilerinden olan ve maker’lara yönelik entegre bir ekosistem sunan Creality, ShareFest Türkiye 2026’yı 3 Ekim Cumartesi günü İstanbul’da düzenleyecek. Etkinlik, Creality kullanıcılarını, içerik üreticilerini, teknoloji meraklılarını ve medya mensuplarını bir araya getirecek. ShareFest, Türkiye’nin maker topluluğu için deneyimlerin, projelerin ve üretimlerin paylaşılacağı bir buluşma noktası olacak. Etkinlikte ayrıca Creality’nin beş yeni ürünü K3, SPARKX i8, Falcon T1, Creality Pika ve Falcon A1C’nin Türkiye pazarındaki resmi tanıtımları gerçekleştirilecek. Türkiye, Canlı Ve Yaratıcı Bir Maker Topluluğuna Sahip Creality Türkiye Genel Müdürü Joey Zhao, ShareFest Türkiye 2026 ile ilgili şunları söyledi: “ShareFest’i yalnızca yeni ürünlerimizi sergilediğimiz bir etkinlik olarak görmüyoruz. Bizim için asıl değer, teknolojilerimizi her gün kullanan insanların neler ürettiğini görmek, deneyimlerini dinlemek ve topluluğumuzla doğrudan bir araya gelmek. Türkiye, canlı ve yaratıcı bir maker topluluğuna sahip. 3 Ekim’de hem yeni ürünlerimizi resmi olarak tanıtmak hem de bu toplulukla üretmenin ve yaratmanın yeni imkânlarını paylaşmak istiyoruz.” Kullanıcıların Üretimleri De Sharefest’in Bir Parçası Olacak ShareFest’in odağında yalnızca yeni ürünler değil, kullanıcıların bu teknolojileri nasıl somut üretimlere dönüştürdükleri de yer alacak. Etkinlik boyunca kullanıcı deneyimleri, projeler ve gerçek kullanım örnekleri paylaşılırken, katılımcılar Creality ekibiyle ve aynı teknolojilerle üreten diğer topluluk üyeleriyle doğrudan bir araya gelme imkânı bulacak. Creality’nin farklı ülkelerde düzenlediği ShareFest buluşmaları, markanın 3D baskı topluluğu içinde bilgi ve deneyim paylaşımını güçlendiren bir platform işlevi görüyor. Beş Yeni Ürün Türkiye’de Resmi Olarak Tanıtılacak Expo3D’de ön gösterimleri yapılan Creality K3, SPARKX i8, Falcon T1, Creality Pika ve Falcon A1C, ShareFest Türkiye 2026 kapsamında Türkiye pazarına ilk kez resmi olarak tanıtılacak. Yeni ürünler; çok renkli ve çok malzemeli 3D baskıdan fiziksel nesnelerin dijitalleştirilmesine, lazer tabanlı kişiselleştirme ve üretim uygulamalarından daha kapsamlı üretim çözümlerine kadar farklı kullanım alanlarına hitap ediyor. Creality’nin global ürün portföyünde K3 yeni nesil bir 3D yazıcı, SPARKX i8 çok renkli baskı çözümü, Pika taşınabilir bir 3D tarayıcı olarak konumlanırken; Falcon T1 ve Falcon A1C şirketin lazer işleme ürün ailesinin yeni üyeleri olarak öne çıkıyor. Creality ShareFest Türkiye 2026, 3 Ekim Cumartesi günü 13.00–18.00 saatleri arasında THE GAME For Big Kids’ta gerçekleştirilecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Kadınların Teknoloji Liderliğinde Yükselişi Hızlanıyor Haber

Kadınların Teknoloji Liderliğinde Yükselişi Hızlanıyor

Teknolojide Kadın Derneği (Wtech), Türkiye’nin teknoloji alanındaki nitelikli insan kaynağını güçlendirmek ve özellikle kadınların teknoloji sektöründeki temsilini artırmak amacıyla hayata geçirdiği “Teknolojinin Liderleri” projesini tamamladı. 62 gencin yer aldığı programda; Makine Öğrenmesi, Veri Analitiği ve Siber Güvenlik gibi teknoloji sektörünün kritik uzmanlık alanlarındaki teknik eğitimler, sosyal yetkinlik programları, birebir koçluk ve sektör profesyonelleriyle mentorluk süreçleri bir arada yürütüldü. Proje, Türkiye’nin teknoloji alanında ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağının geliştirilmesi konusunda uzun soluklu bir vizyonun devamı niteliğini taşıyor. Bu yolculuğun önemli başlangıç noktalarından biri, Teknolojide Kadın Derneği tarafından hayata geçirilen “Teknolojinin Lider 100leri” projesinin 22 Ocak 2024 tarihinde İstanbul’da gerçekleştirilen tanıtım toplantısı oldu. Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş’ın da katılarak açılış konuşmasını gerçekleştirdiği toplantıyla başlayan bu yaklaşım, gençlerin teknoloji alanında uzmanlaşmasını ve özellikle kadınların STEM alanlarındaki görünürlüğünün ve istihdamının artırılmasını hedefleyen sürdürülebilir bir gelişim modeline dönüştü. Türkiye’nin geleceğinde nitelikli insan kaynağını stratejik bir güç olarak konumlandıran ve gençlerin teknoloji, bilim ve yeni nesil yetkinliklerle güçlendirilmesini odağına alan ulusal hedeflerle paralel olarak Wtech de gençleri yalnızca bugünün işlerine değil, geleceğin mesleklerine hazırlamaya devam ediyor. Teknolojinin Liderleri, kamu, özel sektör ve sivil toplumun birlikte hareket ettiği güçlü bir ekosistem modeliyle bu hedefe somut katkı sunuyor. %87 Kadın Katılım Oranı ile Nitelikli Eğitim Programın teknik eğitim ayağında öğrenciler, teknoloji sektörünün en fazla ihtiyaç duyduğu uzmanlık alanlarında yoğun bir eğitim sürecinden geçti. Makine Öğrenmesi ve Veri Analitiği programına 35’i kadın toplam 42 öğrenci; Siber Güvenlik programına ise 19’u kadın toplam 20 öğrenci katıldı. Böylece toplam 62 katılımcının 54’ünü kadın öğrencilerin oluşturduğu projede kadın katılım oranı yaklaşık yüzde 87 olarak gerçekleşti. Programla gençlerin yalnızca teknik bilgi edinmeleri değil, kazandıkları bilgi ve yetkinlikleri güçlü bir profesyonel altyapıya dönüştürmeleri ve teknoloji sektöründe sürdürülebilir kariyerler inşa etmeleri hedeflendi. Teknik Eğitimler Profesyonel Yaşam Becerileriyle Desteklendi Gençlerin iş dünyasında ihtiyaç duyacakları sosyal ve profesyonel yetkinlikleri geliştirmek amacıyla teknik eğitimleri tamamlayan kapsamlı bir gelişim programı uygulandı. Eğitimler kapsamında; Yapay Zekâ ve Prompt Mühendisliği, Zaman Yönetimi ve Profesyonel Planlama, Kişisel İletişim, Kurumsal Hayata Hazırlık ve Teknoloji ile Yeniden Şekillenen Kariyer Yolları gibi başlıklar ele alındı. Bu sayede katılımcıların teknik uzmanlıklarının yanı sıra iletişim, öz yönetim, kariyer farkındalığı, yapay zekâ araçlarını etkin kullanma ve hızla dönüşen iş dünyasına uyum sağlama becerilerinin de güçlendirilmesi amaçlandı. Bire Bir Koçluk ve Güçlü Mentorluk Ağı Programın öne çıkan bileşenlerinden biri, OBSS desteğiyle yürütülen birebir koçluk süreci oldu. OBSS tarafından sağlanan 6 profesyonel koç ile öğrenci başına minimum üç koçluk seansı gerçekleştirilerek gençlerin kariyer hedeflerini daha net belirlemeleri, güçlü yönlerini keşfetmeleri ve profesyonel gelişim yolculuklarını yapılandırmaları desteklendi. Teknolojinin Liderleri aynı zamanda iş dünyasının güçlü desteğiyle hayata geçirilen kapsamlı bir ekosistem projesi olarak yürütüldü. Projeye destek veren kurumlar, yalnızca çalışanları ve yöneticileri aracılığıyla gençlere mentorluk ve deneyim aktarımı sağlamakla kalmadı; projenin hayata geçirilmesi ve gençlere ücretsiz, nitelikli bir gelişim programı sunulabilmesi için finansal destek sağlayarak da sürecin önemli paydaşları oldu. Bu kapsamda Adeo, Akbank, Arksigner, Commencis, Dorçe Prefabrik, Ekşi Teknoloji, Enerjisa, Esas Holding, Gtech, Hitit Bilgisayar, Join Us, Kayalar Kimya, Lenovo, Linktera, Mastercard, MediaMarkt, OBSS, Penta Teknoloji, Pera Özel Eğitim Kurumları, QNB Finansbank, Sahibinden.com, SEM, Sun Tekstil, Teknosa, Ülker ve Vodafone, verdikleri finansal desteğin yanı sıra sektör profesyonellerinin bilgi ve deneyimlerini gençlerle buluşturarak projenin eğitim ve mentorluk ekosistemine katkı sundu. Kurumların sağladığı bu çok yönlü destek sayesinde gençler yalnızca sınıf ortamında bilgi edinmekle kalmadı; iş dünyasının gerçek deneyimleriyle buluştu, farklı sektörlerden rol modellerle doğrudan iletişim kurdu ve kariyer yolculuklarına daha güçlü bir başlangıç yapma fırsatı elde etti. Kamu, özel sektör, sivil toplum ve gençleri aynı amaç etrafında buluşturan Teknolojinin Liderleri; Türkiye’nin nitelikli teknoloji insan kaynağını büyütme hedefinin yanı sıra daha fazla kadının teknolojiyi yalnızca kullanan değil, geliştiren, üreten ve yön veren aktörleri arasında yer almasına katkı sağlamayı amaçlıyor. Zehra Öney: "Türkiye Teknolojiyle Geleceğin Lider Ülkeleri Arasında Yer Alabilir" Teknolojide Kadın Derneği Kurucusu ve Yönetim Kurulu Eş Başkanı Zehra Öney, Teknolojinin Liderleri projesine ilişkin şunları söyledi: "Yeni teknoloji çağında ülkelerin gücünü artık yetişmiş insan kaynağı belirliyor. Teknolojiyi geliştiren, yöneten, anlamlandıran ve insanlığa faydaya dönüştüren gençlere her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var. Türkiye'nin bu dönüşümün güçlü aktörlerinden biri olmasını istiyorsak, gençlerimize bugünden güvenmeli, yatırım yapmalı ve önlerini açmalıyız. Teknolojinin Liderleri'ni tam da bu bakış açısıyla hayata geçirdik. Gençlerimizin teknik olarak güçlenmelerini, iş dünyasını yakından tanımalarını, kendilerine güvenmelerini, iletişim becerilerini geliştirmelerini ve kariyerlerine daha sağlam adımlarla başlamalarını önemsiyoruz. Çünkü teknoloji çok hızlı değişiyor; bu değişimin içinde yer alacak gençlerin de kendilerini sürekli geliştirebilen, merak eden, üreten ve sorumluluk alan bireyler olması gerekiyor. Programımıza katılan gençlerin büyük çoğunluğunun kadın olması da bizim için çok değerli. Kadınların teknolojinin her alanında daha görünür olduğu, karar mekanizmalarında daha güçlü yer aldığı ve üreten tarafta daha fazla söz sahibi olduğu bir gelecek için çalışıyoruz. Türkiye'nin gençlerine güveniyoruz. Onlara doğru eğitim, doğru rehberlik ve doğru fırsatlar sunulduğunda çok güçlü işler başaracaklarını biliyoruz. Teknolojinin Liderleri ile attığımız her adımı da Türkiye'nin geleceğine yapılan bir yatırım olarak görüyoruz." Sühendan Işık: OBSS Teknoloji İnsan Kaynaklarından Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Sayın Sühendan Işık, Teknolojinin Liderleri projesine ilişkin şunları söyledi: Teknolojinin Liderleri projesini, farklı bakış açılarını ve deneyimleri bir araya getirerek geleceğin teknoloji dünyasına bugünden katkı sunan çok değerli bir platform olarak görüyorum. Teknolojinin yalnızca teknik bilgiyle değil; merak, deneyim paylaşımı, farklı perspektifler ve sürekli öğrenme kültürüyle geliştiğine inanıyorum. Akademi ve sektör arasındaki etkileşimi güçlendiren bu tür projelerin, katılımcıların teknoloji ekosistemini yakından tanımalarına, kendi potansiyellerini keşfetmelerine ve geleceğe dair yeni perspektifler kazanmalarına önemli fırsatlar sunduğunu düşünüyorum. Öğrenmenin ve gelişmenin karşılıklı olduğu bu yolculuğun bir parçası olmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Teknolojide Kadın Derneği (Wtech) Hakkında Teknolojide Kadın Derneği; kadınların teknoloji ve özellikle yapay zekâ alanlarında uzman, yetkin ve üretken bireyler olarak yetişmelerini, teknoloji ekosisteminde güçlü ve sürdürülebilir biçimde yer almalarını ve istihdama katılımlarının artırılmasını hedefleyen bir sivil toplum kuruluşudur. Dernek; sunduğu teknik ve yetkinlik eğitimleri, kişisel ve profesyonel gelişim programları, mentorluk süreçleri, girişimcilik destekleri ve kariyer gelişimi odaklı projelerle kadınların geleceğin yetkinlikleriyle donatılmasını, teknoloji alanındaki temsil ve liderliklerinin güçlendirilmesini desteklemektedir. Alanında uzman profesyoneller tarafından yürütülen eğitim ve mentorluk programları sayesinde katılımcıların hem teknik bilgi ve becerilerini geliştirmeleri hem de kariyer yolculuklarında daha güçlü adımlar atmaları hedeflenmektedir. Kuruluşundan bu yana 30 binden fazla gence eğitim ve gelişim imkânı sağlayan Teknolojide Kadın Derneği, program mezunlarında %93’e varan istihdam oranına ulaşmıştır. Eğitimden mentorluk ve kariyer gelişimine, oradan istihdama uzanan bütüncül yaklaşımıyla Dernek; kadınların teknoloji, yapay zekâ ve dijital dönüşüm süreçlerinde yalnızca yer alan değil, üreten, geliştiren ve yön veren liderler olmalarını amaçlamaktadır.i Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli! Haber

Su Tasarrufu Bireysel Kullanım Alışkanlıklarına İndirgenmemeli!

Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” dedi. Su tasarrufunun yalnızca bireysel kullanım alışkanlıklarına indirgenmemesi gerektiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, özellikle tarımsal sulama ve şebeke kayıplarında büyük ölçekli dönüşüm gerektiğini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi SHMYO Çevre Sağlığı Program Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, 18 Eylül Dünya Su İzleme Günü kapsamında, iklim değişikliği, bilinçsiz su kullanımı ve su kaynakları üzerindeki artan baskının özellikle Türkiye’de su krizine etkisi hakkında açıklamalarda bulundu. Su krizi; gıda, ekonomi, ekosistem ve halk sağlığını da tehdit ediyor! Su krizi denildiğinde genellikle aklımıza şehirlerde gerçekleşen su kesintileri geldiğini ifade eden Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Ancak durum o kadar basit değil. Su kaynaklarının miktar ve kalite açısından azalması; içme ve kullanma suyuna erişimden tarımsal üretime, gıda fiyatlarından sanayiye ve enerji üretimine kadar hayatın hemen her alanını etkileyebilir.” dedi. Ülkemizin de su stresi yaşayan ülkeler arasında yer aldığını hatırlatan Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Nüfus artışı ve iklim değişikliğinin etkileri düşünüldüğünde mevcut kaynaklar üzerindeki baskının gelecekte daha da artması bekleniyor. Asıl risk, belirli dönemlerde yaşanan kuraklığın kalıcı bir su güvensizliğine dönüşmesidir. Barajların doluluk oranlarının düşmesinin yanında yeraltı su seviyelerinin azalması, tarımsal üretimin zorlaşması, sulak alanların kaybedilmesi ve suyun kalitesinin bozulması söz konusu olabilir. Dolayısıyla geleceğin su krizi yalnızca bir ‘su miktarı’ problemi değil; aynı zamanda gıda, ekonomi, ekosistem ve bunlarla birlikte ortaya çıkacak halk sağlığı problemi olacaktır.” şeklinde konuştu. İklim değişikliği, Türkiye’nin su kaynaklarını daha hassas hale getiriyor! Türkiye’nin, iklim değişikliğinin etkilerine karşı oldukça hassas olan Akdeniz Havzası içerisinde bulunduğunu dile getiren Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “İklim değişikliğiyle birlikte sıcaklıkların yükselmesi, buharlaşmanın artması, yağış rejiminin değişmesi ve kurak dönemlerin daha uzun ve şiddetli hale gelmesi su kaynaklarımız üzerinde ciddi bir baskı oluşturuyor. Bilimsel değerlendirmeler içinde bulunduğumuz coğrafyada kuraklığın şiddeti ve su kıtlığı riskinin artacağını, yıllık yağışlarla oluşan akarsuların ve yeraltı suyunun beslenmesinin azalacağını gösteriyor.” dedi. Toplam yağış miktarı kadar yağışın ne zaman ve nasıl gerçekleştiğinin de önemli bir nokta olduğunu kaydeden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uzun süre yağış almayan bir bölgeye kısa sürede çok şiddetli yağmur yağması, su kaynaklarının sağlıklı şekilde beslenmesi anlamına gelmez. Böyle yağışlar daha fazla yüzeysel akışa, erozyona ve taşkına dönüşebilir. Buna karşılık düzenli yağışın azalması, toprağın ve yeraltı suyu rezervlerinin beslenmesini güçleştirir. Bu nedenle iklim değişikliğinin Türkiye açısından ortaya çıkardığı tabloyu ‘daha az yağış’ ifadesiyle sınırlamamak gerekir. Daha doğru ifade; daha sıcak bir iklim, artan buharlaşma, daha düzensiz yağışlar, daha sık ve şiddetli kuraklıklar ve buna bağlı olarak daha hassas hale gelen su kaynaklarıdır. Türkiye’nin 2026–2035 Ulusal Su Planı'nda da değişen iklim koşullarına uyum ve su kaynaklarının verimli kullanılması temel öncelikler arasında yer alıyor.” Türkiye’nin su sorunu yalnızca bireysel tasarrufla çözülemez! Günlük hayatta su tasarrufu yaparken en sık yapılan hatalara değinen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “En yaygın hata, su tasarrufunu yalnızca ‘musluğu biraz daha az açmak’ olarak görmek. Elbette diş fırçalarken musluğu açık bırakmak, gereğinden uzun duş almak, az miktarda ve sık sık çamaşır veya bulaşık için makine çalıştırmak, araç ve balkonları hortumla yıkamak ciddi bir gereksiz tüketim oluşturuyor. Ancak fark edilmeyen küçük kaçaklar da uzun süre devam ettiğinde önemli miktarda su kaybına yol açabiliyor.” dedi. Bahçe sulamasının sıcak saatlerde yapılmasının da sık karşılaşılan yanlışlardan biri olduğuna işaret eden Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Buharlaşmanın yüksek olduğu saatlerde yapılan sulamada verilen suyun önemli bir bölümü bitkiye ulaşmadan kaybedilebilir. Sabah erken veya akşam saatlerinde yapılan, bitkinin ihtiyacına göre kontrollü sulama çok daha verimlidir. Bir diğer önemli hata ise her kullanım için içilebilir kalitede şebeke suyu kullanılması gerektiğini düşünmek. Uygun sistemlerin bulunduğu yapılarda yağmur suyu veya arıtılmış gri su; peyzaj sulama ve rezervuar gibi içme suyu kalitesi gerektirmeyen alanlarda değerlendirilebilir. Türkiye'nin Su Verimliliği Stratejisi de yağmur suyu hasadı, gri su ve kullanılmış suların yeniden kullanımını yaygınlaştırmayı hedeflemektedir.” açıklamasını yaptı. Türkiye’nin su sorununun yalnızca vatandaşın duş süresini kısaltmasına indirgemenin doğru olmadığının altını çizen Dr. Öğr. Üyesi Adiller, DSİ verilerine göre ülkemizde kullanılan suyun büyük bir bölümünün sulamada kullanıldığını, bu nedenle bireysel tasarruf kültürünün mutlaka geliştirilirken tarımsal sulama, şebeke kayıpları ve sanayide su verimliliği gibi alanlarda da büyük ölçekli dönüşüm sağlanması gerektiğini vurguladı. Yeraltı suyu bir ‘yedek depo’ olarak değil, sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görülmeli! Yeraltı sularının çoğu zaman görünmediği için tükenmeyecek bir kaynak gibi algılanabildiğine dikkat çeken Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Oysa yeraltı suları da yağışlar sonucunda topraktan sızan sularla doğal olarak yeniden beslendiğinden daha fazla su çekildiğinde yeraltı su seviyesi sürekli olarak düşer. Bunun ilk sonucu kuyuların su seviyesinin daha derine inmesi, bazı kuyuların kullanılamaz hale gelmesi ve suyun çıkarılması için daha fazla enerji harcanmasıdır.” dedi. Fakat detaylı değerlendirmelerde çevresel sonuçların çok daha ciddi olabildiğini aktaran Dr. Öğr. Üyesi Adiller, “Bazı jeolojik koşullarda zeminde oturma ve çökmeler meydana gelebilir. Kıyı bölgelerinde ise aşırı yeraltı suyu çekimi deniz suyunun tatlı su kaynaklarına doğru ilerlemesine, yani tuzlu su girişimine neden olabilir. Bu senaryo bazı durumlarda geri döndürülmesi son derece güç bir su kalitesi ve ekosistem problemine sebep olabilir. Dolayısıyla yeraltı suyunu bir ‘yedek depo’ olarak değil, miktarı sınırlı stratejik bir doğal kaynak olarak görmek gerekiyor. Çekimin ölçülmesi, kuyuların denetlenmesi ve her havzada çekilen miktarın doğal beslenme kapasitesiyle uyumlu tutulması büyük önem taşıyor.” diye konuştu. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek! Su krizini önleyebilmek için tek bir önlemin yeterli olmadığını vurgulayan Dr. Öğr. Üyesi Ahmet Adiller, “Suyu havza ölçeğinde ve bütüncül olarak yönetmek gerekir. Öncelikle suyun ne kadar bulunduğunu, nerede kullanıldığını ve kalitesinin nasıl değiştiğini sürekli izleyen güçlü bir veri ve izleme sistemi oluşturulmalı. Ölçemediğimiz bir kaynağı doğru yönetmemiz mümkün olmaz.” dedi. Dr. Öğr. Üyesi Adiller, sözlerini şöyle tamamladı: “Tarımda su ihtiyacına uygun ürün seçilmesi, açık sulama sistemlerinin modernize edilmesi, basınçlı ve kontrollü sulama yöntemlerinin yaygınlaştırılması ve çiftçinin gerçek bitki su ihtiyacına göre sulama yapması kritik öneme sahiptir. Kentsel alanlarda ise şebeke kayıp ve kaçaklarının daha da azaltılması gerekir. Bunun yanında arıtılmış atık suların yeniden kullanılması, yağmur suyu hasadı ve gri su arıtım ve yeniden kullanım uygulamalarının yaygınlaştırılması gerekiyor. Yeraltı sularında ruhsatsız ve kontrolsüz çekimlerin önlenmesi; sulak alanların, su havzalarının ve yeraltı suyu beslenme alanlarının yapılaşma ve kirlilik baskısından korunması da en az suyun tasarruf edilmesi kadar önemlidir. Bugün vereceğimiz kararlar, 20–30 yıl sonra yaşayacağımız su krizinin boyutunu belirleyecek. Bu nedenle suyu korumak yalnızca bireysel bir tasarruf meselesi değil, gıda güvenliği, ekonomik kalkınma, ekosistemlerin devamlılığı ve gelecek nesillerin yaşam hakkı açısından stratejik bir zorunluluktur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Doğa Eğitimi Projesi Öğrencileri Yenilenebilir Enerjiyle Buluşturdu Haber

Doğa Eğitimi Projesi Öğrencileri Yenilenebilir Enerjiyle Buluşturdu

Bursa Kız Lisesi Biyoloji Öğretmeni ve Uzman Biyolog Emine Poyraz yürütücülüğünde, Bursa Uludağ Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurhayat Dalkıran'ın proje uzmanlığında hayata geçirilen "Doğanın Dilini Öğreniyorum-3" programı 31 Ağustos-5 Eylül 2026 tarihleri arasında Bursa'da gerçekleştirildi. TÜBİTAK 4004 kapsamında desteklenen projenin amacı; katılımcıların doğayı tanıma ve koruma bilincini geliştirmek, doğal kaynakların sürdürülebilir kalkınma anlayışıyla kullanılmasının ve gelecek nesillere aktarılmasının önemini kavratmaktı. Bu kapsamda; Osmangazi, Nilüfer ve Yıldırım ilçelerinde ikamet eden, farklı devlet liselerinde öğrenim gören ve 10. sınıftan 11. sınıfa geçen 36 öğrenci, doğayla iç içe çok yönlü bir eğitim programına katıldı. Doğa, öğrenciler için açık hava laboratuvarına dönüştü Proje sayesinde öğrenciler, doğayı yalnızca teorik bilgilerle değil; gözlem, inceleme ve uygulamaya dayalı deneyimlerle keşfetti. Doğal ortamların birer açık hava laboratuvarı olarak ele alındığı programda katılımcılar, sorgulayıcı ve bütüncül bir yaklaşımla ekosistemleri değerlendirme imkânı buldu. Öğrenciler proje süresince; ekosistemler, canlı ve cansız etmenler, doğal denge, biyolojik ve ekolojik çeşitlilik, jeomorfolojik oluşumlar, atık yönetimi, yaban hayatı, orman yangınları, çevre kirliliği, küresel iklim değişikliği, doğal-tarihi-kültürel miras, milli parklar ve korunan alanlar gibi başlıklarda alanında uzman isimlerle bir araya geldi. Uludağ Milli Parkı, Uluabat Gölü, Karacabey Longoz Ormanları, Nilüfer Çayı ve Aktopraklık Höyük Arkeoparkı gibi duraklarda gerçekleştirilen eğitimler sayesinde öğrenciler, doğadaki ilişkileri, döngüleri ve insanın ekosistem içindeki yerini yerinde gözlemleme şansı yakaladı. Böylece programın; öğrencilerin çevre okuryazarlığını ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına yönelik farkındalığını artırma, çevreye karşı sorumluluk duygularını güçlendirme ve bilime yönelik olumlu tutumlarını destekleme hedefine ulaşıldı. Harmanlık RES'te sürdürülebilir enerji yolculuğu Projenin beşinci gününde Harmanlık RES'te gerçekleştirilen uygulamalı eğitimlere Borusan EnBW Enerji ev sahipliği yaptı. Bursa'nın Karacabey ilçesinde bulunan ve 55,2 MW kurulu gücüyle 16 rüzgâr türbininden oluşan Harmanlık Rüzgâr Enerji Santrali, Türkiye'nin yenilenebilir enerji kapasitesine önemli katkı sağlayan santraller arasında yer alıyor. Şirketin tesis ekibi ve uzman biyoloğu eşliğinde düzenlenen programda öğrenciler, rüzgâr enerjisinin çalışma prensiplerini, tesislerde yürütülen çevresel süreçleri ve sürdürülebilirlik uygulamaları hakkında kapsamlı bir saha deneyimi edindi. "Sürdürülebilir Enerji Yolculuğu: Harmanlık Rüzgâr Enerji Santrali" başlıklı saha eğitiminin ardından, "Doğadan Güç Alıyoruz: Rüzgâr Enerjisi ve Sürdürülebilir Gelecek, RES Santrallerinin Ekosisteme Etkisi" başlıklı oturum gerçekleştirildi. Bu oturumlarda rüzgâr enerjisinin temiz enerji dönüşümündeki rolü, yenilenebilir enerji yatırımlarının çevreyle uyumlu şekilde planlanmasının önemi ve biyoçeşitliliğin korunmasına yönelik yaklaşımlar ele alındı. Altı gün süren proje kapsamında öğrencilerin bilimsel gözlem becerilerinin geliştirilmesi, çevresel farkındalıklarının artırılması ve doğayla kurdukları bağın güçlendirilmesi amaçlandı. Program, proje çıktılarının değerlendirilmesi ve sertifika töreniyle sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.