Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#El Hijyeni

Kapsül Haber Ajansı - El Hijyeni haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, El Hijyeni haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Influenza’ya Karşı 7 Etkili Önlem! Haber

Influenza’ya Karşı 7 Etkili Önlem!

Sonbaharın gelmesiyle birlikte influenza (grip) vakalarının görülme sıklığı artabiliyor. Hava sıcaklıklarındaki değişimler, okulların açılması ve kapalı, kalabalık ortamlarda daha fazla zaman geçirilmesi solunum yolu virüslerinin daha kolay yayılmasına zemin hazırlayabiliyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Kristine Koyunseven “İnfluenza, temel olarak A ve B tipleriyle mevsimsel gribe neden olan ve genetik yapısı zaman içinde değişebilen bir virüstür. Bu değişken yapı, influenza virüslerinin toplumda her yıl yeniden dolaşıma girebilmesinin ve grip aşılarının düzenli olarak güncellenmesinin önemli nedenlerinden biridir” diyor. Influenzanın ani başlayan ateş, kuru öksürük ve kas ağrılarıyla kendini gösterebildiğini, boğaz ağrısı, baş ağrısı, burun tıkanıklığı ve bulantının da eşlik edebildiğini belirten Dr. Koyunseven, özellikle 65 yaş üzeri bireyler, gebeler, kronik hastalığı bulunanlar ve obezitesi olan kişilerde daha ağır seyredebildiğini vurguluyor. Bazı basit ama etkili önlemlerle influenzadan korunmanın mümkün olabildiğini vurgulayan Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Koyunseven, 7 etkili önlemi anlattı, önemli uyarılar ve önerilerde bulundu. Grip aşınızı olun! Influenzadan korunmada en etkili yöntemlerden biri; yıllık grip aşısıdır. Influenza virüsü zaman içinde değişebildiği için aşı içeriği, dolaşımdaki virüslere ilişkin küresel veriler doğrultusunda her yıl güncellenmektedir. Genel olarak 6 ay ve üzerindeki, aşıya engel bir durumu bulunmayan kişilerin yıllık influenza aşısı yaptırmasında büyük fayda vardır. Özellikle komplikasyon riski yüksek kişilerde aşılama hastalığın ağır seyretme ve ciddi sonuçlara yol açma riskini azaltmada önem taşır. Antikor korumasının en yüksek seviyeye ulaşması yaklaşık 2 hafta sürer. Kuzey Yarımküre’de aşı influenza aktivitesi başlamadan önce, tercihen ekim ayı sonuna kadar uygulanmalıdır; ancak bu dönemi kaçıran kişiler influenza sezonu devam ettiği sürece aşı olabilir. Aşının koruyuculuğu kişiye ve dolaşımdaki virüslerle aşıdaki virüs türlerinin uyumuna göre değişebilse de, influenza gelişmesi durumunda hastalığın şiddetini, yoğun bakım gereksinimini ve ölüm riskini azaltabilir. Sağlıklı ve dengeli beslenin! Sağlıklı ve dengeli beslenme, bağışıklık sisteminin normal işlevlerini destekleyerek vücudun enfeksiyonlara karşı doğal savunmasına katkı sağlar. Özellikle taze sebze ve meyvelerden zengin, yeterli ve dengeli bir beslenme düzeni; bağışıklık yanıtı için gerekli vitamin, mineral ve diğer besin öğelerinin karşılanması açısından önemlidir. Öğün atlamak veya aşırı kısıtlayıcı diyetler uygulamak yerine, yeterli ve dengeli beslenme sürdürülebilir bir yaşam biçimi haline getirilmelidir. Ancak sağlıklı beslenmenin tek başına influenzadan korumadığı; aşılama ve diğer koruyucu önlemlerin yerini tutmadığı unutulmamalıdır. Uyku düzeninize dikkat edin! Uyku, byin fonksiyonlarından bağışıklığa kadar vücudun temel bakım süreçlerinden biridir. Metabolik atıkları temizlemek ve bağışıklığı düzenlemek gibi kritik roller üstlenen uyku, yetersiz ve kalitesiz olduğunda bağışıklığı zayıflatarak enfeksiyon riskini artırabilir. Özellikle sonbahar ve kış aylarında influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının daha sık görüldüğü dönemlerde, düzenli ve yeterli uyku bağışıklık savunmasına destek olarak enfeksiyonlardan korunmada önemli rol oynar. ABD Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) de influenza önlemleri arasında yeterli ve kaliteli uykunun önemine dikkat çekmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı El hijyenine çok özen gösterin! El hijyeni, influenza virüsünün eller aracılığıyla göz, burun ve ağız mukozasına taşınmasını önlemeye yardımcı olan önemli koruyucu önlemlerden biridir. Ellerin su ve sabunla düzenli olarak yıkanması veya uygun durumlarda alkol bazlı el antiseptiği kullanılması bulaş riskinin azaltılmasına katkı sağlar. Özellikle öksürme, hapşırma veya ortak yüzeylere temas sonrasında ellerin temizlenmesi; yıkanmamış ellerle göz, burun ve ağıza dokunmaktan kaçınılması önemlidir. Hasta kişilerle temastan uzak durun! Influenza, öksürme, hapşırma sonrasında ortaya çıkan solunum parçacıklarıyla kolayca bulaşabilir. Bu nedenle hasta kişilerle yakın temastan mümkün olduğunca kaçınmak ve hastalık belirtileri olan kişilerin dinlenerek evde kalması, bulaşın azaltılmasında önemli rol oynar. Özellikle kapalı ve kalabalık ortamlarda yakın teması azaltmaya da özen gösterilmelidir. Ortamı sık sık havalandırın Kapalı ve kalabalık ortamların düzenli olarak havalandırılması, havadaki solunum parçacıklarının yoğunluğunu azaltarak influenza gibi solunum yolu enfeksiyonlarının bulaşma riskinin düşürülmesine yardımcı olabilir. Ev, iş yeri, sınıf ve diğer kapalı alanlarda pencereleri sık sık açarak temiz hava girişini sağlamak önemli bir korunma önlemidir. Maske takın Maskeler, öksürme, hapşırma, konuşma ve solunum sırasında çevreye yayılan solunum parçacıklarının yayılımını azaltarak hem hastalığın başkalarına bulaşmasını hem de kişisel maruziyeti azaltmaya yardımcı olur. Etkili bir korunma için maskenin ağız ve burnu tamamen kapatacak şekilde doğru kullanılması önemlidir. İnfluenzadan korunmada maske tek başına yeterli olmayabileceğinden; el hijyeni, ortamların düzenli havalandırılması, hasta kişilerle yakın temastan kaçınma ve aşılama gibi diğer koruyucu önlemlerle birlikte uygulanmalıdır.

El, Ayak ve Ağız Hastalığı Vakaları Artıyor Haber

El, Ayak ve Ağız Hastalığı Vakaları Artıyor

Son günlerde çocuk sağlığı polikliniklerine yapılan başvurularda El, Ayak ve Ağız Hastalığı (EAAH) vakalarında belirgin bir artış yaşandığını belirten Nev Sağlık Grubu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Konur, hastalığın özellikle 5 yaş altındaki çocuklarda sık görüldüğünü söyledi. Ebeveynlerin paniğe kapılmaması gerektiğini ifade eden Konur, doğru bilgi ve uygun yaklaşımla hastalığın kolaylıkla yönetilebildiğini vurguladı. "Çocukluk çağının sık görülen viral enfeksiyonlarından biri" El, Ayak ve Ağız Hastalığının genellikle Enterovirüs ailesinden, en sık da Coxsackievirus A16'nın neden olduğu viral bir enfeksiyon olduğunu belirten Uzm. Dr. Mustafa Konur, "Her yaş grubunda görülebilmekle birlikte vakaların büyük çoğunluğunu 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturuyor. Virüs, özellikle yaz sonu ve sonbahar aylarında salgın yapma eğiliminde olsa da yılın her döneminde karşımıza çıkabiliyor" dedi. “İlk belirti ateş, ardından ağız yaraları ve döküntüler geliyor” Hastalığın başlangıçta hafif bir soğuk algınlığı gibi seyrettiğini söyleyen Konur, birkaç gün içerisinde karakteristik belirtilerin ortaya çıktığını belirterek şu bilgileri paylaştı: "Genellikle ilk olarak ateş, halsizlik, huzursuzluk ve iştahsızlık görülür. Ardından ağız içinde, dilde, diş etlerinde ve yanak içlerinde ağrılı kırmızı lezyonlar oluşur. Bu yaralar çocukların yutkunmasını zorlaştırdığı için beslenme ve sıvı alımını ciddi şekilde etkileyebilir." Konur, ateşin başlamasından bir ya da iki gün sonra ise avuç içlerinde, ayak tabanlarında, bazen de kalça ve diz bölgelerinde kırmızı, içi sıvı dolu küçük kabarcıklar şeklinde döküntüler görüldüğünü belirterek, "Bu döküntüler genellikle kaşıntı yapmaz ancak ağrılı olabilir" ifadelerini kullandı. “Toplu yaşam alanlarında hızla yayılıyor” El, Ayak ve Ağız Hastalığının oldukça bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Uzm. Dr. Mustafa Konur, özellikle kreşler, anaokulları ve oyun alanlarının virüsün yayılması açısından risk oluşturduğunu söyledi. Konur, hastalığın; enfekte kişinin tükürük, balgam ve burun akıntısı yoluyla, kabarcıklardaki sıvıya doğrudan temas edilmesiyle, dışkı yoluyla özellikle bez değişimi sonrası yetersiz el hijyeni nedeniyle ve virüs bulaşmış oyuncak, kapı kolu gibi yüzeylere temas edilmesi sonucu bulaşabildiğini ifade etti. "Antibiyotiklerin hiçbir faydası yok" Hastalığın viral kaynaklı olması nedeniyle antibiyotiklerin etkisiz olduğunu vurgulayan Uzm. Dr. Mustafa Konur, "El, Ayak ve Ağız Hastalığının spesifik bir ilacı ya da aşısı bulunmuyor. Tedavide amaç çocuğun şikâyetlerini hafifletmek ve konforunu sağlamaktır" dedi. “Sıvı tüketimi hayati önem taşıyor” Ağız içindeki yaralar nedeniyle çocukların su içmek istemeyebileceğini belirten Konur, bunun vücudun susuz kalmasına neden olabileceğini söyledi. "Bu nedenle bol sıvı tüketimi sağlanmalı, yoğurt, soğuk çorba ve püre gibi ılık ya da soğuk gıdalar tercih edilmelidir. Asitli, acı ve baharatlı yiyeceklerden ise kesinlikle kaçınılmalıdır." diyen Konur, hekim önerisiyle çocuklara uygun ateş düşürücü ve ağrı kesicilerin kullanılabileceğini, ağız içi yaralar için ise ağrı hafifletici sprey veya jellerin reçete edilebildiğini kaydetti. “İyileşene kadar okula gönderilmemeli” Hastalık belirtileri tamamen düzelene kadar çocukların kreş ya da okula gönderilmemesi gerektiğini ifade eden Uzm. Dr. Mustafa Konur, "Evde istirahat edilmesi hem çocuğun iyileşmesini hızlandırır hem de salgının yayılmasını önler. Hastalık çoğu zaman 7 ila 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşmektedir" dedi. “En etkili korunma yöntemi hijyen” Hastalığa karşı en güçlü korunma yönteminin hijyen kurallarına uymak olduğunu belirten Konur, ebeveynlere şu tavsiyelerde bulundu: "Eller en az 20 saniye boyunca sabun ve suyla sık sık yıkanmalıdır. Ortak kullanılan oyuncaklar ve yüzeyler düzenli olarak dezenfekte edilmeli, hasta kişilerle öpüşme, sarılma ve ortak eşya kullanımı gibi yakın temaslardan kaçınılmalıdır." Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sokak Lezzetleri Besin Zehirlenmesi Riskini Artırıyor! Haber

Sokak Lezzetleri Besin Zehirlenmesi Riskini Artırıyor!

Nev Sağlık Grubu Gastroenteroloji Bölümü’nden Uzm. Dr. Mustafa Özel, özellikle yaz aylarında artan sıcaklıklarla birlikte sokak lezzetlerinin besin zehirlenmesi riskini önemli ölçüde yükselttiğini belirterek vatandaşları uyardı. Özel, son dönemde yaşanan ve ölümle sonuçlanabilen ciddi vakalara dikkat çekerek, “Hızlı, ekonomik ve lezzetli olması nedeniyle tercih edilen sokak lezzetleri; uygun olmayan saklama koşulları ve hijyen yetersizliği nedeniyle tehlikeli hâle gelebilir” dedi. “Besin zehirlenmesi ciddi bir klinik tablo” Besin zehirlenmesinin, mikroorganizmalar veya toksinlerle kontamine olmuş gıdaların tüketilmesi sonucu ortaya çıkan bir klinik durum olduğunu belirten Dr. Özel, en sık rastlanan etkenleri şöyle sıraladı: “Salmonella, Staphylococcus aureus toksinleri, E. Coli, Clostridium perfringens, Norovirüs, Vibrio türleri (özellikle deniz ürünlerinde.” “Herkes risk altında ancak bazı gruplar daha savunmasız” Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerin besin zehirlenmesine karşı daha hassas olduğunu vurgulayan Özel, “5 yaş altı çocuklar, 65 yaş üzeri bireyler, hamileler, kronik hastalığı olanlar ve bağışıklık sistemini baskılayan ilaçları kullananlar daha ağır seyirli tabloyla karşılaşabilir” ifadelerini kullandı. “Gıda zehirlenmesi bulaşıcıdır” Gıda kaynaklı enfeksiyonların bulaşıcı olduğuna dikkat çeken Dr. Özel, kusma ve dışkı yoluyla mikroorganizmaların çevreye kolayca yayılabileceğini, bu nedenle kapalı alanlarda hızlı bulaşma görüldüğünü belirtti. Sokak lezzetlerinde risk neden artıyor? Uzm. Dr. Mustafa Özel’e göre sokak lezzetlerinde riskin daha fazla olmasının başlıca sebepleri şunlar: Uygun Olmayan Saklama Koşulları “Et, tavuk ve deniz ürünleri tezgâhlarda uzun süre açıkta bekleyebiliyor. 5–60°C arası bizim ‘tehlikeli sıcaklık bölgesi’ dediğimiz aralıktır; bakteriler bu sıcaklıklarda hızla çoğalır.” 2. Hijyen Eksikliği “Satıcıların el hijyeni, kullandıkları bıçak, tahta ve ekipmanların temizliği kritik öneme sahiptir. Çiğ ve pişmiş gıdaların aynı ekipmanla hazırlanması ciddi risk oluşturur.” 3. Denetim Eksikliği “Sokak satıcılarının bir kısmı düzenli gıda güvenliği denetimlerinden geçmediği için risk fark edilmeden artabilir.” 4. Su Kaynaklı Riskler “Özellikle midye gibi ürünlerde deniz suyu temizliği çok önemlidir. Kirli sularda toplanan midyelerde ağır metal ve mikroorganizma riski yüksektir. Salata ve soslarda kullanılan suyun temiz olmaması da zehirlenmeye davetiye çıkarır.” En yüksek risk taşıyan sokak lezzetleri Uzm. Dr. Özel, en riskli besinleri şöyle sıraladı: Midye dolma / midye tava: Vibrio ve Salmonella riski yüksek. Tavuk döner / et döner: Yetersiz pişirme ve uzun süre sıcaklıkta bekleme nedeniyle tehlikeli. Kokoreç: İç organ temelli kontaminasyon ve hijyen sorunları. Kumpir ve garnitürlü ürünler: Mayonez ve salataların oda sıcaklığında beklemesi büyük risk. Balık ekmek ve kızartmalar: Çok kullanılan yağ ve çapraz bulaşma tehlikesi. Belirtiler genellikle 1–72 saat içinde başlıyor Belirtilerin çoğunlukla birkaç saat içinde ortaya çıktığını belirten Özel, şikâyetleri şöyle sıraladı: “Bulantı, kusma, karın ağrısı, kramp, sulu ishal, ateş, halsizlik ve nadiren kanlı ishal.” Ne zaman doktora başvurmalı? Dr. Özel, şu belirtilerin görüldüğü durumlarda gecikmeden hastaneye başvurulması gerektiğini de vurguladı: “24-48 saatten uzun süren kusma veya ishal, kanlı ishal, 38.5°C üzeri ateş, aşırı halsizlik, bayılma hissi, dehidratasyon bulguları (ağız kuruluğu, çökük gözler) ve risk grubundaki bireylerde herhangi bir belirti ortaya çıktığında.” “Basit önlemlerle kendinizi koruyabilirsiniz” Uzm. Dr. Mustafa Özel, sokak lezzetlerini seven vatandaşlara şu önerilerde bulundu: “Satıcı seçimine dikkat edin. Kalabalık ve sirkülasyonu yüksek tezgâhları tercih edin. Yemeğin hazırlığını gözlemleyin. Kullanılan ekipmanların temizliğine bakın. Sıcak-soğuk zincirine dikkat edilmeli. Sıcak yemek sıcak, soğuk yemek soğuk tüketilmelidir. Tezgâhta uzun süre beklemiş yiyeceklerden kaçının. El hijyeni çok önemli. Eller mutlaka yıkanmalı, mümkün değilse dezenfektan kullanılmalıdır. Midye, tavuk ve et ürünlerinde ekstra özen gösterilmeli. Kaynağı belli olmayan midyelerden uzak durulmalı. Tavuk ve et ürünlerinin tamamen pişmiş olduğuna dikkat edilmeli.”

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.