Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#El İşçiliği

Kapsül Haber Ajansı - El İşçiliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, El İşçiliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rolls-Royce Spectre Series II’yi Sunuyor Haber

Rolls-Royce Spectre Series II’yi Sunuyor

Rolls-Royce Motor Cars, markanın ikonik süper coupé modeli Spectre’nin yenilenen yorumu Spectre Series II’yi tanıttı. Model, teknik ve tasarımsal açıdan hayata geçirilen kapsamlı geliştirmelerle dikkat çekiyor. 2022 yılında tanıtılmasından bu yana Spectre, zamansız tasarımı, dingin performansı ve zahmetsiz sürüş karakteriyle geniş çapta takdir toplayarak modern dönemin en önemli ve en çok övgü alan Rolls-Royce modellerinden biri haline geldi. Spectre Series II, bu başarının üzerine inşa ediliyor. Yapılan yenilikler, modelin karakterini güçlendirirken onu geleceğin klasiği haline getiren özellikleri korumaya devam ediyor. Kusursuz zarafet ile sessiz gücün buluşması Spectre’ın menzili ve performansı halihazırda müşteri beklentilerini aşmış olsa da Goodwood’daki mühendisler Series II için aracın güç aktarma sistemini daha yüksek tepki ve kontrol sunacak şekilde ileri bir seviyeye taşıdı. Bu kapsamlı iyileştirmeler, Black Badge Spectre’ın Rolls-Royce tarihindeki en güçlü model olma konumunu daha da güçlendiriyor. Güç çıkışı artık 442 kW’a ulaşırken, tork değeri 1.015 Nm’ye yükseliyor. Black Badge Spectre Series II’de ise Infinity Mode 500 kW gücü devreye sokarken, Spirited Mode 1.100 Nm’ye kadar tork sunuyor. Yeniden geliştirilen batarya hücre teknolojisi sayesinde Spectre Series II’nin potansiyel sürüş menzili %18 artarak 628 km’ye (WLTP) ulaşıyor ve şarj süreleri %14 oranında kısaltılıyor. Bu durum, markanın hem elektrikli sürüşte dinginlik hem de performanstan taviz vermeyen mühendislik anlayışındaki kararlılığını pekiştiriyor. Spectre: Bespoke zanaatkarlığı için kusursuz bir tuval Spectre, Bespoke özel siparişlere yönelik talepte Phantom’un ardından ikinci sırada yer alarak markanın kişiselleştirme dünyasındaki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bespoke için neredeyse sınırsız kişiselleştirme olanaklara ek olarak Spectre Series II, müşterilerin daha iddialı ve ifade gücü yüksek özel siparişlere artan talebine yanıt olarak yeni tasarlanmış ve özenle işlenmiş detaylar, malzeme ve kaplama sunuyor. Spectre’nin modern dönemin en zarif otomotiv tasarımlarından biri olarak kabul edildiğini belirten Domagoj Dukec (Director of Design, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti; “Spectre’ın tasarımı, müşteriler tarafından sipariş kararlarını şekillendiren en temel unsurlardan biri olarak öne çıkarken, modelin gelecekte de seçkin otomobil koleksiyonlarının kalıcı parçalarından biri olacak. Spectre Series II için genişletilen malzeme ve zanaatkârlık seçenekleriyle, müşterilerimizin Spectre’ı kendi hikâyelerini anlatabilecekleri bir tuval olarak daha da yaratıcı bir yaklaşımla değerlendirme arzusuna doğrudan yanıt veriyoruz.” Dış tasarımda zarif denge daha da güçlendirildi Süper coupé’nin dikkat çekici fastback profili, sade yüzey tasarımı ve bölünmüş far imzası Spectre Series II’de korunarak markanın bu ilk ve geniş çapta beğeni toplayan tasarıma olan güvenini vurguluyor. Lansmanından bu yana Spectre, dönemin en zarif otomotiv tasarımlarından biri olarak geniş çapta övgü toplamış ve şimdi Phantom Coupé ile birlikte Goodwood döneminin en saygın modelleri arasında yer alarak markanın koleksiyon değerine sahip ikonik otomobilleri arasına katıldı. Spectre’ın kazandığı çok sayıda uluslararası ödül arasında, zamansız tasarımı jüri üyeleri tarafından istikrarlı biçimde övgüyle karşılanırken, müşteriler de modeli modern çağın gerçek bir başyapıtı olarak benimsemiş durumda. Spectre’ın formunu ve yüzey tasarımını vurgulamak için Spectre Series II’ye özel Ethereal Blue adı verilen yeni bir solid dış renk geliştirildi. Yeni 23 inç dövme alaşım jant tasarımı, her açıdan ışığı yakalayıp yansıtan çok yüzeyli (faceted) çok kollu bir yapıya sahip olup, jant 2,5 mm gibi son derece keskin radyüslerle dövülerek üretildi. Bu sayede yüzeyler, parlatma sonrasında bile keskin elmas benzeri netliğini koruyor. Her bir jant, bu hassas yüzey formunu elde etmek için altı saate kadar elle işleniyor ve iki farklı kaplama seçeneğiyle sunuluyor: kısmen parlatılmış ve tamamen parlatılmış. İç tasarımda ifade gücü ve malzemede yenilik Spectre müşterilerinin olağanüstü yaratıcı vizyonuna yanıt olarak Spectre Series II, iç mekân paletini önemli ölçüde genişleterek yeni malzemeler, rafine yüzey uygulamaları ve etkileyici derinlik ve çeşitlilik sunan el işçiliği detaylarla zenginleştiriliyor. Bu yeni materyaller arasında, bambudan elde edilen çağdaş bir iç mekân rayon kumaşı olan Duality Twill öne çıkıyor ve ilk kez Spectre’da sunuluyor. İlhamını Côte d’Azur’daki Le Jardin des Méditerranées’nin etkileyici bambu koruluğundan alan bu özel malzeme, Sir Henry Royce’un bir dönem kış aylarını geçirdiği Villa Mimosa’ya komşu bu benzersiz peyzajın doğal zarafetini iç mekâna taşıyor. Twill kumaş, sanatsal bir “Duality” grafiğiyle işlendi. Markanın kurucularının iç içe geçmiş iki R harfinden soyutlanarak oluşturulan tasarım, yelkenli yatlarda görülen birbirine dolanan halat çizgilerini andıran denizcilik esintileri taşıyor ve Fransız Rivierası’na ince bir gönderme yapıyor. Spectre Series II’de Duality Twill iç mekânı, 2,6 milyon adede kadar dikiş, 10 mil (yaklaşık 16 km) iplik içeriyor ve üretimi toplamda 25 saate kadar sürüyor. Placed Perforation deri, Spectre Series II’de de sunularak hassasiyetle kesilmiş desenler aracılığıyla benzersiz sanat eserlerinin ortaya çıkarılmasını sağlıyor. İlk uygulama için tasarımcılar, ay ışığı altında bulutların oluşturduğu değişken silüetlerden ilham alan bir desen tasarladı. Ön ve arka koltukların omuz ve baş dayanağı bölgelerine yayılan bu özel tasarım, 0,8 mm, 1,0 mm ve 1,2 mm olmak üzere üç farklı boyutta toplam 78.138 hassas delikten oluşuyor. Aydınlatmalı kapı seçeneğine entegre edildiğinde ise desen, ışık kaynaklarına yaklaştıkça zarif bir şekilde çözülerek dağılıyor ve değişen gece gökyüzünde parıldayan yıldızları andıran yumuşak, atmosferik bir ışık etkisi oluşturuyor. Yeni yüksek parlaklığa sahip Brindled Walnut kaplama, markanın malzeme seçiminde ve zanaatkârlık anlayışında benimsediği titiz yaklaşımın zarif bir yansıması olarak öne çıkıyor. Meyve vermeyen ceviz ağaçlarından elde edilen ahşap ile kaliteli kâğıt üretiminden arta kalan okaliptüs liflerini bir araya getiren bu kaplama, katmanlı ve zengin bir “kaplan çizgisi” deseni oluşturuyor. Kaplama, cam parçacıklarından oluşan ince bir tozla zenginleştirilmiş bir lake katmanıyla mühürleniyor ve ardından son bir şeffaf koruyucu kat uygulanıyor. Bu işlem, kaplamaya derinlik ve hareket hissi kazandırıyor. İç Mekân Paneli ve Saat Galerisi artık ön konsol boyunca kesintisiz bir şekilde uzanarak yeni Illuminated Fascia tasarımıyla bütünleşiyor. Yönlü dalga desenine sahip bu tasarım, yüzey boyunca akıyormuş gibi görünen 8.108 adet piksel benzeri aydınlatma unsurundan oluşuyor ve Spectre Series II’nin güçlü yatay karakterini vurguluyor. Tasarım, Rolls-Royce’un Goodwood’daki merkezinin çevresinde yükselen South Downs ormanlarının üzerinde süzülen ve sürekli değişen sis tabakasından ilham alıyor. Yeni bir saat tasarımı da sunuluyor. Tasarım, kusursuz okunabilirliği ön planda tutan hassas havacılık göstergelerinden ilham alıyor. Saat kadranı, döküm metal akreple yelkovana ve aracın modern karakterini yansıtan sadeleştirilmiş bir grafik tasarıma sahip. Yeni saat tasarımını barındıran özel vitrin bölümünde ayrıca, masif paslanmaz çelikten üretilmiş ve alttan aydınlatılan bir Spirit of Ecstasy figürü de sergileniyor. Black Badge için cesur yeni bir renk paleti Black Badge Spectre Series II’ye özel olarak geliştirilen yeni tasarım detayları, markanın asi ve sıra dışı karakterini daha da vurgulayarak güçlü, iddialı ve tavizsiz duruşunu ön plana çıkarıyor. Yeni geliştirilen Iced Black Exterior Detailing seçeneği, aracın parlak dış trim detaylarının neredeyse tamamını mat bir yüzeyle dönüştürüyor. Bu uygulama; ön ızgara çerçevesi, yan çerçeve kaplamaları, tampon detayları, “Double R” ambleminin yan çerçevesi, kapı kolları ve Spirit of Ecstasy üzerinde uygulanıyor. Dikkat çekici bir şekilde, Pantheon Izgarası’nın dikey kanatları ise parlak yüzeylerini koruyor; bu tercih, aracın kimliğini muhafaza etmek amacıyla Rolls-Royce tasarımcıları tarafından alınmış bir karar olarak öne çıkıyor. Black Badge için daha etkileyici bir görsel karakter yaratmak amacıyla yeni bir jant tasarımı da geliştirildi. Açık kollu tasarım, aracın güçlü fren sistemini ön plana çıkarırken; jantın en dış kenarına kadar uzanan parlak dış halka, yedi kollu yapının çapını daha belirgin hale getiriyor. Yüzeye entegre edilen ince cam parçacıkları zarif bir ışıltı etkisi yaratıyor. Bu dikkat çekici tasarım, özel yüksek sıcaklık kürleme süreciyle geliştirilen Iced Matte Black seçeneğiyle de sunuluyor. Böylece Black Badge tarihinde ilk kez bu yüzey kaplaması bir jantta kullanılıyor. Spectre Series II: Güçlendirilmiş bütünlük Spectre Series II ile gerçekleştirilen gelişim, modelin zamana meydan okuyan tasarım anlayışını ve kalıcı mühendislik mükemmeliyetini güçlü bir göstergesi olup bu gelişim, markanın genişleyen küresel Private Office ağı sayesinde daha yakın iş birlikleriyle şekillenen yeni bir özel sipariş döneminde ve her zamankinden daha geniş bir yaratıcı seçenek yelpazesiyle ortaya çıkıyor. Spectre’ın önemini en başından itibaren takdir edenlerin sezgilerine saygı duyan bu yaklaşım, aynı zamanda modeli gelecekte sipariş edecek müşterilere yeni ve daha geniş ifade olanakları sunuyor. Spectre’nin Rolls-Royce için bir dönüm noktası niteliği taşıyan bir otomobil olduğunu belirten Chris Brownridge (Chief Executive, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Spectre, mühendisler, tasarımcılar ve zanaatkârlar tarafından şekillendirilmiş, müşterilerimizin içgörüleriyle geliştirilmiş ve dünya genelinde büyük beğeniyle karşılandı. Müşterilerimizin en çok değer verdiği sessizlik, zahmetsiz sürüş ve yüksek güç gibi özellikleri daha da ileri taşıyarak, Rolls-Royce’un elektrifikasyon çağında kusursuz bir uyum sergilediğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu otomobilin dünya çapında gördüğü olağanüstü ilgi, Spectre’ı güncel ürün portföyümüzde Bespoke için en dikkat çekici “tuval” modellerinden biri olarak konumlandırmış ve müşterileri giderek daha bireysel ve daha iddialı siparişler vermeye teşvik etmiştir. Spectre Series II ile bu olanakları daha da ileri taşıyoruz. Bu modern başyapıtın rafine edilmesi, “Küçük şeyler mükemmelliği yaratır, ancak mükemmellik küçük bir şey değildir.” diyen kurucu ortağımız Sir Henry Royce’un ruhuna uygun olarak gerçekleştirilmiştir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMW ALPINA’dan Geleceğe Güçlü Mesaj: Yeni Tasarım Konsepti Otomobil Dünyasında Heyecan Yarattı Haber

BMW ALPINA’dan Geleceğe Güçlü Mesaj: Yeni Tasarım Konsepti Otomobil Dünyasında Heyecan Yarattı

İtalya’da düzenlenen prestijli Concorso d’Eleganza Villa d’Este 2026 etkinliğinde ilk kez görücüye çıkan Vision BMW ALPINA, markanın gelecekte izleyeceği tasarım ve mühendislik anlayışına dair önemli ipuçları verdi. Lüks otomobil tutkunlarının yakından takip ettiği etkinlikte sahne alan konsept model, yalnızca bir tasarım çalışması olarak değil, aynı zamanda BMW ALPINA markasının dönüşüm sürecinin sembolü olarak değerlendiriliyor. Şirketin yeni nesil üretim modellerine yön verecek otomobilin, performans ve konfor arasındaki ince dengeyi modern çizgilerle yeniden yorumladığı görülüyor. Vision BMW ALPINA ile Markanın Yeni Dönemi Başladı BMW Group bünyesinde bağımsız ve özel bir marka olarak yeniden yapılandırılan BMW ALPINA, Vision BMW ALPINA modeliyle geleceğe dair ilk somut adımını attı. Otomobil dünyasında yıllardır kendine özgü çizgisiyle ayrı bir konumda bulunan marka, bu yeni dönemde de sportif sürüş karakterini lüks detaylarla birleştirmeye devam edeceğinin sinyalini verdi. Konsept modelin tanıtımı, özellikle premium otomobil segmentinde büyük yankı uyandırdı. Çünkü ALPINA, yıllardır yalnızca yüksek performanslı otomobiller üretmekle kalmıyor, aynı zamanda uzun yol konforunu üst seviyeye taşıyan sürüş deneyimiyle de dikkat çekiyor. Yeni tasarım anlayışında markanın geçmişten gelen DNA’sının korunduğu net şekilde hissediliyor. Ancak bu kez çizgiler daha modern, daha akıcı ve daha iddialı bir yapıya sahip. ALPINA Kimliğini Yansıtan Tasarım Detayları Vision BMW ALPINA’nın dış tasarımında ilk dikkat çeken unsur, coupe karakterine yakın uzun ve akıcı gövde yapısı oluyor. Geniş omuz çizgileri, uzun tavan hattı ve güçlü duruş, otomobile hem sportif hem de aristokratik bir görünüm kazandırıyor. Markanın klasikleşmiş “köpekbalığı burun” tasarım dili, modern detaylarla yeniden yorumlanmış durumda. Ön bölümde agresif ancak abartıdan uzak bir tasarım anlayışı tercih edilirken, aerodinamik yapı otomobilin performans odaklı karakterini güçlendiriyor. ALPINA’nın yıllardır simgesi haline gelen dekoratif yan şeritler ve çok kollu jant tasarımı da konseptte korunmuş. Ön tarafta 22 inç, arka bölümde ise 23 inç büyüklüğündeki özel jantlar, otomobilin güçlü duruşunu daha da belirgin hale getiriyor. Tasarımın genelinde hız hissiyle zarafetin aynı potada eritildiği görülüyor. Bu yaklaşım, ALPINA’nın yıllardır premium performans segmentindeki farklı konumunu yeniden vurguluyor. İç Mekânda Konfor ve Lüks Ön Planda Vision BMW ALPINA’nın kabin tasarımı da markanın geleneksel yaklaşımını sürdürdüğünü gösteriyor. İç mekânda sürücü odaklı yapı korunurken, geniş yaşam alanı sayesinde dört yetişkin için üst düzey seyahat konforu sunuluyor. Kullanılan malzemelerde yüksek kalite hissi ön plana çıkıyor. Deri, metal ve özel yüzey detaylarının birlikte kullanıldığı kabinde sade ama etkileyici bir atmosfer oluşturulmuş. Teknolojik unsurlar ise klasik lüks anlayışını gölgelemeyecek şekilde konumlandırılmış. Markanın açıklamalarına göre yeni nesil ALPINA modellerinde sürüş keyfi kadar uzun yol rahatlığı da temel önceliklerden biri olacak. Bu nedenle Vision BMW ALPINA yalnızca performans otomobili olarak değil, aynı zamanda üst düzey bir grand tourer yaklaşımıyla geliştirildi. ALPINA’nın Köklü Geçmişi Yeni Nesle Taşınıyor 1965 yılında Almanya’nın Bavyera bölgesindeki Buchloe kasabasında kurulan ALPINA, yıllar içinde otomotiv sektöründe kendine has bir kültür oluşturdu. BMW modellerini performans ve lüks ekseninde yeniden yorumlayan marka, özellikle yüksek hızlarda sunduğu konfor seviyesiyle otomobil dünyasında özel bir yere sahip oldu. 1970’li yılların sonunda tanıtılan ALPINA B7 Coupé modeli ise markanın karakterini en güçlü şekilde yansıtan otomobiller arasında gösteriliyor. Güçlü motor yapısı, uzun yol konforu ve zarif tasarımıyla dikkat çeken model, bugün hâlâ ALPINA tarihinin dönüm noktalarından biri olarak kabul ediliyor. Vision BMW ALPINA’da da bu mirasın izleri açık şekilde görülüyor. Marka, geçmişteki karakteristik özelliklerini korurken geleceğin otomobil anlayışına uygun daha sofistike bir yaklaşım benimsiyor. BMW Group İçindeki Yeni Yapılanma Dikkat Çekiyor BMW ALPINA’nın 2026 yılı itibarıyla BMW Group bünyesinde özel ve bağımsız bir marka olarak konumlandırılması, otomotiv sektöründe önemli gelişmelerden biri olarak değerlendirildi. Bu değişimle birlikte markanın üretim stratejisinin daha güçlü şekilde şekillendirilmesi hedefleniyor. Yeni dönemde özellikle kişiselleştirme seçenekleri, premium malzeme kullanımı, sürüş teknolojileri ve konfor odaklı mühendislik çözümleri ön plana çıkacak. BMW Group’un teknolojik altyapısıyla ALPINA’nın el işçiliği ve özel üretim kültürünün birleşmesi, markanın gelecekteki modellerine büyük avantaj sağlayacak. Otomobil dünyasında büyük merak uyandıran ilk seri üretim BMW ALPINA modelinin ise 2027 yılında tanıtılması bekleniyor. Vision BMW ALPINA’nın ortaya koyduğu tasarım dili ve mühendislik yaklaşımı, bu yeni modelin nasıl bir karakter taşıyacağı konusunda güçlü ipuçları veriyor. Premium otomobil pazarında rekabetin giderek sertleştiği bir dönemde BMW ALPINA’nın attığı bu adım, markanın gelecekte çok daha iddialı bir konuma ulaşabileceğini gösteriyor.

BMW Motorrad’dan Göz Kamaştıran Konsept: Vision K18 İlk Kez Sahneye Çıkıyor Haber

BMW Motorrad’dan Göz Kamaştıran Konsept: Vision K18 İlk Kez Sahneye Çıkıyor

İlk kez İtalya’daki prestijli Concorso d’Eleganza Villa d’Este etkinliğinde sergilenecek olan Vision K18, yalnızca bir konsept motosiklet olmanın ötesinde markanın gelecekte izleyeceği tasarım rotasına dair güçlü ipuçları veriyor. Yüksek performans ile duygusal tasarım dilini aynı noktada buluşturan model, özellikle uzun yol sürüşlerine odaklanan yapısıyla dikkat çekiyor. BMW Motorrad’ın şimdiye kadar geliştirdiği en iddialı konseptlerden biri olarak gösterilen Vision K18, hem teknik altyapısı hem de çarpıcı görünümüyle motosiklet tutkunlarının radarına girmeyi başardı. BMW Vision K18 Tasarımıyla Havacılık Dünyasına Göz Kırpıyor Yeni konseptin en dikkat çekici detaylarından biri aerodinamik tasarım anlayışı oldu. BMW Motorrad tasarım ekibi, Vision K18’in siluetini oluştururken yüksek hızlı jet uçaklarından ilham aldı. Bu yaklaşım motosikletin yalnızca hareket halindeyken değil, park pozisyonundayken bile güçlü ve dinamik görünmesini sağlıyor. Özellikle uzatılmış gövde yapısı ve akıcı yüzey geçişleri, motosiklete oldukça agresif bir karakter kazandırıyor. Gövde boyunca kullanılan metalik detaylar ve keskin çizgiler ise konseptin premium kimliğini öne çıkarıyor. Tasarım dili, klasik touring motosiklet anlayışını modern performans estetiğiyle bir araya getiriyor. BMW Motorrad’ın bugüne kadar ürettiği altı silindirli touring modellerinde konfor ön plandayken, Vision K18 bu yaklaşımı daha duygusal ve daha dramatik bir forma taşıyor. Motosiklet üzerindeki altı hava girişi, altı egzoz çıkışı ve altı LED far detayı da doğrudan motor mimarisine gönderme yapıyor. 1.800 cc’lik Dev Altı Silindirli Motor Öne Çıkıyor Vision K18’in merkezinde BMW Motorrad’ın ikonik sıralı altı silindirli motoru yer alıyor. 1.800 cc hacmindeki güç ünitesi yalnızca performans üretmek için değil, aynı zamanda tasarımın ana unsuru olarak da kullanılmış durumda. Motor bloğunun bilinçli şekilde görünür bırakılması, konseptin mekanik karakterini daha güçlü hissettiriyor. BMW mühendisleri, bu yaklaşım sayesinde motosikletin teknik yönünü estetik bir unsur haline dönüştürmeyi hedefliyor. Marka tarafından yapılan açıklamalara göre Vision K18, performans hissini yalnızca sürüş sırasında değil, görsel algı üzerinden de sürücüye aktarmayı amaçlıyor. Bu nedenle motosikletin her detayı hız, güç ve uzun yol hissini destekleyecek şekilde şekillendirildi. El İşçiliği ve İleri Teknoloji Aynı Gövdede Buluştu BMW Motorrad Vision K18’in üretiminde geleneksel el işçiliği ile ileri mühendislik teknolojileri birlikte kullanıldı. Konseptin alüminyum gövde parçalarının önemli bölümü elde şekillendirildi. Özellikle tek parça görünümüne sahip büyük yan panel, motosikletin en dikkat çekici tasarım detaylarından biri olarak öne çıkıyor. Karbon fiber ve alüminyum kombinasyonu sayesinde hem hafiflik hem de yüksek dayanıklılık hedeflenmiş durumda. Yüzeylerde kullanılan özel kaplamalar ise motosiklete klasik Formula 1 egzoz sistemlerini hatırlatan metalik bir görünüm kazandırıyor. Teknolojik tarafta da Vision K18 oldukça iddialı detaylara sahip. Hidrolik olarak ayarlanabilen süspansiyon sistemi, aktif soğutmalı far teknolojisi ve büyük hava girişleri konseptin ileri mühendislik yaklaşımını gözler önüne seriyor. “The Heat of Speed” Tasarım Felsefesiyle Duygulara Hitap Ediyor BMW Motorrad, Vision K18’de “The Heat of Speed” adını verdiği özel bir tasarım yaklaşımını benimsiyor. Bu konsept, motorun ürettiği gücü görsel bir hisse dönüştürmeyi amaçlıyor. Motosikletin belirli bölümlerinde kullanılan özel ışık ve yüzey efektleri, yüksek sıcaklık altında oluşan hava dalgalanmalarını simüle ediyor. Böylece hız ve performans duygusu fiziksel hareket olmadan bile hissedilebiliyor. Tanıtım görsellerinin bir pist ve uçak kalkış alanı atmosferinde hazırlanması da bu yaklaşımın bir parçası olarak değerlendiriliyor. BMW Motorrad, Vision K18 ile yalnızca bir motosiklet değil, aynı zamanda güçlü bir sürüş deneyiminin görsel temsilini sunmayı hedefliyor. BMW Motorrad Geleceğin Tasarım Dilini Şimdiden Gösteriyor BMW Motorrad CEO’su Markus Flasch, Vision K18’in marka için yalnızca bir konsept çalışması olmadığını, aynı zamanda performans ve tasarım anlayışının geleceğine dair önemli bir gösterge olduğunu belirtti. Flasch’a göre altı silindirli motor BMW Motorrad için yalnızca teknik bir bileşen değil, aynı zamanda markanın karakterini temsil eden güçlü bir sembol niteliği taşıyor. Vision K18 de bu gücü heykelsi bir tasarım formuna dönüştürerek hız ve dinamizmi somut hale getiriyor. Motosiklet dünyasında elektrikli dönüşüm ve dijitalleşme hız kazanırken, BMW Motorrad’ın böylesine duygusal ve mekanik hissi yüksek bir konsept geliştirmesi sektör içinde dikkat çekmiş durumda. Vision K18’in seri üretime girip girmeyeceği henüz bilinmese de modelin gelecekteki BMW touring motosikletlerine ilham vereceği şimdiden konuşulmaya başlandı.

Ankara Kalesi’nde Tarih, Lezzet Ve Yaşam Dolu Proje Haber

Ankara Kalesi’nde Tarih, Lezzet Ve Yaşam Dolu Proje

Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) birçok medeniyetin izlerini taşıyan Ankara Kalesi’ni ve çevresini geleceğe taşımak ve tanıtmak amacıyla başlattığı çalışmaları sürdürüyor. ABB Kent Tarihi, Tanıtım ve Turizm Dairesi Ankara Kalesi’nde gerçekleştirilen restorasyon ve güçlendirme çalışmalarının tamamlanmasının ardından bölgeye “Gastronomi Merkezi” kazandırmak için harekete geçti. ASLINA UYGUN OLARAK YENİDEN İNŞA EDİLDİ Kale, Kireçli, Berrak ve Doyran Sokaklarının kesişme noktasında bulunan tescilli taşınmaz konumundaki üç konut birleştirilerek, geleneksel sokak dokusuna ve aslına uygun bir şekilde yeniden yapıldı. Proje kapsamında; geleneksel el işçiliği ile ahşap doğramalar yenilenirken taş duvarlarda bozulan derzler onarıldı. Ayrıca, cephe süslemeleri özgün detaylara sadık kalınarak işin ustaları tarafından yeniden işlendi. Çatı kaplamaları ise dönemin malzeme ve tekniklerine uygun bir biçimde yeniden uygulandı. Proje ile yalnızca tarihi yapıların korunması değil, aynı zamanda bölgenin sosyal ve ekonomik canlılığının artırılması da hedeflendi. Gastronomi işleviyle yeniden kurgulanan merkez; avlu, teras ve açık oturma alanlarıyla desteklenerek çok yönlü bir kullanım sunacak şekilde tasarlandı. YEREL VE OTANTİK LEZZETLER ZİYARETÇİLERLE BULUŞACAK Tarihi yapıların bölgeye yeniden değer katacak şekilde yenilendiği proje kapsamında hizmet vermeye başlayacak olan Gastronomi Merkezi; Ankara’nın zengin mutfak kültürünü, yerel ve otantik lezzetlerini yerli ve yabancı turistlere tanıtacak. Ulus bölgesinin kültürel mirası konurken sosyal ve ekonomik canlılığına katkı sağlanması hedeflenen projeyle ayrıca, Ankara Kalesi ziyaretçilerine hem tarih hem de yaşam dolu bir deneyim sunulacak Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.