Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Elektrifikasyon

Kapsül Haber Ajansı - Elektrifikasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Elektrifikasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Rolls-Royce Spectre Series II’yi Sunuyor Haber

Rolls-Royce Spectre Series II’yi Sunuyor

Rolls-Royce Motor Cars, markanın ikonik süper coupé modeli Spectre’nin yenilenen yorumu Spectre Series II’yi tanıttı. Model, teknik ve tasarımsal açıdan hayata geçirilen kapsamlı geliştirmelerle dikkat çekiyor. 2022 yılında tanıtılmasından bu yana Spectre, zamansız tasarımı, dingin performansı ve zahmetsiz sürüş karakteriyle geniş çapta takdir toplayarak modern dönemin en önemli ve en çok övgü alan Rolls-Royce modellerinden biri haline geldi. Spectre Series II, bu başarının üzerine inşa ediliyor. Yapılan yenilikler, modelin karakterini güçlendirirken onu geleceğin klasiği haline getiren özellikleri korumaya devam ediyor. Kusursuz zarafet ile sessiz gücün buluşması Spectre’ın menzili ve performansı halihazırda müşteri beklentilerini aşmış olsa da Goodwood’daki mühendisler Series II için aracın güç aktarma sistemini daha yüksek tepki ve kontrol sunacak şekilde ileri bir seviyeye taşıdı. Bu kapsamlı iyileştirmeler, Black Badge Spectre’ın Rolls-Royce tarihindeki en güçlü model olma konumunu daha da güçlendiriyor. Güç çıkışı artık 442 kW’a ulaşırken, tork değeri 1.015 Nm’ye yükseliyor. Black Badge Spectre Series II’de ise Infinity Mode 500 kW gücü devreye sokarken, Spirited Mode 1.100 Nm’ye kadar tork sunuyor. Yeniden geliştirilen batarya hücre teknolojisi sayesinde Spectre Series II’nin potansiyel sürüş menzili %18 artarak 628 km’ye (WLTP) ulaşıyor ve şarj süreleri %14 oranında kısaltılıyor. Bu durum, markanın hem elektrikli sürüşte dinginlik hem de performanstan taviz vermeyen mühendislik anlayışındaki kararlılığını pekiştiriyor. Spectre: Bespoke zanaatkarlığı için kusursuz bir tuval Spectre, Bespoke özel siparişlere yönelik talepte Phantom’un ardından ikinci sırada yer alarak markanın kişiselleştirme dünyasındaki güçlü konumunu bir kez daha ortaya koyuyor. Bespoke için neredeyse sınırsız kişiselleştirme olanaklara ek olarak Spectre Series II, müşterilerin daha iddialı ve ifade gücü yüksek özel siparişlere artan talebine yanıt olarak yeni tasarlanmış ve özenle işlenmiş detaylar, malzeme ve kaplama sunuyor. Spectre’nin modern dönemin en zarif otomotiv tasarımlarından biri olarak kabul edildiğini belirten Domagoj Dukec (Director of Design, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti; “Spectre’ın tasarımı, müşteriler tarafından sipariş kararlarını şekillendiren en temel unsurlardan biri olarak öne çıkarken, modelin gelecekte de seçkin otomobil koleksiyonlarının kalıcı parçalarından biri olacak. Spectre Series II için genişletilen malzeme ve zanaatkârlık seçenekleriyle, müşterilerimizin Spectre’ı kendi hikâyelerini anlatabilecekleri bir tuval olarak daha da yaratıcı bir yaklaşımla değerlendirme arzusuna doğrudan yanıt veriyoruz.” Dış tasarımda zarif denge daha da güçlendirildi Süper coupé’nin dikkat çekici fastback profili, sade yüzey tasarımı ve bölünmüş far imzası Spectre Series II’de korunarak markanın bu ilk ve geniş çapta beğeni toplayan tasarıma olan güvenini vurguluyor. Lansmanından bu yana Spectre, dönemin en zarif otomotiv tasarımlarından biri olarak geniş çapta övgü toplamış ve şimdi Phantom Coupé ile birlikte Goodwood döneminin en saygın modelleri arasında yer alarak markanın koleksiyon değerine sahip ikonik otomobilleri arasına katıldı. Spectre’ın kazandığı çok sayıda uluslararası ödül arasında, zamansız tasarımı jüri üyeleri tarafından istikrarlı biçimde övgüyle karşılanırken, müşteriler de modeli modern çağın gerçek bir başyapıtı olarak benimsemiş durumda. Spectre’ın formunu ve yüzey tasarımını vurgulamak için Spectre Series II’ye özel Ethereal Blue adı verilen yeni bir solid dış renk geliştirildi. Yeni 23 inç dövme alaşım jant tasarımı, her açıdan ışığı yakalayıp yansıtan çok yüzeyli (faceted) çok kollu bir yapıya sahip olup, jant 2,5 mm gibi son derece keskin radyüslerle dövülerek üretildi. Bu sayede yüzeyler, parlatma sonrasında bile keskin elmas benzeri netliğini koruyor. Her bir jant, bu hassas yüzey formunu elde etmek için altı saate kadar elle işleniyor ve iki farklı kaplama seçeneğiyle sunuluyor: kısmen parlatılmış ve tamamen parlatılmış. İç tasarımda ifade gücü ve malzemede yenilik Spectre müşterilerinin olağanüstü yaratıcı vizyonuna yanıt olarak Spectre Series II, iç mekân paletini önemli ölçüde genişleterek yeni malzemeler, rafine yüzey uygulamaları ve etkileyici derinlik ve çeşitlilik sunan el işçiliği detaylarla zenginleştiriliyor. Bu yeni materyaller arasında, bambudan elde edilen çağdaş bir iç mekân rayon kumaşı olan Duality Twill öne çıkıyor ve ilk kez Spectre’da sunuluyor. İlhamını Côte d’Azur’daki Le Jardin des Méditerranées’nin etkileyici bambu koruluğundan alan bu özel malzeme, Sir Henry Royce’un bir dönem kış aylarını geçirdiği Villa Mimosa’ya komşu bu benzersiz peyzajın doğal zarafetini iç mekâna taşıyor. Twill kumaş, sanatsal bir “Duality” grafiğiyle işlendi. Markanın kurucularının iç içe geçmiş iki R harfinden soyutlanarak oluşturulan tasarım, yelkenli yatlarda görülen birbirine dolanan halat çizgilerini andıran denizcilik esintileri taşıyor ve Fransız Rivierası’na ince bir gönderme yapıyor. Spectre Series II’de Duality Twill iç mekânı, 2,6 milyon adede kadar dikiş, 10 mil (yaklaşık 16 km) iplik içeriyor ve üretimi toplamda 25 saate kadar sürüyor. Placed Perforation deri, Spectre Series II’de de sunularak hassasiyetle kesilmiş desenler aracılığıyla benzersiz sanat eserlerinin ortaya çıkarılmasını sağlıyor. İlk uygulama için tasarımcılar, ay ışığı altında bulutların oluşturduğu değişken silüetlerden ilham alan bir desen tasarladı. Ön ve arka koltukların omuz ve baş dayanağı bölgelerine yayılan bu özel tasarım, 0,8 mm, 1,0 mm ve 1,2 mm olmak üzere üç farklı boyutta toplam 78.138 hassas delikten oluşuyor. Aydınlatmalı kapı seçeneğine entegre edildiğinde ise desen, ışık kaynaklarına yaklaştıkça zarif bir şekilde çözülerek dağılıyor ve değişen gece gökyüzünde parıldayan yıldızları andıran yumuşak, atmosferik bir ışık etkisi oluşturuyor. Yeni yüksek parlaklığa sahip Brindled Walnut kaplama, markanın malzeme seçiminde ve zanaatkârlık anlayışında benimsediği titiz yaklaşımın zarif bir yansıması olarak öne çıkıyor. Meyve vermeyen ceviz ağaçlarından elde edilen ahşap ile kaliteli kâğıt üretiminden arta kalan okaliptüs liflerini bir araya getiren bu kaplama, katmanlı ve zengin bir “kaplan çizgisi” deseni oluşturuyor. Kaplama, cam parçacıklarından oluşan ince bir tozla zenginleştirilmiş bir lake katmanıyla mühürleniyor ve ardından son bir şeffaf koruyucu kat uygulanıyor. Bu işlem, kaplamaya derinlik ve hareket hissi kazandırıyor. İç Mekân Paneli ve Saat Galerisi artık ön konsol boyunca kesintisiz bir şekilde uzanarak yeni Illuminated Fascia tasarımıyla bütünleşiyor. Yönlü dalga desenine sahip bu tasarım, yüzey boyunca akıyormuş gibi görünen 8.108 adet piksel benzeri aydınlatma unsurundan oluşuyor ve Spectre Series II’nin güçlü yatay karakterini vurguluyor. Tasarım, Rolls-Royce’un Goodwood’daki merkezinin çevresinde yükselen South Downs ormanlarının üzerinde süzülen ve sürekli değişen sis tabakasından ilham alıyor. Yeni bir saat tasarımı da sunuluyor. Tasarım, kusursuz okunabilirliği ön planda tutan hassas havacılık göstergelerinden ilham alıyor. Saat kadranı, döküm metal akreple yelkovana ve aracın modern karakterini yansıtan sadeleştirilmiş bir grafik tasarıma sahip. Yeni saat tasarımını barındıran özel vitrin bölümünde ayrıca, masif paslanmaz çelikten üretilmiş ve alttan aydınlatılan bir Spirit of Ecstasy figürü de sergileniyor. Black Badge için cesur yeni bir renk paleti Black Badge Spectre Series II’ye özel olarak geliştirilen yeni tasarım detayları, markanın asi ve sıra dışı karakterini daha da vurgulayarak güçlü, iddialı ve tavizsiz duruşunu ön plana çıkarıyor. Yeni geliştirilen Iced Black Exterior Detailing seçeneği, aracın parlak dış trim detaylarının neredeyse tamamını mat bir yüzeyle dönüştürüyor. Bu uygulama; ön ızgara çerçevesi, yan çerçeve kaplamaları, tampon detayları, “Double R” ambleminin yan çerçevesi, kapı kolları ve Spirit of Ecstasy üzerinde uygulanıyor. Dikkat çekici bir şekilde, Pantheon Izgarası’nın dikey kanatları ise parlak yüzeylerini koruyor; bu tercih, aracın kimliğini muhafaza etmek amacıyla Rolls-Royce tasarımcıları tarafından alınmış bir karar olarak öne çıkıyor. Black Badge için daha etkileyici bir görsel karakter yaratmak amacıyla yeni bir jant tasarımı da geliştirildi. Açık kollu tasarım, aracın güçlü fren sistemini ön plana çıkarırken; jantın en dış kenarına kadar uzanan parlak dış halka, yedi kollu yapının çapını daha belirgin hale getiriyor. Yüzeye entegre edilen ince cam parçacıkları zarif bir ışıltı etkisi yaratıyor. Bu dikkat çekici tasarım, özel yüksek sıcaklık kürleme süreciyle geliştirilen Iced Matte Black seçeneğiyle de sunuluyor. Böylece Black Badge tarihinde ilk kez bu yüzey kaplaması bir jantta kullanılıyor. Spectre Series II: Güçlendirilmiş bütünlük Spectre Series II ile gerçekleştirilen gelişim, modelin zamana meydan okuyan tasarım anlayışını ve kalıcı mühendislik mükemmeliyetini güçlü bir göstergesi olup bu gelişim, markanın genişleyen küresel Private Office ağı sayesinde daha yakın iş birlikleriyle şekillenen yeni bir özel sipariş döneminde ve her zamankinden daha geniş bir yaratıcı seçenek yelpazesiyle ortaya çıkıyor. Spectre’ın önemini en başından itibaren takdir edenlerin sezgilerine saygı duyan bu yaklaşım, aynı zamanda modeli gelecekte sipariş edecek müşterilere yeni ve daha geniş ifade olanakları sunuyor. Spectre’nin Rolls-Royce için bir dönüm noktası niteliği taşıyan bir otomobil olduğunu belirten Chris Brownridge (Chief Executive, Rolls-Royce Motor Cars) sözlerine şöyle devam etti: “Spectre, mühendisler, tasarımcılar ve zanaatkârlar tarafından şekillendirilmiş, müşterilerimizin içgörüleriyle geliştirilmiş ve dünya genelinde büyük beğeniyle karşılandı. Müşterilerimizin en çok değer verdiği sessizlik, zahmetsiz sürüş ve yüksek güç gibi özellikleri daha da ileri taşıyarak, Rolls-Royce’un elektrifikasyon çağında kusursuz bir uyum sergilediğini bir kez daha ortaya koyuyor. Bu otomobilin dünya çapında gördüğü olağanüstü ilgi, Spectre’ı güncel ürün portföyümüzde Bespoke için en dikkat çekici “tuval” modellerinden biri olarak konumlandırmış ve müşterileri giderek daha bireysel ve daha iddialı siparişler vermeye teşvik etmiştir. Spectre Series II ile bu olanakları daha da ileri taşıyoruz. Bu modern başyapıtın rafine edilmesi, “Küçük şeyler mükemmelliği yaratır, ancak mükemmellik küçük bir şey değildir.” diyen kurucu ortağımız Sir Henry Royce’un ruhuna uygun olarak gerçekleştirilmiştir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Otosan’dan Avrupa’da 1 Milyonuncu Puma Gururu Haber

Ford Otosan’dan Avrupa’da 1 Milyonuncu Puma Gururu

Otomotiv sektörünün lider şirketi Ford Otosan, Romanya Craiova Fabrikası’nda Ford Puma üretiminde 1 milyon adede ulaşarak önemli bir başarıya imza attı. 2019 yılında üretimine başlanan Ford Puma; tasarımı, pratik kullanım özellikleri, verimli motor seçenekleri ve müşteri beklentilerine hızlı yanıt veren ürün yapısıyla kısa sürede Ford’un Avrupa’daki en başarılı binek modellerinden biri haline geldi. Ford Otosan açısından bu kilometre taşı, şirketin son yıllardaki stratejik dönüşümünde özel bir yere sahip. Craiova Fabrikası’nın 2022 yılında Ford Otosan bünyesine katılmasıyla şirket, uzun bir aranın ardından binek araç üretimine yeniden adım attı. Bugün Puma’nın ulaştığı 1 milyon adetlik üretim başarısı, bu adımın Avrupa pazarındaki karşılığını somut biçimde ortaya koyuyor. Ford Puma, Avrupa’da Ford’un en çok tercih edilen binek aracı olarak markanın binek araç portföyünde güçlü bir rol üstleniyor. Özellikle Birleşik Krallık pazarındaki başarılı performansıyla dikkat çeken model, müşteri tercihi ve ürün algısı açısından Ford’un Avrupa’daki en güçlü temsilcilerinden biri olmayı sürdürüyor. 1 milyonuncu Puma, tamamen elektrikli Puma Gen-E oldu 1 milyonuncu Ford Puma’nın tamamen elektrikli Puma Gen-E olması ise bu başarıya ayrı bir anlam kazandırıyor. Puma ürün ailesi; içten yanmalı motorlardan mild-hybrid seçeneklere ve bugün tamamen elektrikli Gen-E versiyonuna uzanan yolculuğuyla otomotiv sektöründeki dönüşümü net biçimde yansıtıyor. Craiova’da üretilen Puma Gen-E, aynı zamanda Romanya’da üretilen ilk yüzde 100 elektrikli otomobil olarak ülkenin otomotiv sanayisi için de tarihi bir önem taşıyor. Güven Özyurt: “1 milyonuncu Puma’nın tamamen elektrikli Gen-E olması, Ford Otosan’ın üretim gücünü, esnekliğini ve elektrifikasyon kabiliyetini çok güçlü biçimde ortaya koyuyor.” Ford Otosan Genel Müdürü Güven Özyurt, konuyla ilgili değerlendirmesinde şunları söyledi: “Craiova Fabrikamızda 1 milyonuncu Ford Puma’yı üretmek, Ford Otosan için büyük bir gurur. Puma, Avrupa’da Ford’un en çok tercih edilen binek aracı olarak müşterilerle güçlü bir bağ kurmayı başarmış çok özel bir model. Bizim açımızdan bu başarı, Ford Otosan’ın binek araç üretimine dönüşünün ne kadar doğru ve stratejik bir adım olduğunu gösteriyor. Bugün Ford Otosan olarak Türkiye ve Romanya’daki üretim ağımızla Ford’un Avrupa stratejisinde önemli bir rol üstleniyoruz. Ticari araçlardaki liderlik mirasımızı, binek araç üretimindeki yetkinliğimiz ve elektrifikasyon kabiliyetimizle tamamlıyoruz. 1 milyonuncu Puma’nın tamamen elektrikli Gen-E olması da bu yolculuğun geleceğe dönük yönünü çok güçlü biçimde simgeliyor.” İlk Puma ile 1 milyonuncu Puma yan yana geldi Craiova Fabrikası’nda gerçekleşen kutlamada, fabrikada üretilen ilk Ford Puma ile 1 milyonuncu Ford Puma Gen-E bir araya getirildi. Bu özel buluşma, modelin altı yılı aşkın sürede geçirdiği dönüşümü ve Ford Otosan’ın değişen müşteri beklentilerine uyum sağlayan üretim yaklaşımını sembolik biçimde ortaya koydu. Kutlamada ayrıca Ford’un performans ve motor sporları mirasını temsil eden Puma Rally1 de yer aldı. Craiova: Ford’un Avrupa’daki stratejik üretim merkezlerinden biri Ford Otosan Craiova Fabrikası, bugün Ford Puma’nın içten yanmalı ve tamamen elektrikli Puma Gen-E versiyonlarını üreterek Ford’un Avrupa binek araç stratejisinde kritik bir rol üstleniyor. Fabrika, Ford Otosan’ın Türkiye’deki güçlü üretim ve mühendislik birikimini Romanya’daki sanayi kabiliyetiyle buluşturarak şirketin Avrupa’daki üretim gücünü daha da ileri taşıyor. Craiova Fabrikası’nda ayrıca, tasarımından geliştirme süreçlerine kadar Ford Otosan mühendislerinin imzasını taşıyan Ford Courier model ailesinin üretimi de gerçekleştiriliyor. Böylece Craiova, Ford Otosan’ın hem binek araç hem de hafif ticari araç üretimindeki yetkinliğini aynı çatı altında gösteren önemli merkezlerden biri konumunda bulunuyor. Ford Puma’nın Craiova yolculuğunda önemli dönüm noktaları: Haziran 2019: Yeni Ford Puma modeli resmi olarak tanıtıldı.Ekim 2019: Craiova Fabrikası’nda Ford Puma seri üretimi başladı.Eylül 2020: Ford Puma ST versiyonu tanıtıldı ve üretime alındı.Mart 2022: Craiova Fabrikası Ford Otosan bünyesine katıldı; Ford Otosan binek araç üretimine geri döndü.Şubat 2024: Yeni Nesil Ford Puma üretimi başladı.Aralık 2024: Tamamen elektrikli Ford Puma Gen-E tanıtıldı ve seri üretimi başladı.Mart 2025: Puma Gen-E müşteri teslimatları başladı.Mayıs 2026: Craiova Fabrikası’nda 1 milyonuncu Ford Puma üretildi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay Oldu Haber

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay Oldu

Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) çatısı altında örgütlenen Avrupa otobüs üreticileri, MAN Truck & Bus’ın Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay’ı ACEA’nın yeni Otobüs Bölüm Başkanı olarak atadı. Görev süresi bir yıl olan Oktay; otobüs pazarında elektrifikasyon dönüşümünün hız kazandığı ve “Avrupa’dan Satın Al” (Buy European) yaklaşımı gibi yeni düzenlemelerin sektörün geleceğini doğrudan etkilediği kritik bir dönemde bu önemli sorumluluğu üstlenecek. Barbaros Oktay, görev süresi boyunca Avrupa’daki otobüs üreticileri ile Brüksel’deki politika yapıcılar arasındaki ilişkilerde sektörün sesi olacak. “Sürdürülebilir ulaşım hedefleri için destek şart” Atama sonrası değerlendirmelerde bulunan Barbaros Oktay, şunları söyledi: “Şehir içi otobüs taşımacılığı, Avrupa otomotiv endüstrisinin karbondan arındırma konusunda en ileri seviyedeki segmentidir. Aynı zamanda otobüsler, milyonlarca Avrupalının günlük yaşamında vazgeçilmez bir rol üstlenmektedir. Bu nedenle yasa koyucuların yeni düzenlemeleri şekillendirirken; Portekiz’den Polonya’ya, İsveç’ten Sicilya’ya kadar toplumların ihtiyaç duyduğu sosyal ve sürdürülebilir ulaşımı, Avrupa otobüs üreticilerinin rekabet gücünü zayıflatmadan desteklemeleri büyük önem taşımaktadır. Sektörümüzün rekabetçiliğini ve inovasyon kapasitesini güçlendirecek daha fazla siyasi desteğe ihtiyaç duyulmaktadır.” Sanayi hızlandırıcı yasası, sanayi değer yaratımını şekillendiriyor Avrupa Komisyonu tarafından yakın zamanda sunulan Sanayi Hızlandırıcı Yasası’nın merkezinde “Avrupa’dan Satın Al” düzenlemeleri yer alıyor. Planlara göre; değer zincirinde yüksek oranda Avrupa ürünü bulunduran üreticilerin, Avrupa’da otobüs satışı yapabilmesine yalnızca kamu ihaleleri yoluyla izin verilmesi öngörülüyor. Hâlen devam eden yasama sürecinde önemli değişiklikler yapılması bekleniyor. Barbaros Oktay konuya ilişkin olarak şunları ifade etti: “Avrupalı otobüs üreticileri, prensipte ‘Avrupa’dan Satın Al’ yaklaşımını olumlu karşılamaktadır. Ancak önerilen planların ciddi bir bürokratik yük oluşturma riski bulunmaktadır. Biz ise kaynaklarımızı; müşterilerimize daha fazla fayda sağlayan, ulaşımı daha sürdürülebilir ve verimli hâle getiren ürünlerin geliştirilmesine yönlendirmeyi tercih etmekteyiz.” Otobüs sektöründe büyümenin motoru olarak elektrikli araçlar Barbaros Oktay, 2023 yılından bu yana MAN Truck & Bus’ta Otobüs Bölümü Başkanı olarak bu dönüşümü aktif şekilde yönetiyor. Bu süre zarfında şirket, otobüs iş kolundaki pazar konumunu önemli ölçüde güçlendirdi ve 2025 mali yılında 7.000’in üzerinde otobüs satışı gerçekleştirerek pandemi öncesi seviyelere yeniden ulaştı. Özellikle elektrikli mobilite alanı güçlü bir performans sergiledi. Elektrikli şehir içi otobüs satışları yüzde 118’in üzerinde artış göstererek 1.300 adedi aştı ve rekor seviyeye ulaştı. Oktay, “Otobüs sektörü, Avrupa ticari araç endüstrisinin sıfır emisyonlu güç aktarma sistemlerine geçişte en dinamik segmentlerinden biridir. Şehir içi otobüsler, otomotiv endüstrisinde elektrifikasyonun öncü alanlarından birini oluşturmaktadır,” değerlendirmesinde bulundu. Elektrikli ulaşım, şehirlerarası seyahat alanında da giderek önem kazanıyor. 2026 yılının sonunda piyasaya sunulması planlanan MAN Lion’s Coach E ile birlikte, Avrupalı bir üretici tarafından geliştirilen tamamen elektrikli bir otobüs, ilk kez uzun mesafeli yolculuk ve turizm uygulamalarında kullanıma hazır hâle gelecek. Geçtiğimiz sonbaharda Brüksel’de gerçekleştirilen fuar lansmanı, tüm kullanım alanlarında elektrikli otobüs uygulamalarına geçiş sürecinde önemli bir kilometre taşı oldu. Şarj altyapısının hedeflenen şekilde genişletilmesi çağrısı Olumlu piyasa eğilimlerine rağmen, altyapı eksiklikleri önemli bir zorluk olmaya devam ediyor. Şehir içi segmentte elektrifikasyon ilerlemiş olsa da şehirlerarası otobüsler için şarj altyapısı konusunda ciddi bir gelişmeye ihtiyaç duyuluyor. Bu nedenle otobüs sektörü; ulaşım merkezleri, şehirlerarası otobüs terminalleri, turistik bölgeler ve ana güzergâhlar başta olmak üzere, Avrupa genelinde yüksek performanslı bir şarj ağının kurulması için siyasi destek bekliyor. Barbaros Oktay konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: “Şehirlerarası otobüsler için kapsamlı ve yüksek performanslı bir şarj altyapısı olmadan, uzun mesafeli taşımacılıkta elektrikli mobilite potansiyelinin tamamı hayata geçirilemez. Önümüzdeki yıllarda alınacak politika kararları, dönüşümün ne kadar hızlı ve başarılı bir şekilde gerçekleşeceğini belirleyecektir.” Ankara'daki MAN üretim hattından Avrupa liderliğine 1979 yılında doğan Barbaros Oktay, lise eğitimini Ankara’da tamamladıktan sonra 2002 yılında Hacettepe Üniversitesi Kimya Mühendisliği Bölümü’nden mezun oldu. 2010-2012 yılları arasında Bilkent Üniversitesi İşletme ve Yönetim (MBA) yüksek lisans programını tamamladı. Kariyerine 2004 yılında MAN Türkiye A.Ş.’de üretim mühendisi olarak başlayan Oktay; şirket bünyesinde sırasıyla Üretim Mühendisi, Üretim Mühendisi Grup Lideri, Üretim Müdürü ve Satın Alma & Tedarikçi Geliştirme Bölüm Sorumlusu olarak görev yaptı. 2013 yılında iç rotasyon kapsamında Almanya’daki MAN merkezine Otobüs Satın Alma Grup Başkanı olarak atanan Oktay, 2016 yılında MAN Truck & Bus SE Mühendislik Otobüs Bölüm Başkanlığı görevini üstlendi. 2021 yılında ise MAN Truck & Bus SE Mühendislik Otobüs, Ürün ve Proje Yönetimi Başkanlığı görevine getirildi. Bu göreviyle birlikte dünyanın en büyük ticari araç üreticilerinden TRATON Group’ta Kıdemli Başkan Yardımcısı ve Otobüs Çözümleri Başkanlığı görevini de yürüttü. Nisan 2022 itibarıyla MAN Türkiye A.Ş. İcra Kurulu Başkan Yardımcılığı görevini üstlenen Barbaros Oktay, 2023 yılından bu yana ise MAN Truck & Bus’ın global Otobüs Bölümü Başkanı olarak görev yapıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü Bölgesel Farklılıklarla Şekilleniyor Haber

Enerji Dönüşümü Bölgesel Farklılıklarla Şekilleniyor

Raporda, yapay zekadan ziyade gelişmekte olan ülkelerdeki sanayileşme ve soğutma ihtiyacının bu artışı tetikleyebileceği belirtilirken; fosil yakıtların en iyimser senaryoda dahi küresel enerji arzının yarısından fazlasını oluşturmaya devam edeceği öngörülüyor. İSTANBUL 18 Mayıs 2026 – Dünyanın önde gelen yönetim danışmanlığı şirketlerinden Bain & Company, enerji ve hammadde piyasalarının geleceğine ışık tutan geleneksel raporunun en güncel versiyonu olan “Küresel Enerji ve Malzeme Görünümü 2026” raporunu yayımladı. Rapor, jeopolitik gerilimler, iklim hedefleri ve ekonomik gerçekler arasında sıkışan küresel enerji sisteminin 2040 yılına kadar izleyebileceği üç ana senaryoyu mercek altına alıyor. Bain & Company’nin tescilli ekonomik modelleme yeteneği Intersect℠ kullanılarak hazırlanan çalışma, enerji talebinin GSYİH ve nüfus artışına paralel olarak artmaya devam edeceğini, ancak bu talebin karşılanma şeklinin bölgelere ve politikalara göre keskin farklılıklar göstereceğini ortaya koyuyor. Raporun öne çıkan temel bulguları şöyle sıralanıyor: Elektrik Talebinde Patlama: Tüm senaryolar gözönüne alındığında küresel elektrik talebinin 2040 yılına kadar %40 ile %70 arasında artma ihtimali düşünülüyor. Popüler inanışın aksine, bu artışın en büyük kaynağı sadece yapay zeka veya veri merkezleri değil; gelişmekte olan ülkelerdeki soğutma (klima) ihtiyacı ve sanayi sektöründeki büyüme olacak. Türkiye Cumhuriyeti Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de elektrik tüketimi 2025 yılında bir önceki yıla göre %2,1 artış gösterdi. Türkiye’de sanayileşme, kentleşme ve elektrifikasyon eğilimlerinin devam etmesiyle birlikte elektrik talebindeki artışın önümüzdeki dönemde de sürmesi bekleniyor. Bu büyüme; özellikle iletim ve dağıtım altyapısı yatırımları ile enerji ekipmanları tedarik zincirlerinde yeni kapasite ihtiyaçlarını beraberinde getiriyor. Fosil Yakıtların Direnci: Yenilenebilir enerjinin yükselişine rağmen, fosil yakıtlar küresel enerji arzında önemli bir pay tutmaya devam ediyor. En iyimser düşük karbon senaryosunda bile fosil yakıtların payı 2040’ta ancak %52’ye geriliyor; mevcut dinamiklerin sürdüğü senaryoda ise bu oran %72 seviyesinde kalıyor. Türkiye açısından bakıldığında ise enerji arz güvenliğinde kaynak çeşitliliği kritik rol oynamayı sürdürüyor. Doğal gaz tedarikinde farklı kaynak ve güzergâhların kullanılması maliyet avantajı ve sistem esnekliği sağlarken, yerli hidrokarbon arama ve üretim faaliyetleri de enerji bağımsızlığı hedefi açısından stratejik önem taşıyor. Küresel Isınma Riski: Rapor, dünya genelindeki koordinasyon seviyesine bağlı olarak 2100 yılına kadar ısınmanın farklı senaryolar üzerinden 2,1°C ile 2,9°C arasında gerçekleşebileceğini öngörüyor. Bu durum, şirketlerin yalnızca karbon azaltımına değil, aynı zamanda iklim değişikliğine karşı “dayanıklılık” (resilience) stratejilerine de ciddi sermaye ayırması gerektiğini gösteriyor. Kritik Madenler ve Arz Güvenliği: Temiz enerji teknolojileri için vazgeçilmez olan lityum, bakır ve kobalt gibi kritik minerallerin coğrafi yoğunluğu, tedarik zincirlerini ulusal güvenlik ve ticaret politikalarının odak noktası haline getiriyor. 2030'dan sonra batarya talebinin hızlanmasıyla bu alanda ciddi arz açıkları oluşabilir. Elektrifikasyonun hız kazanmasıyla birlikte kritik madenlere yönelik küresel rekabet artarken, Türkiye açısından da bu alandaki araştırma, işleme ve tedarik kapasitesinin geliştirilmesi stratejik önem taşıyor. Özellikle enerji dönüşümünün gerektirdiği alt değer zincirlerinde dışa bağımlılığın azaltılması, uzun vadeli enerji güvenliği ve sanayi rekabetçiliği açısından öncelikli başlıklar arasında yer alıyor. Çin’in Liderliği: Çin, dünyanın en büyük sera gazı salımcısı olmaya devam etse de aynı zamanda küresel enerji dönüşümünün en güçlü motoru konumunda. 2040 yılına kadar küresel güneş ve rüzgar enerjisi üretiminin %30’undan fazlasının tek başına Çin tarafından gerçekleştirilmesi bekleniyor. “Kararlılıkla Hareket Etme Zamanı” Bain & Company yetkilileri, yöneticilerin belirsizlik karşısında felç olmaması gerektiğini belirterek, her senaryoda geçerli olan “pişmanlık yaratmayacak hamlelere” (no-regrets moves) odaklanılmasını tavsiye ediyor. Rapora göre; yerel pazarları derinlemesine anlamak, adaptasyon kabiliyetini artırmak ve operasyonel dayanıklılığı inşa etmek, geleceğin enerji ekonomisinde kazananları belirleyecek. Global düzeyde tüm bunlara ilave olarak rüzgâr ve güneş enerjisi üretiminin değişkenliğinin arttığı bir ortamda, nükleer enerji, arz güvenliğini ve elektrik sisteminin istikrarını sağlayan temel unsurları arasında yer alıyor. Onur Candar: “Yöneticilerin operasyonel dayanıklılığa odaklanması gerekiyor” Bain & Company Türkiye Yönteici Ortağı Onur Candar raporla ilgili değerlendirmesinde, fosil yakıtların dirençli yapısı ve kritik madenlerin arz güvenliği gibi değişkenler karşısında Türkiye’de de yöneticilerin 'pişmanlık yaratmayacak hamlelere' ve operasyonel dayanıklılığa odaklanması gerektiğini belirtti. Candar değerlendirmesine şöyle devam etti: “Türkiye enerji dönüşümünde artık yeni bir faza geçmiş durumda. Yenilenebilir enerji yatırımlarının hızlı büyümesi önemli bir başarı göstergesi olsa da, bundan sonraki dönemde şebeke esnekliği, depolama teknolojileri, iletim ve dağıtım altyapısı gibi alanlara yapılacak yatırımlar belirleyici olacak. Elektrik talebindeki büyüme yalnızca üretim kapasitesi ihtiyacını değil, aynı zamanda enerji ekipmanları ve kritik madenler dahil olmak üzere tüm değer zincirinde yeni yatırım gereksinimlerini beraberinde getiriyor. Türkiye’nin enerji arz güvenliği açısından kaynak çeşitliliğini koruması, yerli kaynak geliştirme faaliyetlerini sürdürmesi ve enerji dönüşümünün kritik halkalarında dışa bağımlılığı azaltması büyük önem taşıyor. Bugün şirketler için en büyük risk, belirsizliğin getirdiği karar alma güçlüğüdür.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Çelik Ve Yeşil Dönüşüm Ekosistemi Yeşil Çelik Zirvesi’nde Buluştu  Haber

Çelik Ve Yeşil Dönüşüm Ekosistemi Yeşil Çelik Zirvesi’nde Buluştu 

Çelik sektörünün düşük karbonlu üretime geçiş sürecini çok boyutlu bir perspektifle ele alan “Yeşil Çelik Zirvesi – Green Steel Summit 2026” 7 Mayıs’ta İstanbul’da gerçekleştirildi. SteelData organizasyonu ve Tosyalı Holding ana sponsorluğunda düzenlenen zirve, küresel rekabet, regülasyonlar ve teknolojik dönüşüm ekseninde çelik endüstrisinin geleceğine odaklandı. Enerji, teknoloji, finans ve kamu başta olmak üzere farklı disiplinlerden üst düzey temsilcilerin katıldığı etkinlikte; karbonsuzlaşma stratejileri, emisyon yönetimi, döngüsel ekonomi uygulamaları ve sınırda karbon düzenlemeleri kapsamlı şekilde ele alındı. Zirve, SteelData Yöneticisi Şahap Ataman’ın açılış konuşmasıyla başlarken, Dünya Çelik Birliği Genel Direktörü Dr. Edwin Basson küresel çelik sektöründe yeşil dönüşümün dinamiklerine ilişkin bir keynote sunum gerçekleştirdi. Günün ilk oturumlarından ‘Yeşil Çelik Endüstrisine Adım Atmak ve Gelecek Beklentileri’ başlıklı CEO paneli, Escarus CEO’su Dr. Kubilay Kavak moderatörlüğünde; Hasçelik CEO ve Yönetim Kurulu Başkanı Adnan Naci Faydasıçok, Metsims Sustainability CEO’su Dr. Hüdai Kara ve ClimeCo Türkiye CEO’su Volkan Ural’ın katılımıyla gerçekleştirildi. ‘CBAM ve ETS’nin Gerçekleri, Ticaret Yönetimi, Maliyetler ve Tedarik Zinciri’ başlıklı panel ise Tatmetal Satış ve Pazarlama Direktörü Gülçin Şimşek moderatörlüğünde; ATP GreenX Birim Başkanı Tuğba Sarı, Çağ Çelik İcra Kurulu Üyesi Ercüment Ünal, Metalurjist Muammer Bilgiç ve Çolakoğlu Metalurji Sürdürülebilirlik Müdürü Can Ediboğlu’nun katılımıyla düzenlendi. Öğleden sonraki ‘Sıfır Net Emisyon Hedefine Geçiş ve Yeni Dönemde Küresel Çelik Sanayi ve Ticaretinin Dinamikleri’ oturumunda; Dünya Çelik Birliği Endüstri Analizi Direktörü Dr. Barış Çiftçi, C&D Turkey Kıdemli Ticaret Müdürü Tuğçe Ebru Paget, GMK Center CEO’su Stanislav Zinchenko ve SteelWatch Çelik Analisti Constantin Johnson değerlendirmelerde bulundu. Zirvenin son oturumunda ise MY Advisor CEO’su Murat Yapıcı, çelik ticaretinde değişen kurallar ve uluslararası ticaretin dinamiklerine, AKÇT Anlaşması, Serbest Ticaret Anlaşmaları ve AB ile ticari ilişkilere ilişkin görüşlerini paylaştı. Etkinliğin organizasyonunu üstlenen SteelData Yöneticisi Şahap Ataman, çelik sanayi ile yeşil dönüşüm ekosistemini bu yıl üçüncü kez bir araya getirmekten memnuniyet duyduklarını belirterek, “Sürdürülebilirlik artık bir tercih değil, zorunluluk. Çelik sektörü ise bu dönüşümün tam merkezinde yer alıyor. Bu zirve, yalnızca bugünü anlamak için değil, yarını birlikte inşa etmek için de önemli bir fırsat sunuyor. Tüm paydaşları aynı zeminde buluşturarak sektörün dönüşüm yolculuğunda güçlü bir sinerji ve iş birliği ortamı oluşturan bu organizasyonda emeği geçen herkese teşekkürlerimizi sunuyoruz” dedi. TÇÜD ve Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı: “Çelik sektöründe rekabetin kuralları yeniden yazılıyor” Zirve kapsamında çelik sektörüne yönelik değerlendirmelerini paylaşan TÇÜD ve Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, sektörün küresel ölçekte yapısal bir dönüşümden geçtiğine dikkat çekerek, “Son yıllarda çelik sektöründe arz-talep dengesi kalıcı biçimde bozulurken, yüz milyonlarca tonluk âtıl kapasiteye rağmen piyasa dengelenemiyor. Bu tablo bize açık bir gerçekliği gösteriyor. Artık sadece üretmek ve büyümek yeterli değil. Rekabetin doğası köklü biçimde değişiyor. Maliyet avantajı tek başına belirleyici olmaktan çıkarken ticaret politikaları, anti-damping önlemleri ve karbon regülasyonları oyunun kurallarını yeniden yazıyor. Bugün çeliğin maliyetini demir cevherinden çok karbon emisyonu belirliyor. Bu nedenle çelik sektörü, tüm dünyada stratejik bir alan olarak yeniden konumlanıyor; Avrupa Birliği ve ABD başta olmak üzere birçok ekonomi sektörü korumaya yönelik adımlar atıyor. Bizim de ülke olarak çelik sektörünü stratejik olarak yeniden konumlandırmamız gerekiyor. Bu yeni dönemde rekabet kadar iş birliği ve uyum politikaları da kritik bir belirleyici haline gelecek” dedi. TÇÜD ve Tosyalı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı: “Yeşil çelikte Türkiye önemli bir avantaja sahip” Türkiye’nin yeşil çelik dönüşümünde güçlü bir konumda bulunduğunu vurgulayan Fuat Tosyalı, “Türkiye, Avrupa Birliği’nin Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması kapsamındaki en kritik tedarikçilerinden biri. AB’ye ton bazında en çok ihracat gerçekleştiren 4. ülkeyiz. SKDM kapsamındaki ithalatta ise, toplam ihracat bedeli üzerinden Ukrayna’nın ardından 2. sırada yer alıyoruz. Demir-çelik sektöründe gerçek veri kullanım oranımız %82 seviyesinde; 1000 ton üzerindeki ihracatlarda ise bu oran %90’ın üzerine çıkıyor. Hurdaya dayalı üretim yapımız ve düşük emisyonlu teknolojilere yaptığımız yatırımlar, bizi yeşil çelik üretiminde güçlü bir konuma taşıyor. Yeter ki bu tabloyu doğru anlatalım. Avrupa ile dengeli ticaret yapımızı, lojistik avantajımızı ve stratejik rolümüzü net bir şekilde ortaya koyabilelim. Bunu başardığımızda Türkiye, yalnızca uyum sağlayan değil, Avrupa’nın yeşil çelik üretiminde kritik bir çözüm ortağı haline gelir. Bu dönüşümü de hep birlikte önemli bir fırsata çevirebiliriz” dedi. Dünya Çelik Birliği Genel Direktörü Dr. Edwin Basson: “Karbonsuzlaşma, çelik sektöründe rekabetçiliğin temel belirleyicisi haline geldi” Küresel çelik sektöründe yeşil dönüşümün dinamiklerine ilişkin konuşmasında çok kritik konulara değinen Dünya Çelik Birliği Genel Direktörü Dr. Edwin Basson, “Çelik sektörü bugün iklim değişikliği, teknolojik dönüşüm, sosyoekonomik değişimler ve jeopolitik kırılmalar gibi dört büyük küresel trendin kesişim noktasında bulunuyor. Bu dönüşüm yalnızca üretim süreçlerini değil; tedarik zincirlerini, enerji sistemlerini, ticaret akışlarını ve şehirlerin geleceğini de yeniden şekillendiriyor. Buna rağmen sektör olarak geleceğe iyimser bakıyoruz. Bugün dünyada yaklaşık 2 milyar ton seviyesinde olan çelik kullanımının önümüzdeki 25 yılda 2,2 ila 2,4 milyar tona ulaşmasını bekliyoruz. Talep artık gelişmiş ekonomilerden gelişmekte olan ülkelere doğru kayıyor; başka bir ifadeyle çelik tüketiminde batıdan doğuya, kuzeyden güneye doğru önemli bir dönüşüm yaşanıyor. Türkiye ise stratejik konumu, sanayi altyapısı ve üretim gücüyle bu dönüşümün önemli merkezlerinden biri olma potansiyeline sahip” dedi. Karbon azaltımı artık çelik sektörü için yalnızca çevresel bir hedef değil, aynı zamanda rekabetçiliğin ve gelecekteki büyümenin temel belirleyicilerinden biri haline geldi diyerek sözlerine devam eden Basson, “Sektör genelinde elektrifikasyon, hurda kullanımının artırılması, hidrojen bazlı üretim teknolojileri ve karbon yakalama çözümleri gibi çok sayıda yatırım hayata geçiriliyor. 2040 yılına kadar çelik sektörünün CO2 emisyonlarında yaklaşık %30 oranında düşüş sağlayabileceğimize inanıyoruz. 2050’de tam anlamıyla net sıfır bir noktaya ulaşmak kolay olmayabilir ancak bugüne kıyasla çok daha düşük karbonlu bir üretim yapısına yaklaşacağımız konusunda güçlü bir inanca sahibiz. Çelik sektörü ekonomik büyümeyi desteklemeye, istihdam yaratmaya ve sürdürülebilir şehirlerin dönüşümüne katkı sunmaya devam edecek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Togg, Yeni B Segmenti Ailesi İçin Stratejik Teknoloji İş Birliğine İmza Attı Haber

Togg, Yeni B Segmenti Ailesi İçin Stratejik Teknoloji İş Birliğine İmza Attı

‘Bir otomobilden fazlası’ için yola çıkan Togg, yeni B segmenti ailesi için stratejik bir anlaşmaya imza attı. Mobiliteyi akıllı cihazlar, dijital platform ve temiz enerji çözümlerinden oluşan entegre bir ekosistem olarak ele alan Togg, bu vizyon kapsamında CATL’in iştiraki CAIT ile ortak platform geliştirmek üzere iş birliği yaptı. Bu doğrultuda Togg, platformu hazır bir çözüm olarak almak yerine geliştirme sürecine aktif mühendislik katkısı sunarak kendi ürün ve kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirecek. Platform teknolojisini CAIT sunarken, kullanıcı deneyimi, ürün gereksinimleri ve dijital mimari tarafında Togg belirleyici rol üstlenecek. İş birliği, CAIT’in Bedrock Şasi teknolojisi ile Togg’un araç geliştirme kabiliyetlerini bir araya getirerek Türkiye pazarı için yeni nesil elektrikli araçların geliştirilmesini de destekleyecek. Bu kapsamda geliştirilecek üç modelin, 2027 yılı ortasından itibaren kademeli olarak Türkiye’deki kullanıcılarla buluşması hedefleniyor. “Platform geliştirme sürecinde aktif rol alıyoruz” Togg Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı, iş birliğinden büyük memnuniyet duyduklarını belirterek şunları söyledi: “Mobiliteyi yalnızca bir ürün kategorisi olarak değil, bütüncül bir teknoloji ve ekosistem meselesi olarak ele alıyoruz. Bu doğrultuda kurduğumuz iş birliklerini klasik tedarik ilişkilerinin ötesine taşıyarak, ortak değer üreten ve geleceği birlikte inşa eden stratejik ortaklıklara dönüştürüyoruz. Hazır bir çözüm yerine tüm geliştirme sürecinin parçası olarak kullanıcılarımızın ihtiyaçlarına daha iyi karşılık verirken aynı zamanda ülkemizde bu ekosistemin gelişimine de katkı sağlıyoruz. Önümüzdeki dönemde de değer yaratan bu tür iş birlikleriyle, farklı segmentlerde yeni çözümler geliştirerek, Togg ekosistemini ve kullanıcılarımıza sunduğumuz deneyimi daha da zenginleştireceğiz” “Düşük karbonlu mobiliteye geçişi destekliyoruz” CATL Yönetim Kurulu Başkanı Robin Zeng de iş birliğine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu: “Bu iş birliği, Bedrock Şasi’nin Çin pazarındaki seri üretim sürecinin ardından küresel ölçekte büyümesi açısından önemli bir kilometre taşı niteliği taşıyor. Aynı zamanda entegre akıllı şasi alanında referans projelerden biri olacak bu iş birliği, küresel iş ortaklarımızı güçlendirerek elektrifikasyon sürecini hızlandıracak ve gelişmekte olan yeni enerji pazarlarında düşük karbonlu mobiliteye geçişi destekleyecek.” Ortak bir teknolojik altyapı ile ihtiyaca göre tasarım ve üretim Bedrock Şasi, Çin pazarında 2024 yılında seri üretime geçerek, binek araç markalarına bağımsız bir ürün olarak sunulan entegre akıllı şasinin dünyadaki ilk örneği. Batarya, elektrikli güç aktarma sistemi, termal yönetim sistemi ve şasi kontrol ünitesi gibi temel bileşenleri tek bir platformda bir araya getiren model, yerelleştirme mantığıyla küresel ölçekte uygulanmak üzere geliştirildi. Bu model; şasi teknolojisi platformunu, endüstriyel tedarik zinciri yapısını ve yerel bir otomotiv markasının operasyonel kabiliyetlerini bir araya getiriyor. Amaç, ortak bir teknolojik altyapı kullanırken araçların yerel pazar ihtiyaçlarına göre tasarlanıp üretilmesini sağlamak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı’dan İlk Çeyrekte 565 Milyon Dolarlık Yatırım Haber

Sabancı’dan İlk Çeyrekte 565 Milyon Dolarlık Yatırım

Söz konusu dönemde 565 milyon dolarlık yatırıma imza atan Sabancı’nın, 2021 yılından bu yana hayata geçirdiği toplam yatırım büyüklüğü de 7 milyar dolara ulaştı. Söz konusu yatırımların 6,2 milyar dolarlık kısmı Türkiye’de gerçekleşti. “DAHA ODAKLI, DAHA DİRENÇLİ VE GELECEĞE DAHA HAZIR BİR SABANCI İNŞA EDİYORUZ” Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, bir yandan bugünün zorlu koşullarını yönetirken bir yandan da yapılan portföy değişiklikleriyle Sabancı’yı geleceğe hazırladıklarının altını çizdi. Kıvanç Zaimler şu ifadeleri kullandı: “Dinamik portföy anlayışının bir gereği olarak, sermaye tahsisimizi daha yüksek büyüme ve daha güçlü getiri potansiyeli olan alanlara yönlendirirken; daha odaklı, daha dirençli ve geleceğe daha hazır bir Sabancı inşa ediyoruz. Tüm bunları yapabilmenin ön koşullarından biri de bugünü doğru yönetebilmek, mevcut portföyün sürdürülebilir değer yaratmasını sağlamak. 2026’nın ilk üç aylık dönemine ilişkin finansal sonuçlarımız, bu anlamda Topluluk şirketlerimizin operasyonel mükemmeliyet, verimlilik ve kârlı büyüme anlayışını iş kültürlerinin bir parçası haline getirdiğini ortaya koyuyor.” “ÜLKEMİZ İÇİN SEFERBER ETTİĞİMİZ YATIRIMLARIN ORANI YÜZDE %87 SEVİYESİNDE” Sabancı’nın güçlü bilanço yapısını korurken, odaklandığı büyüme alanlarında da yatırıma devam ettiğinin altını çizen Kıvanç Zaimler, “Bir yandan Topluluk şirketlerimizin küresel yetkinliklerini ve ayak izlerini artırırken, yatırımlarımızda ise önceliğimizi Türkiye’ye vermeyi sürdürüyoruz. 2021’den bu yana yaptığımız yatırımlara baktığımızda, toplam yatırımlarımız içerisinde ülkemiz için seferber ettiğimiz yatırımların oranı yüzde 87 seviyesinde. Önümüzdeki dönemde de yatırımlarımızda Türkiye’ye ağırlık vermeyi sürdüreceğiz” ifadelerini kullandı. SABANCI TOPLULUĞU ŞİRKETLERİ, İLKLERE İMZA ATMAYI SÜRDÜRÜYOR Kıvanç Zaimler, Topluluk şirketlerinin ilk çeyrek performanslarıyla ilgili de şunları söyledi: Bu yıl 30’uncu yaşını kutlayan Türkiye'nin lider özel sektör elektrik üreticisi Enerjisa Üretim, kademeli olarak devreye aldığı YEKA-2 santralleriyle birlikte Türkiye'de rüzgâr enerjisinde 1.000 megavat kurulu güç kapasitesini aşan ilk şirket oldu. YEKA-2 yolculuğunu tamamladığında ülkenin toplam rüzgâr gücünün en az yüzde 10'unu tek başına karşılamayı hedefleyen Enerjisa Üretim, devam eden yatırımların tamamlanması ve yeni kapasite artışlarının devreye alınmasıyla 2028'in sonu itibarıyla en az 6 bin 250 megavat kurulu güce ulaşmayı planlıyor. Küresel belirsizliklerin yüksek seyrettiği bu dönemde de Türk ekonomisini desteklemeyi sürdüren Akbank, 2026 yılının ilk çeyreğinde Türkiye ekonomisine sağladığı kredi desteğini 2 trilyon 24 milyar TL’si nakdi olmak üzere toplam 2 trilyon 601 milyar TL seviyesine çıkardı. Bugün 3 farklı kıtaya yayılan fabrikalarıyla beyaz çimentoda dünyanın ikinci, kalsiyum alüminat çimentoda (CAC) ise üçüncü en büyük oyuncusu olan Çimsa, 2025 yılının son çeyreğinde tamamlayarak hizmete aldığı ABD gri çimento yatırımı ve geçtiğimiz dönemde başlattığı uluslararası ticaret operasyonları sayesinde yılın ilk çeyreğinde konsolide bazda satış hacmini yükseltirken, sürdürülebilir kârlılık yaklaşımıyla hem FAVÖK’ünü hem de net kârını önemli ölçüde artırdı. Çimentodan yapı malzemelerine geçişte köprü görevi gören ve katma değerli endüstrilerin en önemli hammaddeleri arasında yer alan CAC’ın Türkiye’deki tek üreticisi olan Çimsa’nın, bu alanda Mersin’de sürdürdüğü yeni kapasite yatırımı da önümüzdeki dönemde tamamlanacak. Uluslararası pazarlarda büyümesini sürdüren, lastik sektörünün mobilite lideri Brisa'nın yerli markası Lassa, farklı coğrafyalarda ayak izini güçlendirirken, Kazakistan ve Moldova’da ilk tabelalı mağazalarını açtı. Bugüne kadar 140.000 bin araç üreten ve dünyanın 70 ülkesine 18.000’den fazla araç ihraç eden Temsa, 2025 yılında kırdığı üretim ve satış rekorlarının ardından, mobilite vizyonunu elektrifikasyon dönüşümüyle güçlendirmeye sürdürdü ve Litvanya’ya 15 elektrikli araç teslimatı gerçekleştirdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schneider Electric’ten Impact 2030’da Güçlü Başlangıç Haber

Schneider Electric’ten Impact 2030’da Güçlü Başlangıç

Şirketin sürdürülebilirlik alanındaki köklü liderliği üzerine inşa edilen Impact 2030; küresel elektrifikasyona öncülük etmek, endüstriyi yeniden şekillendirmek, insan potansiyelini açığa çıkarmak ve yerel toplulukları güçlendirmek olarak belirlenen dört stratejik sütun etrafında şekilleniyor. Bu yeni döngünün ilk çeyreğinde Impact skoru, 2026 yıl sonu için belirlenen 4,20/10 hedefi yolunda güçlü bir başlangıç yaparak 3,40/10 olarak gerçekleşti. Bu skor, hem Schneider Electric’in kendi operasyonlarındaki verimliliği hem de müşterileri, tedarikçileri ve topluluklar için sunduğu ölçülebilir sonuçları yansıtıyor. Schneider Electric, operasyonlarını karbonsuzlaştırmaya devam ederek Kapsam 1 ve 2 CO₂ emisyonlarını 2017’ye göre %82,5 oranında azalttı. Şirket, enerji yönetimi, otomasyon ve dijital çözümleriyle bu çeyrekte müşterilerinin 47,5 milyon MWh enerji tasarrufu yapmasını veya enerjiyi elektrikleştirmesini sağladı. Bu çalışmalar, toplamda 20 milyon ton CO₂ emisyonunun azaltılmasına ve önlenmesine katkıda bulundu. Büyük ölçekli ilerleme sağlamak için ürünlerin tasarım ve üretim süreçleri de yeniden ele alınıyor. Schneider Electric, ilk çeyrekte yeni Future-designed çerçevesini uygulamaya devam etti. Bu kapsamda, tasarım aşamasındaki başlıca ürün ve çözümlerinin %14’ü şimdiden döngüsellik ve çevresel mükemmellik kriterlerini karşıladığını kanıtladı. Şirket, tedarik zinciri genelinde tedarikçilerini sürece dahil eden Zero Carbon Pathway girişimini hızlandırdı. İlk çeyrekte 1.100’den fazla tedarikçinin katılım süreçleri başlatıldı. Bu tedarikçilerin çoğu, karbonsuzlaştırma çalışmalarını ilerletmek için pratik araçlar ve teknik bilgi sunan eğitim programlarına katıldı. Fırsat eşitliğini teşvik etmek de şirketin odak noktalarından biri olmayı sürdürüyor. İlk çeyrekte Schneider Electric destekli topluluk odaklı çözümler sayesinde 2,8 milyondan fazla kişi sürdürülebilir elektriğe erişim sağladı. Aynı dönemde 113.000 kişi enerji, elektrifikasyon ve otomasyon konularında teknik becerilerini geliştirecek eğitimler aldı. Böylece 2009’dan bu yana eğitim verilen toplam kişi sayısı 1,2 milyonu aştı. Schneider Electric Sürdürülebilirlik Müdürü (CSO) Esther Finidori, konuyla ilgili olarak “Impact 2030, herkesi kapsayan geniş ve sistemsel bir dönüşümü tetiklemek için gerekli çerçeveyi sunuyor. Hedeflerimizin somut, tutarlı ve ölçülebilir bir ilerlemeye dönüşmesiyle, olumlu sonuçların her çeyrekte hızlanarak artmasını bekliyoruz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Riskler Enerjide Depolama Dönemini Başlatıyor Haber

Küresel Riskler Enerjide Depolama Dönemini Başlatıyor

Dünyada son dönemde yaşanan gelişmeler enerji arz güvenliğinin ülkeler için ne kadar hayati bir konu olduğunu bir kez daha ortaya koyarken, küresel enerji ticaretinin önemli bölümünün geçtiği bölgelerde yaşanan hareketlilik enerji piyasalarında dalgalanmalara yol açıyor. Doğal afetler, elektrik altyapısında yaşanabilecek kesintiler veya beklenmeyen kriz durumlarında enerji sistemlerinin kesintisiz çalışabilmesi açısından da depolama önemli bir rol üstleniyor… ŞEBEKE DAYANIKLILIĞI KRİZLERDE DAHA DA ÖNEM KAZANIYOR Enerji depolama sistemleri yalnızca yenilenebilir üretimin dengelenmesi ve şebeke stabilitesinin artırılmasıyla sınırlı değildir; doğal afetler, geniş çaplı kesintiler ve jeopolitik riskler gibi olağanüstü durumlarda da enerji arz güvenliğinin sağlanmasında kritik rol oynar. Depolama sistemleri, kesinti öncesi, sırası ve sonrasında üç aşamada katkı sunar. Kesinti öncesinde arz-talep dengesini sağlayarak ve yük dalgalanmalarını absorbe ederek geniş çaplı kesintilerin önüne geçer. Kesinti sırasında, önceden şarj edilmiş kapasitesiyle hastaneler, veri merkezleri ve kritik altyapılar için güvenilir yedek enerji kaynağı sağlar. Kesinti sonrasında ise şebekenin yeniden devreye alınması (black start) ve sistem stabilitesinin yeniden tesis edilmesinde aktif rol oynar. Bu yönüyle enerji depolama teknolojileri, yalnızca operasyonel verimlilik değil, aynı zamanda enerji altyapısının dayanıklılığını artıran stratejik çözümler sunar. ENERJİDE BAĞIMSIZLIK İÇİN YENİLENEBİLİR BÜYÜME, DEPOLAMAYI KAÇINILMAZ KILIYOR Jeopolitik gerilimler ve tedarik zinciri kırılganlıkları, ülkeleri enerji politikalarında bağımsızlığı önceliklendirmeye yönlendiriyor. Bu doğrultuda yenilenebilir enerji kaynaklarının payını artırmak, yalnızca çevresel değil aynı zamanda stratejik bir gereklilik haline geliyor. Fosil yakıt fiyatlarındaki dalgalanmalar ve arz riskleri, güneş ve rüzgâr enerjisini öne çıkarırken; bu kaynakların değişken üretim yapısı, sistemin dengeli ve güvenli yönetimi için enerji depolama çözümlerini zorunlu kılıyor. Türkiye’de de yenilenebilir yatırımlar hız kazanırken sistem esnekliği ihtiyacı artıyor. 2025 sonu itibarıyla kurulu gücün yaklaşık yüzde 20’si güneş, yüzde 12’si rüzgâr olmak üzere toplamda yüzde 32’si yenilenebilir kaynaklardan oluşurken, elektrik üretimindeki payları yaklaşık yüzde 22 seviyesinde kalıyor. Kurulu güç ile üretim arasındaki bu fark, yenilenebilir kaynakların doğasındaki değişkenlikten kaynaklanıyor. Bu nedenle, artan kapasitenin etkin yönetimi için enerji depolama teknolojilerinin her yeni yatırım sürecine entegre edilmesi kritik önem taşıyor. KRİZLER MALİYETİ ARTIRIYOR, DÖNÜŞÜMÜ HIZLANDIRIYOR Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı konuya ilişkin değerlendirmelerinde; “Jeopolitik gerilimler, yenilenebilir enerji ve batarya depolama sektörünü hem kısa vadede maliyetler ve tedarik zinciri üzerindeki baskılarla hem de uzun vadede enerji güvenliği perspektifiyle doğrudan etkilemektedir. Batarya sektörü; ham madde fiyatları, hücre maliyetleri, lojistik süreçler ve talep beklentileri açısından bu gelişmelere oldukça duyarlıdır. Mart ayı başında Çin’de lityum fiyatları, zayıf elektrikli araç talebi ve jeopolitik belirsizlikler nedeniyle düşüş göstermiş; Nisan ayında ise petrol arzına yönelik endişelerin artmasıyla birlikte yeniden yükselişe geçmiştir. Bu dalgalanma, jeopolitik gelişmelerin batarya hammaddeleri üzerinde tek yönlü değil, hem talebi baskılayan hem de elektrifikasyon eğilimini güçlendiren çift yönlü bir etki yarattığını ortaya koymaktadır. Artan yakıt fiyatları ve arz güvenliği endişeleri, özellikle petrol ithalatçısı ülkelerde elektrifikasyonu ve buna bağlı olarak batarya talebini desteklemektedir. Bu çerçevede jeopolitik gelişmeler, kısa vadede maliyet ve finansman baskısı yaratırken; orta ve uzun vadede yenilenebilir enerji, depolama ve elektrifikasyon yatırımlarını hızlandıran bir katalizör etkisi oluşturmaktadır,” açıklamalarında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.