Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Elektrifikasyon

Kapsül Haber Ajansı - Elektrifikasyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Elektrifikasyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

ABB, Veri Merkezi Soğutmasında Yapay Zekâya Yatırım Yaptı Haber

ABB, Veri Merkezi Soğutmasında Yapay Zekâya Yatırım Yaptı

ABB–OctaiPipe iş birliği sayesinde veri merkezlerinin soğutma sistemlerinde %30’a varan enerji tasarrufu sağlanması hedefleniyor. İsviçre merkezli otomasyon ve elektrifikasyon teknoloji lideri ABB, veri merkezlerindeki soğutma süreçlerini yapay zekâ ile daha verimli hale getiren Birleşik Krallık merkezli OctaiPipe’a stratejik bir yatırım gerçekleştirdi. OctaiPipe’ın geliştirdiği yapay zekâ tabanlı yazılım, veri merkezlerinde hava ve sıvı akışını anlık olarak analiz ederek soğutma ihtiyacını en doğru şekilde optimize ediyor. ABB, bu yazılımı kendi elektrifikasyon ve otomasyon çözümleriyle birleştirerek enerji tüketimini azaltmayı, aynı zamanda operasyonel sürekliliği ve sistem dayanıklılığını artırmayı amaçlıyor. Bu iş birliğiyle ABB, veri merkezlerinde daha akıllı, verimli ve sürdürülebilir soğutma çözümleri sunmayı hedefliyor. Küresel veri merkezi kapasitesi talebinin 2023’ten 2030’a kadar yıllık yüzde 19 ila 22 arasında artması beklenirken, bu aynı zamanda enerji tüketimini de hızla artırıyor. 2024 yılında veri merkezleri dünyanın toplam elektrik tüketiminin yaklaşık yüzde 1,5’ini oluşturdu. Sadece soğutma sistemleri bir tesisin elektrik tüketiminin ortalama yüzde 40’ını oluşturuyor. Sürdürülebilir bir gelecek için enerji verimliliğini tüm ürünlerinde en üst düzeye taşımayı hedefleyen ABB, bu noktada veri merkezlerinin soğutma sistemlerinin enerji verimliliğini ve operasyonel dayanıklılığı en üst düzeye çıkarmak için OctaiPipe’ın Federated AI çözümüne yatırım yaptı. Federated AI herhangi bir donanım yenilemesi gerektirmeden veri merkezlerinin soğutma sistemlerinde yüzde 30’a kadar enerji tasarrufu sağlanmasına imkân tanıyor. OctaiPipe CEO’su ve kurucu ortağı Eric Topham, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Veri merkezleri dijital ekonominin lokomotifleridir; ancak enerji tüketimlerinde radikal yenilikler olmadan sürdürülebilir bir şekilde devam etmeleri mümkün değil. Federated AI platformumuzu bir orkestra şefi gibi düşünün; soğutma sisteminin performansını, gerçekten ihtiyaç duyulan seviyeye göre akıllıca ayarlıyor. ABB ile güçlerimizi birleştirerek veri merkezlerinin altyapılarını geleceğe hazırlamalarına yardımcı oluyoruz” ifadelerini kullandı. ABB Hareket Servis İş Kolu Enerji Verimliliği Program Lideri Ankush Gulati ise “Enerji verimliliği, üretim tesislerinin daha çevik, daha temiz ve daha verimli çalışabilmesi için anahtar konumda. Bu bir tercih değil, zorunluluk. OctaiPipe’ın ileri yapay zekâ teknolojisini entegre ederek kanıtlanmış çözüm portföyümüzü gelişmiş yazılım yetenekleriyle genişletiyoruz ve veri merkezlerinin soğutma altyapısındaki enerji tüketimini optimize etmelerini sağlıyoruz. ABD ekonomisinin 2030 yılında veri işleme için tüm yüksek enerji tüketen sanayiden daha fazla elektrik tüketeceği öngörülüyorken bu yatırımımızın etki potansiyeli oldukça büyük” açıklamasında bulundu. Federated AI, gelişmiş ve özel yapay zekâ teknolojilerini kullanarak soğutma ayar noktalarını dinamik şekilde optimize ediyor; bunu yaparken de güvenliği ve regülasyonlara uyumu garanti altına alıyor. Bu yapay zekanın gizlilik öncelikli şirket içi mimarisi; bulut tabanlı çözümlere temkinli yaklaşan veri merkezi operatörleri için de en iyi çözümü sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hyundai’den Brüksel’de STARIA Elektrik ve IONIQ 3 Şovu Haber

Hyundai’den Brüksel’de STARIA Elektrik ve IONIQ 3 Şovu

Hyundai, Brüksel Otomobil Fuarı’nda elektrikli mobilite vizyonunu güçlü bir ürün lansmanı ve uzun vadeli Avrupa stratejisiyle sergiliyor. Fuarda beğenilen MPV modeli STARIA’nın tam elektrikli versiyonunu tanıtan Hyundai, sıfır emisyonla birlikte sürüş konforu, üstün ferahlık ve çok yönlü kullanım sunarak yeni bir segment standardı oluşturuyor. Fuarda sergilenen Concept THREE ise Avrupa pazarı için geliştirilen yeni kompakt elektrikli model IONIQ 3’ün tasarım ve mühendislik yaklaşımına dair güçlü ipuçları sunuyor. Hyundai, Brüksel’deki bu kapsamlı tanıtımlarıyla beraber elektrifikasyon, teknoloji ve insan odaklı mobiliteyi merkeze alarak gelecek vizyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor. STARIA Elektrik’e Genel Bakış STARIA Elektrik, Hyundai’nin MPV anlayışını tamamen elektrikli bir geleceğe taşıyor. Kalabalık ailelerle beraber, ticari kullanıcılar ve aktif yaşam tarzına sahip kişiler için tasarlanan model; ferahlık, konfor ve pratikliği sıfır emisyonlu sürüşle bir araya getiriyor. Düz zeminli yapısı, geniş iç ölçüleri ve esnek koltuk düzeni sayesinde premium hissi yaratan kabin; günlük şehir içi kullanımdan uzun mesafeli yolculuklara kadar rahat ve sakin bir deneyim sunuyor. Hyundai’nin “İçeride-Dışarıda” tasarım felsefesiyle şekillenen uzun gövde, düşük omuz çizgisi ve geniş cam yüzeyler; iç mekânda hem ferahlığı hem de dış tasarımda modern ve futuristik bir duruşu destekliyor. STARIA Elektrik, Hyundai’nin elektrifikasyon stratejisinin önemli bir parçası olarak; gerçek hayat kullanımına uygun, erişilebilir ve konforlu elektrikli mobiliteyi MPV segmentine taşıyor. Modelin üretimi, Hyundai’nin Güney Kore’deki Ulsan tesislerinde gerçekleştirilecek. Yaşam Tarzı ve Günlük Kullanım Odaklı Tasarım STARIA Elektrik, çok sıralı koltuk düzeni, yüksek tavanlı gövdesi ve sessiz elektrikli aktarma sistemiyle uzun yolculukları daha konforlu ve dinlendirici bir hale getiriyor. Vehicle-to-Load (V2L) özelliği, geniş saklama alanları ve yüksek güçlü USB portları, aracı sadece bir ulaşım aracı olmaktan çıkararak kamp, açık hava aktiviteleri ve mobil çalışma gibi senaryolarda da kullanılabilir kılıyor. Elektrikli versiyona özgü kapalı ön tasarım, yatay ışık imzası ve sade yüzeyler, hem aerodinamik verimliliği artırıyor hem de STARIA Elektrik’e güçlü bir elektrikli kimlik kazandırıyor. Geniş sürgülü kapılar ve geniş yükleme alanı ise yolcu ve yük erişimini kolaylaştırıyor. STARIA Elektrik, farklı kullanım senaryolarına yönelik iki konfigürasyonla sunuluyor. LUXURY (7 koltuklu), aile ve bireysel kullanım odaklı, üst düzey konfor sunarken WAGON (9 koltuklu) ise geniş aileler, grup taşımacılığı ve ticar kullanım için ideal. Elektrikli Güç Aktarma Sistemi ve Performans STARIA Elektrik, 84 kWh batarya ve önden çekişli 160 kW elektrik motoruyla donatılıyor. Segmentinde nadir görülen 800 volt yüksek voltajlı sistem, yüksek güç akışını düşük ısı üretimiyle sağlayarak hızlı şarja ve konforlu uzun yol kullanımına olanak tanıyor. Optimize edilmiş süspansiyon ayarları, güçlendirilmiş gövde yapısı ve ilave ses yalıtımı ise tam yüklü kullanımda dahi dengeli, konforlu ve sessiz bir sürüş sunuyor. Bu özellikler, STARIA Elektrik’i hem bireysel hem de profesyonel kullanım için ideal hale getiriyor. İç Mekân ve Ferahlık STARIA Elektrik’in iç mekânı, aydınlık, sade ve fonksiyonel bir yaşam alanı olarak tasarlandı. Uzun aks mesafesi, düz zemin yapısı ve akıllı depolama çözümleri sayesinde segmentinin en geniş kabinlerinden birini sunuyor. Isıtmalı ve havalandırmalı koltuklar, elektrikli sürgülü kapılar ve bagaj kapağı, versiyona göre standart veya opsiyonel olarak sunuluyor. 7 koltuklu LUXURY’de 3’üncü sıra arkasında 435 litre bagaj hacmi bulunurken bu rakam 9 koltuklu WAGON’da 1.303 litreye ulaşıyor. IONIQ 3’e İlk Bakış: Concept THREE Hyundai, Brüksel Otomobil Fuarı’nda sergilediği Concept THREE ile IONIQ ailesinin yeni kompakt üyesi IONIQ 3’ün ilk ipuçlarını paylaşıyor. Avrupa’da tasarlanıp üretilecek olan IONIQ 3, çok yönlülük, ileri teknoloji ve günlük kullanım kolaylığını bir araya getirerek elektrikli mobiliteyi daha geniş kitleler için erişilebilir kılmayı hedefliyor. IONIQ 3, şehir içi kullanım, genç aileler ve aktif yaşam tarzlarına uygun boyutlarıyla Hyundai’nin Avrupa odaklı ürün stratejisinin kilit modellerinden biri olarak konumlanıyor. Avrupa, Hyundai’nin Elektrikli Stratejisinin Merkezinde Avrupa, Hyundai’nin küresel büyüme ve elektrifikasyon stratejisinde temel bir rol oynuyor. Marka, 42 ülkede, 2.000’in üzerinde satış noktasıyla faaliyet gösterirken, Türkiye (İzmit) ve Çekya (Nošovice) fabrikaları ise toplam Avrupa hacminin yaklaşık yüzde 80’ini karşılıyor. Hyundai Motor Avrupa Ürün Başkan Yardımcısı Raf Van Nuffel, konuyla ilgili olarak, “Hyundai, Avrupa’daki elektrikli dönüşümün kilit oyuncularından biri olarak, sürdürülebilirlik, yenilikçilik ve erişilebilirlik odaklı uzun vadeli bir strateji izliyor” dedi. Avrupa’daki Yerel Yatırımlar Hyundai, Avrupa’daki varlığını güçlendirmek amacıyla önemli yatırımlar gerçekleştiriyor. Almanya Rüsselsheim’daki Hyundai Motor Avrupa Teknik Merkezi bünyesinde hayata geçirilen “Square Campus” için 150 milyon euro yatırım yapan Hyundai, 25.000 m² ilave ileri Ar-Ge altyapısı, Nürburgring’de genişletilen ileri test kabiliyetleri ve Türkiye’deki elektrikli otomobil üretimi yatırımlarıyla da gelişmeye ve büyümeye stratejik olarak önem veriyor. Elektrikli Mobilitenin Ötesinde Bir Vizyon Hyundai, sadece araç üretmekle yetinmiyor aynı zamanda Vehicle-to-Grid (V2G) gibi enerji çözümleriyle de elektrikli araçları aktif enerji varlıklarına dönüştürmeyi hedefliyor. Ayrıca, Boston Dynamics iş birliğiyle robotik, lojistik ve akıllı mobilite alanlarında da yenilikçi çözümler geliştiriyor. STARIA Elektrik yılın ilk yarısında geliyor STARIA Elektrik, 2026’nın ilk yarısında Kore ve Avrupa’da satışa sunulacak ve ardından diğer pazarlara sunulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB Türkiye 2026’ya Stratejik Yatırım Hedefleriyle Adım Atıyor Haber

ABB Türkiye 2026’ya Stratejik Yatırım Hedefleriyle Adım Atıyor

İsviçre merkezli elektrifikasyon ve otomasyon teknolojileri lideri ABB; 2025 yılında, Türkiye’deki operasyonlarında güçlü finansal performansı, 100’den fazla ülkeye gerçekleştirdiği ihracat ve beklentilerine paralel gelişen genel performansı ile dikkat çekti. Şirket, 2026 yılını ise Türkiye için bir “yatırım yılı” olarak konumlandırıyor. Türkiye’de yaklaşık 900 çalışanıyla faaliyet gösteren ABB, elektrik altyapısının modernizasyonundan endüstriyel otomasyona, yenilenebilir enerji entegrasyonundan robotik uygulamalara kadar geniş bir alanda çözümler sunuyor. Ayrıca Dilovası, Tuzla, Bursa ve İzmir’deki tesislerinden yürüttüğü ihracat operasyonlarıyla ABB’nin global tedarik zincirinde önemli bir rol üstlenen ABB Türkiye, 2025 yılını beklentilere paralel bir performans ile geride bırakıyor. ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Başar Vural, 2025’in zorlu ama beklentileri doğrultusunda bir yıl olduğunu belirterek; “ABB daha sürdürülebilir ve kaynaklar açısından verimli bir gelecek için 140 yılı aşkın tecrübesiyle 100’den fazla ülkede elektrifikasyon ve otomasyon çözümleri sunan global bir teknoloji lideridir. Türkiye’de 42 yıldır yalnızca ürün sağlayan bir marka değil, sanayiye, altyapıya ve ekonomiye doğrudan katkı sunan müşterilerimiz için çarpan etkisi yaratan bir teknoloji ortağıyız. 2025 yılında da finansal olarak başarılı bir performans göstererek sektördeki konumumuzu güçlendirdik” ifadelerini kullandı. Türkiye’deki hedeflerinin hiçbir zaman sadece kârlılık olmadığını, temel hedeflerinin katma değer sağlamak ve büyümek olduğunu belirten Vural, 2026 yılında Türkiye’de önemli yatırımlara imza atmayı planladılarını açıkladı: “Türkiye, ABB’nin global stratejisinde Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarları arasında stratejik bir köprü olarak konumlanıyor. De-globalizasyon döneminde dışa bağımlılığı düşük, ticarete elverişli ve fırsatlar barındıran bir ülke olarak öne çıkan Türkiye’de, 2026 yılında önemli yatırımları hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu yatırımlarımızla tesislerimizi büyütmeyi ve ihracat kapasitemizi artırmayı hedefliyoruz. Sadece Türkiye’ye değil, bölge ülkelerine ve global operasyonlara hizmet eden bir teknoloji üssü olma planımızı güçlendirecek bu yatırımlar ile aynı zamanda ülkemize kazandırdığımız ekonomik katma değeri de artıracağız.” Robotikten çıkış, stratejik bir büyüme hamlesi ABB açısından 2025 yılındaki en önemli gelişmelerden biri robotik iş kolunu devretme kararı oldu. Vural, bu kararın stratejik bir güçlenme adımı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Robotik alanında global pazar payımız güçlü olmasına rağmen, ABB için katma değerin elektrifikasyon, otomasyon, dijitalleşme ve endüstriyel yazılım gibi alanlarda çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. ABB, günün ve geleceğin gereklilikleri ile çevik kararlar alabilen bir şirket; geçmiş örneklerde de olduğu gibi, bugün de kaynaklarımızı uzmanı olduğumuz günümüzün ihtiyacı ve geleceğin büyüme alanlarına yönlendiriyoruz.” Öte yandan son dönemde global olarak tüm faaliyet alanlarında ulaştığı sürdürülebilir yüksek kârlılık ile yıllık Operasyonel EBITA marjı hedef aralığını yüzde 16–19’dan yüzde 18–22’ye yükselttiğini açıklayan ABB, robotik iş kolunun devir sürecinin 2026 yılında tamamlanmasının ardından elektrifikasyon, hareket, otomasyon olmak üzere üç ana iş kolunda faaliyetlerine yoğunlaşacağını duyurdu. ABB Hakkında ABB daha sürdürülebilir ve kaynaklar açısından verimli bir gelecek için elektrifikasyon ve otomasyon çözümleri sunan global bir teknoloji lideridir. ABB, mühendislik ve dijitalleşme alanlarındaki uzmanlığını birleştirerek endüstrilerin yüksek performansta çalışırken daha verimli, üretken ve sürdürülebilir hale gelmesine katkıda bulunmaktadır. ABB’de biz buna ‘Engineered to Outrun’ diyoruz. ABB, 140 yılı aşkın geçmişe ve dünya çapında 115.000’den fazla çalışana sahiptir. Şirketin hisseleri SIX İsviçre Borsası (ABBN) ve Nasdaq Stockholm’de (ABB) işlem görmektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

ABB Türkiye, 2026’ya Stratejik Yatırım Hedefleriyle Adım Atıyor Haber

ABB Türkiye, 2026’ya Stratejik Yatırım Hedefleriyle Adım Atıyor

İsviçre merkezli elektrifikasyon ve otomasyon teknolojileri lideri ABB; 2025 yılında, Türkiye’deki operasyonlarında güçlü finansal performansı, 100’den fazla ülkeye gerçekleştirdiği ihracat ve beklentilerine paralel gelişen genel performansı ile dikkat çekti. Şirket, 2026 yılını ise Türkiye için bir “yatırım yılı” olarak konumlandırıyor. Türkiye’de yaklaşık 900 çalışanıyla faaliyet gösteren ABB, elektrik altyapısının modernizasyonundan endüstriyel otomasyona, yenilenebilir enerji entegrasyonundan robotik uygulamalara kadar geniş bir alanda çözümler sunuyor. Ayrıca Dilovası, Tuzla, Bursa ve İzmir’deki tesislerinden yürüttüğü ihracat operasyonlarıyla ABB’nin global tedarik zincirinde önemli bir rol üstlenen ABB Türkiye, 2025 yılını beklentilere paralel bir performans ile geride bırakıyor. ABB Türkiye Yönetim Kurulu Başkanı Başar Vural, 2025’in zorlu ama beklentileri doğrultusunda bir yıl olduğunu belirterek; “ABB daha sürdürülebilir ve kaynaklar açısından verimli bir gelecek için 140 yılı aşkın tecrübesiyle 100’den fazla ülkede elektrifikasyon ve otomasyon çözümleri sunan global bir teknoloji lideridir. Türkiye’de 42 yıldır yalnızca ürün sağlayan bir marka değil, sanayiye, altyapıya ve ekonomiye doğrudan katkı sunan müşterilerimiz için çarpan etkisi yaratan bir teknoloji ortağıyız. 2025 yılında da finansal olarak başarılı bir performans göstererek sektördeki konumumuzu güçlendirdik” ifadelerini kullandı. Türkiye’deki hedeflerinin hiçbir zaman sadece kârlılık olmadığını, temel hedeflerinin katma değer sağlamak ve büyümek olduğunu belirten Vural, 2026 yılında Türkiye’de önemli yatırımlara imza atmayı planladılarını açıkladı: “Türkiye, ABB’nin global stratejisinde Avrupa, Orta Doğu ve Afrika pazarları arasında stratejik bir köprü olarak konumlanıyor. De-globalizasyon döneminde dışa bağımlılığı düşük, ticarete elverişli ve fırsatlar barındıran bir ülke olarak öne çıkan Türkiye’de, 2026 yılında önemli yatırımları hayata geçirmeyi hedefliyoruz. Bu yatırımlarımızla tesislerimizi büyütmeyi ve ihracat kapasitemizi artırmayı hedefliyoruz. Sadece Türkiye’ye değil, bölge ülkelerine ve global operasyonlara hizmet eden bir teknoloji üssü olma planımızı güçlendirecek bu yatırımlar ile aynı zamanda ülkemize kazandırdığımız ekonomik katma değeri de artıracağız.” Robotikten çıkış, stratejik bir büyüme hamlesi ABB açısından 2025 yılındaki en önemli gelişmelerden biri robotik iş kolunu devretme kararı oldu. Vural, bu kararın stratejik bir güçlenme adımı olduğunu vurgulayarak şunları söyledi: “Robotik alanında global pazar payımız güçlü olmasına rağmen, ABB için katma değerin elektrifikasyon, otomasyon, dijitalleşme ve endüstriyel yazılım gibi alanlarda çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. ABB, günün ve geleceğin gereklilikleri ile çevik kararlar alabilen bir şirket; geçmiş örneklerde de olduğu gibi, bugün de kaynaklarımızı uzmanı olduğumuz günümüzün ihtiyacı ve geleceğin büyüme alanlarına yönlendiriyoruz.” Öte yandan son dönemde global olarak tüm faaliyet alanlarında ulaştığı sürdürülebilir yüksek kârlılık ile yıllık Operasyonel EBITA marjı hedef aralığını yüzde 16–19’dan yüzde 18–22’ye yükselttiğini açıklayan ABB, robotik iş kolunun devir sürecinin 2026 yılında tamamlanmasının ardından elektrifikasyon, hareket, otomasyon olmak üzere üç ana iş kolunda faaliyetlerine yoğunlaşacağını duyurdu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch’tan Tarımsal Üretimde Daha Sürdürülebilir Güç Aktarım Çözümleri Haber

Bosch’tan Tarımsal Üretimde Daha Sürdürülebilir Güç Aktarım Çözümleri

Yalnızca 2025 yılında dünya genelinde iki milyondan fazla traktör ve diğer tarım araçları üretilecek. Ve Bosch’a göre bunların yüzde 90’ından fazlası dizel motorla çalışacak. Dizel motorun sağlamlığı ve yüksek performansının düşük ağırlıkla birleşmesi, onu neredeyse tüm uygulamalar ve performans sınıfları için ideal kılıyor. Bosch, Hannover’deki Agritechnica fuarında, bu köklü teknoloji kullanılarak COշ emisyonlarının nasıl daha da azaltılabileceğini gösterdi. Bosch Güç Çözümleri İcra Kurulu Başkan Yardımcısı ve Bosch’un ticari araç faaliyetleri sorumlusu Jan-Oliver Roehrl, “Yenilenebilir sentetik yakıtlar, hem yeni hem de mevcut araçların işletimini anında çok daha iklim dostu hale getiriyor. Ve gelecekte, hidrojen motorları ve elektrifikasyon tarımı çok daha sürdürülebilir hale getirmeye yardımcı olacak.” diyor. 2035 yılında bile Bosch, yeni tarım araçlarının on tanesinden dokuzunun hala dizel motorla çalışacağını öngörüyor. Bu nedenle şirket, bu pazar segmentindeki farklı araç türleri için uygun enjeksiyon ve üre dozajlama teknolojilerini egzoz gazı arıtımı amacıyla sunmaya ve geliştirmeye devam edecek. Aynı zamanda Bosch, hidrojen motorlarına yönelik bileşenlerin yanı sıra çeşitli elektriklendirme çözümleriyle mümkün olan en iklim dostu güç aktarma sistemi için yeni seçenekler sunuyor. Yenilenebilir sentetik yakıtlar, içten yanmalı motorları daha iklim dostu hale getiriyor Dünya genelindeki tüm büyük pazarlar, tarım araçları için azot oksitler ve partiküller için maksimum değerler belirleyen kapsamlı emisyon düzenlemelerini zaten yürürlüğe koymuş durumda. Bunun sonucunda, 56 kilovat üzerindeki araç sınıflarında dizel motorlar için üre dozlamalı SCR egzoz gazı arıtma sistemleri standart hale geldi. Ancak şimdiye kadar bunların iklimle ilgili emisyonları, yalnızca sınırlı ölçüde yasal olarak düzenlendi. Mevcut ve yeni araçların karbon emisyonlarını büyük ölçüde azaltmanın bugün halihazırda mevcut olan basit bir seçeneği, HVO100 gibi yenilenebilir sentetik yakıtların kullanılması olacak. Bu yakıtlar çoğunlukla artık ve atık malzemelere dayandığından, toplam karbon emisyonu açısından fosil yakıtlardan çok daha iklim dostu. Ayrıca “drop-in” yakıtlardır; yani ihtiyaç duyulduğunda normal dizelle karıştırılabilirler. Ve yine dizel gibi depolanmaları kolaydır. Bosch, enjeksiyon teknolojisini geliştirirken bu yakıtlarla uyumluluğu zaten dikkate aldığı için, çok sayıda üründe kullanılmaya uygun durumdalar. Digital Fuel Twin, yenilenebilir sentetik yakıtların kullanımını belgeliyor Yenilenebilir sentetik yakıtların her bir aracın karbon ayak izini ne ölçüde azalttığını Bosch’un Digital Fuel Twin (DFT) sistemi gösteriyor. Tamamen dijital bir yazılım çözümü olan DFT, dağıtılan yakıt miktarlarını ve yakıtların sürdürülebilirliğini, üretim ve taşımadan akaryakıt istasyonuna kadar olan tüm süreç boyunca belgelendiriyor. İşletmecilere, araçlarında kullanılan fosil ve yenilenebilir sentetik yakıt oranlarına karşılık gelen sertifikalar sağlıyor. Bu sertifikalar, kullanılan toplam yakıt miktarını ve hatta aracın kullanımındaki oransal karbon ayak izini belgeliyor. Hidrojen motorları, denenmiş ve test edilmiş temeller üzerine inşa ediliyor Hidrojen motoru, iklim eylemini bir adım daha ileri taşıyan yeni bir güç aktarma sistemi türüdür. Motorları besleyen hidrojen yenilenebilir enerjiyle üretilmişse, bu iklim için büyük bir ilerleme anlamına gelebilir. Bosch, emme manifoldu enjeksiyonu ve direkt enjeksiyonlu sistemler üzerinde çalışıyor ve onlarca yıllık uzmanlığa sahip. İlgili teknolojinin yaklaşık yüzde 80’i geleneksel içten yanmalı motorlardan aktarılabiliyor. Teknoloji şirketi, halihazırda dünya genelinde müşterilerle yürütülen 100’den fazla geliştirme projesine dahil. Roehrl, “Tarımsal araçlar çoğunlukla düşük hızlarda ve yüksek yüklerde çalıştırılır. Hidrojen motorları tam da bu noktada yüksek verimlilikleri ve sağlamlıklarıyla gerçekten öne çıkabilir. Bosch enjeksiyon teknolojisi içeren hidrojen motorlarının ilk uygulamaları bu yıl piyasaya sürülecek.” diyor. Tarım makineleri için elektrifikasyon çözümleri Tahrik sistemlerinin ve güçle çalışan ekipmanların elektrifikasyonu, tarım makineleri için bir diğer verimli ve çevre dostu seçenek. Bosch Rexroth, eLION elektrifikasyon portföyüyle halihazırda geniş bir motor, invertör, araç içi şarj cihazı, DC/DC dönüştürücü, yazılım ve aksesuar yelpazesi sunuyor. Zorlu uygulamalara yönelik tasarlanan portföy, 850 volt’a kadar DC gerilim aralığında çalışmak üzere tasarlandı ve uygun şanzımanlar ile hidrolik çözümlerle tamamlanıyor. Portföy şu anda 96 volt araç elektrik sistemleri için bileşenleri de içerecek şekilde genişletiliyor. 2025’in sonunda kapsamlı eLION Power and Motion Control yazılım paketi de portföyde yer alacak. Bosch Mühendislik ise bu arada 800 volt’a kadar batarya gerilimleri için yeni geliştirilmiş yüksek performanslı bir çözüm sunuyor. Bu yeni elektrikli güç aktarma sistemi kompakt yapıda olup yüksek güç yoğunluğu ve yüksek verimlilik sağlıyor; bu da mevcut cihaz platformlarının elektrifikasyonunu kolaylaştırıyor. Uygulamaya bağlı olarak sistem, küçük ve orta ölçekli tarım makinelerinde tamamen batarya-elektrikli bir güç aktarma sistemi olarak veya büyük tarımsal makinelerde dizel motorla birlikte hibrit olarak kullanılabilir. Yardımcı sistemler için elektrikli güç aktarma sistemlerinin yanı sıra Bosch, soğutma fanları gibi elektriklendirilmiş ticari ve off-road araçlar için yüksek gerilim teknolojisine sahip diğer mekatronik alt sistemleri de sunuyor. Burada da güvenlik ve emniyetle ilgili olanlar dahil, ticari araç segmentinin özel gereksinimleri dikkate alınıyor. Bileşenler kompakt yapıda ve ortak bir invertör konsepti kullanıyor; bu da müşteri özelinde uyarlamaların az çabayla gerçekleştirilmesini mümkün kılıyor.

Türkiye, 2026 Enerji Depolama Dönüşümüne Hazırlanıyor Haber

Türkiye, 2026 Enerji Depolama Dönüşümüne Hazırlanıyor

Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS), 25 Kasım 2025’te İstanbul’da gerçekleştirdiği basın toplantısında sektörün güncel görünümünü, 2026 yol haritasını ve Türkiye’nin küresel rekabetini artıracak stratejik adımları kamuoyu ile paylaştı. Basın toplantısında dünya çapında 90 milyar doları aşan enerji depolama pazarına dikkat çeken EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, küresel enerji sistemlerindeki verimsizliklerin, artan elektrik kayıplarının ve yenilenebilir enerjinin dalgalı yapısının depolamayı artık zorunlu hale getirdiğini belirtti. 25 Kasım 2025’te İstanbul’da gerçekleştirilen toplantı, Enerji Depolama Sistemleri Derneği (EDSİS) Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı, Başkan Yardımcısı Dr. Alper Terciyanlı ile birlikte sektör temsilcilerinden Bülent Mindek, Akgün Diker, Ergün Atasoy, Mustafa Tekdaş, Ekrem Gültekin, Ercan Dinçer, Edip Katayıfçı ve Ferhat Dumlu katılımıyla düzenlendi. Toplantıda, enerji depolama ekosisteminin mevcut durumu, mevzuat değişiklikleri, 2026 projeksiyonları ve sektörde hızlanan yerli üretim adımları kapsamlı şekilde ele alındı; Türkiye’nin enerji dönüşümünde depolamanın üstleneceği kritik rol hazırlandı. KÜRESEL ENERJİNİN %66’SI BOŞA GİDİYOR Dünya genelinde üretilen primer enerjinin yaklaşık %66’sının dönüşüm süreçlerinde kaybolduğunu belirten EDSİS Yönetim Kurulu Başkanı C. Can Tutaşı; “Birçok ülkede iletim ve dağıtım kayıplarının %8–22 aralığında seyrettiğini, yenilenebilir üretimde ise %5–30 arasında değişen curtailment nedeniyle milyonlarca megavatsaat enerjinin şebekeye aktarılamadığını görüyoruz. Bu tablo, küresel ölçekte üretim artsa bile elektriğin önemli bir bölümünün kullanılmadan boşa gittiğini gösteriyor. Dolayısıyla depolama teknolojileri artık yalnızca destekleyici bir unsur değil, enerji mimarisinin merkezinde yer alıyor. Türkiye’de artan sanayi talebi, yükselen yenilenebilir kurulu güç ve enerji arz güvenliğinin stratejik önemi depolamayı ulusal ölçekte zorunlu kılıyor. Özellikle güneş enerjisinde yaşanan mevsimsel üretim dengesizlikleri ancak depolama yoluyla yönetilebilir. Yaz aylarında yüksek üretim şebekeyi zorlayıp sisteme tam olarak aktarılamazken; kış aylarında güneşlenme süresinin sert biçimde düşmesi arz açığı yaratıyor. Bu da şu anlama geliyor: Yazın üretilen fazla enerjiyi depolayıp kışa taşıyamadığınız sürece yenilenebilir enerji yatırımlarının gerçek anlamda sürdürülebilirliğinden söz edemezsiniz. Bu örnek yalnızca güneş için geçerli değil; sınırlı olan tüm enerji kaynakları için aynı durum söz konusu. Enerjiyi depolamadığımız sürece hiçbir kaynağı sürdürülebilir hale getiremeyiz.” dedi. 2026 TÜRKİYE’DE DEPOLAMA YATIRIMLARININ SAHAYA İNDİĞİ YIL OLACAK 2026 yılının enerji depolama sektörü için bir dönüm noktası olacağını belirten Tutaşı; Tahsis edilen 33.000 MW’lık hibrit kapasitenin yanı sıra 6.000–7.000 MW aralığında öngörülen müstakil depolama projelerinin önemli bir bölümünün yıl içinde fiziki inşaat ve devreye alma aşamasına geçmesini bekliyoruz. 2026’da Türkiye’nin ilk büyük ölçekli batarya destekli güneş ve rüzgâr santrallerinin işletmeye alınmasıyla birlikte bu tesislerin şebekede yan hizmetler, pik yönetimi ve frekans regülasyonu gibi kritik alanlarda aktif rol üstlenmesini öngörüyoruz. Yerli batarya üretimi için yapılan OEM başvurularının sonuçlanması, enerji yönetim yazılımlarının ticarileşmesi ve konteyner–BMS çözümlerinde yerli tedarik zincirinin olgunlaşmasıyla 2026, depolama teknolojilerinin ithal edilmekten çıkıp Türkiye’de üretilen bir yapıya dönüşmeye başladığı bir yıl olacak. Bu gelişmeler ışığında 2026, yalnızca kapasite tahsis edilen bir dönem değil; depolama teknolojilerinin sahada gerçek anlamda devreye alındığı bir döneme geçiş yılı olacaktır.” Açıklamasında bulundu. 11 KASIM ADIMI, ŞEBEKE ESNEKLİĞİNİN DEPOLAMAYLA SAĞLANABİLECEĞİNİ ORTAYA KOYUYOR depolama yatırımlarının önünü açan en kritik unsurun regülasyon dinamikleri olduğunu vurgulayan Tutaşı, “Türkiye, 2022 sonrası yayımlanan enerji depolama yönetmeliğiyle son derece agresif ve yatırımcı dostu bir çerçeve oluşturdu. Standartların, sertifikasyon süreçlerinin ve teknik kriterlerin netleşmesiyle birlikte yatırım ortamı her geçen gün daha da güçleniyor. Uzun vadeli planlama yapabilmek için öngörülebilir fiyatlandırma mekanizmalarının oluşturulması ise sektörün sürdürülebilir büyümesi açısından kritik önem taşıyor. 11 Kasım 2025 düzenlemesi de depolamanın sistemdeki zorunlu rolünün en güncel örneklerinden biridir. Bu düzenlemeyle birlikte üreticilere belirli bir dönem boyunca anlaşma güçlerinin üzerinde enerji verebilme imkânı tanındı. Bu adım, arz güvenliğini desteklerken özellikle kış döneminde sistem esnekliğini artırdı. Aynı zamanda bu gelişme, depolamanın ani talep artışları ile şebekedeki dengesizliklerin yönetimi açısından ne kadar kritik bir rol üstlendiğini net biçimde ortaya koydu. Fazla üretimin depolanabilmesi hâlinde, bu tür dönemsel baskıların çok daha etkin şekilde yönetilebileceğini açıkça görüyoruz.” Dedi. ELEKTRİKTE %40 TALEP ARTIŞINA KARŞI DEPOLAMA GEREKSİNİMİ HIZLA BÜYÜYOR Basın toplantısında Küresel depolama piyasası ve 2030 görünümüne değinen EDSİS Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Dr. Alper Terciyanlı; “Dünya Enerji Görünümü 2025 açıkça gösteriyor ki, elektrikleşme hızlandıkça esneklik artık sistemin kırılgan noktası haline geliyor. Küresel elektrik talebinin 2035’e kadar %40 artacağı bir ortamda; serinleme yükleri, veri merkezleri ve sanayideki elektrifikasyon dalgası şebekeleri benzeri görülmemiş bir baskı altında bırakıyor. Bugün yaşanan kesintilerin %85’inin şebeke ekipmanlarından kaynaklanması, artan hava olayları ve 400 TWh’i aşan veri merkezi talebiyle birleşince depolama yalnızca bir ‘dengeleme unsuru’ olmaktan çıkıyor; doğrudan bir güvenlik bileşenine dönüşüyor. Kısa süreli depolama güneş ağırlıklı sistemlerde, orta–uzun süreli depolama ise rüzgâr ağırlıklı yapılarda kesintisiz bir işletme için artık zorunlu. Üretim yatırımları son 10 yılda %70 artarken şebeke yatırımlarının yalnızca %25 artmış olması da tabloyu netleştiriyor: Depolama olmadan yüksek yenilenebilir penetrasyonu ekonomik değil, sürdürülebilir değil ve güvenli değil. Geleceğin enerji sistemi; talep yönetimi, verimlilik ve depolamanın entegre edildiği, esnekliği merkezine alan bir modelle ayakta kalacak.” Açıklamalarında bulundu. Enerji depolama sektörünün yalnızca bugünün değil, önümüzdeki on yılın da en kritik teknoloji alanlarından biri olduğunu vurgulayan Terciyanlı, “Ham maddeden yazılıma, ekipmandan konteyner üretimine kadar tüm bileşenlerde yerli kapasite oluşturmalıyız. Bunu başardığımızda Türkiye yalnızca depolama teknolojisini kullanan değil, teknoloji ihraç eden bir ülke haline gelir. Sektörün hızla büyüyen doğası, start-up ekosistemi için de güçlü bir potansiyel barındırıyor. Yakın dönemde Türkiye’den ses getirecek yeni enerji teknolojilerinin çıkacağına inanıyorum.” değerlendirmesinde bulundu.

Schneider Electric, COP30’da Endüstriyel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırıyor Haber

Schneider Electric, COP30’da Endüstriyel Karbonsuzlaşmayı Hızlandırıyor

Şirket, yerel ekonomik dayanıklılığı artırmayı, adil ve kapsayıcı bir geçişi teşvik etmeyi amaçlayan, enerji ve endüstriyel dönüşüme yönelik pratik bir gündem etrafında işletmeleri, hükümetleri ve sivil toplumu seferber ederek etkinliğe katılıyor. Konuyla ilgili açıklama yapan Schneider Electric Sürdürülebilirlik Direktörü (CSO) Esther Finidori, “Paris Anlaşması’ndan 10 yıl sonra COP30, küresel iklim eylemi gündemi için bir dönüm noktasını temsil ediyor. Artık taahhütlerden ilerlemeye geçmek için araçlara, azme ve küresel zorunluluğa sahibiz. Elektrifikasyon dijital zeka ile buluştuğunda ve inovasyon kapsayıcılıkla birleştiğinde, daha hızlı, daha adil ve daha dayanıklı bir geçişin kapısını aralıyoruz. Brezilya’nın bu süreçteki liderliği, iş dünyası, hükümet ve toplulukların güçlerini birleştirmesi için benzersiz bir fırsat yaratıyor. İklim sorunu küreseldir ve izlenmesi gereken yol kolektif olmalıdır.” Brezilya endüstrisinin karbonsuzlaştırılması Schneider Electric Sürdürülebilirlik Araştırma Enstitüsü (SRI) ile Brezilya Kalkınma, Sanayi, Ticaret ve Hizmetler Bakanlığı (MDIC) iş birliğiyle hazırlanan “Sürdürülebilir Dönüşüm için Talep Taraflı Stratejiler” raporu, Brezilya’nın küresel endüstriyel dönüşüme liderlik etme potansiyelini öne çıkarıyor. Araştırma; ülkenin temiz ve çeşitlendirilmiş enerji karması, yeşil hidrojen potansiyeli ve zengin doğal kaynakları gibi stratejik avantajlarını inceleyerek, endüstriyel karbonsuzlaşmaya yönelik somut ve yenilikçi çözümler sunuyor. Çalışma üç aşamalı olarak yapılandırılmış durumda. İlk aşama, talep odaklı karbonsuzlaştırmaya yönelik 2050’ye kadar olan ileriye dönük senaryoları sunuyor. Sonraki aşamalar COP30 boyunca açıklanıyor. Bu aşamalar, endüstriyel politikalar, elektrifikasyon ve verimlilik stratejileri hakkında önerilerin yanı sıra Brezilya endüstrisinde karbon nötrlüğe ulaşmak için ayrıntılı senaryolar sunacak. Bu girişim, inovasyon, rekabetçilik ve çevresel sorumluluğu birleştirmenin önemini pekiştirerek Brezilya’yı düşük karbonlu kalkınma için bir model olarak konumlandırmayı amaçlıyor. Geleceğe hazır bir iş gücü geliştirmek Schneider Electric ve danışmanlık firması Systemiq tarafından yapılan yeni bir analiz, 2030 yılına kadar 760.000’e varan yeni biyoenerji istihdamı yaratılacağını ve Brezilya’nın yenilenebilir yakıtlar konusunda küresel bir lider olarak konumlanacağını öngörüyor. “Brezilya’nın İş Gücünü Fosilsiz Bir Ekonomi İçin Şekillendirmek” başlıklı rapor, otomasyon, elektrifikasyon ve karbon izlenebilirliği konularında 450.000 yeni profesyonelin eğitilmesi ve yeniden vasıflandırılması ihtiyacını vurgulayarak; teknik eğitimi, şirketler ve hükümet arasında veri entegrasyonunu ve yapısal eğitim reformlarını birleştiren üç aşamalı bir eylem planı öneriyor. Schneider Electric Güney Amerika Başkanı ve Sürdürülebilir İş Dünyası COP30 (SB COP) girişimi Yeşil İşler ve Beceriler çalışma grubu Başkanı Rafael Segrera, konuyla ilgili şunları söyledi: “İlerleme ve sürdürülebilirlik birbirine zıt yollar değildir. Bunlar, yan yana ilerlemesi gereken güçlerdir,” dedi. “Schneider Electric olarak, elektrifikasyon ve dijitalleşme kombinasyonunun, hedeflerin gerçek etkiye dönüşmesini mümkün kılan, karbonsuzlaşmayı ve kalkınmayı hızlandıran şey olduğuna inanıyoruz. COP30'un müzakerelerin ötesine geçerek, özel sektörün taahhütleri somut ilerlemeye nasıl dönüştürebileceğini gösteren stratejik bir platform olarak kendini kanıtlamasını umuyoruz.” Schneider Electric; Corporate Knights (2021 ve 2025), TIME dergisi ve Statista (2024 ve 2025) ve Sustainability Magazine (2025) de dahil olmak üzere çeşitli kuruluşlar tarafından istikrarlı bir şekilde dünyanın en sürdürülebilir şirketi olarak tanınıyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.