Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Elektrikli Araçlar

Kapsül Haber Ajansı - Elektrikli Araçlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Elektrikli Araçlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

MAN Elektrikli Araçlarıyla 2025’te Rekor Satışlara Ulaştı Haber

MAN Elektrikli Araçlarıyla 2025’te Rekor Satışlara Ulaştı

MAN Truck & Bus, 2025 yılına ilişkin satış rakamlarını açıkladı. Satış başarısında özellikle elektrikli kamyon ve şehir içi otobüs satışlarının önemli bir payı oldu. MAN, 2025’te toplamda yaklaşık 101.600 yeni araç teslim ederek, bir önceki yıla göre satış adedini yüzde 6 civarında artırdı. Bu başarı, Avrupa kamyon pazarında pandeminin yol açtığı zorlu koşulların devam etmesine rağmen elde edildi. Satışlardaki artışının en önemli itici gücünü ise kamyon ve otobüs segmentinde dinamik bir gelişme kaydeden batarya elektrikli araçlar (BEV) oldu. MAN Truck & Bus Satış ve Pazarlamadan Sorumlu Yürütme Kurulu Üyesi Friedrich Baumann, satış başarısına ilişkin şunları söyledi: "Bataryalı elektrikli araçlardaki güçlü büyümemiz ve kamyonet segmentindeki başarılı performansımız, doğru yolda olduğumuzu gösteriyor. Talebin zayıf olduğu zorlu bir pazar ortamına rağmen toplam satışlarımızı artırabildik. Ayrıca, batarya elektrikli portföyümüzü genişletmeye devam ediyoruz. MAN eTGL'nin seri üretiminin başlaması ve eCoach'un ilk teslimatlarıyla, 2026’da ürün yelpazemizi tamamlayacak ve sürdürülebilir mobilite için net bir sinyal vereceğiz." Elektrikli kamyonlarla güçlü performans sergiledi Kamyon satışları zorlu piyasa koşullarına rağmen neredeyse sabit kaldı. Yaklaşık 63.300 adetlik satış, bir önceki yılın sadece %0,6 altında gerçekleşti. Buna karşın, 2025'te seri üretime geçen elektrikli kamyon yüksek talep gördü ve 620'den fazla adet satıldı. Ağır hizmet tipi elektrikli kamyonlar için 2026 yılı sipariş defterleri şimdiden dolduran MAN, kamyonda elektrikli portföyünü tamamlayacak yeni MAN eTGL 12 tonluk kamyonun seri üretimine ise bu yılın sonuna doğru başlamayı planlıyor. eTGL, MAN’ın araç yelpazesini karbonsuzlaştırma yolundaki bir diğer önemli adım olacak. MAN otobüsleri 2025’te güçlü toparlanma gösterdi MAN'ın otobüs faaliyetleri 2025 yılında önemli bir toparlanma göstererek, yaklaşık %49’luk artışla 7.000 adedi aştı. Bataryalı şehir içi otobüsler, bu segmentteki satışları artıran en önemli faktör oldu. Şehir içi elektrikli otobüs satışları %118'in üzerinde artışla 1.300 adedin üzerine çıkarak yeni bir rekor kırdı. Bu rakam, 2026’nın sonunda Avrupa pazarındaki ilk müşterilere teslim edilmesi planlanan MAN Lion's Coach E’yi kapsamıyor. MAN, HTA segmentinde rekor satışlara ulaştı MAN, hafif ticari araç segmentinde bir önceki yıla kıyasla %13’ün üzerinde artış yakalayarak 31.300’ün üzerinde satış gerçekleştirip yeni bir rekor kırdı. Bu artışta, MAN TGE’nin başarılı uluslararasılaşma stratejisi önemli rol oynadı; özellikle Arap Yarımadası’ndaki yeni pazar girişleri satışları destekledi. MAN, 2026’da uluslararasılaşma stratejisini daha da güçlendirmeyi hedefliyor. MAN motor ve bileşen işinde dengeli başarı ortaya koydu MAN, motor satışlarında ise özellikle tarım sektöründeki talep zayıflığı nedeniyle 9.400 adetle bir önceki yılın biraz altında kaldı. Buna karşın, denizcilik pazarındaki güçlü gelişme ve aks ile bileşen işindeki hacim artışı, bu düşüşü telafi etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Şişecam, ZEvRA Projesinde Döngüsel Araç Prototipi İçin Tavan Camı Geliştirecek Haber

Şişecam, ZEvRA Projesinde Döngüsel Araç Prototipi İçin Tavan Camı Geliştirecek

Avrupa Birliği’nin 2035 yılına kadar sıfır karbon emisyonu hedefiyle uyumlu olarak hayata geçirilen “Uyumlaştırılmış Döngüsellikle Sağlanan Sıfır Emisyonlu Elektrikli Araçlar” (ZEvRA) projesinin partnerleri arasında yer alan Şişecam, elektrikli araçlar için özel cam çözümleri geliştirmeye devam ediyor. Fraunhofer Enstitüsü koordinatörlüğünde yürütülen proje; içinde dünyaca ünlü otomotiv markalarının da bulunduğu 28 partnerin katkısıyla gerçekleştiriliyor. ZEvRa projesi 2024’ün başında başlamış olup 2026 yılının sonuna kadar devam edecek. Proje kapsamında ortaklar, döngüsel araç prototipi üzerinde çalışacak. Şişecam da bu prototip için tavan camı üretecek. Özel olarak üretilecek bu güneş enerjisi camı araç bataryasına destek verecek. Bu yenilikçi ürün ile doğal kaynak ve kimyasal madde kullanımını minimize etmeyi amaçlayan Şişecam hem araç performansını artırmayı hem de ürün yaşam döngüsü boyunca karbon ayak izini azaltmayı hedefliyor. Bu güneş camı teknolojisiyle Şişecam, otomotiv camlarının pasif bir bileşen olmaktan çıkarak araç verimliliğine ve çevrenin korunmasına aktif katkı sağlayan bir unsura dönüşebileceği iddiasını ortaya koyuyor. 2026 yılının ikinci yarısında tamamlanması öngörülen prototip aracın geliştirilmesi sürecinde Şişecam, katma değeri yüksek, karbon ayak izi düşük otomotiv camlarıyla elektrikli araçların döngüsellik ve sürdürülebilirlik hedeflerine doğrudan katkıda bulunacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BMW Group'tan 2025’te Güçlü Performans Haber

BMW Group'tan 2025’te Güçlü Performans

Türkiye otomotiv ve motosiklet pazarında da dikkat çekici başarıya imza atan Borusan Otomotiv, BMW markasıyla bugüne kadarki en yüksek satış adedine ulaşarak premium segmentte en çok tercih edilen marka oldu. MINI, yüzde 118’lik büyüme oranıyla premium otomobil pazarında üst sıralarda yer aldı. BMW Motorrad ise premium motosiklet pazarındaki liderliğini korumanın yanı sıra büyük hacimli ve elektrikli modellerde elde ettiği güçlü sonuçlarla yılı tarihi bir başarıyla tamamladı. BMW Group, 2025 yılında global pazarlardaki zorlu koşullara rağmen 2 milyon 463 bin 715 adet araç teslim ederek satış hacmini korudu. Elektrifikasyon dönüşümünü kararlılıkla sürdüren BMW Group’ta elektrikli modeller, toplam satışların yüzde 26’sını oluştururken, tamamen elektrikli araç teslimatları yıllık bazda yüzde 8,3 artışla 442 bin 072 adede ulaştı. Bu performansla birlikte tamamen elektrikli modellerin toplam satışlar içindeki payı yaklaşık yüzde 18’e yükselirken, elektrikli araçlar yıl boyunca büyümenin ana itici gücü oldu. BMW AG Müşteri, Markalar ve Satıştan Sorumlu Yönetim Kurulu Üyesi Jochen Goller, 2025 sonuçlarına ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “2025 yılında zorlu bir ortamda BMW Group olarak bir önceki yıla kıyasla daha fazla araç satmayı başardık. Elektrikli modellerimize olan talep özellikle güçlü seyretti. Avrupa’da kaydettiğimiz büyüme bu tabloyu net biçimde ortaya koyuyor. Bataryalı elektrikli araçlar toplam satışlarımızın yaklaşık dörtte birini oluştururken, BEV ve PHEV modellerimizin toplam payı bölge genelinde yüzde 40’ın üzerine çıktı. Bu performansla birlikte 2025 yılı için belirlenen AB CO₂ filo hedefimize ulaşma yolunda ilerlemeye devam ediyoruz. Önümüzdeki dönemde özellikle Avrupa’da 2026 yılı Neue Klasse ile öne çıkacak. Aynı zamanda bu yıl BMW X5, BMW 3 Serisi ve BMW 7 Serisi gibi birçok yeni modeli müşterilerimizle buluşturacağız. Toplamda BMW Group olarak 2027 yılına kadar farklı sürüş seçenekleriyle 40’tan fazla yeni ve yenilenmiş aracı pazara sunmayı planlıyoruz”. BMW Group 2025 Yılı Global Satış Performansı BMW markası, 2025 yılında 2 milyon 169 bin 761 adet araç teslimatıyla global segment liderliğini korudu. BMW M modelleri ise 213 bin 457 adetlik satışla tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. MINI, 2025 yılında 288 bin 290 adetlik teslimatla bir önceki yıla göre yüzde 17,7 büyüme kaydetti. Yıl içinde teslim edilen 100 bininci tamamen elektrikli MINI ile markanın elektrikli modellerinin toplam satışlar içindeki payı yüzde 33’ün üzerine çıktı. BMW Motorrad ise 2025 yılında 202 bin 563 adet motosiklet ve scooter satışı gerçekleştirerek istikrarlı performansını sürdürdü. Borusan Otomotiv’den Türkiye Otomotiv Pazarında Güçlü Performans Borusan Otomotiv, distribütörlüğünü yürüttüğü BMW, MINI ve BMW Motorrad markalarının performanslarıyla 2025 yılında satış hacmi ve pazar payı açısından Türkiye otomotiv pazarı içinde öne çıkan oyuncular arasında yer aldı. Özellikle premium otomobil ve motosiklet segmentlerinde elde ettiği güçlü sonuçlarla pazardaki konumunu korudu. BMW, Türkiye’de Tarihi Satış Rekoruna Ulaştı BMW, 2025 yılında 33 bin 992 adetlik satışla Türkiye’de bugüne kadar ulaştığı en yüksek satış adedine imza attı. Yıllık bazda yüzde 31,8’lik büyüme ile Türkiye, dünya genelinde BMW’nin pazar payını en çok artırdığı ülke oldu. BMW, premium segmentte en çok tercih edilen otomobil markası olurken, BMW X1 model ailesi ise 12 bin 243 adetlik satışla premium segmentte yılın en çok satan modeli olarak öne çıktı. Bu performansla Borusan Otomotiv, BMW markasıyla ‘Dünyanın En Büyük BMW Distribütörü’ olma konumunu korudu. MINI’den Rekor Satış ve Güçlü Büyüme Borusan Otomotiv, MINI markasında üst üste üçüncü yılında da ‘Dünyanın En Büyük MINI Distribütörü’ unvanını elinde tutarken, MINI 2025 yılında sergilediği güçlü performansla Türkiye pazarında dikkat çekti. Marka, 10 bin 380 adetlik satışla Türkiye’de tüm zamanların en yüksek satış adedine ulaşırken, 2024 yılına kıyasla yüzde 118’lik büyüme oranı elde etti. Tamamen elektrikli MINI Countryman modeli 9 bin 418 adetlik satış performansıyla Türkiye elektrikli otomobil pazarında en çok tercih edilen dördüncü model olarak öne çıktı. Türkiye, MINI satışlarında dünyanın en hızlı büyüyen ülkesi olurken aynı zamanda dünyanın en yüksek MINI satış hacmine sahip ilk 10 ülkesi arasında yer aldı. Tamamen elektrikli MINI satışlarında ise Türkiye en yüksek satış hacmine sahip ilk 5 ülke arasına girerken, yüzde 90,7 ile dünyanın en yüksek tamamen elektrikli MINI satış oranına sahip ülkesi oldu. GS Modelleriyle Zirvede: BMW Motorrad Türkiye’de Liderliğini Korudu BMW Motorrad, Türkiye premium motosiklet pazarındaki liderliğini sürdürdü. 750 cc ve üzeri motor hacmine sahip motosikletlerde pazar payı artırılarak tüm zamanların en yüksek seviyesine ulaşıldı. R 1300 GS Adventure ve R 1300 GS modelleri, toplam bin 359 adetlik satışla büyük motosiklet pazarının en çok tercih edilen ilk iki modeli oldu. Bu modelleri takip eden F 900 GS Adventure ve F 800 GS ile 750 cc ve üzeri segmentte en çok tercih edilen ilk dört model BMW Motorrad’a ait oldu. Elektrikli mobilite tarafında da BMW Motorrad, 4 kW üzeri iki tekerlekli elektrikli motosikletlerde 138 adetlik satışla pazar liderliğini elde etti. Uzun bir aranın ardından C 400 GT ve C 400 X modelleriyle benzinli maxi-scooter segmentine geri dönen BMW Motorrad, 2025 yılında satış hedeflerine ulaşarak segmentin en çok tercih edilen markaları arasında yer aldı. BMW Motorrad markasıyla da Borusan Otomotiv, 2025 yılında bir kez daha “Dünyanın En Büyük BMW Motorrad Distribütörü” oldu.

Sadece EV ’ye Odaklanmak AB Otomotiv Endüstrisini Kırılgan  Hale Getirdi Haber

Sadece EV ’ye Odaklanmak AB Otomotiv Endüstrisini Kırılgan Hale Getirdi

Avrupa Birliği’nin 2035 yılı için belirlediği “sıfır emisyonlu yeni araç satışı” hedefini yüzde 100’den yüzde 90’a revize etmesi, otomotiv sektöründe önemli bir dönüm noktası olarak değerlendiriliyor. İlk bakışta çevresel hedeflerden geri adım gibi algılanan bu karar, sektör temsilcilerine göre teknik, ekonomik ve toplumsal gerçeklerle daha uyumlu bir dengeleme sürecine işaret ediyor. İstanbul Ticaret Odası (İTO) 52. Komite Başkanı ve Motor Aşin CEO’su Saim Aşçı, söz konusu güncellemenin ideolojik bir geri çekilme değil; Avrupa otomotiv ekosisteminin sürdürülebilirliğini korumaya yönelik stratejik bir uyum hamlesi olduğunu vurguladı. “Asıl Soru Hedefe Nasıl Ulaşılacağı” Aşçı’ya göre tartışmanın merkezinde hedeflerin kendisinden çok, bu hedeflere hangi teknolojilerle, hangi hızda ve hangi ekonomik koşullarda ulaşılacağı yer alıyor. AB’nin yaptığı bu revizyonun, otomotiv sektörünün tek bir teknolojiye zorlanmasının yaratabileceği yapısal riskleri açıkça ortaya koyduğunu ifade etti. Avrupa Otomotiv Pazarı Baskı Altında Avrupa Otomobil Üreticileri Birliği (ACEA) verileri, Avrupa otomotiv pazarının 2025 itibarıyla toparlanma sürecine girdiğini gösterse de, büyüme hızının pandemi öncesi seviyelerin belirgin şekilde gerisinde kaldığını ortaya koyuyor. 2025 Ekim ayı itibarıyla otomobil satışları yıllık bazda yüzde 5,8 artış gösterirken, toplam pazar hacmi hâlâ 2019’un altında seyrediyor. Bu tablo; üretim planlamasından istihdama, tedarik zincirlerinden Ar-Ge yatırımlarına kadar otomotiv ekosisteminin tüm bileşenlerini doğrudan etkiliyor. “Esneklik Sanayiye Nefes Aldırıyor” Saim Aşçı, AB’nin emisyon hedeflerinde daha esnek bir çerçeveye yönelmesinin, sanayinin bu geçiş sürecinde “nefes almasını” sağladığını dile getirdi. Enerji maliyetleri, hammadde erişimi, tedarik güvenliği ve küresel rekabet gibi faktörlerin tek boyutlu çözümleri riskli hale getirdiğine dikkat çekti. Türkiye açısından bakıldığında ise bu esnekliğin kritik önemde olduğunu vurgulayan Aşçı, otomotiv ihracatının yaklaşık yüzde 75’inin Avrupa pazarına yapıldığını hatırlattı. Tek teknolojiye dayalı bir dönüşümün, Türkiye’nin güçlü olduğu üretim ve tedarik kabiliyetlerini zayıflatabileceğini ifade etti. Hibrit Teknolojiler Dönüşümün Merkezine Yerleşiyor Elektrifikasyon sürecinin Avrupa genelinde devam ettiğini ancak bu dönüşümün her ülkede ve her gelir grubunda aynı hızda gerçekleşmediğini belirten Aşçı, hibrit araçların pazardaki yükselişine dikkat çekti. 2025 sonu itibarıyla Avrupa Birliği’nde satılan her üç yeni otomobilden birinin hibrit olması, tüketicilerin bugün için daha erişilebilir ve dengeli çözümleri tercih ettiğini gösteriyor. Bu tablo, hibrit teknolojilerin yalnızca geçiş aşaması değil, dönüşümün ana omurgalarından biri haline geldiğini ortaya koyuyor. Elektrikli Araçlarda Altyapı ve Davranış Engeli Tam elektrikli araçlar (BEV) tarafında pazar payı yüzde 16 seviyelerine ulaşmış durumda. Ancak Aşçı’ya göre bu büyüme, içten yanmalı motorların 2035’e kadar tamamen ve tek bir teknolojiyle devre dışı bırakılmasını destekleyecek noktada değil. Şarj altyapısının eşit dağılmaması, menzil kaygısı ve tüketici alışkanlıkları, elektrikli araçların yaygınlaşmasında hâlâ belirleyici faktörler olarak öne çıkıyor. İçten Yanmalı Motorlar Kısa Vadede Sahneyi Terk Etmiyor Avrupa genelinde benzinli ve dizel araçların payı gerilese de, bugün hâlâ satılan yeni otomobillerin üçte birinden fazlası içten yanmalı motorlara sahip. Bu durum, dönüşümün yönü ile hızı arasındaki farkı net biçimde ortaya koyuyor. AB’nin yüzde 90’lık hedefle kalan yüzde 10’luk alanı hibrit sistemler, düşük karbonlu yakıtlar ve sürdürülebilir malzemelere açmasının, hedefleri zayıflatmadığını; aksine daha ulaşılabilir ve dayanıklı hale getirdiğini ifade eden Aşçı, bu yaklaşımın yatırımcıya öngörülebilirlik sunduğunu söyledi. “Çoklu Teknoloji Stratejisi Şart” Saim Aşçı, Çin ve ABD gibi küresel oyuncuların farklı teknoloji yollarını aynı anda desteklediğine dikkat çekerek, Avrupa’nın da benzer bir çoklu teknoloji stratejisini benimsemesinin artık bir tercih değil zorunluluk olduğunu vurguladı. “Sadece elektrikli araçlara odaklanmak, Avrupa otomotiv sanayisini kırılgan hale getirdi” diyen Aşçı, AB’nin hedefleri ekonomik ve teknolojik gerçeklerle uyumlu, bütüncül bir stratejiyle ele alması gerektiğini ifade ederek değerlendirmelerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Tasarrufu Bireysel Değil, Kamusal Bir Sorumluluk! Haber

Enerji Tasarrufu Bireysel Değil, Kamusal Bir Sorumluluk!

Üsküdar Üniversitesi Mühendislik ve Doğa Bilimleri Fakültesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği (İngilizce) Bölümü Arş. Gör. Begüm Çetin, 5–11 Ocak Enerji Tasarrufu Haftası kapsamında yeni enerji kaynakları ve enerji tasarrufu konusunu değerlendirdi. Türkiye’nin en acil enerji sorunu dışa bağımlılık ve fosil yakıt ağırlığı Türkiye’nin bugün karşı karşıya olduğu en temel enerji sorununa dikkat çeken Begüm Çetin, “Ülkemizde, karbon emisyonu ve çevresel maliyeti yüksek, iklim krizine yol açan ve enerji verimliliği açısından dezavantajlı fosil yakıtlar büyük oranda kullanılmaktadır. Fakat enerjinin yeşil geleceğini düşündüğümüzde, insan ve toplum için fayda odaklı teknolojik dönüşüm sürecinde; artan nüfusumuzun arz-talep ihtiyacına karşılık verecek, enerji kaynaklarımızın dışa bağımlılığını azaltacak, enerji verimliliğimizin kesintisiz ve emniyetli bir şekilde devam etmesini sağlayacak sürdürülebilir enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması gerekmektedir. Bu bağlamda endüstriyel ve ticari alanlarda, ofis-ev ortamında ve bireysel olarak yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının teşviği ile doğru bilinçlendirme önem taşımaktadır. Ayrıca yeşil dönüşüm ve teknolojilerine hazır olacak şekilde ilgili altyapı eksiklikleri tamamlanmalıdır.” dedi. Yenilenebilir enerjide güçlü potansiyel var Yenilenebilir enerji kaynaklarının doğada var olan ve ihtiyacımız ölçüsünde enerjiyi devamlı ve sürdürülebilir bir şekilde temiz, verimli, güvenilir ve ekonomik olarak değerlendirmemize imkân sağlayan kaynaklar olduğunu dile getiren Çetin, “Ülkemizin coğrafi konumu, jeolojik yapısı ve bu bağlamda yapılan çalışmalar eşliğinde değerlendirildiğinde yenilenebilir enerji kaynakları ülkemizde önemli potansiyel kaynaklardır. Yapılan son çalışmalara göre yenilenebilir enerji kaynağının kurulu gücün yüzde olarak çoğunluğunu sırası ile hidrolik enerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve jeotermal enerji kaynakları oluşturmaktadır.” diye konuştu. Akkuyu Nükleer Santrali önümüzdeki yıl devreye alınacak Nükleer enerji kaynaklarının da sürdürülebilir enerji kaynağı olup olmaması konusunda değerlendirilmesi gereken enerji kaynağı olduğunu dile getiren Çetin, “Nükleer enerji santrallerinin atık sistemi ve santral sisteminin güvenliği ile ilgili teknolojilerinin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Herhangi bir hasar meydana geldiğinde olumsuz etkileri uzun süre devam edebilmektedir. Ülkemizde nükleer enerji santrallerinin devreye alınması ile ilgili çalışmalar devam etmekte olup en son ülkemizin ilk Nükleer Güç Santrali Akkuyu Nükleer Santrali önümüzdeki yıl devreye alınacağı bildirildi.” şeklinde konuştu. Son yıllarda sıkça konuşulan enerji dönüşümü, günlük hayatımıza nasıl yansıyor? Enerji dönüşümünde dijitalleşmenin özellikle son yıllarda yapay zekâ dönüşümünü de içinde barındırdığını ifade eden Arş. Gör. Begüm Çetin, şöyle devam etti: “Bu dönüşüme hazırlık sürecinde aktif olarak Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) ‘Enerji Yönetiminde Dijital ve Yenilenebilir Enerji Dönüşümü’ başlığı altında şebekelerde akıllı sayaç entegresini sağlamaya yönelik planı 2026 Mart ayı itibari ile uygulamaya koyacak. Burada bahsedilmesi gereken önemli bir nokta akıllı sayaç teknolojisi şebekelerin akıllı ve mikro şebekeye dönüştürülmesinde dolayısı ile akıllı şehirler dönüşümünde temel ve en önemli uygulamadır. Çünkü enerji verimliliğinin sağlanması demek enerji yönetiminin etkin bir şekilde gerçekleşmesi demektir ve bu bağlamda ölçüm cihazlarının bilgi ve haberleşme teknolojileri ile geliştirilmesi gerekmektedir. Böylelikle yenilenebilir enerji kaynaklarının ve elektrikli araç şarj istasyonlarının şebekelere entegresi ve yük yönetimini kolaylaştıran hem üretici hem tüketici ekseninde elektrik üretimi-tüketimi ve diğer güç parametrelerini uzaktan izleme ve kontrol imkânı tanıyacak verimli enerji yönetimi entegresi sağlayan teknoloji inşa edilmiş oluyor. Enerjide yapay zekâ dönüşümü de ele alınması gereken ayrı bir konu olup özellikle enerjinin emniyetli ve kesintisiz bir şekilde sağlanmasında yapay zekâ ile erken hata teşhisi ve önlem başlıkları önemli konular olabilir.” Vatandaş dönüşümün aktif bir parçası Yeşil enerji dönüşümünün, ülkemizde dijital dönüşümle birlikte eğitim, sanayi ve bireysel kullanım alanlarında ilerlediğini söyleyen Arş. Gör. Begüm Çetin, “Eğitim ve sanayi iş birlikleriyle geliştirilen projeler umut verici gelişmeler sunarken, vatandaşlar yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar ve enerji verimli ürünleri tercih ederek bu dönüşümün aktif bir paydaşı olmaktadır.” dedi. Tasarruf ve verimlilik aynı şey değil Enerji tasarrufunun, enerji tüketimini azaltmaya yönelik tedbirlerden olduğunu da dile getiren Arş. Gör. Begüm Çetin, “Enerji verimliliği ise enerjinin üretim, iletim, dağıtım ve tüketim aşamalarında kayıpların azaltılarak aynı hizmetin daha az enerjiyle sağlanmasını amaçlayan teknolojik ve sistemsel çözümlerdir. Yenilenebilir enerji kaynaklarının teşviki, akıllı sayaçlar ve talep tarafı enerji yönetimi gibi ölçüm ve kontrol teknolojileri enerji verimliliğinin artırılmasına katkı sağlar. Isı yalıtımı, verimli aydınlatma sistemleri ve elektrikli cihazların düzenli bakımı gibi uygulamalar ise hem enerji tasarrufu sağlar hem de enerji verimliliğini destekleyerek daha ekonomik, güvenli ve çevre dostu bir enerji kullanımına olanak tanır.” diye konuştu. Evlerde enerji kaybı nerelerde yoğunlaşıyor? Konutlardaki enerji kayıplarının başlıca nedenlerini sıralayan Begüm Çetin, “Konutlarda enerji kaybı enerji tasarruflu aydınlatma sistemlerinin kullanılmaması, verimsiz elektrikli cihazların tercih edilmesi ve ısıtma sistemlerinde gerekli ısı yalıtımının yapılmaması nedeniyle oluşmaktadır. Ayrıca yenilenebilir enerji ve enerji depolama sistemlerinin yaygın kullanılmaması, enerji verimliliğinin artırılmasını sınırlandırmaktadır.” şeklinde konuştu. Kış ayları için basit ama etkili öneriler Kış döneminde uygulanabilecek pratik önlemleri paylaşan Begüm Çetin, “Kullanılmayan cihazların elektrik ile bağlantısı kesilmeli ve cihazlar prizde takılı kalmamalıdır. Enerji tasarruflu ampuller tercih edilmelidir ve gereksiz aydınlatmalardan kaçınılmalıdır. Evde ısı yalıtımını sağlayacak önlemler alınmalıdır ve enerji tasarruflu elektrikli cihazlar tercih edilmelidir. Talep taraflı enerji yönetimi ve enerji parametrelerinin takip edilip kontrol edilebilmesi için mekanik sayaçlar yerine akıllı sayaçlar veya çift yönlü sayaçlar entegre edilmeli, enerji depolama sistemleri ile yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı teşvik edilmelidir.” dedi. Enerji tasarrufu kamusal bir sorumluluk Enerji tasarrufunun yalnızca bireylere yüklenemeyeceğini vurgulayan Begüm Çetin, şöyle devam etti: “Bireysel sorumluluklarımız farkında olduğumuz ve bilinçli olduğumuz sürece belirli bir noktaya kadar enerji tasarrufuna katkı sağlar fakat ülkemizde artan nüfusun enerji talebini yönetebilmek, enerjimizin dışa bağımlılığını azaltmak ve enerji verimliliğini sürdürülebilir bir şekilde gerçekleştirmek için kamusal ve yerel yönetimlerin enerji tasarrufunu sağlayacak çözümleri mutlaka olmalıdır. Öncelikle bilgi ve iletişim teknolojilerinin etkin kullanıldığı, sürdürülebilirlik ve insan/toplum odaklı teknolojik evrimin gerçekleştiği süreçteyiz. Bu sürece dahil olmanın farkındalığı ile temiz, ekonomik, güvenli enerji kaynaklarından yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını ve kontrolünü destekleyen akıllı ve mikro şebekelere geçilmesi konusunda hazırlıklar yapılmalıdır. Bu bağlamda daha esnek, ölçümlenebilir ve dayanıklı alt yapı imkânı sağlanmalıdır. Şebekelerde çift yönlü veri akışının sağlanabileceği haberleşme ağının ve veri kontrol merkezlerinin kurulmasının yanı sıra güç ve arıza verilerinin uzaktan kontrol edilerek yapay zekâ teknolojileri ile önceden arıza ve kesinti tahmini yapılabilecek sistemsel bütünlük içeren çalışmalara önem verilmelidir. Sürdürülebilirlik ve kalkınma planları kapsamında, üniversite sanayi iş birliğiyle geliştirilen projeler ve çalıştaylar aracılığıyla bu çalışmaların uygulanabilirliği desteklenmelidir. Toplu taşımada ve bireysel ulaşımda elektrikli ve enerji verimli araç kullanımına yönelik teşvikler artırılmalı, enerji verimli bina standartları ise zorunlu hâle getirilmelidir. Ayrıca yeşil enerji ve dijital dönüşüme ilişkin farkındalığın artırılması amacıyla, ilkokuldan başlayarak tüm eğitim seviyelerinde bilinçlendirme çalışmaları yürütülmelidir.” Tasarruf artık zorunlu İklim krizi ve artan enerji maliyetlerinin tasarrufu zorunlu hâle getirdiğini ifade eden Begüm Çetin, “Türkiye, Paris Anlaşması kapsamında 2053 net sıfır emisyon hedefini benimsemiştir. 12. Kalkınma Planı ve 2024–2026 hedefleri doğrultusunda yeşil enerji dönüşümünün hızlandırılması planlanmaktadır. Ayrıca sürdürülebilir dönüşüme katkı sağlamak için üniversiteler de Stratejik Plan dahilinde çalışmalar yapmaya devam etmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında tasarruf yapmak bireysel tedbir almaktan çıkıp sektörel, yönetimsel ve uluslararası düzlemde yapılması gereken zorunlu davranış haline gelmektedir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Direksiyon Başında Tüm Dikkatinizi Yola Verin! Haber

Direksiyon Başında Tüm Dikkatinizi Yola Verin!

Karlı ve buzlu havalarda en güvenli davranışın, kişisel sürüş becerisine güvenmekten çok, riskleri minimize edecek tercihler yapmak olduğunu ifade eden Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, toplu taşımanın mümkün olduğu durumlarda bireysel araç kullanımından kaçınılması gerektiğini, zorunlu hallerde ise sürüşün “acele değil istikrar” prensibiyle yapılması gerektiğini söyledi. “Arkadan çarpma kazalarının temel nedenleri; güvenli takip mesafesine uyulmaması ve sürüş sırasında cep telefonu kullanımıdır.” Özgür Şener, sürücülere direksiyon başında tüm dikkatlerini yola vermeleri çağrısında bulundu. Özgür Şener, kış aylarında güvenli sürüşün yalnızca teknik bilgi değil, bilinçli davranış meselesi olduğuna dikkat çekerek, “Kış şartlarında güvenli sürüş, ‘gidebilir miyim?’ sorusundan önce ‘gitmeli miyim?’ sorusunu sormakla başlar.” dedi. Üsküdar Üniversitesi İş Sağlığı ve Güvenliği Bölümü Öğretim Görevlisi ve Yol ve Trafik Güvenliği Danışmanı Özgür Şener, olumsuz hava ve yol koşullarında sürücülerin zorunlu olmadıkça araç kullanımından kaçınmasını önerdi. Riskli havalarda direksiyon değil, tercih belirleyici Özgür Şener, karlı ve buzlu havalarda en güvenli davranışın, kişisel sürüş becerisine güvenmekten çok, riskleri minimize edecek tercihler yapmak olduğunu ifade ederek, toplu taşımanın mümkün olduğu durumlarda bireysel araç kullanımından kaçınılması gerektiğini, zorunlu hallerde ise sürüşün “acele değil istikrar” prensibiyle yapılması gerektiğini söyledi. Kaygan zeminlerde hızın mutlaka düşürülmesi, ani direksiyon hareketlerinden, sert fren ve ani hızlanmalardan kaçınılması gerektiğini belirten Şener, sürücülerin kendilerine güvenli bir alan bırakacak takip mesafesini mutlaka artırması gerektiğini ifade etti. Kazaların büyük bölümü dikkatsizlikten Kış koşullarında yaşanan kazaların önemli bir bölümünün teknik yetersizlikten değil, dikkat dağınıklığından kaynaklandığına dikkat çeken Özgür Şener, özellikle cep telefonu kullanımının ölümcül kazalara zemin hazırladığını vurguladı. “Arkadan çarpma kazalarının temel nedenleri; güvenli takip mesafesine uyulmaması ve sürüş sırasında cep telefonu kullanımıdır.” diyen Şener, sürücülere direksiyon başında tüm dikkatlerini yola vermeleri çağrısında bulundu. Kış sürüşü yola çıkmadan başlar Güvenli sürüşün, hareket anında değil, yola çıkmadan önce yapılan kontrollerle başladığını belirten Özgür Şener, kış koşullarına uygun olmayan bir araçla trafiğe çıkmanın, hem sürücüyü hem de diğer yol kullanıcılarını riske attığını kaydetti. Lastiklerin diş derinliğinin en az 4 mm olması gerektiğini hatırlatan Özgür Şener, lastik basınçlarının uygun değerlerde olup olmadığının, far ve aydınlatmaların, sileceklerin, cam rezistanslarının ve havalandırma sistemlerinin çalışır durumda olmasının hayati önem taşıdığını anlattı. Cam suyunda antifriz bulunmamasının, sürüş sırasında görüşü tamamen ortadan kaldırabileceğine işaret eden Şener, özellikle aracın tavanında ve cam üstlerinde biriken karların temizlenmeden yola çıkılmaması gerektiğini vurguladı. Yolda kalma ihtimali de hesaba katılmalı Kış şartlarında yalnızca sürüş anının değil, olası bir yolda kalma durumunun da planlanması gerektiğini ifade eden Şener, araçta yeterli enerji, su ve temel gıdaların bulundurulmasının önemine dikkat çekti. Küçük çocuklu aileler için bu hazırlığın daha da hayati olduğunu söyleyen Özgür Şener, ayrıca kar zincirlerinin lastik ebatlarıyla uyumlu olması, zincirin kullanılabilir durumda bulunması ve gerektiğinde nasıl takılacağının önceden bilinmesi gerektiğini belirtti. Elektrikli araçlar için kış ayrı bir plan gerektiriyor Elektrikli araç kullanıcılarına da özel uyarılarda bulunan Şener, soğuk havaların batarya performansını etkileyebileceğini hatırlattı. Isıtma sistemlerinin düzgün çalıştığından emin olunması gerektiğini söyleyen Şener, “Elektrikli araç sürücüleri, yola çıkmadan önce şarj durumlarını ve güzergâh üzerindeki şarj istasyonlarını mutlaka planlamalıdır. Aksi halde soğuk hava koşullarında yolda kalma riski ciddi biçimde artar.” dedi. Kış sürüşü bir refleks değil, bilinç meselesi Özgür Şener, kış aylarında güvenli sürüşün yalnızca teknik bilgi değil, bilinçli davranış meselesi olduğuna dikkat çekerek, “Kış şartlarında güvenli sürüş, ‘gidebilir miyim?’ sorusundan önce ‘gitmeli miyim?’ sorusunu sormakla başlar.” şeklinde sözlerini tamamladı.

SabancıDx ve Bulutistan’a yeni CEO Haber

SabancıDx ve Bulutistan’a yeni CEO

Sabancı Topluluğu’nun dijital teknoloji alanındaki Türkiye ve bölgenin öncü şirketleri SabancıDx ve Bulutistan CEO’luğu görevine Mehmet Fırat atandı. 2020 yılından bu yana Enerjisa Enerji’de Bilgi Teknolojileri ve Dijital İş Yönetimi Bölüm Başkanı olarak görev yapan Mehmet Fırat, 01.01.2026 tarihinden itibaren SabancıDx ve Bulutistan CEO’luğu görevini üstlenecek. Mehmet Fırat, Sabancı Topluluğu’na dijital iş kolu odağında hizmet veren, son olarak SabancıDx ve Bulutistan CEO’luğu görevini yürütmekte olan Tevfik Kor’dan 1 Ocak 2026 tarihi itibariyle bayrağı devralacak. Sabancı Holding ve Topluluk şirketlerinin teknoloji ve dijital dönüşüm stratejilerinin üst düzey yönlendirilmesine liderlik edecek olan Mehmet Fırat, Sabancı Topluluğu genelinde dijital yol haritasının entegre ve geleceğe dönük şekilde yönetilmesinde rol alacak. Mehmet Fırat Hakkında: Mehmet Fırat, 2001 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi Matematik Bölümü’nden mezun olmasının ardından, Strathclyde Üniversitesi’nde Bilişim Sistemleri Yönetimi Lisansüstü Programı’nı, 2023 yılında ise Northwestern Üniversitesi Dijital Dönüşüm Master Programı’nı tamamladı. İş hayatına 2003 yılında Havelsan A.Ş.’de Kıdemli SAP Danışmanı / Proje Yöneticisi olarak başlayan Mehmet Fırat, çeşitli sektörlerde ve firmalarda SAP projelerinde danışman, proje yöneticisi ve program yöneticisi rollerinde bulundu. Mehmet Fırat, 2009 yılında Başkent Elektrik Dağıtım Şirketinde Proje Yöneticiliği görevinin ardından, 2011 yılından itibaren Enerjisa Enerji’de sırasıyla Bilgi Teknolojileri Müdürü, Proje Yönetim Ofisi Grup Müdürü, Bilgi Sistemleri Direktörü olarak görev yaptı. Fırat, 2020 yılından bu yana ise Enerjisa Enerji Bilgi Teknolojileri ve Dijital İş Yönetimi Bölüm Başkanı görevini üstlendi. Holding iştiraklerinden Teknosa Yönetim Kurulu üyesi, Sabancı Ventures yatırımlarından yapay zekâ odaklı Zack.ai’ın Yönetim Kurulu Başkan Vekili ve aynı zamanda elektrikli araçlar şarj istasyonu ağı Eşarj şirketinin de yönetim kurulu üyesi olan Mehmet Fırat, yeni nesil teknolojiler alanında faaliyetler yürüten Enerjide Dijitalleşme Derneği ile Yapay Zekâ ve Teknoloji Derneği’nde ve Ortadoğu Teknik Üniversitesi Spor Kulübü Yönetim Kurulu’nda aktif rol alıyor.

Elektrikli Araçların Yol Arkadaşı Myz Co Charge 1 Yılda 5 Ton Karbon Salımını Önledi Haber

Elektrikli Araçların Yol Arkadaşı Myz Co Charge 1 Yılda 5 Ton Karbon Salımını Önledi

Çevreye değer katan vizyonuyla yatırımlarını sürdüren Zeren Group, MYZ Co Charge markasıyla mobilite sektöründe çevreci bir dönüşüm sağlıyor. Türkiye genelinde 54 şarj ünitesiyle hizmet veren MYZ Co Charge, bireysel kullanıcıların yanı sıra ticari alanlarda da kullanılabilen çözümleriyle dikkat çekiyor. Son bir yılda MYZ Co Charge’ın elektrikli araçlara sağladığı enerji sayesinde 5 tonun üzerinde karbon emisyonu engellenirken, altyapının yeni yatırımlar ve iş birlikleriyle daha da genişletilmesi planlanıyor. ‘DAHA YEŞİL BİR GELECEK’ Zeren Group Operasyonlar ve Dış İştirakler Direktörü Çağla Tepe, çevreye duyarlı ulaşıma destek sağlamaktan memnuniyet duyduklarını belirterek, “Elektrikli araçlar için kurduğumuz her altyapı, aslında daha yeşil bir geleceğin yapı taşlarını oluşturuyor. Amacımız yalnızca araçların enerjiye erişimini sağlamak değil; karbon salımını azaltan çözümlerimizle çevreye duyarlı ulaşım kültürünü de yaygınlaştırmak. Bu yaklaşımımızla hem bireysel kullanıcıların hem de toplumun sürdürülebilir yaşam biçimlerine geçişini destekliyoruz. MYZ Co Charge’la, Zeren Group’un insana ve çevreye değer katan vizyonunu geleceğe taşıyarak Türkiye’den başlayıp uluslararası pazarlara uzanan bir dönüşüme öncülük etmek istiyoruz.” diye konuştu. YENİ YATIRIMLAR YOLDA MYZ Co Charge, elektrifikasyonun hız kazandığı yeni mobilite çağında dijital altyapı ve kullanıcı dostu uygulamaları sayesinde rezervasyon, erişim ve ödeme kolaylığı sağlıyor. Marka, yakın dönemde Ağrı, Ankara ve Balıkesir’de devreye alınacak yeni istasyonlarla daha geniş bir coğrafyada kullanıcılarla buluşacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.