Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Elektrikli Araçlar

Kapsül Haber Ajansı - Elektrikli Araçlar haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Elektrikli Araçlar haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Türkiye’de Her İki Şirketten Biri Elektrikli Araçlara Yeşil Işık Yakıyor Haber

Türkiye’de Her İki Şirketten Biri Elektrikli Araçlara Yeşil Işık Yakıyor

BNP Paribas Grubu çatısı altında faaliyet gösteren ve Türkiye’de kurumların mobilite, filo yönetimi ve operasyonel verimlilik hedeflerine ulaşmalarında güvenilir ve uzun vadeli iş ortağı olarak konumlanan TEB Arval’in desteğiyle her yıl gerçekleştirilen Arval Mobility Observatory (AMO) Filo ve Mobilite Barometresi 2026 araştırma sonuçları açıklandı. 33 ülkede 10 bin 157 yöneticinin katılımıyla gerçekleştirilen araştırma, şirketlerin filo ve mobilite yönetiminde artık strateji geliştirme aşamasını geride bırakarak, uygulama dönemine geçtiğini ortaya koydu. Araştırma sonuçları, elektrikli araç dönüşümünün hızla devam ettiğini gözler önüne sererken, şirketlerin odağını operasyonel verimlilik, alternatif mobilite çözümleri ve veri odaklı filo yönetimine çevirdiğini gösteriyor. Araştırma sonuçlarına göre Türkiye’de şirketlerin yüzde 54’ü bataryalı elektrikli araçlar (BEV), şarj edilebilir hibrit araçlar (PHEV) veya hibrit araçlar (HEV) gibi alternatif enerji teknolojilerini kullanıyor ya da önümüzdeki üç yıl içinde kullanmayı planlıyor. Türkiye’de şirketlerin yüzde 27’si filolarında en az 1 elektrikli araca sahip. Binek araç filolarındaki elektrikli araç oranının önümüzdeki üç yıl içinde yüzde 12’ye ulaşması bekleniyor. TEB Arval Genel Müdürü Fatih Deynek: “Veriyi etkin yöneten ve çalışan beklentilerine çeviklikle yanıt veren şirketler rekabet avantajı sağlayacak” Araştırma sonuçlarını değerlendiren TEB Arval Genel Müdürü Fatih Deynek şunları söyledi: “2026 Barometresi, Türkiye'de filo yönetiminin yeni bir evreye geçtiğini gösteriyor. Şirketler artık elektrifikasyonun gerekliliğini tartışmaktan çok, bu dönüşümü nasıl daha verimli ve sürdürülebilir şekilde hayata geçireceklerine odaklanıyor. Araştırma sonuçları, Türkiye'de elektrikli araç kullanımına yönelik güçlü bir irade bulunduğunu ancak şarj altyapısı ve operasyonel verimlilik gibi başlıkların dönüşümün başarısında belirleyici olacağını ortaya koyuyor. Bununla beraber mobilite anlayışı da değişiyor. Şirketler çalışanlarına yalnızca araç sunmak yerine daha esnek, daha sürdürülebilir ve daha kapsayıcı ulaşım çözümleri geliştirmeye yöneliyor. Önümüzdeki süreçte çevresel hedefleri mali disiplinle buluşturan, veriyi etkin yöneten ve çalışan beklentilerine çeviklikle yanıt veren şirketler rekabet avantajı sağlayacak. TEB Arval olarak, müşterilerimizin bu dönüşüm sürecinde filo çözüm ortaklığının ötesine geçerek, onların stratejik sürdürülebilir mobilite danışmanı olma kararlılığımızı sürdürüyoruz.” Elektrikli araçların önündeki kritik eşik: Şarj altyapısı Araştırmaya göre elektrifikasyon konusunda önemli ilerleme kaydedilmesine rağmen, şirketler bazı yapısal engellerle karşı karşıya kalmaya devam ediyor. Türkiye'de elektrikli araç kullanımının önündeki engellerden birinin şarj noktaları olduğunu belirten şirketlerin oranı %68'i buluyor. Buna rağmen araştırmaya katılan şirketlerin tamamı en az bir şarj politikası uyguluyor veya uygulamayı planlıyor. Araştırmada elektrikli araçlar, şirketlerin çevresel sorumluluklarını destekleyen ve mobilite dönüşümünü hızlandıran önemli araçlardan biri olarak öne çıkıyor. Şirketlerin elektrikli araçlara geçiş sebepleri arasında; sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmak, karbon emisyonlarını azaltmak ve geleceğin mobilite ihtiyaçlarına hazırlıklı olmak önemli etkenler arasında. Araştırmaya göre şirketlerin büyük bölümü için elektrifikasyon artık kısa vadeli bir tercih değil, uzun vadeli dönüşüm stratejilerinin temel unsurlarından biri olarak dikkat çekiyor. Araştırmada ikinci el araç pazarına ilişkin veriler de dikkat çekiyor. Türkiye’de şirketlerin yüzde 31’i filolarında ikinci el araç kullanırken, yüzde 44’ü önümüzdeki üç yıl içinde ikinci el araçları filolarına dahil etmeyi planlıyor. Ayrıca şirketlerin yüzde 27’si ikinci el araç finansmanında operasyonel kiralamayı tercih ediyor veya etmeyi değerlendiriyor. Veri odaklı filo yönetimine ilgi artıyor Araştırma sonuçları, şirketlerin filo yönetiminde veriye dayalı çözümlere ve uzman desteğine olan ihtiyacının arttığını gösteriyor. Türkiye’de filo yöneticilerinin yüzde 45’i performans yönetimi konusunda daha fazla desteğe ihtiyaç duyduğunu ifade ederken, yüzde 24’ü filo optimizasyonu alanında danışmanlık desteğine ihtiyaç duyuyor. Otomatik araç performans takibi, önleyici bakım sistemleri ve gerçek zamanlı araç izleme çözümleri en çok talep edilen teknolojiler arasında yer alıyor. Şirketler, filolarını daha verimli yönetebilmek ve operasyonel süreçlerini iyileştirebilmek için veri odaklı yönetim araçlarına yönelirken, araçlar ve operasyonlara ilişkin daha fazla görünürlük sağlayan çözümler de giderek daha fazla önem kazanıyor. Araştırma sonuçları, şirketlerin filo yönetiminde dijitalleşme ve veri odaklı yaklaşımı stratejik bir öncelik olarak gördüğünü ortaya koyuyor. Araştırmaya göre çalışan mobilitesi alanında da dönüşüm hız kazanıyor. Türkiye’de şirketlerin yüzde 91’i en az bir mobilite politikası veya çözümünü uyguluyor ya da uygulamaya hazırlanıyor. Araç paylaşımı, mobilite bütçeleri ve toplu taşıma destekleri giderek daha fazla tercih edilirken, şirketler bu çözümleri yalnızca operasyonel verimlilik için değil, çalışan memnuniyeti ve yetenek çekimi açısından da stratejik bir araç olarak görüyor. Araştırma sonuçları, Türkiye’de filo ve mobilite sektörünün çevresel sürdürülebilirlik, operasyonel verimlilik ve çalışan deneyimi ekseninde önemli bir dönüşüm sürecinden geçtiğini ortaya koyuyor. Şirketler artık yalnızca yeni teknolojilere yatırım yapmakla kalmıyor; bu yatırımların maliyet, operasyon ve insan kaynağı üzerindeki etkilerini de bütüncül bir yaklaşımla yönetmeye odaklanıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Toyota, 34 Yıldır Otomotiv Sektörüne Nitelikli Teknik İnsan Kaynağı Yetiştiriyor Haber

Toyota, 34 Yıldır Otomotiv Sektörüne Nitelikli Teknik İnsan Kaynağı Yetiştiriyor

34 yıldır sürdürülen program kapsamında bu yıl da yeni mezunlar sektöre kazandırıldı. Genç mezunlar, teknik bilgi ve becerilerinin yanı sıra Toyota'nın çalışma kültürü ve temel değerleriyle de geleceğe hazırlandı. Millî Eğitim Bakanlığı iş birliğiyle yürütülen Toyota Teknik Eğitim Programı, öğrencilerin lise yıllarından itibaren meslek sahibi olmalarını desteklerken, otomotiv teknolojilerindeki gelişmelere uyum sağlayabilecek donanıma sahip teknik personelin yetişmesine de katkı yapıyor. 1992 yılından bu yana İstanbul Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde uygulanan program, Adana Seyhan Şehit Bora Süelkan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde ise 2007 yılından bu yana başarıyla sürdürülüyor. Bu yıl 27 öğrenci daha mezun oldu Toyota Türkiye'nin uzun soluklu sosyal sorumluluk projelerinden biri olan Toyota Teknik Eğitim Programı kapsamında bu yıl Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nden 14, Adana Seyhan Şehit Bora Süelkan Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nden ise 13 öğrenci mezun olarak otomotiv sektörüne ilk adımlarını attı. Program kapsamında öğrenciler teorik bilgilerini uygulamalı eğitimlerle pekiştirirken, Toyota'nın kalite anlayışı, Kaizen felsefesi, takım çalışması, disiplin ve müşteri odaklı yaklaşımını da eğitimlerinin bir parçası olarak benimsiyorlar. Mezunların önemli bir bölümü ise Toyota yetkili servislerinde ve otomotiv sektörünün farklı alanlarında istihdam edilerek meslek hayatlarına güçlü bir başlangıç yapıyorlar. Elektrikli araçlar alanında öğretmenlere de eğitim verildi Toyota Teknik Eğitim Programı, yalnızca öğrencilerin değil öğretmenlerin gelişimine de katkı sağlamayı sürdürüyor. Bu kapsamda Şişli Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde, Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan 13 farklı ilden 20 öğretmene Toyota Türkiye ev sahipliğinde Temel ve İleri Seviye Elektrikli Araçlar Eğitimi verildi. Böylece öğretmenler, mobilite dünyasının yeni teknolojileri hakkında kapsamlı bilgi sahibi oldular. Programı başarıyla tamamlayan öğretmenler, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından verilen hizmet içi eğitim sertifikalarını almaya hak kazandılar. Edindikleri bilgi ve deneyimleri ise elektrikli araç teknolojileri alanındaki atölyelerde öğrencilerine aktararak geleceğin teknik insan kaynağının yetişmesine katkı sağlayacaklar. T-TEP’te yeni dönem gelişim odaklı uygulamalarla başlıyor Toyota Türkiye, T-TEP'in sürdürülebilir başarısını desteklemek amacıyla yeni dönem çalışmalarına da ara vermeden başladı. Bu kapsamda Adana'daki T-TEP sınıfına katılacak öğrencilerin belirlenmesi için mülakatlar gerçekleştirildi. Toyota yetkili servislerinden servis müdürleri ve mekanik formenlerin de yer aldığı değerlendirme süreciyle, programa katılacak yeni öğrencilerin seçim süreci tamamlandı. Toyota Türkiye, yeni dönemde öğrencilerin gelişimini sınıf ortamının ötesine taşıyacak yeni uygulamaları da hayata geçirecek. Toyota Türkiye Eğitim Bölümü’nün çalışmalarıyla birlikte öğrencilerin gelişimi eğitim sürecinin her aşamasında desteklenecek. Bu kapsamda kariyer yolculuğu ve koçluk desteğinin yanı sıra Toyota yetkili servislerinde görev yapan uzmanların teknik bilgi ve bayi organizasyonuna ilişkin deneyimlerini öğrencilerle paylaşacağı buluşmalar düzenlenecek. Ayrıca gerçekleştirilecek bayi ziyaretleriyle öğrencilerin staj öncesinde iş süreçlerini yerinde deneyimlemeleri sağlanacak. 34 yıldır aralıksız devam eden Toyota Teknik Eğitim Programı, bu yıl mezun olan 27 öğrencinin de katılımıyla bugüne kadar toplam 689 mezun vererek otomotiv sektörünün ihtiyaç duyduğu nitelikli teknik insan kaynağının yetiştirilmesine katkı sağlamayı sürdürüyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Elektrikli Araç Ekosisteminde Yeni Dönemi Blockchain ve RWA Şekillendirecek Haber

Elektrikli Araç Ekosisteminde Yeni Dönemi Blockchain ve RWA Şekillendirecek

Küresel elektrikli araç pazarı 2026 yılında yeni rekorlara hazırlanırken Türkiye'de de elektrikli otomobil satışları hız kesmeden büyümeye devam ediyor. Artan araç sayısı yalnızca şarj istasyonlarına olan talebi değil, bu altyapının nasıl finanse edileceği sorusunu da sektörün gündemine taşıyor. Blockchain teknolojisi ve RWA tokenizasyonu ise şarj altyapısını daha şeffaf, erişilebilir ve yatırım yapılabilir hale getirecek çözümler arasında öne çıkıyor. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan SAFEbit İş Geliştirme Direktörü Leo Enes Şahin, elektrikli araç ekosisteminin artık yalnızca otomotiv sektörünün değil, enerji ve dijital finans dünyasının ortak dönüşüm alanı haline geldiğini söyledi. Elektrikli araç pazarı yeni bir büyüme evresine giriyor "Elektrikli araç pazarı artık niş bir segment olmaktan çıktı ve küresel otomotiv sektörünün ana büyüme alanına dönüştü. Uluslararası Enerji Ajansı'nın öngörülerine göre 2026 yılında küresel elektrikli araç satışlarının 23 milyon adede ulaşması bekleniyor. Türkiye'de de ilk dört ayda yaklaşık 55 bin elektrikli otomobil satıldı ve elektrikli araçların toplam pazardaki payı yüzde 19 seviyesine yükseldi. Togg, BYD ve Tesla'nın aynı pazarda güçlü şekilde büyümesi, Türkiye'nin elektrikli mobilite dönüşümünde önemli bir merkez haline geldiğini gösteriyor. Bu büyüme doğal olarak şarj altyapısına olan ihtiyacı da aynı hızla artırıyor. Elektrikli araçlara geçişi destekleyen en önemli faktörlerden biri de yükselen akaryakıt maliyetleri. Benzin fiyatlarının yüksek seyretmesi ve küresel enerji piyasalarındaki belirsizlikler, bireysel kullanıcıları ve filo şirketlerini daha düşük işletme maliyetine sahip elektrikli araçlara yönlendiriyor. Elektrikli araç sahipliği artık yalnızca çevresel bir tercih değil, aynı zamanda güçlü bir ekonomik karar haline geliyor. Bu eğilim devam ettikçe şarj altyapısı yatırımlarının da çok daha hızlı büyümesi gerekecek. Şarj altyapısının finansmanı yeniden tanımlanıyor Bugün sektörün en büyük sorusu daha fazla elektrikli araç değil, bu araçları destekleyecek şarj altyapısının nasıl finanse edileceği. Türkiye'de AC ve DC şarj soketlerinin sayısı hızla artarken, bayram dönemlerinde şarj işlemleri ve elektrik tüketiminde yüzde 100'ün üzerinde büyüme görülmesi mevcut yatırımların daha da hızlanması gerektiğini ortaya koyuyor. Geleneksel finansman modelleri bu büyüme hızını tek başına karşılamakta zorlanabilir. Bu nedenle yeni nesil finansman modellerine ihtiyaç duyuluyor. Gerçek Dünya Varlıkları'nın tokenizasyonu, şarj istasyonu yatırımlarını çok daha geniş bir yatırımcı kitlesine açabilecek önemli bir model sunuyor. Bir şarj istasyonunun yatırım maliyetinin dijital tokenlara bölünmesi, yatırımcıların küçük paylarla altyapı yatırımlarına ortak olabilmesini sağlayabilir. İstasyonun elde ettiği gelir ise akıllı sözleşmeler aracılığıyla token sahiplerine otomatik olarak dağıtılabilir. Böylece operatörler daha hızlı finansmana ulaşırken yatırımcılar da gelir üreten somut altyapı varlıklarına erişebilir. Blockchain şarj ekosistemini daha verimli hale getirecek Blockchain teknolojisi yalnızca finansman tarafında değil, şarj altyapısının işletilmesinde de önemli avantajlar sunuyor. Şarj işlemleri, ödeme sistemleri, enerji mutabakatı ve araçtan şebekeye enerji aktarımı gibi süreçler merkezi yapılara ihtiyaç duymadan daha şeffaf ve güvenli biçimde yönetilebilir. Akıllı sözleşmeler sayesinde hem kullanıcı deneyimi iyileşirken hem de enerji ticaretinde verimlilik artabilir. Özellikle V2G modelleriyle elektrikli araçlar yalnızca enerji tüketen değil, gerektiğinde enerji sağlayan mobil depolama ünitelerine dönüşebilir. Bugün tokenize edilmiş gerçek dünya varlıkları pazarı hızla büyüyor ve enerji altyapısı bu alanın en güçlü kullanım senaryolarından biri olmaya aday görünüyor. Elektrikli araç şarj ağları düzenli nakit akışı üreten, ölçeklenebilir ve yatırımcı açısından anlaşılabilir altyapılar sunuyor. SAFEbit olarak blockchain ve RWA teknolojilerinin elektrikli araç ekosisteminde kalıcı bir finansman modeli oluşturacağına inanıyoruz. Önümüzdeki dönemde şarj istasyonlarının token bazlı sahiplik modelleriyle finanse edilmesi hem sektörün büyümesini hızlandıracak hem de dijital varlık yatırımcılarına reel ekonomiye bağlı yeni yatırım fırsatları sunacak.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Küresel Cam Endüstrisi   40. Şişecam Uluslararası Cam Konferansı’nda İstanbul’da Buluştu Haber

Küresel Cam Endüstrisi 40. Şişecam Uluslararası Cam Konferansı’nda İstanbul’da Buluştu

Bu yıl “United to Innovate: A Future-Focused Transformation of Energy & Glass” temasıyla düzenlenen konferansta, dekarbonizasyon, enerji verimliliği ve dijitalleşme gibi dönüşümün merkezinde yer alan konular kapsamlı şekilde ele alınıyor. Alanında dünyanın en saygın platformları arasında gösterilen konferans, cam sektörünün sürdürülebilir geleceğine yön verecek stratejik tartışmalara ev sahipliği yapıyor. “Sürdürülebilirlik artık uzun vadeli bir vizyonun çok ötesinde” Konferansın açılışında konuşan Şişecam Genel Müdürü Can Yücel, camın ardındaki bilimsel derinliğe ve sektörün dönüşümüne dikkat çekerek şunları söyledi: “Camı daha işlevsel, sürdürülebilir ve hafif üretme arayışı bizim için bitiş çizgisi olmayan bir yolculuk. Özellikle sürdürülebilirlik artık uzun vadeli bir vizyon değil, tüm değer zincirimizi şekillendiren temel bir dönüşüm ajandası. Cam, doğası gereği enerji yoğun bir endüstri. Bu yapının beraberinde getirdiği çevresel ve operasyonel zorluklara karşı sektör olarak ortak akılla, inovasyonla ve güçlü iş birlikleriyle somut çözümler üretmemiz kaçınılmaz. Şişecam olarak hedefimiz, 50 yıllık köklü Ar-Ge birikimimizle bu sektörel çözümlere öncülük etmek. Şişecam Uluslararası Cam Konferansı da bu hedefe ilerlememizi destekleyen önemli bir platform.” “Bu çağa elektrik çağı diyoruz” Etkinliğin ana konuşmacısı Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol ise, dünyadaki gelişmeler ve global trendlerle ilgili konuştu. Birol şunları söyledi: “Ülkeler enerji sistemlerini elektriğe dönüştürüyorlar. Elektrik değerli hale gelecek ve yenilenebilir ile nükleer enerji ilerleme gösterecek. Ekonomimiz, sosyal yaşantımız enerjiyle tetikleniyor. Petrol ve gazdan sonra yavaş yavaş elektrik dönemine geliyoruz. Bu artışın tetikleyici unsurlarından biri yapay zeka. Veri merkezleri 7/24 elektriğe ihtiyaç duyuyor. İkincisi elektrikli araçlar. 5 yıl önce dünyada satılan araçların yüzde 5’i elektrikliyken bugün bu oran yüzde 30. Üçüncü tetikleyici ise klimalar. İklim değişiklikleri ve sıcaklıkların artması klima kullanımını ciddi oranda artırıyor. Bu üç unsur elektrifikasyon için en önemli tetikleyiciler. Biz bu çağa elektrik çağı diyoruz. Enerji krizi konusunda kurumlar ve devletler doğru stratejiler kurmalı, güvenilir ortaklar edinmeli ve daha ödenebilir bir şekilde elektrik üretilmeli.” Konferansın devamında Dr. Fatih Birol ile Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) İklim Stratejisi ve Uygulama Genel Müdürü Gianpiero Nacci’yi bir araya getiren “Securing the Transition: Financing the Decarbonization of Energy-Intensive Industry” başlıklı söyleşide; enerji yoğun sanayilerin düşük karbon dönüşümü finansmanı, bu geçişi hızlandıracak yatırım araçları ve kamu ile özel sektör finansman kaynaklarının uyumlu hâle getirilmesi konuları ele alındı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

BeeMagnetics, PCIM Top Innovation 2026 Ödülünü Kazandı Haber

BeeMagnetics, PCIM Top Innovation 2026 Ödülünü Kazandı

Her yıl Almanya’nın Nürnberg kentinde düzenlenen PCIM Expo & Conference, güç elektroniği, akıllı hareket sistemleri, yenilenebilir enerji ve enerji yönetimi alanlarında dünyanın önde gelen uluslararası etkinliklerinden biri olarak kabul ediliyor. Küresel güç elektroniği ekosisteminden uzmanları, teknoloji şirketlerini, araştırmacıları ve karar vericileri bir araya getiren PCIM, yenilikçi teknolojilerin ve geleceğe yönelik mühendislik çözümlerinin sergilendiği önemli bir platform olarak öne çıkıyor. BeeMagnetics, güç elektroniği tasarım süreçlerine getirdiği yenilikçi sistem seviyesi yaklaşımıyla PCIM Top Innovation 2026 ödülünü kazandı. Şirketin ana ürünü BeeMagnetics Engine, güç elektroniği tasarımında PCB yerleşimi ve prototipleme öncesindeki kritik mühendislik adımlarını tek bir yapı içerisinde ele alan yeni nesil bir tasarım karar motoru olarak öne çıkıyor. Güç elektroniği sistemleri; elektrikli araçlar, yenilenebilir enerji, savunma, veri merkezleri ve endüstriyel uygulamalarla birlikte giderek daha karmaşık hale geliyor. Daha yüksek verimlilik, daha yüksek güç yoğunluğu, daha kısa geliştirme süreleri ve daha düşük maliyet beklentileri, geleneksel ve parçalı tasarım süreçlerini daha zor yönetilebilir hale getiriyor. BeeMagnetics Engine, yalnızca mevcut bir tasarımı doğrulamaya değil, sistem gereksinimlerinden başlayarak daha güçlü, öngörülebilir ve üretilebilir tasarım çıktıları oluşturmaya odaklanıyor. %98’e varan sistem seviyesi doğrulukla, aylar süren erken aşama tasarım çalışmalarını dakikalar seviyesine indirmeyi hedefliyor. Bu yaklaşım, mühendislik ekiplerinin PCB yerleşimi ve prototipleme aşamasına geçmeden önce daha olgun tasarım kararları almasına yardımcı olurken; gereksiz revizyonları, prototip tekrarlarını ve teknik riski azaltmayı da destekliyor. Böylece BeeMagnetics Engine, daha hızlı ve daha optimize tasarım süreçlerinin yanında daha sürdürülebilir mühendislik uygulamalarına da katkı sağlıyor. PCIM Top Innovation 2026 ödülü, BeeMagnetics’in sistem seviyesinde güç elektroniği tasarım teknolojileri alanındaki vizyonunu global ölçekte görünür kılan önemli bir kilometre taşı oldu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Epsan 50. Yılını Çalışanları ve İş Ortaklarıyla Kutladı Haber

Epsan 50. Yılını Çalışanları ve İş Ortaklarıyla Kutladı

Türkiye’nin yüksek performanslı mühendislik plastikleri alanındaki öncü şirketlerinden Epsan, kuruluşunun 50. yılını düzenlediği gala gecesiyle kutladı. Çalışanların ve yöneticilerin bir araya geldiği organizasyon, Epsan’ın yarım asırlık başarı hikâyesini ve geleceğe yönelik vizyonunu aynı çatı altında buluşturdu. Bursa’da gerçekleştirilen gecede, Epsan’ın 1976 yılında başlayan yolculuğu özel video gösterimleri, konuşmalar ve etkinliklerle katılımcılarla paylaşıldı. Program kapsamında şirketin 50 yıllık arşiv görüntüleri, ekip videoları ve geçmişten bugüne uzanan kilometre taşları büyük ilgi gördü. Yönetim Kurulu Başkanı Bora Efe, Yönetim Kurulu Üyesi Gülbin Efe Çevik ve Epsan ailesinin katılımıyla gerçekleştirilen pasta kesimi, gecenin en anlamlı anlarından biri oldu. 50 yıllık tecrübe, küresel ölçekte büyüyen bir başarı hikâyesine dönüştü 1976 yılında faaliyetlerine başlayan Epsan, bugün otomotiv, elektrik-elektronik, beyaz eşya, tarım, inşaat ve sağlık gibi pek çok sektöre yüksek performanslı mühendislik plastikleri geliştiriyor. Bursa’daki 32 bin metrekarelik üretim tesislerinde yıllık 72 bin ton üretim kapasitesine ulaşan şirket, ürünlerinin yüzde 65’ini 50’den fazla ülkeye ihraç ediyor. Avrupa’da dört, ABD’de bir ofis ve lojistik merkeziyle faaliyet gösteren Epsan, Türkiye’den doğan bir markanın küresel başarı hikâyesini temsil ediyor. Ar-Ge ve inovasyonu büyüme stratejisinin merkezine yerleştiren Epsan, cirosunun yüzde 1,1’ini Ar-Ge çalışmalarına ayırıyor. Geri dönüştürülmüş ham maddelerle geliştirilen EPIMIX+ ve EPLON+ ürün serileriyle sürdürülebilir malzeme çözümleri sunan şirket, elektrikli araçlar başta olmak üzere birçok stratejik alanda uluslararası üreticilerin onaylı tedarikçileri arasında yer alıyor. Geçmişten aldığı güçle geleceğe yatırım yapıyor Epsan’ın 50. yıl kutlaması, şirketin bugüne kadar elde ettiği başarıların ötesinde, geleceğe yönelik kararlılığını da ortaya koydu. Endüstri 4.0 uyumlu üretim altyapısı, otomasyon yatırımları, güneş enerjisi santrali ve döngüsel ekonomi odaklı ürün geliştirme çalışmalarıyla Epsan, büyümesini sürdürülebilirlik ekseninde şekillendiriyor. Şirket, enerji ihtiyacının yüzde 10 ila 15’ini yenilenebilir kaynaklardan karşılıyor ve 2030 yılına kadar araç filosunun tamamını elektrikli araçlara dönüştürmeyi hedefliyor. Yenilikçi yaklaşımı, sürdürülebilir üretim anlayışı ve insan odaklı kurum kültürüyle Epsan, önümüzdeki dönemde de Türkiye sanayisinin gelişimine katkı sunmayı sürdürecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford’dan Avrupa Pazarı İçin Yeni Hamle Haber

Ford’dan Avrupa Pazarı İçin Yeni Hamle

Ford, bayileri ve iş ortaklarıyla düzenlediği toplantıda, Avrupa’daki geleceğine yönelik yeni dinamik vizyonunu paylaştı. Önümüzdeki üç yıl içinde ticari ve bireysel müşteriler için kapsamlı bir ürün ve teknoloji planı devreye almaya hazırlanan Ford, Avrupa’daki sürücülere ve işletmelere yönelik vaatlerini yeniliyor. Ford Avrupa stratejisini, markanın gerçek anlamda güçlü olduğu ve farklılaştığı alanlara odaklanan yeni küresel marka platformu Ready-Set-Ford ile gözler önüne seriyor: İnşa Et (Build), Heyecan Ver (Thrill) ve Maceraya Atıl (Adventure). Avrupa’da ‘Ready-Set-Ford’ çatısı altındaki ilk kampanyalar bu ay başlıyori Ford Pro, Avrupa İşletmeleri için Araç Üreticisinden Üretkenlik Ortağına Dönüşüyor Onbir yıldır Avrupa'nın lider ticari araç markası olan Ford Pro1, her bir araçtan elde edilen çıktıyı en üst düzeye çıkarmak için yazılım ve hizmetlerden yararlanarak, bir araç üreticisinden her büyüklükteki işletme için vazgeçilmez bir üretkenlik ortağına dönüşüyor. Ford Pro’nun Avrupa’daki işin bel kemiği olduğunu ifade eden Ford Avrupa Başkanı Jim Baumbick, görüşlerini şu sözlerle dile getirdi: “Biz sadece van ve pick-up satmıyoruz; araçlar, yazılım ve hizmetlerden oluşan entegre bir ekosistem sunuyoruz. Araçlarımız pazara liderlik ediyor ve onların etrafında rakiplerimizin karşılık veremeyeceği bir üretkenliği hızlandıran bir ekosistem inşa ettik. Müşterilerimiz için bu yalnızca ulaşım değil, daha iyi bir yatırım getirisi anlamına geliyor.” Ford Pro’nun Uptime Services hizmetleri, bağlantılı araç verilerini ve öngörüsel zekâyı kullanarak sorunları probleme dönüşmeden önce tespit ediyor. 2019’dan bu yana her Ford Pro aracı entegre modemle üretiliyor. Bugün Avrupa’da 1,2 milyondan fazla müşterinin aracı bağlantılı durumda ve bu araçlar, araç sağlığı hakkında günde yaklaşık 6 milyon sinyal üretiyor. Sadece geçtiğimiz yıl, Ford’un bağlantılı hizmetleri müşterilerimizin kesintisiz çalışma süresini yaklaşık bir milyon gün artırdı. Ford Pro şimdi bu yetenekleri ilk kez küçük işletmelere de taşıyor. Yeni “Bayi Filo Operasyonel Verimlilik Hizmeti” sayesinde her Ford bayisi özel bir operasyon yöneticisine dönüşebiliyor; araç sağlığını izleyebiliyor, müşterilere proaktif şekilde ulaşabiliyor, araç gelmeden önce parça ve servis hazırlıklarını yapabiliyor. Bu hizmet ile Avrupa’da yapılan ilk pilot uygulamalar, araçların onarım sürelerinin yüzde 50’ye kadar kısaldığını ve onarımların yüzde 80’inin proaktif şekilde tespit edildiğini gösteriyor.2 Bayi Filo Operasyonel Verimlilik Hizmeti, iş sahibi müşteriler açısından daha fazla çalışma süresi, daha verimli ve üretken bir iş günü ve sahip oldukları her araçtan daha fazla gelir elde etmek anlamına geliyor. Bayiler açısından ise daha fazla servis fırsatı, daha güçlü müşteri bağlılığı ve gelir potansiyelinde önemli bir artış anlamına geliyor. Tüm bunlar bayilerin araç ve servis sağlayıcı olmanın ötesinde, ticari müşterilerinin kazanç sağlamaya devam etmesine yardımcı olan; içgörü, araç ve bağlantı kabiliyetleriyle donatılmış, veri destekli bir verimlilik ortağına dönüşmeleri ile mümkün oluyor. Ayrıca, Ford Pro ürün gamına zorlu görevler için tasarlanan Ranger Super Duty‘i ekliyor. Ranger Super Duty: Avrupa’nın En Zorlu Görevleri İçin Sınırları Zorlayan Kabiliyet Ranger, 11 yıldır üst üste Avrupa’nın en çok satan pick-up modeli konumunda.1 Yeni Ranger Super Duty, bu model ailesini, acil durum hizmetleri, ormancılık, madencilik ve askeriye gibi zorlu iş alanlarına da taşıyor. Model; toplam 8 ton birleşik kütle kapasitesiyle3,4 4,5 tona kadar çekme kapasitesi4 ve yaklaşık 2 ton taşıma kapasitesi3 sunuyor. Araç fabrikadan çıktığı andan itibaren ağır hizmet tipi süspansiyon, ekstra alt gövde koruması ve rakiplerine göre yerden daha yüksek bir yapı ile donatılıyor. Ranger’ın standart kabin konforu, bağlantı özellikleri ve sürüş destek teknolojileriyle5, iş odaklı yaklaşım bu araçta birleştiriyor. Jim Baumbick, Ranger Super Duty için şunları ifade etti “Avrupa’daki kamu kurumları ve savunma sanayisine hizmet veren dönüşüm firmaları, sınırları zorlayan özellikler sunan hazır araçlara giderek daha fazla ihtiyaç duyuyor. Aslında Ranger Super Duty, tam olarak bu görevler için tasarlandı. Şimdiye kadar geliştirdiğimiz en kabiliyetli Ranger olan model, aynı zamanda Avrupa’da yeni bir ağır hizmet kamyonet segmenti oluşturuyor. Ranger Super Duty, fabrikamızdan doğrudan ve yüksek adetlerde temin edilebiliyor.” Avrupa’da Ford Binek Araçları İçin Yeni Bir Dönem Ford’un özellikle Avrupa’nın kendi yarış formatı olan ralli dünyasında bir asrı aşan yarış mirası bulunuyor. Ford, bu off-road ruhunu sürüş performansıyla birleştirerek Avrupa’ya özel ralli ruhu taşıyan araçlar geliştirecek. Ford Avrupa’nın yeni ürün ailesi, kontrol ve hassasiyetten ödün vermeden heyecan ve macerayı bir araya getiren “multi energy” çözümler sunacak. Bu araçlar, Avrupa’nın Alp geçitleri, Arnavut kaldırımlı sokakları ve virajlı yolları gibi kendine özgü zorlukların üstesinden gelebilecek karaktere sahip. Ford, 2029 sonuna kadar Avrupa’da, Avrupa için üretilen tamamen yeni beş binek aracı lanse edecek: Global Bronco ailesinin yeni üyesi Avrupa’ya geliyor: Global Bronco ailesinin bu yeni “multi energy” üyesi, güçlü karaktere sahip kompakt bir SUV olacak. Model 2028’den itibaren Ford’un İspanya Valencia’daki fabrikasında üretilecek. Elektrikli Hatchback: Bu yeni küçük elektrikli araç, özgün tasarımı Ford’un imza niteliğindeki sürüş dinamikleriyle birleştirerek “yarıştan yola” uzanan kabiliyetleri B segmentine taşıyacak. Küçük Elektrikli SUV: Ralli mirasından gelen tasarım dilini ve sürüş dinamiklerini şehir kullanımına uygun bir paket içinde sunan dinamik, tamamen elektrikli küçük SUV. İki Multi Energy Enerji Crossover: Ralli ruhu taşıyan iki yeni crossover modeli, 2029 sonuna kadar yeni ürün gamına katılacak. Hız ve Ölçek için İş Birlikleri Stratejik iş birlikleri, Ford’un Avrupa’daki rekabet yaklaşımının merkezinde yer alıyor. Geliştirme süreçlerini hızlandıran bu iş birlikleri ölçek ekonomisine zemin sağlarken hem ticari araç hem de binek araç segmentlerinde değer yaratıyor. Ford ve iş ortaklarının uzmanlığını, endüstriyel ayak izini ve tedarik altyapısını bir araya getirmek, her iki tarafa da dünyanın en rekabetçi bölgelerinden birinde kazanmak için gerekli verimlilik, rekabet gücü ve üretim imkanı sağlıyor. Baumbick, “Bunlar yalnızca birer anlaşma değil, stratejik kaldıraçlar. Hız ve ölçekle hareket etmek için en iyilerle iş birliği yapıyoruz ve ürünlere tutkuyla, belirgin şekilde Ford karakteri taşıyan araçlar sunmaya odaklanıyoruz.” dedi. Ford Türkiye İş Birimi Lideri Özgür Yücetürk ise “Ready-Set-Ford, Ford’un Avrupa’daki yeni bir marka platformu olmanın ötesinde aslında Ford’un Avrupa pazarında rekabete karşılık kendi off-road ruhunu ve asırlık ralli mirasını, müşteri merkezci bir yaklaşımla “multi energy” seçenekleri ve yeni bağlantılı hizmetlerle bir araya getirdiği yeni bir çağın habercisi. Ford Türkiye olarak önceliğimiz binekte ve ticari araçlarda ürünü, finansmanı, satış kanalını ve müşteri deneyimini birlikte yöneten bir yapı ile değer yaratmak. Ready Set Ford stratejisinin altındaki müşteri merkezci felsefe ve yenilikler, bu yapımız için önemli bir zemin sağlayacak.” dedi. Karbonsuz Mobiliteye Gerçekçi Bir Yol Avrupa’daki sürücülere ve işletmelere 100 yılı aşkın süredir sevdikleri ve hayatlarını kolaylaştıran otomobiller, kamyonetler ve van modelleri sunan Ford, sıfır emisyonlu geleceğe doğru yolculukta, müşterilerini desteklemekte kararlı. Ancak emisyon hedefleri tüketici talebinin gerçeklerinden koptuğunda sonuçlar ters etki yaratabiliyor: Alıcılar daha eski ve daha yüksek emisyonlu araçlarını daha uzun süre kullanmaya devam ediyor; endüstriyel yatırımın ekonomik temelleri zayıflıyor. Buna ek olarak, “Made in Europe” düzenlemelerinin bölgesel entegre tedarik zincirlerinin gerçekliğini ve Türkiye, Fas ve Birleşik Krallık gibi bölgesel ortakların endüstriyel ekosistemimizde oynadığı önemli rolü yansıtması önem taşıyor. Bu pazarların dışarıda bırakılması veya kısıtlanması Avrupa’nın rekabet gücünü zayıflatacak ve sonuçta tüketiciler için maliyetleri artıracaktır. Avrupa’nın acil ihtiyacı, hedefleri tüketici tercihleriyle uyumlu hale getiren ve gerçekçi, güvenilir bir planlama ufku sağlayan düzenleyici bir çerçevedir. Ford, müşteri öncelikli bir yaklaşım çağrısında bulunuyor: · Gerçekçi Hedefler ve Doğru Şarj Altyapısı: CO2 hedefleri gerçek tüketici talebini ve altyapı koşullarını yansıtmalı. Pazarın hareket edebileceğinden daha hızlı bir geçişi zorlamak, emisyonların azaltılmasında kritik öneme sahip araç parkı yenilenme hızını yavaşlatma riski taşıyor. · Yeni Bir Yol: Mevzuat, plug-in hibritler (PHEV) ve menzil artırıcılı elektrikli araçlar (EREV) gibi elektrikli teknolojileri desteklemeli ve teşvik etmeli. Bu teknolojiler, tamamen elektrikli bir geleceğe pratik bir geçiş yolu sunuyor. Ailelerin ve işletmelerin Avrupa genelinde gerekli şarj altyapısı kurulurken bugünden emisyonlarını azaltmaya başlamasını, elektrikli kilometre kullanımını en üst seviyeye çıkarmasını sağlıyor. · Küçük İşletmeler İçin Koruma: Yeni van satışlarının yaklaşık yüzde 10’u elektrikli araçlardan oluşuyor. İşletmeler, binek araçlara göre optimize edilmiş şarj altyapısı ve depolar için şebeke erişiminde yaşanan gecikmeler nedeniyle zorlanıyor. Ticari araçlara agresif hedefler dayatmak; Avrupa ekonomisini ayakta tutan tesisatçılar, inşaatçılar ve dağıtım sürücüleri üzerinde ek bir vergi etkisi yaratıyor. Baumbick, “Biz araçları regülasyon zorunluluklarını karşılamak için değil, insanlar için üretiyoruz. Sıfır emisyona giden en hızlı yol, müşterilerin gerçekten tercih edeceği yoldur. Müşterilerin mümkün olduğunda elektrikli sürüş yapmasını sağlayan hibrit teknolojilerle emisyon azaltımını bugünden hızlandırabiliriz.” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Orta Doğu Krizi Elektrikli Araç İvmesini Artıracak Haber

Orta Doğu Krizi Elektrikli Araç İvmesini Artıracak

Avrupa genelinde akülü elektrikli araç (BEV) satışları yüzde 19 artarken Fransa’da yüzde 28’e, Almanya’da yüzde 23’e ulaştı. Dünyada alacak sigortası lideri olan Allianz Trade, yılın belli dönemlerinde farklı sektörlerin küresel gelişimlerini ele alan raporlar hazırlıyor. Son yayımladığı raporda, Ortadoğu’daki krizin elektrikli araçlar üzerindeki etkilerini ele alan Allianz Trade’e göre Ortadoğu'daki jeopolitik gerilimler sonucunda artan petrol/yakıt fiyatları, küresel ölçekte elektrikli araç (EV) satışlarını artırdı. Bu ivmenin, özellikle de ana pazarlarda otomobillerdeki güç aktarım sistemleri modelleri arasındaki fiyat farklarının daralması ve süregelen sübvansiyon kesintileri sayesinde oluştuğu da rapordaki bilgiler arasında yer alıyor. Rapora göre tüketiciler enerji maliyeti şoklarına karşı her zamankinden daha hassas bir tutum sergiliyor. Yakıt maliyetlerinin, Avrupa haneleri için yeniden harcama kalemlerinde ilk sıraya yerleştiği ve ulaşım, bakım ve bölge genelinde ilgili olabilecek tüm hizmetlerde yaygın bir etki yarattığı da raporda vurgulanıyor. Son 20–30 yılda ortalama kullanılabilir gelir artsa da yakıt maliyetleri Fransa’da ortalama harcanabilir gelirin yüzde 8’ine kadar ulaştı ki uzmanlar bunun Almanya’da daha da düşük olduğunu raporda belirtiyor. Allianz Trade ekonomistleri bu durumun, özellikle düşük gelirli haneler için anlamlı tüketim maliyetlerini kritik bir problem haline getirdiğine de raporda yer veriyor. Bugün, akülü elektrikli araçlara (BEV) geçiş, maddi enerji tasarruflarıyla Batı Avrupa’da kişi başına ortalama yüzde 4–5 satın alma gücü artışı, fiyat oynaklığı dönemlerinde yüzde 5–7’ye varan enerji maliyeti farkı ile sağlanabileceği de rapordaki bilgiler arasında. Mevcut ivmeyi sürdürülebilir kılmak mümkün Rapora göre hali hazırdaki akülü elektrikli araç ivmesinin, sürdürülebilir bir enerji dönüşümüne evrilebilmesi için dört önemli politika izlenmesi gerekiyor. Bunlardan ilki yerel batarya üretiminin artırılması, ikincisi yeterli elektrik şebekesi altyapısının oluşturulması, üçüncüsü etkili karbon fiyatlandırma mekanizmalarının hayata geçirilmesi ve dördüncüsü ise istikrarlı teşvik politikalarının uygulanması olarak raporda gösteriliyor. Ve bu temel politikalarda da eş zamanlı adımlar atılması gerektiği yine raporda vurgulanıyor. Bunun yanı sıra örneğin batarya menzillerinin >500 km olmasıyla psikolojik bariyerlerin aşılması, daha hızlı şarj süreleri gibi olumlu yapısal ilerleme sinyallerinin de mevcut olması raporda umut verici gelişmeler arasında gösteriliyor. Allianz Trade raporuna göre; Avrupa’nın, batarya ve güç aktarma teknolojilerinde Çin’in hakimiyetine karşı halen önemli ölçüde bağımlı durumda. Öte yandan altyapı yetersizliği giderek yapısal bir probleme dönüşüyor. Rapordaki diğer bir veri ise; 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla Avrupa’da bulunan 1,1 milyon şarj noktasının büyük kısmı yalnızca dört ülkede yer aldığı ve mevcut seviyenin Avrupa Komisyonu’nun 2030 için öngördüğü 3,5 milyon hedefinden oldukça uzak kaldığı yönünde. 2030’a kadar bataryalı elektrikli araç (BEV) payı yüzde 70’e ulaşabilir Rapora göre; AB Emisyon Ticaret Sistemi (EU ETS) kapsamında karbon fiyatlandırmasının güçlendirilmesi ve Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) uygulanması ile BEV payı yüzde 29’dan yüzde 42’ye çıkabilir; ancak bu oran Net Zero hedefi için gerekli olan yüzde 79 tahminin altında kalıyor. İyi haber ise batarya maliyetlerinin 2010’dan bu yana yüzde 93 düşmüş olması ve 2030’a kadar kWh başına 60–70 dolar seviyesine inmesi beklentisi. Öte yandan Avrupa’nın düşük karbonlu elektrik üretim payını 2035 yılına kadar yüzde 70’ten yüzde 80’e çıkarmasının, araç başına elektrikli araç emisyonlarını yüzde 40’ın üzerinde azaltabileceğine de raporda yer veriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bosch Türkiye, Geleceğin Mühendislerini 6. Mobilite Eğitim Programı’na Davet Ediyor! Haber

Bosch Türkiye, Geleceğin Mühendislerini 6. Mobilite Eğitim Programı’na Davet Ediyor!

5 haftalık eğitim programına başvurular 13 Nisan – 24 Nisan tarihleri arasında Bosch Türkiye Kariyer sayfalarından yapılabilecek. Eğitim başvuruları buradan yapılabilir. Bosch Türkiye mühendislerinin liderliğinde yürütülen bu özel program, otomotiv sektörüne tutkuyla bağlı öğrencilerin mobilite teknolojileri hakkındaki bilgilerini derinleştirmeyi ve sektör profesyonelleriyle etkileşime geçmelerini hedefliyor. Geleceğin teknolojilerini kapsayan zengin içerik Her yıl gelişen teknolojilere paralel olarak güncellenen programın müfredatı; elektrikli güç aktarma organları, fonksiyonel güvenlik sistemleri, araç içi iletişim ve gelişmiş motor uygulamaları gibi derinlemesine içgörüler sunuyor. Eğitim kapsamında işlenecek ana başlıklar arasında; otomotiv endüstrisinde uygulama ve kalibrasyon, elektrikli araçlar ve hibrit teknolojileri, elektromobilitede fonksiyonel güvenlik ve şarj sistemleri ile elektrikli sürüş, güç elektronikleri ve eAxle temelleri yer alıyor. 5 hafta sürecek ve toplam 9 oturumdan oluşacak program hibrit bir yapıda gerçekleştirilecek. İlk ve son oturumlar Bosch’un İstanbul-Küçükyalı ofisinde yüz yüze yapılırken, diğer tüm eğitimler çevrimiçi olarak düzenlenecek. Programı gerekli katılım oranıyla başarıyla tamamlayan tüm öğrenciler katılım sertifikası almaya hak kazanacak. Bosch Mobilite Eğitim Programı'na katılmak isteyen adaylarda aranan temel kriterler arasında otomotiv sektörüne yüksek ilgi duymak veya bu alanda deneyimli olmak, 2., 3. veya 4. sınıf lisans ya da yüksek lisans öğrencisi olmak, İngilizce diline hakimiyet ile meraklı, yenilikçi ve yeni teknolojileri keşfetmeye hevesli bir yapıya sahip olmak bulunuyor. Programa başvurular 13-24 Nisan tarihleri arasında kabul edilecek olup, değerlendirme süreci 27 Nisan ile 22 Mayıs tarihleri arasında tamamlanacaktır. Eğitim dönemi 1 Haziran'da başlayıp 29 Haziran'da sona erecek; programın açılış (1 Haziran) ve kapanış (29 Haziran) oturumları ise Küçükyalı Ofis'te hibrit formatta düzenlenecektir. Programa başvurular ve süreçle ilgili detaylı bilgilendirmeler Bosch Türkiye’nin resmi kanallarından takip edilebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.