Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Eleştiri

Kapsül Haber Ajansı - Eleştiri haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Eleştiri haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nilüfer’de Mehmet H. Doğan Ödülü Sahibini Buldu Haber

Nilüfer’de Mehmet H. Doğan Ödülü Sahibini Buldu

Nilüfer Belediyesi tarafından düzenlenen Mehmet H. Doğan Ödül Töreni ve söyleşisi, Nâzım Hikmet Kültürevi’nde gerçekleştirildi. Türkçe yayımlanan şiir eleştirilerinin önemine dikkat çekmek ve çağdaş Türk şiirinin usta eleştirmenlerinden Mehmet H. Doğan’ın anısını yaşatmak amacıyla düzenlenen törene Nilüfer Belediyesi Meclis Üyesi Furkan Yavuz’un yanı sıra çok sayıda edebiyatsever katıldı. Furkan Yavuz programın açılışında yaptığı konuşmada, Mehmet H. Doğan’ın Türk şiirine eleştirileri ve okumaları ile büyük değer kattığını söyledi. Bu yıl ödüle “Susan Şeylerin Gürültüsü” adlı eseriyle Hüseyin Köse’nin layık görüldüğünü dile getiren Yavuz, “Seçici kurulumuz Metin Celâl, Orhan Alkaya, Emel Kaya, Gültekin Emre, Haydar Ergülen, Nilay Özer ve Orhan Tekelioğlu’na katkılarından dolayı teşekkür ederiz” dedi. Jüri Başkanı Metin Celâl ise ödülün verilmesinin gerekçeli kararını açıkladı. Celâl, “Yapıt, teorik çerçevede ilerleyen şiir eleştirisini yalnızca akademik çözümleme alanında tutmayıp denemenin yaratıcı ve düşünsel olanaklarıyla buluşturarak daha geniş bir okur kitlesine açmaktadır. Sanatçı duyarlılığı ile akademik birikimi başarıyla harmanlayan yapıt, şiir eleştirisine kazandırdığı derinlik, özgünlük ve ufuk açıcı yaklaşım nedeniyle ödüle değer görülmüştür” dedi. GURUR DUYDUM Ödülünü almak için sahneye çıkan Hüseyin Köse, Mehmet H. Doğan’ı İzmir’deki öğrencilik yıllarında yakından tanıdığını, şiir, deneme, inceleme ve eleştiri edebiyatının önemli bir hafızası olduğunu söyledi. Doğan’ın kendine özgü bir üslubu ve anlatım tarzı olduğunu dile getiren Köse, “O dönemde Mehmet H. Doğan ile sohbet etme fırsatı bulmuştum. Dolayısıyla, Nilüfer Belediyesi çalışanlarına bu ödülü bana değer gördükleri için teşekkür ederim. ‘Susan Şeylerin Gürültüsü’ kitabı deneme, inceleme, eleştiri arası bir yerde duruyor. Söylenenler için teşekkür ederim. Gurur duydum. Mehmet H.Doğan anısına verilen ödülü almak benim için onurdur” dedi. Konuşmaların ardından Furkan Yavuz ile Metin Celâl, Hüseyin Köse’ye ödülünü takdim etti. Törenin ardından Metin Celâl ile Hüseyin Köse bir söyleşi gerçekleştirdi. Şiire başlama serüvenini anlatan Köse, ilk kitabını 2000 yılında yayınlandığını dile getirdi. Edebiyat serüvenini, etkilendiği yazarları aktaran Köse, günümüz Türk şiiri hakkında konuştu. ŞİİR DİNLETİSİ Cumhuriyet Haftası kapsamında “Vatanın Yükselen Sesi Bir Cumhuriyet Şarkısı” şiir dinletisi gerçekleştirildi. Nilüfer Kent Tiyatrosu oyuncuları Ayşe Gülerman Kum, Ayşe Güreşçi ve Hande Ağaoğlu, Cumhuriyet’i, özgürlüğü, bağımsızlığı anlatan şiirleri seslendirdi. Şiir dinletisine keman sanatçısı Fulya Borazan, flüt sanatçısı Dilan Acar ve çello sanatçısı Eren Can Kurt müzikleriyle eşlik etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!” Haber

"Sosyal Medya Linççilerinde Beyin ‘Karanlık Tutkal’ Salgılıyor!”

Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, sosyal medya lincine karşı ruh sağlığı konusunu değerlendirdi. Eleştiri ve linçi birbirine karıştırmamak gerek Sosyal medya lincinin eleştiriden tamamen farklı bir psikolojik zemine oturduğunu belirten Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Eleştiri, bir cerrahın neşteri gibidir; amacı düzeltmektir. Linç ise balyozla vurmak gibidir, yok etmeyi hedefler. Bu ikisini birbirine karıştırmamak gerekir.” dedi. Linç psikolojisinin temelinde bireyin kendini ahlaki olarak üstün hissetme ihtiyacının yattığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişi lince katıldığında ‘Ben ondan daha iyiyim’ duygusuyla geçici bir psikolojik tatmin yaşar. Bu sırada karşı tarafın haklı olup olmadığını sorgulamaz.” diye konuştu. Dijitalleşme vicdanın önüne duvar ördü Dijital ortamların, bireyin davranışlarını sorgulamasını zorlaştırdığını vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin ahlaki duyarlılığı zayıflattığını söyledi ve “İnsanın içinde bir ‘iç bekçi’, yani vicdan vardır. Dijitalleşme bu iç bekçinin önüne adeta bir duvar ördü. Eskiden insanlar bir eyleme geçmeden önce durup düşünürdü, şimdi tek tuşla saldırabiliyorlar.” ifadelerini kullandı. Bu durumun hiç beklenmedik kişilerin bile linç kültürüne dahil olmasına yol açtığını belirten Prof. Dr. Tarhan, sosyal medyada ortaya çıkan bu yapıyı “dijital cellatlık” ve “dijital engizisyon” kavramlarıyla tanımladı. Prof. Dr. Tarhan, “Bir kişiyi itibarsızlaştırmak, linç edenin egosunu besliyor. Güçlü ya da kıskanılan birinin küçük bir hatası üzerinden itibarsızlaştırılması, linççiye büyük bir haz veriyor.” dedi. Beyinde ‘karanlık tutkal’ etkisi oluşuyor Linç davranışının nöropsikolojik boyutuna da değinen Prof. Dr. Tarhan, bu süreçte beyinde hazla ilişkili kimyasalların salgılandığını belirtti. Prof. Dr. Nevzat Tarhan, “Beyin bu durumlarda, karanlık tutkal salgılıyor. Böyle durumlarda bir kötülük, öfke duygusu oluyor. Öfke o kişiye haz veriyor ve beyin dopamin salgılıyor. Linç bir grup halinde yapıldığı için bağlanma hormonu olan oksitosin de devreye giriyor. Dopamin ve oksitosin birlikte salgılandığında ortaya ‘karanlık tutkal’ dediğimiz etki çıkıyor. Kişi bu kötücül davranıştan yoğun bir haz alır.” diye konuştu. Linç edenlerin egosu zayıf Linç davranışının arkasında genellikle duygusal boşluk ve düşük özgüven olduğunu söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Özgüveni sağlam, duygusal olarak doyumlu kişiler linç etmeden önce analiz eder. Linç edenler ise analiz yapmaz; çünkü egoları zayıftır.” değerlendirmesinde bulundu. Bu noktada “bando etkisi” ya da “sürü psikolojisi” ne dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Bir grup linçe başladığında, insanlar ne olduğunu anlamadan bu kalabalığa katılabiliyor. Özellikle organize trol grupları bu etkiyi çok iyi kullanıyor. İlk başta 50–100 kişiyle başlıyor, ardından kalabalık hızla büyüyor.” dedi. Dijital okuryazarlık ruh sağlığının anahtarı Bireylerin kendilerini koruyabilmesi için dijital okuryazarlığın şart olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Dijital okuryazar olan kişi dijitali doğru okur, doğru analiz eder ve doğru karar verir. Dijital okuryazar olmayan ise yanlış okur ve yanlış karar verir.” ifadelerini kullandı. Dijital dünyanın bir araç olarak kullanılması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünyaya teslim olmamak gerekiyor. Direksiyon sizdeyse sorun yok. Dijitalleşme nükleer enerji gibidir; doğru kullanılırsa güç verir, yanlış kullanılırsa patlatır.” diye konuştu. Dijital dünya mayın tarlası gibi Özellikle çocuklar ve gençler için dijital dünyanın ciddi riskler barındırdığını söyleyen Prof. Dr. Tarhan, “Dijital dünya şu an mayın tarlasında yürümek gibidir. Karşı çıkmak yerine bunu yönetmek gerekir. Anne babalar özellikle 10 yaş öncesinde çocukların zamanını planlamayı öğretmeli.” şeklinde konuştu. Hukuki yaptırımlar ve şeffaf algoritmalar şart Hukuki düzenlemelerin caydırıcı olması gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, sosyal medya algoritmalarının şeffaflaştırılmasının önemine dikkat çekti ve “Şeffaf algoritmalar olmazsa linç ve dijital olumsuz kültür kaçınılmaz olur. Devletler ve küresel hukuk bu konuda sorumluluk almalı.” dedi. Avrupa’da uygulanan “unutulma hakkı” na da değinen Prof. Dr. Tarhan, “Bir insan geçmişte hata yapmış olabilir. Ancak bu hatanın yıllar sonra hâlâ karşısına çıkması, işine, evliliğine, hayatına engel olabiliyor. Dijital dünyada hiçbir şey silinmiyor ve bu özellikle gençler için büyük bir risk.” ifadelerini kullandı. Lincin etkisi özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı Sosyal medya lincinin psikiyatrik sonuçlarının son derece ciddi olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Literatüre girmiş vakalar var. Bu kişilerde post-travmatik stres bozukluğu çok sık görülüyor. Yedi–sekiz yıl süren depresyon vakaları mevcut. Travma sonrası stres bozukluğu kişinin yaşam kalitesini bozuyor, bağımlılıklara zemin hazırlıyor, kişiyi hasta ediyor, yaşam yeti yitimine yol açabiliyor ve çalışamaz hâle getirebiliyor.” dedi. Linç etkisinin özellikle “dijital kırılgan kişiliğe” sahip bireylerde daha yıkıcı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, böyle bir durumla karşılaşan kişilerin profesyonel destek almasının hayati olduğunu belirtti ve “Bir kişi lince maruz kaldığında doğru bir iletişim danışmanlığı alması gerekir. Eğer kamuoyunda tanınan bir kişiyse medya danışmanlığıyla sürecin yönetilmesi çok önemlidir.” Diye konuştu. Hızlı tepki yerine sağduyulu analiz şart Linç sürecinde aceleci tepkilerin durumu daha da ağırlaştırabileceğini söyleyen Prof. Dr. Tarhan, şu değerlendirmede bulundu: “Bu tür durumlarda kişi önce şuna bakmalı: Bu olayda ben yüzde kaç hatalıyım, karşı taraf yüzde kaç hatalı? Benim niyetim neydi, karşı taraf bunu nasıl anladı? Eğer hatası varsa özür dilemekten kaçınmamalı. İnsan hata yapabilir. Özür dilemek bir erdemdir. Çoğu zaman toplum, özür dileyen bir kişiye yönelik linci onaylamaz.” Hatalı olunmayan durumlarda ise kişinin yaptığı davranışı gerekçeleriyle açıklaması gerektiğini belirten Prof. Dr. Tarhan, “Doğru olanı sakin bir dille anlatmak gerekir. Bu, lincin etkisini azaltır.” dedi. Linç bir engeldir, öğrenme fırsatına dönüştürülebilir Linç deneyiminin bireyin hayat yolculuğunda ciddi bir engel olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, bu engelin doğru yaklaşımla öğrenme sürecine dönüştürülebileceğini söyledi ve “İnsan bir hedefe giderken engelle karşılaşabilir. A planı yoksa B planı olur. Böyle anlarda ‘Bu olay bana ne öğretti?’ diye sormak gerekir. Aynı hatayı tekrar etmemek için ders çıkarmak önemlidir.” diye konuştu. Prof. Dr. Tarhan, dijital dünyadaki kırılganlığa dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Bir insana parmakla gösterilen olmak musibet olarak yeterlidir. Ancak doğrular uğruna ‘linç edileceğim’ korkusuyla susmamak gerekir. Dürüstlük çok değerlidir ama dürüstlüğü zamanında ve akıllıca kullanmak da gerekir. ‘Dürüstüm’ diyerek her şeyi her zaman, zamansız söylemek kişiyi lince açık hâle getirir. İyi niyet yetmez, dürüst olmak yetmez, akıllıca hareket etmek gerekir.” Dijital linç ahlaki çözülmeyi hızlandırıyor Toplumda artan linç refleksinin bir “ahlaklı olma yarışı” na dönüşüp dönüşmediği sorusunu da değerlendiren Prof. Dr. Tarhan, dijitalleşmenin küresel ölçekte bir sosyal ve ahlaki çözülmeyi hızlandırdığını söyledi. Prof. Dr. Tarhan, “Bu süreç küresel bir sosyal çürümeyi beraberinde getiriyor. Ancak sosyolojik olarak bu durum sinüzoidaldir. Kötülük artar, kötü sonuçları görünür hâle gelir ve bunun ardından iyiler harekete geçer. Bir süre sonra iyilik artar, kötülük azalır. Toplumlar böyle dengelenir.” dedi. Çocuklar ve gençler mutlaka korunmalı Dijitalleşmenin henüz kuralları ve kültürü tam oluşmamış bir alan olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, özellikle çocuklar ve gençler için ciddi riskler barındırdığına dikkat çekti ve “Çocukların ve gençlerin beyninde karar verme merkezi olan ön bölge henüz tam olgunlaşmamıştır. Bu nedenle anne-baba rehberliği şarttır. Ekran maruziyeti mutlaka ebeveyn gözetiminde olmalıdır.” diye konuştu. Ruh sağlığı bozuk bireyler, madde kullananlar ve psikiyatrik hastaların da risk grubu olduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, hukuki düzenlemelerin kaçınılmaz olduğunu söyledi. Bu özgürlük değil, zarar verme Dijital linç ve saldırgan davranışların özgürlükle açıklanamayacağını belirten Prof. Dr. Tarhan, “Bir insanın başkasına zarar verme özgürlüğü yoktur. Kendine zarar verme özgürlüğü de yoktur. Dijitalleşmenin mutlaka regülasyonlara ihtiyacı var. Şeffaf algoritmalar bunların başında geliyor.” dedi. Dijitalleşmeyi bir tehdit olarak görmediğini de vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, “Eğer doğru yönde kullanılırsa dijitalleşme bir tehdit değil, büyük bir fırsat olabilir. Zamanla bu alanın hukuki ve etik çerçevesinin olgunlaşacağını düşünüyorum.” diye sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Baba Figürü Güven Duygusunu Güçlendiriyor Haber

Baba Figürü Güven Duygusunu Güçlendiriyor

Baba figürünün çocuğun güven duygusu, sosyal gelişimi ve özgüven oluşumunda önemli bir rolü olduğunu açıklayan Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, “Çocuk, babasıyla kurduğu ilişki üzerinden dış dünyaya dair birçok mesaj öğrenir. Bu ilişki, onun hem kendisine hem de çevresine yönelik algısının şekillenmesine katkı sağlar” şeklinde konuştu. Baba ile kurulan güvenli ilişkinin çocuk üzerinde birçok olumlu etkisi bulunduğuna dikkat çeken Anadolu Sağlık Merkezi Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog Jülide Unutmaz, “Güvenli bağlanan çocuklar kendilerini daha değerli hisseder, sosyal ilişkilerde daha rahat olur, stresle daha sağlıklı baş eder ve daha yüksek öz güven geliştirebilir. Küçüklük döneminde babadan yeterli ilgi veya destek görememek ise ileriki yaşlarda özgüven sorunları, değersizlik hissi, terk edilme korkusu, ilişkilerde güven problemleri ve duygusal yakınlık kurmakta zorlanma gibi duygusal sorunlara yol açabilir” dedi. Sürekli eleştiri yetersizlik hissine neden olabilir Babaların çocuklarıyla kurduğu iletişimin destekleyici, kabul edici ve güven verici olması gerektiğinden bahseden Unutmaz, “Sürekli eleştirilen çocuklar yetersizlik hissi geliştirebilirken, destekleyici ve kabul edici bir iletişim çocuğun kendine güvenini artırır. Çocuklar için önemli olanın mükemmel ebeveynler değil, güvenilir ve duygusal olarak ulaşılabilir ebeveynler olduğu unutulmamalı” dedi. Boşanma sürecinde çocuk çatışmanın dışında tutulmalı Boşanma veya ayrı yaşama durumlarında baba-çocuk bağının korunabilmesi için iletişimin düzenli biçimde sürdürülmesi, çocuğun ebeveynler arasındaki çatışmalara dahil edilmemesi ve verilen sözlerin tutulmasının çok kıymetli olduğunun altını çizen Unutmaz, “Çocuğun duygularını dinlemek ve önemsemek, kendisini daha güvende hissetmesine yardımcı olur. Bununla birlikte babaların çocuklarıyla kaliteli zaman geçirmesi, onları gerçekten dinlemesi, duygularını küçümsememesi, tutarlı davranması ve yalnızca başarılarını değil gösterdikleri çabayı da takdir etmesi, aralarındaki bağın güçlenmesine katkı sağlar” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Eleştiride Doğru Yaklaşım Fark Yaratıyor!  Haber

Eleştiride Doğru Yaklaşım Fark Yaratıyor! 

İnsan beyninin kimliğine yönelik eleştirileri fiziksel tehdit kadar güçlü algılayabildiğine dikkat çeken Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur.” dedi. Davranışa odaklanan bir yaklaşımın ise bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Kalaz, sağlıklı eleştirinin empati, saygı ve çözüm odaklı bir iletişim anlayışıyla yapılmasının önemini vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Sena Kalaz, kişiliği ve davranışı hedef alan eleştirinin farkları ile kişinin psikolojisi üzerindeki etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Eleştiride hedef kişilik değil, davranış olmalı! Eleştirinin, doğru kullanıldığında bireysel gelişimi destekleyen en önemli iletişim araçlarından biri olduğunu ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Ancak bunun için odağın kişinin karakterine değil, gözlemlenebilir davranışlarına yönelmesi gerekir.” dedi. Davranışa odaklanan eleştirinin, kişinin yaptığı belirli bir eylemi, o eylemin sonuçlarını ve değiştirilebilir yönlerini ele alırken, kişiliğe yönelik eleştirinin bireyin kimliğini hedef aldığına işaret eden Kalaz, “Örneğin, ‘sen dikkatsiz bir insansın’ demek yerine ‘bu raporda bazı ayrıntılar gözden kaçmış, bunları birlikte gözden geçirebiliriz’ demek hem aynı sorunu ifade eder hem de kişinin kendisini değersiz hissetmesine neden olmaz.” şeklinde konuştu. İnsan beyni, kimliğine yönelik tehditleri fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabilir! Psikolojik açıdan kişiliğe yönelik eleştirilerin daha yıkıcı olduğuna dikkat çeken Sena Kalaz, “Çünkü kişilik, bireyin benlik algısının ve öz değerinin temel bileşenlerinden biridir.” dedi. İnsan beyninin kimliğine yönelik tehditleri, fiziksel tehditler kadar güçlü algılayabileceğini aktaran Kalaz, şöyle devam etti: “Bu nedenle kişiliğe yönelik olumsuz ifadeler savunmacılığı artırır, utanma, öfke ve değersizlik duygularını tetikler, kişinin eleştiriyi değerlendirmek yerine kendisini korumaya çalışmasına neden olur. Buna karşılık davranış odaklı geri bildirim, değiştirilebilir ve kontrol edilebilir bir durumu işaret ettiği için bireyde ‘ben kötü bir insanım’ yerine ‘bu davranışımı farklı yapabilirim’ düşüncesini destekler. Bu nedenle davranış odaklı geri bildirimler psikoloji literatüründe daha yapıcı kabul edilir; çünkü suçlayıcı değil geliştirici bir yaklaşım sunar, öğrenmeyi teşvik eder ve öz yeterlilik duygusunu korur.” İnsanlar çoğu zaman tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi etiketleme eğilimi gösterir! İnsanlar eleştiri yaparken sıklıkla kişiliğe yönelme eğilimi gösterdiklerini kaydeden Kalaz, “Bunun en önemli nedenlerinden biri, öfke ve hayal kırıklığı gibi yoğun duygular yaşandığında beynin olayları genelleyerek değerlendirme eğilimidir. Tek bir davranıştan yola çıkarak kişiyi ‘sorumsuz’, ‘bencil’, ‘tembel’ ya da ‘saygısız’ olarak etiketlemek daha kolay gelir.” dedi. Ayrıca çocukluk döneminde aile içinde ya da okul ortamında maruz kalınan iletişim biçimlerinin de bu alışkanlığı pekiştirdiğini dile getiren Kalaz, “Sürekli kişiliği eleştirilerek büyüyen bireyler, yetişkinlikte farkında olmadan aynı dili kullanabilirler. Bunun yanında iletişim becerilerinin yetersiz olması, davranış ile kişilik arasındaki ayrımın bilinmemesi ve temel yükleme hatası olarak adlandırılan bilişsel eğilim de kişilik odaklı eleştirileri artırır; insanlar başkalarının hatalarını çoğu zaman karakter özellikleriyle açıklarken, kendi hatalarını koşullara bağlama eğilimindedir.” açıklamasını yaptı. Kişiliği değil, davranışı eleştirmek değişim motivasyonunu artırır! Davranışa odaklanan bir yaklaşımın, bireyin değişim motivasyonunu önemli ölçüde artırabildiğini ifade eden Klinik Psikolog Sena Kalaz, “Çünkü insanlar değiştirebilecekleri alanlara ilişkin geri bildirim aldıklarında daha fazla sorumluluk üstlenir, çözüm üretmeye yönelir ve gelişim için çaba göstermeye istekli olurlar.” dedi. Kişiliği hedef alınan bireyin ise çoğunlukla umutsuzluk hissettiğini belirten Kalaz, “‘Ben zaten böyle biriyim’ düşüncesi değişim isteğini azaltabilir. Davranış odaklı geri bildirim ise gelişim zihniyetini destekler ve bireyin yaptığı davranışın kimliğiyle eş anlamlı olmadığını hissettirir. Bu durum özellikle çocukların eğitiminde, çift ilişkilerinde, ebeveyn tutumlarında ve iş yaşamında daha sağlıklı iletişim kurulmasını sağlar.” diye konuştu. Sağlıklı eleştiri; empati, saygı ve çözüm odaklı iletişimle mümkündür! Sağlıklı bir eleştiri kültürünün toplumda gelişebilmesi için öncelikle aile içinde çocuklara yargılayıcı değil açıklayıcı bir iletişim modeli sunulması gerektiğine vurgu yapan Kalaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Okullarda duygusal farkındalık ve etkili iletişim becerileri öğretilmeli, iş yaşamında ise geri bildirim kültürü yalnızca hata odaklı değil, güçlü yönleri de görünür kılan dengeli bir anlayışla uygulanmalı. Eleştirinin doğru zamanlama ile yapılması, somut örneklere dayanması, çözüm önerisi içermesi, empatiyle sunulması ve kişinin onurunu zedelemeyecek bir dil kullanılması da bu kültürün temel unsurlarıdır. Doğruları ifade etmek yalnızca dürüst olmak değil, aynı zamanda bunu karşımızdaki kişinin gelişimine katkı sağlayacak, saygılı ve yapıcı bir iletişim diliyle yapabilmek anlamına da gelir. Çünkü insanlar en çok yargılandıklarında değil, anlaşıldıklarını hissettiklerinde değişime açık hale gelirler ve gerçek anlamda etkili eleştiri de tam olarak bu zeminde mümkün olur.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DEVA Partili Ekmen'den TÜİK'e eleştiri Haber

DEVA Partili Ekmen'den TÜİK'e eleştiri

DEVA Partisi Genel Başkan Yardımcısı ve Mersin Milletvekili Mehmet Emin Ekmen, Zübeyde Sarı ile Ankara Saati Programı’na konuk olarak gündeme dair açıklamalarda bulundu.  Açlık sınırının altında bir asgari ücret ile karşı karşıyayız Konuşmasına TÜİK Başkanı’na seslenerek başlayan Ekmen, “Aralık ayında 0 gözüken enflasyon, ocak ayında 5, şubat ayında ise 2.27 açıklandı. Çünkü emeklinin, memurun maaşına gelecek zam, aralık ayı sonu enflasyonuna göre belirlendiği için aralık ayı enflasyonunu çarpıttılar. Zaten yıpranmış kurumsal itibarlarını, iyice erittiler. Genel başkanımız Ali Babacan’la birlikte TÜİK Başkanı Sayın Erhan Çetinkaya’ya her gün sesleniyoruz: TÜİK sepetindeki kalemleri açıklayın. Hangi kalemleri hangi usuller ile hesaplıyorsunuz? Fiyatları nereden alıyorsunuz? Enflasyon sepetini nelerden oluşturuyorsunuz?” dedi. Emeklinin sepeti ile enflasyon sepeti örtüşmüyor Emeklinin durumuna değinen Ekmen, “TÜİK sepetinin içerisinde internet paketi de var, bir restorandaki yemek de var, cep telefonu da var. Fakat 14 bin 469 Türk Lirası alan emeklinin bu enflasyon sepetindeki sair ürünler ile ilgilenmesi söz konusu dahi değil. Emekli sadece evine götürebildiği ekmek, akşam saat 18 civarında pazardan alabildiği yarısı bozulmuş ürün ve toplu taşıma fiyatı ile ilgileniyor. Emekliler üstlerine kıyafet mi alabiliyor? Eşiyle, çocuğuyla, torunuyla dışarıda bir etkinliğe mi katılabiliyor? Keza asgari ücretli de aynı durumda. Açlık sınırı 23 bin 324 TL, asgari ücret ise 22 bin 104 TL. Açlık sınırının altında bir asgari ücret ile karşı karşıyayız. Türkiye’de kirası, 15 bin Türk Lirası’nın altında olan bir ev neredeyse yok. TÜİK; memurun, emeklinin, asgari ücretlinin hakkını yemekten vazgeçsin” diyerek TÜİK’in yıllık enflasyonu yüzde 39,5 olarak açıklamasını eleştirdi. Ekonomi yönetimi tasarruf genelgesini takip edemiyor Ekonomik krizin çözümünü nerede gördüğüne yönelik soru alan Ekmen, “Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın ekonomik kriz ile ilgili şu sözlerini hatırlatmak istiyorum: ‘Biz 6 ayda göstergeleri kontrole alır, enflasyonu ise 1 yılda inişe geçiririz’ diyor. DEVA Partisi olarak bunu hep belirtiyoruz. Ekonomi yönetiminde, şu an ne ihalelere ne israfa ve gösterişe ne de 5 uçak ile gidilen davetlere engel olunabiliyor. Tasarruf konusunda bildiğimiz ve ölçülebilir adımlar yok, sonuçlar da denetlenmiyor. 2020 ve 2023 yılları kapsamında yayınlanmış Tasarruf Tedbirleri hakkında Hazine ve Maliye Bakanlığı’na yazılı soru önergesi veriyorum ancak yanıt alamıyorum. Ekonomi yönetiminde maalesef ki herhangi bir takip sistemi bulunmuyor” ifadeleriyle ekonomi alanında ciddi bir takipsizliğin bulunduğuna dikkat çekti. Konuşan herkesi susturmayı hedeflerseniz, Türkiye’de hukuk da ekonomi de düzelmez Ekmen, “Bu ülkede oyuncudan yapımcıya, müneccimden sokakta konuşan çiftçiye kadar insanları yargı eli ile baskı altına alır ve susturmayı hedeflerseniz kanun devleti veya hukuk devleti değil, otoriterlermiş bir ülke yönetimi ile devam ederseniz Türkiye’de ekonomiyi de hukuku da rayına koymak mümkün olmaz” diye konuştu.

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.