Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emisyon

Kapsül Haber Ajansı - Emisyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emisyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Nissan, Türkiye'nin de Dahil Olduğu Avrupa için Yeni Modelini Duyurdu Haber

Nissan, Türkiye'nin de Dahil Olduğu Avrupa için Yeni Modelini Duyurdu

Nissan, Türkiye'nin de aralarında bulunduğu Avrupa pazarına yönelik yeni bir model lansmanı gerçekleştireceğini duyurdu. Bu yıl 40. kuruluş yıldönümünü kutlayan İngiltere'deki fabrikasında söz konusu modelin üretimi için 170 milyon sterlin yatırım yapılacak. Kompakt (B-segment) bir crossover olan Nissan Kicks, Nissan'a özgü e-POWER hibrit teknolojisiyle donatılacak ve Sunderland'de Qashqai, Juke ve LEAF modelleriyle birlikte üretilecek. Nissan AMIEO Bölgesi Başkanı Massimiliano Messina konuyla ilgili şu değerlendirmede bulundu: "Bu haber, Avrupa bölgemiz için son derece sevindirici bir gelişme ve yeni modelleri yeni pazarlara ne denli çevik ve hızlı bir şekilde sunabildiğimizin en somut göstergesi. "Kicks, kendine özgü e-POWER hibrit aktarma organları, dikkat çekici tasarımı ve yenilikçi teknolojisiyle öne çıkan kompakt bir crossover. Avrupalı müşteriler, seçenek sunan bir elektrifikasyon anlayışı arıyor; Kicks'in tanıtımı da Nissan'ın herkese uygun seçenekler sunduğunu bir kez daha ortaya koyacak." İngiltere Ticaret ve Sanayi Bakanı Jonathan Reynolds ise şunları söyledi: "Nissan, kırk yıldır İngiliz üretim sektörünün kalbinde yer alıyor; Sunderland'de üretilen milyonlarca araç binlerce nitelikli iş imkânı yarattı ve Kuzeydoğu bölgesinin küresel bir otomotiv üssü olarak konumlanmasına katkı sağladı. "Bu yeni modelin Sunderland'de üretilmesi kararı, İngiltere'nin üretim alanındaki uzmanlığına ve otomotiv sektörünün geleceğine duyulan güvenin büyük bir göstergesi. Sanayiyle kurduğumuz iş birliğinin, hükümetimizin her bölgede sağlıklı büyüme, yatırım ve nitelikli istihdam sağlama hedefine nasıl katkı sunabileceğini görmekten heyecan duyuyorum." İkinci nesil Kicks modeli hâlihazırda Japonya, Meksika ve Brezilya'da üretilerek küresel pazarlara sunuluyor. Kicks, bugüne kadar 70'ten fazla pazarda 1,8 milyon adedin üzerinde satış rakamına ulaştı. Bu duyuru, modelin Avrupa'daki ilk kez tanıtılacağı anlamına geliyor ve gamı yeni bir e-POWER hibrit modelle daha da zenginleştirerek Nissan'ın her müşteri ihtiyacına uygun çeşitli elektrifikasyon seçenekleri sunmaya devam etmesini sağlıyor. Kicks, bu yıl 40. kuruluş yıldönümünü kutlayan Nissan'ın İngiltere'nin kuzeydoğusundaki Sunderland Fabrikası'nda üretilecek onuncu model olacak. Nissan'ın ayrıca Londra Paddington'da bir tasarım merkezi, Bedfordshire Cranfield'de ise bir Ar-Ge tesisi bulunuyor. Fabrika, 1986 yılında üretim hattından ilk Nissan Bluebird'ün çıkmasından bu yana 12 milyon araç üreterek yeni bir dönüm noktasını daha geride bıraktı. Bu rakam, ortalama olarak her 1 dakika 45 saniyede bir araç üretimine karşılık geliyor. Nissan Sunderland Fabrikası Üretimden Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Adam Pennick şunları kaydetti: "Sunderland için yapılan bu yeni model tahsisini duyurmaktan gurur duyuyorum. Bu, dünya standartlarında bir üretim merkezi olarak 40. yılımızı kutlamanın en güzel yolu. Kicks e-POWER hibrit modelinin, elektrifikasyon odaklı ürün gamımızda yer alan Qashqai, Juke ve LEAF ile birlikte üretim hattında yerini almasını sabırsızlıkla bekliyoruz." e-POWER – kendine özgü hibrit aktarma organı teknolojisi Nissan Sunderland Fabrikası, hâlihazırda Qashqai'nin e-POWER hibrit versiyonlarını üretiyor ve bu alanda edindiği deneyimi, İngiltere, Avrupa ve Türkiye'deki müşteriler için üretilecek yeni Kicks modeline de taşıyacak. 2016 yılındaki lansmanından bu yana dünya genelinde 1,9 milyondan fazla e-POWER hibrit model satıldı; bunların 200 bini İngiltere'de üretilen Qashqai e-POWER hibrit modellerinden oluşuyor. Kicks, 2025 yılında piyasaya sürülen ve daha iyi yakıt verimliliği, daha düşük emisyon değerleri ile daha üstün bir sürüş konforu sağlamak amacıyla kapsamlı biçimde yeniden tasarlanan üçüncü nesil sistemle donatılacak. e-POWER hibrit teknolojisini benzersiz kılan özellik, tekerleklerin yalnızca güçlü bir elektrik motoru tarafından tahrik edilmesi. Benzinli motor ise yalnızca elektrik üretmek ve araçtaki bataryayı şarj etmek için kullanılıyor. Bu sayede sürücüler, bir elektrikli araca özgü konfor, anlık tepki verme ve akıcı, doğrusal hızlanmanın keyfini yaşarken bir yandan da benzin istasyonunda yakıt doldurmanın pratikliğinden ve alışkanlığından vazgeçmiyor. Sunderland'de 40 yıllık üretim deneyimi Nissan Motor Manufacturing UK (NMUK), kırk yılı aşkın süredir büyümesini sürdürerek İngiltere'nin tek lokasyonda faaliyet gösteren en büyük otomobil üretim tesisi hâline geldi ve Sunderland'i İngiltere'nin otomotiv üretimi ile ihracatındaki başlıca merkezlerinden biri olarak konumlandırdı. Bugüne kadar 5 milyar sterlinlik yatırımla desteklenen tesis, dünya genelinde 100'den fazla pazara araç üretiyor; doğrudan yaklaşık 6.000 kişiye istihdam sağlarken tedarik zincirinde de 30.000 ek iş imkânı yaratıyor. Kicks, 1986'dan bu yana Sunderland'de üretilmek üzere tahsis edilen 10. model olma özelliğini taşıyor ve bu listede kendisinden önce Bluebird, Primera, Micra, Almera, Note, Infiniti Q30, JUKE, Qashqai ve LEAF modelleri yer alıyor. Sunderland, önümüzdeki yıldan itibaren, ilk kez tamamen elektrikli olarak üretilecek olan üçüncü nesil Nissan JUKE'un üretimini de üstlenecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Raben Group, Emisyonlarını %41 Azalttı Haber

Raben Group, Emisyonlarını %41 Azalttı

Filosunun yüzde 99'unu EURO VI emisyon standardına sahip araçlardan oluşturan şirket, operasyonlarında kullandığı yeşil elektrik oranını yüzde 96,3'e çıkardı. Yeşil lojistik uygulamaları ve çevre dostu taşımacılık çözümleriyle öne çıkan Raben Group, 2025 yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu yayımladı. Türkiye ve İsviçre yatırımlarıyla geçen yıl lojistik ağını 17 ülkeye, cirosunu da 2,3 milyar euroya çıkaran Raben Group, iklim hedefleriyle uyumlu karbonsuzlaştırma stratejisini hızlandırdı. Kapsam 1 ve 2 emisyonlarını 2020 baz yılına göre yüzde 41,1 oranında azaltmayı başaran Raben Group, yeşil elektrik kullanım oranını yüzde 96,3 gibi çok yüksek bir seviyeye çıkardı. Raben Group Bölge Direktörü Bartlomiej Lapinski, lojistikte fosil yakıt kullanımını minimize edecek, oyun kurucu hamleler geliştirdiklerini belirterek, “Lojistik sektöründe rekabet artık ‘en hızlı’ değil, ‘en düşük karbonlu’ olanlar arasında yaşanıyor.” dedi. “Taşımacılık kaynaklı emisyon maliyetlerini azaltmaya yardımcı oluyoruz” Avrupa Komisyonu strateji belgesine göre yük taşımacılığı faaliyetinin, baz alınan 2015'e kıyasla 2050'ye kadar yüzde 50 artacağını vurgulayan Lapinski, “Emisyonlar da hızla yükseleceği için yeşil lojistik artık bir tercih değil, zorunluluk haline geldi. Raben Group olarak filomuzun bir bölümünde halihazırda biyoyakıt kullanıyoruz. Özellikle Almanya ve Polonya başta olmak üzere Avrupa operasyonlarımızda HVO100 kullanımını artırıyor ve elektrikli çekici sayımızı genişletiyoruz. Bu sayede müşterilerimizin değer zincirlerindeki taşımacılık kaynaklı emisyonları azaltmalarına ve giderek artan iklim raporlama gerekliliklerine hazırlanmalarına destek oluyoruz.” diye konuştu. Lapinski, karbonsuzlaştırmayı finansal bir kaldıraç olarak da kullandıklarını, lojistik sektörünün ilk Sürdürülebilirlik Bağlantılı Kredisi’ni (SLL) hayata geçirerek, yeşil dönüşümü finansal performansla ilişkilendirdiklerini dile getirdi. “Filomuzun yüzde 99’u EURO VI emisyon standardında” Küresel lojistik ihalelerinde artık şeffaf emisyon verisinin ön şart haline geldiğinin altını çizen Lapinski, şunları kaydetti: “Müşterilerimiz myRaben platformu üzerinden sevkiyat bazlı karbon ayak izini görebiliyor. Sadece Türkiye’de değil, Avrupa genelindeki 2,1 milyon metrekarelik 180 depomuzda ısı pompaları ve güneş panelleriyle emisyon değerlerimizi büyük oranda düşürdük. Filomuzun yüzde 99’u EURO VI emisyon standardını karşılayan araçlardan oluşuyor. Bununla birlikte, sürdürülebilir dönüşümü yalnızca kendi operasyonlarımızla sınırlı görmüyor; tedarikçilerimizin de emisyonlarını ölçmelerine ve kendi karbonsuzlaştırma yol haritalarını oluşturmalarına destek oluyoruz.” “Sera gazı yönetim sistemiyle ‘lider’ seviyeye yükseldi” Lapinski, Raben Group’un, dünyanın en prestijli kurumsal sürdürülebilirlik derecelendirme platformlarından biri olan EcoVadis tarafından bir kez daha ödüllendirildiğini belirterek, “EcoVadis Sürdürülebilirlik Derecelendirmesinde Gümüş Madalya kazandık. Genel puanımızı 77’ye çıkararak, ‘Kara Yolu Taşımacılığı’ alanında küresel ölçekte en iyi yüzde 1’lik dilime girdik. Sera Gazı (GHG) yönetim sisteminde sergilediğimiz performansla ‘lider’ seviyeye yükseldik.” bilgilerini de paylaştı. Raben Group 95 yıllık lojistik deneyimi, her gün yollara çıkan 10 binden fazla tırı, 12.400’ü aşkın profesyonel çalışanı ve son teknoloji ile donatılmış altyapısı sayesinde, sürdürülebilir çözümleriyle müşterilerine hizmet veriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Trucks’tan Yeni Nesil Kabin Yatırımı Haber

Ford Trucks’tan Yeni Nesil Kabin Yatırımı

Ford Trucks, “en verimli taşıma çözümleriyle değer yaratmak” vizyonu doğrultusunda ürün ve hizmetlerini geliştirmeyi kararlılıkla sürdürüyor. Bu kapsamda Ford Trucks, Avrupa pazarındaki büyümesini desteklemek ve Avrupa Birliği’nin ilgili emisyon ve güvenlik gerekliliklerine uyum sağlamak amacıyla Yeni Nesil Kabin Programı kapsamında yeni yatırım planını açıkladı. IVECO ile ortak geliştirilecek yeni nesil kabin; ileri güvenlik özellikleri, aerodinamik yapısı ve sürücü odaklı tasarımıyla Ford Trucks’ın geleceğin taşımacılığına yönelik dönüşüm yolculuğunda önemli bir kilometre taşı olacak. Ford Otosan’ın, ortak proje kapsamında kendi fabrikasında üreteceği ürüne yönelik 2030 yılına kadar kademeli olarak yapmayı planladığı net yatırım tutarı yaklaşık 364 milyon Avro olup, bu tutarın 122 milyon Avroluk bölümü bugüne kadar ön fizibilite faaliyetleri kapsamında hayata geçirildi. Güç birliği 2025’te Ortak Geliştirme Anlaşması’yla somutlaştı Ford Trucks ile IVECO arasındaki iş birliği, 2024 yılında imzalanan bağlayıcı olmayan niyet mektubuyla başladı. Ağır ticarinin öncü iki global markası, Mart 2025’te imzaladıkları Ortak Geliştirme Anlaşması ile yeni nesil ağır ticari araç kabininin tasarım ve mühendislik çalışmalarını birlikte yürütme kararı aldı. Program kapsamında Ford Trucks ve IVECO, birlikte geliştirecekleri kabini kendi tesislerinde üretip monte edecek. Her iki şirket, kabini kendi tasarım anlayışı ve müşteri beklentileri doğrultusunda özelleştirerek kendi markalarıyla pazara sunacak. İki markanın mühendislik deneyimini ve kaynaklarını bir araya getirecek programla ürün kalitesinin geliştirilmesi, maliyet ve ölçek avantajı sağlanması ve Avrupa pazarındaki rekabet gücünün artırılması hedefleniyor. Yeni nesil kabinin 2028 yılı içinde kademeli olarak devreye alınması planlanıyor. Yeni nesil kabinle müşteriler için daha fazla değer Ford Trucks’tan Sorumlu Genel Müdür Yardımcısı Emrah Duman, programa ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yeni nesil kabin programı, Ford Trucks’ın geleceğin taşımacılığına hazırlanırken attığı en önemli ürün adımlarından biri. IVECO ile yürüttüğümüz bu iş birliğiyle, Avrupa regülasyonlarına uyum sağlayacak, güvenlik, aerodinamik, konfor ve verimlilik alanlarında ileri standartlar sunacak güçlü bir kabin ailesi geliştirmeyi hedefliyoruz. Bu program, yalnızca Avrupa’daki büyüme hedeflerimiz için değil, Türkiye’deki müşterilerimiz için de heyecan verici bir gelişme. Ford Trucks’ın mühendislik gücünü ve ürün geliştirme kabiliyetini yansıtan yeni nesil kabinin, müşterilerimize daha rekabetçi, daha konforlu ve geleceğe hazır çözümler sunarken markamızın uluslararası pazarlardaki itibarını da güçlendireceğine inanıyoruz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bulvar 216 1.044 MWh’lik Yeşil Enerji Tüketimini Tescilledi Haber

Bulvar 216 1.044 MWh’lik Yeşil Enerji Tüketimini Tescilledi

Restoranları, kafeleri ve sosyal yaşam alanlarıyla günün her saatinde ziyaretçilerine farklı seçenekler sunan Bulvar 216, sürdürülebilirlik odaklı uygulamalarını operasyonel yapısının önemli bir parçası olarak konumlandırıyor. Bu kapsamda alınan I-REC Redemption Statement belgesi, The International Tracking Standard Foundation tarafından yürütülen I-REC sistemi üzerinden sağlanarak Bulvar 216’nın 2026 yılına ait 1.044 MWh’lik elektrik tüketiminin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla belgelendirildiğini ortaya koyuyor. 350 hanenin yıllık tüketimine denk yenilenebilir enerji Bulvar 216’nın I-REC ile belgelendirdiği 1.044 MWh elektrik tüketimi, 1 milyon 44 bin kWh enerjiye karşılık geliyor. Türkiye’de dört kişilik bir ailenin yıllık ortalama elektrik tüketiminin yaklaşık 3.000 kWh olduğu dikkate alındığında, bu miktar yaklaşık 350 hanenin bir yıllık elektrik ihtiyacına denk geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın Türkiye elektrik tüketimi emisyon faktörü baz alınarak yapılan hesaplamaya göre, 1.044 MWh’lik tüketimin yenilenebilir enerji kaynaklarıyla belgelendirilmesi 432,4 ton CO₂e ’lik şebeke kaynaklı emisyon karşılığına denk gelmektedir. Bu yaklaşım, Bulvar 216’nın enerji tüketimini daha şeffaf, ölçülebilir ve sürdürülebilirlik hedefleriyle uyumlu şekilde yönetme iradesini ortaya koyuyor. Uluslararası standartlarda yenilenebilir enerji belgelendirmesi I-REC sistemi; rüzgâr, güneş ve hidroelektrik gibi yenilenebilir enerji kaynaklarından üretilen elektriğin kaynağını takip eden ve belgeleyen uluslararası bir sertifikasyon modeli olarak öne çıkıyor. Sistem, kurumların enerji tüketimlerine ilişkin şeffaf raporlama süreçlerini desteklerken, sürdürülebilirlik uygulamalarının ölçülebilir ve izlenebilir hale gelmesine katkı sağlıyor. Bulvar 216, tüketimini I-REC ile belgelendirerek yalnızca bugünün enerji ihtiyacını karşılamakla kalmıyor; temiz bir gelecek ve sürdürülebilir bir ekosistem yaratma hedefini de somut bir adımla destekliyor. Marka, mevcut ve gelecekteki projelerinde yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımını artırmayı, sürdürülebilirlik yaklaşımının önemli bir parçası olarak görüyor. Bulvar 216, gastronomi ve sosyal yaşamın buluşma noktaları arasında yer alıyor İstanbul’un ilk gastronomi merkezi olarak konumlanan Bulvar 216, restoranları, kafeleri ve sosyal yaşam alanlarıyla Anadolu Yakası’nın öne çıkan buluşma noktaları arasında yer alıyor. Gastronomi odaklı yapısını sosyal deneyim ve şehir yaşamıyla bir araya getiren merkez, iş çıkışı buluşmalarından hafta sonu planlarına kadar günün farklı anlarında tercih edilen bir yaşam alanı olarak dikkat çekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

TEMA Vakfı: İklim Krizine Karşı Kaybedecek Zamanımız Kalmadı Haber

TEMA Vakfı: İklim Krizine Karşı Kaybedecek Zamanımız Kalmadı

Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın (UNEP) bu yıl Dünya Çevre Günü için yaptığı #İklimİçinŞimdi çağrısı, iklim krizine karşı acil ve kararlı adımlar atılması gerektiğini bir kez daha ortaya koyuyor. TEMA Vakfı, iklim krizine karşı etkili bir mücadelenin yalnızca emisyon azaltım hedefleriyle sınırlı kalamayacağına; doğayı, yaşam alanlarını koruyan ve toplumsal adaleti gözeten politikalarla mümkün olabileceğine dikkat çekiyor. En ağır yükü, en az sorumlular taşıyor İklim krizinin etkileri derinleşirken, krizden en az sorumlu olan topluluklar en ağır sonuçlarla karşı karşıya kalıyor. Dünya Eşitsizlik Raporu’na göre küresel nüfusun en zengin yüzde 1’i, sera gazı emisyonlarının yüzde 41’inden sorumluyken; en yoksul yüzde 50’nin payı yalnızca yüzde 3 düzeyinde kalıyor. Oxfam’ın 2026 yılında yayımladığı araştırma ise dünyanın en zengin yüzde 1’inin, 1,5 derece hedefiyle uyumlu yıllık karbon bütçesini yılın ilk günlerinde tükettiğini ortaya koyuyor. İklim krizinin yarattığı kuraklık, seller, aşırı hava olayları ve ekosistem kayıpları; yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalan topluluklardan üretim gücünü kaybeden çiftçilere kadar milyonlarca insanın yaşamını doğrudan etkiliyor. Bu nedenle iklim krizine karşı geliştirilecek politikaların yalnızca emisyonları azaltmayı değil, aynı zamanda iklim adaletini sağlamayı da hedeflemesi gerekiyor. Kömürden çıkış iklim krizine karşı temel adımlardan biri Bilimsel çalışmalar, küresel sıcaklık artışını sınırlandırabilmek için fosil yakıtlardan uzaklaşılması gerektiğini ortaya koyuyor. Özellikle kömür, enerji sektöründen kaynaklanan sera gazı emisyonlarının en önemli kaynaklarından biri olmayı sürdürüyor. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç, iklim krizine karşı mücadelede kömürden çıkışın kritik önem taşıdığını belirterek şu değerlendirmede bulundu: “Sera gazı emisyonlarının önemli bölümünden sorumlu olan kömürden çıkış, iklim krizine karşı mücadelenin temel adımlarından biridir. Ancak ekolojik etkiler gözetilmeden, yaşam alanları korunmadan ve yerel halkın katılımı sağlanmadan yürütülen enerji yatırımları; yeni çevresel ve toplumsal sorunlar yaratma riski taşıyor. Bu nedenle dönüşüm, yalnızca santrallerin kapatılmasıyla sınırlı kalmamalı; kömür bölgelerinde yaşayan işçileri, yerel ekonomileri ve toplulukları koruyan bütüncül bir adil geçiş politikasıyla desteklenmelidir.” Doğayı korumadan iklim kriziyle mücadele edilemez İklim krizine karşı geliştirilen politikaların doğal varlıkların korunmasıyla birlikte ele alınması gerektiğine dikkat çeken Ataç, “Son yıllarda madencilik faaliyetleri ve çeşitli mevzuat değişiklikleri nedeniyle ormanlar, tarım alanları, su varlıkları ve önemli doğa alanları üzerindeki baskı artarken, 2025 yılında kabul edilen Torba Yasa ile doğal varlıklarımız üzerindeki riskler daha da derinleşti.” dedi. Muğla’nın Milas ilçesindeki Akbelen Ormanı çevresinde yaşananlar, iklim hedefleri ile fosil yakıt politikaları arasındaki çelişkiyi ortaya koyuyor. Kömürlü termik santrallere yakıt sağlamak amacıyla yürütülen madencilik faaliyetleri için orman alanlarının kesilmek istenmesi, doğal varlıkların fosil yakıtlar uğruna nasıl baskı altına alınabildiğinin somut örneklerinden biri olarak öne çıkıyor. TEMA Vakfı’nın 2020-2022 yılları arasında yayımladığı haritalama çalışmalarına göre, 29 ilde toprakların yüzde 67’si IV. Grup madenlere ruhsatlandırılmış durumda. Bu endişe verici tablo karşısında Ataç, “Ormanlar, tarım alanları ve önemli doğa alanları üzerindeki bu baskı, karbon yutaklarının devamlılığı, su döngüsünün sürdürülmesi ve iklim krizine karşı dayanıklılığın artırılmasında kritik rol oynayan ekosistemleri tehdit ediyor. Bu nedenle doğayı korumadan iklim krizini durdurmak mümkün değil.” ifadelerini kullandı. İklim için şimdi harekete geçilmeli Dünya Çevre Günü’nde yapılan #İklimİçinŞimdi çağrısının somut politikalarla desteklenmesi gerektiğini vurgulayan Deniz Ataç, sözlerini şöyle sürdürdü: “İklim krizi yalnızca doğayı değil; yaşam hakkını, üretimi, su varlıklarını ve toplumsal adaleti de tehdit ediyor. Bu nedenle iklim krizine karşı atılması gereken adımlar daha fazla ertelenemez. Türkiye’nin kömürden çıkış ve adil geçiş konusunda somut adımlar atması, aynı zamanda da ormanları, tarım alanlarını, su varlıklarını ve yaşam alanlarını koruyan politikaları güçlendirmesi gerekiyor.” Türkiye’nin yıl sonunda ev sahipliği yapacağı COP31 sürecinin iklim politikalarına yönelik tartışmaların yoğunlaşacağı önemli bir dönem olduğuna işaret eden Ataç, karar alıcıları iklim krizine karşı bilim temelli, adil ve doğa dostu politikaları hızla hayata geçirmeye çağırdı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Fibasigorta ve cOmmited Bankasürans Zirvesi’nin Karbon Ayak İzini Dengeledi Haber

Fibasigorta ve cOmmited Bankasürans Zirvesi’nin Karbon Ayak İzini Dengeledi

Yaklaşık 400 katılımcının bir araya geldiği zirvenin 12,64 tCO₂e emisyonu, Gold Standard sertifikalı karbon kredileriyle dengelendi. Etkinliğin karbon ayak izi, uluslararası alanda kabul gören GHG Protocol Kurumsal Standartları (Scope 1, 2, 3) ve BP Target Neutral Events Calculator (v9) metodolojisiyle ölçüldü. Hesaplamada hava yolu ulaşımı, kara ulaşımı, toplu taşıma, konaklama, yiyecek-içecek hizmetleri, mekan enerji tüketimi ve malzeme-atık yönetimi olmak üzere 7 emisyon kalemi değerlendirildi. Yaklaşık 250 dolarlık offset maliyetiyle gerçekleştirilen dengeleme süreci, etkinliği resmi olarak karbon nötr statüsüne taşıdı. Kişi başı 31,6 kg CO₂e olarak hesaplanan emisyon değeri, yaklaşık 63.200 km araç yolculuğuna ya da 8 uçuş saatine eşdeğer bir karbon yüküne karşılık geliyor. Sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden iş birliklerine kadar tüm iş modellerinin merkezine konumlandırdıklarını belirten Fibasigorta Genel Müdür Yardımcısı Buket Erşan, “cOmmited ile bu ilk iş birliğimiz değil; daha önce birlikte geliştirdiğimiz ‘Sürdürülebilir Gelecek Ferdi Kaza Sigortası’ ile sigortacılık ürünlerinin içine karbon dengeleme mekanizmalarını entegre ederek sektörde öncü bir model ortaya koyduk ve kısa sürede binlerce ton karbon emisyonunun dengelenmesine katkı sağladık. Öte yandan döngüsel ekonomiyi destekleyen iş birlikleri de geliştiriyoruz. Hem sıfır hem de yenilenmiş elektronik cihazları sigortalıyor, bu cihazların daha uzun süre kullanımını teşvik eden iş modelleriyle elektronik atıkların azaltılmasına katkı sağlarken sorumlu tüketim alışkanlıklarını destekliyoruz. Bugün cOmmited iş birliğiyle Banksürans Zirvesi’nin karbon ayak izini dengelemek, bu bütünsel yaklaşımımızın bir devamı. Amacımız sigortacılığın dönüştürücü gücüyle daha sürdürülebilir bir geleceğe somut katkı sağlamak” dedi. cOmmited Genel Müdürü Levent Köseoğlu ise şunları söyledi: “Fibasigorta ile yürüttüğümüz iş birliği, sürdürülebilirliğin yalnızca kurumsal raporlarda kalan bir taahhüt olmadığını, her etkinlikte, her üründe ve her iş kararında somutlaşabileceğini gösteriyor. Bankasürans Zirvesi'nin karbon ayak izini GHG Protocol standartlarıyla ölçüp Gold Standard sertifikalı kredilerle dengelemek, şeffaflığı ve hesap verebilirliği aynı anda hayata geçirmek demek. cOmmited olarak amacımız, bu tür uygulamaların olağan hale geldiği bir iş dünyası inşa etmek; Fibasigorta gibi sektöre yön veren iş ortaklarıyla attığımız her adım bizi o hedefe biraz daha yaklaştırıyor." Karbon nötr etkinlik kimliğinin kamuoyuyla ve katılımcılarla şeffaf biçimde paylaşılması adına çeşitli mekanizmalar devreye alındı. Zirvede kahve molası alanlarındaki ana ekranlara yansıtılan emisyon raporu hem etkinlik verilerini hem de dengeleme sürecini tüm katılımcılarla anlık olarak paylaştı. QR kod aracılığıyla ulaşılan commitedevents.app sayfası üzerinden katılımcılar emisyon raporu ile gönüllü karbon azaltım sertifikasına doğrudan erişebildi. Bu uygulama, Türkiye'deki etkinlik sektöründe şeffaflık ve sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Trucks’tan Türkiye’nin En Kapsamlı Ağır Ticari Yeşil Dönüşüm Planı    Haber

Ford Trucks’tan Türkiye’nin En Kapsamlı Ağır Ticari Yeşil Dönüşüm Planı  

Ford Otosan, bugün Türkiye’de ağır ticari araçlar için hem motor hem şanzıman geliştiren ve üreten tek üretici konumunda bulunuyor. Şirket, sahip olduğu bu yetkinliği yeni nesil güç aktarma teknolojileriyle genişleterek, ağır ticari araç üretiminde teknolojik derinliğini bir üst seviyeye taşımayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Ford Trucks’ın Avrupa’daki büyümesini desteklerken Türkiye’de ağır ticari araç üretiminde teknoloji ve üretim sofistikasyonu açısından en ileri noktadaki konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda daha yüksek katma değerli üretim ve daha nitelikli istihdam yaratılması da bu dönüşümün temel hedefleri arasında yer alıyor. Türkiye’nin en kapsamlı ağır ticari yeşil dönüşüm planı Bu kapsamda, Euro-7 emisyon standartlarına uyum, sıfır emisyonlu araç üretimi ve Avrupa Birliği Doğrudan Görüş Regülasyonu’na uygun yeni kabin dönüşümünü içeren projeler için yapılan teşvik başvurusu uygun bulunarak Proje Bazlı Devlet Yardımı kapsamında desteklenmesine karar verildi. Proje Bazlı Devlet Yardımına konu tutar 31.389.000.000 TL olup, onaylanan teşvik çerçevesinde, söz konusu dönüşüm projeleri kapsamında 2031 yılı sonuna kadar ilgili yatırımların yapılması ve yaklaşık 500 kişilik ek istihdam sağlanması öngörülüyor. Yatırımların, pazarın gelişimi, teknolojik dönüşümün seyri ve altyapı hazırlıkları doğrultusunda 2026 ve izleyen yıllarda kademeli olarak gerçekleştirilmesi planlanıyor. Projelerin tamamına ilişkin nihai yatırım kararları ise devam eden fizibilite ve değerlendirme süreçlerine bağlı olarak şekillenecek. Emrah Duman: “Türkiye’deki mühendislik gücümüzü rekabetçi ürünlere dönüştürürken sektörde sürdürülebilirlikte de söz sahibi olmayı hedefliyoruz.” Ford Trucks Lideri Emrah Duman konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: Ford Trucks’ın Avrupa’daki büyümesini uzun vadeli bir teknolojik dönüşüm vizyonuyla ele alıyoruz. Eskişehir’de planladığımız bu yatırım, farklı güç aktarma teknolojilerini aynı üretim ve mühendislik ekosistemi içinde geliştirebilen bir yapı oluşturma hedefimizin önemli bir parçası. Ağır ticari araçlarda dönüşüm aşamalı ilerleyen bir süreç. Elektrikli, hidrojenli ve gelişmiş içten yanmalı motor teknolojilerini birlikte ele alıyor, farklı kullanım ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştiriyoruz. Bu yaklaşım, Ford Trucks’ın geleceğin taşımacılık ihtiyaçlarına hazır olmasını sağlıyor ve küresel rekabet gücünü destekliyor. Türkiye’deki mühendislik gücümüzü rekabetçi ürünlere dönüştürürken sektörde sürdürülebilirlikte de söz sahibi olmayı hedefliyoruz. Bu projeyi ilk aşamasından itibaren sahiplenerek destekleyen T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza teşekkür ederiz.” Yeni nesil güç aktarma teknolojileri aynı geliştirme altyapısında ele alınıyor. Ford Otosan Eskişehir Fabrikası’nda planlanan dönüşüm kapsamında; elektrikli kamyonlar, hidrojen bazlı güç sistemleri, Euro-7 uyumlu yeni nesil motorlar ve yeni kabin mimarileri birlikte ele alınıyor. Bu yapı, farklı teknolojilerin tek bir hatta toplanmasından ziyade, aynı üretim ve mühendislik altyapısı içinde esnek şekilde geliştirilebildiği ve ölçeklenebildiği bir model sunuyor. Bu yönüyle proje, Türkiye’de ağır ticari araç segmentinde yeni nesil güç aktarma teknolojilerinin birlikte ele alındığı en kapsamlı dönüşüm çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda Ford Trucks’ın kendi mühendislik gücüyle geliştirdiği teknolojilerin Avrupa pazarına güçlü şekilde sunulmasını destekliyor. Proje ile birlikte Ar-Ge kapasitesinin artırılması, yeni teknoloji alanlarında uzmanlık geliştirilmesi ve yerli tedarik zincirinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, Türkiye’de daha yüksek katma değerli üretimin yaygınlaşmasına katkı sağlarken Ford Trucks’ın küresel ölçekte daha güçlü bir oyuncu olmasını destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu Haber

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu

2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. Bu yıl “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ana sponsorluğunu Tera Finans Grubu üstleniyor. Zirvenin ikinci paneli, “Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası” başlığıyla düzenlendi. Şölen’in sponsor olduğu panelin moderatörlüğünü yapan LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Berna Akyüz Öğüt, küresel gelişmelerden bahsederek bunların Türkiye ekonomisine etkilerine değindi. Şölen İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Erdoğan Çoban, son dönemde artan maliyet baskılarına ve küresel tedarik zincirindeki kırılmalara dikkat çekti. Kakao fiyatlarının son iki yılda yaklaşık beş kat arttığını belirten Çoban, “En büyük hammaddemiz olan kakaoyu 2 bin pound seviyesinden 10 bin pound seviyesine almak zorunda kaldık. Bu, bizim gibi büyük üreticiler için ciddi bir maliyet şoku anlamına geliyor. Ancak bu süreci etkin şekilde yönetiyoruz. Bu tablo, gıda güvenliği açısından küresel tedarik zincirlerinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu net şekilde ortaya koyuyor.” dedi. Her sektörün kendine özgü zorlukları bulunduğunu vurgulayan Çoban, Türkiye’nin bu yeni dönemde öne çıkan üç temel avantajına işaret etti. Türkiye’nin lojistik açıdan stratejik bir konumda bulunduğunu belirten Çoban, Asya’dan Avrupa ve Afrika’ya sevkiyat sürelerinin 30-45 günlerden krizlerle birlikte 2-3 aya kadar uzadığını, buna karşın Türkiye’den aynı pazarlara 2-3 gün içinde erişim sağlanabildiğini ifade etti. Güvenilirliğin de en az maliyet kadar kritik hale geldiğini vurgulayan Çoban, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalar ve jeopolitik konumu sayesinde bu alanda güçlü bir pozisyona sahip olduğunu dile getirdi. Gıda arz güvenliği konusunda ise Türkiye’nin stratejik bir partner olabileceğini belirten Çoban, artan korumacılık eğilimleri ve iklim değişikliğinin yarattığı risklerin bu alanı daha da kritik hale getirdiğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte bölge ülkeleriyle stratejik gıda anlaşmaları geliştirmesi gerektiğine dikkati çeken Çoban, şunları kaydetti: “Türk şirketleri küresel krizler karşısında o kadar kuvvetli ki bunun gerçekten ben çok büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Hem coğrafyanıza hem de yakın coğrafyaya bakarsak. Bu avantajı kullanmalıyız. Çünkü Türkiye, özellikle pandemiden sonra bakarsak, çözüm ülkesi oldu. Yani Türkiye, en büyük krizlerin normale çeviren bir ülke pozisyonuna giriyor. Biz de Şölen olarak, Türkiye'nin stratejik pozisyonunun bizim avantajımız olduğunu düşünüyorum.” “Talep artışı düşük emisyon kaynaklarıyla karşılanmalı” SHELL Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, jeopolitik gerginliklere değinerek 70’lerden bu yana böyle bir dönem yaşanmadığını söyledi. Erdem, şöyle konuştu: “Hemen hemen her ülkenin ekonomisine yansır bir durum söz konusu oldu. Enerjiyi farklı kaynaklardan almaya çalıştıkları için fiyatlarda yükselme oldu. Dünyanın en büyük petrol üretim, refinaj sistemleri var. Orada çalışanların da güvenliğinin sağlanması lazım. Savaşın insani boyutu var. Buradan üretilen ürünlerin dünyaya ulaştırılması lazım. Başka kaynaklardaki üretimlerin artırılması, rotaların değiştirilmesi gibi yollar uygulanabilir. Bunlar kısmi çare oldu ama çok da etkili olmadı. Ateşkesin devamı ve belki de sonra kalıcı barışın sağlanmasıyla körfezden geçen serbest bir yapıya kavuşması olabilir. Yenilebilir enerji kaynaklarına erişimin hızlı olmadığını da görüyoruz. Bildiğimiz bir şey var. Talep artışı devam edecek. Bizim bunu daha az emisyon kaynaklarıyla karşılamamız lazım.” “Küresel ticaret kuralları yeniden yazılıyor” Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural ise değerlendirmesinde, son yıllarda küresel ölçekte ardı ardına yaşanan kırılmalara işaret etti. Pandemi sürecinin ardından yeni bir ekonomik düzene geçildiğini belirten Kural, mevcut savaş ortamının da bu dönüşümü derinleştirdiğini anlattı. Küresel ticaret kurallarının yeniden yazıldığına dikkati çeken Kural, dayanıklı tüketim sektörünün bu değişimi doğrudan hissettiğini vurguladı. Faaliyet gösterilen ülkelerde yerel regülasyonların sık sık değiştiğini, bu yerel etkilerin küresel ticarete doğrudan yansıdığını belirten Kural, pandemi döneminde yaşanan talep patlaması ve arz sıkıntılarının ardından talebin normalleşmeye başladığını ancak bu sürecin savaşın etkileriyle yeniden sekteye uğradığını dile getirdi. Cem Kural, geçmişte rekabetin Kore ve Japonya merkezli konuşulurken bugün Çin eksenine kaydığını belirterek, rekabetin dinamik yapısının devam edeceğini vurguladı. Kural, bu süreçte asıl belirleyici unsurun globalleşme ile birlikte operasyonel mükemmelliğin sağlanması olduğunu ifade ederek, yapay zeka destekli verimlilik artışlarının tüm değer zincirine entegre edilmesinin kritik hale geldiğini sözlerine ekledi. “Bilgi ve iletişim teknolojileri pazarı 2026’da 6,15 trilyona ulaşabilir” Lenovo Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu, teknolojinin günlük yaşamla giderek daha fazla entegre hale geldiğini vurgulayarak, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) pazarının mevcut durumu ve büyüme dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Büyümenin ana itici güçlerinin veri merkezleri, yapay zekâ odaklı yazılımlar ve servisler olduğunu belirten Hantaloğlu, 2025 yılında küresel BİT pazarının yüzde 10 büyüyerek 5,5 trilyon dolara ulaştığını, 2026 yılında ise yüzde 11’lik büyümeyle 6,15 trilyon dolara çıkmasının beklendiğini ifade etti. Türkiye özelinde bilgi teknolojileri tarafında güçlü bir ivme yakalandığını vurgulayan Hantaloğlu, iletişim segmenti hariç tutulduğunda pazarın son 4-5 yılda yaklaşık iki kat büyüyerek 10 milyar dolardan 23 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtti. Bilgi ve iletişim teknolojileri toplam pazar büyüklüğünün ise 2025 yılı için henüz resmi olarak açıklanmadığını, ancak kendi öngörüsünün yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde olduğu bilgisini paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MAN Ankara’daki Fabrikasında ebus Üretimine Başladı Haber

MAN Ankara’daki Fabrikasında ebus Üretimine Başladı

MAN Truck & Bus, otobüs iş kolundaki dönüşümü kararlılıkla sürdürüyor. MAN bu kapsamda, Ankara fabrikasında tamamen elektrikli MAN Lion’s City E şehir otobüsünün seri üretimine başladı. İlk e-otobüsler Ankara’daki montaj hattından çıkmaya başlarken, bu gelişme şirket için sıfır emisyonlu ve sürdürülebilir mobilitiye geçişte önemli bir adımı temsil ediyor. Polonya’nın Starachowice tesisinde 2020’den bu yana başarıyla sürdürülen üretimin ardından, elektrikli aslanlar artık Ankara’da da üretim hattından çıkmaya başladı. MAN, Güney Afrika’daki Olifantsfontein üretim tesisinde ise yerel pazara özel geliştirdiği Lion’s Explorer E’yi de üretmeye devam ediyor. Bu üç üretim üssüyle giderek artan sıfır emisyonlu otobüs talebine yanıt veren MAN, aynı zamanda küresel üretim ve e-mobilite ağının bir parçası olarak Ankara’daki üretim kapasitesini de güçlendiriyor. “Ankara, gelecekteki e-mobilite stratejimizde kilit bir rol oynayacak” MAN Truck & Bus Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay, Ankara’daki e-otobüs üretiminin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Ankara’da elektrikliotobüs üretimine başlayarak, elektromobilite yolunda önemli bir kilometre taşını geride bırakıyoruz. Bu adımla hem üretim kapasitemizi genişletiyor, hem de küresel otobüs ağımızı güçlendirerek artan müşteri taleplerini daha hızlı ve esnek bir şekilde karşılayabiliyoruz. Ankara, gelecekteki e-mobilite stratejimizde kilit bir rol oynayacak.” MAN, üretim ağını elektrikli döneme taşıyor Ankara fabrikasının dönüştürülmesi, MAN’ın sürdürülebilir ulaşım çözümleri odağında yürüttüğü kapsamlı dönüşüm stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. 2020 yılında MAN Lion’s City E’nin piyasaya sunulmasıyla birlikte Polonya’daki Starachowice tesisi, elektrikli araçların büyük ölçekli üretimi için tam donanımlı hale gelen ilk MAN fabrikası olmuştu. Güney Afrika’daki Olifantsfontein tesisinde ise iki yıldır Lion’s Explorer E üretimi sürdürülüyor. MAN, tamamen elektrikli araç üretimini yalnızca otobüslerle sınırlı tutmayarak kamyon segmentinde de genişletiyor. Tamamen elektrikli ağır hizmet tipi MAN eTGS ve eTGX kamyonlarının seri üretimi 2025 yılında Münih fabrikasında başlarken, Krakow’daki üretim ekibi de ilk elektrikli kamyonların seri üretimi için hazırlıklarını sürdürüyor. Hafif hizmet tipi MAN eTGL modelinin seri üretiminin de önümüzdeki aylarda aynı tesiste başlaması planlanıyor. MAN ayrıca, Mayıs ayında Milano’da düzenlenecek Transpotec fuarında tamamen elektrikli ürün portföyünü tamamlayacak bir başka elektrikli modelini tanıtmayı hedefliyor. Bu modelinde de ilerleyen dönemde Krakow’da üretilmesi öngörülüyor. Nürnberg fabrikası ise MAN’ın kendi batarya üretimine başlamasıyla birlikte, yalnızca motor üretimi yapan bir tesis olmaktan çıkarak, son teknoloji dizel motorlar ve alternatif tahrik sistemleri için bir geliştirme ve üretim merkezine dönüştürülmüş durumda. E-stratejisinin kilit bileşeni olarak Ankara Son yıllarda, Ankara'daki üretim tesisinde gerçekleştirilen yatırımlarla altyapı modernize edilirken, üretim süreçleri de optimize edildi ve çalışanlar elektrikli mobilitenin gereksinimlerine uygun şekilde eğitildi. Barbaros Oktay, dönüşüm yolculukları kapsamında attıkları bu adımlar ve yaptıkları bu yatırımlar sayesinde, uzun vadede yüksek hacimli ve yüksek kaliteli sıfır emisyonlu mobilite çözümleri sunabilecek güçlü bir altyapı oluşturduklarını vurguluyor. Önümüzdeki dönemde Ankara fabrikasında Lion’s City E’nin yanı sıra elektrikli şehirlerarası otobüsler ve Türkiye’deki turizm taşımacılığına yönelik geliştirilen yeni Lion’s Coach E modelinin de de burada üretilmesi planlanıyor. Ankara’nın öneminin altını çizen Oktay, “Hedefimiz, Ankara’nın da Starachowice gibi MAN’ın otobüsteki e-mobilite dönüşümünde kilit bir rol oynaması” diye konuşuyor. MAN Türkiye A.Ş. CEO’su Mehmet Şermet ise fabrikanın esnek üretim yapısına dikkat çekerek, şunları söylüyor: “Ankara, MAN’ın e-mobilite merkezlerinden biri haline geliyor. Esnek üretim yapımız sayesinde, aynı üretim hattında hem çeşitli elektrikli otobüs modellerini hem de geleneksel motorlu otobüsleri üretebiliyoruz. Bu da farklı pazar gereksinimlerine verimli bir şekilde yanıt vermemizi sağlıyor.” MAN Lion’s City E: Bir başarı öyküsü 2019’daki piyasaya sürülen MAN Lion’s City E, kısa sürede Avrupa’da bir başarı hikayesine dönüştü ve şu anda birçok Avrupa şehrinde hizmet veriyor. Bugüne kadar yaklaşık 3.300 araç üretilip teslim edilirken, bu araçlar toplamda yaklaşık 250 milyon kilometre yol kat etti. Yerel olarak emisyon üretmeyen çalışma özellikleri sayesinde bu kullanım, geleneksel dizel otobüslere kıyasla yaklaşık 150.000 ton CO2 tasarrufu sağladı. Satış rakamlarındaki artış da bu dinamik gelişmeyi etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. 2025 mali yılında, MAN’ın tamamen elektrikli kamyon ve otobüs satışları yüzde 168 artarak 1.970 adede ulaştı. Yalnızca MAN Lion’s City E satışları, bir önceki yıla göre yüzde 118 artış göstererek, toplamda 1.300 adedin üzerine çıktı. MAN, elektrikli otobüs satışında ulaştığı bu rakamla yeni bir rekora imza attı. Günümüzde Avrupa'da, MAN tarafından satılan her iki şehir otobüsünden biri artık elektrikle çalışıyor. Lion’s City E’nin elde ettiği bu başarıda, modelin güvenilirliği, menzili ve sürdürülebilirlik performansı kadar, aynı zamanda sürekli genişletilen sıfır emisyonlu otobüs portföyü de önemli rol oynuyor. Bu portföy; kompakt 10 metrelik araçlardan klasik 12 metrelik tek gövdeli otobüslere, yüksek yolcu kapasiteli 18 metrelik körüklü otobüslerden şehirlerarası kullanıma uygun alçak girişli elektrikli modellere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Lion’s Chassis E modeli de MAN’ın Avrupa dışındaki pazarlara da hizmet vermesini mümkün kılıyor. Tamamen elektrikli MAN Lion’s Coach E ise sıfır emisyonlu uzun mesafe seyahatlerinde yeni bir çağının başlangıcını temsil ediyor. İlk araçların yıl sonuna kadar müşterilere teslim edilmesi planlanırken, MAN bu geniş model yelpazesiyle şehir içi, bölgesel ve uzun mesafe taşımacılığında sürdürülebilir mobiliteye küresel ölçekte katkı sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.