Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emisyon

Kapsül Haber Ajansı - Emisyon haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emisyon haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Fibasigorta ve cOmmited Bankasürans Zirvesi’nin Karbon Ayak İzini Dengeledi Haber

Fibasigorta ve cOmmited Bankasürans Zirvesi’nin Karbon Ayak İzini Dengeledi

Yaklaşık 400 katılımcının bir araya geldiği zirvenin 12,64 tCO₂e emisyonu, Gold Standard sertifikalı karbon kredileriyle dengelendi. Etkinliğin karbon ayak izi, uluslararası alanda kabul gören GHG Protocol Kurumsal Standartları (Scope 1, 2, 3) ve BP Target Neutral Events Calculator (v9) metodolojisiyle ölçüldü. Hesaplamada hava yolu ulaşımı, kara ulaşımı, toplu taşıma, konaklama, yiyecek-içecek hizmetleri, mekan enerji tüketimi ve malzeme-atık yönetimi olmak üzere 7 emisyon kalemi değerlendirildi. Yaklaşık 250 dolarlık offset maliyetiyle gerçekleştirilen dengeleme süreci, etkinliği resmi olarak karbon nötr statüsüne taşıdı. Kişi başı 31,6 kg CO₂e olarak hesaplanan emisyon değeri, yaklaşık 63.200 km araç yolculuğuna ya da 8 uçuş saatine eşdeğer bir karbon yüküne karşılık geliyor. Sürdürülebilirliği ürün geliştirmeden iş birliklerine kadar tüm iş modellerinin merkezine konumlandırdıklarını belirten Fibasigorta Genel Müdür Yardımcısı Buket Erşan, “cOmmited ile bu ilk iş birliğimiz değil; daha önce birlikte geliştirdiğimiz ‘Sürdürülebilir Gelecek Ferdi Kaza Sigortası’ ile sigortacılık ürünlerinin içine karbon dengeleme mekanizmalarını entegre ederek sektörde öncü bir model ortaya koyduk ve kısa sürede binlerce ton karbon emisyonunun dengelenmesine katkı sağladık. Öte yandan döngüsel ekonomiyi destekleyen iş birlikleri de geliştiriyoruz. Hem sıfır hem de yenilenmiş elektronik cihazları sigortalıyor, bu cihazların daha uzun süre kullanımını teşvik eden iş modelleriyle elektronik atıkların azaltılmasına katkı sağlarken sorumlu tüketim alışkanlıklarını destekliyoruz. Bugün cOmmited iş birliğiyle Banksürans Zirvesi’nin karbon ayak izini dengelemek, bu bütünsel yaklaşımımızın bir devamı. Amacımız sigortacılığın dönüştürücü gücüyle daha sürdürülebilir bir geleceğe somut katkı sağlamak” dedi. cOmmited Genel Müdürü Levent Köseoğlu ise şunları söyledi: “Fibasigorta ile yürüttüğümüz iş birliği, sürdürülebilirliğin yalnızca kurumsal raporlarda kalan bir taahhüt olmadığını, her etkinlikte, her üründe ve her iş kararında somutlaşabileceğini gösteriyor. Bankasürans Zirvesi'nin karbon ayak izini GHG Protocol standartlarıyla ölçüp Gold Standard sertifikalı kredilerle dengelemek, şeffaflığı ve hesap verebilirliği aynı anda hayata geçirmek demek. cOmmited olarak amacımız, bu tür uygulamaların olağan hale geldiği bir iş dünyası inşa etmek; Fibasigorta gibi sektöre yön veren iş ortaklarıyla attığımız her adım bizi o hedefe biraz daha yaklaştırıyor." Karbon nötr etkinlik kimliğinin kamuoyuyla ve katılımcılarla şeffaf biçimde paylaşılması adına çeşitli mekanizmalar devreye alındı. Zirvede kahve molası alanlarındaki ana ekranlara yansıtılan emisyon raporu hem etkinlik verilerini hem de dengeleme sürecini tüm katılımcılarla anlık olarak paylaştı. QR kod aracılığıyla ulaşılan commitedevents.app sayfası üzerinden katılımcılar emisyon raporu ile gönüllü karbon azaltım sertifikasına doğrudan erişebildi. Bu uygulama, Türkiye'deki etkinlik sektöründe şeffaflık ve sürdürülebilirlik raporlaması açısından önemli bir örnek teşkil ediyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ford Trucks’tan Türkiye’nin En Kapsamlı Ağır Ticari Yeşil Dönüşüm Planı    Haber

Ford Trucks’tan Türkiye’nin En Kapsamlı Ağır Ticari Yeşil Dönüşüm Planı  

Ford Otosan, bugün Türkiye’de ağır ticari araçlar için hem motor hem şanzıman geliştiren ve üreten tek üretici konumunda bulunuyor. Şirket, sahip olduğu bu yetkinliği yeni nesil güç aktarma teknolojileriyle genişleterek, ağır ticari araç üretiminde teknolojik derinliğini bir üst seviyeye taşımayı hedefliyor. Bu yaklaşım, Ford Trucks’ın Avrupa’daki büyümesini desteklerken Türkiye’de ağır ticari araç üretiminde teknoloji ve üretim sofistikasyonu açısından en ileri noktadaki konumunu daha da güçlendirmeyi amaçlıyor. Aynı zamanda daha yüksek katma değerli üretim ve daha nitelikli istihdam yaratılması da bu dönüşümün temel hedefleri arasında yer alıyor. Türkiye’nin en kapsamlı ağır ticari yeşil dönüşüm planı Bu kapsamda, Euro-7 emisyon standartlarına uyum, sıfır emisyonlu araç üretimi ve Avrupa Birliği Doğrudan Görüş Regülasyonu’na uygun yeni kabin dönüşümünü içeren projeler için yapılan teşvik başvurusu uygun bulunarak Proje Bazlı Devlet Yardımı kapsamında desteklenmesine karar verildi. Proje Bazlı Devlet Yardımına konu tutar 31.389.000.000 TL olup, onaylanan teşvik çerçevesinde, söz konusu dönüşüm projeleri kapsamında 2031 yılı sonuna kadar ilgili yatırımların yapılması ve yaklaşık 500 kişilik ek istihdam sağlanması öngörülüyor. Yatırımların, pazarın gelişimi, teknolojik dönüşümün seyri ve altyapı hazırlıkları doğrultusunda 2026 ve izleyen yıllarda kademeli olarak gerçekleştirilmesi planlanıyor. Projelerin tamamına ilişkin nihai yatırım kararları ise devam eden fizibilite ve değerlendirme süreçlerine bağlı olarak şekillenecek. Emrah Duman: “Türkiye’deki mühendislik gücümüzü rekabetçi ürünlere dönüştürürken sektörde sürdürülebilirlikte de söz sahibi olmayı hedefliyoruz.” Ford Trucks Lideri Emrah Duman konuyla ilgili yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: Ford Trucks’ın Avrupa’daki büyümesini uzun vadeli bir teknolojik dönüşüm vizyonuyla ele alıyoruz. Eskişehir’de planladığımız bu yatırım, farklı güç aktarma teknolojilerini aynı üretim ve mühendislik ekosistemi içinde geliştirebilen bir yapı oluşturma hedefimizin önemli bir parçası. Ağır ticari araçlarda dönüşüm aşamalı ilerleyen bir süreç. Elektrikli, hidrojenli ve gelişmiş içten yanmalı motor teknolojilerini birlikte ele alıyor, farklı kullanım ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştiriyoruz. Bu yaklaşım, Ford Trucks’ın geleceğin taşımacılık ihtiyaçlarına hazır olmasını sağlıyor ve küresel rekabet gücünü destekliyor. Türkiye’deki mühendislik gücümüzü rekabetçi ürünlere dönüştürürken sektörde sürdürülebilirlikte de söz sahibi olmayı hedefliyoruz. Bu projeyi ilk aşamasından itibaren sahiplenerek destekleyen T.C. Sanayi ve Teknoloji Bakanlığımıza teşekkür ederiz.” Yeni nesil güç aktarma teknolojileri aynı geliştirme altyapısında ele alınıyor. Ford Otosan Eskişehir Fabrikası’nda planlanan dönüşüm kapsamında; elektrikli kamyonlar, hidrojen bazlı güç sistemleri, Euro-7 uyumlu yeni nesil motorlar ve yeni kabin mimarileri birlikte ele alınıyor. Bu yapı, farklı teknolojilerin tek bir hatta toplanmasından ziyade, aynı üretim ve mühendislik altyapısı içinde esnek şekilde geliştirilebildiği ve ölçeklenebildiği bir model sunuyor. Bu yönüyle proje, Türkiye’de ağır ticari araç segmentinde yeni nesil güç aktarma teknolojilerinin birlikte ele alındığı en kapsamlı dönüşüm çalışmalarından biri olarak öne çıkıyor. Aynı zamanda Ford Trucks’ın kendi mühendislik gücüyle geliştirdiği teknolojilerin Avrupa pazarına güçlü şekilde sunulmasını destekliyor. Proje ile birlikte Ar-Ge kapasitesinin artırılması, yeni teknoloji alanlarında uzmanlık geliştirilmesi ve yerli tedarik zincirinin güçlendirilmesi hedefleniyor. Bu yaklaşım, Türkiye’de daha yüksek katma değerli üretimin yaygınlaşmasına katkı sağlarken Ford Trucks’ın küresel ölçekte daha güçlü bir oyuncu olmasını destekliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu Haber

Türkiye Özellikle Pandemiden Sonra Çözüm Ülkesi Oldu

2012 yılından bu yana Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından düzenlenen Uluslararası Ekonomi Zirvesi (UEZ 2026), bu yıl 15’inci kez Türkiye ve dünyanın saygın siyasetçilerini, iş dünyası liderlerini ve akademisyenlerini ağırlıyor. Bu yıl “Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası” temasıyla düzenlenen zirvenin ana sponsorluğunu Tera Finans Grubu üstleniyor. Zirvenin ikinci paneli, “Küresel Ticarette Yeni Dengeler ve Türkiye İçin Yol Haritası” başlığıyla düzenlendi. Şölen’in sponsor olduğu panelin moderatörlüğünü yapan LC Waikiki Mağazacılık Genel Müdürü ve Yönetim Kurulu Üyesi Berna Akyüz Öğüt, küresel gelişmelerden bahsederek bunların Türkiye ekonomisine etkilerine değindi. Şölen İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Erdoğan Çoban, son dönemde artan maliyet baskılarına ve küresel tedarik zincirindeki kırılmalara dikkat çekti. Kakao fiyatlarının son iki yılda yaklaşık beş kat arttığını belirten Çoban, “En büyük hammaddemiz olan kakaoyu 2 bin pound seviyesinden 10 bin pound seviyesine almak zorunda kaldık. Bu, bizim gibi büyük üreticiler için ciddi bir maliyet şoku anlamına geliyor. Ancak bu süreci etkin şekilde yönetiyoruz. Bu tablo, gıda güvenliği açısından küresel tedarik zincirlerinin artık bir tercih değil, zorunluluk olduğunu net şekilde ortaya koyuyor.” dedi. Her sektörün kendine özgü zorlukları bulunduğunu vurgulayan Çoban, Türkiye’nin bu yeni dönemde öne çıkan üç temel avantajına işaret etti. Türkiye’nin lojistik açıdan stratejik bir konumda bulunduğunu belirten Çoban, Asya’dan Avrupa ve Afrika’ya sevkiyat sürelerinin 30-45 günlerden krizlerle birlikte 2-3 aya kadar uzadığını, buna karşın Türkiye’den aynı pazarlara 2-3 gün içinde erişim sağlanabildiğini ifade etti. Güvenilirliğin de en az maliyet kadar kritik hale geldiğini vurgulayan Çoban, Türkiye’nin uluslararası anlaşmalar ve jeopolitik konumu sayesinde bu alanda güçlü bir pozisyona sahip olduğunu dile getirdi. Gıda arz güvenliği konusunda ise Türkiye’nin stratejik bir partner olabileceğini belirten Çoban, artan korumacılık eğilimleri ve iklim değişikliğinin yarattığı risklerin bu alanı daha da kritik hale getirdiğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte bölge ülkeleriyle stratejik gıda anlaşmaları geliştirmesi gerektiğine dikkati çeken Çoban, şunları kaydetti: “Türk şirketleri küresel krizler karşısında o kadar kuvvetli ki bunun gerçekten ben çok büyük bir avantaj olduğunu düşünüyorum. Hem coğrafyanıza hem de yakın coğrafyaya bakarsak. Bu avantajı kullanmalıyız. Çünkü Türkiye, özellikle pandemiden sonra bakarsak, çözüm ülkesi oldu. Yani Türkiye, en büyük krizlerin normale çeviren bir ülke pozisyonuna giriyor. Biz de Şölen olarak, Türkiye'nin stratejik pozisyonunun bizim avantajımız olduğunu düşünüyorum.” “Talep artışı düşük emisyon kaynaklarıyla karşılanmalı” SHELL Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, jeopolitik gerginliklere değinerek 70’lerden bu yana böyle bir dönem yaşanmadığını söyledi. Erdem, şöyle konuştu: “Hemen hemen her ülkenin ekonomisine yansır bir durum söz konusu oldu. Enerjiyi farklı kaynaklardan almaya çalıştıkları için fiyatlarda yükselme oldu. Dünyanın en büyük petrol üretim, refinaj sistemleri var. Orada çalışanların da güvenliğinin sağlanması lazım. Savaşın insani boyutu var. Buradan üretilen ürünlerin dünyaya ulaştırılması lazım. Başka kaynaklardaki üretimlerin artırılması, rotaların değiştirilmesi gibi yollar uygulanabilir. Bunlar kısmi çare oldu ama çok da etkili olmadı. Ateşkesin devamı ve belki de sonra kalıcı barışın sağlanmasıyla körfezden geçen serbest bir yapıya kavuşması olabilir. Yenilebilir enerji kaynaklarına erişimin hızlı olmadığını da görüyoruz. Bildiğimiz bir şey var. Talep artışı devam edecek. Bizim bunu daha az emisyon kaynaklarıyla karşılamamız lazım.” “Küresel ticaret kuralları yeniden yazılıyor” Arçelik Türkiye Genel Müdürü Cem Kural ise değerlendirmesinde, son yıllarda küresel ölçekte ardı ardına yaşanan kırılmalara işaret etti. Pandemi sürecinin ardından yeni bir ekonomik düzene geçildiğini belirten Kural, mevcut savaş ortamının da bu dönüşümü derinleştirdiğini anlattı. Küresel ticaret kurallarının yeniden yazıldığına dikkati çeken Kural, dayanıklı tüketim sektörünün bu değişimi doğrudan hissettiğini vurguladı. Faaliyet gösterilen ülkelerde yerel regülasyonların sık sık değiştiğini, bu yerel etkilerin küresel ticarete doğrudan yansıdığını belirten Kural, pandemi döneminde yaşanan talep patlaması ve arz sıkıntılarının ardından talebin normalleşmeye başladığını ancak bu sürecin savaşın etkileriyle yeniden sekteye uğradığını dile getirdi. Cem Kural, geçmişte rekabetin Kore ve Japonya merkezli konuşulurken bugün Çin eksenine kaydığını belirterek, rekabetin dinamik yapısının devam edeceğini vurguladı. Kural, bu süreçte asıl belirleyici unsurun globalleşme ile birlikte operasyonel mükemmelliğin sağlanması olduğunu ifade ederek, yapay zeka destekli verimlilik artışlarının tüm değer zincirine entegre edilmesinin kritik hale geldiğini sözlerine ekledi. “Bilgi ve iletişim teknolojileri pazarı 2026’da 6,15 trilyona ulaşabilir” Lenovo Türkiye Genel Müdürü Emre Hantaloğlu, teknolojinin günlük yaşamla giderek daha fazla entegre hale geldiğini vurgulayarak, küresel bilgi ve iletişim teknolojileri (BİT) pazarının mevcut durumu ve büyüme dinamiklerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Büyümenin ana itici güçlerinin veri merkezleri, yapay zekâ odaklı yazılımlar ve servisler olduğunu belirten Hantaloğlu, 2025 yılında küresel BİT pazarının yüzde 10 büyüyerek 5,5 trilyon dolara ulaştığını, 2026 yılında ise yüzde 11’lik büyümeyle 6,15 trilyon dolara çıkmasının beklendiğini ifade etti. Türkiye özelinde bilgi teknolojileri tarafında güçlü bir ivme yakalandığını vurgulayan Hantaloğlu, iletişim segmenti hariç tutulduğunda pazarın son 4-5 yılda yaklaşık iki kat büyüyerek 10 milyar dolardan 23 milyar dolar seviyesine ulaştığını belirtti. Bilgi ve iletişim teknolojileri toplam pazar büyüklüğünün ise 2025 yılı için henüz resmi olarak açıklanmadığını, ancak kendi öngörüsünün yaklaşık 40 milyar dolar seviyesinde olduğu bilgisini paylaştı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

MAN Ankara’daki Fabrikasında ebus Üretimine Başladı Haber

MAN Ankara’daki Fabrikasında ebus Üretimine Başladı

MAN Truck & Bus, otobüs iş kolundaki dönüşümü kararlılıkla sürdürüyor. MAN bu kapsamda, Ankara fabrikasında tamamen elektrikli MAN Lion’s City E şehir otobüsünün seri üretimine başladı. İlk e-otobüsler Ankara’daki montaj hattından çıkmaya başlarken, bu gelişme şirket için sıfır emisyonlu ve sürdürülebilir mobilitiye geçişte önemli bir adımı temsil ediyor. Polonya’nın Starachowice tesisinde 2020’den bu yana başarıyla sürdürülen üretimin ardından, elektrikli aslanlar artık Ankara’da da üretim hattından çıkmaya başladı. MAN, Güney Afrika’daki Olifantsfontein üretim tesisinde ise yerel pazara özel geliştirdiği Lion’s Explorer E’yi de üretmeye devam ediyor. Bu üç üretim üssüyle giderek artan sıfır emisyonlu otobüs talebine yanıt veren MAN, aynı zamanda küresel üretim ve e-mobilite ağının bir parçası olarak Ankara’daki üretim kapasitesini de güçlendiriyor. “Ankara, gelecekteki e-mobilite stratejimizde kilit bir rol oynayacak” MAN Truck & Bus Otobüs Bölümü Başkanı Barbaros Oktay, Ankara’daki e-otobüs üretiminin önemine dikkat çekerek şunları söyledi: “Ankara’da elektrikliotobüs üretimine başlayarak, elektromobilite yolunda önemli bir kilometre taşını geride bırakıyoruz. Bu adımla hem üretim kapasitemizi genişletiyor, hem de küresel otobüs ağımızı güçlendirerek artan müşteri taleplerini daha hızlı ve esnek bir şekilde karşılayabiliyoruz. Ankara, gelecekteki e-mobilite stratejimizde kilit bir rol oynayacak.” MAN, üretim ağını elektrikli döneme taşıyor Ankara fabrikasının dönüştürülmesi, MAN’ın sürdürülebilir ulaşım çözümleri odağında yürüttüğü kapsamlı dönüşüm stratejisinin önemli bir parçasını oluşturuyor. 2020 yılında MAN Lion’s City E’nin piyasaya sunulmasıyla birlikte Polonya’daki Starachowice tesisi, elektrikli araçların büyük ölçekli üretimi için tam donanımlı hale gelen ilk MAN fabrikası olmuştu. Güney Afrika’daki Olifantsfontein tesisinde ise iki yıldır Lion’s Explorer E üretimi sürdürülüyor. MAN, tamamen elektrikli araç üretimini yalnızca otobüslerle sınırlı tutmayarak kamyon segmentinde de genişletiyor. Tamamen elektrikli ağır hizmet tipi MAN eTGS ve eTGX kamyonlarının seri üretimi 2025 yılında Münih fabrikasında başlarken, Krakow’daki üretim ekibi de ilk elektrikli kamyonların seri üretimi için hazırlıklarını sürdürüyor. Hafif hizmet tipi MAN eTGL modelinin seri üretiminin de önümüzdeki aylarda aynı tesiste başlaması planlanıyor. MAN ayrıca, Mayıs ayında Milano’da düzenlenecek Transpotec fuarında tamamen elektrikli ürün portföyünü tamamlayacak bir başka elektrikli modelini tanıtmayı hedefliyor. Bu modelinde de ilerleyen dönemde Krakow’da üretilmesi öngörülüyor. Nürnberg fabrikası ise MAN’ın kendi batarya üretimine başlamasıyla birlikte, yalnızca motor üretimi yapan bir tesis olmaktan çıkarak, son teknoloji dizel motorlar ve alternatif tahrik sistemleri için bir geliştirme ve üretim merkezine dönüştürülmüş durumda. E-stratejisinin kilit bileşeni olarak Ankara Son yıllarda, Ankara'daki üretim tesisinde gerçekleştirilen yatırımlarla altyapı modernize edilirken, üretim süreçleri de optimize edildi ve çalışanlar elektrikli mobilitenin gereksinimlerine uygun şekilde eğitildi. Barbaros Oktay, dönüşüm yolculukları kapsamında attıkları bu adımlar ve yaptıkları bu yatırımlar sayesinde, uzun vadede yüksek hacimli ve yüksek kaliteli sıfır emisyonlu mobilite çözümleri sunabilecek güçlü bir altyapı oluşturduklarını vurguluyor. Önümüzdeki dönemde Ankara fabrikasında Lion’s City E’nin yanı sıra elektrikli şehirlerarası otobüsler ve Türkiye’deki turizm taşımacılığına yönelik geliştirilen yeni Lion’s Coach E modelinin de de burada üretilmesi planlanıyor. Ankara’nın öneminin altını çizen Oktay, “Hedefimiz, Ankara’nın da Starachowice gibi MAN’ın otobüsteki e-mobilite dönüşümünde kilit bir rol oynaması” diye konuşuyor. MAN Türkiye A.Ş. CEO’su Mehmet Şermet ise fabrikanın esnek üretim yapısına dikkat çekerek, şunları söylüyor: “Ankara, MAN’ın e-mobilite merkezlerinden biri haline geliyor. Esnek üretim yapımız sayesinde, aynı üretim hattında hem çeşitli elektrikli otobüs modellerini hem de geleneksel motorlu otobüsleri üretebiliyoruz. Bu da farklı pazar gereksinimlerine verimli bir şekilde yanıt vermemizi sağlıyor.” MAN Lion’s City E: Bir başarı öyküsü 2019’daki piyasaya sürülen MAN Lion’s City E, kısa sürede Avrupa’da bir başarı hikayesine dönüştü ve şu anda birçok Avrupa şehrinde hizmet veriyor. Bugüne kadar yaklaşık 3.300 araç üretilip teslim edilirken, bu araçlar toplamda yaklaşık 250 milyon kilometre yol kat etti. Yerel olarak emisyon üretmeyen çalışma özellikleri sayesinde bu kullanım, geleneksel dizel otobüslere kıyasla yaklaşık 150.000 ton CO2 tasarrufu sağladı. Satış rakamlarındaki artış da bu dinamik gelişmeyi etkileyici bir şekilde ortaya koyuyor. 2025 mali yılında, MAN’ın tamamen elektrikli kamyon ve otobüs satışları yüzde 168 artarak 1.970 adede ulaştı. Yalnızca MAN Lion’s City E satışları, bir önceki yıla göre yüzde 118 artış göstererek, toplamda 1.300 adedin üzerine çıktı. MAN, elektrikli otobüs satışında ulaştığı bu rakamla yeni bir rekora imza attı. Günümüzde Avrupa'da, MAN tarafından satılan her iki şehir otobüsünden biri artık elektrikle çalışıyor. Lion’s City E’nin elde ettiği bu başarıda, modelin güvenilirliği, menzili ve sürdürülebilirlik performansı kadar, aynı zamanda sürekli genişletilen sıfır emisyonlu otobüs portföyü de önemli rol oynuyor. Bu portföy; kompakt 10 metrelik araçlardan klasik 12 metrelik tek gövdeli otobüslere, yüksek yolcu kapasiteli 18 metrelik körüklü otobüslerden şehirlerarası kullanıma uygun alçak girişli elektrikli modellere kadar geniş bir yelpazeyi kapsıyor. Lion’s Chassis E modeli de MAN’ın Avrupa dışındaki pazarlara da hizmet vermesini mümkün kılıyor. Tamamen elektrikli MAN Lion’s Coach E ise sıfır emisyonlu uzun mesafe seyahatlerinde yeni bir çağının başlangıcını temsil ediyor. İlk araçların yıl sonuna kadar müşterilere teslim edilmesi planlanırken, MAN bu geniş model yelpazesiyle şehir içi, bölgesel ve uzun mesafe taşımacılığında sürdürülebilir mobiliteye küresel ölçekte katkı sağlamayı hedefliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilirlik Raporlaması Neden Önemli? Haber

Sürdürülebilirlik Raporlaması Neden Önemli?

Bir şirketin iklim hedefi, tedarik zinciri riski ya da çalışan politikası artık yalnızca kurumsal iletişim başlığı değil. Finansmana erişimden ihracat kapasitesine, yatırımcı güveninden marka itibarına kadar birçok kritik karar, şirketlerin sürdürülebilirlik performansını nasıl ölçtüğüne ve nasıl açıkladığına bakılarak veriliyor. Tam da bu nedenle sürdürülebilirlik raporlaması, gönüllü bir görünürlük çalışmasından çıkıp stratejik bir yönetim aracına dönüşmüş durumda. Sürdürülebilirlik raporlaması neden önemli? Bu sorunun kısa cevabı şu: Çünkü kurumların sadece ne söylediği değil, neyi ölçtüğü, nasıl yönettiği ve hangi riskleri öngördüğü artık piyasa tarafından izleniyor. Sürdürülebilirlik raporlaması; çevresel, sosyal ve yönetişim performansının sistematik biçimde ortaya konmasını sağlar. Böylece şirketin yalnızca bugünkü operasyonel gücü değil, gelecekteki dayanıklılığı da görünür hale gelir. Özellikle enerji, sanayi, lojistik, tarım, teknoloji ve savunma gibi dönüşüm baskısının yüksek olduğu sektörlerde bu görünürlük daha da kritik hale geliyor. Çünkü bu alanlarda kaynak kullanımı, emisyon, tedarik güvenliği, insan kaynağı ve regülasyon uyumu doğrudan rekabet üstünlüğünü etkiliyor. Raporlama, itibar metni değil yönetim altyapısıdır Sürdürülebilirlik raporlaması uzun süre bazı şirketlerde yıllık iletişim dosyası gibi ele alındı. Oysa nitelikli raporlama, kurumsal yönetimin veri tabanını güçlendirir. Şirket hangi alanda emisyon üretiyor, hangi tedarikçiler daha yüksek risk taşıyor, iş sağlığı ve güvenliğinde hangi kırılımlar var, su kullanımı hangi operasyonlarda yoğunlaşıyor, kadın liderlik oranı nasıl değişiyor - bunların hepsi raporlama sürecinde netleşir. Bu da yönetim kurullarına ve üst düzey yöneticilere daha sağlıklı karar alma imkanı verir. Ölçülmeyen başlık yönetilemez. Bu yüzden raporlama yalnızca dış paydaşlar için hazırlanmış bir belge değil, şirketin kendi kör noktalarını görmesini sağlayan bir araçtır. Burada önemli bir ayrım var. Her rapor aynı değeri üretmez. Sadece olumlu gelişmelerin seçildiği, metodolojinin zayıf olduğu ve hedeflerin somutlaşmadığı raporlar kısa vadede vitrin etkisi yaratabilir; ancak orta vadede güven aşınmasına yol açar. Piyasa artık gösteriş ile veri temelli açıklamayı birbirinden ayırabiliyor. Yatırımcılar ve finans kuruluşları için güven göstergesi Sermaye artık sadece bilanço okumuyor. Şirketlerin iklim riski, geçiş planı, yönetişim yapısı ve sosyal etkileri de yatırım kararlarında daha fazla yer tutuyor. Bankalar, fonlar ve kurumsal yatırımcılar açısından sürdürülebilirlik raporlaması, geleceğe dönük risk profilini anlamanın en pratik yollarından biri. Örneğin yüksek enerji yoğunluğuna sahip bir üretici firma düşünelim. Bu şirket maliyetlerini bugün yönetiyor olabilir. Ancak karbon düzenlemeleri sıkılaştığında, enerji dönüşümünü finanse edemediğinde ya da tedarik zinciri buna uyum sağlayamadığında karlılık baskı altına girebilir. İyi hazırlanmış bir rapor, bu tür risklere karşı şirketin hazırlık düzeyini gösterir. Aynı durum kredi süreçlerinde de geçerlidir. Her finans kuruluşu aynı derinlikte değerlendirme yapmasa da yön açık. Daha şeffaf veri sunan, hedeflerini açıklayan ve performansını düzenli izleyen şirketler, belirsizlik primi açısından daha avantajlı bir konuma geçebilir. Elbette tek başına rapor, finansman kapısını açmaz. Ama finansman dilini konuşabilen şirketlerle yalnızca niyet beyanında kalan şirketler arasındaki farkı belirginleştirir. Regülasyonlara uyum için erken hazırlık sağlar Bir başka kritik başlık da mevzuat. Türkiye'de ve ihracat bağlantılı pazarlarda sürdürülebilirlik alanındaki düzenlemeler giderek daha somut hale geliyor. Özellikle Avrupa ile çalışan şirketler için emisyon, izlenebilirlik, insan hakları politikaları ve tedarik zinciri şeffaflığı artık dış ticaret gündeminin parçası. Bu tablo, sürdürülebilirlik raporlamasını yalnızca büyük ölçekli şirketlerin konusu olmaktan çıkarıyor. Ana sanayiye üretim yapan KOBİ'ler, lojistik firmaları, enerji tedarikçileri ve tarımsal üretim ağında yer alan işletmeler de giderek daha fazla veri paylaşımı talebiyle karşılaşıyor. Erken başlayan şirketler burada avantaj kazanıyor. Çünkü raporlama kültürü son dakikada kurulmaz. Verinin hangi birimden geleceği, hangi göstergenin nasıl ölçüleceği, hangi standardın baz alınacağı ve iç doğrulama mekanizmasının nasıl işleyeceği zaman ister. Regülasyon kapıya dayandığında değil, henüz hazırlık aşamasındayken kurulan sistem daha düşük maliyetle işler. Tedarik zincirinde görünürlük ve rekabet avantajı yaratır Küresel tedarik zincirlerinde sürdürülebilirlik performansı artık teklif süreçlerine kadar indi. Ana yükleniciler, çok uluslu şirketler ve ihracat odaklı alıcılar, tedarikçilerinden çevresel ve sosyal veri talep ediyor. Bu durum özellikle sanayi, tekstil, otomotiv yan sanayi, gıda, ambalaj, lojistik ve teknoloji üretiminde daha görünür. Sürdürülebilirlik raporlaması bu noktada şirketin kurumsal olgunluğunu ortaya koyar. Bir firma enerji tüketimini, atık yönetimini, iş gücü güvenliğini, etik tedarik yaklaşımını ve hedeflerini veriyle anlatabiliyorsa, potansiyel iş ortakları açısından daha güvenilir bir profil sunar. Burada da bir it depends durumu var. Her müşteri aynı detay seviyesini istemez, her sektör aynı gösterge setiyle ilerlemez. Ancak eğilim net. Tedarik zincirinde görünürlük artıyor ve bu görünürlük talebi zamanla standart hale geliyor. Bu nedenle raporlama, sadece kurumsal vitrini değil satış ve iş geliştirme kapasitesini de etkileyebilir. Kurum içi dönüşümü hızlandırır Raporlama çoğu zaman dışa dönük bir faaliyet gibi algılansa da içeride önemli bir disiplin yaratır. Farklı departmanların ortak veri üretmesi, hedef belirlemesi ve performansı izlemesi gerekir. Finans, insan kaynakları, satın alma, üretim, kalite, çevre ve kurumsal iletişim ekipleri aynı çerçevede çalışmaya başlar. Bu da sürdürülebilirliği tek bir departmanın görevi olmaktan çıkarır. Kurum içinde sahiplenme arttıkça, stratejik hedefler günlük operasyonlara daha kolay iner. Örneğin enerji verimliliği hedefi yalnızca tesis yönetiminin konusu olmaktan çıkar, yatırım planlamasıyla birleşir. Çeşitlilik hedefi yalnızca İK verisi olarak kalmaz, liderlik gelişimiyle ilişkilendirilir. Yine de bu sürecin zorlu tarafı vardır. Veri toplama dağınık olabilir, kurum içi direnç oluşabilir, bazı metrikler ilk yıllarda zayıf çıkabilir. Fakat bu durum raporlamanın değersiz olduğu anlamına gelmez. Tam tersine, gerçek dönüşüm çoğu zaman ilk kez ölçüm yapıldığında başlar. İtibar ve kriz yönetiminde koruyucu rol oynar Şirketler artık sadece finansal performansla değerlendirilmiyor. Bir çevre olayı, çalışan güvenliği sorunu, tedarik zincirindeki etik ihlal ya da kamuoyuna yansıyan bir uyumsuzluk, kısa sürede daha büyük bir güven sorununa dönüşebiliyor. Böyle dönemlerde kurumun geçmişte nasıl bir şeffaflık standardı oluşturduğu önem kazanır. Düzenli ve tutarlı sürdürülebilirlik raporlaması, şirketin hesap verebilirlik refleksini güçlendirir. Bu, kriz riskini ortadan kaldırmaz; ancak şirketin paydaşlarıyla kurduğu güven zeminini güçlendirir. Özellikle medya görünürlüğü yüksek, yatırımcı ilgisi taşıyan ya da kamuyla yakın çalışan sektörlerde bu zemin çok daha değerlidir. İtibarın burada tek başına iletişim başarısına indirgenmemesi gerekir. Güçlü itibar, doğrulanabilir performansla desteklenmediğinde hızla kırılabilir. Bu nedenle raporlama, kurumsal anlatının veriyle desteklenen kısmıdır. Hangi şirketler için daha kritik? Pratikte ölçek büyüdükçe beklenti artar. Ancak önem sadece büyük şirketlerle sınırlı değil. İhracat yapanlar, halka açık olanlar, yatırım arayan girişimler, kurumsal müşteri portföyü geniş firmalar ve yoğun kaynak kullanan sektörlerde faaliyet gösteren işletmeler için sürdürülebilirlik raporlaması daha erken bir ihtiyaç haline gelir. Buna karşılık küçük ölçekli bir işletme için kapsam daha sınırlı olabilir. İlk aşamada tüm uluslararası çerçevelere aynı anda uyum hedeflemek yerine, iş modeline en yakın risk ve etki alanlarından başlamak daha gerçekçidir. Önemli olan kusursuz bir belge üretmek değil, güvenilir veriyle başlayan ve her yıl olgunlaşan bir yapı kurmaktır. Doğru raporlama neyi gerektirir? Öncelikle net öncelikler gerektirir. Şirketin hangi sürdürülebilirlik başlıklarında maddi etkisi olduğu belirlenmeden hazırlanan raporlar genellikle dağınık kalır. Ardından veri kalitesi gelir. Ölçüm yöntemleri, baz yıl, hedef ufku ve sorumluluk alanları açık değilse rapor ikna gücünü kaybeder. Bir diğer kritik nokta da yönetim sahipliğidir. Üst yönetim tarafından sahiplenilmeyen raporlama süreçleri çoğu zaman iletişim departmanının sınırlı imkanlarıyla yürür ve stratejik etkisi zayıf kalır. Oysa güçlü örneklerde raporlama, kurumsal yönetim, risk yönetimi ve büyüme planıyla birlikte ele alınır. Bu alanda içerik görünürlüğü de ayrı bir önem taşıyor. Şirketlerin sürdürülebilirlik performansını doğru çerçevede anlatan, sektörel bağlama oturtan ve profesyonel okur için anlamlı hale getiren yayıncılık yaklaşımı, kurumsal mesajın etkisini artırır. Bu noktada Kapsül Haber Ajansı gibi sektörel odağı güçlü mecralar, sürdürülebilirlik gündeminin yüzeysel söylemlerden ayrışmasına katkı sunabilir. Önümüzdeki dönemde soru artık şu olmayacak: Rapor yayımlıyor musunuz? Asıl soru, hangi veriye dayanarak hangi dönüşümü yönettiğiniz olacak. Şirketler için gerçek değer de tam burada başlıyor.

Vestel’in İklim Performansı CDP’den A Notu Aldı Haber

Vestel’in İklim Performansı CDP’den A Notu Aldı

Zorlu Grubu’nun Akıllı Hayat 2030 vizyonu doğrultusunda sürdürülebilirliği iş yapış biçiminin merkezine alan Vestel, iklim değişikliğiyle mücadele, emisyon yönetimi ve çevresel risklerin şeffaf şekilde raporlanması alanlarında yürüttüğü çalışmalarıyla 2025'te uluslararası ölçekte güçlü bir performans ortaya koydu. Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya, şirketlerin karbon ayak izlerini, sera gazı emisyonlarını ve iklim değişikliği risklerini ölçerek raporlamalarını sağlayan uluslararası CDP platformunda 2025'te İklim Değişikliği kategorisindeki skorlarını A seviyesine yükseltti. Böylece Vestel, ilk kez CDP Küresel A Listesi’nde yer almaya hak kazandı. Şirketlerin Su Güvenliği skorları ise B seviyesinde gerçekleşti. İklim değişikliği kategorisinde A seviyesine ulaşılması, Vestel’in uzun vadeli çevresel stratejisi kapsamında belirlediği bilim temelli hedeflerin ve karbonsuzlaşma yol haritasının küresel ölçekte karşılık bulduğunu gösteriyor. Su Güvenliği alanındaki B seviyesi ise suyun verimli kullanımına yönelik belirlenen hedefler doğrultusunda su tasarrufu projelerinin istikrarlı şekilde yürütüldüğünü ortaya koyuyor. Kâr amacı gütmeyen uluslararası bir kuruluş olan CDP, şirketler ve şehirler için dünyanın tek küresel çevre ve doğa raporlama sistemini sunuyor. 2000 yılında Londra’da kurulan CDP, sermaye piyasalarının ve kurumsal tedarik zincirlerinin gücünü kullanarak, şirketlerin çevresel etkilerini şeffaf biçimde raporlamaları konusunda öncü rol üstleniyor. Binlerce şirketi geride bıraktı Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya, sürdürülebilirlik faaliyetleri ve süreçlerdeki şeffaflıkları nedeniyle S&P Global’in 2026 Sürdürülebilirlik Yıllığı’na dahil edildi. Vestel Elektronik ve Vestel Beyaz Eşya, Sürdürülebilirlik Yıllığı için dünya çapında 59 sektörden 9 bin 200’ü aşkın şirket arasından seçilen 848 Yıllık Üyesi arasında yer aldı. Vestel Elektronik buna ilave olarak S&P Global CSA skoruna göre ilk yüzde 10’luk dilimde yer almaya hak kazandı. Bu sonuçlar, Vestel’de sürdürülebilirliğin operasyonel uygulamaların ötesine geçerek stratejik karar mekanizmalarına entegre edildiğini ve uzun vadeli değer yaratma kapasitesinin temel unsuru olarak konumlandırıldığını ortaya koyuyor. S&P Global sürdürülebilirlik alanında kurumların, çevresel, sosyal ve kurumsal yönetim (ÇSY) performanslarını ölçmeleri, raporlamaları ve stratejik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmaları için kapsamlı veri, analiz ve araçlar sunuyor. S&P Global, şirketlerin sürdürülebilirlik stratejilerini bilimsel veri ile desteklerken küresel ölçekte sürdürülebilir dönüşüm süreçlerini hızlandırıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sürdürülebilir Enerji ve İklim İçin Ortak Akıl Buluştu Haber

Sürdürülebilir Enerji ve İklim İçin Ortak Akıl Buluştu

Muzaffer İzgü Konferans Salonu'nda gerçekleştirilen programa Karabağlar Belediye Başkanı Helil Kınay başta olmak üzere; Boğaziçi Üniversitesi’nden iklim bilimci Prof Dr Levent Kurnaz, İzmir Büyükşehir Belediyesi yetkilileri, İlçe Tarım Müdürlüğü temsilcileri, TMMOB’a bağlı meslek odaları, İZSU, ESHOT, üniversitelerin öğretim üyeleri, kamu kurumlarının temsilcileri ve mahalle muhtarları katıldı. Çalıştay kapsamında, Karabağlar’ın mevcut durumu, iklim değişikliği ile mücadele ve uyum başlıkları, enerji verimliliği, yenilenebilir enerji, ulaşım, atık yönetimi ve tarım gibi alanlarda görüş alışverişinde bulunuldu. Katılımcıların öneri ve katkılarıyla SECAP sürecinin yol haritasının güçlendirilmesi hedefleniyor. Başkan Kınay’dan İklim Adaleti ve Dayanışma Vurgusu Çalıştayın açılış konuşmasını yapan Başkan Helil Kınay, SECAP sürecinin yalnızca teknik bir planlama çalışması olmadığını vurguladı. “Bu mesele sadece karbon hesabı yapmak değil, bu kentte yaşayan insanların hayatını koruma meselesidir” diyen Kınay, iklim krizinin ertelenemez bir gerçek olduğunu ifade etti. Ancak sorunun yalnızca bireysel tercihlerle açıklanamayacağını belirten Kınay, küresel ve ulusal politikaların da belirleyici olduğunu söyledi. Yaklaşık 500 bin nüfusuyla Karabağlar’ın sosyal ve ekonomik açıdan özel bir tabloya sahip olduğunu belirten Kınay; yaşlı yoksulluğu, genç işsizliği ve dezavantajlı grupların yoğunluğuna dikkat çekti. “Su krizini, sıcak hava dalgalarını konuşurken enerji faturasını ödeyemeyen yurttaşımızı unutamayız. İklim adaleti tam da burada başlıyor” dedi. Yerel yönetimlerin sınırlı yetki ve bütçelerine rağmen sorumluluk üstlenmek zorunda olduğunu vurgulayan Kınay, hazırlanan planların sahaya yansıtılacağını belirterek, dayanışma içinde dirençli bir Karabağlar inşa edeceklerini ifade etti. Prof. Dr. Levent Kurnaz: “Sürdürülebilir Enerji Hayat Meselesidir” Toplantıda söz alan Prof. Dr. Levent Kurnaz, sürdürülebilir enerjinin yalnızca teknik bir başlık olmadığını, doğrudan yaşam kalitesiyle ilişkili olduğunu söyledi. Enerji altyapısının özellikle artan sıcaklıklar karşısında dayanıklı hale getirilmesi gerektiğini belirten Kurnaz, kesintisiz ve güvenli enerji arzının eğitimden sağlığa kadar birçok alanda belirleyici olduğunu ifade etti. Yerel coğrafya, iklim koşulları ve ekonomik yapının dikkate alınmasının önemine değinen Kurnaz, uzun vadeli planlama ve paydaşlar arası iş birliğinin sürdürülebilirliğin temel unsuru olduğunu vurguladı. Teknik Süreç Bilimsel Verilerle Yürütülüyor Toplantıda SECAP sürecine ilişkin sunumu gerçekleştiren İklim Değişikliği ve Sıfır Atık Müdürlüğünden Çevre Mühendisi Selin Dönmez ise planın kapsamlı bir veri çalışmasına dayandığını belirtti. Dönmez, sera gazı envanterinin güncellendiğini, emisyon kaynaklarının detaylı şekilde analiz edildiğini ve azaltım hedeflerinin bilimsel veriler doğrultusunda belirlendiğini ifade etti. Envanter çalışmalarında doğrudan enerji tüketimlerinin yanı sıra ulaşım, atık yönetimi ve belediye faaliyetlerinden kaynaklanan dolaylı emisyonların da hesaplandığını vurgulayan Dönmez, böylece Karabağlar’ın karbon ayak izinin daha şeffaf ve ölçülebilir bir çerçevede ortaya konulduğunu söyledi. SECAP’ta Bütüncül ve Şeffaf Hesaplama Yaklaşımı Karabağlar Belediyesi tarafından hazırlanmakta olan SECAP, birçok yerel yönetim uygulamasından farklı olarak daha geniş kapsamlı ve bütüncül bir anlayışla ele alınıyor. Kurumsal sera gazı envanteri çalışmaları yürütülürken özellikle Kapsam 3 emisyonları geniş çerçevede değerlendiriliyor. Tıbbi atıklar, yangın tüpleri, geri dönüşüm ve diğer atık yönetimi süreçlerinden kaynaklanan dolaylı emisyonlar da hesaplamalara dahil ediliyor. Böylece yalnızca doğrudan enerji tüketimleri değil; belediye faaliyetleri sonucunda ortaya çıkan bertaraf ve geri kazanım süreçlerinden kaynaklanan emisyonlar da analiz edilerek Karabağlar’ın iklim etkisinin daha gerçekçi ve kapsayıcı biçimde ortaya konulması hedefleniyor. Çalıştayda katılımcıların aktif katkı sunması amacıyla etkileşimli yöntemler uygulandı. “Neden Buradayız?” başlığı altında görüşler alınırken, “İlçemizi Tanıyalım” harita çalışması gerçekleştirildi. “Biz Ne Yapabiliriz?” bölümünde ise GZFT analizi yapıldı ve Katkı–İşbirliği Kartları ile öneriler toplandı. Altı ayrı masa oluşturularak atık, binalar ve enerji, su, ulaşım, sağlık, tarım, hayvancılık ve orman temalarında değerlendirmeler yapıldı. Program kapsamında katılımcılar değerlendirme formları da doldurdu. Meclis Üyesi Yeni: “Bu İlçede Hep Birlikte Değer Üreteceğiz” Çalıştayın kapanışında konuşan Meclis Üyesi Rahile Yeni, ilçede kalıcı ve güçlü bir değer yaratma hedefiyle çalıştıklarını belirtti. Yeni, sürecin ekip ruhuyla yürütüldüğünü vurgulayarak, “Bu ilçede bir katma değer oluşturmanın çabası içerisindeyiz ve bunu hep birlikte başaracağız” dedi. Kınay’dan Son Mesaj Programın sonunda yeniden söz alan Başkan Helil Kınay, çalıştayın masa başında kalmayacağını belirtti. “Birlikte öğreniyor, birlikte üretiyoruz” diyen Kınay, alınan kararların uygulamaya geçirileceğini ifade etti. “Burası küçük Türkiye, burası Karabağlar. İhtiyaç duyulan her projede birlikteyiz” sözleriyle konuşmasını tamamlayan Kınay, muhtarlara, meclis üyelerine ve belediye çalışanlarına teşekkür etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Hitit’ten Orta Doğu Hamlesi: Basra Airlines ile 5 Yıllık İş Birliği Haber

Hitit’ten Orta Doğu Hamlesi: Basra Airlines ile 5 Yıllık İş Birliği

Havacılık sektörü ve seyahat ekosistemine küresel ölçekte yazılım çözümleri sunan Hitit, Irak’ın yeni nesil tam hizmet havayolu Basra Airlines ile önemli bir iş ortaklığını hayata geçirdi. Basra Airlines, Hitit’in yolcu hizmetleri sistemi Crane PAX ile internet rezervasyon motoru Crane IBE çözümlerini kullanmaya başlayacak. Bu yeni iş ortaklığı sayesinde Basra Airlines, Irak ve Orta Doğu havacılık pazarında hak ettiği potansiyele ulaşmak için Hitit çözümlerine yatırım yaparken, Hitit de bölgedeki varlığını güçlendirdi. Bağdat merkezli (Basrah Uluslararası Havayolu) operasyonlarıyla ulusal ve uluslararası hatlarda hizmet vermeyi hedefleyen Basra Airlines, yolcu deneyiminde konforu ve operasyonel verimliliği önceliklendiren, yeni dönemin tam hizmet havayolları arasında konumlanıyor. Güvenlik, güvenilirlik ve sürdürülebilirlik odağında şekillenen bu yaklaşım, Hitit’in sunduğu teknoloji ve hizmetlerle güçlü bir uyum gösteriyor. Hitit’in Genel Müdürü Nevra Onursal Karaağaç, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Basra Airlines ile hayata geçirdiğimiz bu iş birliği, Hitit’in Orta Doğu’daki büyüme yolculuğunda anlamlı bir adımı temsil ediyor. Güçlü bir vizyonla yola çıkan ve yolcu deneyimini merkeze alan bir havayolunun, operasyonel altyapısında Crane çözümlerimizi tercih etmesini çok değerli buluyoruz. Basra Airlines’ın sürdürülebilir, güvenilir ve ölçeklenebilir bir operasyon yapısı kurma hedeflerine, esnek teknoloji yaklaşımımızla katkı sağlamaktan memnuniyet duyuyoruz.” Basra Airlines CEO’su Mr. Moffak Sabir Hamad ise iş birliğine ilişkin olarak, “Basra Havayolları, ilk günden bu yana operasyonel mükemmeliyet, teknolojik bağımsızlık ve uzun vadeli ölçeklenebilirlik temelleri üzerine inşa edildi. Hitit ile iş birliği yapmak ve Crane PAX ile Crane IBE platformlarını uygulamaya almak, dijital altyapımızın yalnızca sağlam ve geleceğe hazır olmasını değil, aynı zamanda güvenlik, verimlilik ve yolcu deneyimine olan bağlılığımızla tamamen uyumlu hale gelmesini sağlamak bizim için. Irak’ın en yeni tam hizmet (full-service) hava yolu şirketi olarak, Irak’ı bölgeye ve dünyaya güvenilirlik, yenilik ve özgüvenle bağlama hedefimizi anlayan, küresel ölçekte saygın bir teknoloji ortağıyla çalışmaktan gurur duyuyoruz.” ifadelerini kullandı. Hitit’in Crane PAX ve Crane IBE çözümleri, havayollarına uçtan uca yolcu hizmetleri yönetimi, esnek rezervasyon altyapısı ve dijital satış kanallarında güçlü bir operasyonel yapı sunuyor. Bu çözümler sayesinde Basra Airlines, yolcu deneyimini iyileştirirken operasyonel süreçlerinde verimlilik sağlamayı ve daha düşük emisyon hedeflerini desteklemeyi amaçlıyor. Hitit, farklı coğrafyalarda hızla genişleyen havayolu portföyü ve modüler çözüm yapısıyla, havayollarının dijital dönüşüm yolculuklarında güvenilir bir teknoloji ortağı olmayı sürdürüyor. Basra Airlines iş birliği, Hitit’in yalnızca teknoloji sağlayıcısı değil, aynı zamanda havayollarının uzun vadeli büyüme vizyonlarına eşlik eden stratejik bir iş ortağı olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Varsayılan Değerleri Çimento İhracatı İçin Risk Oluşturuyor Haber

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) Varsayılan Değerleri Çimento İhracatı İçin Risk Oluşturuyor

Avrupa Komisyonu tarafından 17 Ekim 2025’te yayımlanan torba yasa değişiklikleri ve Aralık 2025’te yürürlüğe giren uygulama tüzükleri, özellikle üçüncü ülkelere uygulanacak varsayılan emisyon değerleri nedeniyle Türk çimento ihracatı üzerinde ciddi mali baskılar yaratıyor. TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, konuyla ilgili yaptığı değerlendirmesinde, “Türkiye çimento sektörü, 2015 yılından bu yana AB ile uyumlu bir izleme, raporlama ve doğrulama (İRD) sistemi kapsamında faaliyet gösteriyor. Tüm tesislerimizde düşük emisyonlu kuru sistem fırınlar kullanılıyor ve fiili emisyon performansımız varsayılan değerlerin oldukça altında seyrediyor. Türkiye için özel bir varsayılan değer tanımlanmadığı için “diğer ülkeler” başlığı altındaki en yüksek emisyon katsayılarının uygulanması, sektörümüzü haksız biçimde dezavantajlı duruma düşürüyor. 2025 yılının ilk 11 ayında, sektörün yaklaşık yüzde 94’ünü temsil eden TÜRKÇİMENTO üyeleri 75 milyon ton klinker üretimi gerçekleştirdi. Türkiye ayrıca, AB’nin klinker ve çimento ithalatının ana tedarikçisi konumundadır.” dedi. Bozay, mevcut varsayılan değerlerin gerçek üretim koşullarını yansıtmadığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Türkiye’de SKDM geçiş döneminde AB’ye ihracat yapan üyelerimizin beyan ettiği fiili veriler, gri çimento klinkeri için emisyonların 0,88 tCO₂/ton seviyesinde gerçekleştiğini gösteriyor. Buna karşın AB mevzuatında Türkiye için kullanılan varsayılan değer 1,551 tCO₂/ton. Bu fark, gerçek emisyon performansını yansıtmayan ilave maliyetler doğuruyor ve SKDM’nin adil ve doğru uygulanmasına ilişkin tartışmaları beraberinde getiriyor.” AB Vatandaşlarını da Etkileyecek Fiili değerlerin doğrulanması süreçlerinde aksama yaşanması halinde, fiili değerler ile varsayılan değerler arasındaki farkın ciddi bir mali yüke dönüşeceğini vurgulayan TÜRKÇİMENTO CEO’su Volkan Bozay, şunları söyledi: “Bu fark, güncel AB ETS fiyatlarıyla hesaplandığında karbon maliyetini bir ton klinker için yaklaşık 20 Avrodan 80 Avroya çıkarıyor. Ortaya çıkan tutar, AB’ye ihraç edilen ürünlerin ortalama birim fiyatını dahi aşarak ihracatın ekonomik sürdürülebilirliğini doğrudan tehdit ediyor. SKDM bu haliyle uygulanırsa, oluşacak ek maliyetin önemli bir kısmı nihai ürün fiyatlarına yansıyacak ve sonuçta AB’deki tüketicileri de etkileyecektir. Bu nedenle, doğrulayıcı kapasitesinin zamanında devreye alınması ve varsayılan değerlerin gerçekçi şekilde güncellenmesi kritik önem taşıyor. Bu durum, Gümrük Birliği’nin temel prensipleriyle de tam uyumlu olmayan bir sonuç doğurabilir.” Öte yandan Bozay, uygulamada netleştirilmesi gereken bazı teknik konulara da dikkat çekti: “Çimento sektörümüz yenilenebilir elektrik kullanımını artırmaya odaklanıyor. Ancak düşük-orta ölçekli bir çimento fabrikasının öz tüketimini tamamen yenilenebilir enerjiden karşılayabilmesi için yaklaşık 50–70 MW büyüklüğünde bir güneş santrali kapasitesine ihtiyaç duyuluyor. Bu büyüklükte bir yatırımın fabrika sahası içinde veya hemen yakınında yapılması ve doğrudan bağlanması çoğu zaman teknik olarak mümkün olmuyor. Bu nedenle üreticiler yenilenebilir enerji yatırımlarını farklı lokasyonlarda gerçekleştirmek durumunda kalıyor. SKDM kapsamında, bu yatırımların ve beyan edilen fiili üretim verilerinin dolaylı emisyon hesaplamalarında tanınmasını sağlayacak net kurallara ihtiyaç var. Ayrıca nihai ürünün çimento olması durumunda gömülü emisyon metodolojisi, elektrik emisyon katsayıları ve bedelsiz tahsisat ayarlamaları gibi alanlarda mevzuatta belirsizlikler bulunuyor.” Bozay, SKDM’nin çevresel hedefleri korunurken adil rekabet koşullarının sağlanabilmesi için çözüm önerilerini ise şöyle dile getirdi: “Sektörümüzün önceliği, SKDM kapsamında emisyon raporlarının titizlikle hazırlanması ve doğrulanmasıdır. Ancak özellikle ilk yıllarda doğrulama süreçlerinde gecikmeler yaşanması ve doğrulayıcı kapasitesinin yetersiz kalması ihtimali bulunmaktadır. Saha ziyaretleri ve ilk doğrulama işlemleri beklenenden uzun sürebilir. Bu durumda, fiili emisyon performansını yansıtmayan varsayılan değerlerin uygulanması, düşük karbon yoğunluğuna sahip üreticileri orantısız biçimde negatif yönde etkileyebilir. Türkiye’nin 2015 yılından bu yana AB’ye benzer bir İzleme, Raporlama ve Doğrulama (İRD) sistemine sahip olması, gerçek veriler üzerinden değerlendirme yapılabilmesi açısından hem ihracatçılar hem de ithalatçılar için önemli bir güvence sunmaktadır. SKDM’nin fiili bir ticaret engeline dönüşmemesi için, ‘Diğer Ülkeler’ başlığı altındaki genel varsayılan değerler yerine, AB ile uyumlu İRD sistemi verilerine dayalı ulusal değerlerin kullanılmasına imkân tanınması önem taşımaktadır. Doğrulama altyapısı tam işler hale gelene kadar fiili emisyon verilerinin esas alınması ve orantısız mali yüklerin önlenmesi gerekmektedir. Aksi takdirde, düşük karbonlu üretim ile en yüksek karbonu üreteni ayırt edemeyen bir sistem olarak SKDM’nin düşük karbonlu üretimi destekleme amacı sadece tarife dışı teknik engel olmaktan öteye geçemeyecektir. Bu itibarla, uygulamada netleşmeyen SKDM kapsamında akredite kuruluşların nihai listesi gibi akreditasyona dair süreçlerde AB’nin iç mevzuatındaki ikincil düzenlemelerin ve teknik konuların da en kısa sürede açıklığa kavuşturulması büyük önem arz etmektedir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.