Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Emisyon Azaltımı

Kapsül Haber Ajansı - Emisyon Azaltımı haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Emisyon Azaltımı haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

OVP, Yeşil Dönüşüm ve Döngüsel Ekonomi için Önemli Bir Zemin Sunuyor Haber

OVP, Yeşil Dönüşüm ve Döngüsel Ekonomi için Önemli Bir Zemin Sunuyor

Gönüllü sanayi inisiyatifi ve geniş kitlelere dokunan sivil toplum kimliklerini bünyesinde bir araya getiren ÇEVKO Vakfı’nın Genel Sekreteri Mete İmer, OVP kapsamında “Yeşil ve dijital dönüşümün hızlandırılması” başlığı altında yer alan konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Mete İmer, şunları dile getirdi: “OVP kapsamında yeşil dönüşüm, kaynak verimliliği, döngüsel ekonomi, sıfır atık, iklim mevzuatı, ETS, yeşil finansman, enerji verimliliği, ulaşımda emisyon azaltımı ve yerel iklim planları gibi başlıklara yer verilmesi memnuniyet vericidir. Bu eylem başlıkları, Vakfımızın 2022’den bu yana savunduğu 10 maddelik öneri paketiyle büyük ölçüde örtüşmektedir.” Mete İmer, sözlerini şöyle sürdürdü: “2053 karbon nötr hedefine ulaşabilmek için, ulusal katkı beyanımızın bu hedefle uyumlu olacak şekilde mutlak azaltım hedefi olarak belirlenmesi yönünde çalışılması gerektiğini düşünüyoruz. Ayrıca enerji üretiminde kömür kullanımının kademeli olarak azaltılmasına ilişkin bir planın hazırlanması ve uygulanması, ülkemizin iklim kriziyle mücadelesini güçlendirecektir. Toplumda iklim krizine karşı farkındalığın artırılması ve alışkanlıkların değişimini destekleyecek ulusal kampanyaların başlatılması da bu sürecin önemli bir parçasıdır. Kasım 2029’da Antalya’da gerçekleşecek BM 31. Taraflar Konferansı’nın bu açıdan önemli bir fırsat sunduğuna inanıyoruz.” Atık Yönetiminde Uygulama Mekanizmaları Önem Taşıyor OVP’de sıfır atık uygulamaları ve döngüsel ekonomi yaklaşımının yaygınlaştırılması, atıkların önlenmesi, azaltılması, yeniden kullanılması, geri dönüştürülmesi ve endüstriyel kullanımının artırılması yönündeki hedeflere dikkat çeken İmer, bu hedeflerin sahada sonuç verebilmesi için güçlü uygulama mekanizmalarına ihtiyaç olduğunu belirtti. Mete İmer, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu: “Atık yönetimi tesislerinin sürdürülebilirliği ve etkin işletimi için kaynağında ayrı toplamanın yaygınlaştırılması, toplama ve ayırma altyapısının güçlendirilmesi ve sistemin sürdürülebilir finansmanının sağlanması önemlidir. Bu kapsamda Genişletilmiş Üretici Sorumluluğu mekanizmasının iyi bir fırsat sunduğunu düşünüyoruz. GÜS mekanizması; kaynağında ayrı toplama sistemlerinin geliştirilmesine, toplama ve ayırma altyapısının güçlendirilmesine, kaliteli geri dönüşümün desteklenmesine ve geri dönüştürülmüş malzemenin ekonomiye yeniden kazandırılmasına önemli katkı sağlayacaktır.” Geri Dönüşüm Ekonomik Değer Zincirinin Parçası Olarak Ele Alınmalı Döngüsel ekonominin gelişmesi için geri dönüşüm oranlarının artırılmasının tek başına yeterli olmadığını belirten Mete İmer, geri dönüşüm altyapısı, kaliteli geri dönüşüm ve geri dönüştürülmüş malzemenin üretim süreçlerine yeniden dahil edilmesinin birlikte ele alınması gerektiğini vurguladı. İmer, “Türkiye’nin döngüsel ekonomiye geçişinde geri dönüşümün atık yönetiminin son aşaması olarak değil, ekonomik değer zincirinin bir parçası olarak değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Saha uygulamalarında uçtan uca dijital atık izleme sistemlerinin kullanılması da bu açıdan önemlidir. Kamu ve yerel yönetim sorumluluklarının üretici sorumluluğu ile tamamlandığı; kapsayıcı, ölçülebilir ve sürdürülebilir bir yapının oluşturulması mümkündür” dedi. ÇEVKO Vakfı, OVP’de ortaya konulan yeşil dönüşüm hedeflerinin; iklim mevzuatı, yeşil finansman, yerel iklim planları, kaynak verimliliği ve döngüsel ekonomi uygulamalarıyla desteklenmesinin Türkiye’nin sürdürülebilir üretim ve tüketim yapısına geçişi açısından önemli bir zemin oluşturduğunu belirtti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’e Giderken Enerjide Gözler Yatırımlarda Haber

COP31’e Giderken Enerjide Gözler Yatırımlarda

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın paylaştığı 2035 yol haritası, yeni üretim kapasitesinin yanı sıra güçlü bir şebeke altyapısına ve önemli ölçüde finansmana duyulan ihtiyacı da beraberinde getiriyor. Türkiye’nin 2035’e kadar iletim ve dağıtım altyapısında yaklaşık 80 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirmesi öngörülüyor. COP31’İN ENERJİ GÜNDEMİ TÜRKİYE’NİN 2035 HEDEFLERİYLE KESİŞİYOR Önceki kararların hayata geçirilmesine odaklanan bir “Uygulama COP’u” olarak kurgulanan COP31’de, Başkanlığın Eylem Gündemi’ndeki 10 öncelik alanından biri “Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon” olarak belirlendi. Türkiye’nin enerji dönüşümünde de yeni rüzgâr ve güneş kapasitesinin devreye alınması kadar, bu kapasiteyi taşıyacak şebekenin güçlendirilmesi, depolama yatırımlarının geliştirilmesi ve finansmana erişim öne çıkıyor. Bu paralelliğe dikkat çeken Arıcı, “COP31’de dünyanın tartışacağı başlıkların önemli bir bölümü bugün bizim enerji sektörümüzün de gündeminde. Yeni kapasiteyi sisteme kazandırırken şebeke, depolama ve finansman tarafını da aynı hızda geliştirmek zorundayız. Türkiye’nin burada ortaya koyacağı uygulama kapasitesi, enerji dönüşümündeki konumunu da belirleyecek” dedi. 120 GW HEDEFİ İÇİN HER YIL 8-9 GW YENİ KAPASİTE Türkiye’nin 2035’e kadar rüzgâr ve güneşte 120 GW kurulu güce ulaşabilmesi için her yıl ortalama 8-9 GW yeni kapasitenin devreye alınması gerekiyor. Bu ölçekte bir büyümenin izin, mühendislik, finansman ve şebeke bağlantısı süreçlerinin birlikte yönetilmesini gerektirdiğini belirten Arıcı, “Önümüzdeki dönemde yalnızca ne kadar kapasite tahsis edildiğine değil, bunun ne kadarının yatırıma dönüştüğüne ve hangi sürede üretime geçtiğine bakmamız gerekiyor. Bu hıza ulaşmak, yatırım zincirinin bütün halkalarının aynı anda çalışmasına bağlı” dedi. HIZIN ANAHTARI: ÜST ÖLÇEKLİ ENERJİ ALTYAPISI PLANI VE PARALEL İZİN SÜREÇLERİ Projelerin sahada karşılaştığı en önemli darboğazların başında izin süreçlerinin ve arazi kullanım çakışmalarının geldiğini vurgulayan Arıcı, çözüm önerisini şöyle aktardı: “Yenilenebilir enerji projelerinde süreyi çoğu zaman mühendislik değil, izinler belirliyor. ÇED, imar, kamulaştırma ve kurum görüşlerinin birbirini beklemeden paralel yürütülmesi, bu süreyi ciddi ölçüde kısaltır. Bunun ötesinde, ülkenin tüm enerji kaynaklarını, büyüme hedeflerini ve bunları taşıyacak şebekeyi tek bir çerçevede ortaya koyan, üst ölçekli bir Ulusal Enerji Altyapısı Ana Planı’na ihtiyacımız var. Rüzgâr ve güneş için uygun alanlar, maden, orman, tarım ve koruma alanlarıyla çakışmaları önceden çözülerek bu planla belirlenirse, yatırımcı sahaya çıkmadan o alanın hazır olduğunu bilir; hem yerli hem yabancı sermaye çok daha hızlı harekete geçer.” YENİLENEBİLİR YATIRIMLAR ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTACAK Yeni kapasitenin ekonomik etkisi de enerji dönüşümünün önemli başlıklarından birini oluşturuyor. Yenilenebilir enerjinin iklim hedeflerinin ötesinde ekonomik bir karşılığı bulunduğunu vurgulayan Arıcı: “Rüzgâr ve güneşte atılan her yeni yatırım adımı yalnızca emisyon azaltımı açısından değerlendirilmemeli. Yerli ve yenilenebilir kaynakların sistemdeki payı büyüdükçe enerji arz güvenliğimiz güçleniyor, ithalata bağımlılığımız azalıyor. Enerji dönüşümünü aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığını güçlendirecek bir yatırım programı olarak görmeliyiz” ifadelerini kullandı. GÜÇLÜ BİR GEÇMİŞ, GÜVENİLİR BİR YATIRIM PAZARI Türkiye’nin yenilenebilir enerjide son yıllarda katettiği mesafe, önümüzdeki dönem için de güçlü bir referans sunuyor. Yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 62’ye ulaşırken, 2014’te 40 MW düzeyinde olan güneş enerjisi kurulu gücü bugün yaklaşık 28 GW’a, 2005’te 19 MW olan rüzgâr enerjisi kurulu gücü ise 15,5 GW’a yükseldi. Bu gelişimin uluslararası yatırımcılar açısından önemli bir güven unsuru olduğunu vurgulayan Arıcı: “Türkiye’nin yenilenebilir enerjide geçmişte yürüdüğü yol son derece kıymetli ve geleceğe dair de net bir fikir veriyor. Özel sektör eliyle istikrarla büyüyen bu pazar, bugün yatırımcı için güvenilir bir adres. COP31 vesilesiyle yabancı yatırımcıları da Türkiye’nin enerji dönüşümüne ortak olmaya davet ediyoruz. ARI-ES olarak geçmişte Türkiye’nin rüzgâr ve güneş kapasitesinin büyümesinde nasıl yer aldıysak, bugün de depolama, hibrit santraller ve güçlü şebeke altyapısıyla şekillenen yeni elektrik mimarisinde yerimizi aldık” dedi. COP31’DE TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ MESAJI UYGULAMA OLMALI COP31’in Türkiye’nin enerji dönüşümünü uluslararası yatırımcılarla buluşturmak açısından önemli bir platform olacağını belirten Arıcı, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’nin rüzgâr ve güneş potansiyelini, mühendislik birikimini ve proje geliştirme kabiliyetini yatırım hızıyla desteklememiz gerekiyor. COP31 sürecinde verebileceğimiz en güçlü mesaj, Türkiye’nin yalnızca rüzgâr ve güneş potansiyeliyle değil, bu potansiyeli hızla yatırıma dönüştürme kapasitesiyle de öne çıktığını göstermektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye Finans’tan Sürdürülebilir Finansmanda Güçlü Artış Haber

Türkiye Finans’tan Sürdürülebilir Finansmanda Güçlü Artış

‘Yarına Varız’ yaklaşımıyla sürdürülebilirlik çalışmalarını sürdüren Türkiye Finans Katılım Bankası, TSRS (Türkiye Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları) Uyumlu 2025 Yılı Sürdürülebilirlik Raporu’nu açıkladı. Bankanın 2025 yılında gerçekleşen Sera Gazı Toplam Emisyonu %40 azaldı. Türkiye Finans Katılım Bankası’nın yenilenebilir enerji ve iklimle bağlantılı yatırımlara sağladığı toplam finansman hacmi ise 2025 yılında 7,1 milyar TL oldu. Verimlilik, enerji yönetimi ve dijitalleşme başarıyı getirdi Sera Gazı Protokolü (2004) doğrultusunda ‘finansal kontrol’ yaklaşımıyla hesaplanan sera gazı emisyonlarında Türkiye Finans Katılım Bankası’nın 2025 yılı verilerinde bir önceki yıla göre önemli bir düşüş olduğu tespit edildi. Banka 2025 yılında sera gazı emisyonunu %40 oranında azalttı. Enerji yönetimi, bina verimliliği ve dijitalleşme odaklı operasyonel iyileştirmeler, Bankanın sera gazı performansındaki bu anlamlı azalışın temel unsurları arasında yer aldı. Sürdürülebilir finansmana destek arttı Türkiye Finans Katılım Bankası, bu yıl da yenilenebilir enerji ve düşük karbonlu ekonomiye geçişi destekleyen yatırımların finansmanına öncelik verirken kredi tahsis süreçlerinde çevresel ve sürdürülebilirlik yönetişimi konularını dikkate alarak sürdürülebilir finans yaklaşımını destekledi. 2024 yılındaki yenilenebilir enerji ve iklimle bağlantılı yatırımlara sağlanan finansman tutarı 4,9 milyar TL iken 2025 yılı sonu itibarıyla yaklaşık %45 artışla 7,1 milyar TL olarak gerçekleşti. Banka, 2025 yılı itibarıyla ilk kez Yeşil Varlık Oranı raporlamaya başladı ve bu oran ise %3,8 olarak kaydedildi. “Yarına Varız taahhüdümüzü somut hedefler ve ölçülebilir sonuçlarla güçlendiriyoruz” Türkiye Finans Katılım Bankası Yönetim Kurulu Üyesi ve Genel Müdür Vekili Müge Öner rapor hakkında şu değerlendirmeyi yaptı: “Sürdürülebilirliği yalnızca çevresel bir sorumluluk değil, uzun vadeli değer yaratmanın ve güçlü bir gelecek inşa etmenin temel unsurlarından biri olarak görüyoruz. ‘Yarına Varız’ yaklaşımımızı somut hedefler, ölçülebilir sonuçlar ve bağımsız güvenceyle destekleyerek sürdürülebilirliği iş yapış biçimimizin ayrılmaz bir parçası haline getiriyoruz. 2025 yılında sera gazı emisyonlarımızı yüzde 40 oranında azaltırken, yenilenebilir enerji ve iklimle bağlantılı yatırımlara sağladığımız 7,1 milyar TL’lik finansmanla reel sektörün yeşil dönüşümüne katkımızı da %45 oranında arttırarak güçlendirdik. Katılım finansın reel ekonomiyi destekleyen, insana ve doğaya değer veren yaklaşımını sürdürülebilirlik anlayışımızla birleştirerek, bugün attığımız adımlarla yarının daha dirençli ve sürdürülebilir ekonomisine katkı sunmaya devam edeceğiz.” Türkiye Finans Katılım Bankası Hakkında Türkiye Finans Katılım Bankası, 2005 yılından bu yana katılım finans sisteminin temel ilkeleri olan üretimi, ticareti ve ihracatı destekleme misyonunu kararlılıkla sürdürmektedir. İnsan odaklı teknoloji vizyonuyla şekillenen yenilikçi dijital altyapısı ile ticari ve bireysel müşterilerine hızlı, güvenli ve kullanıcı dostu bir bankacılık deneyimi sunmaktadır. Banka, müşterilerini uçtan uca dijital ve çok kanallı bir altyapı üzerine kurulan açık bankacılık sistemi, e-ticaret finansman entegrasyonları gibi yenilikçi ürün ve hizmetlerle buluşturarak dijital bankacılık deneyimini ileri seviyelere taşımaktadır. Yapay zekâ destekli teknoloji çözümleriyle dijital bankacılıktaki öncülüğünü sürdüren Türkiye Finans Katılım Bankası, mobil uygulamaları, çevrimiçi platformları ve akıllı asistanlar üzerinden sunduğu zahmetsiz ve zaman kazandıran arayüzlerle finansal işlemleri kolaylaştırmaktadır. Kişiselleştirilmiş hizmetlerle her bireyin ve her işletmenin ihtiyaçlarına özel çözümler sunan Banka, dijital ve finansal kapsayıcılığı artırarak sürdürülebilir ekonomik büyümeye katkı sağlamaktadır. “Yarına Varız” mottosuyla geliştirdiği sürdürülebilir bankacılık vizyonunu verimlilik ve tasarruf değeri üreten dijital teknolojilerle güçlendiren Banka, geleceği şekillendiren öncü bir kurum olarak yoluna devam etmektedir. Türkiye Finans Katılım Bankası 3.106 çalışanı, 224 şubesi ve 15.985 anlaşmalı ATM’si ile Türkiye genelinde hizmet vermektedir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

VakıfBank ve MEXT’ten sanayici ve ihracatçıların yeşil dönüşümüne liderlik edecek iş birliği  Haber

VakıfBank ve MEXT’ten sanayici ve ihracatçıların yeşil dönüşümüne liderlik edecek iş birliği 

Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı anlayışıyla Türkiye’nin sürdürülebilir kalkınmasına katkı sağlayan VakıfBank, MEXT Teknoloji Merkezi ile sanayici ve ihracatçıların dekarbonizasyon yolculuğunu destekleyecek stratejik bir iş birliğine imza attı. İş birliğinin temel amacı; sanayici ve ihracatçı firmaların SKDM uyum kapasitesini artırmak, dekarbonizasyon potansiyellerini görünür hale getirmek ve ortaya çıkan uygun yatırım ihtiyalarını finansman imkanlarıyla buluşturabilecek sürdürülebilir bir model oluşturmak olarak belirlendi. “Dönüşüme Değer” adıyla hayata geçirilen model kapsamında MEXT’in sanayi, teknoloji ve yeşil dönüşüm alanındaki yetkinliği ile VakıfBank’ın finansman gücü aynı müşteri yolculuğunda bir araya gelecek. İşletmelerin dekarbonizasyon ihtiyaçları belirlenerek enerji ve kaynak verimliliği, yenilenebilir enerji, elektrifikasyon, proses dönüşümü, temiz üretim teknolojileri ve döngüsel ekonomi gibi alanlarda şirkete özel yol haritaları hazırlanacak. Belirlenen yatırımlar VakıfBank’ın sürdürülebilir finansman çözümleri ve uygun uluslararası kaynaklarıyla desteklenirken yatırım sonrasında sağlanan emisyon azaltımı, enerji tasarrufu ve diğer dönüşüm çıktıları takip edilecek. MEXT, firmaların SKDM raporlama altyapısının geliştirilmesine, karbon ayak izi ve ilgili düzenlemeler konusunda eğitim ve kapasite geliştirmeye destek olurken; VakıfBank hedef müşteri kitlesinin belirlenmesi, uygun firmaların bilgilendirilmesi ve programa yönlendirilmesinde aktif rol üstlenecek. “Dönüşümün gerçekleşmesini sağlayacak ekosistemi birlikte kuruyoruz” VakıfBank Genel Müdürü Osman Arslan, iş birliğine ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Yeşil dönüşüm artık yalnızca çevresel bir sorumluluk değil; üretim gücünün, ihracat kapasitesinin ve uzun vadeli rekabetçiliğin ayrılmaz bir parçası. Sanayicimizin ve ihracatçımızın önündeki dönüşüm ihtiyacını, bir risk alanı olmanın ötesinde, yeni bir yatırım ve büyüme fırsatı olarak görüyoruz. Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı anlayışımızla yalnızca dönüşümü finanse eden değil, dönüşümün gerçekleşmesine katkı sağlayan banka olmayı hedefliyoruz. MEXT’in teknik yetkinliği ile VakıfBank’ın finansman gücünü buluşturduğumuz bu modelle müşterilerimizin ihtiyaçlarının belirlenmesinden yatırımın finansmanına, ortaya çıkan etkinin ölçülmesine kadar tüm süreçte yanlarında olacağız.” “Yeşil dönüşüm yolculuğunu uçtan uca destekleyen güçlü bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz” İş birliğie ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Metal Sanayicileri Sendikası Yönetim Kurulu Başkanı Özgür Burak Akkol “MEXT olarak; sürdürülebilirlik, dijital dönüşüm ve yapay zekayı, Türk sanayisinin geleceğini şekillendirecek ve küresel rekabet gücünü artıracak stratejik öncelikler olarak görüyoruz. Sürdürülebilirlik odağında ise hedefimiz bu dönüşümü işletmelerimiz için yalnızca bir uyum unsuru olmaktan çıkararak, uygulanabilir fırsat alanına dönüştürmek. Bu dönüşümün kalıcı bir değer sağlayabilmesi için işletmelerin mevcut durumlarının doğru analiz edilmesi, dönüşüm ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçların uygulanabilir yatırım planlarına dönüşmesi büyük önem taşıyor. MEXT’in sanayideki deneyimini ve dönüşüm yetkinliğini, VakıfBank’ın Kalkınma Odaklı Değer Bankacılığı ile bir araya getirerek, işletmelerin yeşil dönüşüm yolculuğunu uçtan uca destekleyen güçlü bir yapı oluşturmayı hedefliyoruz. Bu stratejik iş birliğinin yalnızca işletmelerin dönüşümünü hızlandırmakla kalmayacağına; ülkemizin düşük karbonlu üretim kapasitesini geliştirerek daha verimli, dirençli ve uluslararası rekabette daha güçlü bir yapıya kavuşmasına da önemli katkı sağlayacağına inanıyoruz" ifadelerini kullandı. İş birliği, “dönüşüm-finansman” modeli olarak kurgulandı VakıfBank ve MEXT arasında imzalanan stratejik iş birliği, tek seferlik bir finansman programından öte; sanayicinin dönüşüm ihtiyacının belirlenmesinden yatırımın gerçekleştirilmesine ve etkisinin ölçülmesine kadar uzanan sürekli bir “dönüşüm-finansman modeli” olarak kurgulandı. Modelin ilerleyen dönemde farklı sektör ve müşteri gruplarına genişletilerek Türkiye’nin düşük karbonlu üretim kapasitesine ve sürdürülebilir ihracat gücüne katkı sağlaması amaçlanıyor. Dönüşüme Değer Programı; “Ölç, Yol Haritasını Çıkar, Finanse Et, Etkiyi Ölç” olmak üzere dört aşamadan oluşuyor. Böylece işletmelerin yalnızca finansmana erişmesi değil, mevcut üretim süreçlerini analiz ederek ihtiyaçlarına uygun ve ölçülebilir bir dönüşüm yolculuğuna çıkması öngörülüyor. İş birliğinin somut göstergelerle de takip edilerek programa katılan ve süreci tamamlayan firma sayısından sektörel dağılıma, eğitim ve kapasite geliştirme sonuçlarından SKDM raporlama altyapısı kurulan firmalara, tespit edilen dekarbonizasyon yatırım temalarından finansman değerlendirmesine yönlendirilen yatırım alanlarına kadar etkisinin düzenli olarak ölçülmesi hedefleniyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

DenizBank’tan Yeşil Finansmana  100 Milyon Dolarlık Yeni Destek Haber

DenizBank’tan Yeşil Finansmana 100 Milyon Dolarlık Yeni Destek

Bu işlemle birlikte DenizBank, 5 farklı uluslararası kalkınma ve yatırım bankasının katılımıyla gerçekleştirdiği yeşil tahvil ihracı hacmini 470 Milyon Dolara ulaştırdı. DenizBank Genel Müdürü Recep Baştuğ, gerçekleştirilen işleme ilişkin değerlendirmesinde, “Düşük karbonlu ekonomiye geçişte en kritik unsurlardan biri, çevresel ve sosyal etki yaratan yatırımların uzun vadeli finansmanı. DenizBank olarak, uluslararası kalkınma ve yatırım bankaları ile kurduğumuz güçlü iş birlikleri sayesinde Türkiye’nin sürdürülebilir finansman ekosistemine katkımızı istikrarlı şekilde artırıyoruz. AIIB’den temin ettiğimiz 100 Milyon Dolar tutarındaki kaynağı, Sürdürülebilir Finans Çerçevemiz kapsamında; yenilenebilir enerji, enerji verimliliği, emisyon azaltımı ve sürdürülebilir ulaşım gibi çevresel etkisi yüksek yatırımların finansmanında değerlendireceğiz. Son üç yılda gerçekleştirdiğimiz işlemlerle birlikte, yıl sonuna kadar yurtdışından 3 Milyar Doları aşan sürdürülebilir finansmanı portföyümüze kazandırmayı hedefliyoruz. Bunun 2 Milyar Dolardan fazlası, iklim değişikliğinden kaynaklı risklerin azaltılmasına hizmet eden yatırımlardan oluşacak. AIIB ile gerçekleştirdiğimiz bu ilk işlem, Türkiye’de iklim dostu yatırımların desteklenmesine katkı sağlarken; Bankamızın beş farklı uluslararası kalkınma ve yatırım bankasıyla hayata geçirdiği ve toplamı 470 Milyon Dolara ulaşan yeşil tahvil ihraçlarının da son örneğini oluşturuyor. Bu ihraçla birlikte, uluslararası kalkınma ve yatırım bankalarının Türkiye’deki özel bankalara sağladığı yeşil finansman içindeki pazar payımız yüzde 30’un üzerine ulaştı. Önümüzdeki dönemde iş birliğimizi derinleştirerek sürdürülebilir projelere yönelik yeni fırsatları birlikte değerlendirmek hedefindeyiz. Ülkemizde yeşil tahvil piyasasının gelişimini ve iklim dostu yatırımların finansmanını desteklemeyi sürdüreceğiz” dedi. AIIB Finansal Kuruluşlar ve Fonlar Genel Direktörü Gregory Liu, konuyla ilgili değerlendirmesinde “Bu işlem, AIIB’nin hem DenizBank hem de Orta Doğu bölgesinin önde gelen bankacılık kuruluşlarından Emirates NBD ile gerçekleştirdiği ilk iş birliği. Yeşil tahvil yatırımımız, iklim eyleminin ölçeklendirilmesinde yeşil finansın taşıdığı önemi ortaya koymanın yanı sıra; AIIB’nin, Türkiye ve MENA bölgesi genelinde düşük karbonlu ekonomiye geçişi desteklemek üzere geliştirdiği finansal ortaklıkların anlamlı bir örneği ve bu konudaki artan rolünün de önemli bir göstergesi” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sunar Yatırım’dan “Plastiksiz Temmuz” Gündeminde Geleceğe Çağrı Haber

Sunar Yatırım’dan “Plastiksiz Temmuz” Gündeminde Geleceğe Çağrı

Tarım, gıda ve biyoendüstri alanlarında faaliyet gösteren Sunar Yatırım, üretim gücünü sürdürülebilirlik vizyonuyla birleştiren entegre yapısıyla dikkat çekiyor. Şirket döngüsel ekonomi yaklaşımını merkeze alarak bir mısır tanesini yalnızca tek bir ürüne değil; biyopolimer, ilaç, kozmetik, gıda ve yem başta olmak üzere onlarca farklı sektöre değer üreten entegre bir üretim ekosistemine dönüştürüyor. Ayrıca; doğal kaynakların verimli kullanıldığı, karbon ayak izinin azaltıldığı ve çevresel etkinin minimize edildiği bir üretim modeliyle çalışıyor. Ar-Ge yatırımlarıyla biyomalzeme teknolojilerine odaklanan Sunar Yatırım, geleceğin sanayi dönüşümünde çevreyle uyumlu çözümler geliştirmeyi stratejik bir öncelik olarak konumlandırıyor. Plastic Free July kapsamında değerlendirmelerde bulunan Sunar Yatırım Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Mustafa Nuri Çomu, plastik sorununun tek bir malzeme değişimiyle çözülemeyecek kadar kapsamlı bir dönüşüm alanı olduğuna dikkat çekerek, sürdürülebilirliğin üretim zincirinin tamamına entegre edilmesi gerektiğini, tüketicilerin de bu konuda farkındalık geliştirmesinin önemli bir nokta olduğunu vurguladı. Çomu, biyopolimer teknolojilerinin bu dönüşümde kritik bir rol üstlendiğini belirterek, “Fosil bazlı plastiklere alternatif olarak geliştirdiğimiz mısır nişastası bazlı biyobozunur ve biyobazlı çözümler, çevresel etkiyi azaltmakla kalmıyor; sanayide döngüsel ekonomi yaklaşımını güçlendiren yeni bir üretim modeline de işaret ediyor. Sanayi olarak çevre dostu çözümler geliştirmek bizim ortak sorumluluğumuz. Ancak kalıcı dönüşüm için tüketicilerin de gereksiz plastik tüketimini azaltan, yeniden kullanılabilir ürünleri tercih eden ve doğru atık yönetimini destekleyen bilinçli seçimler yapması büyük önem taşıyor. Gerçek değişim, üretici ve tüketicinin ortak sorumluluk bilinciyle hareket etmesiyle mümkün olacak” ifadelerini kullandı. Tek kullanımlık plastikler, plastik kirliliğinin üçte birini oluşturuyor Pew Charitable Trusts ve SYSTEMIQ tarafından hazırlanan Breaking the Plastic Wave 2025 raporuna göre küresel plastik sistemi, üretim ve atık arasındaki dengesizliğin giderek büyüdüğü bir yapıya dönüşüyor. 2025 yılı itibarıyla dünyada yaklaşık 450 milyon ton plastik üretilirken, plastik kirliliği yıllık 130 milyon ton seviyesine ulaşmış durumda. Mevcut eğilimler devam ederse bu miktarın 2040’ta iki katından fazla artması bekleniyor. Aynı dönemde plastik üretiminin yüzde 52 artışla 680 milyon tona ulaşacağı öngörülürken, atık yönetimi kapasitesi bu artışa paralel şekilde genişlemiyor ve sistem giderek daha fazla baskı altında kalıyor. Bu tabloya göre küresel ölçekte plastik atığın sınırlı bir bölümü geri dönüştürülebilirken, sistemin önemli bir kısmı ya depolanıyor ya da doğrudan çevreye karışıyor. Pew Charitable Trusts ve SYSTEMIQ'nin Breaking the Plastic Wave 2025 raporunda tek kullanımlık plastiklerin toplam plastik kirliliğinin yaklaşık üçte birini oluşturduğubelirtiliyor. Aynı rapora göre düşük geri dönüşüm oranları ve artan tüketim, mikroplastik riskini her geçen yıl daha görünür hale getiriyor. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından hazırlanan Tek Kullanımlık Plastikler, Deniz Çöpleri ve Mikroplastikler Yol Haritası dokümanına göre ise Türkiye’de de benzer şekilde tek kullanımlık plastiklerin çevresel etkilerini azaltmaya yönelik düzenlemeler gündemde yer alırken, biyobozunur ve biyobazlı alternatifler stratejik bir çözüm alanı olarak öne çıkıyor. Enerji verimliliği ile güçlenen çevresel performans Sunar Yatırım, biyopolimer alanındaki yatırımlarını yalnızca malzeme geliştirme perspektifiyle değil, enerji dönüşümü ve karbon azaltım hedefleriyle birlikte ele alıyor. Şirketin yenilenebilir enerji stratejisi kapsamında devreye aldığı Güneş Enerjisi Santralleri (GES) ile üretim tesislerinde önemli bir emisyon azaltımı sağlanıyor. Bu yatırımlar sayesinde karbon salımının önüne geçilirken, enerji ihtiyacının giderek artan bir bölümü yenilenebilir kaynaklardan karşılanıyor. Enerji verimliliği projeleriyle birlikte değerlendirildiğinde, yalnızca 2025 yılında sağlanan 7,36 milyon kWh enerji tasarrufu ile 576 bin Euro’nun üzerinde mali kazanım elde edilirken, 3 bin 529 ton karbon emisyonu azaltıldı. Bu çevresel kazanım aynı zamanda yıllık bazda 527 ağacın oksijen üretimine eşdeğer bir etki olarak hesaplanıyor. Aynı yaklaşım doğrultusunda atık yönetimi, su geri kazanımı ve proses optimizasyonu gibi alanlarda yürütülen çalışmalar, Sunar Yatırım’ın sürdürülebilirliği ayrı bir başlık değil, üretim modelinin temel bileşeni olarak konumlandırdığını gösteriyor. 3 Temmuz Plastik Poşet Kullanmama Günü: Küçük tercihler büyük dönüşüm sağlıyor Her yıl 3 Temmuz'da kutlanan Plastik Poşet Kullanmama Günü, tek kullanımlık plastiklerin çevre üzerindeki etkisine dikkat çekerek daha sürdürülebilir tüketim alışkanlıklarının yaygınlaşmasını teşvik ediyor. Plastik poşet kullanımını azaltmaya yönelik bireysel tercihler kadar, çevresel etkisi daha düşük malzemelerin geliştirilmesi ve sanayide yaygınlaşması da bu dönüşümün önemli bir parçasını oluşturuyor. Temmuz ayı boyunca devam eden Plastic Free July (Plastiksiz Temmuz) farkındalık hareketi de tüketicileri günlük yaşamlarında küçük ama etkili değişiklikler yapmaya; yeniden kullanılabilir çanta, matara ve ambalaj alternatiflerini tercih ederek plastik kullanımını azaltmaya teşvik ediyor. 180 günde doğadan çözünen plastik poşet Sanayinin yenilikçi ve sürdürülebilir çözümler geliştirmesi kadar, tüketicilerin bilinçli tercihleri de plastiksiz bir geleceğin inşasında kritik rol oynuyor. Bu doğrultuda Sunar Yatırım bünyesinde faaliyet gösteren Sunar NP, Türkiye'nin ilk TÜV sertifikalı nişasta bazlı biyopolimer üreticisi olarak, mısır nişastasından ürettiği biyobozunur plastiklerle çevreye duyarlı çözümleri sanayiyle buluşturuyor. Şirketin geliştirdiği biyobozunur ham madde, doğada yaklaşık 180 gün içinde tamamen çözünerek herhangi bir özel işleme ihtiyaç duymadan toprağa geri dönebiliyor. Bu yenilikçi yaklaşım, tek kullanımlık plastiklere sürdürülebilir bir alternatif sunarken, döngüsel ekonominin yaygınlaşmasına ve plastiksiz yaşam vizyonunun desteklenmesine de katkı sağlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Henkel Kocaeli GEBKİM Fabrikası’nı Karbon Nötr Üretime Geçirdi Haber

Henkel Kocaeli GEBKİM Fabrikası’nı Karbon Nötr Üretime Geçirdi

Henkel, Kocaeli’deki GEBKİM Yapıştırıcı Teknolojileri Fabrikası’nı karbon nötr hale getirdi. Bu önemli adım, şirketin 2045 yılına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşma yolculuğunda önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Böylece daha önce karbon nötr üretime geçen İstanbul Tuzla Yapıştırıcı Teknolojileri Fabrikası ile beraber şirketin Türkiye’deki Yapıştırıcı Teknolojileri fabrikalarının tamamı karbon nötr hale gelmiş oldu. GEBKİM Fabrikası’nın yanı sıra Hindistan’daki Kurkumbh Tesisi’nin de karbon nötr olmasıyla birlikte, Henkel’in Hindistan, Orta Doğu ve Afrika Bölgesi’ndeki en büyük iki tesisi karbon nötr üretimle faaliyetlerini sürdürmeye başladı. Henkel, GEBKİM Fabrikası’nda doğal gazla çalışan kazan sisteminin yüksek verimli elektrikli kazan sistemiyle tamamen değiştirilmesini sağlayan önemli bir elektrifikasyon projesini hayata geçirdi. Bu dönüşüm sayesinde, tesisteki doğrudan fosil yakıt kullanımı tamamen ortadan kaldırılırken, Kapsam 1 emisyonları sıfıra indirildi ve yıllık yaklaşık 956 ton karbondioksit (CO₂) eşdeğeri emisyon azaltımı sağlandı. Ayrıca tesis bünyesinde üretilen güneş enerjisi ve Uluslararası Yenilenebilir Enerji Sertifikaları (I-REC) kombinasyonu sayesinde %100 yenilenebilir elektrik kullanımına geçildi. Böylece Kapsam 2 emisyonları da sıfırlanırken, yeni sistemin sağladığı yüksek verimlilik sayesinde toplam enerji tüketimi azaltılarak üretim kapasitesinin korunması mümkün oldu. Böylece GEBKİM Fabrikası, elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji kullanımıyla Kapsam 1 ve Kapsam 2 emisyonlarını sıfırlayarak Henkel’in fosil yakıtsız üretimde küresel ölçekteki öncü tesislerinden biri haline geldi. Henkel Yapıştırıcı Teknolojileri IMEA Bölgesi Operasyonlar ve Tedarik Zincirinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Simon Ulmann, konuyla ilgili görüşlerini şu sözlerle ifade etti: "Henkel olarak, Türkiye’deki GEBKİM Fabrika’mızla birlikte Hindistan’daki Kurkumbh Tesislerimizde de karbon nötr üretime geçtik. IMEA bölgesindeki iki önemli tesisimizde karbon nötr üretime ulaşmamız, Henkel Yapıştırıcı Teknolojileri’nin küresel sürdürülebilirlik hedeflerini hayata geçirme yolunda önemli bir adım. Hedefimiz çok net: Tüm operasyonlarımızdaki fosil yakıtları sistematik olarak ortadan kaldırıyor ve bunları yenilenebilir enerjiyle çalışan elektrikli süreçlerle değiştiriyoruz. GEBKİM ve Kurkumbh Fabrikalarımızda elde ettiğimiz bu üretim başarısı, stratejimizi tesis düzeyinde somut sonuçlara dönüştürebildiğimizi gösteriyor ve net sıfır operasyonlara ulaşma yolculuğumuzu hızlandırıyor." Türk Henkel Yapıştırıcı Teknolojileri Başkanı ve Orta Doğu ve Afrika Bölgesi Operasyonlar Direktörü Mehmet Yılmaz ise, “GEBKİM Fabrika’mızın karbon nötr hale gelmesi, Henkel’in 2045 net sıfır emisyon hedefine ulaşma yolunda attığı kararlı adımlarda önemli bir dönüm noktasını temsil ediyor. Daha önce de Tuzla Fabrika’mızda karbon nötr üretimi hayata geçirerek sürdürülebilirlik hedeflerimiz çerçevesinde önemli bir adım atmıştık. Böylece Türkiye’deki Yapıştırıcı Teknolojileri tesislerimizin tamamında karbon nötr üretime geçmiş olduk. GEBKİM Fabrika’mızdaki bu dönüşüm, elektrifikasyonun endüstriyel operasyonları temelden nasıl dönüştürebileceğini gösteren somut bir örnek oldu. Elektrikli sistemler ve yenilenebilir enerji kullanımına geçerek fosil yakıt kullanımını tamamen ortadan kaldırdık. Bu başarı, inovasyon, teknoloji, güçlü ekip çalışması ve kararlılığın birlikte neler başarabileceğini de ortaya koyuyor.” şeklinde konuştu. Henkel, elektrifikasyon ve yenilenebilir enerji kullanımını yaygınlaştırarak küresel üretim ağında karbonsuzlaşma dönüşümünü hızlandırıyor. Bu adımlar, şirketin operasyonları ve değer zincirindeki karbon ayak izini azaltmayı hedefleyen net sıfır emisyon vizyonuna ulaşmasında kritik rol oynarken, müşterilerinin kendi sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmalarına da katkı sağlıyor. Bu kilometre taşı, Henkel’in sürdürülebilir sanayi dönüşümüne öncülük etme kararlılığını bir kez daha ortaya koyarken, fosil yakıtsız üretimin farklı bölgelerde uygulanabilir ve ölçeklenebilir olduğunu da kanıtlıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

AKO Grup’tan Yıllık 45,7 Milyon kWh’lik Yenilenebilir Enerji Üretimi Haber

AKO Grup’tan Yıllık 45,7 Milyon kWh’lik Yenilenebilir Enerji Üretimi

Türkiye’de sanayi üretimi, artan enerji maliyetleri ve küresel fiyat dalgalanmalarıyla daha kritik bir sürece girerken; enerji yönetimi şirketler için temel bir rekabet unsuru haline geldi. Bu dönemde kendi enerjisini üreten ve tüketimini optimize eden üretim modelleri hem maliyet kontrolü hem de sürdürülebilirlik açısından en etkili çözüm olarak öne çıkıyor. AKO Grup da bu dönüşümün bir parçası olarak enerji yönetimini güçlendiren yatırımlarıyla dikkat çekiyor. Grup, Petlas, AKO Grup Aküleri, AKO Jant ve Ömrünü Tamamlamış Lastik (ÖTL) Geri Dönüşüm Tesisi’nde hayata geçirilen GES yatırımları 'kendi enerjisini üreten üretim modeli'ni gerçeğe dönüştürüyor. Enerji ihtiyacının önemli bir bölümünü yenilenebilir kaynaklardan karşılayan bu yaklaşım; yalnızca maliyet avantajı sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda karbon azaltım hedefleri ve uzun vadeli rekabet gücü açısından da stratejik bir dönüşümü ifade ediyor. “Enerjimizin yüzde 40’ını güneşten karşılıyoruz” AKO Grup Yönetim Kurulu Üyesi S. Safa Özcan, enerji yatırımlarına ilişkin açıklamasında “Enerji verimliliği ve yenilenebilir enerji yatırımları, üretim süreçlerimizin sürdürülebilirliği açısından önemli bir rol oynuyor. Hayata geçirdiğimiz GES projeleriyle hem karbon ayak izimizi azaltmayı hem de enerji kaynaklarını daha verimli kullanmayı hedefliyoruz. ÖTL Geri Dönüşüm Tesisi’nde enerji ihtiyacımızın yaklaşık yüzde 40’ını güneş enerjisinden karşılıyor olmamız, bu yaklaşımımızın somut örneklerinden biri. Önümüzdeki dönemde de sürdürülebilir üretim anlayışımız doğrultusunda enerji verimliliği odaklı yatırımlarımıza devam etmeyi amaçlıyoruz” ifadelerini kullandı. Enerji ve çözüm modeli: Kendi enerjisini üreten sanayi yapısı AKO Grup’un enerji stratejisi; üretim süreçlerinde enerji verimliliğini artıran, kendi elektriğini üreten ve enerji maliyetlerindeki dalgalanmalara karşı dayanıklı, sürdürülebilir bir yapı üzerine şekilleniyor. Grup genelinde devreye alınan GES yatırımlarıyla yıllık yaklaşık 45,7 milyon kWh elektrik üretimi gerçekleştirilirken, bu sayede yılda yaklaşık 2 bin 161 ton CO₂e emisyon azaltımı sağlanıyor. Tüm fabrikalarda tamamlanan GES projeleriyle birlikte, toplam 310 bin metrekare kurulu alan üzerinde yılda 40.000 MWh elektrik üretim kapasitesine ulaşıldı. Bu üretim, tesislerin toplam enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 20’sini yenilenebilir kaynaklardan karşılama imkanı sunuyor. Özellikle Ankara’daki ÖTL Geri Dönüşüm Tesisi’nde kurulan 1.476 kW AC gücündeki sistem ile yılda 2 milyon kWh elektrik üretimi hedefleniyor ve fabrikanın enerji ihtiyacının yaklaşık yüzde 40’ı karşılanıyor. AKO Jant tarafında ise devreye alınan GES yatırımı ile yılda 2,4 milyon kWh temiz enerji üretimi sağlanıyor. Kriz dönemlerinde stratejik avantaj: Enerji bağımsızlığı AKO Grup’un kendi enerjisini üretme modeli sayesinde üretim maliyetleri daha öngörülebilir hale gelirken, enerji arzındaki belirsizliklere karşı operasyonel dayanıklılık da güçleniyor. Özellikle ihracat odaklı üretim modelinde, enerji maliyetlerinin kontrol altına alınması rekabetçiliği doğrudan destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. AKO Grup’un yaklaşımı, sanayide “enerji bağımsızlığı”nın artık bir tercih değil, stratejik bir gereklilik haline geldiğini ortaya koyuyor. Sürdürülebilirlik stratejisi kapsamında 2030 yılına kadar yüzde 58 emisyon azaltımı hedefleyen grup; bu doğrultuda sadece yenilenebilir enerjiye değil; su geri kazanımı, atık yönetimi ve düşük karbonlu ürün geliştirme süreçlerini de eş zamanlı olarak yürütüyor. Ömrünü Tamamlamış Lastik Geri Dönüşüm Tesisi’nin yıllık 75 bin ton lastik işleme kapasitesiyle Türkiye’deki lastik atığının önemli bir kısmını geri kazanması, döngüsel ekonomi yaklaşımının en güçlü örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Shell & Turcas’tan Elektrikli Mobilitede Çevre Dostu İnovasyon Haber

Shell & Turcas’tan Elektrikli Mobilitede Çevre Dostu İnovasyon

Shell & Turcas, elektrikli araç şarj istasyonları için geliştirdiği kablosuz acil durum butonu uygulaması ile 11. İstanbul Karbon Zirvesi’nde “Düşük Karbon Kahramanı” ödülüne layık görüldü. Shell Recharge markası ile ve anlaşmalı olduğu Trugo elektrikli araç şarj noktalarıyla önemli bir ekosisteme hizmet veren Shell&Turcas, uygulama kapsamında yürütülen çalışmalarla toplamda yaklaşık 866 ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e) emisyonun önüne geçti. Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) tarafından, İstanbul Teknik Üniversitesi’nin desteğiyle 11 yıldır düzenlenen zirve bu yıl, “Karbonsuzlaşma, Karbon Piyasası ve İklim Teknolojileri” temasıyla gerçekleştirildi. Etkinlik kapsamında kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplum temsilcileri bir araya geldi. Kazı ihtiyacını azaltan uygulama Kablosuz Acil Durum Butonu (ASB) uygulaması, elektrikli araç şarj cihazlarının acil durdurma sistemlerine kablosuz olarak entegre edilmesini sağlıyor. Bu yaklaşım, geleneksel yöntemlerde ihtiyaç duyulan kablolama altyapısı için yapılan saha çalışmalarını azaltıyor. Uygulama ile 180 istasyonda yaklaşık 9.000 metre kazının ve buna bağlı olarak 2.880 metreküp beton ve çimento kullanımının önüne geçildi. Ayrıca beton kırımı için iş makinesi kullanımına ihtiyaç duyulmazken, saha uygulamaları ortalama 48 saatlik bir montaj süresi ile tamamlandı. 866 ton karbon azaltımı Yapılan hesaplamalara göre, beton ve çimento kullanımının önlenmesiyle yaklaşık 864 ton karbondioksit eşdeğeri (CO₂e), iş makinesi kullanımının ortadan kaldırılmasıyla yaklaşık 2 ton CO₂’e ve personel ulaşımına bağlı olarak yaklaşık 0,1 ton CO₂e emisyonun önüne geçildi. Böylece toplamda yaklaşık 866 ton CO₂e emisyon azaltımı sağlandı. Mehmet Ünal: “Hedefimiz net sıfır emisyonlu bir gelecek” Shell & Turcas Yatırımlar, Operasyon ve Yeni Enerjiler Direktörü Mehmet Ünal, konuyla ilgili olarak şunları söyledi: “Shell olarak global stratejimizi, 2050 yılına kadar net sıfır emisyonlu bir enerji şirketi olma hedefimiz doğrultusunda; daha az emisyonla daha fazla değer yaratmak üzerine kuruyoruz. Bu kapsamda, müşterilerimizle, kamu kurumlarıyla ve farklı sektörlerle birlikte çalışarak daha düşük karbonlu enerji çözümlerinin yaygınlaşmasını destekliyoruz. Elektrikli araç şarj altyapısı da bu dönüşümde önemli bir rol oynuyor. Kablosuz ASB uygulamamız, sahadaki kurulum süreçlerini sadeleştirirken emisyonları azaltmayı sağladığımız somut örneklerden biri. Geçmişte birçok kez kazandığımız bu ödülü geçen yıl da, Derince’deki Madeni Yağ ve Gres Üretimi Tesisimizde hayata geçirdiğimiz güneş enerjisi projesiyle, kendi operasyonlarımızdan kaynaklanan emisyonları yıllık 500 ton azaltan bir projeyle kazanmıştık. Projelerimizi uygulamayı sürdürürken, önümüzdeki dönemde de operasyonlarımızda verimliliği artıran, emisyonları azaltan ve müşterilerimize daha düşük karbonlu enerji seçenekleri sunan çözümler geliştirmeye devam edeceğiz.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.