Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Empati

Kapsül Haber Ajansı - Empati haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Empati haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Garanti BBVA Mobil’de “Ailem” Dönemi Başlıyor Haber

Garanti BBVA Mobil’de “Ailem” Dönemi Başlıyor

Mobil uygulama içinde finansal ürünler ile kültürel–eğitici içerikleri entegre şekilde bir araya getiren Ailem; harcama takibini, birikim çözümlerini ve ebeveyn kontrol araçlarını tek çatı altında buluşturarak ailelere bütüncül bir deneyim sunuyor. Ailem sayesinde ebeveynler; çocuklarının harcamalarını anlık olarak takip edebiliyor, finansal işlemlerini kontrol altında tutabiliyor ve vadesiz hesap, banka kartı, ek kart, BES gibi ürünleri mobil uygulama üzerinden kolayca tanımlayabiliyor. Çocuklara özel tasarlanan ve kendi adlarına çıkarılabilen Bonus Cool ek kredi kartı ve Paracard Bonus Cool ile ebeveynler; çocuklarının alışveriş limitlerini belirleyebiliyor ve harcama yapılan iş yerlerini kolayca yönetebiliyorlar. Çocuklarının yaptığı harcamaları kart hareketlerinden takip edebiliyorlar; böylece hem şeffaf hem de güvenli bir kontrol mekanizması sağlanıyor. Yeni ek kredi kartı ve banka kartı çözümü ile çocuklar ilk kez kendilerine ait bir karta sahip olma deneyimini yaşarken, ebeveynlere de harcamaları kontrol etme imkânı sunarak güvenli bir finansal ortam sağlıyor. Fiziksel işlem ihtiyacını büyük ölçüde ortadan kaldıran çözüm, birikim ürünleriyle entegre yapısı sayesinde tasarruf alışkanlığını desteklerken ailelerin günlük hayatını sadeleştiriyor. Çocuklara özel tasarlanan birikim alanları, hedef bazlı tasarrufu teşvik ederken; düzenli harçlık ve otomatik transfer özellikleriyle finansal disiplinin erken yaşta gelişimine katkı sağlıyor. Yalnızca bir ürün seti olarak değil, ailelerin yanında konumlanan bir dijital rehber olarak tasarlanan Ailem; çocukların bankacılıkla erken yaşta sağlıklı bir ilişki kurmasına katkı sağlarken ebeveynlere de süreci güvenle yönetebilecekleri bir kontrol alanı sunuyor. Çocuklara dair tüm finansal ürün ve hizmetleri tek bir alanda bir arayan getiren Garanti BBVA, yaşlarına uygun kart tasarımlarıyla finansal deneyimlerini hem güvenli hem de öğretici bir yapıya kavuşturuyor. Kültürel ve eğitici içeriklerle zenginleştirilen yapısı sayesinde finansal bilinç ve sorumluluk duygusunun küçük yaşta gelişimini destekliyor. “Bankacılığı, ailelerin hayat akışına uyum sağlayacak şekilde tasarlıyoruz” Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Ceren Acer Kezik, Ailem’e ilişkin değerlendirmesinde şunları söyledi: “Garanti BBVA’da ürün geliştirmeyi yalnızca finansal bir çözüm üretmek olarak görmüyoruz. Müşterilerimizin hayatındaki gerçek ihtiyaçları anlamaya ve onların yanında konumlanmaya odaklanıyoruz. Ebeveynler için çocuklarının finansal dünyasını yönetmek hem önemli bir sorumluluk hem de uzun vadeli bir bilinç inşası anlamına geliyor. Ailem’i tasarlarken amacımız; bankacılığı ailelerin hayat akışına uyum sağlayan, sezgisel ve güven veren bir deneyime dönüştürmekti. Günümüzde ebeveynler yalnızca harçlık takibi yapmak değil; çocuklarının finansal farkındalığını doğru araçlarla ve doğru zamanda desteklemek istiyor. Ailem, finansal ürünleri ve eğitici içerikleri tek bir dijital alanda bir araya getirerek bu ihtiyaca bütüncül bir yanıt sunuyor ve ebeveynlerin çocuklarının finansal yolculuğunda aktif, bilinçli ve güvenli bir şekilde yer alabilmesini sağlıyor. Kart limit belirleme, harcama kontrolü ve anlık takip özellikleriyle ebeveynlere güvenli bir yönetim alanı sunarken; birikim ve hedef bazlı tasarruf araçlarıyla çocukların finansal disiplin kazanmasına katkı sağlıyoruz. Değişen kullanıcı ihtiyaçlarını ve genç nesillerin beklentilerini dikkate alarak geliştirdiğimiz bu çözümle yalnızca bugünü kolaylaştırmakla kalmıyor; uzun vadede finansal bilinç ve sorumluluk duygusunu destekleyen kalıcı ve bütünsel bir dijital deneyim hayata geçirmeyi amaçlıyoruz. Tüm ürün ve hizmetlerimizi empati odağında tasarlıyoruz. Radikal müşteri perspektifimiz doğrultusunda, müşterilerimizin hayat akışına uyum sağlayan ve onlara gerçek anlamda eşlik eden çözümler üretmeye devam edeceğiz” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA ve Öğretmen Akademisi Vakfı’ndan Eşitlik İçin Güçlü İş Birliği Haber

Garanti BBVA ve Öğretmen Akademisi Vakfı’ndan Eşitlik İçin Güçlü İş Birliği

Öğretmen Akademisi Vakfı (ÖRAV) ve kurucusu Garanti BBVA iş birliğiyle 2022 yılında hayata geçirilen EşitBiz Projesi, erken ve temel çocukluk dönemlerinde toplumsal rollere yönelik önyargı karşıtı tutumun desteklenmesini amaçlıyor. Küçük yaş gruplarıyla çalışan öğretmenlere ulaşan proje, eğitim yoluyla eşitlikçi bir dönüşümü güçlendirmeyi hedefliyor. EşitBiz Projesi kapsamında her yıl düzenlenen EşitBiz Konferansı, bu yıl 9 Mayıs 2026 tarihinde Salt’ın Galata binasında gerçekleştirilecek. Toplumsal rollerin eşitliğini eğitim alanında yaygınlaştırmayı hedefleyen konferans, bu yıl “Eşitlik için empati” temasıyla katılımcıları bir araya getirecek. Konferansta sunulacak “iyi örnekler” için başvuru süreci başladı. Konferans projeye katılmış öğretmenler başta olmak üzere sahada empati temelli ve kapsayıcı uygulamalar geliştiren eğitimcilerin deneyimlerini daha geniş kitlelerle paylaşmalarını hedefliyor. Özel veya devlet kurumlarında görev yapan okul yöneticileri ile her kademeden ve branştan öğretmenler, iyi örnek başvurularını 29 Mart 2026 tarihine kadar iletebilecek. Sınıfta uygulanan, somut çıktıları olan ve fark yaratan özgün çalışma modelleri “iyi örnekler” kapsamında değerlendirilecek. Eğitimciler; kapsayıcı eğitim, çok kültürlü sınıflar, toplumsal rollerin eşitliği ve ayrımcılıkla mücadele gibi temalarda hazırladıkları sunum dosyalarıyla başvurularını gerçekleştirebilecek. Seçilen projeler, konferansta sunum olarak katılımcılarla paylaşılacak. EşitBiz Konferansı’na ve iyi örnek başvuru sürecine ilişkin detaylı bilgilere https://www.orav.org.tr/esitbiz-konferansi adresinden ulaşılabiliyor. Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı ve ÖRAV Yönetim Kurulu Başkanı Ebru Taşcı Firuzbay, “Garanti BBVA olarak 2022’den bu yana toplumsal rollerin eşitliğini hem kurum içi dönüşümün hem de eğitim yoluyla toplumsal farkındalığın önemli bir parçası olarak ele alıyoruz. Toplumsal rollerin eşitliğinin sadece bir söylem değil, erken yaştan itibaren öğrenilen bir değer olduğuna inanıyoruz. Kurucusu ve daimî destekçisi olduğumuz ÖRAV ile yürüttüğümüz EşitBiz Projesi kapsamında bugüne kadar 3.831 öğretmene ve 64.493 öğrenciye ulaştık. Projenin sosyal etkisi ve erişim alanı, eğitim yoluyla kalıcı bir dönüşümün mümkün olduğuna olan inancımızı güçlendiriyor. Bu yıl konferansın temasını ‘eşitlik için empati’ olarak belirledik. Garanti BBVA’nın temel kurum ilkelerinden biri olan empatinin, eşitliğin günlük hayatta karşılık bulmasının en güçlü araçlarından biri olduğuna inanıyoruz. ÖRAV ile bu yaklaşımı eğitim yoluyla yaygınlaştırmayı sürdüreceğiz.” dedi. ÖRAV Genel Müdürü Arzu Atasoy ise “EşitBiz Projesi ile erken ve temel çocukluk döneminde toplumsal rollere yönelik önyargıların dönüştürülmesine katkı sağlamayı hedefliyoruz. Öğretmenlerin sınıf içinde geliştirdiği eşitlikçi ve kapsayıcı uygulamaların, kalıcı bir toplumsal dönüşümün en güçlü yapı taşlarından biri olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle iyi örnek başvuruları bizim için büyük önem taşıyor. Sahada hayata geçirilen uygulamaların görünürlük kazanması, ilham vermesi ve yaygınlaşması EşitBiz’in etki alanını güçlendiriyor. Tüm öğretmenleri ve okul yöneticilerini, empati temelli çalışmalarını paylaşmaya ve 29 Mart’a kadar başvuruda bulunmaya davet ediyoruz.” açıklamasında bulundu. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

100 Kadın Sigorta Profesyoneli KASIDER Yıl Dönümünde Bir Araya Geldi Haber

100 Kadın Sigorta Profesyoneli KASIDER Yıl Dönümünde Bir Araya Geldi

Birçok anlamlı projeye imza atan KASIDER Kadın Sigortacılar Derneği; mentorluk çalışmaları, dayanışma ağı ve özellikle “Öğrenci Kardeşim” projesi ile genç kadınların kampüsten ofise uzanan kariyer yolculuklarında yanlarında olmaya devam ediyor. 100 kadın sigorta profesyonelinin katılım gösterdiği etkinlikte, “İlham Veren Kadınlar” serisi kapsamında sektörün önde gelen isimleri katılımcılarla deneyimlerini paylaştı. Programda ayrıca sektör dışından kadın liderler de yer alarak başarı hikâyeleriyle katılımcılara farklı perspektifler sundu. RS Holding’in destekleriyle gerçekleşen etkinlikte, CEO Nihal Asker de önemli açıklamalarda bulundu. 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle gerçekleşen buluşmanın son derece kıymetli olduğunu belirten RS Holding CEO’su Nihal Asker, bu organizasyonun sadece bir anma ya da kutlama değil; aynı zamanda güçlü bir sektörel dayanışma mesajı taşıdığını vurguladı. “Yedi yıl önce bir vizyonla yola çıkan KASIDER’in bugün yüzlerce kadın profesyoneli bir araya getirebilen bir yapıya dönüşmesi bizim için gurur verici” ifadelerine yer veren Asker, “Kadın sigortacılar; analitik bakış açıları, empati güçleri ve kriz yönetimindeki soğukkanlı yaklaşımlarıyla sektöre değer katıyor. Müşterilerle temas noktasında sektörün iki önemli paydaşı var, acenteler ve eksperler. Kadın acente ve kadın eksperlerin sayısının artmasının toplumda sektöre olan güvenin inşasına ve sigortacılığın repütasyonuna önemli katkı sağlayacaktır.” dedi. RS Holding olarak kadın sigortacıların yanında olmaya ve sektörde fırsat eşitliğini desteklemeye devam edeceklerini belirten Nihal Asker, tüm kadın profesyonellerin 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü kutladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Uzun Vadede Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor! Haber

Uzun Vadede Ruh Sağlığını Olumsuz Etkiliyor!

Kişiler bazen bilinçli bazen bilinçsiz olarak korku, stres ve kaygıdan korunmak için kaçınma davranışları sergilediğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir.” dedi. Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, korkuların daha belirgin hale gelebildiğine dikkat çeken Beyaz, ruh sağlığı için dengeyi bulmanın, hem gerektiğinde uzaklaşmayı hem de bilinçli olarak bilgi edinmeyi kapsadığını vurguladı. Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile ortaya çıkabilen kaçınma davranışlarının nedenleri, türleri ve etkileri hakkında açıklamalarda bulundu. Travmatik olaylara doğrudan maruz kalınmasa bile kaçınma gerçekleşebilir! Kaçınma davranışının; bir kişinin bazen kasıtlı bazen de kasıtsız olarak, sıkıntı verici veya rahatsız edici bir olay yahut bir durum sonrası, hızlı ve geçici bir şekilde rahatlama ihtiyacı doğrultusunda reddetmeye-inkâr etmeye yönelik bir kaçış tepkisi olarak tanımlanabileceğini aktaran Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Kaçınma bilişsel (belirli konular üzerine düşünmekten kaçınmak), duygusal (belirli duygu veya hisleri yaşamaktan kaçınmak) veya bağlamsal (olaylardan durumlardan kaçınmak) olarak sınıflandırılabilir.” dedi. Travmatik olaylardan kaçınma davranışlarının, empati, korku, geçmiş deneyimler ve kontrol ihtiyacı gibi bir dizi psikolojik faktörün bir sonucu olarak ortaya çıkabileceğini kaydeden Beyaz, “Bu davranışlar, kişinin duygusal dengeyi koruma ve stresle başa çıkma çabalarının bir yansımasıdır. Ancak bu tür kaçınma davranışları uzun vadede kişinin kendi travmalarıyla yüzleşme sürecini geciktirebilir. Savaşlar, depremler ve doğal afetler gibi travmatik olaylar, insanlığın tarihi boyunca deneyimlediği acı verici olaylar arasında yer alır. Ancak bazı kişiler, bu tür olaylara doğrudan maruz kalmamış olsalar bile, kaçınma davranışları sergileyebilirler.” şeklinde konuştu. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir! Bu durumun nedenleri hakkında bilgi veren Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları dile getirdi: “Birçok kişi, haberlerde veya medyada bu tür travmatik olayları gördüğünde, empati ve duyarlılık gösterme eğilimindedir. Duygusal olarak etkilenen bu kişiler, olaylardan kaçınma eğilimine girebilirler. Empati, başkalarının acılarına karşı duyarlı olma yetisini yansıtır ve bu nedenle kişiler bu tür haberleri izlememek veya konuşmaktan kaçınmak isteyebilirler. Travmatik olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin korku ve endişelerini artırabilir. Özellikle olayların görsel ve sesli medya aracılığıyla sunulduğu durumlarda, bu korkular daha belirgin hale gelebilir. Bu nedenle, kişiler bu tür haberlerden ve olaylardan uzak durmayı tercih edebilirler. Geçmişte benzer bir travmatik olaya doğrudan maruz kalan veya böyle bir olayı yaşayan kişiler, bu tür olaylardan kaçınma davranışlarını daha belirgin bir şekilde sergileyebilirler.” Kaçınma, kişinin kontrol ve güven arayışının bir yansıması olabilir! Bu durumun, geçmiş deneyimlerin travmatik olayların hatırlanması ve tekrar yaşanması korkusundan kaynaklanabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Olaylar hakkında bilgi edinmek, kişilerin kendilerini daha güvensiz hissetmelerine neden olabilir.” dedi. Bu tür durumlarda, kaçınma davranışlarının, kişinin olaylar üzerinde bir miktar kontrol sahibi olma çabasının bir yansıması olabileceğine değinen Beyaz, bilgi edinmeden uzaklaşarak, kişinin kendisini güvende hissetmeye çalışabileceğine işaret etti. Kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar! Kaçınma davranışlarının nedenine atıfta bulunan Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, şunları söyledi: “Kaçınma davranışları, kişinin kendini koruma mekanizmalarının bir yansıması olarak başlar. Özellikle travmatik olaylardan kaçınmak, kişinin duygusal dengeyi koruma amacını taşır. Bu tür olaylardan kaçınma, kişinin anksiyete ve stres seviyelerini kontrol etmeye ve duygusal zararlardan kaçınmaya çalıştığını gösterir. Kısacası, kaçınma, kişinin kendi duygusal sağlığını koruma girişimi olarak başlar.” Kaçınma başlangıçta korur, ama uzun vadede sorunları derinleştirebilir! Ancak, bu kaçınma davranışlarının uzun vadede sorunları daha da derinleştirebileceğine dikkat çeken Beyaz, “Özellikle kişi olayları sürekli olarak görmezden gelirse bu, olayların etkilerini ele almak ve duygusal olarak iyileşmek için gerekli olan adımları atmamak anlamına gelebilir.” dedi. Bu durumun, travmatik olayların kişinin zihinsel sağlığına daha fazla zarar vermesine yol açabileceğini vurgulayan Beyaz, “Kaçınma davranışları, kişinin olayların etkileriyle yüzleşmek ve gerektiğinde destek aramak yerine sorunları ertelemesine neden olabilir. Özetle, kaçınma davranışları, başlangıçta kişinin kendini korumasını temsil edebilir, ancak uzun vadede bu davranışlar sorunları daha da derinleştirebilir. Bu nedenle, travmatik olaylarla başa çıkmak için sağlıklı bir yol, olayların etkileriyle yüzleşmek, duygusal destek aramak ve gerektiğinde profesyonel yardım almaktır. Bu, kişinin duygusal iyileşme sürecini başlatmasına yardımcı olabilir.” uyarısında bulundu. Denge önemli! Kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermelerinin doğal bir tepki olabileceğini ifade eden Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, “Ruh sağlığı açısından bazı durumlarda gereklidir. Ancak bu, kişinin savaş veya diğer travmatik olaylarla hiç maruz kalmaması gerektiği anlamına gelmez. Ruh sağlığı açısından denge sağlamak önemlidir ve bu denge kişiden kişiye değişebilir.” şeklinde konuştu. Ruh sağlığında denge, kişinin duygusal sınırlarını tanımasıyla ilgili! Travmatik olaylardan tamamen kaçınmanın olumsuz etkilerinin de olabileceğinin altını çizen Klinik Psikolog Uluğ Çağrı Beyaz, sözlerini şöyle tamamladı: “Kişilerin belli bir oranda bu tür olaylarla karşılaşmaları ve bu olaylara dair bilgi sahibi olmaları, dünya olayları hakkında bilinçli ve bilgili olmalarına yardımcı olabilir. Bu, empati geliştirme, bilinçlenme ve hatta yardım sağlama isteğini destekleyebilir. Ruh sağlığı açısından denge, kişinin duygusal ihtiyaçlarını ve sınırlarını tanımakla ilgilidir. Bazen bu, travmatik olaylardan bir süre uzak durmayı içerebilirken, diğer zamanlarda bilinçli bir şekilde olaylar hakkında bilgi sahibi olmayı gerektirebilir. Her kişinin ihtiyaçları farklıdır, bu nedenle denge kişisel bir tercihe dayalıdır. Sonuç olarak, kişilerin savaş veya diğer travmatik olaylar hakkında kaçınma davranışları göstermeleri doğru bir tepki olabilir, ancak bu kaçınma, ruh sağlığı açısından dengeli bir yaklaşımla bir arada kullanılmalıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Ramazan, Bir Psikolojik SWOT Analizi Yapma Dönemi! ​​​​​​​ Haber

Ramazan, Bir Psikolojik SWOT Analizi Yapma Dönemi! ​​​​​​​

Ramazan’da yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerektiğini vurgulayan Prof. Dr. Tarhan, Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini kaydetti. Prof. Dr. Tarhan, “İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür.” diye konuştu. Üsküdar Üniversitesi Kurucu Rektörü, Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın manevi ve psikolojik boyutunu değerlendirdi. Ramazan, anlamı gözden geçirme fırsatı Prof. Dr. Nevzat Tarhan, Ramazan’ın psikiyatrik açıdan taşıdığı anlama dikkat çekerek, şu ifadeleri kullandı: “Ramazan, şahsi görüşümün dışında psikiyatrik açıdan şöyle bir anlamı var: İnsan hayatında ‘dur, düşün, yeniden başla’ demesi gereken zamanlar vardır. Bu, yeniden başlamak için bir fırsattır. Bu hatta inovasyonun, yani yenilikçiliğin, girişimciliğin temel kurallarından birisidir; %15 kuralı. Bir insan 10 saat bir iş yapıyorsa, 1,5 saat yaptığı iş hakkında düşünsün, düşündüğü hakkında düşünsün ve bir özeleştiriden geçsin, bir kendi iç muhasebesinden geçsin ve bunun sonucunda yeniden bir düzenleme yapsın. Bir moratoryum ilan etmek gibidir bir açıdan. Ve bu arada birçok şey masaya yatırılıp yeniden ele alınır. Ramazan da insanın hayat yolculuğunda giderken, 12 aydan bir ayını böyle bir içsel yolculuğa çıkmak gibi ele alması; kendini anlamak ve yaptığı rutin işlere farklı açılardan bakabilmek, yeni bakışlar getirebilmek, yeni anlamlar katabilmek ve hayatıyla ilgili sorgulamalar yapabilmesi için bir fırsattır. Yani ‘anlamı gözden geçirme fırsatı’ Ramazan diyebiliriz.” “Ruhumuza atılan bir resetleme” Ramazan’ı ruhsal bir yenilenme süreci olarak tanımlayan Prof. Dr. Tarhan, beynin duygu, düşünce ve değer kalıplarının kayıtlı olduğu bir merkez olduğuna işaret ederek, şöyle konuştu: “Ruhumuza atılan bir resetleme gibi tanımlamak burada çok önemli. Nasıl oluyor peki? İnsanın ruhunda... Ruhumuzun mana dünyası ile madde dünyası arasındaki aracı organımız beynimiz. Duygu, düşünce, davranış ve değer kalıplarımız, değer yargılarımız beyinde kayıtlıdır, yazılıdır. Çocukluktan beri öğrendiğimiz hayat senaryoları vardır ve son bir sene içerisinde hayatımıza yeni aktörler katılmıştır, yeni düşünce kalıpları ortaya çıkmıştır, yeni tehditler, fırsatlar ortaya çıkmıştır. Bunları yeniden analiz etmek gerekiyor.” Ramazan, psikolojik SWOT analizi yapma dönemi Ramazan’ın bir tür psikolojik SWOT analizi yapma dönemi olarak değerlendirilebileceğini belirten Prof. Dr. Tarhan, şu ifadeleri kullandı: “Beyin fırtınası çalışmalarında önerilen bir yöntem vardır; buna SWOT analizi denir. Kişi bu çalışmayı yaparken kendisine farklı bir açıdan, adeta üçüncü bir gözle bakarak değerlendirme yapar. Güçlü yönlerini ve zayıf yönlerini tespit eder, amacını netleştirir. Amacını belirledikten sonra da o hedefe ilerlerken karşılaşabileceği tehditleri ve sahip olduğu fırsatları analiz eder. Bu tür değerlendirmeler birçok vizyon toplantısında, kurumsal düzeyde ve resmi uygulamalar çerçevesinde yapılmaktadır. Ramazan ayı da insan için benzer bir imkân sunar. Hayat yolculuğu açısından bakıldığında Ramazan, kişinin kendi yaşamına dair psikolojik bir SWOT analizi yapabileceği özel bir dönem olarak değerlendirilebilir.” “Oruç, niyetle başlar” Ramazan’ın yalnızca bedensel bir açlık süreci olmadığını, asıl anlamının niyetle başladığını ifade eden Prof. Dr. Tarhan şöyle devam etti: “Mesela kişi, “Yaptığım iş ne kadar doğru? Amaçlarıma ne ölçüde hizmet ediyorum? Doğru bir stratejiyle mi ilerliyorum? Farkında olmadan yaptığım hatalar var mı?” gibi soruları kendisine yöneltip hayatının anlamı ve amacı üzerine yeniden düşünme fırsatı olarak Ramazan’ı değerlendirirse, bu dönem yalnızca bir açlık kürünün ötesine geçer. Anlamı bilinmeden tutulan oruç ise sadece bir açlık pratiği olarak kalır. Elbette bu da bütünüyle karşılıksız değildir; vücut belli bir süre aç kaldığında DNA hasarlarının onarımına katkı sağladığına dair bulgular vardır. Yani bedensel faydaları da söz konusudur. Ancak Ramazan’ın asıl değeri niyetle başlar. Anadolu’da Ramazan için “Niyetli misin?” diye sorulması son derece manidardır. Çünkü Ramazan orucunun temelinde niyet vardır.” Ramazan ve namazda niyetin varlığına dikkat çeken Prof. Dr. Tarhan, “Ramazan’da niyet var, namazda niyet var. Bunlar da niye niyet var? Çünkü insanın Allah’la bağ kurduğu andır bu dönemler. O dönemler kalbini Rabbine yönelttiği dönemlerdir insanın. Varoluşun amacını değerlendirdiği, varoluşuna uygun geçtiği sınav sürecini yeniden ele aldığı günlerdir bunlar.” dedi. Eski Ramazanlar çocukluğumuzun Ramazan’ı… Ramazan’ın toplumsal huzura katkı sunduğunu ifade eden Prof. Dr. Tarhan, “Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi tarafından yapılan bir araştırmaya göre, alkol ve madde kullanan bireylerin yaklaşık yüzde 50’si Ramazan ayında bu alışkanlıklarına ara veriyor. Yüzde 50 gibi yüksek bir oran dikkat çekici bir tablo ortaya koyuyor. Nitekim cezaevlerindeki suç oranlarına bakıldığında, vakaların yaklaşık yüzde 60’ının alkol ve madde kullanımıyla ilişkili olduğu görülüyor. Ramazan döneminde alkol ve madde kullanımının azalması, aile içi ilişkileri de olumlu yönde etkiliyor. Ev ortamında huzurun arttığı, aile bireyleri arasındaki iletişimin ve uyumun güçlendiği ifade ediliyor. Bu nedenle çocuklar da Ramazan günlerini daha sıcak, daha sakin ve daha huzurlu bir dönem olarak hatırlıyor ve özlüyorlar. Çünkü çocukları sevindirmek hayırdır, sevaptır, güzeldir. İyilik yapmak teşvik ediliyor. Bunun etkisiyle insanoğlu Ramazan’ı hep güzel anılarla beynine kaydetmiş. Bu çocuklardaki Ramazan’ı biz ‘eski Ramazan’ gibi söylüyoruz; aslında kendi çocukluğumuzun Ramazan’ını kastediyoruz buradan farkında olmadan, bilinçaltı bir mekanizmayla.” diye konuştu. “Ramazan, psikolojik sağlamlık antrenmanıdır” Ramazan’ın bir dayanıklılık eğitimi olduğunu belirten Prof. Dr. Tarhan, şöyle devam etti: “Ramazan, bir bakıma insan için bir antrenman sürecidir. Bu dönem, kişinin psikolojik sağlamlığını güçlendirmek üzere kendisiyle çalıştığı, bir idman yaptığı özel bir ay gibidir. Dayanıklılık eğitimi verdiği, isteklerini erteleme becerisini geliştirdiği ve sosyal empati duygusunu güçlendirdiği bir süreçtir. Empati, en temel sosyal duygulardan biridir; karşı tarafın duygularını anlayabilme becerisidir. Nitekim Danimarka’da okullarda empati dersi verildiği bilinmektedir. Bu dersin amacı, çocukların bencil bireyler olarak yetişmemesi; yalnızca kendi çıkarlarını düşünen değil, bireysel fayda ile toplumsal fayda arasında denge kurabilen bireyler olmalarını sağlamaktır. Ramazan da bu yönüyle sosyal bir aydır. Kişi, açlık deneyimi üzerinden ihtiyaç sahiplerini daha iyi anlar; iyilik yapmanın bir ibadet olduğunu idrak eder. ‘Her türlü iyilik sadakadır’ anlayışı, selam vermeyi ve tebessüm etmeyi dahi bir hayır olarak gören bir inanç perspektifini yansıtır. Bu nedenle Ramazan ayı, ruhların olgunlaştığı, geliştiği ve tekâmül ettiği bir dönem niteliği taşır. Elbette bunun gerçekleşmesi, Ramazan’ın anlamına uygun şekilde yaşanmasına bağlıdır.” Çağın iki temel hastalığı: Bencillik ve dünyacılık… Toplumsal bencillik ve dünyacılık eğilimlerine de değinen Prof. Dr. Tarhan, “Ancak içinde bulunduğumuz çağın iki temel hastalığından söz edilebilir: Biri bencillik, diğeri ise dünyacılık. Bu iki eğilim, insanın manevi kaynaklarını zayıflatmakta, içsel derinliğini daraltmaktadır. Bencil bakış açısına sahip kişi, çoğu zaman herkesi kendisine borçlu gibi görür; önceliği daima kendi çıkarıdır. ‘Önce can, sonra canan’ anlayışıyla hareket eder, gerektiğinde en yakınlarını dahi geri planda bırakabileceğini ifade eder. Bu yaklaşım, fedakârlık duygusunun zayıfladığı bir insan tipinin yaygınlaşmasına yol açmaktadır. Geçmişte psikiyatri pratiğinde daha çok aşırı fedakâr, kendini ihmal eden, adeta ‘kendini paspas yapan’ kişilerle karşılaşılırken; günümüzde ise daha çok bencil ve narsistik özellikler gösteren bireylerle çalışıldığını söylemek mümkündür.” diye konuştu. Ramazan’da sessiz iyilik yapılmalı! Ramazan’da öncelikle sessiz iyilik yapılması gerektiğini kaydeden Prof. Dr. Tarhan, “Üsküdar’da hâlen varlığını sürdüren sadaka taşları bu anlayışın bir yansımasıdır; veren de alan da birbirini görmez. Anadolu geleneğinde de benzer uygulamalar vardır. Ramazan ayında bir kişi çıkar, mahalle bakkalının veresiye defterindeki borçları kapatır ve bunu zekâtına sayar.” ifadesinde bulundu. Buna karşılık günümüz küresel sistemine bakıldığında, ‘sen çalış ben yiyeyim’ anlayışının hâkim olduğu bir düzenin dikkat çektiğine vurgu yapan Prof. Dr. Tarhan, “Sermayesini ranta yatırarak emek harcamadan geçinmeyi tercih eden bir yaklaşım söz konusudur. Bunun yanında ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ anlayışı da yaygındır; ‘başkası açlıktan ölse de ben tok olduktan sonra bana ne’ diyen bir bakış açısı vardır. Ramazan ayı, işte bu sistemi ve bu zihniyeti sorgulamak için önemli bir fırsat sunar.” dedi. Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabiliriz “Ramazan’da hayatımızda bir anlam değişikliği yapabilir ve bunu Ramazan sonrasında da sürdürebilirsek, bu dönüşümü kalıcı hâle getirebiliriz.” diyen Prof. Dr. Tarhan, “Bu nedenle yalnızca midemize değil, duygularımıza da oruç tutturmak gerekir. İnsanın ruh yapısında vicdan, nefis, akıl, kalp ve ruh gibi farklı melekeler vardır. Bu ruhi unsurların tamamını disipline edebilirsek, Ramazan bizim için bir yenilenme ve manevi bir aydınlanma ayına dönüşür. Ramazan’dan sonra daha olumlu yönde değişmiş bir şekilde hayata devam edebilmek ise ilahi hedefi kavrayabilmekle mümkündür. Kur’an-ı Kerim’de Ramazan’ın emredilişi, insanlara yalnızca açlık çektirmek için değildir. İlahi hedefin ne olduğunu düşünmek, kaderin bu süreçte insandan ne istediğini sorgulamak gerekir. İnsan aklını kullandığında bu anlamı bulabilir. Her bireyin kendine özgü bir hayat amacı ve yol haritası vardır; önemli olan o yol haritasını doğru çizebilmektir.” şeklinde sözlerini tamamladı. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bakanlıktan Ebeveynlere Dijital Uygulamalarda “Ekran Süresi” Uyarısı Haber

Bakanlıktan Ebeveynlere Dijital Uygulamalarda “Ekran Süresi” Uyarısı

Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığınca, çocukların dijital dünyadaki risklerden korunması ve ebeveynlere rehber olması için hazırlanan "Çocuklar Güvende" internet sitesinde, 6 yaşındaki çocuklar için ekran süresinin günde en fazla 1 saat olması gerektiği belirtildi. Bakanlık, çocukların dijital alanlarda karşılaşabilecekleri risklerin neler olduğu ve bu risklere karşı hangi tedbirlerin alınabileceği konusunda ebeveynlerin ve toplumun bilgilendirilmesi amacıyla çalışmalarını sürdürüyor. Bu kapsamda, çocukların dijital dünyada güvenliğine katkı sağlaması için "Çocuklar Güvende" internet sitesi ve mobil uygulaması hayata geçirildi. Ebeveynlerin rehberliğinde çocuklar için güvenli dijital ortam oluşturma hedefiyle uygulamaya konulan internet sitesinde, "Çevrimiçinde çocukları hedef alan tehlikeler", "Oyun dünyasındaki tuzaklar", "Ekran süresi", "Dijital ebeveyn olmak" ve "Çocuklar için güvenli içerik seçimi" başta olmak üzere birçok bilgilendirici içerik bulunuyor. “Çocuklar Güvende" internet sitesinin, "Ekran süresi: Sağlıklı Kullanım Önerileri" bölümünde, ekran kullanımının çocukların gelişim süreçlerini olumsuz etkileyebileceği, bu nedenle çocukların yaşına uygun sürelerin belirlenmesi ve sınırlar konularak kontrollü kullanımın sağlanması gerektiği vurgulandı. 3 yaşına kadar çocuklar ekrandan uzak tutulmalı 0-3 yaş arası dönemin, çocukların beyin ve sosyal gelişimi açısından kritik süreç olduğunun altı çizilerek ekran kullanımının bu gelişimi olumsuz etkileyebileceğinden, 3 yaşına kadar çocukların ekrandan tamamen uzak tutulması önerisinde bulunuldu. İnternet sitesinde, 3-6 yaş arasındaki çocuklarda ekran süresinin sınırlandırılması ve yaş ilerledikçe bu sürenin aşamalı olarak artırılması tavsiye edilerek video izleme, dijital oyunlar ve televizyon gibi aktivitelerin de bu süreye dahil edilmesi gerektiğine işaret edildi. Ekran süresinin çocukların yaşlarına uygun şekilde belirlenmesi gerektiği belirtilerek, "3 yaşındaki çocuklar için ekran kullanımı günde en fazla 30 dakika olmalıdır. 4 yaşında bu süre 40 dakika, 5 yaşında ise 50 dakika olmalıdır. 6 yaşındaki çocuklar için ise ekran süresi günde en fazla 60 dakika olarak belirlenmelidir. Ekran kullanımında sınırlar, çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve aile dinamiklerine göre belirlenmelidir. Bu süre, çocuğun fiziksel aktivite, uyku düzeni ve sosyal etkileşim gibi diğer önemli alışkanlıklarıyla dengelenmelidir." tavsiyelerine yer verildi. Yemek sırasında, uyku öncesinde ve çocuk odasında dijital araçların kullanılmamasının önemi vurgulanan bölümde öneriler şu şekilde sıralandı: "Ebeveynler, kurallara uyarak çocuklara örnek olmalıdır. Kurallar net ve anlaşılır olmalı, süre bitmeden önce hatırlatmalar yapılmalıdır. Ekran süresi sona erdiğinde, çocuğun duygularına empati gösterilip, dikkatini başka bir aktiviteye yönlendirmek için önerilerde bulunulmalıdır. Ebeveyn rehberliğiyle, çocukların ekran alışkanlıkları sağlıklı bir şekilde yönlendirilebilir ve kontrollü ekran süreleri, çocukların dijital dünyanın faydalarından yararlanırken, risklerden korunmalarına yardımcı olur."

Çocuklar “Sorumluluk” Kavramını Felsefe İle Keşfetti Haber

Çocuklar “Sorumluluk” Kavramını Felsefe İle Keşfetti

Nilüfer Belediyesi, yarıyıl tatilinde çocukları birbirinden farklı etkinliklerle buluşturmaya devam ediyor. Bu kapsamda Misi’de bulunan Çocuk Kütüphanesi’nde “Çocuklar İçin Felsefe” etkinliği düzenlendi. Seda Aksu’nun yürütücülüğünü üstlendiği “Meraklı Fikirler Buluşuyor. Sorumluluk Üzerine…” başlıklı atölyede çocuklar, sadece dinleyici olarak değil, aktif birer katılımcı olarak yer aldı. Etkinlikte, Seda Aksu, felsefenin temelini oluşturan soru sorma sanatını günlük hayattan örneklerle anlattı. Felsefi düşünceyi Türkçe derslerindeki “5N1K” sorusuna benzeten Aksu, “Bir ihtiyaçtan yola çıkarak soru üretiyoruz. Soru doğdukça merak ediyor, merak ettikçe öğrenmeye başlıyoruz. İcatlar, farklı düşünceler hep bu merak sayesinde ortaya çıkıyor” dedi. ÖDEVSİZ BİR GEZEGEN MÜMKÜN MÜ? Etkinliğin en dikkat çekici bölümlerinden biri, çocuklara yöneltilen “Ödevsiz bir gezegen hayal edin, orası nasıl bir yer olurdu?” sorusu oldu. Sorumluluğun sadece okul ödevi veya odayı toplamak olmadığını tartışan çocuklar, sorumluluk bilincinin olmadığı bir dünyada kaos yaşanacağı fikrinde birleşti. Aksu, sinemada filmi yarıda bırakıp giden bir makinist veya oteldeki odasını başkasına veren bir işletmeci örnekleri üzerinden çocuklara empati kurdurdu. Çocuklar, “Herkesin istediğini yaptığı, sorumlulukların olmadığı bir dünyada hakların korunamayacağı ve karmaşanın hakim olacağı” sonucuna vardı. ZORBALIK VE ADALET MAHKEMESİ Etkinlikte günümüzün önemli sorunlarından olan “akran ve akran zorbalığı” konuları da ele alındı. Fiziksel özelliklerle dalga geçilmesinden, dijital dünyada yapılan siber zorbalığa kadar pek çok konuyu tartışan çocuklar, yasaların ve kuralların huzur için gerekliliğini konuştu. Çocuklar, “Büyük balığın küçük balığı yediği” bir dünya yerine, yasaların güvence olduğu adil biz düzenin önemini vurguladı. Atölyede “içsel motivasyon” ve “vicdan” kavramları üzerinde de duruldu. Eğitmen Seda Aksu, vicdanı bir “Gece Mahkemesi”ne benzeterek şunları söyledi: “Gece mahkemesi dediğimiz şey aslında vicdanımızdır. Eğer gün içerisindeki sorumluluklarımızı yerine getirmediysek, birinin hakkını yediysek o akşam uykuya geçmekte zorlanırız. Haklarımız ve ödevlerimiz aslında bizim özgürlüğümüzün bekçileridir.” Çocukların hem tartıştığı hem de düşüncelerini yazı ve resimle kağıda döktüğü etkinlik, keyifli anlarla sona erdi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.