Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji Arz Güvenliği

Kapsül Haber Ajansı - Enerji Arz Güvenliği haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Arz Güvenliği haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerjisa Üretim, Türkiye’de Rüzgârda 1.000 MW’a Ulaşan İlk Şirket Oldu Haber

Enerjisa Üretim, Türkiye’de Rüzgârda 1.000 MW’a Ulaşan İlk Şirket Oldu

Aynı zamanda 10’dan fazla projeyi eş zamanlı geliştirip inşa ederek sektörde çıtayı yükseltti. Bu başarı, yerli teknolojiden sürdürülebilir kalkınmaya, kadın istihdamından toplumsal faydaya uzanan güçlü yaklaşımıyla Türkiye’nin enerji ekosistemine yeni bir ivme kazandıracak. Enerjisa Üretim, mevcut rüzgâr portföyü ve YEKA-2’nin devreye alınan santralleriyle 1.000 MW kurulu güç kapasitesine ulaşarak Türkiye’de rüzgâr enerjisindeki en kapsamlı dönüşüm gücünü ortaya koyan ilk şirket oldu. Toplamda 16 rüzgâr santralinin katkısıyla aşılan bu eşik, Türkiye’nin yenilenebilir enerji tarihinde ulaşılan en büyük rüzgâr kapasitesini temsil ederek ülkenin enerji dönüşümünde kritik bir kilometre taşı oluşturuyor. Bu kurulu güç ile yaklaşık 1,7 milyon hanenin yıllık elektrik tüketimine eşdeğer enerji üretimi sağlanacak. Enerjisa Üretim, devam eden yatırımların tamamlanması ve yeni kapasite artışlarının devreye alınmasıyla 2028 yılı sonu itibarıyla en az 6.250 MW kurulu güce ulaşmayı hedefliyor. Enerjisa Üretim, 30. yılına rüzgârda dev bir adımla giriyor 1996’dan bu yana Türkiye’nin enerji sektöründe dönüşüme yön veren Enerjisa Üretim, rüzgâr enerjisindeki büyümesini özellikle 2010’lu yılların başından itibaren hızlandırarak bugün 1.000 MW’la sektörün ölçeğini tanımlayan liderliğe ulaşmış durumda. YEKA projeleri, hibrit uygulamalar ve yerli teknoloji katkısıyla şekillenen bu yolculuk, 30. yılında Türkiye’nin rüzgâr haritasını değiştiren bir etki yaratıyor. Enerjisa Üretim, YEKA-2 yolculuğunu tamamlandığında ise ülkenin toplam rüzgâr gücünün en az yüzde 10’unu tek başına karşılayacak. Bu kapasiteyle Türkiye’nin en geniş ve en etkili rüzgâr portföyünü yöneten oyuncu konumunu sürdürecek. Geleceğin enerji ekosistemi yaratılıyor Enerji arz güvenliği ve sürdürülebilir kalkınma açısından güçlü bir altyapı sunan bu büyüme, şirketin 2023 yılında hayata geçirdiği Rüzgarı Enerjiye Dönüştüren Kadınlar (REDKA) programıyla toplumsal boyut da kazandı. Eğitimlerle kadın mühendis ve teknisyenlerin uzmanlığını güçlendiren REDKA programı kapsamında, Ovacık RES Türkiye’de resmî kabul ve operasyon süreçleri uçtan uca kadınlar tarafından yönetilen ilk ve tek rüzgâr santrali olarak öne çıkıyor. Enerjisa Üretim, kadın istihdamını güçlendiren bu modeli yeni projelere taşımayı ve sektör genelinde yaygınlaştırmayı sürdürülebilirlik yaklaşımının önemli bir parçası olarak görüyor. “Bugün 1.000 MW’nin üzerindeyiz, önümüzde ise rüzgâr enerjisinde 2.000 MW’yi aşan, uzun vadeli bir büyüme yol haritası var” Türkiye’nin yenilenebilir enerji alanında önemli bir kilometre taşı bıraktıklarını vurgulayan Sabancı Holding Stratejik Yatırımlar ve Operasyonlar Başkanı ve Enerjisa Üretim CEO’su İhsan Erbil Bayçöl, şunları söyledi: “Rüzgâr enerjisinde 1.000 MW eşiğini geride bırakmamız, özel sektörün ülkenin enerji dönüşümünde üstlendiği kritik rolün güçlü bir göstergesi. Önümüzde ise rüzgâr enerjisinde 2.000 MW’yi aşan, uzun vadeli ve kararlılıkla ilerleyen bir büyüme yol haritası bulunuyor. 30. yılımızda elde ettiğimiz bu büyüklük, uzun vadeli yatırımlarımızın, ulusal enerji stratejisine sağladığımız katkının ve geleceğe dönük güçlü vizyonumuzun somut bir göstergesi. Bugünkü rüzgâr kapasitemiz; yerli üretim ekosistemini güçlendiren, Türkiye’nin rüzgâr teknolojilerindeki rekabet avantajını artıran ve uzun vadeli enerji arz güvenliğini destekleyen stratejik bir altyapı oluşturuyor. YEKA projelerinden hibrit santrallere, batarya enerji depolama tesislerinden kapasite artışları ile birleşme ve satın alma adımlarına uzanan bütünsel yatırım yaklaşımımız, sürdürülebilir büyüme stratejimizin omurgasını oluşturuyor. Bu yaklaşım, bizi bugün aynı anda 10’dan fazla projeyi geliştiren ve inşa eden bir yapıya taşıdı. Sektörümüz açısından bu gerçekten bir rekor. Ortaya çıkacak bu portföy, son 10–15 yılın Türkiye’deki en büyük yenilenebilir enerji yatırımı olacak. Bu yatırımlar, rekabetçi elektrik fiyatlarının oluşmasına katkı sağlarken, yeşil enerji tedarikiyle sanayimizin ihracat gücünü daha da ileri taşıyacak.” Türkiye’nin gelecekteki enerji mimarisini de tasarlayan bu vizyona dikkat çeken Bayçöl, sözlerini şöyle sürdürdü: “Uçtan uca, gigavat ölçeğinde yatırım geliştirebilen, enerji projelerini fikir aşamasından inşaata, işletmeden dijital optimizasyona kadar tüm yaşam döngüsü boyunca yöneten entegre bir organizasyonuz. Enerji üretimini, doğayla uyumlu, insanı odağına alan, yerel kalkınmayı destekleyen ve toplumsal faydayı önceleyen bir değer zinciri olarak görüyoruz. REDKA programımızla kadın mühendislerin liderliğini güçlendirirken, yerli üretim kapasitesini artırarak ulusal teknolojiyi ve yeni nesil yetkinlikleri destekleyen kapsayıcı bir dönüşüm modeli ortaya koyuyoruz. Hedeflerimize ilerlerken vizyonumuz net: Türkiye’nin enerjisini daha temiz, daha güçlü, daha sürdürülebilir ve daha kapsayıcı bir geleceğe taşımak. Bu hedef doğrultusunda attığımız her adım, ülkemizin enerji bağımsızlığına ve küresel rekabet gücüne doğrudan katkı sunuyor. Enerjisa Üretim, bugünün enerjisini üretirken geleceğin enerji ekosistemini de inşa etmeye kararlıdır.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Mardin Derik’te Gerilim Hattı’ndaki Hırsızlığa Dicle Elektrik Geçit Vermedi Haber

Mardin Derik’te Gerilim Hattı’ndaki Hırsızlığa Dicle Elektrik Geçit Vermedi

Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan şirket yetkilileri, “Altyapımıza yönelik bu tür müdahaleler yalnızca şirketimizi değil, doğrudan vatandaşlarımızı mağdur ediyor. Enerjinin sürekliliğini sağlayarak hem halkımızı koruyoruz hem de kamu hizmetlerinin aksamamasını sağlıyoruz” dedi. Kayıpsız, kesintisiz ve kaliteli enerji arzı hedefiyle yatırımlarına aralıksız devam eden Dicle Elektrik, Mardin’in Derik ilçesinde yaşanan hırsızlık nedeniyle ortaya çıkan olumsuz duruma karşın, güçlü altyapısı sayesinde Derik ilçesini elektriksiz bırakmadı. Mardin’in Derik ilçesinin elektrik ihtiyacını karşılayan 3 orta gerilim direği, destek ünitelerinin kimliği belirsiz kişilerce çalınması üzerine devrilerek devre dışı kaldı. Ancak şirketin sahip olduğu alternatif besleme hatları anında devreye alınarak, sadece 5 dakika içinde Derik’e tekrar enerji verildi. “Yatırımlarımız sayesinde enerjinin sürekliliğini sağladık” Dicle Elektrik’in bölgeye yaptığı altyapı yatırımları, muhtemel risklerin önüne geçilmesinde etkili oldu. Derik’teki enerji hattında yaşanan bu olay sonrası ekipler hızlıca devreye girerken, arızalı hat kısa sürede devre dışı bırakılarak, alternatif hat sisteme entegre edilerek enerjinin sürekliliği korunmuş oldu. Böylece hem günlük hayatın akışı hem de kamu hizmetlerinin devamlılığı sağlandı. Dicle Elektrik yetkilileri, “Yaptığımız yatırımlar sayesinde Derik’te enerjinin sürekliliğini korumayı başardık” dedi. Kamu malına zarar, vatandaşın hayatına kesinti demek Bölgedeki direklerin yaklaşık 4 ay önce yine benzer bir şekilde hırsızlık nedeniyle devrildiği öğrenildi. Elektrik iletiminde hayati rol oynayan destek ünitelerinin çalınması, sistemin dayanıklılığını zayıflatırken, olumsuz hava koşulları da arızaların yaşanmasına zemin hazırlıyor. Dicle Elektrik yetkilileri, yaşanan bu olayların hem can ve mal güvenliği hem de enerji arz güvenliği açısından ciddi tehlikeler oluşturduğunu vurguladı. Açıklamada, “Altyapımıza yönelik bu tür müdahaleler yalnızca şirketimizi değil, doğrudan vatandaşlarımızı mağdur ediyor. Enerjinin sürekliliğini sağlayarak hem halkımızı koruyoruz hem de kamu hizmetlerinin aksamamasını sağlıyoruz” ifadelerine yer verildi.

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Artan Yatırımlar Rüzgardan Elektrik Üretimi Rekorlarını Getirdi Haber

Artan Yatırımlar Rüzgardan Elektrik Üretimi Rekorlarını Getirdi

Verileri değerlendiren Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, “Her geçen gün artan yenilenebilir kurulu gücümüzle yeni rekorlara imza atıyoruz. 2026 yılına da rekorla başladık. Rüzgârdan elektrik üretimi, 3 Ocak’ta 259 bin 76 MWh ile günlük bazda en yüksek üretim rakamına ulaştı” dedi. TÜREB (Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği) Başkanı Dr. İbrahim Erden de bu kapsamda yaptığı değerlendirmede rüzgar enerjisi santrallerinden elektrik üretiminin kurulu güçteki artışla birlikte her yıl yeni rekorlar kırdığını ve toplam elektrik üretimindeki payının arttığının altını çizerek, 2025’in izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılı, 2026 yılının ise ise rüzgar santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngördüklerini aktardı. RÜZGAR ENERJİSİNDE KURULU GÜÇ VE ÜRETİM ARTIŞI HIZLANACAK Rüzgar enerjisinden elektrik üretimi Ocak ayının ilk haftasında günlük bazda üretim rekoru kırdı. Artan rüzgar üretimi Ocak ayının ilk haftasında rüzgar enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payı da artan üretimin etkisiyle birlikte yüzde 20’nin üzerinde gerçekleşti. Rüzgar enerjisi santrallerinin Ocak ayının ilk haftasındaki üretim rekoruna ilişkin değerlendirmelerde bulunan Türkiye Rüzgar Enerjisi Birliği (TÜREB) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, yenilenebilir enerjiyi yalnızca iklim hedefleri açısından değil, Türkiye’nin enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığı açısından da stratejik bir başlık haline getirdiğini vurguladı. Erden, rüzgar enerjisi santrallerinden elektrik üretiminin kurulu güçteki artışla birlikte her yıl yeni rekorlar kırdığını ve toplam elektrik üretimindeki payının arttığının altını çizerek, “2025, izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılıydı; 2026’yı ise rüzgar santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz. Türkiye’de rüzgarda elektriksel kurulu güç 14.700 MW’a, mekanik kurulu güç ise 15.000 MW’ın üzerine çıktı; son bir yılda yaklaşık 2.000 MW’lık kurulum tamamlandı ve bu son 15 yılın en güçlü performanslarından biri. Bu kapsamda rekor kıran yatırımlar sonucu ülkemizin rüzgar enerjisinden elektrik üretimi günlük, haftalık ve yıllık bazda yeni rekorlar devam edecek” ifadelerini kullandı.

Rüzgâr Enerjisinde Planlı, Öngörülebilir ve Uzun Vadeli Büyüme Yol Haritası Haber

Rüzgâr Enerjisinde Planlı, Öngörülebilir ve Uzun Vadeli Büyüme Yol Haritası

Toplantıda, rüzgâr enerjisinin Türkiye’nin enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi yatırımlarının sürdürülebilirliği açısından taşıdığı stratejik rol öne çıktı. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, rüzgâr enerjisinin Türkiye’de ani sıçramalarla değil, net hedefler ve takvimlerle tanımlanmış, öngörülebilir bir planlama modeli doğrultusunda büyümesi gerektiğini ifade ederken; TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı da sektörün üretim, yatırım ve sanayi boyutuna ilişkin değerlendirmelerde bulundu. TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden başkanlığında gerçekleştirilen basın toplantısında; TÜREB Başkan Yardımcıları Ebru Arıcı, Ufuk Yaman, Samet Güldoğan ve Erinç Kısa ile TÜREB Saymanı Çağrı Güven değerlendirmelerde bulundu. Yapılan değerlendirmelerde, sektörün kısa vadeli hedefler yerine öngörülebilir, programlı ve sürdürülebilir bir gelişim modeli doğrultusunda ilerlediği vurgulandı. RÜZGÂR VE GÜNEŞ ENERJİSİNDE BÜYÜMENİN STRATEJİK ÇERÇEVESİ Basın toplantısında yapılan değerlendirmelerde, Türkiye’nin toplam elektrik kurulu gücü içerisinde yenilenebilir enerji kaynaklarının payının her geçen yıl artmaya devam ettiği ifade edildi. Hidroelektrik kaynaklarda teknik potansiyelin büyük ölçüde kullanıldığına dikkat çekilirken, önümüzdeki dönemde büyümenin ana taşıyıcılarının rüzgâr ve güneş enerjisi olacağı aktarıldı. Bu kapsamda, rüzgâr ve güneş yatırımlarının kısa vadeli kurulum hedeflerinden ziyade, uygulama ve sonuç odaklı bir yaklaşımla, çok yıllı bir planlama perspektifi doğrultusunda ele alındığı belirtildi. Yapılan değerlendirmelerde, özellikle 2026 ve sonrasının rüzgâr enerjisinde sahaya yansıyan yatırımların hız kazandığı bir dönem olarak konumlandığı; enerji arz güvenliği, dışa bağımlılığın azaltılması ve sanayi altyapısının güçlendirilmesi hedefleriyle birlikte bütüncül şekilde ele alındığı vurgulandı. YEKA İHALELERİYLE OLUŞAN ÖNGÖRÜLEBİLİR YATIRIM TAKVİMİ Rüzgâr enerjisinde planlı büyümeyi destekleyen temel mekanizmalar arasında yer alan YEKA ihalelerine de toplantıda değinildi. Paylaşılan bilgilere göre, son üç yılda her yıl yaklaşık 1.100–1.200 MW büyüklüğünde YEKA ihaleleri gerçekleştirildi. Bu sürekliliğin, yatırımcılar açısından güçlü bir öngörülebilirlik sağladığı belirtilirken; söz konusu takvimin hem yerli hem de yabancı yatırımcıların uzun vadeli planlama yapabilmesine imkân tanıdığı ifade edildi. Düzenli şekilde sürdürülen YEKA ihalelerinin, sanayi tarafında kapasite yatırımlarının planlanmasına, finansman tarafında ise kredi ve kaynak yapılandırmasının daha sağlıklı biçimde yürütülmesine katkı sunduğu; bu yapının önümüzdeki dönemde uygulama odaklı yatırımların artmasına zemin hazırladığı aktarıldı. RÜZGÂR ENERJİSİNDE PLANLI VE ÖNGÖRÜLEBİLİR BÜYÜME TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı Dr. İbrahim Erden, değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı: “Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmeler ve küresel tedarik zinciri kırılmaları, yenilenebilir enerjiyi yalnızca iklim hedefleri açısından değil, enerji arz güvenliği ve enerji bağımsızlığı açısından da stratejik bir başlık haline getirdi. Türkiye, rüzgâr ve güneşte potansiyeli yüksek, yatırım imkânı güçlü bir ülke konumunda. Yatırımcı açısından en kritik konu öngörülebilirlik; devletimizin her yıl düzenli şekilde kapasite tahsisleri ve YEKA ihalelerini sürdürmesi bu alandaki kararlılığı net biçimde gösteriyor. Depolamalı tarafta yaklaşık 33.000 MW’lık kapasite tahsisi yapılmış durumda; bunun 18.500 MW’ı depolamalı rüzgâr projelerinden oluşuyor. Bu projeler hızla geliştirme aşamasında ve ilk tesislerin bu yıldan itibaren peyderpey devreye girmesini bekliyoruz. 2025, izin süreçleri ve yatırımlar için bir hazırlık yılıydı; 2026’yı ise rüzgâr santrallerini devreye alma, ilk depolamalı tesisleri hayata geçirme ve sanayide somut sonuçlar görme yılı olarak öngörüyoruz. Bunun yanında YEKA projeleri zaten 2024-2025 devreye giriyordu peyderpey, ihaleyi kazanan şirketler tarafından hayata geçiriliyordu. Bu yıl onların da devam edeceğini göreceksiniz. Türkiye’de rüzgârda elektriksel kurulu güç 14.700 MW’a, mekanik kurulu güç ise 15.000 MW’ın üzerine çıktı; son bir yılda yaklaşık 2.000 MW’lık kurulum tamamlandı ve bu son 15 yılın en güçlü performanslarından biri. ‘Süper izin’ düzenlemeleriyle amaç mevzuatı ortadan kaldırmak değil, mükerrer adımları sadeleştirerek izin süreçlerini eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getirmek. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, enerji tesislerinde imar düzenlemesi yapma ve ruhsatlandırmaya dönük çok değerli bir yetki aldı. Bu da inşallah bu sene hayata geçecek. Bu da, eldeki büyük rüzgar portföyünü, yenilenebilir portföyünü, bundan sonraki yıllarda da her yıl daha da artacak şekilde, yıllık kullanımları daha da artacak şekilde, destekleyecek. Bu da yatırım ortamında önemli bir öngörülebilirlik ve hızlanma sağlayacak diye düşünüyoruz. 2026’nın ilk yarısında en az iki yeni kanat fabrikasının faaliyete geçmesini bekliyoruz. Sanayimiz de türbinleri, aksamları yerli yapmak üzere yatırımlara girişiyor. Şu an ülkemizde, 2, hatta 3 olacak, kanat fabrikasının hayata geçmesine dönük çalışmalar var. Bu yılın ilk ve ikinci çeyreğinde, bu fabrikaların en azından 2’sinin hayata geçtiğini beraberce duyuracağız. YEKA projelerinde %55’in üzerinde yerlilik oranına ulaştık; bu Türkiye’yi Avrupa’nın en güçlü rüzgâr sanayi ülkeleri arasına taşıyor. Globalde ticari çekişmeleri, ekonomik savaşları, Çin ile Amerika ve Avrupa Birliği arasında yaşanan çekişmeleri ve dünyada rüzgar imalatında Çin’in gücünü dikkate aldığınızda, Türkiye’nin Avrupa ve Batı dünyası için önemli bir türbin ve aksam tedarikçisi olması, hem bugün yadsınamaz bir gerçek hem de bundan sonra bunun kuvvetlenmesi çok daha mümkün.” Deniz üstü rüzgarda devam eden çalışmalara da değinen Erden, “Dünya Bankası’yla önemli işbirlikleri yapıyoruz. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığımız bu yılın sonuna doğru en kötü ihtimalle, umuyorum bir sonraki seneye kalmaz, ilk deniz üstü rüzgar santrali ihalesinin yarışmasını gerçekleştirmeyi hedefliyor. Bu doğrultuda Karadeniz’de, Marmara Denizi’nde, Ege Denizi’nde çeşitli teknik çalışmalar yapıldı. Bakanlığımız da uluslararası görüşmelere bu çerçevede devam ediyor” dedi. Erden, 2026 yılında 1.000–1.500 MW aralığında yeni rüzgar YEKA ihalelerinin yapılmasını beklediklerini ve önümüzdeki 4-6 yıl boyunca yıllık kurulumların 2.000 MW’ın altına düşmeyeceğini belirterek, söz konusu ivmenin 2030’a kadar korunacağını öngördüklerini, her 2.000 MW’lık yeni rüzgar türbini kurulumunun Türkiye’ye 2–2,5 milyar dolarlık yeni yatırım anlamına geldiğini kaydetti. RÜZGÂR ENERJİSİNDE İZİN SÜREÇLERİNDE SADELEŞME VE ÖNGÖRÜLEBİLİRLİK ‘Süper İzin’ düzenlemesinin mevzuatı ortadan kaldırmadığını, mükerrer süreçleri sadeleştirerek izin mekanizmalarını eşgüdümlü, öngörülebilir ve yönetilebilir hale getirmeyi amaçladığını vurgulayan TÜREB Kamu İlişkilerinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ebru Arıcı, “Rüzgâr enerjisinde izin süreçlerini hızlandırmak amacıyla kamuoyunda ‘süper izin’ olarak anılan düzenleme, herhangi bir mevzuatı ortadan kaldırmıyor; mükerrer adımları sadeleştirerek süreçleri eşgüdümlü ve yönetilebilir hale getiriyor. Bugün Türkiye’de 292 işletmede rüzgâr santralimiz bulunuyor, buna ek olarak 408 proje hâlen izin süreçlerinde ilerliyor. Bu projeler Çevre, Enerji ve ilgili diğer kamu kurumları nezdinde çok sayıda aşamadan geçiyor; dolayısıyla yapılacak her sadeleştirici düzenleme hem kamu tarafındaki yükü azaltıyor hem de yatırımcı açısından öngörülebilirliği artırıyor. Halihazırda izinlerini tamamlamış yaklaşık 1.000 MW’lık santral portföyü bulunurken, kapasite artışları, ön lisans süreçleri ve yeni YEKA ihaleleriyle birlikte 25.000 MW’ı aşan bir proje stoğu da arkadan geliyor. ÇED süreçlerine ilişkin önemli düzenlemeler zaten daha önce hayata geçirilmişti; EPDK bu alanda ilk adım atan kurum oldu. Orman izinleriyle ilgili talimat yayımlandı, ikincil mevzuat hazırlıkları sürüyor. En kritik başlıklardan biri olan imar planı ve yapı ruhsatı yetkisinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na devredilmesine ilişkin düzenlemenin ise en geç mart ayı sonuna kadar devreye girmesini bekliyoruz. Bu adımlar, sahadaki yatırımların hızlanmasına doğrudan katkı sağlayacak.” ifadelerini kullandı. FİNANSMAN: “DESTEK GÜÇLÜ, SEÇİCİLİK VE ÖZ KAYNAK İHTİYACI ARTIYOR” Konuşmasında, rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı bankaların kritik rol oynadığını belirten, TÜREB Sayman, Finansal Kurum Paydaşlarından Sorumlu Başkan Yardımcısı Çağrı Güven, “Rüzgâr yatırımlarının bugüne kadarki büyümesinde yerli ve yabancı finans kuruluşlarının desteği belirleyici oldu; 15.000 MW’lık kurulu güce ulaşılmasında bankaların proje finansmanı tecrübesi kritik rol oynadı ve pek çok projede %80’e varan kredi, %20 öz kaynak yapılarıyla finansman sağlandı. Ancak 2035 hedeflerine ilerlerken depolamalı projelerin daha yüksek yatırım bütçeleri gerektirmesi, gelir modellerine ilişkin belirsizlikler ve fiyat öngörülerinin zorlaşması finansman tarafında seçiciliği artırıyor. Bazı projelerde yatırımcıdan daha yüksek öz kaynak katkısı talep edilebiliyor. Bu noktada YEKA ve destek mekanizmaları öngörülebilirlik sağlıyor; hedeflere ulaşmak için finans kuruluşlarının güçlü ilgisinin sürmesi büyük önem taşıyor.” dedi. YEKA VE YERLİ AKSAM: “SANAYİNİN TAŞIYICI MEKANİZMALARI” Sanayi başlığında değerlendirmelerde bulunan TÜREB Sanayiden Sorumlu Başkan Yardımcısı Samet Güldoğan, “YEKA ve yerli aksam destekleri, Türkiye rüzgâr sanayisinin büyümesinde iki temel mekanizma olarak öne çıkıyor. YEKA projelerinde kule, kanat ve jeneratör gibi ana aksamlar için getirilen yerlilik şartları, sanayiye talep sürekliliği sağlıyor ve yerli üretimi güçlendiriyor. Depolamalı projelerde yerli aksam kullanan yatırımcılar ek desteklerden faydalanıyor; mekanizmada yapılan güncellemeler olumlu olmakla birlikte kapsayıcılığın artırılması sanayinin ivmesini daha da yükseltecektir. Sanayi Bakanlığı’nın yatırım teşvikleri ile Ticaret Bakanlığı’nın koruyucu tedbirleri, yerli rüzgâr sanayisinin gelişimine önemli katkı sunuyor.” dedi. OFFSHORE RÜZGÂR: “HEDEF 5 GW, İLK PROJELER 2030’A KADAR” Deniz üstü rüzgâr başlığında konuşan TÜREB Deniz Üstü Rüzgar Enerjisinden Sorumlu Başkan Yardımcısı Ufuk Yaman, “Türkiye’nin 2035 perspektifinde 5 GW deniz üstü rüzgâr hedefi bulunuyor ve bu hedef doğrultusunda teknik çalışmalar sürüyor. Dünya Bankası finansmanıyla Marmara Denizi’nde yürütülen ölçüm kampanyasında ilk ölçümler 2025 Mart’ında başladı; 2026 ilkbaharında tamamlanmasıyla birlikte finansmana uygun fizibilite altyapısı güçlenecek. Ancak 5 GW hedef için Marmara’daki kapasite tek başına yeterli değil; bu nedenle yatırımcı belirsizliklerini azaltacak, ölçüm almadan da kapasite tahsisine imkân tanıyan inovatif modeller üzerinde çalışılıyor. Amaç, deniz üstü rüzgârda ilk projelerin planlandığı şekilde 2030’a kadar hayata geçirilmesi.” dedi.

Aksa Enerji, Burkina Faso’da 20 Yıllık Elektrik Satış Anlaşması İmzaladı Haber

Aksa Enerji, Burkina Faso’da 20 Yıllık Elektrik Satış Anlaşması İmzaladı

Şirket, Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou’da toplam 119 MW kurulu güce sahip olacak elektrik üretim santralini 2026’nın son çeyreğinde devreye alacak. Türkiye’nin en büyük halka açık serbest elektrik üreticisi Aksa Enerji, Afrika’daki stratejik yatırımlarına bir yenisini ekledi. Burkina Faso’nun başkenti Ouagadougou’da hayata geçirilecek ve kurulu gücü 119 MW olacak akaryakıt kaynaklı elektrik üretim santrali için bölgenin ulusal elektrik kurumu Sonabel ile (La Société Nationale d’Electricité du Burkina) ile 20 yıl süreli garantili elektrik alım anlaşması imzaladı. Anlaşma kapsamında Aksa Enerji, ülkenin başkenti Ouagadougou’da toplam 119 MW kurulu güce sahip olacak akaryakıt kaynaklı elektrik üretim santralini 2026 yılının son çeyreğinde devreye alacak. Yeni yatırım, Burkina Faso’nun artan enerji talebinin güvenilir ve kesintisiz şekilde karşılanmasına katkıda bulunurken bölgenin elektrik arz güvenliğine uzun vadeli katkı sunması hedefleniyor. Santralin inşaat ve işletme süreçlerinde yerel tedarik zinciri ve istihdamın desteklenmesi planlanıyor. “Afrika’nın enerji geleceğini inşa ediyoruz” Aksa Enerji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Cemil Kazancı, anlaşmaya ilişkin yaptığı değerlendirmede şunları söyledi: “Bugün attığımız stratejik adım, Afrika’da uzun vadeli değer yaratma vizyonumuzun önemli bir yansımasıdır. Burkina Faso’nun enerji arz güvenliği hedeflerine katkı vermek üzere, Aksa Enerji olarak tecrübe ve yetkinliklerimizi kullanarak en hızlı ve verimli çözümlerimizi devreye sokacağız. Afrika kıtasında daha önce yaptığımız projelerde olduğu gibi bu projede de başarılı olacağımıza inanıyorum. Aksa Enerji olarak diğer projelerde olduğu gibi bu proje de uzun vadeli, döviz bazlı bir anlaşmadır. Bir defa daha vurgulamam gerekirse, Aksa Enerji olarak bulunduğumuz coğrafyalarda güçlü finansal yapımız, yüksek mühendislik gücümüz ve 25 yılı aşkın deneyimimizle fark yaratıyoruz” dedi. Enerjide global güç olan Aksa Enerji, yapılan yeni anlaşmalarla sürdürülebilir yüksek büyüme stratejisinin bir parçası olarak Afrika’da üstlendiği projelere bir yenisini daha ekliyor. Şirket; Gana, Senegal ve Gabon’un ardından Burkina Faso ile kıtadaki yatırımlarına güç katıyor.

Depolamalı Rüzgar ve Güneş Enerjisi Yatırımları En Kısa Sürede Devreye Alınmalı  Haber

Depolamalı Rüzgar ve Güneş Enerjisi Yatırımları En Kısa Sürede Devreye Alınmalı 

T.C. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu, yayınlanan bu kararla arz güvenliği açısından her bir MW’ın ve bu güvenliğin her koşulda sağlanması için gerekli tüm tedbirlerin alınacağını kamuoyuna bir kez daha gösterdiğini belirten TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden, “Kararla birlikte özellikle rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinde azami verimlilik için yapılan ilave mekanik (ya da DC) güç kurulumlarının, belirli bir süreyle de olsa, herhangi bir idari sınıra tabi olmaksızın kullanılabilmesinin önü açıldı” dedi. Bu karar, yalnızca kısa dönemli arz güvenliği ihtiyaçlarından değil, aynı zamanda Türkiye’nin orta ve uzun vadeli enerji bağımsızlığı hedefinin bir sonucudur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’nın üç temel sacayağı üzerinde kurduğu enerji stratejisi kapsamında, 2022 yılından bu yana yenilenebilir enerji ve nükleer enerji ülkemizin enerji yol haritasında merkezi bir konumda yer almaktadır. Bundan hareketle, 2022 yılından bu yana lisanssız öz tüketim, depolamalı lisanslı yatırımlar ve YEKA projeleri gibi farklı mekanizmalar üzerinden yenilenebilir enerji projeleri yatırımcılara arz edilmekte; projelerin geliştirme süreçleri adım adım ilerlerken yatırımlar da peyderpey tamamlanarak devreye alınmaktadır. 2035 yılı için güçlü bir vizyon ortaya koyan “Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı – 2035 Yenilenebilir Enerji Planı” ile de bu yatırımların kararlılıkla desteklenmesi ve sürdürülmesi hedeflenmiştir. DEPOLAMA DÜZENLEMELERİNDE MEVZUATIN OLUŞUMU Bu minvalde, ulusal 2035 Yenilenebilir Enerji Planı doğrultusunda yapılan depolama düzenlemeleri, santrallerde kurulu ilave mekanik (ya da DC) gücün Kurum’dan ayrıca istisnai izin almadan verimli kullanımının önünü açacaktır. Bu süreç, son yıllarda depolama ve yenilenebilir enerji alanında adım adım oluşturulan mevzuatın doğal bir devamı niteliğindedir. Elektrik depolama faaliyetine yönelik mevzuat hazırlıkları 2020 yılında başlamış; 9 Mayıs 2021 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren “Elektrik Piyasasında Depolama Faaliyetleri Yönetmeliği” ile depolama ilk kez mevzuat kapsamına alınmıştır. 26 Mayıs 2022 tarihinde gerçekleştirilen “Enerji Yatırımları Takip ve Koordinasyon Kurulu” toplantısında, rüzgar ve güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesislerine bütünleşik elektrik depolama ünitesi kurulması şartıyla kapasite yarışması yapılmaksızın üretim lisansı alınabilmesine yönelik düzenlemenin kanunlaşmasına karar verilmiştir. Aynı kapsamda, kapasite artışlarına da depolama şartıyla imkân tanınması kararlaştırılmıştır. Bu stratejik kararlar ve ilk düzenlemelerin ardından, 5 Temmuz 2022 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanan 7417 sayılı Kanun ile, elektrik depolama tesisi kurmayı taahhüt eden tüzel kişilere, kurmayı taahhüt ettikleri depolama tesisinin kurulu gücüne kadar Kurum tarafından rüzgâr ve/veya güneş enerjisine dayalı elektrik üretim tesisi kurulmasına ilişkin ön lisans verilmesi hakkı getirilmiştir. Elektrik depolama faaliyetine ilişkin diğer kapsamlı mevzuat değişiklikleri 19 Kasım 2022 tarihinde Resmî Gazete’de yayımlanmış, çok sayıda yönetmelikte depolama faaliyetini kapsayan önemli düzenlemeler yapılmıştır. İlgili mevzuatın yayımlanmasının ardından başlayan başvuru sürecinde yaklaşık bir yıl içinde yüzlerce şirket tarafından binlerce proje başvurusu yapılmış; Kuruma gelen 6.000’in üzerindeki başvurunun toplam büyüklüğü 260 GW seviyelerini aşmıştır. Değerlendirmeler sonucunda 700’ün üzerinde proje ve yüzlerce yatırımcıya 34 GW’a yakın kapasite tahsisi yapılmıştır. Bu tahsisler, rüzgâr ve güneş enerji yatırımlarının küçük ölçekli şirketlere de açılmasını sağlayarak yatırımların tabana yayıldığı rekabetçi bir piyasa yapısının oluşmasına katkı sağlamıştır. DEPOLAMALI YATIRIMLARDA PİYASA GELİŞİMİ VE TEŞVİK ETKİSİ Tüm dünyada büyük ve hızlı bir yapısal dönüşümden geçen enerji sektörü ve piyasalarının geleceğinde daha fazla yenilenebilir enerji entegrasyonu yapılabilmesi için en önemli başlıklardan birisi de ülkemizde de elektrik depolama faaliyetleri olacaktır. Ülkemizde de dünya ile eş zamanlı olarak gelişen elektrik depolama faaliyetine yönelik mevzuat çalışmaları ile birlikte Türk şirketleri de elektrik depolama faaliyeti yatırımları için teknik, finansal ve proje geliştirme çalışmalarına hızlı bir şekilde başlamış, ilgili mevzuat hazırlıklarının yapıldığı dönemde hazırlıklarını büyük oranda tamamlamıştır. Ülkemizde uzun yıllardır on binlerce MW kapasite tahsisinin yapıldığı lisanssız rüzgar ve güneş enerjisi santralleri, hibrit santraller (HES–GES, RES–GES, JES–GES vb.) ve kapasite artış projelerinde uygulananlarla benzer yöntemle depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi santrallerinin kapasite tahsisleri de ilgili mevzuat çerçevesinde bir katkı payı ya da benzeri bir edinim maliyeti oluşmadan bedelsiz olarak gerçekleştirilmiştir. Bu uygulama neticesinde yatırımların maliyetlerinin aşağı çekilmesi, finanse edilebilirliğinin kolaylaştırılması ile yatırımların daha hızlı bir şekilde ve daha az öz kaynakla gerçekleştirilmesi sanayicilerimiz için tahsis edilen lisanssız projelerde olduğu gibi enerji santral yatırımcılarımız için önemli bir teşvik aracı olacaktır. DEPOLAMALI YATIRIMLAR ENERJİ DÖNÜŞÜMÜNÜN TEMEL UNSURU Depolamalı yenilenebilir enerji yatırımlarının kritik önemine dikkat çeken TÜREB Yönetim Kurulu Başkanı İbrahim Erden, “Depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi santral projeleri, enerjide dışa bağımlılığın ve enerji ithalat maliyetlerinin azaltılması, 2053 net sıfır hedefine ulaşılması, tüketicilere rekabetçi ve uygun fiyatlı elektrik sağlanması ve enerji dönüşümünün sürdürülebilir şekilde ilerleyebilmesi açısından kritik bir öneme sahiptir. Depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi santralleri iletim ve dağıtım sistemine ne kadar hızlı ve güçlü şekilde entegre edilirse, sisteme o ölçüde daha fazla yenilenebilir enerji kaynağı dahil edilebilir. Bu da Türkiye’nin ucuz, temiz ve tükenmeyen enerji kaynaklarından daha fazla yararlanmasına, dolayısıyla cari açığın azaltılmasına önemli katkı sağlayacaktır. Son dönemde Portekiz ve İspanya’da yaşanan kesintilerin de gösterdiği üzere, depolamalı santraller sadece daha fazla yenilenebilir kapasitenin sisteme entegrasyonunu mümkün kılmakla kalmıyor; aynı zamanda iletim sistem güvenliği açısından hayati bir dengeleme ve destekleme görevi üstleniyor. Enerjide 2035 hedefleri için de önemli bir kilometre taşı olan depolamalı rüzgar ve güneş santralleri, 35 milyar doların üzerindeki yatırım hacmiyle Türkiye açısından büyük bir yatırım hamlesidir. Bu yatırımlarla birlikte her yıl düzenlenen 2.500 MW seviyesindeki YEKA RES ve GES yarışmaları, yerli ekipman kullanımının da güçlü şekilde teşvik edildiği bir yapı oluşturarak 10 yılda 25.000 MW yenilenebilir YEKA santralinin devreye alınmasına imkân tanıyacaktır.” dedi. SÜPER İZİN KANUNU YENİ DÖNEMİ BAŞLATIYOR Geçtiğimiz Temmuz ayında yenilenebilir enerji projeleri için ‘Süper İzin’ Kanunu’nun Meclis’te kabul edilerek yasalaşmasıyla birlikte, tüm bu yatırımların önünü açan yeni bir dönem başladığını belirten Erden, "’Süper İzin’ Kanunu, uzun süredir sektörün hızını etkileyen izin süreçlerini hızlandırarak, yatırımcılar için daha net ve öngörülebilir bir çerçeve sunmaktadır. Bu düzenleme, depolamalı projelerin de daha hızlı hayata geçebilmesine imkân tanıyarak, yenilenebilir enerji kaynaklarının elektrik sistemine entegrasyonunu kolaylaştıracaktır. Yapılan kanunî düzenlemenin ardından ikincil mevzuatta yapılması beklenen değişikliklerin ivedilikle tamamlanması, yatırımcıların izin süreçlerinde yaşadıkları zorlukların ve gecikmelerin ortadan kaldırılmasını sağlayacak ve depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi santrali projelerinin hızla devreye alınmasını sağlayacaktır. Bu durumun ülkemizin orta ve uzun vadede enerji arz güvenliği açısından kritik önemde olduğunu vurgulamak isterim.” DEPOLAMALI SANTRALLERİN ACİL DEVREYE ALINMASI GEREKİYOR Erden; “Ayrıca, ülkemizde son iki senedir yaşanan kuraklık sebebiyle hidroelektrik santrallerde yaşanan su sıkıntısına bağlı olarak üretimlerin ciddi düşüş göstermesi, yatırım ve izin süreçleri hâlen devam eden depolamalı projelerinin tamamlanarak en kısa zamanda devreye alınmasının önemini bir kez daha göstermektedir. Ülkemizin enerjide 2035 hedeflerine ulaşmasında en önemli kilometre taşlarından olan ve geliştirilmesi için yıllardır büyük emek verilen depolamalı rüzgar ve güneş enerjisi santrali projelerinin tüm ilgili kamu kuruluşları ve yatırımcılarımızın koordinasyonu ile hızla hayata geçirileceğine inancımız tamdır” dedi.

2. Enerjinin Geleceği ve Depolama Kongresi’ Ankara’da Gerçekleşecek  Haber

2. Enerjinin Geleceği ve Depolama Kongresi’ Ankara’da Gerçekleşecek 

Pandemi dönemiyle birlikte küresel ölçekte enerji arz güvenliği, tıpkı gıda ve tarım kadar kritik bir öncelik haline geldi. Bu süreç, enerji sektörünü yalnızca üretim ve tüketim dengesi açısından değil, aynı zamanda teknolojik sürdürülebilirlik ve verimlilik boyutunda da yeniden şekillendirdi. Enerji depolama sistemleri, yenilenebilir enerji kaynaklarının kesintisiz ve dengeli biçimde sisteme entegrasyonunu mümkün kılarak hem arz güvenliğini güçlendirmekte hem de sıfır emisyon hedeflerine ulaşmada kilit bir rol üstlenmektedir. Türkiye de sahip olduğu coğrafi avantajlar, nitelikli iş gücü ve gelişmiş sanayi altyapısı ile bu dönüşüm sürecinde bölgesel bir merkez olma yolunda hızla ilerlemektedir. Kapsamlı içeriğiyle sektörün geleceğine yön verecek Kongre kapsamında enerji ve depolama ekosisteminin tüm bileşenleri, üretimden yatırım politikalarına kadar çok yönlü bir bakış açısıyla ele alınacak. Açılış oturumu dahil toplam 8 ayrı oturum düzenlenecek. Bu oturumlarda, küresel enerji dönüşümüyle uyumlu şekilde Türkiye’nin politik, teknik ve ekonomik stratejileri derinlemesine tartışılacak. Kongrenin ana başlıkları arasında şunlar yer alıyor: Enerji politikaları, regülasyonlar ve yeni yasal çerçeveler Depolamalı RES ve GES yatırımlarında güncel eğilimler Batarya teknolojilerindeki yenilikler, yerli üretim kapasitesi ve tedarik zinciri stratejileri Finansman modelleri, yatırım fırsatları ve yeni gelir dinamikleri Karbonsuz ekonomi hedefleri doğrultusunda sürdürülebilirlik ve enerji dönüşümü vizyonu. Bu yılki kongrede, Cumhurbaşkanlığı, TBMM Enerji Komisyonu, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı, Tarım ve Orman Bakanlığı, EPDK ve diğer kamu kurumlarının üst düzey yöneticileri ile birlikte, enerji sektörünün önde gelen özel sektör temsilcileri, yatırımcılar, akademisyenler ve sivil toplum kuruluşlarının yöneticileri konuşmacı olarak yer alacak. “Türkiye’nin bölgesel üs olma hedefi adım adım gerçekleşiyor” EDEDER Başkanı Doğa Can Bayram, enerji depolamanın sadece teknolojik bir gelişme değil, aynı zamanda enerji arz güvenliğinin sürdürülebilirliğini sağlayan stratejik bir unsur olduğunu vurgulayarak şu değerlendirmede bulundu: “Kısa tarihçemize rağmen, EDEDER olarak Türkiye’nin batarya ve enerji depolama teknolojilerinde bölgesel bir üs haline gelmesi yolunda önemli adımlar attık. Bu kongreyi, sektörün tüm paydaşlarını ortak bir hedef etrafında buluşturmak, fikir alışverişini artırmak ve ülkemizin bu alandaki konumunu güçlendirmek amacıyla sürdürüyoruz. Türkiye, jeopolitik avantajları, üretim kapasitesi, yatırım iştahı yüksek sanayicileri ve nitelikli iş gücüyle bu alanda liderlik potansiyelini her geçen gün daha da pekiştiriyor. Amacımız, bu süreci hızlandırmak ve enerji depolama alanında Türkiye’nin küresel ölçekte referans noktası haline gelmesine katkı sağlamak.” Yenilenebilir enerji kapasitesi hızla artıyor Türkiye’nin enerji kurulu gücü Eylül 2025 itibarıyla 120 bin MW’ı aşarken, yenilenebilir enerji kaynaklı kurulu güç 75 bin MW seviyesine ulaştı. Bu oran, toplam kapasitenin yüzde 60’ına yakınının yenilenebilir kaynaklardan sağlandığını gösteriyor. Yenilenebilir enerji üretimindeki bu artış, doğası gereği “dalgalı” bir yapıya sahip olduğu için, enerji sisteminde istikrar ve süreklilik ancak gelişmiş depolama çözümleriyle mümkün hale geliyor. Bu bağlamda, depolama teknolojileri enerji arz güvenliği, sürdürülebilirlik ve ekonomik verimlilik açısından Türkiye’nin enerji stratejisinde merkezî bir konuma yükselmiş durumda. EDEDER’in misyonu: Türkiye’yi enerji depolamanın bölgesel üssü yapmak EDEDER, küresel enerji dönüşümünün temel unsurlarından biri olan enerji depolama teknolojilerinin gelişimini desteklemek amacıyla kurulmuştur. Dernek, Türkiye’nin bu alandaki potansiyelini uluslararası düzeyde artırmak, yerli üreticileri ve çözüm sağlayıcıları güçlendirmek ve ülkemizi enerji depolama sektöründe rekabetçi bir merkez haline getirmek hedefiyle çalışmalarını sürdürmektedir. EDEDER’in faaliyet alanları arasında: Enerji depolama sistemleri için ulusal standartların belirlenmesi, Konut, endüstriyel ve şebeke ölçekli uygulamalarda kalite kriterlerinin oluşturulması, Kamu, özel sektör ve akademi arasındaki iş birliğinin güçlendirilmesi, İnovasyonun teşvik edilmesi ve çevresel etkilerin azaltılması, Toplumda enerji depolama farkındalığının artırılması yer almaktadır. EDEDER üyeleri arasında Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, TEİAŞ, Enerjisa, Kalyon Enerji, Kontrolmatik Teknoloji Enerji ve Mühendislik, İnovat Mühendislik, GlobalENCO Enerji, Akfen Yenilenebilir Enerji, SmartPulse, Maxxen Enerji Sistemleri, Ağaoğlu Enerji Grubu, Galatawind,Solar Storage, Teksan, YEO, ZES, SMT Enerji, Novocycle, Poweron, Kontrrol, HFS Madencilik, General Solar, SolarToday, EnnAg, Akiş Enerji, Batkon, EKOS Electric, Istrich, Renworld, PROFED, GAP Solar, Ardea, Progresiva, Solinved ve Tumurly gibi sektörün öncü kurumları yer almaktadır. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.