Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji Dönüşümü

Kapsül Haber Ajansı - Enerji Dönüşümü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Dönüşümü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil Haber

Enerji Dönüşümü Artık Sadece İklim Meselesi Değil

Toplantının açılış konuşmasını SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Yönlendirme Komitesi Başkanı Selahattin Hakman yaptı. Hakman, konuşmasında enerji dönüşümünü artık yalnızca iklim politikalarının bir başlığı olarak değil, jeopolitik gelişmeler, güvenlik ve ekonomik dayanıklılık ekseninde birlikte değerlendirmek gerektiğini vurguladı. 2025 itibarıyla dünyanın enerji dönüşümünde yeni bir dönüm noktasına geldiğini belirten Hakman, küresel ölçekte artan belirsizliklere rağmen temiz enerji yatırımlarının büyümeye devam ettiğinin altını çizdi. Küresel iklim yönetişiminde yaşanan zorluklara rağmen güneş ve rüzgar başta olmak üzere temiz enerji teknolojilerinin yaygınlaştığını, şebeke ve depolama yatırımlarının hız kazandığını ifade eden Hakman, “Artık mesele yalnızca karbonu azaltmak değil. Yeni dönemde enerji dönüşümü artık jeopolitik bağımsızlık, ekonomik dayanıklılık ve toplumsal adalet kesişiminde tanımlanıyor. Enerji politikaları çevre başlığının sınırlarını aşarak dış politika, sanayi stratejisi ve ticaret politikalarının merkezine yerleşmiş durumda” dedi. COP31’in Türkiye açısından stratejik önemine de işaret eden Hakman, böylesi bir dönemde düzenlenecek zirvenin yalnızca iklim müzakeresi değil, aynı zamanda finansman, teknoloji ve ticaret boyutlarıyla da önemli sonuçlar doğurabileceğini söyledi. Türkiye’nin bu süreçte uluslararası görünürlüğünü artırabileceğini ve gelişmiş ile gelişmekte olan ülkeler arasında köprü rolünü güçlendirebileceğini belirtti. YENİLENEBİLİR ENERJİDE BÜYÜME HIZLANDI SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ ise geçen yıl Türkiye’nin enerji dönüşümü gündeminde enerji talebi artışı, yenilenebilir enerji kurulu gücündeki yüksek ivme, depolama ve esneklik mekanizmalarına yönelik atılan somut adımlar ve elektrik şebekesi yatırımları finansmanının öne çıktığını söyledi. Sistem esnekliğinin test edildiği, geleceğin piyasa tasarımının temellerinin atıldığı ve dönüşümün altyapısının şekillendiğini belirten Bağ, 2026’nın Türkiye’nin enerji dönüşümünde hedefleri değil, uygulama kapasitesini büyüttüğü yıl olması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye, 40 GW olan güneş ve rüzgar enerjisi kurulu gücünü 2035 yılına kadar 3 katına çıkarmayı hedefliyor. Hedef iddialı ancak mevcut kurulu güç artış hızı Türkiye’nin bu hedefe ulaşma konusunda doğru bir patikaya girdiğini gösteriyor. Hedefe ulaşabilmek için önümüzdeki 10 yıl boyunca yıllık ortalama 8 GW düzeyinde güneş ve rüzgar enerjisi kurulumu gerekiyor. Rüzgar yatırımlarının yeniden hızlanması, 2035 hedefleri için kritik önem taşıyor. Geçen yıl 5 GW’ın üzerinde güneş ve 2 GW’a yakın rüzgar kapasitesinin devreye alınmasıyla birlikte, güneş ve rüzgarın toplam üretimdeki payı rekor seviyelere ulaştı ve ilk defa yüzde 20’yi geçti. YEKA’DA İSTİKRAR SAĞLANDI Bağ, 2025 yılının Türkiye enerji piyasaları tarihinde, yenilenebilir enerji kapasitesinin tahsisi ve yerli teknoloji üretiminin gelişimi açısından önemine vurgu yaptı. 2011 yılından itibaren yarışma yoluyla tahsis edilen güneş ve rüzgar enerjisi kapasitesinin yüzde 71’i devreye alındı. 2017 yılından itibaren tahsis edilen toplam YEKA kapasitesinin ise yüzde 50’si gerçekleşti. YEKA’da hem geçmiş dönemden sarkan kapasitelerin nihai tahsisi gerçekleştirildi, hem de yeni bir dönemi başlatan YEKA-2025 ihaleleri başarıyla sürdürüldü. Bağ, “İhale istikrarı yatırımcıya yol haritası sunuyor. Kritik eşik, 2035 hedefleri için gerçekleşme hızı. Hedefler değil, uygulama kapasitesi kazanacak” dedi. YATIRIM SIRASI ‘ŞEBEKE VE ESNEKLİK’TE Türkiye’nin enerji dönüşümünde başarılı bir ivme yakaladığını, artık sıranın şebeke ve esneklikte olduğunu anlatan Bağ, Türkiye’nin şebeke yatırımlarında yeni bir döneme girdiğini söyleyerek “İletim altyapısına yönelik büyük ölçekli yatırımlar ve Dünya Bankası finansmanı, yenilenebilir enerjinin sisteme entegrasyonu ve enerji arz güvenliği açısından kritik bir eşiği işaret ediyor. Şebeke dönüşümü, enerji dönüşümünün ön koşulu haline geldi. Gerçekleşen depolama kapasitesi hedeflenenin gerisinde ve şebeke güvenliği için depolama yatırımlarının hızlanması gerekiyor. Uluslararası finansman, dönüşümün hızını belirleyecek. Dünya Bankası başta olmak üzere uluslararası kaynaklara erişim, Türkiye’nin enerji dönüşüm hedeflerine ulaşmasında maliyetleri düşüren ve yatırım güvenini artıran kilit bir rol üstleniyor” diye konuştu. Elektrikli araç sayısındaki hızlı artış, sadece otomotiv sektörünü değil, enerji altyapısını da doğrudan etkiliyor. Şarj talebinin büyümesi, dağıtım şebekelerinde yeni operasyonel baskılar yaratırken, bazı bölgelerde dengesizlik riskini artırıyor. Bu nedenle şarj istasyonlarının şebeke üzerindeki etkisini yönetebilmek için altyapı yatırımlarının yanı sıra esneklik odaklı çözümler kritik hale geliyor. Akıllı şarj uygulamalarıyla elektrikli araç şarjının “kontrol edilebilir bir yük” olarak ele alınması, talebin gün içine dengeli yayılmasını ve şebeke üzerindeki baskının azaltılmasını mümkün kılıyor. ENERJİ VERİMLİLİĞİ: EN UCUZ VE HIZLI ÇÖZÜM Toplantıda enerji verimliliği, enerji dönüşümünün en kritik bileşenlerinden biri olarak öne çıktı. Elektrik ve doğal gazda sübvansiyonların kademeli olarak azaltılmasının, piyasa temelli fiyatlandırmaya geçişi hızlandırarak verimlilik ve dağıtık üretim yatırımları için güçlü bir teşvik yaratacağı ifade edildi. Bu süreçte kırılgan grupların korunmasının önemli olduğu, alınacak önlemlerin yenilenebilir enerji ve enerji verimliliği çözümleriyle desteklenmesi gerektiği, enerji dönüşümünün sosyal açıdan adil ve sürdürülebilir şekilde ilerlemesine katkı sağlayacağı anlatıldı. Bağ, Türkiye’nin enerji verimliliğinde doğru yolda olduğunu ancak hızlanması gerektiğini belirterek “Talep yönetilmeden arz güvenliğinin sağlanması mümkün değil. SHURA Net Sıfır Karbon Yol Haritası’na göre Türkiye’de sanayi başta olmak üzere son kullanım sektörlerinde yapısal dönüşüm, enerji verimliliği uygulamaları ve yenilenebilir enerji ile elektrifikasyon sayesinde 2053’te yüzde 200’ün üstünde ekonomik büyüme sağlanırken birincil enerji tüketiminin 2020 seviyesine kadar geriletilmesi mümkün. Sanayideki dönüşüm ise verimlilik artışı, teknoloji seviyesi yükseltilmiş üretim ve yüksek katma değer sayesinde Türkiye’nin büyürken enerji talep artışını sınırlamasını, aynı zamanda karbonsuzlaşma ve uluslararası rekabet gücünü birlikte güçlendirmesini sağlayabilir” şeklinde konuştu ELEKTRİFİKASYON: DÖNÜŞÜMÜN EN AZ KONUŞULAN BAŞLIĞI Enerji dönüşümü sadece elektriğin nasıl üretildiğiyle değil, nerelerde ve nasıl kullanıldığıyla da ilgili. Bugün Türkiye’de elektriğin nihai enerji tüketimindeki payı yaklaşık yüzde 20 seviyesinde ve ulaştırma ile ısıtma-soğutma, büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanmayı sürdürüyor. Oysa sanayide elektrikli prosesler, binalarda ısı pompaları ve ulaştırmada elektrikli araçlar gibi çözümlerle ilerleyen temiz elektrifikasyon, fosil yakıt kullanımını doğrudan azaltma potansiyeli taşıyor. Türkiye’nin 2053 hedefi, elektriğin nihai enerji tüketimindeki payının yüzde 56’ya çıkarılması. Ancak 2018’den bu yana bu oranın neredeyse hiç değişmemiş olması, dönüşümün bundan sonra odağını son kullanım sektörlerinin belirleyeceğine işaret ediyor. Elektrifikasyonun Türkiye’de enerji ithalatından kaynaklanan cari açığın azaltılması ve arz güvenliğinin güçlendirilmesi için kritik önemde olduğunu söyleyen Bağ, şu değerlendirmede bulundu: “Elektrik üretiminde dönüşüm görünür hale geldi, ancak asıl potansiyel son kullanımda. Sanayi, binalar ve ulaştırma sektörleri için net hedefler ve yol haritaları belirlenmeden, üretimdeki başarıyı tüm sisteme yaymamız mümkün değil. 2053 hedeflerine ulaşmak için elektrifikasyonu, enerji verimliliği ve şebeke esnekliğiyle birlikte düşünmemiz gerekiyor.” AB İLE TİCARETTE YENİ DÖNEM Avrupa Yeşil Mutabakatı yükümlülüklerinin ticari bariyerlere dönüştüğü bu dönemde, Türkiye ulusal karbon fiyatlandırma mekanizmalarını yasal ve kurumsal bir zemine oturtma konusunda adımlar atıldığını anlatan Bağ, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’nin iklim politikalarındaki en somut ve bağlayıcı adım, uzun süredir taslak aşamasında olan ve kamuoyunda geniş yankı uyandıran İklim Kanunu’nun yasalaşması oldu. İklim Kanunu ile Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) için gerekli hukuki temel sağlandı, AB ile ticari entegrasyonun sürdürülebilirliği güvence altına alınmaya çalışıldı. Kanun, Türkiye’nin taraf olduğu Paris Anlaşması kapsamındaki ulusal katkı beyanlarını uluslararası bir taahhüt olmaktan çıkarıp iç hukukun bağlayıcı bir parçası haline getirdi.” Bununla birlikte, söz konusu gelişmelere rağmen 2025’te enerji arz güvenliği gerekçesiyle fosil yakıt yatırımları devam etti. Yerli kömürle çalışacak yeni santrallerin 2045 yılına kadar alım garantisi rejimine dahil edilmesi de önemli riskler arasında. COP31, TÜRKİYE İÇİN FIRSAT Selahattin Hakman, Kasım ayında Antalya’da düzenlenecek COP31’in, küresel iklim rejiminin zayıfladığı bir dönemde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacağına işaret etti: “COP31, zayıflayan küresel iklim rejiminde güvenin yeniden inşası için kritik bir buluşma olacak. Türkiye, bu zirveyle yalnızca ev sahibi değil; finansman, teknoloji ve ticaretin kesiştiği yeni iklim diplomasisinde etkin bir aktör olma fırsatına sahip olacak.” COP31’i Türkiye açısından enerji dönüşümü ve iklim politikalarında bölgesel ve küresel liderlik için önemli bir fırsat olarak değerlendiren Alkım Bağ, zirvenin uluslararası finansman ve teknoloji iş birlikleri için yeni kapılar açacağını belirtti. Bağ, şeffaflık ve politik tutarlığın öne çıkacağı COP31’de söylemlerden çok somut eylemlerin belirleyici olacağını vurgulayarak, 2026’nın Türkiye’nin iklim politikalarında ve düşük karbonlu ekonomiye geçiş sürecinde hazırlıktan uygulamaya geçilen tarihi bir dönüm noktası niteliği taşıdığını ifade etti. SHURA 2026 Öngörüleri Yenilenebilir Enerji: İvme Korunmalı 2035 hedeflerine ulaşmak için her yıl ortalama 8 GW güneş ve rüzgar kapasitesi devreye girmeli. Yatırımlar bir miktar daha hızlanmalı.Güneş ve rüzgar yatırımlarındaki yüksek ivmenin 2026’da da sürmesi bekleniyor. Ancak lisanssız üretim tarafında yaşanan şebeke kısıtları güneş enerjisindeki büyümeyi frenleyebilir. Bunun öztüketim amaçlı kapasite tahsisleriyle telafi edilmesi planlanıyor. Depolamalı yenilenebilir ve hibrit santraller yaygınlaşarak sistem esnekliğini artıracak. Denizüstü rüzgar (offshore) enerjisinde daha somut gelişmeler beklenebilir (2035 hedefi: 5 GW). Süper izin mekanizması, yatırım süreçlerini hızlandıran kritik bir araç olarak yakından izlenecek.Yatırımcı güveni, öngörülebilirlik ve takvim disiplini kritik. Şebeke Modernizasyonu ve Esneklik: Piyasanın Yeni Anahtarı Yenilenebilirdeki yatırım hızı, şebeke yatırımlarının ölçeği ve zamanlamasına bağlı.Bataryalar kritik; ancak tek başına yeterli değil. Tüm esneklik seçenekleri birlikte ele alınmalı.Batarya yatırımları 2026’da ölçülebilir biçimde devreye girmeye başlayacak. Piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya doğru geçiş hızlanacak.Dağıtım şebekesinin modernizasyonu 2026’nın kritik başlığı. Şebeke yönetimi, veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarıyla daha karmaşık hale gelecek. Enerji ve İklim Politikalarında “Uygulama Yılı” Ulusal ETS pilot uygulaması fiilen başlayacak.Enerji dönüşümü, sanayi ve ticaret politikalarını daha güçlü biçimde şekillendirecek.Kritik mineraller, yerli değer zinciri ve tedarik güvenliği stratejik öncelik haline gelecek. Elektrifikasyon Son kullanım sektörleri için kısa-orta-uzun vadeli hedefler belirlenmeli ve yol haritaları hazırlanmalı.Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için net teşvik ve düzenlemeler gerekli.Sanayi, binalar ve ulaştırma öncelikli alanlar. Kömürden Aşamalı Çıkış Planı ve Adil Geçiş Yerli kömür ve kapasite mekanizması, arz güvenliği-karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıyacak.Kömür bölgeleri için adil geçiş planlarının hazırlanması kritik.Arz güvenliği gerekçesiyle alınan fosil yakıt kararları, net sıfır hedefiyle daha dikkatli dengelenmeli. Geçici çözümler kalıcı kilitlenme riski yaratıyor. Finansman Net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım tutarının geçmiş dönemdeki enerji yatırımları ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerekli.Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolar yatırıma ihtiyaç var. Bu tutar, uluslararası erişilebilir kaynak potansiyelinin binde 5’ine denk geliyor. Bu noktada özellikle uluslararası kaynaklara erişimi ve kaynak çeşitliliğini artıracak, koordinasyonu sağlayacak merkezi bir yapılanmanın oluşturulması önemli (İklim Bankası). Alternatif finansman araçlarının yaygınlaşması bekleniyor: Yeşil tahviller, re-finansman, sermaye iştirakleri gibi banka dışı finansal kuruluşların aktif olacağı finansman araçları, YETA’lar… Güven veren yatırım ortamı, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa gerekiyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Türkiye’nin Enerji Stratejisi Masaya Yatırıldı Haber

Türkiye’nin Enerji Stratejisi Masaya Yatırıldı

SolarVizyon Enerji Dönüşümü Zirvesi ve Fuarı kapsamında düzenlenen “Rüzgar, Güneş ve Depolama” sunumu sektör profesyonelleri tarafından yoğun ilgi gördü. Ateş Uğurel’in Modertatörlüğünde gerçekleştirilen oturumda; Rüzgar, Güneş ve Depolama konu başlığında ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, Enerjiyi Yönetmekten Fazlası: Hibrit Varlıkları Karlı Bir İş Modeline Dönüştürmek başlığı ile Senkron Digital Head of Data Nuri Şensoy, Büyük Ölçekli 5.1h Lisanssız GES’lerin Geleceği balığı ile EÜD Yönetim Kurulu Başkanı Tamer Çalışır, Yurtdışı Yatırımları ve JES-GES Hibritleri konusunda Naturel Holding, CEO / Yönetim Kurulu Üyesi Tolgay Benderli yer aldı. “GÜNEŞ VE RÜZGÂR BİRLİKTE DAHA GÜÇLÜ BİR POTANSİYEL SUNUYOR” Yenilenebilir enerji sektöründeki dönüşüme dikkat çeken TÜREB Başkan Yardımcısı ve ARI-ES Enerji Genel Müdürü Ebru Arıcı, güneş, rüzgâr ve depolama yatırımlarının kritik önemine vurgu yaptı. Arıcı, 19 Kasım 2022 itibarıyla sektörde yeni bir dönemin başladığını belirterek, “Güneş ve rüzgâr için depolamalı santraller dönemiyle birlikte enerji yatırımlarında yeni bir sayfa açıldı. 2035 hedeflerine ulaşma konusunda her zaman şunu söylüyorum: Lisanslı ya da lisanssız, depolamalı ya da depolamasız fark etmeksizin her bir MW’a ihtiyacımız var. Bu nedenle süreci kan kaybetmeden ilerletmemiz gerekiyor,” dedi. TÜRKİYE TARİHİNİN EN YÜKSEK PROJE SAYISINA ULAŞILDI 2019’lu yıllarda ağırlıklı olarak kapasite artışlarının beklendiğini hatırlatan Arıcı, lisanssız projelerin sektöre bir miktar can suyu sağladığını ancak bu projelerin kapasite açısından sınırlı kaldığını ifade etti. Bugün gelinen noktada ise Türkiye’nin, tarihinin en yüksek proje sayısına ulaştığı bir dönemden geçtiğini vurguladı. Hibrit yatırımların gelişimine de değinen Arıcı, “Bu süreci ilk başlatanlar jeotermal yatırımcılar oldu; ancak en büyük faydayı rüzgâr sektörü sağladı. Yaklaşık yüzde 25’lik hibrit kurulum oranıyla santrallerin optimum verimliliğe ulaştığını görüyoruz. Elbette bu oran bölgeden bölgeye değişiklik gösterebiliyor,” değerlendirmesinde bulundu. RÜZGÂRDA 2.200 MW’LIK HİBRİT GÜNEŞ KAPASİTESİ Bugün itibarıyla rüzgâr enerji santrallerinde 1.160 MW’lık hibrit güneş kapasitesinin işletmede olduğunu belirten Arıcı, izin süreçleri devam eden projelerle birlikte bu rakamın toplamda 2.200 MW seviyesine ulaştığını aktardı. Ayrıca rüzgâr yatırımcılarının artık jeotermal ve hidroelektrik yatırımcılarıyla aynı kota içerisinde yer aldığını ve yalnızca açıklanan kapasite tahsislerinden pay alabildiğini ifade etti. Lisanssız projelere ilişkin yaygın bir yanılgıya da dikkat çeken Arıcı, bu projelerin sanılanın aksine lisanslı projelerden daha zor bir sürece sahip olduğunu söyledi. Kamulaştırma süreci bulunmamasına rağmen, ruhsat aşamasına kadar uzanan ciddi bir izin sürecinden geçildiğini vurguladı. “SÜPER İZİN” DÜZENLEMESİ 2026’DA GÜNDEMDE 2035 hedefleri, YEKA yarışmaları ve son iki yılda gündeme gelen “Süper İzin” düzenlemelerine de değinen Arıcı, bu kapsamda en önemli başlıklardan birinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na imar ve ruhsat yetkisinin verilmesi olduğunu belirtti. Bu konuya ilişkin bir yönetmelik taslağının hazırlandığını ve konuşulan tarih olarak 2026 yılı Ocak ayının öne çıktığını aktardı. İmar ve ruhsat sürecinin öncelikle YEKA projeleriyle başlamasının öngörüldüğünü de sözlerine ekledi. Arıcı, sözlerini sektör açısından önemli bir buluşmaya dikkat çekerek tamamladı. “Bu yıl için ‘yuvaya dönüş’ diyoruz” ifadelerini kullanan Arıcı, Türkiye Rüzgâr Enerjisi Kongresi (TÜREK)’in dört yıl aranın ardından 12–13 Mayıs tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirileceğini belirtti. Bu buluşmanın sektör ile kamu arasındaki diyaloğun güçlenmesi açısından önemli bir zemin oluşturacağını vurgulayan Arıcı, etkinliğin yapılacağı yerin ise önümüzdeki günlerde açıklanacağını söyledi.

Ipekyol Group, 2024 Sürdürülebilirlik Raporu ile Dönüşümde Liderlik İddiasını Güçlendirdi Haber

Ipekyol Group, 2024 Sürdürülebilirlik Raporu ile Dönüşümde Liderlik İddiasını Güçlendirdi

Şirket, 2024’te Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne (UNGC) üye olarak küresel taahhüdünü güçlendirirken, Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) tarafından yapılan sürdürülebilirlik derecelendirmesinde “kredi verilebilir” seviyede değerlendirilerek uluslararası alanda önemli bir başarı elde etti. Çevresel alanda ise Edirne fabrikasında devreye alınan güneş enerjisi yatırımıyla 2024 yılında 1.238.798 kWs elektrik üretimi gerçekleştirildi. “Life Friendly” koleksiyonuyla organik, geri dönüştürülmüş ve sürdürülebilir hammaddelerin ve ambalajların kullanımını artıran grup, daha sorumlu tasarım yaklaşımını güçlendirdi. Sosyal etkide ise kız çocuklarının eğitimi ve kadınların güçlenmesi öncelikli alanlardan biri oldu; Türk Eğitim Vakfı(TEV) iş birliği ile yürütülen program kapsamında 500 kız öğrenciye burs ve mentorluk desteği sağlanırken, şirket bünyesinde %82 kadın çalışan oranına ulaşıldı. CEO Uğur Ayaydın’dan Mesaj “Ipekyol Group olarak sürdürülebilirliği yalnızca bugünün gerekliliği değil, yarının rekabet gücü ve topluma karşı sorumluluğumuzun temel parçası olarak görüyoruz. Doğaya saygılı üretimden kadınların güçlenmesine, sosyal etki projelerinden kurumsal gönüllülüğe uzanan çok yönlü dönüşümümüz; güçlü ekibimiz ve paydaşlarımızla birlikte kararlılıkla devam edecek.” Ipekyol Group, sürdürülebilirlik vizyonunu uzun vadeli bir yolculuk olarak konumlandırmaya ve sektörde kalıcı etki yaratacak projelere yatırım yapmaya devam edecek. Sürdürülebilirlik Çerçevesini Güçlendiren Yeni Adımlar… Kurumsal Taahhüt ve Uluslararası Güven Ipekyol Group, Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’ne imza atarak küresel sürdürülebilirlik taahhüdünü güçlendirdi. Avrupa İmar ve Kalkınma Bankası (EBRD) ve TSKB ile yürütülen çalışmalar sonucunda sürdürülebilirlik derecelendirmesinde kredi verilebilir seviyede değerlendirilmesi ise uluslararası alanda önemli bir güven göstergesi olarak öne çıktı. Sorumlu Üretim ve Sürdürülebilir Ürün YaklaşımıIpekyol Group, sürdürülebilir üretim yaklaşımı doğrultusunda ana hammaddelerde sürdürülebilir materyal kullanımını artırarak; ambalaj ve etiket gibi yardımcı malzemelerde ise sürdürülebilir hammadde kullanım oranını %60’ın üzerine çıkararak sorumlu moda anlayışını güçlendirdi ve ürün portföyünde daha yüksek bir sürdürülebilirlik performansı elde etti.ESG Odaklı Tedarik Zinciri Yönetimi Tedarik zinciri yönetiminde ESG kriterlerinin entegrasyonu kapsamında Tedarikçi Sosyal ve Çevresel Uygunluk Taahhütnamesi hazırlanarak tedarikçilerle paylaşılmış; önemli oranda geri dönüş sağlanmış ve mevcut durum kayıt altına alınmıştır. 2025 yılında katılım oranlarının daha da artırılması hedeflenmektedir. Yenilenebilir Enerji ve Enerji Dönüşümü Edirne fabrikasında başlayan yenilenebilir enerji kullanımı, merkez ve mağazalara yaygınlaştırılarak sürdürülebilir enerji dönüşümünün grup genelinde hayata geçirilmesi hedeflenmiş olup bu hedef doğrultusunda önemli ilerleme kaydedilmiştir. Sürdürülebilir Büyüme ve Finansal Dayanıklılık Grup, sürdürülebilir büyüme stratejisi doğrultusunda finansal dayanıklılığını güçlendirmeye devam ederken, kârlılık hedeflerinde istikrarlı bir artış sağlayarak belirlenen uzun vadeli hedeflere yaklaşmıştır. Dijital Dönüşüm ve Operasyonel Verimlilik Dijital dönüşüm kapsamında mağaza süreçlerini dijitalleştiren El Terminali Projesi ve çalışan performansını oyunlaştırma yaklaşımıyla güçlendiren Koza platformu ile operasyonel verimlilik artırıldı. Koza'nın çalışan etkileşimine ve satışlara sağladığı olumlu katkı, şirket içinde dönüşümü hızlandırdı. Ayrıca dijital projelerle ulusal ödül programlarında önemli başarılar elde edildi. Gelecek Nesiller İçin Sosyal Etki Eğitim ve toplumsal gelişim alanındaki sorumluluk yaklaşımı kapsamında yürütülen meslek lisesi atölye projesi ile gençlerin istihdama katılımını destekleyen, nitelikli iş gücü oluşturmayı amaçlayan çalışmalar sürdürüldü.

Sungrow Yeni Enerji Depolama Sistemi PowerKeeper’ı Tanıttı Haber

Sungrow Yeni Enerji Depolama Sistemi PowerKeeper’ı Tanıttı

Dünyanın öncü temiz enerji çözümleri markası Sungrow, İtalya’da düzenlenen Sungrow Avrupa C&I ESS Zirvesi’nde ticari ve endüstriyel alan için geliştirdiği yeni enerji depolama sistemi (ESS) PowerKeeper’ı tanıttı. Markanın sıfır kayıp ve sıfır kesinti prensibini temel alan; yüksek performans, kesintisiz çalışma ve maksimum verimlilik özelliklerini bir araya getiren “ACE 007” ve “ACE Profit” vizyonu doğrultusunda geliştirilen PowerKeeper Serisi, Sungrow’un işletmelerin ihtiyaçlarına en uygun çözümleri sunma yaklaşımının en yeni temsilcisi olarak öne çıkıyor. Enerji dönüşümü alanında dünyanın önde gelen veri ve analiz kuruluşu Wood Mackenzie’ye göre Avrupa’nın ticari ve endüstriyel (C&I) enerji depolama kapasitesi 2034 yılına kadar 13 kat artarak 33 GW / 77 GWh seviyesine ulaşacak. Elektrik fiyatlarının yükselmesi ve kesintilere karşı güçlü bir enerji sistemine duyulan ihtiyaç, işletmeler için öncelikli hale geliyor. Bu nedenle çözümlerin tasarımdan kuruluma, işletmeden bakıma kadar tüm yaşam döngüsü boyunca sorunsuz bir deneyim sunması ve işletme sürekliliği için güç kararlılığını güvence altına alması kritik önem taşıyor. Buna ek olarak ticari ve endüstriyel kullanıcılar; tüketim profilleri ve finansal öncelikleri birbirinden farklı birçok sektörü kapsıyor. Bu da daha modüler yapıları zorunlu kılıyor. İşletmeler İçin Enerji Depolamada Yeni Nesil Çözüm: PowerKeeper Serisi Farklı yapı ve ölçekteki işletmelerin çeşitli ihtiyaç ve beklentilerine yanıt vermek üzere geliştirilen PowerKeeper Serisi, 12,5 kWh modüler tasarımlı esnek bir enerji depolama çözümü sunuyor. Sistem tek bir hibrit inverter ile 50–1000 kWh kapasiteyi 2–8 saat aralığında destekleyebilirken, birden fazla inverter bağlantısıyla kapasite sınırsız şekilde genişletilebiliyor. PowerKeeper’ın ölçeklenebilir yapısı küçük mağazalardan büyük fabrikalara kadar her tür işletmeye uyum sağlayarak ihtiyaca göre kapasite kurulmasını sağlıyor; gereğinden fazla yatırım yapmayı engelliyor ve bu yolla ilk yatırım maliyetlerini azaltıyor. 10 milisaniyede şebekeden bağımsız moda geçebilen PowerKeeper, kesintisiz enerji sağlıyor ve dahili ATS, 250 kW yüke kadar destek sunuyor. Bu da 2.500 m²’lik bir süpermarket için yeterli güç anlamına geliyor ve ek kabin gerektirmeyerek alan ve maliyet tasarrufu sağlıyor. Kompakt Yapı ve Hızlı Kurulum Kolay ve hızlı kurulum imkânı sunan PowerKeeper, 12,5 kWh tek modül veya 50 kWh ön montajlı stack seçenekleri ile geliyor. IP66 sertifikasına sahip ESS çözümü, –20°C ile 50°C çalışma aralığı ve Tip I + II yıldırım direnci ile uzun vadeli güvenilirlik sunuyor. 50 santimetreye kadar su baskınlarına dayanıklı olan PowerKeeper, Kuzey Avrupa’nın soğuk kışında, Güney Avrupa’nın sıcak yazlarında veya Akdeniz kıyılarının tuzlu/korozyonlu ikliminde kararlı bir performans sergiliyor. Akım, voltaj, hücre sıcaklığı, NTC yüksek sıcaklık algılama ve güvenlik sensörünü içeren 5D uyarı sistemini kullanan PowerKeeper; hücre, paket ve istasyon seviyelerinde üçlü koruma sunuyor. Bu yapı, her bir cihazın kendi içinde koruma sağlayarak günlük kullanım sırasında olası riskleri erken tespit eder ve kullanıcıya daha güvenli, sorunsuz bir operasyon sağlar. Yapay Zekâ Destekli Akıllı Enerji Yönetimi PowerKeeper; güneş enerjisi sistemleriyle birlikte kullanım, enerji depolama ve elektrikli araç şarjı, küçük ölçekli yerel şebekeler ve yedek güç çözümleri ile bağımsız ticari ve endüstriyel enerji depolama sistemleri dahil pek çok senaryoya kolayca uyum sağlıyor. Öz tüketim, arbitraj, FFR ve talep kontrolü dahil birçok gelir akışını destekleyen sistem, gerçek zamanlı elektrik fiyatları, üretim tahminleri ve yük tahminlerine göre kârlılık stratejilerini otomatik optimize eden yapay zekâ tabanlı modlarla geliyor. Bu da kullanıcıların kârlılığı kolayca artırmasına olanak tanıyor. Bu yaklaşım, sistemin tüm yaşam döngüsünde karşılaşılan ihtiyaçlara çözüm sunarak Sungrow’un ticari ve endüstriyel alandaki portföyünü güçlendiriyor ve şirketin karbon nötr bir geleceğe yönelik kararlılığını pekiştiriyor. Sungrow Avrupa C&I ESS Zirvesi’nde Pazarın Geleceği Masaya Yatırıldı İtalya’nın Como kentinde düzenlenen Sungrow Avrupa C&I ESS Zirvesi, 200’ün üzerinde şirket yöneticisi, sektör temsilcisi, iş ortağı ve medya mensubunu bir araya getirdi. Etkinlikte Avrupa’da esnek, maliyet etkin ve düşük karbonlu enerji çözümlerine yönelik artan talep ele alındı. Panel oturumlarında, farklı Avrupa ülkelerindeki gelişmeler, ihtiyaçlar ve düzenleyici çerçeveler değerlendirildi; katılımcılarla bölgenin öne çıkan büyüme fırsatları ve stratejik yaklaşımlar paylaşıldı. Zirveden elde edilen uzman görüşleri ve müşteri içgörüleri, Sungrow’un Avrupa'nın ticari ve endüstriyel enerji altyapısının modernleşmesi ve karbon azaltımı hedeflerini destekleme konusundaki kararlılığını bir kez daha ortaya koydu. Sungrow bugün dünya genelinde 1000’den fazla, Avrupa’da ise 200’den fazla ticari ve endüstriyel enerji depolama projesini hayata geçirmiş durumda. Bağımsız ESS, PV+ESS ve PV+ESS+EV şarj çözümlerini kapsayan bu geniş proje portföyü, şirketin hızla gelişen pazarda iş ortaklarını destekleme konusundaki güçlü konumunu pekiştiriyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Renault Trucks, Solutrans 2025’te Taşımacılığın Karbonsuz Geleceğine Yön Veriyor Haber

Renault Trucks, Solutrans 2025’te Taşımacılığın Karbonsuz Geleceğine Yön Veriyor

Renault Trucks, müşterilerini enerji dönüşüm süreçlerinin her aşamasında desteklemeye devam ediyor. Bölgesel ve uzun mesafe taşımacılığından inşaat, çevre hizmetleri, şehir içi dağıtım ve lojistiğine kadar tüm kullanım alanlarının ihtiyaçlarına özel çözümler sunuyor. Bu yıl Solutrans fuarında Renault Trucks, küresel ölçekte karbon salımının azaltılmasına yönelik geliştirilen stratejilerin temelinde elektrikli mobilitenin olduğunu vurgularken optimize edilmiş dizel çözümleri ve entegre eko-döngüsel yaklaşımıyla bu stratejiyi nasıl tamamladığını da ziyaretçilere aktaracak. Ayrıca araç yenileme, geri dönüşüm ve yenilenmiş parça kullanımı gibi sürdürülebilir uygulamalarını da paylaşarak, taşımacılık sektöründe çevresel sorumluluğu ve verimliliği bir arada sunan bütünsel vizyonunu ortaya koyacak. İnovasyon ve 360° destek odaklı bir tasarım Etkileyici bir tasarıma sahip olan Renault Trucks standı, ziyaretçilere aşağıdaki konuları keşfetme fırsatı sunacak: - E-kargo bisikletinden Renault Trucks E-Tech Master hafif ticari araçlara, E-Tech D dağıtım kamyonlarından E-Tech T çekicilere kadar tam elektrikli Renault Trucks E-Tech serisi - Yakıt tüketimini ve CO₂ emisyonlarını azaltan Renault Trucks T Smart Racer ve optimize edilmiş içten yanmalı motorlar - 360° destek hizmetleri: finansman (RTFS), kiralama, filo yönetimi ve servis sözleşmeleri (Clovis), şarj altyapısı (Mobilize, Izivia, Bump, Chargepoly, Milence), araç yenileme ve döngüsel ekonomi girişimleri Renault Trucks, Solutrans'ta inovasyon kapasitesini ve daha sürdürülebilir bir mobiliteye olan bağlılığını gösteren üç yeni aracını da tanıtacak. Bu üç model önemli dönüm noktalarını temsil ediyor: - Elektrikli uzun mesafe taşımacılığında yeni bir adım - Şehir içi dağıtım ürün gamındaki gelişim - Operasyonel mesleki uygulamaların özel ihtiyaçlarını karşılamak üzere tasarlanmış yeni bir hafif ticari araç İş birliğine dayalı bir ekosistem Taşımacılığın dekarbonizasyonu kolektif bir çaba olduğundan Renault Trucks, lider iş ortaklarıyla çalışmayı tercih ediyor: Clovis (kiralama, servis sözleşmeleri, filo yönetimi), Renault Trucks Finansal Hizmetler (finansman ve sigorta çözümleri), Kleuster (kargo bisikletleri), Milence (kamu şarj altyapısı) ve Mobilize, Izivia, Bump ve Chargepoly (özel şarj). Birlikte, filo performansına ve sürdürülebilirliğe adanmış eksiksiz bir ekosistem oluşturuyorlar. Geleceği anlamak, fikir alışverişinde bulunmak ve planlamak için fırsatlar Renault Trucks Basın Toplantısı 19 Kasım Çarşamba, saat 10:00 – Hall 4, Stand D104 Christophe Martin, Renault Trucks Fransa Genel Müdürü Fuar boyunca Renault Trucks uzmanları, sektörün önemli konularında çeşitli konferanslara katılacak ve bu konferanslara öncülük edecekler: Enerji dönüşümü: yeni enerjiler, yeni kullanım alanları, yeni çözümler 19 Kasım Çarşamba – saat 14:00 Olivier Metzger, Renault Trucks Fransa Alternatif Enerjiler Direktörü Sürdürülebilirlik: araç dönüşümü, yenileme, geri dönüşüm 20 Kasım Perşembe – saat 14:00 Pierre Masclet, Renault Trucks Fransa Yenilenmiş ve Kullanılmış Araçlar Direktörü Şehir içi lojistik: teknolojik yenilik ve yeni stratejiler 20 Kasım Perşembe – saat 15:00 Christophe Martin, Renault Trucks Fransa Genel Müdürü

Eles EXPO, Elektrik ve Enerji İhracatına Küresel Kapı Açıyor! Haber

Eles EXPO, Elektrik ve Enerji İhracatına Küresel Kapı Açıyor!

ITC Fuarcılık A.Ş. tarafından düzenlenecek olan sektörün uluslararası ölçekte yeni buluşma adresi ELES Expo, ilk kez 23–25 Nisan 2026 tarihleri arasında İstanbul Fuar Merkezi'nde (Salon 9-10) düzenlenecek. Fuar, elektrik ekipmanları, güç sistemleri, otomasyon ve yenilenebilir enerji çözümlerini tek bir platformda buluşturarak, uluslararası ticaretin çekim merkezi olmayı hedefliyor. Sektörün deneyimli profesyonelleri tarafından hayata geçirilen ELES Expo, ihracat odaklı iş modelinin yanı sıra uluslararası satın alma heyetleri, teknoloji oturumları ve sektör değerlendirme panelleriyle de dikkat çekiyor. Fuarın, Avrupa, Orta Doğu, Afrika ve Asya'dan yatırımcıları, proje geliştiricileri ve kamu temsilcilerini ağırlaması bekleniyor. ELEKTRİK AYDINLATMA ENERJİ SEKTÖRLERİNDE HEYECAN VEREN BULUŞMA ITC Fuarcılık A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Emel Yüksel, fuarın elektrik, aydınlatma, enerji ve akıllı bina sistemleri sektörlerini merkeze alacağını belirterek, şunları ekledi: "Elektrik ve enerji sektörü, ülkemizin en güçlü üretim ve ihracat alanlarından biri. ELES Expo ile bu potansiyeli küresel arenada daha görünür hale getirmek, yeni iş fırsatları oluşturmak ve sektörün rekabet avantajı nı büyütmek için profesyonel bir iş platformu formatında hazırladığımız fuarımıza, tüm sektör paydaşlarını davet ediyoruz." Fuarın gündeminde enerji dönüşümü, akıllı şebekeler, depolama teknolojileri, şebeke verimliliği, kablo inovasyonları ve sürdürülebilir elektrik altyapıları gibi sektör için kritik başlıklar yer alacak. Bu oturumlar, uluslararası rekabet gücünü artırmaya yönelik stratejik perspektifler sunacaktır. ELES Expo, üretim gücünün yanında Türkiye'nin mühendislik birikimi, Ar-Ge kapasitesi ve teknolojik yeniliklerini uluslararası pazarlara tanıtmayı amaçlıyor. Etkinlik süresince ticari görüşmeler, inovasyon sunumları ve iş geliştirme buluşmaları yapılacak.

Türkiye’nin Elektrik Dağıtımında Yeni Dönem Haber

Türkiye’nin Elektrik Dağıtımında Yeni Dönem

Rapor, net sıfır emisyon hedefleri doğrultusunda yalnızca enerji üretiminde değil, dağıtım sisteminde de köklü bir dönüşümün zorunlu olduğunu vurguluyor. Dağıtık yenilenebilir enerji kaynaklarının artışıyla birlikte tüketim profilleri değişirken, arz-talep dengesi çift yönlü hale geliyor. Bu durum, dağıtım sistemlerinin esneklik, izleme ve kontrol yeteneklerinin geliştirilmesini zorunlu kılıyor. SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ Güllü, dağıtım sektörünün enerji dönüşümündeki kritik rolüne dikkat çekerek şunları söyledi: “Dağıtık enerji kaynaklarının yaygınlaşmasıyla enerji sistemi karbonsuzlaşırken, enerjinin tüketim noktasına yakın üretilmesi sayesinde sistem kayıpları azalıyor, gerilim ve enerji kalitesi artıyor, şebeke yatırımları daha verimli planlanabiliyor. Önümüzdeki dönemde elektrikli araçlar, ısı pompaları ve benzeri sistemlerle elektrifikasyon hızlanacak. Bu da dağıtım sisteminin salt enerji taşıyan bir altyapı olmaktan çıkıp aktif ve tarafsız bir piyasa platformuna dönüşmesini gerektiriyor. Dolayısıyla şebekelerin geliştirilmesi, yönetimi ve işletilmesinde esnek, dijital ve etkileşimli bir yapının benimsenmesi büyük önem taşıyor.” Dönüşüm için orta ve alçak gerilim şebekelerinde yeni yatırımlara ihtiyaç duyulacağı gibi mevcut altyapının da modernize edilmesi gerektiğini vurgulayan Güllü, dağıtım sistemlerinin modernizasyonu için dijitalleşmenin hızlandırılması, veri odaklı planlama süreçlerinin geliştirilmesi ve dağıtım sistemi operatörlerinin (DSO) yeni görev ve sorumluluklarının açık biçimde tanımlanması gerektiğini de vurguladı. Dağıtık Üretimin Yükselişi Yeni Altyapı Yatırımlarını Zorunlu Kılıyor Türkiye’nin toplam kurulu gücü, Haziran 2025 itibarıyla 119.647 megavata (MW) ulaştı. Bunun 21.345 MW’ı (yüzde 18) lisanssız elektrik üretim santrallerinden oluşuyor ve bu kapasitenin yüzde 96,5’i güneş enerjisi santrallerine ait. T.C Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 2035 yılı için güneş ve rüzgar enerjisi kurulu güç hedefini 120 GW olarak açıkladı. Bu yeni hedef, 2022 Ulusal Enerji Planı’nda öngörülen 82,5 GW’lık kapasiteye kıyasla yaklaşık yüzde 50 artış anlamına geliyor. Özellikle dağıtım seviyesinden bağlanacak ve büyük ölçüde güneş enerjisine dayalı kaynakların artmasıyla birlikte, sistem esnekliğinin sağlanabilmesi için tüketim tarafının enerji sisteminde daha aktif bir rol üstlenmesi gerekiyor. Bu doğrultuda, tüketim noktalarına yakın konumlandırılmış dağıtık üretim tesislerinin yaygınlaştırılması ve şebekede çift yönlü enerji akışını sağlayacak yenilikçi yaklaşımların hayata geçirilmesi önem taşıyor. Aksi halde, gerilim regülasyonundaki dalgalanmalar, reaktif güç dengesizlikleri, ani yük ve üretim değişimlerine karşı yetersizlik, koruma sistemlerinde uyumsuzluk ve güç kalitesinde bozulma gibi teknik sorunların görünme olasılığı ve sıklığı artabilir. Raporda sanayi, bina ve ulaşım gibi enerjinin yoğun tüketildiği sektörlerde, enerjinin üretildiği yerde tüketilmesini sağlayan invertör tabanlı dağıtık kaynakların ve temiz elektrifikasyon uygulamalarının yaygınlaşması gerektiği vurgulanıyor. Bu konuda dağıtım sistemi operatörlerinin daha fazla sorumluluk alması gerekiyor. Modernizasyon İçin Öncelikli Teknoloji ve Uygulama Alanları Raporda Türkiye’nin dağıtım sisteminde öncelikli olarak ele alınması gereken teknoloji ve uygulama alanları şu şekilde sıralanıyor: 1. Operasyonel sistem verimliliğini artıran teknolojilerin kullanımı 2. Altyapının dağıtık üretimi destekleyecek şekilde dijitalleşmesi (akıllı sayaçlar, mikro-şebekeler vb.) ve planlanması 3. Siber güvenlik önlemlerinin güçlendirilmesi 4. Enerji kooperatiflerinin yaygınlaştırılması 5. Bölgesel enerji ticareti platformlarının ve bölgesel esneklik piyasalarının kurulumu 6. Dağıtık üretimin entegrasyonunu teşvik eden tarifelerin yaygınlaştırılması Dönüşümün planlanabilmesi için neler yapılabileceği ise şöyle anlatıldı: “DSO’nun gelecekteki altyapı ihtiyaçlarını öngörebilmeleri için yenilenebilir ve dağıtık enerji kaynaklarının bölgesel dağılım hedeflerinin belirlenmesi büyük önem taşıyor. Bu sayede DSO’lar, bölgesel hedefleri dikkate alarak ileri veri analitiği uygulamalarıyla tüketim tahminleri yapabilir ve öncelikli yatırım alanlarını net bir şekilde tanımlayabilir. Ayrıca ileri veri analizi ve gerçek zamanlı veri izleme gibi işlevlerin etkin biçimde kullanılabilmesi için, dağıtım seviyesinde akıllı sayaç ve akıllı şebeke altyapısına yönelik yatırım planlarının hazırlanması da dönüşümü hızlandıracak.” Bu süreçte, izin ve onay mekanizmalarının mevzuat düzenlemeleriyle sadeleştirilmesi, hızlandırılması ve dijitalleştirilmesi, uygulama etkinliğini artıracak önemli bir adım olarak öne çıkıyor. Ayrıca, planlanan yatırımların öngörülen takvimlerde devreye alınabilmesi için yenilikçi finansman araçlarının değerlendirilmesi öneriliyor. Tüm bu adımların hayata geçirilmesiyle, dağıtım şebekesinin daha verimli ve dayanıklı şekilde işletilmesi mümkün olacak; DSO’lar arızalara ve bölgesel kısıtlara daha hızlı müdahale edebilecek. Dönüşüm Üç Aşamalı Bir Yol Haritası Gerektiriyor Rapor, dağıtım sisteminin dönüşüm sürecini üç dönemde ele alıyor: Kısa vade (2025-2030): Mevcut durumun değerlendirilmesi, dönüşüm için öncelikli alanların belirlenmesi ve temel altyapının hazırlanması Orta vade (2030-2040): Artan talep ve üretim kapasitesine paralel olarak şebeke dayanıklılığını artıracak teknolojilerin yaygınlaştırılması Uzun vade (2040-2053): Yerel enerji ticaretini destekleyecek piyasa koşullarının oluşturulması Raporda, dağıtık enerji kaynaklarının şebeke ve piyasalara entegrasyonunun güçlenmesiyle enerji sisteminin karbonsuzlaşma sürecinin hızlanacağı, bununla birlikte gerilim ve enerji kalitesinin iyileşeceği vurgulandı. Ayrıca, artan dağıtık yenilenebilir enerji kapasitesi sayesinde yüksek maliyetli fosil yakıt santrali yatırım harcamalarına olan ihtiyacın azalarak ithal yakıt maliyetlerinde düşüş sağlanabileceği belirtildi. Dağıtık enerji kaynaklarının sağladığı sistem verimliliği ile şebeke kayıplarının azalması ve iletim ile dağıtım altyapısı harcamalarının düşmesi de dönüşümün diğer olumlu sonuçları arasında yer alıyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Gotion’un İlk Batarya Fabrikası Resmen Kuruluyor! Haber

Gotion’un İlk Batarya Fabrikası Resmen Kuruluyor!

Küresel enerji dönüşümü dalgasının önemli bir durağı olan Slovakya’da, ülkenin ilk elektrikli araç batarya fabrikasının temel atma töreni 28 Ekim’de resmen gerçekleştirildi. Gotion High-Tech tarafından inşa edilecek olan Slovakya Gotion Gigafactory, 95 hektarlık devasa bir alana yayılacak. Bu proje, enerjinin ötesine geçen ve endüstrilerin evrimini, ekonomilerin büyümesini yeniden tanımlayan bir dönüşümün parçası olarak görülüyor. Temiz enerjiye geçiş artık bölgesel değil, Avrupa’nın geleceğini şekillendiren bir zorunluluk haline geldi. 2027’de Başlangıç ve 20 GWh Kapasite Gotion’un Şurany’deki yeni Gigafactory tesisi, entegre ve sürdürülebilir büyüme vizyonunun kritik bir adımı olarak öne çıkıyor. Fabrikanın ana özellikleri ve hedefleri şunlardır: Kapasite: Başlangıç aşamasında 20 GWh üretim kapasitesiyle tasarlandı. Üretim Başlangıcı: Fabrikanın 2027 yılında üretime başlaması bekleniyor. Pazar: Tüm ürünler Avrupa Birliği (AB) pazarına hizmet verecek. Bu, Gotion'ın bölgesel tedarik kabiliyetini ve lojistik verimliliğini artırmasını sağlayacak. Gotion Yönetim Kurulu Başkanı Li Zhen, "Gotion, 'Made in Slovakia' bataryaları küresel yeşil enerjiyi güçlendirmek için itici bir güç olarak kullanacaktır," dedi. İstihdam, İnovasyon ve Ekonomik Katkı Fabrika, sadece üretim fonksiyonunun ötesinde, bölge için bir araştırma, inovasyon ve yetenek geliştirme merkezi olarak da hizmet verecek. Yerel üniversitelerle kurulacak ortaklıklar sayesinde, geleceğin enerji uzmanlarını yetiştirecek bir açık sanayi-eğitim ekosistemi yaratılması amaçlanıyor. Slovakya Başbakanı Robert Fico, projenin önemine dikkat çekerek: "Šurany'deki üretim tesisi, önemli katma değer getirecek ve kayda değer sayıda iş yaratacaktır. Aynı zamanda sadece bu bölgedeki değil, tüm Slovakya'daki insanların yaşam kalitesini artırmak için hayati önem taşıyan ekonomik büyümeye katkıda bulunacaktır," dedi. Projenin ilk aşamasında yaklaşık 1.300 yeni istihdam yaratması ve destekleyici endüstrileri bölgeye çekmesi, böylece Slovakya'nın Avrupa'nın yeşil dönüşümündeki rolünü pekiştirmesi bekleniyor.

Bizi Takip Edin

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.