Hava Durumu
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文
Türkçe
English
Русский
Français
العربية
Deutsch
Español
日本語
中文

#Enerji Dönüşümü

Kapsül Haber Ajansı - Enerji Dönüşümü haberleri, son dakika gelişmeleri, detaylı bilgiler ve tüm gelişmeler, Enerji Dönüşümü haber sayfasında canlı gelişmelere ulaşabilirsiniz.

Ali Y. Koç: “Elektrifikasyon Hedefinin Gerçekleşmesi, Ülke Olarak Rekabet Gücümüzü Artırır” Haber

Ali Y. Koç: “Elektrifikasyon Hedefinin Gerçekleşmesi, Ülke Olarak Rekabet Gücümüzü Artırır”

COP31 Küresel İş Ortağı Koç Holding’in Yönetim Kurulu Başkan Vekili Ali Y. Koç, “Oksijen İklimin Ötesinde: Antalya’ya Doğru” zirvesinde Uluslararası Enerji Ajansı Başkanı Dr. Fatih Birol ile bir araya geldi. COP31 öncesinde Rahmi M. Koç Müzesi’nde gerçekleştirilen buluşmada; küresel enerji dönüşümü, rekabetçilik ve iş dünyasının dönüşüm sürecindeki rolü değerlendirildi. Ali Y. Koç ve Dr. Fatih Birol, gazeteci Barçın Yinanç’ın moderatörlüğünü üstlendiği oturumda, COP31’e giden süreçte enerji dönüşümünün ekonomik büyüme ve rekabetçilik üzerindeki etkilerini ele aldılar. Yeşil dönüşüm yatırımlarını teşvik edecek bir ortamın sağlanmasını önemli bulduğunu kaydeden Ali Y. Koç, “Doğası gereği yenilenebilir enerji yüzde 100 üretim yapamıyor, yani 7/24 çalışamıyor. Bugün geldiğimiz noktada yüzde 61 üretim kapasitesi, enerji tüketiminin yüzde 40'ını karşılıyor. Bu arayı kapatabilmek için ciddi anlamda şebeke yatırımlarına ve depolamaya ihtiyacımız var. Bu durum, aynı zamanda iş dünyası için potansiyel sunuyor. Şu anda dünyadaki depolama kapasitesinin 6 misline ihtiyaç var. Dolayısıyla kamunun da iş dünyasına yeşil dönüşüm için yatırım yapabileceği iklimi, yatırımcıyı cezbedecek ortamı sağlaması gerekiyor” dedi. Ali Y. Koç: “İklim, rekabeti belirleyen önemli bir faktör haline geldi” Uluslararası rekabette enerji, finansman, teknoloji, jeopolitik gibi konuların hiç olmadığı kadar birbirine bağlı olduğunu kaydeden Koç, “İklim daha önce bugün olduğu kadar rekabet faktörü değildi. Örneğin sınırda karbon maliyetlendirmesi veya iklimle ilgili teşvikler gibi bu alandaki düzenlemeler ülkeden ülkeye değişiyor. Avrupa'daki enerji maliyeti Amerika'nın iki katı. İşin maliyeti de rekabeti çok etkiliyor” ifadelerini kullandı. Çinli şirketlerin dünyada bu kadar pazar payının artmasının arkasında kamu desteklerinin olduğunu belirten Koç, Çin’in stratejik bağımsızlık perspektifi doğrultusunda uzun yıllardır elektrifikasyonu önceliklendirdiğine dikkat çekti. Ali Y. Koç: “Finans kuruluşları ile finansmana ihtiyacı olan ülkeleri birleştirmek önemli” Koç Holding’in COP31’in Küresel İş Ortaklığı’na değinen Koç, “Hem ülkemizin ev sahipliğine katkı verebileceğimiz için hem de yaptıklarımızı anlatabileceğimiz için heyecanlıyız. Yeni iş birliklerini, teşvikleri, o ağın içinde hem yurt içi hem yurt dışı yeni yatırım imkanlarını sağlayabileceğimizi, geliştirebileceğimizi düşünüyorum” dedi. COP31 Başkanlığının net bir yol haritası olduğunu kaydeden Koç, “Uluslararası Enerji Ajansı, 2035'te enerji tüketiminin yüzde 35'inin elektrik olması hedefinin yüzde 33 olarak gerçekleşeceğini söyledi. Demek ki 2035’te %35 hedefi koyarak gerçekten erişilebilir bir rakamdan bahsediyoruz. Hatta hedefe ulaşıldığı takdirde, özellikle bizim gibi enerjisi ithalata bağımlı ülkelerin enerji maliyetlerinin 400 milyar dolar daha azalacağı öngörülüyor. Bu, daha rekabetçi olabileceğiz demek” dedi. Dünyada sermaye eksikliği olmadığını belirten Koç, “Ülkelerin iklim hedefleri, dönüşüm planları, enerji güvenliği ve bağımsızlığına yönelik projeleri için finansmana ihtiyacı var. Finans kuruluşlarının finansman vermek istediği projeler var, fakat yeterince uygun proje bulamıyorlar. Finans kuruluşları ile finansmana ihtiyacı olan ülkeleri birleştirmek önemli” dedi. Fatih Birol: “Elektrifikasyon çevreye pozitif etkisinin yanı sıra enerji güvenliği açısından da son derece önemli” Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) Başkanı Dr. Fatih Birol ise konuşmasında COP31’de elektrifikasyonla ilgili verilecek taahhütlerin önemine değindi. Birol: “Antalya'da COP31 bittiği zaman, örneğin 150 ülke ‘Dünyadaki şu anda elektriğin toplam enerjideki %23 olan payını 2035’de %35’e çıkarmayı hedefliyoruz’ diye bir bildirgenin altına imza atsa, bu sadece bir siyasi belge olarak kalmaktan çıkacak, piyasalara, yatırımcılara yön verecek” dedi. Birol ülkelerin bundan sonra elektrifikasyon alanında yapacakları yatırımların, alacağı tedbirlerin son derece önemli olduğuna değindi ve “Özellikle bizim gibi enerjiyi ithal eden ülkeler için yatırımlar önemli. Çünkü bizim ithalat rakamlarımız düşecek. Cari açığımızın büyük bir kısmı petrol, doğal gaz kullanımlarından geçiyor. Onlar düşecek. Çevreye pozitif etkisi olacak ve de elektrifikasyon enerji güvenliği açısından son derece önemli” dedi. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerji Dönüşümü 2035’e Kadar Metallere Olan Talebi Artıracak Haber

Enerji Dönüşümü 2035’e Kadar Metallere Olan Talebi Artıracak

Coface Metal Sektörü Ekonomisti Simon Lacoume, “Endüstriyel metaller yeni bir döneme giriyor. Enerji dönüşümü önemli ölçüde yeni talep yaratırken arzın bu talebe yanıt verme kapasitesi giderek azalıyor. Bu iki unsurun bir araya gelmesi bakır, nikel ve alüminyum üzerinde kalıcı bir baskı oluşturabilir ve metal fiyatlarında yeni bir yükseliş dönemini başlatabilir” dedi. Enerji dönüşümü talebi hızlandırıyor Düşük karbonlu teknolojilerin yükselişinden önce de metallere olan talebi güçlü yapısal eğilimler destekliyordu. Kentleşme, altyapı yatırımları ve gelişmekte olan ekonomilerin büyümesi, önümüzdeki yıllarda küresel tüketimi artırmaya devam edecek. İnşaat sektörü küresel çelik tüketiminin yaklaşık yüzde 50’sini oluştururken elektrifikasyon halihazırda küresel bakır talebinin yaklaşık dörtte üçüne karşılık geliyor. Uzun süredir devam eden bu talebe artık enerji dönüşümü ve dijitalleşmenin yarattığı talep de ekleniyor. Yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, bataryalar, elektrik şebekeleri ve veri merkezleri yoğun metal kullanımı gerektiriyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın (IEA) Açıklanan Taahhütler Senaryosu’na (APS) göre temiz teknolojiler, 2035 yılına kadar küresel bakır ve nikel talebinin yüzde 35’ini oluşturabilir. Arz neden talebe yetişemiyor? Talepteki bu hızlanma karşısında arz aynı tempoda ilerlemekte zorlanıyor. Maden arama projelerinin yüzde 1’inden azı faaliyete geçen bir madene dönüşürken mevcut projelerde yeni kapasite geliştirilmesi ortalama 20 yıla yakın sürebiliyor. Bu süre 2000’li yılların başında 15 yıldan daha azdı. Düşük yatırım getirileri, maden yataklarındaki cevher tenörlerinin düşmesi ve artan maliyetler de üreticilerin üretimi hızla artırma kapasitesini sınırlandırıyor. Buna tedarik zincirlerindeki yüksek coğrafi yoğunlaşma da ekleniyor. Endonezya küresel nikel cevheri üretiminin yüzde 67’sini gerçekleştirirken Çin, birçok metalde dünya rafinaj kapasitesinin yarısından fazlasını elinde bulunduruyor. Ticaret kısıtlamaları da giderek artıyor. Kritik minerallerin ithalatını veya ihracatını etkileyen ve 2025 yılı sonu itibarıyla yürürlükte olan önlemlerin sayısı 1.138’e ulaşırken bu sayı 10 yıl önce 357 seviyesindeydi. Bakır, nikel ve alüminyumda 2035’e kadar yapısal arz açığı Arz ve talep arasındaki dengesizliğin, enerji dönüşümü açısından kritik öneme sahip metallerde özellikle belirgin hale gelmesi bekleniyor. Alüminyum, bakır ve nikelde talebin, karbonsuzlaşma sürecinde ilave bir hızlanma yaşanmasa dahi önümüzdeki 10 yılda arzdan daha hızlı büyüyeceği öngörülüyor. Bununla birlikte söz konusu metallerin her biri bu durumdan aynı ölçüde etkilenmiyor. Ekonomilerin elektrifikasyonu ve dijital altyapının geliştirilmesi açısından kritik öneme sahip bakırda, senaryoya bağlı olarak 2035 yılına kadar 1,5 milyon ton ile 6,5 milyon ton arasında arz açığı oluşabilir. Net Sıfır Emisyon Senaryosu’nda bu açık küresel talebin yüzde 17’sine kadar ulaşabilir. Veri merkezlerindeki hızlı büyüme de bu baskıları daha da artırabilir. Nikel ise bataryalar ve elektrikli mobilitenin etkisiyle enerji dönüşümünden en fazla etkilenen metal olarak öne çıkıyor. Net Sıfır Senaryosu’nda rafine nikel piyasasında 2035 yılına kadar yaklaşık 6,5 milyon tonluk arz açığı oluşabilir. Bu rakam, öngörülen talebin yaklaşık yüzde 35’ine karşılık geliyor. Alüminyum piyasasında da arz-talep dengesinin sıkılaşması bekleniyor. Arz açığı 5 milyon ton ile 15 milyon ton arasında gerçekleşerek öngörülen talebin yaklaşık yüzde 10’una ulaşabilir. Alüminyumda kısıtın temelinde kaynakların mevcudiyetinden çok sanayi kapasitesi, gerekli yatırımlar ve rekabetçi fiyatlarla elektriğe erişim bulunuyor. Metallerde yeni bir yükseliş dönemine doğru Bu baskıların fiyatlar üzerinde kalıcı bir etki yaratması bekleniyor. Coface, bakır ve nikel fiyatlarının önümüzdeki 10 yılda yaklaşık iki katına çıkabileceğini öngörürken alüminyum fiyatlarında da güçlü bir artış bekliyor. Buna karşılık çelik ve çinko, arz koşullarının daha az kısıtlı olması ve enerji dönüşümünün yarattığı yeni talebe daha sınırlı ölçüde maruz kalmaları nedeniyle daha düşük risk taşıyor. Üreticiler açısından önümüzdeki dönemde fiyatların yanı sıra kritik metallere erişimin güvence altına alınması, geri dönüşümün geliştirilmesi ve malzeme yoğunluğunun azaltılması da rekabet gücünü belirleyen temel unsurlar haline gelebilir. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Enerjinin Liderleri İstanbul’da Buluşuyor Haber

Enerjinin Liderleri İstanbul’da Buluşuyor

Dii Desert Energy Liderlik Zirvesi’nin bu yıl Türkiye’de düzenlenmesi bölge açısından büyük önem taşıyor. Avrupa ile Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Türkiye’yi kapsayan MENAT bölgesi arasındaki enerji bağlantılarını güçlendirmeyi amaçlayan zirve, Türkiye’nin kıtaları, enerji kaynaklarını ve büyüyen pazarları birbirine bağlayan stratejik konumuna dikkat çekecek. YEO Teknoloji, 16. Dii Desert Energy Liderlik Zirvesi’nin ülke ev sahibi olarak küresel enerji sektörünü İstanbul’da ağırlayacak; Türkiye’nin Avrupa ile MENAT bölgesi arasındaki “yeşil köprü” rolünü, yerli üretim gücünü ve temiz enerji alanındaki küresel vizyonunu uluslararası platforma taşıyacak. Kritik önemdeki yeni rapor kamuoyuyla paylaşılacak Dii Desert Energy, COP31 öncesinde zamanlı ve önemli bir katkı olarak hazırlanan “Türkiye 2035: 120+ GW Güneş ve Rüzgâr Geleceğine Yönelik Stratejik Yol Haritası” başlıklı çalışmayı kamuoyuyla paylaşacak. Türkiye’nin mevcut enerji karmasını ve düşük emisyonlu proje projeksiyonlarını değerlendiren çalışma, ülkenin bölgesel bir temiz enerji üretim, depolama ve iletim merkezine dönüşümünü ortaya koyuyor. Bu dönüşüm; Türkiye’nin geniş yenilenebilir enerji potansiyelinden yararlanarak net fosil enerji ithalatçısı konumundan, Avrupa pazarının enerji ihtiyacına katkı sağlayan stratejik bir temiz enerji ihracatçısına evrilmesini öngörüyor. Çalışma, uluslararası uzmanlar ve Türkiye’deki kilit paydaşlar tarafından hakem değerlendirmesinden geçirildi. Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes, “Hidroelektrik ve jeotermal enerjide dünyanın ilk 10 ülkesi arasında yer alan Türkiye, jeostratejik konumunun sağladığı avantajla güneş enerjisi ve rüzgârda da küresel ölçekte güçlü bir üretici olma potansiyeline sahip. Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’in bu gelişime ivme kazandırmasını bekliyoruz” dedi. UNIDO İklim ve Teknoloji Ortaklıkları Bölümü Başkanı Petra Schwager ise şunları söylüyor: “UNIDO’nun Sanayide Hidrojen Küresel Programı, temiz enerji dönüşümüne zamanlı bir katkı sunan Dii Desert Energy’nin bu yol haritasını memnuniyetle karşılıyor. Rapor, büyük ölçekli yenilenebilir enerji yatırımları ile yeşil hidrojenin gelişimi arasındaki sinerjiyi ortaya koyarak Türkiye’nin sanayide karbonsuzlaşmaya ve bölgesel enerji iş birliğine öncülük etme potansiyelini vurguluyor. COP31’e doğru ivme artarken bu yayın; iklim eylemini, rekabetçiliği ve sürdürülebilir sanayi gelişimini hızlandıracak uygulanabilir yollar arayan politika yapıcılar, sektör liderleri ve yatırımcılar için değerli öngörüler sunuyor.” “Türkiye 2035: 120+ GW Güneş ve Rüzgâr Geleceğine Yönelik Stratejik Yol Haritası” çalışması, 30 Eylül’de düzenlenecek zirvede Dii Desert Energy Araştırma Direktörü Dr. Chiara Aruffo ve Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes tarafından resmen tanıtılacak. 120 GW’lık temiz enerji hedefi Türkiye’nin yalnızca bir enerji geçiş koridoru değil; yenilenebilir enerji, enerji depolama, ileri teknolojiler ve üretim yetkinlikleriyle bölgesel bir temiz enerji merkezi olma potansiyeli, zirvenin temel gündem maddelerinden birini oluşturacak. Türkiye’nin 2035 yılına kadar toplam güneş ve rüzgâr kapasitesini 120 GW’ın üzerine çıkarma hedefi; şebeke yatırımları, bataryalı enerji depolama sistemleri ve sınır ötesi enerji bağlantılarıyla birlikte uluslararası bir perspektiften ele alınacak. Zirve; Dii Desert Energy Başkanı Paul van Son, Dii Desert Energy CEO’su Cornelius Matthes ile YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız’ın açılış konuşmalarıyla başlayacak. Programda EBRD, Dünya Bankası, KfW IPEX-Bank, Masdar, Fraunhofer ISE, TÜREB, Sabancı Grubu, Enerjisa Üretim, Zorlu Enerji, Limak Enerji, Envision Energy, Siemens Energy, Bosch, thyssenkrupp Uhde, RWE, Kawasaki Heavy Industries, Med-TSO, CWP ve Smartenergy gibi uluslararası kurum ve şirketlerden üst düzey temsilcilerin katılacağı oturumlar yer alacak. Zirvede enerji güvenliği, uluslararası iş birliği, hidrojen ekonomisinin mevcut durumu, yapay zekâ ve veri merkezlerinin enerji sistemleri üzerindeki etkisi, jeopolitik gelişmeler ve enerji depolama teknolojilerinin yanı sıra birçok farklı konu ele alınacak. Küresel enerji liderleri REAP Battery Fabrikası’nda buluşacak Zirvenin ikinci gününde küresel enerji liderleri, YEO Teknoloji’nin Tuzla’daki REAP Battery Fabrikası’nda bir araya gelecek. Katılımcılar böylece Türkiye’nin enerji dönüşümündeki rolünü yalnızca konferans salonlarında tartışmakla kalmayacak, üretimin merkezinde yerinde deneyimleme fırsatı da bulacak. YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO’su Tolunay Yıldız’ın ev sahipliğinde gerçekleştirilecek programda, YEO Teknoloji İş Geliştirme ve Satıştan Sorumlu Başkan Yardımcısı Barış Esen, bataryalı enerji depolama sistemlerinde ulaşılan son kilometre taşlarını paylaşacak. YEO Teknoloji Yönetim Kurulu Üyesi Mevhibe Canan Özsoy ise jeopolitik gelişmelerin enerji dönüşümü üzerindeki etkisinin ele alınacağı oturuma başkanlık edecek. Programın öne çıkan bölümlerinden biri, katılımcılara özel düzenlenecek REAP Battery Fabrikası gezisi olacak. Yaklaşık 5 GWh yıllık üretim kapasitesine sahip tesiste katılımcılar; ileri enerji depolama çözümlerinin tasarım ve üretimden sistem entegrasyonuna, küresel enerji projelerinde devreye alınmasına kadar uzanan uçtan uca yolculuğunu yerinde inceleyecek. REAP Battery; YEO Teknoloji’nin mühendislik, üretim, sistem entegrasyonu ve anahtar teslim EPC yetkinliklerini bir araya getiren entegre enerji ekosisteminin önemli bir bileşeni konumunda bulunuyor. Fabrika gezisi, Türkiye’nin enerji depolama teknolojileri açısından yalnızca büyüyen bir pazar olmadığını, aynı zamanda teknoloji geliştiren ve üreten bir merkez olma hedefini de uluslararası enerji liderlerine gösterecek. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Garanti BBVA ve BBVA, New York İklim Haftası’nda Küresel İklim Gündeminin Merkezinde Yer Aldı Haber

Garanti BBVA ve BBVA, New York İklim Haftası’nda Küresel İklim Gündeminin Merkezinde Yer Aldı

Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten, BBVA Kurumsal Bankacılık ve Sürdürülebilirlik Küresel Başkanı Javier Rodriguez Soler, Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige ve BBVA Sürdürülebilirlik Direktörlerinden Antoni Ballabriga ve Garanti BBVA Sürdürülebilirlik Direktörü İrem Barzilay, hafta kapsamında gerçekleştirilen etkinlik, konferans ve üst düzey yuvarlak masa toplantılarına katılarak deneyim ve görüşlerini paylaştı; Küresel gelişmeleri, Türkiye’nin ve finans ekosisteminin sürdürülebilir dönüşüm sürecini ve COP31’e giden süreçte öne çıkan başlıkları uluslararası paydaşlarla değerlendirdi. New York İklim Haftası ve eş zamanlı gerçekleştirilen 19. Türkiye Yatırım Konferansı kapsamında Türkiye’nin sürdürülebilir yatırım potansiyeli ve dönüşüm süreci de uluslararası paydaşlarla ele alınırken, Kasım ayında Antalya’da gerçekleştirilecek COP31 öncesinde iklim gündeminde hedeflerin ötesine geçerek uygulamanın hızlandırılması gerektiği vurgulandı. Bu kapsamda, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Sayın Alparslan Bayraktar’ın liderliğinde düzenlenen Enerji konulu yuvarlak masa toplantısında Türkiye’nin enerji dönüşümü, enerji güvenliği ve bu alanlardaki yatırım gündemi uluslararası paydaşlarla değerlendirildi. Ayrıca COP31 İş Forumu Danışma Kuruluna katılan Garanti BBVA yöneticileri, iş dünyasında dönüşümün hızlandırılması, yatırım ortamının güçlendirilmesi ve sürdürülebilir yatırımların ölçeklendirilmesine yönelik önceliklerinin COP31 gündemine taşınmasına katkı sundu. “Artık hedef koymanın ötesine geçip uygulamayı hızlandırmak gerekiyor” Garanti BBVA Genel Müdürü Mahmut Akten yaptığı değerlendirmede, iklim dönüşümünde finansmanın etkisinin yalnızca rakamlarla değil, bu finansmanın hayata geçirdiği yatırımlarla ölçülmesi gerektiğine dikkat çekti. Akten, “Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek COP31 öncesinde burada en sık karşılaştığımız konu artık hedef koymanın ötesine geçip uygulamayı hızlandırmak gerekliliği. Finans dünyasında rakamları ve grafikleri çok severiz ancak asıl etkiyi bu rakamların ardındaki hikayelerde görüyoruz. Bir yatırımın nasıl hayata geçtiği, bir şirketin hangi teknolojiyle dönüşebildiği ya da bir riskin nasıl yönetilebilir hale geldiği, finansmanın gerçek etkisini gösteriyor.” dedi. Akten, sürdürülebilir dönüşümde finans sektörünün rolünü daha iyi anlamak ve anlatmak için deneyimlerini paylaşmaya önem verdiklerini belirterek; sürdürülebilir finansman, temiz enerji, elektrifikasyon, döngüsel ekonomi, dirençli şehirler ve altyapılar, tarım ve biyoçeşitlilik gibi başlıklarda uygulanabilir çözümler için kamu, özel sektör, yatırımcılar, akademi ve sivil toplumla iş birliğini sürdürdüklerini söyledi. BBVA Kurumsal Bankacılık ve Sürdürülebilirlik Küresel Başkanı Javier Rodriguez Soler ise, tüm dünyadan sürdürülebilirlik liderlerinin bir araya geldiği etkinlik ve COP31 süreci ile ilgili olarak, “New York İklim Haftası, COP31 öncesindeki hazırlık çalışmalarının ilerlemesine katkı sağlarken, önümüzdeki dönemin en önemli gündemlerinden birine, hedeflerden uygulamaya geçişe, dikkat çekiyor. Finans sektörü de sermayeyi harekete geçirip, projelerin finansman açısından uygulanabilir hale gelmesine katkı sunarak ve yatırımların beraberinde getirdiği riskleri yöneterek bu sürece destek sağlayabilir. Sürdürülebilirliği büyümenin itici güçlerinden ve stratejik önceliklerinden biri olarak gören BBVA olarak biz de finansman alanındaki deneyimimizle ve müşterilerimizi destekleyerek bu dönüşüme katkı sunmak istiyoruz.” açıklamasını yaptı. BBVA Sürdürülebilirlik Direktörü Antoni Ballabriga da İklim Finansmanı Üst Düzey Çözümler Diyaloğu panelinde, bankaların öngörülebilir nakit akışları yaratacak ulusal politika çerçevelerine ihtiyaç duyduğuna dikkat çekti. Bu kapsamda, talep tarafını destekleyen politikaların, yükümlülüklerin ve karbon fiyatlandırma mekanizmalarının önemini vurguladı. Ballabriga ayrıca, yatırım yapılabilir nitelikte ulusal dönüşüm ve adaptasyon planlarına ve bu planları destekleyecek, izin süreçlerini hızlandıran düzenlemelere ihtiyaç olduğunu belirtti. Sinem Edige, enerji dönüşümünün finansmanını değerlendirdi Garanti BBVA Genel Müdür Yardımcısı Sinem Edige ise New York İklim Haftası kapsamında düzenlenen UN Global Compact Leaders Summit’te “Temiz Enerji Dönüşümünü Hızlandırmanın Önündeki Finansman ve Politika Engelleri” başlıklı panelde konuştu. Edige, enerji dönüşümünün önündeki temel engelin yalnızca sermaye eksikliği olmadığını, sermayeyi ölçekli biçimde çekebilecek yatırım yapılabilir projelerin geliştirilmesinin ve bunların doğru finansman modelleri ile desteklenmesinin kritik önem taşıdığını belirtti. Özellikle gelişmekte olan piyasalarda yüksek finansman maliyetleri, kur riski, düzenleyici belirsizlikler ve altyapı kısıtlarının güçlü projelerin finansmana erişimini zorlaştırabildiğine dikkat çeken Edige, bankaların rolünün yalnızca finansman sağlamakla sınırlı olmadığını, finansmanı doğru projelerle buluşturmanın önemini vurguladı. Edige, bankaların doğru vade ve sermaye yapısını oluşturmak, riskleri yönetmek, gerektiğinde garanti ve kalkınma finansmanı mekanizmalarını devreye almak ve projeleri doğru sermaye kaynaklarıyla buluşturmak yoluyla yatırım yapılabilirliğe katkı sağlayabileceğini ifade etti. Edige ayrıca Türkiye’nin yenilenebilir enerji kaynakları, sanayi kapasitesi ve Avrupa değer zincirleriyle bağlantılarının güçlü bir yatırım zemini sunduğunu belirterek, Garanti BBVA’nın EBRD, MIGA, GGF ve EFSE gibi kurumlarla geliştirdiği finansman ve risk paylaşımı mekanizmalarının yerel piyasa bilgisi ile uluslararası sermayeyi bir araya getirdiğini söyledi. Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapmasının da bu potansiyeli kalıcı bir düşük karbonlu yatırım akışına dönüştürmek açısından önemli bir fırsat sunduğunu belirten Edige, Garanti BBVA ve BBVA’nın COP31’in Küresel Bankacılık Partnerleri olarak özel sektör, kalkınma kuruluşları ve yatırımcıları yatırım yapılabilir projeler, sürdürülebilir ve geçiş finansmanı yapıları ve hedefli risk paylaşımı mekanizmaları etrafında bir araya getirmeyi hedeflediğini ifade etti. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Schneider Electric’ten Vincent Petit, COP31 İş Forumu’na Eş Başkan Haber

Schneider Electric’ten Vincent Petit, COP31 İş Forumu’na Eş Başkan

Küresel enerji teknolojisi lideri Schneider Electric'in İklim ve Enerji Dönüşümü Araştırmaları Kıdemli Başkan Yardımcısı Vincent Petit, COP31 İş Forumu bünyesindeki Elektrifikasyon ve Enerji Dönüşümü Çalışma Grubu’na eş başkan seçildi. Petit, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) tarafından yürütülen forumun yedi çalışma grubundan biri olan grubun eş başkanları arasında yer aldı. COP31 Özel Sektör Elçisi TOBB tarafından yürütülen COP31 İş Forumu, yedi çalışma grubunda toplam 700’ü aşkın üyeyi bir araya getiriyor. Forum kapsamında, COP31 Eylem Gündemi’nin uygulanmasına katkı sağlayacak bir iş dünyası yol haritası hazırlanıyor. Çalışmalarla, farklı sektörlerden şirketlerin iklim alanındaki iyi uygulama örneklerinin ve uygulamaya dönük önerilerinin resmi kanallardan COP31 Başkanlığına iletilmesi amaçlanıyor. Schneider Electric İklim ve Enerji Dönüşümü Araştırmaları Kıdemli Başkan Yardımcısı Vincent Petit, eş başkanlık görevine ilişkin şunları söyledi: “Enerji dönüşümünü hızlandırmak için bugün sahip olduğumuz teknolojileri daha yaygın kullanmamız gerekiyor. Elektrifikasyonu, temiz enerji kaynakları ve enerjiyi daha verimli kullanmamızı sağlayan dijital çözümlerle birlikte ele aldığımızda, şirketlerin emisyonlarını azaltırken enerji maliyetlerini yönetmelerine ve faaliyetlerini daha dayanıklı hale getirmelerine yardımcı olabiliriz. Schneider Electric olarak elektrifikasyon, otomasyon ve dijitalleşme alanlarındaki deneyimimizi bu çalışmalara taşımak istiyoruz. COP31 İş Forumu, farklı sektörlerin deneyimlerini paylaşması ve uygulanabilir öneriler geliştirmesi için değerli bir buluşma noktası. Çalışma grubundaki paydaşlarımızla birlikte, iş dünyasının enerji dönüşümüne katkısını artıracak öneriler üzerinde çalışmayı hedefliyoruz.” Forumun New York programı, 22 Eylül 2026’da TOBB ve Bloomberg’in ev sahipliğinde düzenlenen COP31 İş Forumu New York Diyaloğu ile başladı. New York İklim Haftası kapsamındaki programda, çalışma gruplarının 22–25 Eylül tarihli ikinci yüz yüze toplantıları da yer alıyor. Çalışmaların sonuçları, 12–13 Kasım’da Antalya’da düzenlenecek COP31 İş Dünyası ve Yatırım Zirvesi’nde açıklanarak devlet ve hükümet başkanlarına sunulacak. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

COP31’e Giderken Enerjide Gözler Yatırımlarda Haber

COP31’e Giderken Enerjide Gözler Yatırımlarda

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın paylaştığı 2035 yol haritası, yeni üretim kapasitesinin yanı sıra güçlü bir şebeke altyapısına ve önemli ölçüde finansmana duyulan ihtiyacı da beraberinde getiriyor. Türkiye’nin 2035’e kadar iletim ve dağıtım altyapısında yaklaşık 80 milyar dolarlık yatırım gerçekleştirmesi öngörülüyor. COP31’İN ENERJİ GÜNDEMİ TÜRKİYE’NİN 2035 HEDEFLERİYLE KESİŞİYOR Önceki kararların hayata geçirilmesine odaklanan bir “Uygulama COP’u” olarak kurgulanan COP31’de, Başkanlığın Eylem Gündemi’ndeki 10 öncelik alanından biri “Temiz Enerji Dönüşümü ve Elektrifikasyon” olarak belirlendi. Türkiye’nin enerji dönüşümünde de yeni rüzgâr ve güneş kapasitesinin devreye alınması kadar, bu kapasiteyi taşıyacak şebekenin güçlendirilmesi, depolama yatırımlarının geliştirilmesi ve finansmana erişim öne çıkıyor. Bu paralelliğe dikkat çeken Arıcı, “COP31’de dünyanın tartışacağı başlıkların önemli bir bölümü bugün bizim enerji sektörümüzün de gündeminde. Yeni kapasiteyi sisteme kazandırırken şebeke, depolama ve finansman tarafını da aynı hızda geliştirmek zorundayız. Türkiye’nin burada ortaya koyacağı uygulama kapasitesi, enerji dönüşümündeki konumunu da belirleyecek” dedi. 120 GW HEDEFİ İÇİN HER YIL 8-9 GW YENİ KAPASİTE Türkiye’nin 2035’e kadar rüzgâr ve güneşte 120 GW kurulu güce ulaşabilmesi için her yıl ortalama 8-9 GW yeni kapasitenin devreye alınması gerekiyor. Bu ölçekte bir büyümenin izin, mühendislik, finansman ve şebeke bağlantısı süreçlerinin birlikte yönetilmesini gerektirdiğini belirten Arıcı, “Önümüzdeki dönemde yalnızca ne kadar kapasite tahsis edildiğine değil, bunun ne kadarının yatırıma dönüştüğüne ve hangi sürede üretime geçtiğine bakmamız gerekiyor. Bu hıza ulaşmak, yatırım zincirinin bütün halkalarının aynı anda çalışmasına bağlı” dedi. HIZIN ANAHTARI: ÜST ÖLÇEKLİ ENERJİ ALTYAPISI PLANI VE PARALEL İZİN SÜREÇLERİ Projelerin sahada karşılaştığı en önemli darboğazların başında izin süreçlerinin ve arazi kullanım çakışmalarının geldiğini vurgulayan Arıcı, çözüm önerisini şöyle aktardı: “Yenilenebilir enerji projelerinde süreyi çoğu zaman mühendislik değil, izinler belirliyor. ÇED, imar, kamulaştırma ve kurum görüşlerinin birbirini beklemeden paralel yürütülmesi, bu süreyi ciddi ölçüde kısaltır. Bunun ötesinde, ülkenin tüm enerji kaynaklarını, büyüme hedeflerini ve bunları taşıyacak şebekeyi tek bir çerçevede ortaya koyan, üst ölçekli bir Ulusal Enerji Altyapısı Ana Planı’na ihtiyacımız var. Rüzgâr ve güneş için uygun alanlar, maden, orman, tarım ve koruma alanlarıyla çakışmaları önceden çözülerek bu planla belirlenirse, yatırımcı sahaya çıkmadan o alanın hazır olduğunu bilir; hem yerli hem yabancı sermaye çok daha hızlı harekete geçer.” YENİLENEBİLİR YATIRIMLAR ENERJİDE DIŞA BAĞIMLILIĞI AZALTACAK Yeni kapasitenin ekonomik etkisi de enerji dönüşümünün önemli başlıklarından birini oluşturuyor. Yenilenebilir enerjinin iklim hedeflerinin ötesinde ekonomik bir karşılığı bulunduğunu vurgulayan Arıcı: “Rüzgâr ve güneşte atılan her yeni yatırım adımı yalnızca emisyon azaltımı açısından değerlendirilmemeli. Yerli ve yenilenebilir kaynakların sistemdeki payı büyüdükçe enerji arz güvenliğimiz güçleniyor, ithalata bağımlılığımız azalıyor. Enerji dönüşümünü aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik dayanıklılığını güçlendirecek bir yatırım programı olarak görmeliyiz” ifadelerini kullandı. GÜÇLÜ BİR GEÇMİŞ, GÜVENİLİR BİR YATIRIM PAZARI Türkiye’nin yenilenebilir enerjide son yıllarda katettiği mesafe, önümüzdeki dönem için de güçlü bir referans sunuyor. Yenilenebilir kaynakların toplam kurulu güç içindeki payı yüzde 62’ye ulaşırken, 2014’te 40 MW düzeyinde olan güneş enerjisi kurulu gücü bugün yaklaşık 28 GW’a, 2005’te 19 MW olan rüzgâr enerjisi kurulu gücü ise 15,5 GW’a yükseldi. Bu gelişimin uluslararası yatırımcılar açısından önemli bir güven unsuru olduğunu vurgulayan Arıcı: “Türkiye’nin yenilenebilir enerjide geçmişte yürüdüğü yol son derece kıymetli ve geleceğe dair de net bir fikir veriyor. Özel sektör eliyle istikrarla büyüyen bu pazar, bugün yatırımcı için güvenilir bir adres. COP31 vesilesiyle yabancı yatırımcıları da Türkiye’nin enerji dönüşümüne ortak olmaya davet ediyoruz. ARI-ES olarak geçmişte Türkiye’nin rüzgâr ve güneş kapasitesinin büyümesinde nasıl yer aldıysak, bugün de depolama, hibrit santraller ve güçlü şebeke altyapısıyla şekillenen yeni elektrik mimarisinde yerimizi aldık” dedi. COP31’DE TÜRKİYE’NİN EN GÜÇLÜ MESAJI UYGULAMA OLMALI COP31’in Türkiye’nin enerji dönüşümünü uluslararası yatırımcılarla buluşturmak açısından önemli bir platform olacağını belirten Arıcı, sözlerini şöyle tamamladı: “Türkiye’nin rüzgâr ve güneş potansiyelini, mühendislik birikimini ve proje geliştirme kabiliyetini yatırım hızıyla desteklememiz gerekiyor. COP31 sürecinde verebileceğimiz en güçlü mesaj, Türkiye’nin yalnızca rüzgâr ve güneş potansiyeliyle değil, bu potansiyeli hızla yatırıma dönüştürme kapasitesiyle de öne çıktığını göstermektir.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

Sabancı Holding, “COP31 Elektrifikasyon Partneri” Oldu Haber

Sabancı Holding, “COP31 Elektrifikasyon Partneri” Oldu

Sabancı Holding, Türkiye’nin ev sahipliğinde 9-20 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin 31. Taraflar Konferansı’nın (COP31) Elektrifikasyon Partneri oldu. Sabancı Holding, bu stratejik iş birliğiyle iklim hedeflerine ulaşılmasında elektrifikasyonun rolüne dikkat çekerken; elektrifikasyonun enerji güvenliği, ekonomik rekabetçilik, sanayi dönüşümü ve sürdürülebilir kalkınma açısından taşıdığı önemin küresel ölçekte gündeme taşınmasına katkı sağlayacak. ELEKTRİĞİN MERKEZDE OLDUĞU YENİ BİR DÖNEME GİRİYORUZ COP31 Başkanlığı Eylem Gündemi kapsamında, bugün yüzde 20’nin biraz üzerinde olan elektriğin küresel nihai enerji talebindeki payının 2035’e kadar yüzde 35’e çıkarılması hedefleniyor. COP31 Başkanlığı tarafından ortaya konulan “35by35” küresel hedefi, ulaşım, sanayi ve binalar başta olmak üzere bugün büyük ölçüde fosil yakıtlara dayanan alanlarda enerji güvenliği, uygun maliyetli enerjiye erişim ve sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda elektriğe geçişi hızlandırmayı amaçlıyor. Bu kapsamda ülkelerin yanı sıra şirketler, finans kuruluşları ve diğer paydaşların da bu dönüşümün hızlandırılmasına katkı sağlaması hedefleniyor. Elektrifikasyonun önümüzdeki dönemin en önemli küresel dönüşümlerinden biri olacağını belirten Sabancı Holding CEO’su Kıvanç Zaimler, şu değerlendirmede bulundu: “Türkiye’nin lider elektrifikasyon oyuncusu Sabancı Holding olarak, COP31 Elektrifikasyon Partneri olmaktan büyük memnuniyet duyuyoruz. Dünya enerjide yeni bir döneme giriyor. Elektriğin hayatımızdaki rolü her geçen gün büyüyor. Artık elektriği yalnızca evlerimizi aydınlatmak veya fabrikalarımızdaki makineleri çalıştırmak için kullanmıyoruz. Otomobillerimiz elektrikli hale geliyor; ısınmadan ulaşıma, sanayiden günlük yaşama kadar daha fazla alanda elektrik kullanıyoruz. Yapay zekâ, veri merkezleri, robotlar ve geleceğin teknolojileri de elektriğe ihtiyaç duyuyor. Bu nedenle elektrifikasyon yalnızca bir enerji veya iklim konusu değil. Ekonominin, sanayinin ve teknolojinin geleceğini şekillendirecek kapsamlı bir dönüşümden söz ediyoruz. Doğru şekilde yönetilecek bir elektrifikasyon dönüşümü, Türkiye için uzun vadeli bir kalkınma, sanayileşme ve teknolojik gelişim ve dönüşüm fırsatı yaratabilir.” “TÜRKİYE’NİN YENİ BAŞARI HİKÂYESİ ELEKTRİFİKASYON OLABİLİR” Enerji dünyasının uzun yıllardır çözmeye çalıştığı temel konunun enerji güvenliği, uygun maliyetli enerjiye erişim ve sürdürülebilirliğe aynı anda ulaşmak olduğunu belirten Zaimler, elektrifikasyonun bu denklemi değiştirebilecek en önemli araçlardan biri olduğunu söyledi. Zaimler sözlerine şöyle devam etti: “Türkiye bu dönüşüm açısından çok güçlü bir potansiyele sahip. Güneş ve rüzgâr kaynaklarımızın yanı sıra güçlü bir sanayimiz, gelişmiş bir enerji altyapımız, yatırım yapabilen dinamik bir özel sektörümüz, güçlü finans kuruluşlarımız ve yetişmiş insan kaynağımız var. Jeopolitik konumumuz da önemli bir avantaj sağlıyor. Geçmişte enerji güvenliği denildiğinde petrol ve doğal gaz boru hatları öne çıkıyordu. Gelecekte ise temiz elektriğin ülkeler arasında taşınmasını sağlayan yeşil enerji koridorları daha önemli hale gelecek.” “ELEKTRİFİKASYON VE ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ ÇALIŞMA GRUBU’NUN EŞ BAŞKANLIĞINI ÜSTLENİYORUZ” COP31’in Türkiye’de düzenlenmesinin, ülkenin bu küresel dönüşümde deneyimlerini ve çözüm önerilerini paylaşması açısından önemli bir fırsat olduğunu ifade eden Zaimler, TOBB liderliğinde oluşturulan COP31 Business Forum’un kamu, özel sektör, finans dünyası ve uluslararası kuruluşları bir araya getirmesi açısından önemli bir platform olduğunu belirtti. Zaimler şöyle konuştu: “Sabancı Holding olarak biz de bu yapı kapsamında Elektrifikasyon ve Enerji Dönüşümü Çalışma Grubu’nun eş başkanlığını üstleniyoruz. Böylece kamu ve özel sektör arasındaki diyaloğu güçlendirirken, uygulanabilir ve ölçeklenebilir modelleri uluslararası paydaşlarla paylaşacağız.” Sabancı Holding’in COP31’de üstlendiği Elektrifikasyon Partneri rolünün, Topluluğun uzun vadeli stratejisiyle doğrudan örtüştüğünü belirten Zaimler, Sabancı’nın bu alandaki çalışmalarının uzun yıllara dayandığını vurguladı: “Sabancı olarak bizim farkımız, elektrifikasyonu yalnızca desteklememiz değil; bu dönüşümü doğrudan sahada hayata geçiriyor olmamız. Bu, uzun yıllardır yatırım yaptığımız ve bugün Topluluğumuzun farklı yetkinliklerini aynı hedef etrafında buluşturan stratejik bir büyüme ve dönüşüm alanı. Türkiye’nin en büyük enerji portföyüyle enerji üretimi, dağıtımı ve şebeke altyapısında güçlü bir konuma sahibiz. Enerjisa Üretim ile temiz elektrik üretiyoruz, Enerjisa Enerji ile enerji dağıtım ve şebeke altyapısında rol alıyoruz, Eşarj ve Temsa ile mobilitenin elektrifikasyonuna katkı sağlıyoruz. Çimsa, Brisa ve Kordsa gibi şirketlerimizle sanayinin dönüşümünü destekliyoruz. Akbank ile dönüşümü finanse ederken, Aksigorta ile yenilenebilir enerji, elektrikli araçlar, şarj altyapısı ve yeni teknolojilere yönelik sigorta çözümleri sunuyoruz. SabancıDx ile teknoloji geliştiriyoruz, Sabancı Climate Technologies ile iklim teknolojilerini ölçeklendiriyoruz. Sabancı Üniversitesi ve Sabancı Üniversitesi İstanbul Uluslararası Enerji ve İklim Merkezi (IICEC) ile de geleceğin enerji sistemleri üzerine bilgi üretiyoruz. Kısacası, elektrifikasyonun üretimden dağıtıma, mobiliteden sanayiye, teknolojiden finansmana kadar farklı alanlarında lider olarak faaliyet gösteriyoruz. Bu yetkinliklerimizi bir araya getirerek Türkiye’nin elektrifikasyon dönüşümüne her işimizde katkı sağlıyoruz. Başlayan bu yeni elektrik çağında, hedefimiz, ülkemizi dünyadaki merkez ülkelerden biri olma yolculuğunda tüm gücümüzle desteklemek.” Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

EIF 2026’da Enerji Yatırımları Ve Yeni Teknolojiler Öne Çıkacak Haber

EIF 2026’da Enerji Yatırımları Ve Yeni Teknolojiler Öne Çıkacak

Enerji sektöründe yatırımların yönü; artan elektrik talebi, enerji arz güvenliği, şebeke esnekliği ve yeni teknolojilerle birlikte yeniden şekilleniyor. EIF 2026, üç gün boyunca sektörün güncel yatırım ve teknoloji gündemini Antalya’ya taşıyacak. Fuar kapsamında gerçekleştirilecek oturumlar, B2B görüşmeler ve iş toplantılarıyla yeni ticari bağlantıların ve yatırım iş birliklerinin kurulması hedefleniyor. 2025 yılında İngiltere, Almanya, Çin, İsviçre, Kosova ve Avusturya başta olmak üzere 25 ülkeden ticari heyeti ağırlayan EIF, 2026’da uluslararası katılımını daha da genişletmeye hazırlanıyor. Bu yıl Yurt dışından 32 farklı alım heyetinin Antalya’da sektör temsilcileriyle bir araya gelmesi planlanırken, birebir görüşmelerle Türk enerji sektörünün uluslararası pazarlardaki ticari temaslarının güçlendirilmesi hedefleniyor. KARBON PİYASALARI VE YEŞİL DÖNÜŞÜM EIF 2026’DA GÜNDEMDE Enerji dönüşümünün yanı sıra karbon piyasaları ve sürdürülebilirlik başlıkları da EIF 2026’nın önemli gündem alanlarından birini oluşturacak. EIF Karbon Piyasaları Kongresi, karbon piyasalarının gelişimi, Türkiye’nin emisyon ticaret sistemi hazırlıkları, Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM), karbon kredileri, iklim finansmanı ve yeşil dönüşüm gibi başlıkları sektörün gündemine taşıyacak. Karbon piyasalarının yalnızca çevresel hedefler açısından değil, şirketlerin rekabetçiliği, yatırım kararları ve uluslararası ticaret açısından da giderek daha stratejik hale gelmesiyle birlikte kongrenin; kamu, özel sektör, yatırımcılar ve finans dünyası arasında bilgi ve iş birliği zemini oluşturması hedefleniyor. EIF’in karbon piyasaları odağı, enerji dönüşümü ile ekonomik ve çevresel sürdürülebilirlik arasındaki bağlantıyı güçlendiren önemli başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. 20 YILLIK BİRİKİMİMİZİ YENİ İŞ BİRLİKLERİNE TAŞIYACAĞIZ Organizasyona ilişkin şu değerlendirmelerde bulunan EIF Yönetim Kurulu Başkanı M. Murat Dilek: “EIF’i ilk kez düzenlediğimiz günden bugüne enerji sektöründeki büyük dönüşüme yakından tanıklık ettik. Bu süreçte sektörün değişen gündemini, yeni teknolojileri, yatırımcıları ve karar vericileri aynı platformda buluşturduk. Bu yıl Antalya’da 30 bin metrekarelik alanda yaklaşık 200 firma ve 30 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırlamayı hedefliyoruz. Enerji depolama ve Tarım GES başta olmak üzere sektörün önümüzdeki dönem yatırım kararlarını şekillendirecek başlıkları gündeme taşıyacağız. 20 yıllık birikimimizi yeni yatırımlar ve uluslararası iş birlikleriyle ileriye taşımak istiyoruz.” 30 BİN METREKAREDE YAKLAŞIK 200 FİRMA 30 bin metrekarelik alanda yaklaşık 200 firmanın katılımıyla gerçekleşecek EIF 2026’nın, 30 binin üzerinde ziyaretçiyi ağırlaması bekleniyor. Organizasyon; enerji şirketlerinin yanı sıra yatırımcıları, finans kuruluşlarını, teknoloji sağlayıcılarını, mühendislik şirketlerini ve sektör profesyonellerini bir araya getirecek. Fuarın öne çıkan gündemlerinden birini enerji depolama sistemleri ve Tarım GES uygulamaları oluşturacak. Enerji arz güvenliği ve şebeke esnekliği açısından önemi artan depolama yatırımları ile tarımsal üretimde enerji kullanımına yönelik yeni modeller, sektör temsilcilerinin gündeminde olacak. ULUSLARARASI ENERJİ BULUŞMASI ANTALYA’DA Antalya’nın uluslararası ulaşım ağı ve Akdeniz havzasındaki konumu, organizasyonun uluslararası katılım hedefini de destekleyecek. Türkiye’nin yanı sıra yurt dışından sektör temsilcilerinin katılımının hedeflendiği EIF 2026’da, B2B görüşmeler aracılığıyla şirketler ve yatırımcılar arasında doğrudan ticari temas kurulacak. EIF 2026 Enerji Kongresi ve Fuarı, 5–7 Kasım 2026 tarihlerinde Antalya ANFAŞ Fuar Merkezi’nde gerçekleştirilecek. Detaylı bilgi ve kayıt için: www.eif2050.com Domino Fuarcılık Hakkında: Domino Organizasyon, 1999 yılından beri Ulusal ve Uluslararası kongre, seminer, sempozyum, fuar düzenliyor. Takım çalışması ruhunu benimsemiş, gelişime açık, tecrübeli kadrosu ile modern, yenilikçi ve kaliteli hizmet sunarak, koşulsuz müşteri memnuniyetini hedefliyor. EIF Dünya Enerji Kongresi ve Fuarı EIF Dünya Enerji Kongresi ve Fuarı, Türkiye'nin enerji sektöründeki en büyük ve en prestijli uluslararası etkinliklerinden biridir. 20 yıldır enerji sektörünün nabzını tutan EIF, ilk olarak bir kongre olarak başlamış ve zamanla genişleyerek Türkiye'nin en büyük enerji fuarı haline gelmiştir. Her yıl düzenlenen etkinliğimiz, yerli ve yabancı yatırımcıların ajandasında mutlaka yer alan, sektör profesyonellerinin buluştuğu stratejik bir platformdur. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

SOCAR Türkiye ve İTÜ’den “Sürdürülebilirlik Sertifika Programı” İş Birliği Haber

SOCAR Türkiye ve İTÜ’den “Sürdürülebilirlik Sertifika Programı” İş Birliği

Türkiye’nin en büyük doğrudan dış yatırımcısı ve entegre endüstri grubu SOCAR Türkiye, enerji sektöründe hız kazanan dönüşüm sürecinin gerektirdiği yeni yetkinliklerin geliştirilmesine katkı sağlamak amacıyla İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ile önemli bir iş birliği gerçekleştirdi. İTÜ Sürekli Eğitim Merkezi koordinasyonuyla düzenlenen programı başarıyla tamamlayan katılımcılara sertifikaları, SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov ve İTÜ Rektörü Prof. Dr. Hasan Mandal tarafından takdim edildi. Sürdürülebilirlik Sertifika Programı’na ilişkin değerlendirmelerde bulunan SOCAR Türkiye CEO’su Elchin Ibadov, SOCAR Türkiye’nin enerji dönüşümündeki rolünü vurgulayarak şunları söyledi: “Enerji sektörü, sürdürülebilirlik hedefleri, teknolojik gelişmeler ve değişen küresel ihtiyaçlar doğrultusunda çok boyutlu bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün başarıya ulaşmasında en önemli unsurlardan birinin, değişimi anlayan ve yönetebilen nitelikli insan kaynağı olduğuna inanıyoruz. İTÜ ile hayata geçirdiğimiz Sürdürülebilirlik Sertifika Programı ile akademinin bilgi birikimini sektörün deneyimiyle bir araya getirerek, profesyonellerin geleceğin ihtiyaçlarına yönelik yetkinliklerini geliştirmeyi hedefledik. Programı başarıyla tamamlayarak sertifika almaya hak kazanan tüm katılımcılarımızı tebrik ediyor, edindikleri bilgi ve deneyimlerle sürdürülebilirlik dönüşümüne değerli katkılar sunacaklarına inanıyoruz” dedi. Enerji sektörü ve akademi aynı platformda Program kapsamında İTÜ öğretim üyeleri tarafından yürütülen akademik oturumların yanı sıra SOCAR Türkiye yöneticileri ve sektör profesyonellerinin katkı sunduğu endüstri oturumları da yer aldı. Böylece katılımcılar, güncel akademik yaklaşımları sektör uygulamalarıyla birlikte değerlendirme fırsatı buldu. Çevrimiçi formatta yürütülen programın açılış ve kapanış panelleri ise yüz yüze gerçekleştirildi. Sürdürülebilirlik alanında uzmanlaşmaya katkı 4-10 yıl arası deneyime sahip, orta ve üst düzey profesyonellere yönelik tasarlanan program; enerji dönüşümü, karbon yönetimi, yeşil finans, raporlama standartları, sürdürülebilirlik yönetişimi gibi alanları içeren 9 modülden oluştu. Eğitim ve değerlendirme sürecini başarıyla tamamlayan katılımcılar, SOCAR Türkiye ve İstanbul Teknik Üniversitesi imzalı başarı sertifikası almaya hak kazandı. Sertifika töreninin ardından “Liman Gelir Hesapları” kitabı tanıtıldı Sertifika töreninin devamında, SOCAR Terminal CFO’su Kutlu Vardar ve SOCAR Terminal Ticari Alacaklar Müdürü Mehmet Dağduran tarafından kaleme alınan “Liman Gelir Hesapları” kitabının lansmanı da gerçekleştirildi. İstanbul Teknik Üniversitesi Denizcilik Fakültesi öğretim üyelerinin katkılarıyla hazırlanan eser, liman süreçlerinde rol alan tüm paydaşlar için rehber niteliğinde bir başvuru kaynağı olmayı hedefliyor. Teorik bilgilerin yanı sıra sahada karşılaşılan gerçek uygulamalara, sık yapılan hatalara ve yönetilmesi gereken risklere de yer veren kitap hem akademik hem de uygulamaya dönük yaklaşımıyla liman ve denizcilik sektörüne farklı bir perspektif sunuyor. Kaynak: (KAHA) Kapsül Haber Ajansı

logo
En son gelişmelerden anında haberdar olmak için 'İZİN VER' butonuna tıklayınız.